Gölge ve Kemik – Leigh Bardugo / “Book Friends” #1 Tur / İnceleme


150931_10151388536617360_1744908564_n

GÖLGE VE KEMİK / LEIGH BARDUGO

Türlerin kargaşasını yaşayan, Rusya’ya benzeyen bir ülkede ismine Ravka denen ütopik bir yerde geçen, bir genç kızın ve oğlanın çocukluklarından başlayıp gençliğinde de dur durak bilmeden devam eden olayları yaşayışını okuyoruz.

“Book Friends” turumuzun ilk kitabı olan Gölge ve Kemik ara ara uzatmalarla iki gün içinde bitti. Ama nasıl bitme?! Keşke bitmeseydi dediğim nadir kitaplardan birisiydi. Kitaplarda aradığım bütün özellikle bu kitapta yer almaktaydı. Ütopya, distopya, kast sistemine ile krallığın harmanlanmış halinde ki yönetim, sihir, büyü, güç… ve sayamayacağım daha bir sürü şey bu kitapta vardı. Belki kitabı okuyanlar bu kitaba 15 yaş sınırını koyabilir ama bence yazarın hayranlık beslediği George R.R. Martin’i hafiften andıran dili ve karanlık kurgusu ile sayfaları nasıl çevirdiğinizi, kitabı nasıl bitirdiğinizi anlamayacaksınız bile. Hatta benim gibi hemen ikinci kitabı çıksa da okusak diyeceksiniz.

Ben bu kitabı çok beğendim. Hem yukarıda ki sebeplerden hem de Karanlıklar Efendisi yüzünden. ((: Bu yüzden bol bol spoiler vererek inceleyeceğim kitabı. Şimdiden uyarıyorum!

Kitabımızın ilk sayfalarını açıp okumaya başladığınızda, ki bu ilk 70 sayfa da devam ediyor,bir tür karışıklığı, mekan karışıklığı ve kitabın karakterlerine özgü kıyafet karışıklığı yaşayacaksınız. Ve bunların bir tanesi bile kitabın ne kadar özgün olduğunun göstergesi. Ben yemedim içmedim bu türlerin kıyafetlerin ne olduğunu kitabın içinden çıkarıp bir yere not aldım ve notları buraya yazarak sizlerle de paylaşacağım. Bir yere not almam ile aslında kafa karışıklığı kalmadı ve neredeyse çoğu türü ezberlemiş oldum. (:

Kısa lafın kısası kitabımızın ilk başları çok karışık ve pek fazla aksiyon yok. İlk sayfalarda kitabımızın cılız, orta derece güzel, yetim ve normal bir insan olan (?!) –ki ilk defa bir kitabın baş kahramanını ütopik bir güzelliği olmadığını görüyorum ve şaşkınlığımı hiç durmaksızın dile getiriyorum (: – Alina ile, yine Alina gibi yetim ve onunla birlikte büyümüş olan ve yakışıklılığına yakışıklılık katan Malyen ile ve kitapta ki aşkım, gönlümü kaptırdığım –Eren bir türlü bunun sebebini anlayamadı çünkü o eline geçirse öldürecek ((: – ismini hakkıyla taşıyan ve yanar dönerlik yapmayan, amacını kelimelerin arasına gizleyen ve acımasız Karanlık Efendisi ile tanışıyoruz. Tabi bunun yanı sıra diğer türleri de tanımış oluyoruz ama hepsini azar azar tanımamız kafa karışıklığımızı daha da arttırıyor. Ama genel çerçevede Krallık, 1.Ordu –sıradan insanlardan oluşan ordu-, 2. oldu – Grishalardan oluşan ordu- ve özel güçlere sahip diğer Grishalar var. Örneğin; Karanlıklar Efendisi ve Işığın Hakimi.

Çocukluklarını Keramzin denilen bir yer de bulunan bir Dük’in evinde, ki bu çocuk esirgeme kurumu gibi kullanılan bir malikane, geçirmişler ve Ana Kuya tarafından büyütülmüştürler. Zorlu geçen çocukluk yıllarından sonra yetimhaneye gelen Grishalar tarafından insan mı yoksa Grisha mı oldukları için test edilmişler ve ikisinin de insan oldukları- Alina resim yeteneği olduğu için haritacı, Malyen da iyi bir gözcü ve avlayıcı olduğu için 1.Ordu’da avcı olarak gönderilmiştir ve iki yetimin yolu ilk defa böylece iki ayrılmış olur. Zorlu eğitimlerini aldıktan sonra 1.Ordu’nun gemi ile Karanlıklar Diyarını geçip Novokribirsk’e ulaşabilmeleri için Kribirsk’de kamp kurmuşlardır ve tekrardan iki genç bir araya gelmiştir.

Uzun yıllar sonra ikisinin de nasıl değiştiğini fark ederler ve buna göre birbirlerine yakın mı duracaklarını uzak mı duracaklarını düşünürler ama en sonunda normal arkadaşmış gibi birbirlerine davranmaya başlarlar.

Ki Karanlık Diyarı’nı geçecek gemiye binene kadar…

Karanlıklar Diyarından geçen gemiler suyun üzerinden değil Rüzgar Hakimleri’nin rüzgarı çağırıp gemiyi kumlar üzerinde ileriye taşıyorlar. Bir nevi geminin kaptanları Rüzgar Hakimleri. Ama her Karanlıklar Diyarı’na adım atanlar Volcralar tarafından saldırıya uğrayarak ölüyorlar. Savaşmaya kalsalar bile bir işe yaramıyor çünkü Volcralar karanlıktan beslenen canavarlar ve Karanlıklar Diyarı’da ismi gibi karanlıktır.

