Dostluk Ekmeği – Darien Gee / İnceleme


Kitabın Adı : Dostluk Ekmeği

Orijinal Adı : Friendship Bread

Yazarın Adı : Darien  Gee

Çevirmen : Simge Ölmez

Yayınevi : ARKADYA

Sayfa Sayısı : 408

Basım Yılı : Şubat 2013

Orijinal Dili : İngilizce

Bir damla gözyaşı ve umutla yoğrulmuş küçük bir hediye, kırılan kalbinizi iyileştirip tüm hayatınızı değiştirmeye yeter mi?

Diye soruyor kitabımız bize. Küçücük bir hamur bütün acılarımızı söndürüp, hüzünlerimizi yok eder mi? Düşünebiliyor musunuz? Amiş Dostluk Ekmeği evet ediyor. Kapınızın önüne konan kilitli poşet içinde ki hamur sizi kasvetli havanızdan alıyor mutlu bir dünyanın bir içine bırakıyor.

Bu hamur nelere sebep olmadı ki?

Yıllardır birbiri ile görüşmeyen Julia ve Livvy’nin yeniden barışmalarını sağlamış ve Julia’nın oğlunun ölümünden sonra tekrardan hayata dönerek kocasına ve şeker mi şeker kızına daha fazla zaman ayırmasına ve onlarla daha fazla şey yapmasına sebep olmuştur. Ayrıca Julia’ya arkadaş bulmasına bile neden bulmuştur. Bu arkadaşları yolunu kaybetmiş tonton ninemiz Madeline ve Hannah’dır. Madeline kocasının ölümden sonra yalnız yaşamaya devam eden ve emekliliğinden sonra üvey oğlunu bulmak için yollara düşen dul bir kadındır. Küçük, mütevazi bir kasaba Avalon’dan geçerken satılık bir ev görüp orayı almaya karar verir. Daha sonra ise evin kendisine göre çok büyük olduğunu düşünerek yıllardır yapmak istediği mesleği yani aşçılık bir nevi birilerine yaptığı şeyleri yedirmeyi görev edinerek evinin bir kısmını Madeline’nin Çay Bahçesine dönüştürür. Ne kadar sevecen bir insan değil mi? Aynı babaannelerimiz ve anneannelerimiz gibi. Ülkeler farklı olsa da sanırım bazı şeyler değişmiyor ne yaparsınız :)

İşte o dükkan üç arkadaşın buluştuğu noktadır. Madeline’nin bir kez daha enlere yol açtığını görün. Ki daha nelere sebep olacaktır.

Hannah ise despot bir babanın ve onu yumuşatmaya çalışan bir annenin arasında abisi ile büyümüştür. Babasının ağır disiplini ile küçük yaşlarda çello çalmaya başlar ve daha genç yaştayken bile dünyanın aranan çellistleri arasına girmiştir. Ama bu iyi mükemmelliği Fransız, beş para etmez müzisyen kocasının onu aldatmasına bir engel değildir. Pis zampara, o güzel mi güzel şahane mi şahane kızımızı Chicago gibi bir cennetten koparıp en ücra köşedeki kasabaya götürmüş, ev almış, içine yerleştirmiş ve üstüne üstlük kendisi merkezde kalıp eşyalarını istemiş ve onun eşyalarını yollayacağını söylemiştir. Kadın ruhu durur mu? Durmaz! Bastı onu mekanında bir güzel rezil etti ve eline yüzüğü verdi. Sen yoluna ben yoluna icabı. Oh olsun o pisliğe. Aslında orada tokadı yapıştıracaktı bak ne güzel oluyor! Her neyse zaten kızımız bu olaydan sonra yüreciğini uçurdu boyu boyuna huyu huyuna birisine kaptırttı :D

Ama bunun öncesinde iyileşme süreci vardı ki o zamanı yine koltuğunun altına alıp sarıp sarmalayan Madeline ve onun kafesi yapmıştı. Ah hamuru unutmayalım :)

Peki bu hamur nereden mi çıktı?

Bir gün Julia ve Graice okuldan gelince kapılarının önünde ki basamakta bir tabak ve yanında baloncuklu bir hamur bulmuşlardır. İçinde yarı kek yarı ekmek olan şeyden 3 dilim olan tabağı alarak eve giren anne- kız ilk başta ne yapacağını bilememiş ama Graice’in itirazlarına dayanamayarak açıp yemişler ve bayılmışlardır. Kalan üçüncü dilimi ise Mark’a yani babasına saklayacağını söyleyen Graice odasına koşarak kart hazırlayacağını söylemiştir. Ama mutfağa geri döndüğünde annesi o dilimi çoktan mideye indirerek nefsine müdafaa olamamıştır ve kızının çığlıkları ile karşı karşıya kalmıştır. Bunun sonucu alarak hamuru alarak tabağın yanındaki tarife göre yapmaya başlamıştır. 10 günlük yapım aşamasını tamamladıktan sonra geri kalan 3 hamuru komşularına, dostu olmayan dostlarına ve Graice’in okuluna göndermiştir. Çocukların büyük ısrarlarına dayanamayan aileler kendilerine düşen hamurları ekmek haline getirmiş geri kalan 3 hamuru komşularına dağıtarak elden ele geçmelerini sağlamışlar ve Madeline’nin yanında çalışmaya başlayan Connie’nin katkıları ile Dostluk Ekmeği Kulübünü kurmuşlardır.

