Pamuk İpliği – Brenda Jackson / İnceleme


Kitabın Adı : Pamuk İpliği

Orijinal Adı : A Silken Thread

Yazarın Adı : Brenda Jackson

Çevirmen : Gizem Şimşeksoy

Yayınevi : EPHESUS

Sayfa Sayısı : 372

Basım Yılı : Ocak 2013

Orijinal Dili : İngilizce

“Bu iki gül, bağlılığı ve aşkı temsil ediyor. Onları saran ipek ipliği ise aramızdaki hiçbir zaman bozulmayacak olan güçlü bağı ifade ediyor.” 

Bu kitabı öyle bir zaman da okudum ki bana pamuk şeker gibi geldi. Çok kitap okumaktan bunalmış, sınavlara girip çıkmaktan depresif bir halde hayatım top gibi yuvarlanıp giderken elime aldım ve üstümde ki laneti kaldırmak için okumaya başladım. İlk sayfalardan dilinin ve konusunun basitliği göz devirmeme sebep olsa da inadına bırakmadım elimden ve son sayfasına kadar okuyacağıma söz verdim. Kitabın basitliğine karşın bir oturuşta ortalama 80-100 sayfa okudum ve 2-3 günde kitap bitti.

 

Kitabımız 3 çiftin zorlu aşk hayatını anlatıyor. Erica ve Brian’ın yaz aşkından evlenme noktasına kadar gelen inişli çıkışlı, engelli ilişkilerini, April ve Griffin’in yıllar sonra birbirilerine itiraf ettikleri aşklarını ve kitabın en şok edici ilişkisi Wilson ve Rita’nın aşkını anlatıyor. Kitapta ki kötü karakterimiz ise Karen yani Erica’nın annesi. Sevgili cadaloz annemiz Karen öyle bir plan yapıyor ki bu üç ilişkinin sonunu getirecek ve kendi istediği geleceği yaşatacaktı. Bu planda ise yıllardır kasabanın kuruluşunu sağlayan iki ailesinin soyundan gelen Erica ve Griffin’in evlenmesidir. Ama bu planda iki sıkıntı vardır. Birisi Erica’nın ölümüne sevdiği Brian’ı vardır, Griffin’in ise hem onun hem de Erica’nın çocukluk arkadaşı olan April’a aşıktır. Her ne kadar yıllarca bunu her ikisi de içinde tutsa da belli bir süreden sonra bunu her ikisi de dışarı vurmuştur. Erica ve Brian’ın aşkı ise bir yaz aşkına dayanmaktadır. Brian sıcak bir yaz günü balık tutarken sevgili yaramaz Erica’mız genç delikanlıya laf atarak gönlünü çalmıştır. :)) Wilson ve Rita ilişkisi ise bambaşka bir olaya dayanmaktadır bunu burada açıklayamayacağım çünkü açıklarsam kitabın azıcık sırlardan birisini heba etmiş olurum. Yani olmaz. Okuma şevkinizi kıramam :))

 

Yukarı da anlattığım gibi kitabın konusu yaklaşarak öyle ve mutlu sonla biten klasik bir konuyu anlatmakta. Kitapta ki tek değişik konu ise karakterlerimizin zenci olması. Onun dışında kitaptan fazla bir şey beklemeyin dostlar. Çerezlik niyetine bir şey okumak isterseniz alın okuyun derim ama ahım şahım bir şey değil uyarıyorum. :)

 

Kitabın kapağı ise orijinal kapaktan bin kat daha güzel. Özellikle kabartmaları ayrı bir hoş. Bu yüzden Ephesus Yayınlarına teşekkür ediyorum. :)

 

Bunların dışında kitabın dili çok basit ve çevirisi mükemmeldi. Neredeyse hiç hata yoktu. Bu olay kitabın basit dili ile birleşince mükemmel bir uyum sağlamıştı. Bunun dışında kitabı beğendim mi? Eh işte! Zor zamanımda bir kurtarıcı olduğu için 5 üzerinden 3 veriyorum :)

541461_10151433581812360_1092084213_n

481078_10151509026752360_1011133331_n

Blog Günlerimiz Başlıyorrrr!!!!


Okuyan Kızlar Kulübü olarak dünyanın en güzel hediyesi kitaptır diyen bizler bir gün  bir gün toplaşmış konuşurken birden bire aklımıza bu çok şeker fikir geldi.
Hani annelerimiz, komşularımız gün yapar altın, dolar vs biriktirir ya, haydi biz de yapalım o zaman dedik.
Eee tabii her birimiz farklı şehirlerde yaşadığından meşhur pasta börek olayına giremiyoruz haliyle…
Ama olsun zaten yaz da geliyor kim ne yapsın böreği çöreği değil mi?
Peki Blog Günlerimizi nasıl yapacağız?
Yaptığımız çekiliş sonunda her ay bir arkadaşımız bize istediği kitapların bir listesini gönderecek ve geri kalan bizler de aramızda o kitapları paylaşıp yanında ufacık tefecik içi dolu fıçıcık minnak hediyelerimizle birlikte  göndereceğiz!
Bu sayede hem birbirimizi daha iyi tanıyacağız hem de minik bir hediye gönül alacağız. :))
 Ayrıca Küçük Kızın Büyük Kütüphanesi ve Tuğçenin Kitaplığı da gün kardeşlerimiz olarak bizimle birlikte olacaklar.
İlk günümüz Fightingg blogu sahibesi Esra’da.
 Esracım hediyeleri ve kitapları eline ulaşınca paylaşacak resimleri.
Bizi izlemeye devam edin efendim.
Okuyan Kızlar Kulübü yeni aktiviteleriyle sizlerle olmaya devam edecek :)
Gün Sıramız:
Nisan – Fightingg!
Mayıs – Kütüphanemden Kitap Manzaraları
Haziran – Kitap Tutkusu
Temmuz – Pudra Tozu
Ağustos – The Reading Lady 
Eylül – Küçük Kızın Büyük Kütüphanesi
Ekim – Yorum Durağım
Kasım – Tuğçenin Kitaplığı

