Melek – L. A. Weatherly / İnceleme


MELEK – L. A. WEATHERLY

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki  kitaba başlarken hayallerimde olan düşmüş meleklerin bu kitapta yer almadığını söylemek istiyorum. Her ne kadar o hevesle başlasam da bu kitaba beni hayal kırıklığına uğratmayıp bambaşka meleklerle tanımamı sağladı.

Ve kitapta anlatılan o melek türünün çok ama çok garibe gittiğini söylemeden geçemeyeceğim.

Kitapta anlatılan melek türü Baskın denilen olayla kendi dünyalarından bizim dünyamıza gelerek burada yaşamaya başlıyorlar ve kendi dünyalarında hava iler beslenirken burada insanların ruhları ile beslenerek onda iz bırakıyor ve hiçbir meleğin o insana dokunmasını engelleyerek onu kendi malı gibi yapıyor yan, mühürlüyor ve o insan ölene kadar ruhundan besleniyor.

Beslenilen insan kendisine melek dokunduğu için mutluluktan uçtuğunu zannederken halbuki bedeni bu olaya yavaş yavaş karşı çıkarak halsiz ve hastalıklı hissediyor ve kanserli hasta gibi yavaş yavaş ölüme yaklaşıyor. Tabi mühürlenen insan meleklerin toplandığı yerlere, bütün insanları yavaş yavaş mıknatıs gibi çeken yere Melekler Kilisesine çağırarak orada yer alan melekler onlardan daha fazla besleniyorlar. Ve bu hastanelerin yetersiz kaldığını gösteren bir takım facialara neden oluyor.

Tabi ki iyi melekler hayatta bulunmakta. Onlarda insan ruhuyla besleniyor ama kendileri avutarak. Mühürlenmiş insanlardan beslenerek ve bazıların ruhunu alıp mühürlenmişlere vererek az da olsa vicdanlarını rahatlatıyorlar.

Kitapta yer alan melekleri bu kadar ince detayınca anlatmamın sebebi garibime gitmesi. Sonuçta insan ruhunu emenlerin şeytan olduğunu bilirken bu kitapta bambaşka bir hayal dünyası ile karşılaşıp iyiliğin ve saflığın sembolü olan meleklerin böyle bir şekilde görmek beni şaşırttı. Hatta garibe gitti demek daha doğru olur. Kitaba ilk başlarken ve yorumuma başlarken dediğim gibi bu kitapta düşmüş melekler hayali ile başladım ama değişik bir türle karşılaştım.

Kitabın konusuna gelecek olursak Willow adında medyum ve arabalardan iyi anlayan kızımızın Beth adında okulda gördüğü bir kızın yanına gelip geleceğini okuması ile başlıyor olaylar. Beth’in geleceğini okuyan kızımız, onun melek çarpması yaşadığını görüyor ve karşılaştığı melekten uzaklaşmasını ve başarılı olduğu okul yaşamına devam etmesini söylüyor ama biricik Beth’imiz çenesini tutamıyor ve Willow’un söylediği her şeyi tek tek meleğine anlatıyor ve melek o gece Willow’un evini basıyor. Zorla benimde geleceğimi oku diyerek elini tuttuğunda kızımızın yarı-melek olduğunu görüyor ve başları olarak kabul ettikleri Raziel’in yanına giderek anlatıyor.

Raziel de aslında bir zamanlar CIA’yin görevi olan ama ele geçirdikleri Melek Katilleri kısaca MK’da yer alan bir üyeye emir vererek bu kızı öldürmesini istiyor.

İşte burada devreye giren Alex ile olaylar iyice yoldan sapıyor ve aksiyon başlıyor (: Willow’u öldürmek için evine gizlice girişi, onu ve üstünde uyuyan meleğini görüşü ve şoka uğraması ve onu öldürememesi. Daha sonra Beth’i kurtarmak isteyen Willow’un arkasından Melekler Kilisesine gidişi, orada yaşanan olaylar, Willow’u yanında götürüşü, onunla zaman geçirmesi, ona aşık olması, beraber savaşa katılmaları ile devam eden uzun soluklu olaylar zinciri…

Kitapta en ama an çok sevdiğim yer aşklarını saf ve tertemiz bir şekilde, diğer kitaplarda ki gibi abartmadan narin bir şekilde yaşamaları mükemmeldi. Bu konu da yazara kocaman bir teşekkür ediyorum. Sırf bu yüzden kitaba tam puan verebilirim (:

