Obsidiyen – Jennifer L. Armentrout / İnceleme


Kitabın Adı : Obsidiyen

Serinin Adı : Lux Serisi

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Jennifer L. Armentrout

Çevirmen : Bilge N. Zileli Alkım

Yayınevi : DEX

Sayfa Sayısı : 360

Obsidiyen, bize fantastik dünyasına değişik bir bakış açısı ile bakmamızı sağlıyor. Alışkın olduğumuz vampirleri, kurt adamları, iblisleri veya düşmüş melekleri yani Nefilimleri bu kitapta görmüyoruz. Peki hangi fantastik karakterler var? Ejderhalar mı? Büyücüler mi? Ya da hep dalga konumuz olan UFO’lar yani uzaylılar mı? Evet tam üstüne bastık, uzaylılar var bu fantastik kitapta. Peki bu uzaylılar ET gibi yeşil renkli, pörtlek gözlere ve antenlere mi sahipler? Hayır tabii ki! Bu uzaylılarımızın erkekleri Adonis gibi, kızları da VS podyumlarından fırlamış gibiler.

Bu uzaylılar, dünyadan 35 milyar ışık yılı kadar uzaklıkta bulunan yani dünyadan teleskopla bakıldığında bile görülemeyecek mesafede, Lux gezegeni adında bir yerde yaşıyorlar. Ve bu Lux gezegenin de yaşayanlara Luxen deniyor. Evren de yaşayan her canlı gibi ister uzaylı olsun ister canavar isterse de insan, Luxenlerin de bir düşman halkı var. Arumlar. Luxenler nasıl ışıktan oluşuyorlar, nasıl ışığı temsil ediyorlarsa, Arumlar da karanlıktan oluşuyorlar ve karanlıktan, gölgelerden güç alıp onu temsil ediyorlar. Luxenler ve Arumlar aynı Cennet ile Cehennem, iyi ve kötü, dost ile düşman, aydınlık ve karanlık gibiler. Ve her iki ırkında öldürülme şekilleri özlerini ele geçirmek ve onları vücutlarına hapsetmek. Ama Arumların başka bir öldürme şekilleri var ki, herhangi bir noktasına o parçadan çizik dahi gelse özlerini kaybediyor ve hem bu dünyadan hem de kendi dünyalarından yok oluyorlar. Yani kısacası evreni terk ediyorlar. Peki onları yok edecek kadar güçlü olan şey ne mi? Kitabımız ismini taşıyan Obsidiyen taşı. Volkanik taş. Siyah. Luxenler onu özellikle bıçak şeklinde taşıyorlar ve yanlarından hiç ayırmıyorlar. Eğer ki savaş durumunda pilleri bitirse (evet şaka değil, çok efor sarf ederlerse, özlerinden çok ışık oku çıkartırlarsa vücutlarında ki ışık oranı yani özleri azalıyor ve onu doldurmaları uzun zaman alıyor, aynı pil gibi) Obsidiyen silahlarını kullanıyorlar.

Lux gezegenin saldırıya uğradıktan sonra hayatta kalan Luxenler meteor taşları yardımı ile Dünya’ya geliyorlar ama tek başlarına değil üçüz olarak. Neden mi? Çünkü onlar üçüz olarak evrene gözlerini açıyorlar ve Dünya’ya geldiklerinde de kardeşleri ile beraber hareket ediyorlar. Peki Arumlar nasıl Dünya’ya ayak basıyor? Nasıl iyi, kötüyü mıknatıs gibi çekiyorsa Luxenler de Arumları kendilerine çekiyorlar ve onlarda Dünya’da yaşamaya başlıyorlar. Peki onlar tek kişi mi? Hayır. Onlar da 4’er gruplar halinde dünyaya geliyorlar. Eğer içlerinden birisine bir şey olursa, yaralanır veya ölürse, hepsi birlikte intikamını alıyorlar ve bu Luxenleri zor duruma düşürüyor. Sonuçta onlar savaşacakları veya saldıracakları zaman geceyi bekliyorlar ve güneş battığında, ay göğün tepesinde yerini aldığında, yıldızlar parladığında, kendilerini şarj ediyor ve güçlerini toplayarak Luxenlere karşı atağa geçiyorlar. İyiler veya kötüler bir şekilde savaş kazanılıyor.

Genel çerçeve olarak yazarın bu kurgusu harika. Sonuçta alışılmışın dışında bir fantastik dünya sunuyor Jennifer L. Armentrout. Ama ne yazık ki bu harikulade hayal dünyası, basit dili ve Twilight akımı ile ortaya çıkan aynı işlenmiş, aynı basitlik ile kelimelerin arasında kaybolup gidiyor. Ha karşımızda Edward gibi iyi kalpli bir erkek mi var? Hayır. Deamon tam bir öküz! Peki kızımız Bella kadar saftirik, sakar mı? Hayır! Kızımız aklı başında, hatta Deamon’un o öküzlüklerine baş kaldıran, lafını esirgemeyen cesur bir kız ve tam bir kitap aşığı ve kitaplarını inlediği bir bloga sahip! (Aynı biz! (: ) Fakat bütün kitap boyunca aksiyon çok ama çok az. Bence. Çünkü ben bir fantastik kitapta en azından üç veya dört kez aksiyon beklerim ve o aksiyon sahnelerinin de içinin boş olmamasını dolu dolu olmasını, okurken dönüp dönüp tekrar okumak isterim. Ne yazık ki bu yönden isteklerimi karşılayamadı Obsidiyen. En azından fazla aksiyon sahnesi olmasa bile ki yok demiyorum en son sahne mükemmeldi, çok güzel bir savaş sahnesiydi ve sonuçları da harikaydı ama yazarımız o kadar güzel özgün bir hayal dünyası kurmuş, fantastik mükemmel bir dünya oluşturmuş ve çoğu yazarın o konu yani Uzaylılar ile ilgili kitaplar yazacağı bir akım oluşturmuş ama beklentileri karşılayamamış bence. Çayır sahnesi, araba durdurma sahnesi bile aynıydı neredeyse. Bunların dışında yazarın diline gelecek olursak inanılmaz derece de kendisini okutuyor ve ne zaman başladığınız ne zaman bitirdiğinizi bilmiyorsunuz. Eğer boş zamanın varsa ve farklı türde bir fantastik dünya ile tanışmak istiyorsanız alın okuyun derim. Çerez niyetine (: İkinci kitabı bekliyor muyum? Evet bekliyorum özellikle yazarın kendisini özgünleştireceğini mi yoksa yine başka kitapların akımında mı gideceğini çok merak ediyorum. Kitaba puanım ise 5 üzerinden 3 (:

541461_10151433581812360_1092084213_n

Reklamlar