Miras – Gemma Malley / İnceleme


 

Kitabın Adı : Miras

Orijinal Adı : The Legacy

Serinin Adı : The Declaration Series

Seri Sırası : 3

Yazarın Adı : Gemma Malley

Çevirmen : Zarife Biliz

Yayınevi : DELİDOLU

Sayfa Sayısı : 243

Basım Yılı : Kasım 2012

Orijinal Dili : İngilizce

Bildirge serisinin 3. ve son kitabı olan Miras’ta artık her şeyin son aşamasına gelinmiş ve seriye son noktayı koyan, kitabın ismi gibi bir miras ortaya çıkıyor. Bu öyle bir olay ki tüm seride ki olaylar hatta gelmiş ve geçmiş bütün olayları tek bir noktada toplayan bir sır ortaya çıkıyor. Kısacası bu kitap  tüm serinin düğüm noktası.

 

Serinin 1.kitabı Bildirge yorumum için Tık-Tık!

Serinin 2.kitabı Direniş yorumum için Tık-Tık!

 

1.kitabımız serinin başlangıç noktası, bazı olayların nasıl başladığını ve nasıl devam edeceğini ortaya çıkarırken, 2. kitapta yeni karakterlerin ve 1. kitapta arka planda kalan karakterlerin ortaya çıkması ile yeni yeni sırların ortaya çıkması, eski sırların çözümlerinin bulunmasını okumuştuk. 3. kitapta ise tek bir sırrın ve çözümü üzerinden kitabımızın konusu ortaya çıkmaktadır.

 

2.kitabın sonunda olaylardan sonra Anna ve Peter Yeraltı’nın gözetiminde İskoçya’da bir çiftlik evine taşınır ve orada bir yerden çocukları Molly ve Ben’e bakarken bir yandan da kendi sebze ve meyvelerini  ekip biçerken hem karınlarını doyuruyor hem de onları satarak kazançlarını sağlıyorlardır. Yeraltı ile olan bağlantıları ise Yeraltı’nın özel kaynağı olan bir jeneratörden gelerek elektriği sağlayan bilgisayardır. Jude’un mesajları ile Yeraltı’nda ve Hükümet’te neler olduğunu öğrenmektedirler. Ama sadece Peter bu bağlantıyı istiyordur, Anna buna çok karşıdır çünkü diğerleri ile bağlantılarını koparıp dünyada sadece kendilerinin var olmalarını, sadece kendi sorunlarını düşünmelerini istemektedir.

 

Ölümsüzlük ilacında oluşan bir sorun yüzünden artık ölümsüzlük ölümlü hale gelmiştir. İlacı düzenli alan insanların vücutlarında sus çekilmesi ve ateşlerinin çıkması ile beraber ufacık kalarak kömürleşiyorlardır. Bu durumun sebebi ise kitabın ilk bölümünü okuyunca anlıyoruz. İlaç geçmişten günümüze türetilerek gelmiştir yani ilacın formülü yoktur. Albert Fern’in yaptığı ilk numune üzerinden bilim adamların üretmesi ile bugünlere gelmiştir. Ama bu duruma Doğa Ana karşı çıkmıştır ve ölümsüzlüğü yenecek bir virüs orataya çıkmıştır ve bu durumda ne Richard Pincent bir şey yapabilmektedir ne de bilim adamları.

 

Richard Pincent’ın o çaresiz anlarını okuduğum zaman yüzümde oluşan o aptal gülümsemeleri hayatım boyunca unutamayacağım sanırım. Nasıl çözüm bulacağını bilememesi, sırf gelen bir mail üzerinden bir Albert Fern’ün yüzüğünün peşine düşme çalışmaları, Peter’a zarar verme ama verememe çabaları, en yakın arkadaşı bir nevi sağ kolu olan  Derek Samuels’ten yediği kazığı öğrendiği zaman ki surat ifadesini canlı canlı canlandırarak kahkaha attım resmen :D

 

Ve tabii ki İlahi adalet sonunda yerini buldu ve gününü gördü sevgili Richard’ım. Ohh olsun ona az bile o çektikleri bin beterini çeker inşallah. Özellikle Peter’a ve Anna’ya yaptıklarını unutmayacağım. -.-

 

Kitapta ki sır ise öyle büyük sır ki burada anlatırsam kitabı okumanızın bir amacı kalmaz ve can alıcı yeri anlatarak bütün seriyi size ziyan etmek istemiyorum :)

 

Ama öyle bir sır ki ağzınız beş karış kalacak ve bu sırrı ilk çözeni öğrendiğinizde ise daha çok şaşıracaksınız. “Bu mu çözdü yahu?!” diye tepki vermiştim ben :D Peter’ım dururken o mu yahu diyerek de devam etmiştim :D Ama işte hiç beklemediğin kişi hiç beklenilmeyen bir şey yaptığında insan böyle oluyor.

 

Bunların dışında kitabım 1. ve 2. kitaba göre inanılmaz derece de durağandı. Hatta öyle bir an geldi k Jude’un iç dünyasını ve Sheila’ya olan aşkını okumaktan sıkıldım diyebilirim. Peter ve Anna’nın ağzından yazılan bütün bölümleri iple çektim ama ne yazık ki o bölümler o kadar azdı ki serinin diğer kitaplarında aldığım zevki bu kitapta alamadım. Ama tabii ki serinin son kitap olması beni bir yönden de hüzünlendirdi. Hiç bitmesin istedim ama her güzel şey gibi bununda bir sonu oldu.