Küçük sürüler halinde uçuyordu. ……..Bir başka Volcra da kanatlarını hzılıca çarparak benim üzerime geldi. ………. Volcra öne doğru atıldığında arkada parlayan ateş ışığı ruhsuz, boş gözlerinden yansıdı. Ardına kadar açık ağzı sıra sıra dizilmiş keskin, siyah ve çarpık dişlerle doluydu.

Yolculuğa başlanıldıktan bir süre sonra her yolcu gibi onlarda Volcralar’ın saldırısına uğramışlardır ve savaş başlamıştır. Volcralar’ın kazandığı savaşı son dakika Alina’nın aslında insan değil Işık’ın Hakimi olduğunu öğrendiğimiz yeteneğinin ortaya çıkması ile Grishalar savaşı kazanıp Kribirsk’e geri dönmüşlerdir. Tabii kayıpları olarak ama Alina’nın yeteneğinin yanında bu kayıplar bir hiç olarak görülür.

Alina’nın gerçek yeteneğini aslında Karanlık Efendisi çözer ve gelecekte ki planlarında bir silah olarak kullanmak için gizliden gizliye kendisine saklar. Önce Kral’ın ve Kraliçe’nin huzuruna çıkartır ve onların huzuruna çıkartırken mavi kefta giyinmesine izin verir ama asıl amacı olan – ki başardığı amacı- kendi renkleri olan siyah keftayı ona giydirmektir.

Zamanla Karanlık Efendisi söylediği sözlerle, kurduğu cümleler ile çevresinde ki insanların onun hakkında ki düşüncelerini Alina’ya söylemesi ile Alina onun gerçek yüzünü görür ve saraydan kaçar. Bir şekilde Malyen ile karşılaşırlar ve amaçlarına ulaşmak için her yolu denerler ki Karanlık Efendisi yollarına çıkana kadar.

Bu ve bundan daha fazla olaylarla devam eden serüvenimiz tam yerinde noktayı koyuyor ve daha sonra ne olacak diye düşündürüyor. Kitabı bitirmemin üzerinden bir gün geçmeden ben hayallere bile daldım ve bunun bir çocuğunda Karanlık Efendisi ön planda. ((:

Bunların dışında yazarın dili inanılmaz derece de kolay ama kitabın kendine has kelimeleri ile kitabı okurken biraz zorlanıyoruz. Ama zamanla o dile de alışkın hale geliyoruz ve sayfalar su gibi akıp gidiyor. Ben bu kitaba 5 üzerinden 5 veriyorum. Şu ana kadar okudum hiçbir kitaba benzemiyor ve kendine özgü yapısı ile beni benden alın. Bence hiç durmayın gidin alın ve okumaya başlayın!

385472_10151433582022360_1769049046_n

REV

GRISHA

İKİNCİ ORDU’NUN ASKERLERİ

YÜCE BİLİMİN USTALARI

COLPORALKİ – Kırmızı kefta giymektedirler.

(CANLILAR VE ÖLÜLER SINIFI)

Cellatlar

Şifacılar – Keftasında gri işlemeler bulunmaktadır.

ETHEREALKİ  – Koyu mavi renkte ve kollarında gümüş işlemeler bulunan kefta giymektedirler.

(ELÇİLERİN SINIFI)

Rüzgarın Hakimleri

Ateşin Hakimleri

Dalgaların Hakimleri

Karanlıkların Hakimi – Simsiyah bir kefta giymektedir.

Işığın Hakimi – Önce koyu mavi sonra da Karanlıklar Efendisinin zoru ile siyah kefta giymektedir.

MATERİALKİ – Mor kefta giymektedirler.

(FABRİKATÖRLER SINIFI)

Durast

Alkemi

Oprichnikiler – Karanlık Efendisinin askerleri. Kapkara üniformalar giymektedirler.

Muhafızlar – Gri kıyafet giymektedirler.

Saray hizmetçileri – Beyaz kefta giymektedirler.

1.Ordu Askerleri – Tunik, pantolon, deri çizmeler ve gri bir ceket giymektedirler.

ALTI ÇİZİLENLER

golge-ve-kemik

    • Malyen yavaşça başını salladı. “Anladım. Eğer faydası olacaksa seni at arabalarından birinin altına atayım.”
    • Malyen başını iki yana sallayıp iç çekti. “Hep Mikhael’e ayak uydurmaya çalışıyor. Yine çizmelerime kusacak.”“Oh olsun.” dedim.
    • “Sıradan şeyler,”dedim biraz sinir olmuşçasına. “ Bana cevap vermek istemiyorsan söyle gitsin.”“Sana cevap vermek istemiyorum.”“Ya!”

      Ardından iç çekti, “Yüz yirmi,” dedi. “Aşağı yukarı.”

