Mahmud ile Yezida – Murathan Mungan / İnceleme


 

Kitabın Adı : Mahmud ile Yezida

Serinin Adı : Mezopotamya Üçlemesi

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Murathan Mungan

Yayınevi : METİS

Sanki at sırtındaymış gibi ve sanki at kendileriymiş gibi ve sanki atlar koşuyormuş da, koşarken koştukları yerlere bir top kıvılcım bırakıyorlarmış gibi,  bir ellerinde tüfekleri ve bir ellerinde meşaleleri, ve en önde ucuna alçılı koca bir bez çaput bağlanmış uzun bir sırıkla köyün çevresini daireleyerek geçerler, geçerler, geçerler…

 

Mahmud ile Yezida.  Birisi Yezidi kızı birisi Müslüman oğlu. İkisinin aileleri de, akrabaları da, komşuları da birbirine düşman. Ellerinden gelse birbirlerini öldürecekler, ama elleri mahkum, devlet baba buna izin vermiyor. Geçersiz hüküm. İki taraftan her hangi birisi, birine laf atarsa olaya ölüm girer, kan girer, kan davası başlar. Birisine laf atan birbirlerine düşman bu iki köyün, birbirlerine sevdalı gençleri olursa ne olur peki? Babası veya erkek kardeşleri gözü kapalı oğlunu veya kızını, kız kardeşini veya erkek kardeşini öldürür. Kurallar böyledir. Kan davasıdır. Ne aileye ne köye yakışır bu yakışıksız hareket.

İşte bunlardan birisinin kurbanı da, bu kara düşmanın, kan davasının iki mahkumu da Mahmud ile Yezida’dır. Sevdalarına söz geçiremezler. Mahmud, azgın sulara sahip, gireni yutan, bir daha geri yaşama döndürmeyen, en dibine çeken nehri gözü kapalı atlayıp, aşar… Aynı Ferhat’ın dağları deldiği gibi kulaçları ile suyu yararak Yezidası’na, sevdiceğine ulaşır Mahmud. Yezida karşı kıyıda bekle bu gözü dönmüş, deli, cesur delikanlıyı. Saçlarını açar. 40 gün 40 örgü yapsın, 40. gün evlensinler ve 40. günün gecesinde, düğün gecesinde açsın diye Mahmud.

Ama evren bu iki sevdalının aşkını yaşamasına izin vermez…

Dibi kuruyasıca bir bataklık sokar araya. Sırf toprak yüzünden gözü dönmüş Müslüman köyünün ağasının pirinç ekebilmesi için. Ama nerede mi bu bataklık? Yezidi köyünün yakınlarında. Hemen dibinde. Nasıl mı geçecekler? Yezidilerin kuralları ile. Canlı bedenlerden çember yaparak. Çember bozulmadıkça dışarı çıkartmayarak. Çemberin içine hapsederek.

Müslüman delikanlılarının, eli silah tutan gençlerin oluşturduğu çemberde tek bir kişi yoktur. Mahmud! Sevdiceğine gider. Ama nereden bilebilir, her seferinde yari ile buluştuğu dilek ağacının yakınlarında düşman köyün, Yezidilerin gençleri olduğunu. Önce eli sonra da başı kesilir. Cansız bedeni yüreği karalar bağlamış annesine gönderilir. Kara toprağa emanet eder yüreği dağılan anne.

Yezida ise dilek ağacına doğru yola çıkar ve ne görsün! Mahmud’unun elini. Hem de bir direğe saplanmış, cümle aleme duyurur bir şekilde, örnek alsınlar diye. Gözyaşları sel gibi dökülür Yezida’nın. Dilek ağacına gider. Çıkarır tebeşirini çizer etrafına çemberini. Girer içerisine birisi, ne çıkar o içerisinden. 40 gün. 40 örgü. Çözülmesini bekler. Tek tek. Her güne ayrı bir örgü. İçmeden, yemeden. Yezidi halkının yalvarmaları, ağlamaları eşliğinde. Bir faydası dokunmayan annesinin gözyaşı eşliğinde.

CÜMLE KÖTÜLÜKLE BU DAİREYE HAPSOLSUN!

CÜMLE KÖTÜLÜKLER BU ATEŞTE YANSIN,YOK OLSUN!