 

Kitabın dili ve çevirisine gelecek olursak serinin diğer kitapları gibi mükemmeldi. Sayfa üzerine sayfa çeviriyordunuz ama çeviri konusunda dikkatimi çeken bir şey oldu. O da her 3 kitabı da farklı çevirmenlerin çevirmesi. Şahsen yayınevlerinin bu tutumunu onaylamıyorum. Eğer bir seriye bir çevirmen başlıyorsa son kitabına kadar onun getirmesini düşünüyorum. Bu seride 1. kitap ile 3. kitap arasında pek fazla dil değişikliği olmamıştı belki metnin orijinalinin bir fark yaratmamasından belki de yayınevinin bu konuya çok dikkat etmesinden bilmiyorum ama yine de her 3 kitabında çevirmeninin farklı olmasına rağmen çeviri çok güzeldi.

 

Son olarak bu güzel seriyi bize okuttuğu için DeliDolu Yayınevine sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Bu kadar güzel daha fazla distopyalar ile bize kavuşturması dileklerimi ise yanı başına ekliyorum :))

 

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4 :)

579570_10151433581942360_1260439767_n

 

 

alıntı

 

2

“Büyük bir hata yapıyor olduğumuzu düşünmüyorsun o halde?” diye sordu sessizce. “Sonsuz yaşam miti çağlardır insanoğlunun başına bela açıyor.”

“Miti öyle, ama gerçeği değil,” dedi asistanı. Sesinde sabırsızlık vardı. “Albert, böyle bir buluşu saklamak ahlak açısından yanlış. İnsanların bilmeye hakkı var. Bilim bencil olamaz. Bunu bana sen öğrettin.”

2

“Sen geçmişsin Albert, ben ise geleceğim.”

2

“Bu imkansız. Uzun Ömürlülük yenilmezdir, bunu biliyorsun. Bunu herkes biliyor. Toplumumuz bu gerçek üzerine kurulmuştur, doktor. Ben de bu gerçek yüzünden dünyanın en güçlü insanıyım. Uzun Ömürlülük’ün alt edemeyeceği bir virüs yoktur. İnsan hastalıklara, yaşlanmaya ve ölüme karşı bağışıklık sahibidir. Başka bir açıklaması olmalı.”

2

“Anlamı…” dedi yumuşak bir tavırla, “mücadele etmeye devam etmemiz gerektiği.”

2

Peter, Molly’yi hafifçe havaya atarken, “Uyumaya çalışıyor,” dedi Anna. Kendini yaşadığı ana dönmeye zorluyordu. “Uyku pısırıklar içindir,” diye yanıt verdi Peter. “Bence oyun oynamak istiyor. Öyle değil mi Molly?”

2

“Ama bunu yapmayacağım. Onun mutsuz ölmesini istiyorum Anna. Yaptıklarından dolayı acı çekerek ölmesini istiyorum.”

2

Büyük Depo da griydi ama o onun grisiydi, onun iğrenç bulamacıydı, onun hakimiyet alanıydı. 

2

Lütfen Jude, diye düşündü sessizce. Lütfen bei hayal kırıklığına uğratma.

2

Kuyruğunu kovalayan aslan, özgür kalan fare…

2

“Senin evin burası genç adam,” dedi Pip gözleri ışıldıyarak. “Bütün dünya senin evin…”

2

 

481078_10151509026752360_1011133331_n

Direniş – Gemma Malley / İnceleme


 

Kitabın Adı : Direniş

Orijinal Adı : The Resistance

Serinin Adı : The Declaration Series

Seri Sırası : 2

Yazarın Adı : Gemma Malley

Çevirmen : Demet Evrenoğlu

Yayınevi : DELİDOLU

Sayfa Sayısı : 272

Basım Yılı : Kasım 2012

Orijinal Dili : İngilizce

Bildirge Serisi’nin 2. kitabı olan Direniş’te yeni kahramanlarla tanışıyor,1.kitapta arka planda kalan kahramanların daha ön plana çıktığı, daha fazla düşmanlığın, kahramanlığın, direnişin ve aile bağları olduğunu görüyoruz.

 

1.kitabın yorumuma buradan tıklayarak ulaşabilirsiniz. Tık-tık!

 

İlk kitap olan Bildirge’de biliyorsunuz ki 2140 yılında yaşamın nasıl olduğunu, Artıkların nasıl acı çektiğini, Yasalların nasıl kendilerine öncelik verdiğini, enerji kaynaklarının ve yiyeceklerin azaldığını, ölümsüzlüğün nasıl bulunduğu ve nasıl ölümsüz olunduğunu okumuştuk. Peter ve Anna’nın hayatının nasıl kesiştiğini ve bu kesişmenin nelere yol açtığını, Anna’nın nasıl Peter’ın kelebeği olduğunu, Anna’nın nasıl ailesine kavuştuğunu ve bir kardeşi olduğunu da öğrenmiştik.

 

İkinci kitabımız Direniş’te ise ilk sayfalarda bazı şeylerin rayına oturduğunu, her şeyin sessiz sakin ilerlediğini ve artık bir sorun çıkmayacağını düşünüyoruz. Ama öyle olmadığını sayfaları çevirdikçe anlıyoruz.

 

Kitabımız Peter, Anna ve Ben’in Yasal hayatlarının nasıl olduğu ile başlıyor. Nasıl Anna’nın ailesinin evinden koparılıp daha küçük bir eve taşınmaları, çevredeki insanların onlara karşı bakışları ve düşüncelerini hiç saklamadan dile getirmeleri ve bu konuda Anna’nın git gide moralinin bozulması ve sokağa çıkmak istememesi, Peter’ın, Anna’nın hiç sorun yaşamadan atlattığı Gözetmen sınavından bir türlü geçememesi ve her seferinde bildirgeyi imzalayıp imzalamaması hakkında gelen soruları ve Gözetmenin bu soruyu devamlı üstelemesinin arkasında Richard Pincent’ın yani Peter’ın dedesinin olduğunu bilmesi ve sırf bu yüzden Peter’ın bu soruya bilinmezliklerle dolu cevap vermesi ama en sonunda Yeraltı’nın komutanı vazifesinde olan Pip’in ısrarları ile bildirgeyi belki imzalayacağını ama dedesinin yanında kesinlikle çalışacağını söylemesi ile Gözetmen sınavını bir şekilde atlatmıştır. Tabii Pincent İlaç’a girmesinin bir sebebi vardır. Orada ne işlerin döndüğünü öğrenmek!