Bu kulüp sayesinde sel felaketine maruz kalmış olan kardeş kasabalara yardım eli uzatmış ve 7000 den fazla ekmeği sel bölgesine göndermişler ve ülkede ünlerine ün katmışlardır. Tabii bu kadar iyiliğin karşılığında onları tökezleyecek şeylerde ortaya çıkmıştır ama bunların hiçbirisine boyun eğmemişler ve yollarına devam etmişlerdir o güçlü kadınlar.

Kitap genel çerçeve olarak konusuna ve yazarın yazma şekline göre beğendiğim bir tür. Bu türle ilk defa Küçük Mucizel Dükkanı ile başladım ve zaman zaman kötü konularla ve sadece yazmak için yazan yazarların kitapları okumak zorunda kaldım ama zaman zamanda Dostluk Ekmeği gibi harika konularla karşılaştım. Bu tür kitaplarda temel olan hüzün, parçalanmış evlilikler, ger dönüş yapılan mutluluklar, yeni aşklar, yeni aileler gibi konular bu konularda da işlenmiştir. Ve tabii yazarın mükemmel hakimiyeti ve kelimeler arsında kurduğu oyun ile harika bir eser ortaya çıkmıştır. Julia ve Livvy arasında kırılmaya yüz tutmuş kız kardeşlik bağlarının nasıl tekrar birbirlerine bağlanması, gazeteci olan Edith’in nasıl o suratsız, arkadaş olmamak istemeyen duygularını kırıp sevecen birisi haline gelmesi ve diğer karakterlerin birbirlerine bağlanması ve ortak bir çalışmaya girmesi özellikle kitabın sonunda yaptıkları yardım çalışması ağzını açık bırakacak kadar büyük bir beraberliği gösteriyor.

Arada fantastik okumaktan sıkılıp kollarına koştuğum bu türde ki bir kitabı okumamı sağlayan sevgili Arkadya Yayınlarına teşekkür ederim. Hem çevirisi hem de kapağına hayran kaldım diyebilirim. Son zamanlarda ülkemizde yurtdışı kapaklarına göre daha güzel kapaklar ortaya çıkmaktır ve bu benim kitaba olan aşkımı kat be kat arttırmaktadır. Ve ayrıca Arkadya Yayınlarının püsküllü ayraçlarını unutmamak gerek. Onlarda bir şahane şahsen. Sanırım yeni bir ayraç koleksiyonu başlatmama sebep oldular :)

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4 :))

579570_10151433581942360_1260439767_n

 

481078_10151509026752360_1011133331_n

Konuşan Kitaplar #9 Blog Tur 5. Gün / Gölgelerin Yolu – Brent Weeks / İnceleme


Kitabın Adı : Gölgelerin Yolu

Orijinal Adı : The Way of Shadows

Serinin Adı : Night Angel Trilogy /Gece Meleği Üçlemesi

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Brent Weeks

Çevirmen : Uğur Mehter

Yayınevi : ARTEMİS

Sayfa Sayısı : 589

Basım Yılı : Mart,2013

Orijinal Dili : İngilizce

10 numara 5 yıldızlık kitap mı istiyorsun?

Şu an işte öyle bir kitabın incelemesini okuyacaksın sıkı dur!

Ama tabii ki no spoilersız bir şekilde :))

Kitabımız azıcık büyü, çokça entrika, savaş, ihanet ve karakteri barındırıyor. Ve bu çokça karaktere az az olsa da değinmeye çalışacağım ve kitabı okurken kafanızın karışmaması –ki anlatırken de karışmaması için elimden geleni yapacağım. :) Taht oyunlarından veya buna benzer kitaplarda bildiğiniz üzere bir çok karakter karakterin olması ve bu karakterlerin birden fazla isim alması kafamızı karıştırıyor ve sanki Rus edebiyatına ait bir kitap okuyormuşuz gibi hissediyoruz. Şahsen ben öyle hissediyorum. :) Ve bunun tür kitaplar ve seriler için okurken bir karakter listesi tutuyorum. :)

Gece Meleği Üçlemesi’nin ilk kitabı olan Gölgelerin Yolu kitabı Azoth adında ki Cenaria’nın çocuk esirgeme kurumu olan çocuk kamplarında veya diğer bir adıyla çocuk genelevlerinde yaşayan çocuğun 10 yaşındaki hayatından başlayarak 20 yaşına kadar ki hayatını anlatıyor ve bu geçen 10 senede nasıl Kylar Stern adında ki gözden düşmüş bir soylunun evladının ismini ve unvanını alarak yeni yaşamını ve Durzo Blint’in yeminini bozarak nasıl onun çırağı olarak bir suikastçıya dönüştüğünü anlatıyor.