Seri bir kitap olduğu ve değişik bir konu anlatıldığından dolayı ve ve yazarın dilinin akıcı ve sizi bir arka sayfayı çevirtecek kadar güzel bu kitabı okuyun derim. Hayallerim gerçekleşmese de çok güzel bir kitaptı. İkinci kitabı okumak için can atıyorum. (:

579570_10151433581942360_1260439767_n

Mefisto – Trinity Faegen / İnceleme


MEFİSTO – TRINITY FAEGEN

Kitaba başlarken hafiften bir Alacakaranlık esintisi esse de belli bir zaman sonra araya meleklerin, şeytanların, Lucifer’ın, Mefisto ırkının, Anabo ırkının işin içine karışınca aslında öyle olmadığını sadece yer yer hissettirdiğini okudukça anlayacaksınız.

Kitabımız genel çerçevede Anabo ve Mefisto’nun oğullarının yani Cehennem’in çocuklarının, Tanrı’nın duymadığı evlatlar, Cennet’e girmek için hiçbir fırsatları olmayan sadece Mefisto Akdi ile bu şansı yakalayan bir hikayeyi anlatıyor.

Kızımız Sasha’nın babasının kimin öldürdüğünü bulmak için ilk defa katılacağı Kuzgunların toplantısı yanı Mefisto’nun ilk oğlu, annesinin katili, Lucifer’ı devirmek isteyen Eryx’in müritleri. Toplantı yerine adım atması ile taşlanmaya başlayan Sahsa hayatının dönüm noktası olacak bir gerçeği öğreniyor. Anabo olduğunu. Anabo olduğunu öğrendiği yetmiyormuş gibi bir de taşlandığı için neredeyse ölüm eşiğine gelip Jax tarafından iyileştirmesi. Hani şu meşhur Cehennem’in çocuğu. Mefisto’nun oğlu. Karşısında ki bir Anabo. Ne mi oldu? Tabi ki de ilk görüşte aşk ama sadece Jax tarafından ama o da bin yıl sonra gördüğü ilk Anaboya gerçekten aşık olduğunu bilip bilmemesi ile. Aşkın ne olduğunu, sevmek kelimesinin ne anlama geldiğini bilmeden.

Olayların böyle başlayıp annesinin aslında Rusya’dan kaçtığı ve Amerikan vatandaşı olmaması ve tekrar Rusya’ya dönemsi Sasha’nın hiç bilmediği halasının ve eniştesinin yanına taşınması ve ne tesadüftür ki Jax’in de orada ki bir dağda klanı ile yaşaması ile devame den olaylarla kitap soluksuz bir şekilde okutuyor kendini.

Kitapta en çok garibime giden ise tükürük ile iki ırkın özelliklerinin birbirine geçmesi. Bu fikri bulabilmek için yazarın yemeden içmeden geceli gündüzlü düşünmesi gerekti sanırım (:

Ama genel olarak kitabın konusu ve dili çok güzel ve akıcıydı. İkinci kitabının çıkmasını dört gözle bekliyorum…

541461_10151433581812360_1092084213_n

Sevgiler…

Gregor ve Felaket Kehaneti – Suzanne Collins / İnceleme


Gregor ve Felaket Kehaneti

Suzanne Collins

Yeraltı Günlükleri Serisinin ikinci kitabını da bitirmiş bulunmaktayım. Bana göre ikinci kitap birinci kitaba göre daha durağan olsa da yine de yaş grubu için güzel bir anlatım ve kurguya sahipti.

İsminde de yer aldığı gibi kitabımız yeni bir felaket ile başlıyor ve bitiyor. Bu sefer Felaket Kehanetinde ki olayları yaşıyor kitabımız.

Artık eve dönmüşler bazı şeyleri rayına oturtmuşlar ama yine de annesi geceli gündüzlü çalışırken babası yeraltından çıktıktan sonra daha da hastalanmış çoğu zaman yataktan çıkmazken, Gregor’un cumartesi günü komşuna yardım etmesi karşılığında aldığı üç beş kuruş ile aç karınlarını doyurma çalışırken geçen günlerinden birinde Bot ve Gregor Central Park’a kaymaya gidiyorlar. Ama onlarda ki ne şanstır ki kaç gündür onları takip eden sıçanlar o gün kafalarına koydukları planı yani Bot’u öldürmeyi gerçekleştirmek istiyorlar ve ne şanstır ki bizim iki kardeş yeraltına giden kapağın yakınlarındadır.