 

Pincent İlaç’ta Pip’in birkaç adamının bulunmasına rağmen Peter’ın orada çalışması ile daha çok bilgi edinebileceğini düşünmektedir. Ama bilgi edinme konusunda birkaç pürüz ortaya çıkmaktadır. Birincisi Peter, Pincent İlaç’tan adımını attığı an da her şeyin duvarların arkasında yapıldığını ve bu duvarların arkasına ise özel kimlik bilgileri ile geçebileceğini görür ve o duvarların arkasına geçebilmesi için de önünde uzanan uzun mu uzun eğitim programını tamamlaması lazımdır. Doktor Edwards zamanında Pincent İlaç’ın en büyük profesörlerinden  biriyken Richard Pincent’ın bazı görüşlerini karşı çıkarak ana üretim alanından alınıp yeni gelen çalışanlara ders veren bir öğretmen konumuna getirilmiştir ve artık Peter’ın öğretmenidir. Ve Dr.Edwards’ta ana üretim alanından alındıktan sonra içinde Pincent İlaç’a karşı bir nefret büyümektedir ve tabii ki bu nefreti hiç belli etmeden içinde saklamaktadır ama Peter gelip onun her söylediğini Richard’a söyleyene kadar ve Peter’ın cümlesi cümlesine her şeyin  dedesine aktarıldığını öğrenmesi ile Dr.Edwards’a karşı görüşleri değişmiştir ve bu görüşlerin değişmesi ile Dr.Edwards içinde ki nefreti yavaş yavaş gün yüzüne çıkartmaktadır.

Bu nefret gün yüzüne çıktıkça Dr.Edwards, Peter’ın tarafına yani Yeraltı tarafına geçmektedir.

 

Bir diğer pürüz ise Jude adında bilgisayar hackerının ortaya çıkması ve Yeraltının bilgisayar güvenlik duvarlarının zayıf olduğu hakkında iletişim kurmasıdır. Ama Jude’un bu davranışı ne yazık ki Pip onu yakalayana kadardır. Hatta şunu söyleyebilirim ki Jude Yeraltına ulaşmasının üzerinden 2 saat geçmeden yakalanmıştır ve yakalandığı anda da ne yapacağını şaşırmıştır. En büyük amacı ayağına kadar gelmiştir ve bunu geri tepmek istememiştir. Üvey kardeşi gibi o da Yeraltına katılmış ve aynı üvey kardeşi gibi Pincent İlaç’a yasal olmayan yollardan girebileceğini öne sürmüştür. Hatta Pincent İlaç’ın güvenlik kameraları ile gezerken gizli bir bölümde genç kızları tuttuğunu bile anlatarak Yeraltına girmek için son kozunu kullanmıştır. Hatta üvey kardeşi gibi oraya gidip ders çalışmayacağını direk sistemlerine girerek onları yok edebileceği güvencesini vermiştir. Peki bu üvey kardeş kim mi? Bence artık ortaya çıktı. Tabii ki Peter. Zamanın da her ikisinin babası olan kişinin sadece bir çocuğun yasal olması hakkını, Peter’dan sadece iki ay önce doğarak Yasal unvanını alan Jude, Artık unvanını alan ise Peter’dır. Ama bir Artık olarak büyük işlere atılan Peter’ı bir Yasal olarak kıskanan  Jude önemli işler başarabilmek için bilgisayar ağlarını kullanmıştır.

 

Tabii bu durum büyük sorunlar açmadan önce. Jude’un gördüğü kızlar Ünite X’in yani Uzun Ömürlülük+ için gerekli deneklerdir. Daha doğrusu onların rahimlerinde büyüyecek embriyolardır. (Eğer Tess Gerritsen’ın Gece Nöbeti kitabını okuduysanız orada da aynı konunun işlediğini göreceksiniz. )  Uzun Ömürlülük ilacının sadece organların yenilediğini ama kırışıklıklara engel olmadığını, dış görünüşü değiştirmek için estetik ameliyatının şart olduğunu ama bu ameliyatlardan sağ salim kalkılmadığını görüyoruz. Bu kırışıklıkların geçmesi için de derinin kendisini yenilemesi lazımdır ve bu da kök hücre ile mümkündür. Daha minik hücre olan embriyodan alınan kök hücrenin Uzun Ömürlülük ilacına eklenerek yeni bir ilacın ortaya çıkmasını sağlayarak ölümsüzlüğü güzelleştirmeye çalışmaktadırlar. Bunu da Artık kızlarının üzerlerinde deneyerek yapmaktadırlar ve bu yöntem, kendini Hükümetten bağımsız yaşayan Pincent İlaç için yasal olup olmadığı yönünde bir önem taşımamaktadır.

 

Kitabımızın genel olarak bu konu üzerinde ilerlemektedir ama bu kitapta en çok sinirlerimi zıplatan öldürmek istediğim tek kişi Richard Pincent’tır. Sırf emellerini gerçekleştirebilmek için kitap boyunca yapmayacağı pislik kalmadığı gibi adam resmen Şeytan’ın sağ koludur. Peter ve Anna’ya yaptıkları, hele ki Artıklara yaptığı şeyler anlat anlat bitmez. Richard Pincent gözümde şu an da en kötü karakterler listesinde başa oturmuş durumda. Bir kaşık suda boğsam boğarım o derece -.-

 

Derek Samuels denen Richard’ın sağ kolu ise Richard ile birlikte gümbürtüye gidecekler arasında! -.-

 

Peter ve Anna ise aile çocuğu olma yolunda başarıyla ilerliyorlar. Sevgi pıtırcıklarım benim <3

 

Jude deseniz ayrı bir alem. Bu kitapta ne yapmaya çalıştığını bir türlü anlamıyoruz ama diğer kitapta daha çok üstünde durulacak bir karakter bence.