Azoth, çocuk kampında ki yaşamında bir yanına en yakın arkadaşı Jarl’ı bir yanına gözü gibi sakındığı ve kollayıp kolladığı ve kardeşi gibi baktığı Taşbebek’i alarak yaşamına devam etmektedir ve hem kendisini hem de arkadaşlarını kampın bir nevi kaptanı olan Sıçan’dan korumaktadır. Tabii bu ne kadar etkilidir orası tartışılır. Çünkü Jarl, Sıçan’a her hafta kira yerine geçen parayı vermemektedir ve dayak yemektedir ve Azoth bunu engelleyemiyordur ki zaten kendi parasını bile zor bulurken onun parasını nasıl versin ki zavallıcık. Allahtan küçük çocuklardan kira alınmıyordur ve bir şekilde Taşbebek bu konuda paçasını sıyırıyordur. Konumuza geri dönecek olursak Jarl dayak yerken bir yandan da Sıçan tarafından eziyet ediliyordur ve bu da sırf Sıçan’ın sapkın düşünceleri yüzünden ve de Azoth’un baş kaldırmasına olan sinirindendir. Azoth bu tür olaylara engel olamadığı için Cenaria’nın ölüm makinesi, ünlü suikastçı Durza Blint’e  onu çırağı olarak almasını ve onu bir insanı nasıl öldürüleceğini öğretmesini için yalvarmıştır. Ama ruhsuz, gamsız, kendini beğenmiş, ölüm makinesi ve sarımsak dişlemekten başka bir şey yapmayan Blint için bu imkansız bir olaydır ve onu reddetmiştir tabii ilk başta. Ama Taşbebek’in ölesiye dövülmesinden sonra Blint onun eğer Sıçan’ı öldürürse çırağı olacağı hakkında bir seçenek sunmuştur ve Azoth’un bu konu hakkında yapabileceği bir seçenek yoktur ve sırf Taşbebek ve Jarl’ın çektiği acılar için Sıçan’ı öldürecekti ve sözünde durarak öldürmüştür de.

Rövanş, adalet aşkından ve hataları düzeltme arzusundan ibarettir. Ama intikam, lanetlenmektir. İntikam Kılıcı’nın avatarı Gece Meleği’nin üç yüzü vardır: Rövanş, Adalet, Merhamet.

Azoth artık Dunzo Blint’in çırağı olmuştur ve eğitimine başlanmıştır tabii bunun öncesinde herkesin Azoth’un ölmesine inanması lazımdır ve ona bambaşka bir kimlik lazımdır. İşte burada devreye Blint’in arkadaşı, babacan, tatlı mı tatlı, bir baba gibi bağrına basılacak ve bir dede gibi yanakları sıkılası,(evet bu karakteri çoook sevdim, şahsen kendileri kitaptaki favori karakterlerimden birisidir :)) karanlık geçmişi ile hayatına devam eden ve köleliğe karşı örgütlenmiş ve bu konuda kral ile münakaşa içinde olan Kont Rimbald Drake girmektedir. Uzaktan akrabası olan Kylar Stern’in kimliğini Azoth’a vermiştir ve onu baştan yaratarak evine almıştır. Kylar’ın yeni kimliğini benimsemesi için hem Blint hem Drake hem de genelevlerin kraliçesi, Sa’kage’nin dokuzlarından, Cenaria’nın en zenginlerinden Gwinvere Kirena nam-ı diğer Mama K canla başla çalışarak Kylar’ı gündüzleri bir beyefendi geceleri ise bir suikastçı yapmışlardır ve Kylar bu çift karakterleri kimliğine 10 yıl içerisinde benimsemiş ve mükemmel birisi haline gelerek boynuz kulağı geçer tabiri ile Blint’i solda sıfır bırakarak hayatına devam etmiştir.

Tabii bu on yıl içerisinde neler neler olmamıştır ki. Kylar, Cenaria krallığının ileri gelen bir ailenin çocuğu olan ve Kont Drake’in büyük kızı olan Serah’a deliler gibi aşık olan Lord Logan Gyre ile yakın arkadaş olmuştur ve Gyre’nin haberi olmasa da Kylar onu her türlü beladan uzak tutmuştur ve başı bir belaya batsa özel suikastçısı olarak görevini yerine getirmiştir. Bunun haricinde Taşbebek yediği ölümcül dayaktan sonra yüzü ve vücudu mahvolmuştur  ama hem Blint’in hem Kylar’ın haftalık Blint’den aldığı haftalık paralar sayesinde, hem de Logan’ın hayatını koruyacak olan uzak diyarlardan gelmiş büyücü Solon sayesinde hayatta kalmış ve gözlerini Elene Cromwyll olarak açmıştır ve güzel bir çocukluk ve gençlik geçirerek devam etmiş ve üvey babası öldükten sonra kraliyet ailelerinden birisinin evinde hizmetçi olarak çalışmaya başlamıştır. Ve bu yıllarda Kylar onu gözetlemiş ve içinde ki aşkı yıllarca içinde büyütmüştür. Tabii bu aşkı karşılıksız zannederek ve Blint onun aşık olmasını yasaklamıştır çünkü ona göre aşk bir suikastçının engelidir. Ruhsuz işte ne olacak -.-