    • “O bizimle gelecek,” diye diretti Marie ve tartışmalar başladı.“Hayır, benimle gelecek,” dedi tok bir ses ve tüm oda sessizliğe büründü.
    • “Kraliçe’yle görüşmeniz nasıl geçti?” diye sordu.“Hiçbir fikrim yok,”dedim dürüstçe. “son derece güzel şeyler söyledi ama içeride geçirdiğim zaman boyunca bana köpeğinin ağzından çıkardığı bir şeymişim gibi baktı”
    • Karanlıklar Efendisi arkamızdan, “Genya,” diye seslendi. “kefta’sı siyah olsun.”
    • “Turp gibi!” dedi Baghra. “Hiçbir şeyi yok! Daha bir koridoru bile aydınlatamıyor, ama turp gibi.”
    • Sevgili Malyen, yazmıştım. Senden haber alamadım, bir volcraylar tanışıp evlendiğini, kalem kağıt bulunmayan Karanlıklar Diyarı’nda hayatın keyfini sürdüğünü ya da yeni eşinin ellerini yediğini düşünmeye başladım.
    • “Aynen öyle!” dedi, “Zaten bu yüzden kulağa çok kötü geliyor. Bir de Karanlıklar Efendisi’nin seni kendi kanıyla elmas parçacıkları içirerek iyileştirdiğini söylüyorlar.”
    • “Aynen öyle, herkes çok üzgün. Kral üzgün. Kraliçe üzgün. Ben üzgünüm. Ama bu konuda bir şeyler yapan tek kişi Karanlıklar Efendisi.”

Book Friends, Kitap Tur #1 | Gölge ve Kemik – Leigh Bardugo | Yazarın Biyografisi ve Kitabın Tanıtım Videosu


150931_10151388536617360_1744908564_n

Herkese merhaba!

Book Friends #1 Turu ile karşınızdayız.

İlk turumuzda Gölge ve Kemik kitabını inceleyeceğimizi söylemiştik ama ondan önce kitabımızın yazarını kısaca tanıyalım ve kitabımızın tanıtım videosunu izleyelim. (:

LEIGH BARDUGO

Bardugo_AuthorPhotoCROPPED_lowres

Leigh Bardugo Jerusalem de doğmuş, Los Angeles’da büyümüştür ve Yale Üniversitesi’nden mezun olmuştur. Şu günler de ise Hollywood’da yaşıyor; sevgisini şımartabilmek için sihri, hortlakları ve diğer hayatı olan makyaj sanatçısı L.B. Benson’ı giydirebileceği bir yerde. Bazen de o, müzik grubu, Captain Automis, ile şarkılarını duyurabilir.

İlk romanı olan Gölge ve Kemik – New York Times Çok Satanı- yazarın ilk kitabı olup, The Grisha Üçlemesi’nin başlangıcıdır. İkinci kitap, Siege ve Storm, 2013 yılında yayınlanacaktır. O, Joanna Stampfel-Volpe of New Leaf tarafından temsil edilmektedir.

 

KİTABIN TANITIM VİDEOSU

Book Friends, Kitap Tur #1 / Hakkında


150931_10151388536617360_1744908564_n

 

1. Kitap Turumuza çarşamba günü başlıyoruz. Tur öncesinde, bilgilendirme yapmak istiyorum. Görüldüğü üzere eski ismimizi (Book Sisters), Book Friends olarak değiştirdik; böylece kitap turumuzun yalnızca bayan bloggerlara değil herkese açık bir etkinlik olduğunu daha iyi ifade etmiş oluyoruz Aşağıda tura katılan diğer bloggerlar yer alıyor, herkesi 30 ocak günü 1. Kitap Turumuza bekliyoruz.

1. Kitap Turu’na katılan arkadaşlar

Damla: https://kitaplarindunyasi.wordpress.com/
Fehiman: http://yorumcadisi.blogspot.com/
Eren: http://erennadiraksamoglu.blogspot.com/
Eylem: http://kitapeylemi.blogspot.com/

Mekanik Melek – Cassandra Clare / İnceleme


Kitabın Adı : Mekanik Melek

Serinin Adı: Cehennem Makineleri

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Cassandra Clare

Çevirmen : Zeynep Hezen Ateş

Yayınevi : ARTEMİS

Sayfa Sayısı : 532

Bir seriye tamamen bağlı ama kendine özgü de bir bağımsızlığa erişmiş bir serinin ilk kitabı ile karşı karşıyayız bu sefer. İlk kitapta baş kahramanlar Gölge Avcıları, vampirlerden ve insanlardan oluşurken, bu kitapta hatta bu seride baş kahramanlar Gölge Avcıları ve İblis Efendilerinden oluşuyor.

Oğlumuz hatta oğullarımız Will ve Jem Gölge Avcısı iken kızımız Tessa İblis Efendisi’dir. Ama Ölümcül Oyuncaklar da biliyorsunuz ki Clary ve Jace Gölge Avcısı, Simon ise insanken sonradan vampir olmuştur.

Kitabımız genel çerçeve de zaten Ölümcül Oyuncaklar’a benzemektedir. Alt yapı yani kurgusu aynıdır, sadece hikayemiz 1878 yıllarında geçmektedir ve tahminlerime/tahminlerimize göre Jace’in büyük büyük büyük akrabalarını anlatmaktadır ve Will ile aralarında kan bağı vardır. İlk kitapta tabii ki bu çözülemiyor ama ikinci kitaptan sonra zamanla çözülüyormuş, bu konuda kesin bir şey söyleyemiyorum çünkü alıntıların yalancısıyım bende (:

Ölümcül Oyuncaklar’da yer alan İblis Efendisi Magnus Bane ve vampirlerin kraliçesi sayılan Camille ile yine karşı karşıya geliyoruz. Tabii o zamanlar Magnus Bane fazla tanınan birisi değil ve Camille’de söz hakkına fazla sahip değil. O zamanlar Londra vampir klanının başında De Quency bulunmakta.