 

Kitabımız genel çerçevede 1.kitaba kıyasla konu ve olay bakımında çıtayı düşürmüş durumda ama onun dışında dilinin kolaylığı ve çevirisi ile mükemmel bir yapıt. Kısacası okurken hiç sıkılmayacağınız sayfa üstüne sayfa çevireceğiz bir kitap. Serinin ilk kitabını okuyanlarına kesinlikle seriye devam etmelerini öneriyorum çünkü inanılmaz sırlar üstüne sırlar ortaya çıkıyor ve finali mükemmel bir şekilde bağlıyor.

 

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4 :)

579570_10151433581942360_1260439767_n

 

 

alıntı

 

 

556796_10151507525567360_129172720_n

“Peter, sen kendini binlerce kez kanıtladın. Ama bu işte tek başına olacaksın, ilaç şirketinin tüm ağırlığı senin omuzlarına binecek ve buna hazır olup olmadığından emin olman gerekiyor. Bunun sadece bir iş olmadığını unutma Peter. Bu bir savaş. Doğa ve biliöim, iyi ve kötü arasında bir savaş. Uzun Ömürlülük, insanların aklını çeliyor ve büyükbaban seni kendi tarafına çekmek için elinden geleni yapacak. Bu işe girişirken her şeyin farkında olmalısın.”

556796_10151507525567360_129172720_n

“Peki, sonra ne yapacağım? Orayı havaya mı uçuracağım? Yoksa makineleri mi kırıp dökeceğim?” diye heyecanla sordu. 

556796_10151507525567360_129172720_n

“Hükümet her şeyin kendi kontrolünde olduğunu zannediyor.” Richard’ın sesi buz gibiydi. “Ama yanılıyorlar.”

556796_10151507525567360_129172720_n

“Anna’yı sakın bu işe karıştırma,” dedi alçak bir sesle. “Bu onun ismi. Anna. Ve eğer bir daha onunla ilgili konuşursan yapacaklarımdan sorumlu olmam.”

556796_10151507525567360_129172720_n

“İnsanlardan hiç anlayış beklemiyorum,” dedi. “Sadece bizi rahat bırakmalarını istiyorum. Herkesten tek istediğim bizi rahat bırakmaları.”

556796_10151507525567360_129172720_n

“İşin doğrusu hiçbir şey siyah veya beyaz değildir. Her şeyin gri tonları olduğunu unutma. Hükmü kalmamış bir amaç için hayatını mahvetmeden önce bunu düşünsen iyi edersin.”

556796_10151507525567360_129172720_n

“Doğru seçimin ne olduğunu bilmiyorum. Ortada bir seçim var mı, onu bile bilmiyorum artık.”

556796_10151507525567360_129172720_n

Korkmuyordu; öfkeliydi ve nefret, damarlarında bir zehir gibi dolaşıyordu.

556796_10151507525567360_129172720_n

“Sen meleklerin yanındasın. Ama melekler de şeytana uyar. Hepimiz hata yaparız; öyle olmasa hiçbir şey öğrenemezdik.”

556796_10151507525567360_129172720_n

“Gördün mü Pip, ‘biz’ diye bir şey var.”

556796_10151507525567360_129172720_n

 

481078_10151509026752360_1011133331_n

 

Book Friends Kitap Tur #4 / Bildirge – Gemma Malley / İnceleme


60390_443342185742987_583037033_n

Kitabın Adı : Bildirge

Orijinal Adı : The Declaration

Serinin Adı : The Declaration Series

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Gemma Malley

Çevirmen : Tufan Göbekçin

Yayınevi : DELİDOLU

Sayfa Sayısı : 256

Basım Yılı : Şubat 2013

Orijinal Dili : İngilizce

büyük

Benim adım Anna ve burada olmamalıydım. Ama varım. Burada olmam benim hatam değil. Doğmayı ben istemedim. Ama bunun, içinde bulunduğum duruma hiçbir yararı yok. Neyse ki beni erkenden yakaladılar; böylesi daha iyi… En azından Bayan Pincent böyle söylüyor.

Yıl 2140. Ölümsüzlük bulundu. Hem de küçücük bir hapın içine sığdırılmış bir şekilde. Ve bu ilacı üreten bu fabrika sadece İngiltere’ye değil tüm dünyaya ilaç sağlıyor. Ve neredeyse İngiltere’yi Hükümetle beraber yönetiyor. Enerji kaynakları ve beslenme ihtiyacını karşılayacak her şey tükenmek üzere bu yüzden yaşayan herkese bu tip şeyler kuponlarla satılıyor ve bu kuponları da düzenli bir şekilde harcaman gerekiyor yoksa aldığın ilaç hiçbir işe yaramaz. Ama öyle bir yasa var ki çoğu kişinin elini ayağını bağlıyor. Gelecek neslin olmamasını isteyen yasa yani Bildirge. Eğer bildirgeyi 16 yaşında imzalarsan yavaş yavaş ölümsüzlük ilacını almaya başlıyorsun ama ilacı aldığın her seferinde de vücuduna kısır olmanı sağlayacak ilaçlarda enjekte ediliyor ve belli bir yaşa geldiğin zaman yani yaşlandığın zaman her ne kadar ilacı alsan da sadece içinde ki organlar yenileniyor ama dış görünüşün yine aynı kalıyor. Sarkmış bir vücut, yağlarla kaplı bir karın bölgesi ve yüzünün her tarafında yaşlılık kırışıklıkları ve lekeleri ile dolu. Tabii bununda bir çözümü var. Estetik. Ama belli bir yerden sonra senin ölümsüzlük hayatına ölüm getiriyor. Ne kadar ironik değil mi?