Bir an Gregor’un gözü önünde olan Bot bir an sonra gözünün önünden kaybolmuştur. Deliye dönen Ge-go kardeşinin arkasından kapaktan atlar ve diğer dünyaya geçer.

Geçmesi ile tek bir kehanetin değil bir sürü kehanetin olduğunu, Gri Kehanetin sadece bir başlangıç olduğunu anlar ve bir yandan kardeşini nasıl bulacağını, bir yandan belirsin olan Felaket Kehanetini nasıl tamamlayacağını kara kara düşünmeye başlar.

Bot’u aslında sıçanların değil böceklerin yanında olduğunu, sıçanlardan korumak için böceklerin sıçanlarla kavga ettiklerini ve Bot’u Regila’ya sapasağlam getirmeleri ile oalylar başlar.

Ge-go yavaştan savunma dersleri alırken aslında bir öfkeci olduğunu yani savaşırken düşmanından başka hiçbir şeyi görmediğini ve bu yeteneğe aralarında sadece sıçan Ridred’ın sahip olduğunu öğrenir.

Zamanı geldiğinde kehaneti gerçekleştirmek için yola çıkarlar ve yanında koku duyusu güçlü bir sıçan, yarasalar, eğitmen ve Luxa’nın kuzeni Howard, Bot ve Temp ile yola koyulurlar ve belli bir süre sonra da onlara kaçak olarak Luxa ve yarasası katılır.

Böyle başlayan bir su yolculuğu ölümcül yılanlarla balıklarla akarlarla ve sıçanlarla savaşmaları ile devam ederken aralarından yine ayrılanlar olur ve Ge-go kehanete bulunan gelecekte sıçanların felaketi olan Felaketi bulur bulmasına ama o sıçanın yavru olduğunu hiç kimse hesaba katmaz.

Kehaneti yorumlayan Vikus ve yaşlı konsey Felaketi öldürmesi yönünde olsa da aslında kehanet yavruyu öldürürse daha büyük felaketin geleceğini göstermektedir. Bunu söyleyen de Luxa’nın savaş sonrası ölmesinden sonra – ki ben buna inanmıyorum Luxa ölürse benim için seri biter- tahta geçen deli Nerissa’dır.

Hikaye’nin sonu benim için hüzünlü bitse de diğer kitapta eminim Luxa geri dönecektir.

Genel olarak başta da söylediğim gibi kitap durağandı ama dili ve yazarın kurgusu yine mükemmeldi. Kitabın durağanlığının devam etmemesi umudu ile üçüncü kitabı en yakın zamanda okumak dileği ile….

541461_10151433581812360_1092084213_n

SEVGİLER…

Gregor ve Gri Kehanet – Suzanne Collins / İnceleme


GREGOR VE GRİ KEHANET

   SUZANNE COLLINS

Kitap on bir yaşında bulunan Gregor’un ve iki yaşında ki kardeşi Bot’un başından geçenleri anlatıyor. Gregor’un aile babasının bir gün ani bir şekilde ortadan kaybolmasından sonra çektiği sıkıntıları, zorlukları ve annesinin çalışırken Gregor’un kız kardeşlerine ve büyükannesine nasıl baktığını anlatarak başlayan kitabımız Bot’un çamaşırhanede ki havalandırma deliğinden yer altı dünyasına geçişi ile devam ediyor. Gregor babasının anasıl birden ortadan kaybolduğunu, yarasalarının nasıl kocaman ve ejderha gibi kullanıldıklarını, böceklerinin ne kadar kocaman olduklarını, sıçanların nasıl düşman olduklarının hepsini tek tek yer altında ki dünyada tanışıyor.

Yer altında yaşayan insanların nasıl farklı olduklarını hangisini dost hangisinin düşman olduğunu, orada ki yaşamın zorluklarını – ışıksız, bitkisiz ve kısıtlı sayıda ki yiyeceklerin, kıyafetlerin örümcekler tarafından dokunduğunu – öğreniyorlar.