Enstitü ise yaklaşık 23 yaşlarında olan evli çift Charlotte ve Henry çifti yönetiyor. Enstitüde ise geçmişini sır gibi saklayan ama 12 yaşında her tarafı parçalanmış, ürkek bir çocuk olan ve Enstitü’nün kapısını çalan Will, Çin’de ki Enstitüyü yöneten anne-babasının bir gün iblislerin saldırısına uğraması sonucu Londra gelen Jem, kendilerini saygın zanneden ve Gölge Avcılığı yapmayıp onların oyunlarından uzak duran bir sahip olmasına rağmen bir gün ailesini kaybettikten sonra Enstitü’nün duvarlarına sığınan Jess, eski ev sahibinin oğlunun tacizine maruz kalıp evden kaçan ve sokakta paçavralar ile bir köşede ölümünü beklerken Charlotte tarafından bulunup Enstitü’ye getirilen Sophie, ailesinin silah ustalığı işini devam ettiren ve ailesi öldükten sonra onların konumunu alan Thomas ve aşçıları Agatha yaşamaktadır. Tabii bu Will, Tessa’yı bulana kadar.

Abisinin kumar borcu yüzünden iş bulmak için Londra’ya gelmesi ile bütün olaylar ip söküğü gibi devam ediyor. Önce Amerika’dan abisi gidiyor Tessa’nın sonra da ailesi 3 yaşındayken trafik kazasında öldükten sonra onlara bakan Harriet teyzenin hastalanıp ölmesi bu olayı devam ediyor. Ama bütün olaylar bunlarla değil abisinin Tessa’ya Londra geişi için gönderdiği transatlantik biletini göndermesi ve Tessa’nın az sayıda ki eşyalarını bavula koyup, Londra’ya doğru yola çıkması ile başlıyor. Transatlantikten indikten sonra onu abisi karşılayacağını düşünürken birden Kara Kardeşleri görüyor ve onların biz seni abine götüreceğiz demeleri ile olaylara start veriliyor. Bir de buradan şunu anlıyoruz ki Tessa hiç annesinin veya teyzesinin sözlerini dinleyen biz kız değil. Yavrucuğum hiç mi aklına gelmiyor görünüşü görünüşe benzemeyen kişilerin arabasına binmemen gerektiği. Hadi anan baban söylemedi sen niye düşünemiyorsun. Eh bindin arabaya, gidiyorsun Kara Kardeşlerin ne olduğu belirsiz pansiyonlarına, katlanacaksın bir zahmet işkencelerine artık. Ondan sonra vah abim suçlu vah bilmem ne suçlu demeyeceksin. Zaten Will’de olmasa kendisine Magister denen adama karısı olarak gidecektin.

Will ve Jem, Tessa’yı Karanlık Kardeşler’in pansiyonundan kurtarmaları ile oalylar devam ediyor. Ama bu olayları ne olduğunu yazarsam büyük spoiler vermiş olurum ama bunun yerine minik bir ipucu verebilirim. Bu sefer o yıllarda büyük bir başarı gibi görülen otomatlar yani günümüzde ki robotlar var. Bunlar ne bir Gölge Avcısı  ne de vampir, kurt adam veya iblis. İstedikleri yerlere girebiliyor, istedikleri yerden çıkabiliyor ve komut verilmiş her hangi birisini öldürebiliyor. Ve hedefleri Gölge Avcıları, Öyle bir yöntemler kullanıyorlar ki Enstitüye sadece Gölge Avcısının kanı ile girilmesine rağmen onlar ellerini kollarını sallaya sallaya girebildiler ve işte o an da savaş başladı.  Bence bu kadar ipucu yeter, neredeyse kitabın hepsini anlattım ((:

Kitabın kurgusuna ve diline gelecek olursak, ben tam bir Cassandra Clare hastasıyım ve elinden bir kelime bile çıksa okuyacak birisiyim. O yüzden bu kitaba da bayıldım ama  şunu söyleyebilirim ki Ölümcül Oyuncaklar Serisinden daha çok sevdiğim bir kitap/ seri benim için. Sanırım bunun en büyük etkisi eski zamanlar da geçmesi. Dili inanılmaz basit ve birbiri arkasına diğer sayfaları çevirmenizi sağlayacak derece de akıcı ve benden 5 üzerinden 5 yıldızı hak eden bir kitap ((:

385472_10151433582022360_1769049046_n

ALTI ÇİZİLENLER

    • Acı ve gözyaşlarıyla dolu bu mekanın ötesindeSadece gölgelerin dehşeti hüküm sürer. / William Ernest Henley
    • Sevgi, umut, korku, inanç – insanlığı insanlık yapan bunlardır;Bunlar onun işaretleri, göstergeleri ve karakteridir. / Robert Browning
    • Pulvis et umbra sumus / Hepimiz tozlardan ve küllerden ibaretiz. / Horatius
    • Rüyalar, var oldukları sürece gerçektir veBiz de zaten bir rüyada yaşamıyor muyuz? / Lord Alfred Tennyson
    • Will omuz silkti. “Zaafları sömürmek, katlanmak zorunda olduğum bir sorumluluktur.”
    • Amour verus nun quam moritur. / Gerçek aşk asla ölmez.
    • Kalbimi taşa çevir, yüzüm bir buz parçası olsun,Aldat ve aldatıl ve öl; Kim bilir?