Bu dünya da bir de hem Hükümet’e hem de Bildirge’ye karşı çıkanlar var. Bu kişilerin çoğu Yer altı denilen birliğe katılmış durumdalar. Kimse bilmese de Yer altı’nın kolu her yerde. Her yerde adamları var. Buna Hükümet de dahil. Bunlar ne ölümsüzlük ilaçlarını alıyor ne de kurallara uyuyorlar. Bu kişilerin çocukları var ve eğer Hükümet tarafından gözleri korkutulan o yaşlılar tarafından bu çocuklar bulunursa Artık Depolarına gidiyor ve ülke tarafından enerjilerin boşa harcanmasını sağlayan, yemeklerini boşa harcayan, bu Dünyada yerlerinin olmadıkları düşünülen, bir pislik olarak dünyaya geldiklerini düşünülen ve aslında var olmamaları gereken çocuklar onlar. Onlara Artık deniliyor. Dışlanmışlar, hor görülenler ve sadece pislik olan görülen çocuklar. Eğer bebekken bulunup Büyük Depo’ya getirilirseler küçüklükten eğitilmeye başlanıyor ve eğer Büyük Depo’nun kurallarını uyup kademe yükselme şerefine layık görülürse bir zenginin temizlikçisi olarak Büyük Depo’dan gönderiliyor. Ama akside olabilir. Eğer kademe atlayamazsalar Büyük Depo’da tıkılıp kalırlar veya yaşamlarının sona ermesi içi dua ederler ve belli bir süreden sonra da duaları gerçek olur.

Büyük Depo’ya bebeklikten getirilen çocuklar nasıl görünmez olunur nasıl bu dünyaya bir pislik gibi geldikleri duygusunu vücutlarının her bir zerresine işlenirken bir yandan da dövülerek veya cezalandırılarak bu duygu iyice beyinlerine işleniyor. Bu işleniş yapılırken hiçbir çocuk okumayı yazmayı doğru düzgün öğrenmiyor, doğru düzgün kitap okutulmuyor sadece öğrenilmesi gerekilenleri öğreniyorlar. Çünkü onların düşünmeye hakları yok, çünkü onlar bir hiç ve soru sormaları gerekmiyor hiçbir şeyi merak etmeleri hiç gerekmiyor. Çünkü onlar birer ARTIK!

Anna da onlardan birisi. Annesi ile babası 16 yaşlarındayken Bildirge’yi imzalamışlar ama çocuklarının çok olmasını istedikleri için Bildirge’ye karşı çıkmışlar ve Anna’yı dünyaya getirmişler. Anna’nın dünyaya gelmesi ile ailesi Yeraltı Birliğine katılmışlar ve onların yardımlarını geri çevirmemişlerdir. Ama yaptıkları bir hata yüzünden Anna 3 yaşındayken Yakalayıcılar tarafından bulunmuş ve Büyük Depo’ya getirilmiştir ve zaman zaman dövülerek zaman zaman beynine işlenen o iğrenç düşüncelerle ve cezalandırılmalarla hayata tutunmuş ve belli bir rütbe seviyesine erişmiştir. Bu rütbe seviyesi ile dışarıda bir eve gidip hizmetçilik bile yapmıştır ve bu sayede Dışarısı’nın nasıl bir yer olduğunu görmüştür Anna. Zira Büyük Depo’nun bütün camları büyük perdeler ile kapalıdır ve eğer dışarıya bakmaya kalkarsan cezalandırılırsın.

Ama Anna’nın da sakladığı belli sırlar vardır. Mesela Kızlar Banyosu 2’de ki küçük delikte sakladığı bazı eşyaları gibi. Bunu Büyük Depo’nun müdiresi Bayan Pincent duyarsa Anna’yı mahveder. Özellikle yazın yanında çalıştığı Bayan Sharpe’ın ona verdiği günlüğü duyarsa mahveder hatta döve döve öldürür. Çünkü Büyük Depo’da hiçbir kanıtın olmaması lazım ama Anna 15 yıllık hayatı boyunca ilk defa karşı çıkıyordur Büyük Depo’nun yasalarına. Bu karşı çıkışın sebebi ise belli bir yaştan sonra Anna’nın duyguları yavaş yavaş belli olmaya başlıyordur ve duygularına hakim olamıyordur. Bu duygularının patlak noktası ise Büyük Depo’ya normal yaş sınırının çok ama çok üstünde gelen 15 yaşında ki Peter sayesinde olmuştur.

Normalde o yaşta hiçbir genç Büyük Depo’ya gelmez başka yerlere tedavi olmaya gönderil ama Peter bu konuda nedense bir istisnadır çünkü o baş edilemez bir ergenin tekidir ve kimse başa çıkamamıştır ve Peter’ın üstesinden gelecek tek kişinin Bayan Pincent olduğunu düşünürler.

Ama herkesin yeteneği de bir yere kadardır. Bayan Pincent artık o kadar sınırlarını zorlamıştır ki Peter’a karşı, onu eğitmesi için Anna’ya teslim etmiştir. Peki bu durumda Anna ne yapmıştır? O çocuğa nasıl katlanacağını kara kara düşünen Anna sonunda olacakları kabullenmiştir ve elinden geldiğince ona yardım etmiştir. Tabii Peter onu ne kadar dinlerse.