“Hissettiğin şey, acı,” dedi Efendi Blint, neredeyse nezaketle. “Sanrıları terk etmenin getirdiği acı. Sanrılar anlamlıdır Kylar. Aslında daha yüce bir amaç yok. Tanrılar yok. Doğru ya da yanlışın bir hakemi yok. Senden gerçekleri sevmeni istemiyorum. Sadece gerçeklerle yüz yüze gelecek kadar güçlü olmanı istiyorum. Bunların ardında hiç kimse yok. Sadece bir kılıç kadar güçlü ve acımasız bir silaha dönüşmemizdeki mükemmeliyet var. Yaşamanın hiç güzel bir yanı yok. Hayatın kendisi bir hiçlikten ibaret. Bu sadece kimin kazandığını kanıtlayan bir dikili taş ve kazananlar bizleriz. Biz hep kazanırız.  Ama kazanmanın bile bir anlamı yok. Kazanıyoruz çünkü kaybetmeyi küçük düşürüyoruz. Sonuçlar anlamları farklı çıkartmıyor. Bunu haklı çıkartabilecek kimse yok. Haklı çıkmak diye bir şey yok. Adalet diye bir şey yok.”

Bunun haricinde bu on yılda Logan, Serah ile nişanlanmış ve evlilik arifesine girmiştir tabii son dakikalara kadar. Bundan sonrası sır tabisi :)) Sonracığıma Jarl, Mama K’nın yanında önemli bir konuma gelmiştir ve Mama K hem Kylar’a hem de Jarl’a önemli sırlarını bir bir dökmüştür. Blint ise ölüm makinesi gibi insanları katletmeye devam etmiştir ve bir engel çıkana kadar hem istediği tarafta çalışmıştır. Bu engel Roth Ursuul’dur ve Blint’i kendisi adına çalışması için tutmuştur daha doğrusu tehdit etmiştir çünkü elinde önemli bir koz vardır ve bu koz Blint’i resmen kahretmiştir. Ve bu kozun arkasında Kylar’ın ölümüne kadar bir sürü çirkin olay vardır. Ama sevgili deli, manyak, gerizekalı Roth Ursuul bir şeyi bilmiyordur. O da Kylar’ın bir ka’karifer yani önemli bir büyücü olduğunu. Kylar’da resmen dünyayı ele geçirecek bir büyücülük yeteneği vardır – azıcık abartmış olabilirim :D – ama kullanamıyordur çünkü kanalları kapalıdır. Sen o kadar büyücü yeteneğine sahip ol ve yolların tıkalı olsun. Ne kadar saçma! -.-

Bunların dışında üçüncü karakterlerimiz Kral Gunder ve Logan’ın en yakın arkadaşı Prens oğlu, general ve Logan’ın babası Lord Regnus Gyre’nin en yakın arkadaşı ve kraliyete lanetler okuyan Brant Agon ve Mama K’nın kız kardeşi ve Blint’in aşkı Vonda vardır.

Kitabın fazla detayına girmek istemiyorum o yüzeysel bir şekilde elimden geldiğince size anlatmak istedim. Kitabın baş karakterleri tabii ki de bununla sınırlı değil. Daha bir sürü büyücümüz, askerimiz ve kampta yaşayan çocuklarımız var. Ve tabii ki Sa’kage örgütü. Kitap boyunca bana muamma olan örgüt. Çünkü kitapta o örgüt öyle bir anlatılıyor ki zannedersiniz bir kişi. İlk başta bu konuda kafam karışsa da zamanla bütün taşlar yerine oturdu. Bu örgüt öyle bir örgüt ki günümüzün mafya birliği. Bütün pis işler, paralar, krallığın düşmesi, düşmanların ülkeye sorulması hep onların elinde. Yani dokuzların. Ve bu dokuzların başı hariç herkes birbirini biliyordur ve bu bilinen kişiler yaptıkları herhangi küçük bir hatada başları ellerine veriliyordur. Hem de hiçbir acıma gösterilmeden.

Kitaba genel çerçeve de bayıldım diyebilirim. En sevdiğim kitaplar arasında ilk beşte yerini aldı. Hem karakterin karışıklığı ve onları çözmeye çalışmam, hem ülkenin bir ütopya/distopya olması hem de bir sürü entrikanın, olayın, suikastçının, kılıcın ve büyünün olması ile düğün alayına döndü resmen benim için. Dili ağır mı derseniz, kendi kategorisine göre mükemmel bir kullanılmış ve çok güzel bir şekilde dilimize çevrilmiş. Çevirmene buradan çok teşekkür ederim. :)

Kitabı kesinlikle okumanız için tasfiye ederim ve eğer Taht Oyunlarını ve türevlerini seviyorsanız hiç durmayın ve gidin alın.