İlk kitapta Mr. Sandiwich’in – yeraltına ilk gelen insan, orada yaşamı bulan ilk insan – Regila sarayının bir odasının duvarlarına yazdığı kehanetlerden ilki olan Gri kehanetin gerçekleşmesini anlatıyor.

İki yerüstlünün – Bot ve Gregor’un – yeraltına inmesi ile kehanetin mısraları tek tek yaşanmaya başlayarak, böcekler ile anlaşma imzalanması, böceklerin Bot’u kraliçe ilan etmeleri, örümceklerle anlaşma imzalanmaması ve sıçanların saldırısı, sıçanların elinde bulunan Gregor’un babasını öldürme tehditleri hatta bütün yerüstlüleri öldürmek istemeleri ve bu yüzden savaş çıkması, Luxa’nın kuzeni Henry’nin Regila halkına ihaneti ve savaşı Regila halkının kazanarak, Gregor’un babasını kurtarmaları ve en sonda dünyaya geri dönmeleri ile hem kehanet tamamlanıyor hem de birinci kitabın sonuna geliniyor.

Kitap hatta seri her ne kadar 12+ yaş sınırlarını kapsasa da ben bu seriyi ilk kitaptan çok sevdim. Çocuk öykü kitabı olduğu için basit dil, mükemmel bir hayal gücü yer almaktadır. Serinin son kitaplarına doğru bozmamasını ümit ederek okumaya devam edeceğim ve umutlarım inşallah boşa çıkmaz (:

541461_10151433581812360_1092084213_n

SEVGİLER…

Incarceron – Catherine Fisher / İnceleme


INCARCERON – CATHERINE FISHER

Bir yaşam düşünün 18.yy dönemini yaşayan… Teknoloji saklı gizli kullanan, onun kullanımını da bir suç olduğunu bile bile kullanan insanları düşünün. Bu insanlarının kendilerini diğerlerinden ayrıcalıklı olduğunu düşündüğünü düşünün. Ama bunu düşünenlerin aslında bir hapishanenin baş mahkumları olduğunu, diğerlerinin de baş gardiyan olduğunu düşünün. Bir kraliçe olduğunu ama aslında kraliçe değil ruhunda barındıran büyücülüğü her daim her yerde kullanan bir kadın düşünün. Öldürülmüş, ama öldürülmemiş gerçekte kayıp olan Cennet dedikleri asıl hapishaneye atılmış mahkum hayatını sürdüren ve bu hayatını hırsızlıklarla geçindiren gerçek varis, kraliçenin üvey evladı düşünün. Bir de kraliçenin gerçek oğlunu, varis yapacak, beş para etmez, hayatını boşa yaşayan, akademiden atılmış bir piyon oğlan düşünün. Bir Müdür düşünün Cennet dedikleri hapishaneyi yöneten, her şeyi elinde tuttuğunu zanneden ama çoğu yerde unvanı geçmeyen bir adam düşünün. Bir kız düşünün… Müdürün doğduktan sonra ölen kızın yerine geçmesi için Cennet hapishanesinden çıkartılan… Başına buyruk, dediğim dedik, öğretmenini babası yerine koyan bir kız… İlk nişanlısı, öldürülen veya hapishaneye tıkılan oğlana aşık bir kız. Ama hayat ona sürprizlerle gelip sevdiği oğlanı alıp diğer varisi ile nişanlanması ve evlenmesini sundu yemeğine. Ama o  ne yaptı? Düğün günü kaçtı eski hayatına geri dönmek istedi. Sevgilisini kurtarmak, ait olduğu yaşama geri döndürmek istedi. Yani Cennet hapishanesine girdi. Ne mi oldu? Olayları daha da karıştırdı. Düğüm üstüne düğüm attı. Peki ona kim mi yardım etti? Tabii ki bir dakika bile yanından ayrılmayan öğretmeni. Hasta olan, Müdürden korkan ve hapishaneyi inşa eden insanların soyundan gelen bir bilge adam o. Çoğu şeyin çözümüne yardımcı olan adam…