      Küller küllere, toprak toprağa / Lord Alfred Tennyson

    • “Seçme şansım yoktu,” dedi Will. “Beni boğuyordu.”“Biliyorum,” dedi Jem. “Ama gerçekten Will,yine mi?”
    • “Olanları değiştirmek için yapılabilecek hiçbir şey yokken, gerekçelerin ne anlamı var?”
    • Bazen sevdiklerimiz tarafından kandırılmak,Bizleri kandırılmamaktan daha az mutsuz eder. / François La Rochefoucauld
    • Bir iki kere zar atmayaCentilmence oynamak denir.

      Ama günahla oynayan

      Kısa sürede utancın gizli evinde

      Asla kazanılmayacağını öğrenir. / Oscar Wilde

    • “Mizhap,” dedi Jem.Tessa şaşkın şaşkın oğlana baktı. “Ne?”

      “Veda etmeden veda etmenin bir yolu,” dedi Jem. “İncil’e bir gönderme.”

    • Adını haykır ve sonra bir ruhun daha kaybolduğunu kaydet.Reddedilen bir görev, gidilmeyen bir yol, şeytanın kazandığı

      bir zafer ve meleklerin çektiği acı. İnsan tarafından işlenen bir

      günah, Tanrı’ya bir hakaret daha. / Robert Browning

    • Her şeyi kaybettim, diye düşündü Will. Her şeyi kaybettim.
    • Herkes sevdiğini öldürür,Bu böyle biline, kimi kötü bir bakışla yapar

      Kimi iltifatkar kelimelerle.

      Korkak, bir öpücükle öldürür,

      Cesur olansa kılıcının darbesiyle. / Oscar Wilde, Reading Zindanı Baladı

Beklediğim Sendin – Amor Towles / İnceleme


59986_10151235326367476_573202869_n

BEKLEDİĞİM SENDİN / AMOR TOWLES

Geçmişin beyefendiliği ile hanımefendiliğinin harmanlandığı, bir beyefendinin yüreğinden çıkıp, cümlelerin yüzdüğü paragraf denizinde yüzen kelimelerin, bir hanımefendinin düşüncelerini oluşturması, hayatını anlatması ile şekillenen Beklediğim Sendin arkadaşlıkların, entrikaların, aşkların ve hüzünlerin yer aldığı klasiklerin kokusunun harmanlanması ile oluşmuştur.

Kitabımızın ana karakteri olan Kate’in, yıllar önce karısının terk edişinin hüznüne sahip babasının ve amcasının Amerika göç etmesi ile hayatında yeni bir dönem başlar. O zamanlar 2 yaşında olsa da zamanla büyümüş ve 19 yaşında babasının vefatının ardından olgunluğa erişmiş ve kendi mütevazi tek odalı evine taşınmış ve orada bir akşam yemek yerken üstüne yemek döken kız, Eve ile dostluğun, kardeşliğin temellerini atmaya başlamışlardır. Ailesinden ve çiftliklerinden kaçan Eve, ilk başlarda kendi odasında kalmaya başlamış fakat her şeye rağmen babasının gönderdiği parayı geri çevirdikçe ve elinde ki paralar bitmeye başladıkça, üstüne yemek döktüğü Kate ile aynı oda da yaşamayı önermiş ve bu sayede kazandığı para ile zevklerini yaşamaya son hız kaldığı yerden devam etmiştir.

Aynı oda da yaşamaya başlayan bu iki kızımız yavaş yavaş birbirlerinin her şeyini paylaşmaya başlamıştır. Önce kıyafetlerini, sonra da iki küçük kız kardeşmiş gibi yataklarını ve en son da sırlarını. Her gün ne yaptıklarını uyumadan önce anlatmaları günlük bir aktiveleri haline gelmiştir ve ellerine geçen 3 kuruşluk para ile bile ucuz yerler bulup kendilerince mükemmel bir gösteri veya müzik şöleni eşliğinde ucuz içkileri ile beraber yemek yemekte ayrı bir zevkti onlar için.

Yine böyle bir akşam 1938 yılına dakikalar kala ucuz restorandan restorana geçtikleri ve son durakları olan bir barda oturup içkilerini içtiklerin de, zamanla iki arkadaşın arasını açacak Tinker ile tanışırlar. Kızlar, Tinker’ın o beyefendi davranışları ve birini bekleyen ifadesi ile onları görmediğinin hayal kırıklığı ile yaşarken, Eve’nin tekrardan deliliğini konuşturarak, Tinker’ı masalarına davet etmiş ve o dakikadan sonra bütün olaylar 1 sene içinde değişmiştir.

Bu bir sene neler yaşanmadı ki! Yıllarca unutulmayacak ve sadece Kate de saklı kalacak ve sadece Kate’in anlattığı kişilerde kalacak entrikalar, aşk oyunları, hüzün ve gözyaşları. Belki bunlar zamanla Kate’in içinde azalsa da en küçük bir hatırlatacak şeyin karşına çıkması ile her şeyi başa sarıyor ve hüzün denizinde tekrar yüzmeye başlıyor.

Her ne kadar mutluluğu o bir senede veya ondan sonra ki senelerde aşık olup, evlendiği kişi, Val ile mutluluğuna devam etse de Tinker’in onda bıraktığı hüzün ve aşk hiçbir zaman üzerinden silinemeyeceğini bilmektedir.