Ayrıca bu kitabı okumamı sağladığı için Artemis Yayınlarına çok teşekkür ederim ve en yakın zaman da 2. kitabı çıkarması için bütün içten dileklerimi iletiyorum :)) Şahsen kitabın sonu (yahu bir kitap orada biter mi öyle son mu olur sevgili yazar sana sesleniyorum!) ve  son sayfalarda ki ikinci kitap ile ilgili kısa bölüm beni kesmedi, hemen 2. kitaba başlamamı daha da çok körükledi. :)

Ve şuna değinmeden geçemeyeceğim. Kitabın son sayfalarında bulunan yazarla ilgili kısa bir bilgi ve yapılan bir röportajının olması ile yazarı daha yakından tanımamı sağladı. Bu ince düşünceden dolayı Artemis’e tekrar teşekkürler.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 5 :)

385472_10151433582022360_1769049046_n

 

481078_10151509026752360_1011133331_n

 

Konuşan Kitaplar #9 Blog Tur Takvimi

OKK #2 Blog Tur 2.Gün / Kaçığın Kızı – Megan Shepherd / İnceleme


Kitabın Adı : Kaçığın Kızı

Orijinal Adı : The Madman’s Daughter

Serinin Adı : The Madman’s Daughter Series

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Megan Shepherd

Çevirmen : Belgin Selen Haktanır Us

Yayınevi : DEX

Basım Yılı : Nisan 2013

Orijinal Dili : İngilizce

AŞAĞILANDI,

BABASININ GÜNAHI YÜZÜNDEN.

AŞIK OLDU,

ESKİ HAYATINDAN ÇIKIP GELEN ERKEĞE.

YEMİN ETTİ,

AİLESİNİN GEÇMİŞİ HAKKINDAKİ GERÇEĞİ BULMAYA.

Yıllar önce ülkenin en tanınmış cerrah olan Henry Moreau ve ailesi güzel bir hayat sürerken ve kim hastalanırsa veya şifa bulmak isterse onun kapısını çalarken belli bir süre sonra cerrahın yaptığı bir takım deneyler sonucunda hem her gün evlerinde ağırladıkları ve partilere davet ettikleri sosyetik çevresi hem de hastaları ondan ve ailesinden uzaklaşmaya başlamıştır. Mr.Moreau’nun canlı hayvanlara yaptığı viviseksiyon deneyleri ile hayvanların anatomilerini incelediği ortaya çıkmıştır. Tabii kendisine göre. Ama dışarıdan bir kişi bunu bir inceleme olarak değil bir acı çekme operasyonu olarak görmektedir.

Bu deneylerin sosyete tarafından ifşa edildikten sonra Mr.Moreau suçlu bulunmuş ve hapis cezası ile cezalandırılmış ve tabii ki kitabımız 1880 yıllarında geçtiği için idam cezası ile bile cezalandırılmış olabilir – ki yaptıklarına karşı o adama idam bile az ya neyse – Mahkemeye çağrılan Mr.Moreau sırf cezalandırılmamak için ve deneylerinden vazgeçmemek için İngiltere’yi terk etmiştir ve ismi bile belli olmayan bir adaya göç etmiştir. Hem de hayvanları ve Montgomery ile birlikte.

Montgomery kim midir?

Kitabımızın yakuşuklu oğlanlarından birisidir. ( Diğerini de geleceğiz merak etmeyin :D )

Montgomery, sevgili Juliet’imizin hem çocukluk arkadaşı hem çocukluk arkadaşı hem de evlerinde çalışan bir uşaktır. Tabii uşak olmanın yanı sıra psikopat Mr.Moreau’nun erkek çocuğunun yerini doldurmuştur. Çünkü sevgili manyağımız kızını bir türlü erkek çocuğu yerine koyamamış hatta gerçek çocuğu yerini koyamamış ve ona tıp eğitimi veya biyoloji hakkında tek bir kelime bile öğretmemiştir. Peki bu kızımıza engel midir? Tabii ki de hayır? İnatçı Juliet’imiz yakuşuklu Montgomery’nin ağzından girmiş burnundan çıkarak ona biyoloji ve tıp eğitimi hakkında ne biliyorsa anlatmasını istemiştir. Ve bu sayede az çok bir 1.sınıf tıp öğrencesi kadar tıp bilgisine sahip olmuştur. Eh tabi bu dersler yakuşuklu ve datlu Montgomery’mizin de işine gelir. Buldu tabii fıstık gibi kızı, akılları da uyuyor, ders verme ayağına aşkını büyütmeye başlar ama tabii şöyle bir şey vardır ki bu aşk içinde gizli kalmıştır. Tabii yıllar sonra bunu ortaya çıkarmıştır ama çıksa ne fark eder yılları geçip gitmiştir.

Montgomery’nin, Mr.Moraeu’nun kaçışının ardından kaybolması bazı kişilerde kafalarında soru işaretleri bırakmıştır ama belli bir süre sonra kimse onunla ilgilenmemiştir çünkü o bir uşaktır. Ama aynısı Juli için geçerli değildir. Sonuçta çocukluk aşkı, hayatında ilk aşkı olan babasının ortadan kaybolmasından sonra yok olmuştur ve hiçbir yerde bulamamıştır. Ve babasının mahkemesinden dolayı hükümet bütün mallarına el koymuştur ve Jüli ile annesi sokakta kalmıştır. Yani kısacası her şey üst üste gelmiştir ve bu üst üste gelmesinden sonra annesi ne yapacağını şaşırmıştır ve kızının hayatta kalması ve sosyete camiasında gözden düşmemeleri için bir adamın metresi olarak kızına ve kendisine bakmaya başlamıştır. Tabii bu sefer isimleri kötü çıkması kat be kat artmıştır.