Bir hapishane düşünün… Cennet dedikleri ama içindekilerin Cehennem olarak adlandırdıkları… Hırsızlık yaparak hayatta kalmaya, çoğu insandan üstün olmaya çalıştıkları. Onları yönetmek istedikleri. Bir takım batıl inançlara inanlar insanlar. İnsanların hayatları öyle bir hayat ki hapishane de doğup ki neredeyse çoğu ölen insanların karıştırılmış bedenleri ile dünyaya gemli yaşamlarını hırsızlıkla, yaptıkları hırsızlık sonucunda elde ettikleri ganimetleri bir köpek gibi birbirlerine girerek paylaşmaları, konuşabilmek için veya gizli bir iş yapabilmek için hapishanenin kıpkırmızı gözlerinden köşe bucak kaçtıkları bir yaşam… Bir oğlan düşünün… Bu oğlan hapishaneye dışarıdan geldiğini, yıldızları gördüğü için Yıldızgörücü lakabını almış bir oğlan… Evet gerçek varisimiz. Ara ara eski yaşamından özellikle son doğum gününden parça parça şeyler hatırlayan bir oğlan. Hapishanenin kırmızı gözlerinden korkup kaçan ve hapishanenin oğlu olduğu için onunla konuşan babasının – hapishanenin sesinden- korkan bir oğlan. İşte o oğlanın hayatı bir hırsızlık olayı ile bir anahtar bulması ile düşünüyor. Bir oğlan düşünün… Yıldızgörücünün kankardeşi… Kardeşi… Kendini beğenmiş, her şeyi ben yaparım havalarında gezen, genç, yakışıklı bir oğlan. Ama zamanla kendisinin mükemmel değil çoğu zaman değil her zaman aşağıladığı bir türden olduğunu öğrendiğinde beş para etmediğini anlayıp ipi kopmuş kuduz bir köpek gibi etrafta dolaşmaya başlayan bir oğlan. Dışarıya ilk kendisinin çıkmasını isteyen ama çıkamayan bir oğlan. Yaşlı bir adam düşünün… Hapishaneyi kuranların kanından gelen ve hapishaneyi kurduktan sonra içeride kalan bilgelerin soyundan gelen bir adam. Öyle bir adam ki 60 yıllık yaşamı boyunca sadece dışarı çıkmayı düşünen ve zafere giden yolda her şey mubahtır felsefesini düşünen bir adam.

Bir efsane düşünün… Bu öyle bir efsane ki içine giren bir daha dışarı çıkamıyor. Tam çözdüm diye düşünürken aslında düşüncelerinde ki soru işaretlerine bir tanesini daha ekliyor. Düğüm üstüne düğüm atıyor. Efsane değil bir paradoks.

İşte kitap bunları ve bu konuların çevresinde ilerliyor. Ben okudum ve çok beğendim. İlk çıktığı zaman ki ön yargılarımı bir bir karalayan bir kitap oldu. Her ne kadar 13-15 yaş grubu kitabı olsa da kitabın ütopyası, kurgusu beni etkiledi. Yazarın dilinin sadeliği ve kitabının akışının güzel olması ile kitabı nasıl bitirdiğinizi anlamayacaksınız. En yakın zamanda ikinci kitabı olan Sapphique okumayı düşünüyorum.

579570_10151433581942360_1260439767_n

SEVGİLER…

 

Pür – Jullianna Baggott / İnceleme


PÜR – JULIANNA BAGGOTT

Pür bitti. Hem de arkasında bir sürü soru işareti bırakarak. İlk başta o kadar çok sıkıldım ki bu kitabın neresinde olay var derecesine geldim. Ama ne oldu? Çoğu fantastik kitap gibi son 100 sayfada bombayı patlattı Pür. Hem de öyle bir patlattı ki keşke ikinci kitap elimin altında olsa da onu da okuyup bitirsem ve kafamda ki soru işaretlerini yok etsem dedim. Ama soru işaretlerim belli bir süre daha kafamın bir köşesinde kalmalı sanırım. En iyisi unutmadan bir yere yazmak. :)

Kitabın konusuna gelecek olursak nükleer patlamayı ve onun kötü sonuçlarını anlatmakta. Sevgili yazar Julianna nükleer patlamaların iğrenç etkilerini o kadar güzel bir şekilde anlatmış ki insanların yarattıkları o kötü ve rezalet sonuçlardan dolayı utanmaları gerekir.

Kitap genellikle Hiroşima ve Nagazaki olayları ele alınarak yazılmış. Ki kitapta da olayların başlangıç yeri Japonya olarak bahsediliyor.