Ve belli bir zamandan sonra da aralarında kıvılcımlar oluşmuştur. Ama her ikisi de bu kıvılcımı saklamıştır. Çünkü ikisinin de büyük planları vardır. Birisi rütbece büyümek isterken birisi Büyük Depo’dan kaçma planları yapmaktadır…

Artık o planlar gerçekleşecek mi yoksa gerçekleşmeyecek mi okuyunca anlayacağız. :))

Bunun dışında kitapta boğazlamak istediğim bazı kişiler var. Mesela Bayan Pincent ve bazı Artıklar. Resmen kitabın içine girip boğazlayasım geldim. Hele Bayan Pincent! Bir insan bu kadar gaddar olamaz?! Çok ciddiyim. O kadın resmen yaşamayı hak etmeyen birisi. Büyük Depo’nun boşuna müdiresi olmamış. Ve o bazı Artıklar. Onlara da sırf Anna ve Sheila’yı itip kaktıkları, boştan yere ceza almalarını sağladıkları için gıcık oluyorum ve onları da Bayn Pincent’ı boğazlarken arada kaynamalarını istiyorum -.-

Kitabın en sevdiğim karakterleri ise Anna, Peter ve Bayan Sharpe oldu. Anna baş karakterimiz olduğu için değil bütün duygularını, iyi veya kötü bütün duygularını saf bir şekilde yansıttığı için hayranım ona ve özellikle Peter’a karşı saf aşkı okurken beni benden aldı. Peter ise tabii ki de o delici ( Emin’in tabiri ile matkap, kurşun kalem, bıçak gibi kesin olan :D ) bakışlarına hasta oldum. Ve tabii ki Anna’ya karşı olan aynı saf aşkı da ona karşı olan sevgimi kat be kat arttırdı. Bayan Sharpe ise annecan tavırları ile en sevdiğim karakterler arasında baş tacım oldu.

Kitabı genel çerçeve inceleyecek olursak ben bu kitaba da bu seriye de BA-YIL-DIM!!! Zaten serinin bir kitabı bitip diğer kitabına başladım ve yakında onlarında yorumlarını paylaşacağım. Yazarımız inanılmaz güzel bir distopya oluşturmuş ve inanın kitabı okurken “Gelecekte ölümsüzlük bulunacak mı? Bulunursa ne olacak? Enerjiler bitecek mi? O zaman koş koş fazla ışıkları kapat. Yediğin her lokmaya dikkat et Damy!” diyerek okudum belli bir yerlerini. Kitabın için de ölümsüzlük olması zaten benim için ayrı bir güzellik. Ölümsüz işlenen bütün kitaplara hastayım ama işin içine gençlerin yaşadığı zorluklar girince daha da bağlanıyorum o kitaba.

Kitabın çevirisine gelecek olursak neredeyse hiç hata yoktu desem yeridir ve kitabı okurken daha çok zevk alıyor insan. Hiç hata yok, kitap zaten kendini okutturuyor daha ne olsun! Ve yayınevinin yabancı dil bilmeyen okurlarını veya yabancı dildeki isimleri nasıl okuyacağını bilmeyen okurları için en arka sayfaya okunuşlarını yazması ise ayrı bir artı puandı.

Ve en son değineceğim şey ise kitabın kapağı. Orijinal kapağından kat be kat daha güzel bir kapak. Eğer orijinal kapağına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Konusuna bakmayıp o kitabı almak isterseniz şüpheye düşersiniz ama Türkiye’de ki kitap kapaklarına bakıp konusundan bir şey anlamasanız bile bir şans verirsiniz. :)

Ve kapakta ki kelebek ise Peter’ın Anna’sını temsil ediyor. Şimdi bu çocuğa aşık olunmazda ne yapılır aaa dostlar?! <3

Bu yoruma kapanışımı ise DeliDolu’ya teşekkür ederek yapacağım. Yayınevine ait okuduğum ilk kitap Bildirge oldu ve bir kitaba karşı gösterdikleri özene ise hayran kaldım. Yayın hayatlarında başarılarının devamını diliyorum :)

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 5  :)

385472_10151433582022360_1769049046_n

alıntı

418891_10151509052342360_1561565744_n

“Dışarı”dan gelen, Bekleyen bir Artık… Dünyanın neye benzediğini biliyor olmalıydı, eğitilmemiş olmalıydı. Kim bilir belki de…

418891_10151509052342360_1561565744_n

Bileğe Gömülü Zaman, bilekte derinin altına yerleştiriliyordu. Mekanizmayı Artık’ın yaptığı hareketler çalıştırıyordu ve böylelikle Savurganlıktan kaçınılıyor, çok fazla kaynak harcanmıyordu. Hükümet, her daim çalışan bu saat sayesinden hiçbir Artık’ın asla geç kalmayacağına ve günlük işlerini vaktinden önce terk etmeyeceğine karar vermişti.

418891_10151509052342360_1561565744_n

“Sen Anna Covey’sin değil mi?” diye sordu. O kadar alçak bir sesle konuşuyordu ki Anna duyduklarının hayal olabileceğini düşündü.

“Annenle babanı tanıyorum.”

418891_10151509052342360_1561565744_n

“Artık olmak, dünya üzerindeki etkini sınırlandırmak zorunda olduğun anlamına gelir,” dedi iç çekerek. “Ölmemizi istemezler. Sadece hastalık yaymamamızı ve Faydalı olamayacak kadar sağlıksız olmamamızı isterler.”

418891_10151509052342360_1561565744_n

“Ben Anna Covey değilim,” dedi gözyaşları içince. “Ben Anna Covey değilim. Artık Anna’yım. Ben benim. Kim olduğumu biliyorum. Lütfen her şey normale dönsün. Lütfen her şey tekrar yoluna girsin.”

418891_10151509052342360_1561565744_n

Bizim birbirimize ait olduğunu söyledi; çünkü o bir çiçekle doğmuş ben de bir kelebekle… Hayatta kalabilmek için çiçeklerle kelebeklerin birbirlerine ihtiyacı varmış.

418891_10151509052342360_1561565744_n

Sanırım Peter’la çölde yaşamayı çok isterim.