Ama ne yazık ki bu lüks hayatları kısa sürmüş ve annesi hastalıktan dolayı vefat etmiş ve Juliet tek başına kalmıştır. Hiçbir akrabası adlarının çıkmasından dolayı kızımızı yanına almıştır ve sokaklarda kaderine teslim etmiştir. Juli’ye yardım eden tek kişi ise babasının en yakın bir doktor arkadaşıdır ve o da sadece bir hastane de temizlikçi olarak iş bulmuştur. Sevgili kızımızda sırf her akşam başını soktuğu odanın kirasını ödeyebilmek için işi kabul etmiş ve pis doktorların tacizlerine maruz kalarak yerleri silmeye başlamıştır. Ve o ne yazık ki daha 16 yaşındadır. Adaletsiz dünyasının dengesizliğini burada tekrardan görüyoruz.

Kızımız orada ki temizlik hayatına devam ederken bir akşam iş çıkışı en yakın –eski hayatında- Lucy ile buluşmuş ve yakuşuklu tıp öğrencilerinin olduğu bir eve gitmişlerdir. Amaç sadece tanışmak iken onlar kendilerini Juli’nin çalıştığı hastanede bulmuşlardır ve tıp öğrencilerinin canlı bir tavşan üzerinde viviseksiyon deneyi yaparken onlara katılmışlardır ve deney sırasında Juli deneyin nasıl yapıldığını gösteren kağıdı görerek şok yaşamıştır. Çünkü o kağıt babasına aittir ve hemen öğrencilere kağıdı kimden aldıklarını sorup kafasında babasının yaşayıp yaşamadığını düşüncelerini uçurmaktadır. Öğrenciler kağıdı bir handan çaldıklarını söylediklerinde hemen o hana gitmek için planlar yapmaktadır Juli. Yaptığı plandan ve gelen deli cesareti ile hana gitmiş ve hiç tahmin etmeyeceği bir kişi ile karşılaşmıştır.

Kim mi bu kişi? Tahmin etmişsinizdir yahu? Tabii ki de yakuşuklu Montgomery <3

Pat diye Juli’mizin karşısına çıkınca kızımız ufak çaplı bir şok yaşar ama ben seni çok ama çok özledim değil de çok şaşırdım ayağına yatarak numara yapmaya çalışır ama bizim delikanlı bunu yemez tabii. O çarpık gülüşünü kızımıza göndererek Juli’nin kalbini tekrardan çalar :))

Sevgili kızımız ayrıca Mont’un yanında ki insandan çok uzak bir yapıya sahip – ki Mont onu yaşadığı yerdeki yaşayan bir insan olduğunu ve o klanın vücut yapısının böyle olduğunu söylemiştir – birisini gördükten sonra daha çok şok yaşamıştır ama asıl en büyük şokunu aklında düşüncelere oturtmaya çalıştığı babasının yaşadığı düşüncesi ortaya çıkması ile yaşamıştır.

Babasının ıssız bir adada yaşadığını duyan Juli, Mont’u onu babasına götürmesi için ısrar etmeye başlamıştır ve göndermezse elinde hiçbir şeyinin kalmadığının ve sokak kızı olup çıkacağını, gönlünün buna elvereceği mi ile ilgili duygu sömürüsü yapmıştır. Kızımızın kafasının nasıl çalıştığını görüyoruz değil mi? Zeki Juli. Kozunu nasıl kullanmasını biliyor. :))

Velhasıl kelam sevgili delikanlımız kızımızın tehditlerine ve yalvarmalarına daha fazla dayanamıyor ve onu da yanına alarak ki yanında bir sürü hayvanla ( psikopat cerrah adada boş duramayıp deneylerine devam ettiğini burada da görüyoruz -.- ) ve yarı insan yarı yaratık ada insanı ile gemi yolculuğuna çıkıyorlar.

Günler geçiyor aylar geçiyor ama yollar bir türlü bitmiyor ve Juli o kadar erkeğin arasında olmaktan rahatsız olmaya devam ediyor. Ki aralarına bir erkek katılıncaya kadar.

İşte bu da kitabımızın ikinci yakuşuklu gencimiz Edward!

Bir gemi kazası sonucunda tek kurtulan kişi olduğunu söyleyen her tarafı yara bere içinde ölümün eşeğinde ki kişimizi Juli görüyor ve gemiye almaları için hem Mont’a hem de nefesi leş gibi içki kokan pislik kaptana yalvarıyor. Bir süre yalvardıktan sonra dayanamıyorlar ve adamı gemiye alıyorlar ve genç doktorumuz Mont istemeye istemeye gencimizi tedavi ediyor.

Bir doktor neden bir hastayı tedavi etmek istemesin ki sorularını duyar gibiyim? Neden mi?

Bu yakuşuklu gencimiz sevgili Edward’ımız geminin zeminine çekildiğinde bir anlığına açtığı gözleri ile Juli’ye bakmış ve yüzünü aydınlatan bir gülümseme ile bakmıştır. Ee o öyle bakarsa Mont çıldırır ve gönülsüz bir şekilde Ed’i tedavi etmeye başlar.