Olaylar birkaç zeki hatta duble zeki gencin bir araya gelip bir projeyi gerçekleştirmesini anlatıyor. Bazıları bu projenin kötüye gittiğini anladıkları zaman projeden çekilip bu olayı sonlandırmak için başka bir projeye başlıyorlar ama iş hesapladıkları gibi gitmiyor Çünkü patlama beklenilen zamandan önce gerçekleşiyor ve bu karşı olan gençlerimizde bir takım gelecekte ki gençlere bir takım sırlar bırakıyorlar.

Bu projeyi gerçekleştirmek isteyen, dişini tırnağına takıp harıl harıl çalışan tek bir kişi var. O da kitabımızın asıl kahramanımız olan Patrige’in babası Ellery Willux. Kitabımızın kötü kahramanı. Kubbeyi oluşturup sadece seçkin insanları içerideki yaşama alan çoğu insanı da Kubbe’nin dışında bırakıp ölüme terk eden, deforme olmalarını sağlayan tek insan. Ve bu adamla dışarıda savaşmaya çalışan iyi takım  ve bununda başını çeken yine sevgili Patrige’in biricik annesi. Ama annesi ne kadın? Bir sürü olay yaşamış bir kadın. Bu olaylar anlat anlat bitmez. Hem anlatırsam kitabın heyecanı kalmaz :)

Kubbe’nin içinde ki hayat tek kelime ile mükemmel. Ama tek bir kötü yanı ile. Her şey tükenmek üzere. Her şeyden kısıtlı sayıda bulunmakta. Ama hayat her ne kadar mükemmel olsa da ciddi anlamda zor bir yaşam hüküm sürmekte. Zor bir eğitim aşaması, zor bir askeri görev aşaması, zor bir sağlamlık kuvvetlilik ilaç tedavisi…. Diye devam eder bu liste. Ama bu tip olayların ve deneylerin sonucunda ise mükemmel bir robot yaratmış oluyorlar.

Peki ya Kubbe’nin dışında yaşayan insanlar? Hilkat garibeleri. Onların yaşamları nasıl peki? Ölseler daha iyi denecek kadar kötü bir yaşamları var. Hepsi nükleer patlamadan önce vücutlarına yakın her ne varsa onlarla bütünleşiyorlar ve ölene kadar da onlarla yaşıyorlar. Peki vücudunda bir fazlalıkla yaşamak nasıl bir şey mi? Tek anlamda berbat. Hayatlarını kısıtlamaktan başka bir şey yapmadıkları gibi önceki hayatlarına dönmek için ellerinden geleni yapıyorlar ama ellerine geçen ise bir hiç.

Deforme olanlar ise tek insanlar değil. Nükleer patlamadan nasibini alanlar bitkiler ve hayvanlarda var. İşte hilkat garibelerinin yaşamını o deforme olmaları ile delirmesi sonucu ile hayatlarını zindan etleri yetmiyor yiyecekleri de birer zehir. Her gün ellerinde takas edebilecekleri ne varsa onlarla yiyecekleri takas ederek besleniyorlar. Ya da zehirleniyor. Ki ölümlerini hızlandıracak daha önemli bir etken daha var toz. O ise içten içe bitiriyor onarlı. Önce ciğerlerine yerleşiyor sonra öksürüğe sebep oluyor ondan sonra da yavaş yavaş ölümüne sebep oluyor.

İşte hilkat garibelerinin yaşamı böyle. Nükleer patlamadan önce keşke ölseydik diyorlar ya da keşke Kubbede ki insanlar sözlerini tutsaydı da biz de içeride olsaydık diyorlar.

Kitap bu çerçeve içinde geçiyor. Bir Hilkat garibeleri olan Pressia, Bradwell ve oranın polisi olan El Capitan ile Patrige’in yollarının kesişmesi ile hızını arttırıyor. Ve attıkları düğümleri tek tek çözüyorlar ve yerlerine yeni yeni düğümler atıyorlar.

Genel çerçeve içerisinde ben kitabı beğendim ama daha iyi olabilir miydi? Evet kesinlikle daha iyi olabilirdi. Daha akıcı ve daha güzel bir dille yazılabilirdi. Ama bu şekli ile de güzel bir kitap ortaya çıkmış. Yazarımızın ellerine sağlık. Bu kitabı okumamızı sağlayan DEX yayınevine de ayrı bir teşekkürler. Soru işaretlerini ve düğümleri çözmek için ikinci kitabı bekliyorum.

541461_10151433581812360_1092084213_n

SEVGİLER…