Incarceron – Catherine Fisher / İnceleme


INCARCERON – CATHERINE FISHER

Bir yaşam düşünün 18.yy dönemini yaşayan… Teknoloji saklı gizli kullanan, onun kullanımını da bir suç olduğunu bile bile kullanan insanları düşünün. Bu insanlarının kendilerini diğerlerinden ayrıcalıklı olduğunu düşündüğünü düşünün. Ama bunu düşünenlerin aslında bir hapishanenin baş mahkumları olduğunu, diğerlerinin de baş gardiyan olduğunu düşünün. Bir kraliçe olduğunu ama aslında kraliçe değil ruhunda barındıran büyücülüğü her daim her yerde kullanan bir kadın düşünün. Öldürülmüş, ama öldürülmemiş gerçekte kayıp olan Cennet dedikleri asıl hapishaneye atılmış mahkum hayatını sürdüren ve bu hayatını hırsızlıklarla geçindiren gerçek varis, kraliçenin üvey evladı düşünün. Bir de kraliçenin gerçek oğlunu, varis yapacak, beş para etmez, hayatını boşa yaşayan, akademiden atılmış bir piyon oğlan düşünün. Bir Müdür düşünün Cennet dedikleri hapishaneyi yöneten, her şeyi elinde tuttuğunu zanneden ama çoğu yerde unvanı geçmeyen bir adam düşünün. Bir kız düşünün… Müdürün doğduktan sonra ölen kızın yerine geçmesi için Cennet hapishanesinden çıkartılan… Başına buyruk, dediğim dedik, öğretmenini babası yerine koyan bir kız… İlk nişanlısı, öldürülen veya hapishaneye tıkılan oğlana aşık bir kız. Ama hayat ona sürprizlerle gelip sevdiği oğlanı alıp diğer varisi ile nişanlanması ve evlenmesini sundu yemeğine. Ama o  ne yaptı? Düğün günü kaçtı eski hayatına geri dönmek istedi. Sevgilisini kurtarmak, ait olduğu yaşama geri döndürmek istedi. Yani Cennet hapishanesine girdi. Ne mi oldu? Olayları daha da karıştırdı. Düğüm üstüne düğüm attı. Peki ona kim mi yardım etti? Tabii ki bir dakika bile yanından ayrılmayan öğretmeni. Hasta olan, Müdürden korkan ve hapishaneyi inşa eden insanların soyundan gelen bir bilge adam o. Çoğu şeyin çözümüne yardımcı olan adam…

Bir hapishane düşünün… Cennet dedikleri ama içindekilerin Cehennem olarak adlandırdıkları… Hırsızlık yaparak hayatta kalmaya, çoğu insandan üstün olmaya çalıştıkları. Onları yönetmek istedikleri. Bir takım batıl inançlara inanlar insanlar. İnsanların hayatları öyle bir hayat ki hapishane de doğup ki neredeyse çoğu ölen insanların karıştırılmış bedenleri ile dünyaya gemli yaşamlarını hırsızlıkla, yaptıkları hırsızlık sonucunda elde ettikleri ganimetleri bir köpek gibi birbirlerine girerek paylaşmaları, konuşabilmek için veya gizli bir iş yapabilmek için hapishanenin kıpkırmızı gözlerinden köşe bucak kaçtıkları bir yaşam… Bir oğlan düşünün… Bu oğlan hapishaneye dışarıdan geldiğini, yıldızları gördüğü için Yıldızgörücü lakabını almış bir oğlan… Evet gerçek varisimiz. Ara ara eski yaşamından özellikle son doğum gününden parça parça şeyler hatırlayan bir oğlan. Hapishanenin kırmızı gözlerinden korkup kaçan ve hapishanenin oğlu olduğu için onunla konuşan babasının – hapishanenin sesinden- korkan bir oğlan. İşte o oğlanın hayatı bir hırsızlık olayı ile bir anahtar bulması ile düşünüyor. Bir oğlan düşünün… Yıldızgörücünün kankardeşi… Kardeşi… Kendini beğenmiş, her şeyi ben yaparım havalarında gezen, genç, yakışıklı bir oğlan. Ama zamanla kendisinin mükemmel değil çoğu zaman değil her zaman aşağıladığı bir türden olduğunu öğrendiğinde beş para etmediğini anlayıp ipi kopmuş kuduz bir köpek gibi etrafta dolaşmaya başlayan bir oğlan. Dışarıya ilk kendisinin çıkmasını isteyen ama çıkamayan bir oğlan. Yaşlı bir adam düşünün… Hapishaneyi kuranların kanından gelen ve hapishaneyi kurduktan sonra içeride kalan bilgelerin soyundan gelen bir adam. Öyle bir adam ki 60 yıllık yaşamı boyunca sadece dışarı çıkmayı düşünen ve zafere giden yolda her şey mubahtır felsefesini düşünen bir adam.

Bir efsane düşünün… Bu öyle bir efsane ki içine giren bir daha dışarı çıkamıyor. Tam çözdüm diye düşünürken aslında düşüncelerinde ki soru işaretlerine bir tanesini daha ekliyor. Düğüm üstüne düğüm atıyor. Efsane değil bir paradoks.

İşte kitap bunları ve bu konuların çevresinde ilerliyor. Ben okudum ve çok beğendim. İlk çıktığı zaman ki ön yargılarımı bir bir karalayan bir kitap oldu. Her ne kadar 13-15 yaş grubu kitabı olsa da kitabın ütopyası, kurgusu beni etkiledi. Yazarın dilinin sadeliği ve kitabının akışının güzel olması ile kitabı nasıl bitirdiğinizi anlamayacaksınız. En yakın zamanda ikinci kitabı olan Sapphique okumayı düşünüyorum.

579570_10151433581942360_1260439767_n

SEVGİLER…

 

7 thoughts on “Incarceron – Catherine Fisher / İnceleme

  1. Kitabı alıp okuyalı sanırım bir 8-9 ay olmuştur, birinci ağza alışıp bu kitapta üçüncü ağız okuyunca ilk başlarda çok tuhaf karşıladım ama gerçekten kitap hakkını verdi ve hiç sıkmadan son sayfalara kadar götürdü beni, çok farklı bir hikayeydi ve çok hatırlamasam da gerçekten çok güzeldi en kısa zamanda ikinci kitabını da okumayı düşünüyorum :D Yorumun için teşekkürlerr <3

    • Bende sırrı öğrenene kadar kendimi yedim bitirdim! :D Bir türlü sonunu göremeceğim falan derken muhteşem bir son ile beni şok etti. :)

      Yorumumu beğenmene sevindimmmm <3

      • Ben kitabın yarısında dayanmayıp sonunu okumuştum :D Yoksa kalbim kaldırmayacaktı :D Ne demek artık her yorumunu beğenirim :D Takipçinim :D

      • Ben öyle bir şey yapmam! Yapamam! Fantastik kitaba bunu yapamamm!!! aşk kitaplarında çok pis yaparım ama :D

        Çook teşekkür ederim tatlım :*

  2. Kapağı dikkatimi çekmişti de almıştım bu kitabı. İyi ki almışım dedirtti. Konusu gerçekten farklı ve güzel, bundan sonra ne olacak acaba diye okunan bir kitap. Yorum için teşekkürler. :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s