Kitabımızın ilk bölümü, gelecekten bir kesitle başlıyor ve kitabımızın içinde geçecek kişilerden minik minik alıntılar yapıyor. O bölümü iki kez okumamağa rağmen hiçbir anlamamıştım ama zamanla bütün taşlar yerine oturdu ve aslında o bölümün ne kadar şeyi gizlediğini zamanla anladım. Her bir cümlesinde , her bir kelimesin de kitapta hangi sırların gizli olduğunu, neler anlattığını ufaktan kopya veriyor bize.

İlk 300 sayfa bence çok pasifti ve neredeyse bir kitap başında uyuya kalacaktım. İnanılmaz derece sıkıldım diyebilirim. Ama son 150-100 sayfa sınırlarına girdiği anda kitabımız bir açıldı tam açıldı. Yazar beklemiş beklemiş bu son sayfalara bütün entrikayı, aşkı, gözyaşını, duysallığı sığdırmış. Tabii kitap bu hale gelince elimden bırakmakta gelmedi. O son sayfaların su gibi akıp geçtiğini hissettim. Ama düşüncelerim keşke yazar, bütün o olayları son sayfalara değil de bütün bir kitaba yaysaydı eminim ki o sıkılma istediğim ortadan kalkacak ve bir sonraki sayfayı çevirirken acaba hangi olay olacak diye düşünecektim.

Eğer boş zamanınız varsa ve tarihi bir olayı okumak istiyorsanız ve bu kitabı bir bayanın ağzından hem de bir erkek yazarın elinde çıkmasını istiyorsanız hiç durmayın gidin alın bence.

Bunu söylemeden edemeyeceğim. Kitapta sıkıldığım zamanlar kitabı kapattım ve o mükemmel kapağına baktım. İnanılmaz derece de güzel bir kapağı ve ona eşlik eden bir ayracı var kitabımızın. (:

541461_10151433581812360_1092084213_n

Altı Çizilenler

  • “Eski günler, derdi babam, öyle bir canına okur ki, bağırsakları sökülmüş balığa dönersin.”
  • “Belki. Bazen kızlar  boylarından büyük işlere kalkışırlar. Bunu anlarım. Tek istedikleri geçinebilmektir, hepimiz gibi. Sonlarının böyle olacağını düşünmezler. Hoş, hangimizin sonu düşündüğü gibi oluyor ki zaten? Boşuna hayal kurmak demiyorlar, kurgu işte neticede.”
  • “Sadelik, sadelik, sadelik! Ben derim ki ilişkileriniz iki veya üç kişiyle olsun; yüzlerce, binlerce kişiyle değil.”
  • “Herkes bir araba alabilir, şehirde bir gece geçirebilir. Çoğumuz günlerimizi, kabuklarının kırılması gereken fıstıklar gibi görürüz. Ancak binde birimiz dünyaya hayretle bakabiliyor. Chrysler Binası’na bön bön bakmayı kastetmiyorum. Bir yusufçuğun kanadından bahsediyorum. Ayakkabı boyacısının anlattığı hikayeden bahsediyorum. Lekesiz bir kalple lekesiz bir saat boyunca yürüyebilmek bütün mesele.”
  • “Nereye gideceğimden emin değilim. Ama nereye gidersem gideyim her yeni güne senin adını söyleyerek başlayacağım.”

Mahmud ile Yezida – Murathan Mungan / İnceleme


 

Kitabın Adı : Mahmud ile Yezida

Serinin Adı : Mezopotamya Üçlemesi

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Murathan Mungan

Yayınevi : METİS

Sanki at sırtındaymış gibi ve sanki at kendileriymiş gibi ve sanki atlar koşuyormuş da, koşarken koştukları yerlere bir top kıvılcım bırakıyorlarmış gibi,  bir ellerinde tüfekleri ve bir ellerinde meşaleleri, ve en önde ucuna alçılı koca bir bez çaput bağlanmış uzun bir sırıkla köyün çevresini daireleyerek geçerler, geçerler, geçerler…

 

Mahmud ile Yezida.  Birisi Yezidi kızı birisi Müslüman oğlu. İkisinin aileleri de, akrabaları da, komşuları da birbirine düşman. Ellerinden gelse birbirlerini öldürecekler, ama elleri mahkum, devlet baba buna izin vermiyor. Geçersiz hüküm. İki taraftan her hangi birisi, birine laf atarsa olaya ölüm girer, kan girer, kan davası başlar. Birisine laf atan birbirlerine düşman bu iki köyün, birbirlerine sevdalı gençleri olursa ne olur peki? Babası veya erkek kardeşleri gözü kapalı oğlunu veya kızını, kız kardeşini veya erkek kardeşini öldürür. Kurallar böyledir. Kan davasıdır. Ne aileye ne köye yakışır bu yakışıksız hareket.

İşte bunlardan birisinin kurbanı da, bu kara düşmanın, kan davasının iki mahkumu da Mahmud ile Yezida’dır. Sevdalarına söz geçiremezler. Mahmud, azgın sulara sahip, gireni yutan, bir daha geri yaşama döndürmeyen, en dibine çeken nehri gözü kapalı atlayıp, aşar… Aynı Ferhat’ın dağları deldiği gibi kulaçları ile suyu yararak Yezidası’na, sevdiceğine ulaşır Mahmud. Yezida karşı kıyıda bekle bu gözü dönmüş, deli, cesur delikanlıyı. Saçlarını açar. 40 gün 40 örgü yapsın, 40. gün evlensinler ve 40. günün gecesinde, düğün gecesinde açsın diye Mahmud.