40.gün Yezida Mahmud’una kavuşur. Yan yana yatar ölü bedenleri. Sonsuza kadar…

Murathan Mungan’ın yine o duygusal-hüzünlü dilinde kaybolup, yüzeye çıkmak istemiyorsanız ve tiyatro eseri bir kitap okumak istiyorsanız, buyurun hiç durmayın, gidin alın ve Murathan Mungan’ın tiyatro dili ile tanışın.

385472_10151433582022360_1769049046_n

 


Reklamlar

Melez – Jennifer L. Armentrout / İnceleme


Kitabın Adı : Melez

Serinin Adı : Covenant Serisi

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Jennifer L. Armentrout

Çevirmen: Bilge Zileli Alkım

Yayınevi : DEX

Sayfa Sayısı : 340

Yunan mitolojisinin ve Tanrılarının İblisler, Safkanlar ve Melezler ile harmanlanmış, aksiyonu bol olan ve okudukça okutan, sayfaları hızla çevirmenizi sağlayan, Aiden ve Alex arasında ne olacağını kara kara düşündürten, Seth oğlum sen nereden çıktın gel bana nidaları attıran, bir Jennifer L. Armentrout kitabı ile karşı karşıyayız.

Bu kitapta Safkanlar, Melezler ve İblisler var. Safkanlar, konsey üyeliğini, dekanlığı yani kısacası önemli görevlerde yer alan insanlar ve her yerde her zaman üstün bir ayrıcalığa sahipler, yani melezler onlara vuramaz vurularsa kaderlerinde ki en berbat olayı yaşarlar yani köle olurlar. Yıllardır hayal kurdukları, o yolda azimle çalıştıkları ve eğitildikleri Avcı olamazlar ve iblis avlayamazlar onun yerine bir Safkanın evinde hizmetçi olurlar. Önce alınlarından damgalanarak “ O bir hizmetçi, yani bir hiç, ölse de bir işe yaramaz” gibi çirkin bir duruma düşürülüyor, onsan sonra da kanlarına sahibinin belirlediği bir dozda – bu ister aklı başında olacak, konuşabilecek seviyede kalacak azıcık bir doz olur, isterse etrafta ruh gibi gezecek, konuşmayı geçin düşünemeyecek kıvama gelecek çok yüksek bir dozda- uyuşturucu verilerek bir paçavra konumu getiriliyor. Bu melezler için aşağılamadan da beter bir durum olduğu için Safkanlar onlara hakaret etseler bile seslerini çıkartmıyor ve onları korumaya devam ediyorlar. İblisler ise Safkanların ve Melezlerin kazlarında bulunan – ki Safkanların kanları sırf ondan oluşuyor gibi düşünceler ve görüşler var- eterleri emerek hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bu eteri aynı bir vampir gibi kollarından veya boyunlarından emerek vücutlarına alıyorlar. Vücutlarına aldıkları bu eter ile daha çok güçleniyor ve kendilerini Avcılar tarafından öldürtemeyecek seviyeye getirttiriyorlar. Bir Safkan, bir İblis tarafından ısırıldığında çok çabuk dönüşürken, bir Melez bir İblis tarafından milyon kez ısırılması gerekiyor dönüştürülmesi için. Bunun sebebi ise Safkanların vücudunda bulunan eter miktarının fazlalığı ve eğer bir Safkan dönüştürülürse eski hayatında sahip olduğu element özelliği ile beraber İblisliğe adım atıyor. Örneğin; bir Safkan ateş elementini yönetiyorsa İblis hayatında da ateşi kullanmaya devam ediyorlar ama Melezlerin böyle bir özelliği yok çünkü onlar Safkan-İnsan karışımı olduğu için vücutları elementleri yönetemiyor ki bir kişiye kadar… Eski yıllardan beri bazı dönemlerde ortaya çıkan Apollyon adında ki Melezler çok ama çok güçlü olmaları yanında bütün elementleri yönetebiliyor yani su, ateş, toprak ve havanın hakimiyeti koruduğu yetmiyormuş gibi beşinci element olan Akaşa’yı kullanır. Ki bu element o kadar güçlüdür ki Konsey bile karşısına geçemez. Ve bir Apollyon, 18 yaşına girdiği sabah gözlerini açtığı anda güçlerine kavuşur ve o dakikadan sonra herkes ona hayran kalır. Ama yılar yıllar önce iki Apollyon dünyaya gelmiştir ve bu dünyayı altüst etmesi yetmiyormuş gibi yeni bir çağ açmıştır. Çünkü ilk Apollyon ikinci Apollyon’un gücünü emerse –ki bu ikincinin isteği ile olan bir şey- bir Tanrı’yı öldürebilecek seviyeye gelmiş olur.