Sanırım…

418891_10151509052342360_1561565744_n

Sonra tekrar duvarların dibinden başları öne eğik halde ilerlemeye başladılar; tıpkı gölgeler gibi, tıpkı yürüyen ölüler gibi…

418891_10151509052342360_1561565744_n

Artık onu korkutan, öfkeli güller ve iki başlı çocuklar hakkındaki öyküler değil; Peter’ı kaybetmekti. Onu kaybetme korkusu her şeyin ötesindeydi. 

418891_10151509052342360_1561565744_n

Size ihtiyaç duyan biri varken Artık olamazdınız. Sizi seven  biri varken Artık olamazdınız. 

418891_10151509052342360_1561565744_n

Peter, ona sarı bir çiçek uzattı ve “Bu senin için,” dedi gururla. “Bir nergis.” Sonra kulağına eğilerek, “Doğuya gittiğimizde her yanımız çiçeklerle dolu olacak. Kelebeğim için rengarenk çiçekler.”

418891_10151509052342360_1561565744_n

481078_10151509026752360_1011133331_n

4. Kitap Turu’na katılan arkadaşlar : 

Fehiman

Eren

Emin

Beyaz Perde / Gelecekten Haberler #2


Sevgili Kördüğüm Hayaller blogunun sahibi canım arkadaşımın ısrarlarına daha fazla dayanamayıp 2. Beyaz Perde postumu yazayım dedim. :))

1. post ile arasını birazcık açmamın sebebi güzel fragramların gözüme çarpmaması. Çarpanlar da zaten çıkan veya çıkacak filmlerin fragmanları idi ve burada paylaşırsam 1. postun tekrarı olurdu. O yüzden yeni filmleri bekledim ve beklediğimiz de değdi gibi :))

İlk filmimiz Star Trek : Into Darkness / Uzay Yolu : Bilinmeze Doğru

İlk filmde olduğu gibi yönetmen koltuğunda J.J. Abrams’ın olduğu filmin kadrosu ünlü isimlerden oluşuyor: Chris PineZachary QuintoBenedict CumberbatchKarl UrbanZoe Saldana,Simon PeggAlice Eve ve Anton Yelchin.

Film ise bir aksilik olmazsa ülkemizde 7 Haziran 2013 tarihinde vizyona girecek.

Filmi ilk defa tanıttığım için iki tane fragman paylaşarak gözlerinizi şenlendirmek istiyorum sayın izleyiciler :))

İkinci filmimiz ise Will babamızın ve oğlunun filmi

After Earth

Yönetmenliğini M. Night Shyamalan’ın üstlendiği, başrollerini ise Will Smith ve Jaden Smith’in paylaştığı After Earth bilimkurgu/aksiyon türünde bir yapım.

Bu filmde bir aksilik olmazsa ülkemizde 7 Haziran 2013 günü seyircileri ile buluşacak.

Bu yıl bütün bilim-kurgu filmleri tek bir güne toplanmış gibi görünüyor. :))

Şimdiye kadar filmin iki fragmanı yayınlandı ve ben ikisini de buraya ekliyorum. :)

Üçüncü filmimiz ise Tony Stark’a ait. :D

Bu filmi önceden tanıtmadığım için kendimi kınıyorum aa dostlar!

Iron Man 3 / Demir Adam 3

Shane Black’in yönetmenliğini yaptığı filmde başrolleri Robert Downey Jr. (Tony Stark / Iron Man),   Gwyneth Paltrow (Pepper Potts), Ben Kingsley (The Mandarin), Guy Pearce (Aldrich Killian), Don Cheadle (James Rhodes / War Machine) ve Rebecca Hall (Maya Hansen) paylaşıyor.

Bu şahane film ise 3 Mayıs 2013 tarihinde seyircileri buluşuyor. Yani benimle :D

Şu zamana kadar 2 fragman yayınlandı ama ben sizinle ikinci fragmanı paylaşacağım. Çünkü o daha ekşınlı :D

4. film ise her filminde ayrı heyecanlandığımız, ekşınların tavanlarda yaşandığı bir film serisine ait.

Fast & Furious 6 / Hızlı ve Öfkeli 6

Yönetmenliğini Justin Lin’in üstlendiği filmin kadrosu Vin DieselPaul WalkerDwayne JohnsonMichelle RodriguezJordana BrewsterLuke EvansSung KangTyrese Gibson ve Ludacris gibi ünlü isimlerden oluşuyor.

Bu filmimizde bir aksilik olmazsa ülkemizde 24 Mayıs 2013 tarihinde seyircileri ile buluşacak.

Şu zamana kadar 2 fragman yayınlandı ama 2. fragman daha süper olduğu için sizinle onu paylaşıyorum. :))

Gelecekten Haberler #2  postum da şimdilik bu kadar ama bu işten gittikçe daha bir zevk aldığım için yakında  diziler hakkında da  post yazmayı düşünüyorum . Tabii kitaplardan zaman kalırsa :D

Gelecekten Haberler postunu yazdıran sevgili arkadaşıma tekrardan  teşekkür ediyorum. Onun sayesinde filmlerle tekrardan hem gönlümü hem gözümü şenlendiriyorum. :D  Seviyorum seni tatlımmm <3 :*

Son olarak bütün haberler/fragmanlar/afişler Sinefabrik sitesinden alınmıştır.

DEX Şöleni #1 Kitap Obsidiyen – Jennifer L. Armentrout


 

Kardeş blogum Saklama Kabı‘nın sahibi Eren’in yaptığı DEX Şöleni bugün başladı.

Şölenin ilk kitabı Jennifer L. Armantrout’un yeni serisi ilk kitabı olan Obsidiyen oldu.

Şölene katılan bloggerlardan birisi de benim. :)

Obsidiyen yorumlarımızı okumak için aşağıdaki linklere tık-tık!

Yorum Durağım

Saklama Kabı