Ama evren bu iki sevdalının aşkını yaşamasına izin vermez…

Dibi kuruyasıca bir bataklık sokar araya. Sırf toprak yüzünden gözü dönmüş Müslüman köyünün ağasının pirinç ekebilmesi için. Ama nerede mi bu bataklık? Yezidi köyünün yakınlarında. Hemen dibinde. Nasıl mı geçecekler? Yezidilerin kuralları ile. Canlı bedenlerden çember yaparak. Çember bozulmadıkça dışarı çıkartmayarak. Çemberin içine hapsederek.

Müslüman delikanlılarının, eli silah tutan gençlerin oluşturduğu çemberde tek bir kişi yoktur. Mahmud! Sevdiceğine gider. Ama nereden bilebilir, her seferinde yari ile buluştuğu dilek ağacının yakınlarında düşman köyün, Yezidilerin gençleri olduğunu. Önce eli sonra da başı kesilir. Cansız bedeni yüreği karalar bağlamış annesine gönderilir. Kara toprağa emanet eder yüreği dağılan anne.

Yezida ise dilek ağacına doğru yola çıkar ve ne görsün! Mahmud’unun elini. Hem de bir direğe saplanmış, cümle aleme duyurur bir şekilde, örnek alsınlar diye. Gözyaşları sel gibi dökülür Yezida’nın. Dilek ağacına gider. Çıkarır tebeşirini çizer etrafına çemberini. Girer içerisine birisi, ne çıkar o içerisinden. 40 gün. 40 örgü. Çözülmesini bekler. Tek tek. Her güne ayrı bir örgü. İçmeden, yemeden. Yezidi halkının yalvarmaları, ağlamaları eşliğinde. Bir faydası dokunmayan annesinin gözyaşı eşliğinde.

CÜMLE KÖTÜLÜKLE BU DAİREYE HAPSOLSUN!

CÜMLE KÖTÜLÜKLER BU ATEŞTE YANSIN,YOK OLSUN!

40.gün Yezida Mahmud’una kavuşur. Yan yana yatar ölü bedenleri. Sonsuza kadar…

Murathan Mungan’ın yine o duygusal-hüzünlü dilinde kaybolup, yüzeye çıkmak istemiyorsanız ve tiyatro eseri bir kitap okumak istiyorsanız, buyurun hiç durmayın, gidin alın ve Murathan Mungan’ın tiyatro dili ile tanışın.

385472_10151433582022360_1769049046_n

 


Melez – Jennifer L. Armentrout / İnceleme


Kitabın Adı : Melez

Serinin Adı : Covenant Serisi

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Jennifer L. Armentrout

Çevirmen: Bilge Zileli Alkım

Yayınevi : DEX

Sayfa Sayısı : 340

Yunan mitolojisinin ve Tanrılarının İblisler, Safkanlar ve Melezler ile harmanlanmış, aksiyonu bol olan ve okudukça okutan, sayfaları hızla çevirmenizi sağlayan, Aiden ve Alex arasında ne olacağını kara kara düşündürten, Seth oğlum sen nereden çıktın gel bana nidaları attıran, bir Jennifer L. Armentrout kitabı ile karşı karşıyayız.

Bu kitapta Safkanlar, Melezler ve İblisler var. Safkanlar, konsey üyeliğini, dekanlığı yani kısacası önemli görevlerde yer alan insanlar ve her yerde her zaman üstün bir ayrıcalığa sahipler, yani melezler onlara vuramaz vurularsa kaderlerinde ki en berbat olayı yaşarlar yani köle olurlar. Yıllardır hayal kurdukları, o yolda azimle çalıştıkları ve eğitildikleri Avcı olamazlar ve iblis avlayamazlar onun yerine bir Safkanın evinde hizmetçi olurlar. Önce alınlarından damgalanarak “ O bir hizmetçi, yani bir hiç, ölse de bir işe yaramaz” gibi çirkin bir duruma düşürülüyor, onsan sonra da kanlarına sahibinin belirlediği bir dozda – bu ister aklı başında olacak, konuşabilecek seviyede kalacak azıcık bir doz olur, isterse etrafta ruh gibi gezecek, konuşmayı geçin düşünemeyecek kıvama gelecek çok yüksek bir dozda- uyuşturucu verilerek bir paçavra konumu getiriliyor. Bu melezler için aşağılamadan da beter bir durum olduğu için Safkanlar onlara hakaret etseler bile seslerini çıkartmıyor ve onları korumaya devam ediyorlar. İblisler ise Safkanların ve Melezlerin kazlarında bulunan – ki Safkanların kanları sırf ondan oluşuyor gibi düşünceler ve görüşler var- eterleri emerek hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bu eteri aynı bir vampir gibi kollarından veya boyunlarından emerek vücutlarına alıyorlar. Vücutlarına aldıkları bu eter ile daha çok güçleniyor ve kendilerini Avcılar tarafından öldürtemeyecek seviyeye getirttiriyorlar. Bir Safkan, bir İblis tarafından ısırıldığında çok çabuk dönüşürken, bir Melez bir İblis tarafından milyon kez ısırılması gerekiyor dönüştürülmesi için. Bunun sebebi ise Safkanların vücudunda bulunan eter miktarının fazlalığı ve eğer bir Safkan dönüştürülürse eski hayatında sahip olduğu element özelliği ile beraber İblisliğe adım atıyor. Örneğin; bir Safkan ateş elementini yönetiyorsa İblis hayatında da ateşi kullanmaya devam ediyorlar ama Melezlerin böyle bir özelliği yok çünkü onlar Safkan-İnsan karışımı olduğu için vücutları elementleri yönetemiyor ki bir kişiye kadar… Eski yıllardan beri bazı dönemlerde ortaya çıkan Apollyon adında ki Melezler çok ama çok güçlü olmaları yanında bütün elementleri yönetebiliyor yani su, ateş, toprak ve havanın hakimiyeti koruduğu yetmiyormuş gibi beşinci element olan Akaşa’yı kullanır. Ki bu element o kadar güçlüdür ki Konsey bile karşısına geçemez. Ve bir Apollyon, 18 yaşına girdiği sabah gözlerini açtığı anda güçlerine kavuşur ve o dakikadan sonra herkes ona hayran kalır. Ama yılar yıllar önce iki Apollyon dünyaya gelmiştir ve bu dünyayı altüst etmesi yetmiyormuş gibi yeni bir çağ açmıştır. Çünkü ilk Apollyon ikinci Apollyon’un gücünü emerse –ki bu ikincinin isteği ile olan bir şey- bir Tanrı’yı öldürebilecek seviyeye gelmiş olur.