Kitabımız da Tanrılar ise Yunan mitolojisin de geçen Tanrılardır ve kitaba bağlanmamı sağlayan diğer bir etken ise budur. Ama her ne kadar Yunan mitolojisi Tanrılar onların babaları ve anneleri olsa da kitapta onlardan fazlaca bahsedilmemektedir. Kitabımız da 3 yıl önce Alex’in annesinin bir kahin kadın tarafından geleceklerini öğrenerek, Akitten – Alex’in eğitim gördüğü yer- kaçarak, normal insanların yaşadıkları dünyaya adım atmaları ve orada yaşadıkları zorlukları, Alex’in annesinin İblisler tarafından öldürülmesi (?) ile gelişen olayların devamında eğitimini yarım bıraktığı halde, eğitimli bir Avcı’nın bile yapamayacağı bir kuvvetle 2 İblis öldürmesi ve en son ki İblis saldırısında Aiden’ın Alex’i kurtararak Akit’e geri getirerek, şu an dekan olan Alex’in dayısı Marcus’a teslim etmesi ve sonbahara kadar eğitim açığını kapatıp kapatamaması hakkında tartışırken, Aiden’ın araya girerek Alex’i sonbahara kadar eğitebileceği ve eğer sonbahara kadar arkadaşlarının seviyesine ulaşamazsa kendi elerli ile üvey Safkan babasının yanına götüreceğini, ki Alex onun yanına gidiyorsa kesin köle olacağını düşünerek bu fırsata balıklama atlayarak eğitime başlamasını, eğitim sırasında Alex ile Aiden arasında ki yakınlaşmayı, sonradan üçüncü bir kişinin Seth’in ortaya çıkmasını – ki kendileri bir Apollyon olur- ve ondan sonra ki karmaşık olayları anlatıyor.

Jennifer L. Armentrout’un bu sefer ki kitabının sayfalarında, hayal dünyasın da ve kelimelerinde kendimi kaybettim. Yıllar önce tanıştığım Rose-Dimitri-Adrian üçlüsünün bu sefer karşıma Alex-Aiden-Seth üçlüsü olarak karşıma çıkması hem beni şaşırttı hem de kitaba daha da bağlanmamı sağladı. Aslında ilk sayfaları okurken yazarın feci derece özgün olan hikayeleri/romanları kendine uyarlaması beni rahatsız etti ve “Neden özgün olamıyor?” sorusunu defalarca sordurttu bana. Sonuçta yazarın ülkemizde çıkan ikinci kitabı da bir hayran hikayesi tarzındaydı. Her ne kadar karakterler değişik, kurgu farklı olsa da olayların aynı olması bir yerden sonra “Acaba kitabı yarım mı bıraksam?” düşüncesine sevk ediyor. Ama yazarın ikinci kitabını da okuduktan sonra, yazarın kendinden gelen bir hayran yazarlığı olduğunu anladım ve kitabın diğer sayfalarını okurken de o tutumla ve düşünce ile devam ettim. Bu düşünce dile devam ederek kitaptan daha çok zevk aldığımı ve olumsuz düşüncelere kapılmayarak daha kitabın sayfalarını daha bir heyecanlı çevirmeye başladım. İkinci kitaba ise biraz ara vererek başlamayı planlıyorum çünkü ikinci kitaba başlarsam üçüncü kitabı hemen okuyacağım ve üçüncü kitabı bitirirsem dördüncü kitabı isteyeceğim ama 3. ve 4. kitap ne yazık ki ülkemizde daha çevrilmedi ve ben 3. ve 4. kitabı beklerken çoğu olayı unutacağım ve seriye olan ilgim azalacak. İşte sırf bu yüzden ara sıra seri kitaplara başlamama sözü veriyorum kendime ama her zamanda elimde seri bir kitap oluyor (:

Bunların dışında kitabın dili yine çok sade ve akıcıydı. Size sayfaları çok kolay bir şekilde çevirttiriyor. Bence bir an önce alın ve okuyun. VA’yı sevdiyseniz bunu da çok seveceksiniz. Ayrıca kitap kapağı mor olduğu için de ayrı bir sempati duyuyorum bu kitaba. (:

579570_10151433581942360_1260439767_n