Ed tedaviye devam ederken, Mont hem kendisini hem diğerlerini korurken hem de doktorculuk oynarken, Juli babası onu görünce nasıl tepki vereceğini düşünürken yollar bir türlü bitmemektedir. Ama bittiğinde de ise babası sanki Juli’nin geldiğini anlamış gibi bir ifade ile onları beklemektedirler.

Ama yanlarında yabancı bir kişinin gelmesi ile hepsi gergindir ve babası yabancıyı görünce pek misafirperver davranmaz. Gıcık işte ne beklerseniz. -.-

Kitabımızın başlarında yaşanan olaylar aşağı yukarı böyledir ve devamında aksiyon had safhada, deli doktorun deli deneyleri devam etmekte, eski sırların ortaya çıkıp ve çözülmesi, yeni sırların ortaya çıkması ve bu sırların hepsinden Juli, Mont ve Ed aşk üçgeninin etkilenmesi ve bu kişileri etkileyenin ise deli doktor olması ise Mr.Moreaun’un ne kadar kaçık olduğunu görüyoruz.

En büyük sırlar kitabın sonunda çıkıyor ama bu sırların hepsi tek bir sırra bağlıdır ve bunun kaynağı ise ada insanlarıdır. İnsan mı acaba onlar? İşte bunların hepsi doktorun işidir. Okuduğum zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız burada daha fazla kopya veremiyorum kusura bakmayın :)

Kitabın konusuna ben tek kelime ile BA-YIL-DIM!!! Diğer çoğu kitaba göre konusu o kadar farklı ki okuduğunuz zaman çok şaşıracaksınız. Daha doğrusu doktorun yaptığı deneyleri ilk okuduğunuz zaman benimseyemeyeceksiniz ama oturup düşündüğünüz zaman ve evrim hakkında azıcık araştırma yaptığınız zaman bazı şeyler mantıklı gelecektik. Belki Fen’e olan aşkımdan belki bu tür gotik/karamsar kitapları sevmemden dolayı bu kitabı çok sevdim. Ve bir yazarın içine hayal dünyası artı bilimi katması beni çok etkiledi.

Ama kitabın sonunu hiç ama hiç beğenmedim. Şahsen kitap zaten karamsar bir de üstüne o son hiç yakışmamış. Beğenmedim. Ve yazarın kitaba nasıl devam edeceğini dört gözle bekliyorum. Ki bekliyor muyum o da belirsiz. Çünkü o son beni bitirdi. Kahretti. Öldürdü. :)

Bunun dışında kitabın kapağı da çoook hoş! Özellikle arkasında dikişli bir tenin görüntüsü olması kitap hakkında bize birazcık kopya veriyor ve okuma hevesimizi daha da arttırıyor. Diline ve çeviriye gelecek olursak ufak tefek harf hataları dışında yine mükemmeldi. Dex farkını yine gösterdi anlayacağınız :)

Kapanış olarak tur kapsamında bizi desteklediği için DEX Yayınlarına çok teşekkür ediyorum. :)

Kitaba puanım ise sırf o gıcık son için 5 üzerinden 4 :))

579570_10151433581942360_1260439767_n

481078_10151509026752360_1011133331_n

OKK #2 Blog Tur 2. Gün Tur Takvimi

12 Nisan 2013
Yorum:
Pudra Tozu 
Yorum Durağım 
The Reading Lady
Playlist: Pudra Tozu
Kitapta Geçen Mekanlar: Kütüphanemden Kitap Manzaraları

Okuyan Kızlar #2 Blog Tur / Kaçığın Kızı – Megan Shepherd


Merhabalar!
Kaçık Kızlar Kulübü olarak pardon Okuyan Kızlar Kulübü olarak :) 2. Blog Turumuzla sizlerleyizzz… Ve kitabımız da Dex yayınlarında taze taze sıcak sıcak Megan Shepherd’in Kaçığın Kızı romanı…

Kitabı tanırsak:
Aşağılandı,
Babasının Günahı Yüzünden.
Âşık Oldu,
Eski Hayatından Çıkıp Gelen Erkeğe.
Yemin Etti,
Ailesinin Geçmişi Hakkındaki Gerçeği Bulmaya.

Juliet Moreau Londrada temizlikçi olarak çalışıyor ve hayatını yerle bir eden skandalı düşünmemeye çalışıyordu. Yıllar önce babası, yaptığı korkunç deneyler yüzünden suçlanınca, ortadan kaybolmuştu. Bir gün babasının ölmediğini, çalışmalarına devam ettiğini öğrendi. Böylece, babasının genç asistanı Montgomery ve gizemli kazazede Edwardla birlikte babasını bulacağı adaya doğru yolculuğa çıktı. Juliet, adada korkunç gerçeklerle yüz yüze gelecek; kendi kanında da taşıdığı, babasının dehasının ve deliliğinin sınırlarını keşfedecek…
Dr. Moreaunun Adasından esinlenen Kaçığın Kızı karanlık ve nefes kesen bir gotik korku romanı.