Kitabımız da Tanrılar ise Yunan mitolojisin de geçen Tanrılardır ve kitaba bağlanmamı sağlayan diğer bir etken ise budur. Ama her ne kadar Yunan mitolojisi Tanrılar onların babaları ve anneleri olsa da kitapta onlardan fazlaca bahsedilmemektedir. Kitabımız da 3 yıl önce Alex’in annesinin bir kahin kadın tarafından geleceklerini öğrenerek, Akitten – Alex’in eğitim gördüğü yer- kaçarak, normal insanların yaşadıkları dünyaya adım atmaları ve orada yaşadıkları zorlukları, Alex’in annesinin İblisler tarafından öldürülmesi (?) ile gelişen olayların devamında eğitimini yarım bıraktığı halde, eğitimli bir Avcı’nın bile yapamayacağı bir kuvvetle 2 İblis öldürmesi ve en son ki İblis saldırısında Aiden’ın Alex’i kurtararak Akit’e geri getirerek, şu an dekan olan Alex’in dayısı Marcus’a teslim etmesi ve sonbahara kadar eğitim açığını kapatıp kapatamaması hakkında tartışırken, Aiden’ın araya girerek Alex’i sonbahara kadar eğitebileceği ve eğer sonbahara kadar arkadaşlarının seviyesine ulaşamazsa kendi elerli ile üvey Safkan babasının yanına götüreceğini, ki Alex onun yanına gidiyorsa kesin köle olacağını düşünerek bu fırsata balıklama atlayarak eğitime başlamasını, eğitim sırasında Alex ile Aiden arasında ki yakınlaşmayı, sonradan üçüncü bir kişinin Seth’in ortaya çıkmasını – ki kendileri bir Apollyon olur- ve ondan sonra ki karmaşık olayları anlatıyor.

Jennifer L. Armentrout’un bu sefer ki kitabının sayfalarında, hayal dünyasın da ve kelimelerinde kendimi kaybettim. Yıllar önce tanıştığım Rose-Dimitri-Adrian üçlüsünün bu sefer karşıma Alex-Aiden-Seth üçlüsü olarak karşıma çıkması hem beni şaşırttı hem de kitaba daha da bağlanmamı sağladı. Aslında ilk sayfaları okurken yazarın feci derece özgün olan hikayeleri/romanları kendine uyarlaması beni rahatsız etti ve “Neden özgün olamıyor?” sorusunu defalarca sordurttu bana. Sonuçta yazarın ülkemizde çıkan ikinci kitabı da bir hayran hikayesi tarzındaydı. Her ne kadar karakterler değişik, kurgu farklı olsa da olayların aynı olması bir yerden sonra “Acaba kitabı yarım mı bıraksam?” düşüncesine sevk ediyor. Ama yazarın ikinci kitabını da okuduktan sonra, yazarın kendinden gelen bir hayran yazarlığı olduğunu anladım ve kitabın diğer sayfalarını okurken de o tutumla ve düşünce ile devam ettim. Bu düşünce dile devam ederek kitaptan daha çok zevk aldığımı ve olumsuz düşüncelere kapılmayarak daha kitabın sayfalarını daha bir heyecanlı çevirmeye başladım. İkinci kitaba ise biraz ara vererek başlamayı planlıyorum çünkü ikinci kitaba başlarsam üçüncü kitabı hemen okuyacağım ve üçüncü kitabı bitirirsem dördüncü kitabı isteyeceğim ama 3. ve 4. kitap ne yazık ki ülkemizde daha çevrilmedi ve ben 3. ve 4. kitabı beklerken çoğu olayı unutacağım ve seriye olan ilgim azalacak. İşte sırf bu yüzden ara sıra seri kitaplara başlamama sözü veriyorum kendime ama her zamanda elimde seri bir kitap oluyor (:

Bunların dışında kitabın dili yine çok sade ve akıcıydı. Size sayfaları çok kolay bir şekilde çevirttiriyor. Bence bir an önce alın ve okuyun. VA’yı sevdiyseniz bunu da çok seveceksiniz. Ayrıca kitap kapağı mor olduğu için de ayrı bir sempati duyuyorum bu kitaba. (:

579570_10151433581942360_1260439767_n