Blog Takvimimiz ise şöyle:

11 Nisan 2013
Ön Okuma: Pudra Tozu 
Alıntılar: Yorum Durağım
Yurtdışı Kapakları: Yorum Durağım
Yazar Bilgisi: The Reading Lady
Çekiliş Duyurusu: Fighting!!!

12 Nisan 2013
Yorum:
Pudra Tozu 
Yorum Durağım 
The Reading Lady
Playlist: Pudra Tozu
Kitapta Geçen Mekanlar: Kütüphanemden Kitap Manzaraları

13 Nisan 2013
Yorum:
Kitap Tutkusu
Kütüphanemden Kitap Manzaraları
Fighting!!!
Karakter analizleri: Kütüphanemden Kitap Manzaraları
Cast: Fighting!!!

Bizden ayrılmayın… :)
Sevgiler…

* Desteklerinden dolayı DEX yayınlarına çoook teşekkür ederiz… :))

simge (1)

Gece Okulu – C. J. Daugherty / İnceleme


 

Kitabın Adı : Gece Okulu

Orijinal Adı : Night School

Serinin Adı : Night School Series

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : C. J. Daugherty

Çevirmen : Deniz Başkaya

Yayınevi : DEX

Sayfa Sayısı : 448

Basım Yılı : Ekim 2012

Orijinal Dili : İngilizce

Cimmeria Akademisi sıradan bir okul değil.

Gece Okulu’nun öğrencilerinin ne yaptığını kimse bilmiyor.

Öğretmenler büyük bir saklıyorlar.

Allie okulun ne kadar tehlikeli olduğunu anlıyor…

Hepsi korkunç bir sona doğru sürükleniyor.

 

Allie, evde ki biricik dostu olan, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, sanki göbek bağları birbirlerine bağlı erkek kardeşinin onu ve ailesini terk ettikten sonra bambaşka bir kız haline gelmiştir. Eski çalışkan mı çalışkan, mutlu mu mutlu kızın yerine, serseri, dediğim dedik, her çılgınlığı yapmaktan korkmayan, her deliliği yapmaya hazır bir kız haline gelmiştir ama bu kızın başında büyük bir bela vardır. Panik atak. Çok heyecanlandığı veya çok korktuğu zaman  – evet bu deli kız da korkuyor – nefes borusu tıkanıyor ve ciğerlerine hava gitmeyerek panikleşiyor ve bu da erkek kardeşi hayatı çıktıktan sonra en korktuğu şeyler arasında yerini alıyor. Bir diğeri ise sevdikleri kişilerin kendisini terk etmesi. Bir örneği erkek kardeşi. Onun son zamanlarda eskisi gibi olmadığı, neden değiştiğini veya neden terk edip gittiğini kimse bilmiyor. Bu terk edişin sonucunda Allie’nin annesi ve babası da değişiyor. Bu değişimden ne yazık ki Allie de payını alıyor ve bunu davranışları ile, okulda ki çılgınlığı ile gösteriyor.

 

Ama son yaptığı olay onu hem evinden hem de arkadaşlarından uzaklaştırılmasına neden oluyor.

 

Tam değiştirdiği son okul müdürünün odasını mahvetmeye çalışırken polislere yakalanması sonucu 1 yıl içinde 3. tutuklanmasını yaşayarak ailesinin sınırlarını zorlamıştır ve İngiltere’de ki çoğu kişinin hiçbir şekilde ismini duymadığı yatılı bir okul olan Cimmeria Akademisi’ne gönderilecektir. Ve bu okul öyle bir okuldur ki sır içinde sır, çözüm içinde çözüm vardır.

 

Okul çok eski köklere sahiptir ve bu kökleri ise eski zamanlardan kalma dev gibi yarı gotik yarı kiliseden bozma binalar ile gösterilmektedir. Ve oraya kabul edilen öğrenciler ise ya aileleri orada okumuş olması lazımdır ya da ailelerin çok fazla paraları olması gerekmektedir. Ama Allie bu kategorilerin ikisine de girmemektedir?

 

Mi acaba? Allie’nin o okula gelmesi öğrenciler arasında fısıldaşmalar başlamıştır çünkü hiçbir öğrenci köklü aileye sahip olmadır ya da cidden özel olmalıdır. Ama Allie dış görüşünü ile hiçbir şekilde bu kategorilere girmiyordur :))

 

Allie okula ilk geldiği zaman okulun müdiresi olan Isabella ile tanışmış ve tatlı yüzü ve sempatik ifadeleri ile hemen Allie’nin kalbini çalmış ve bir anne tavuk gibi onu koltuğunun altına almıştır. Kitapta ki karakterler arasında en çok Isabella’ya kanım ısındı ve çok sevdim. Kitabın sonuna kadar hiçbir şekilde yanlış bir yapmamış ve davranışlarını değiştirmemiştir. Ve hayatta ki zorluklara karşı ayakta sapsağlam durması hayranlık sayımı gittikçe arttırdı :)

 

Allie’nin daha okula başlamadan tuğla gibi bir ağırlığa sahip kurallar listesi onu çok şaşırtmıştır ve kitaplardan tutun kalem, kağıda hatta kıyafetlerin bile okul tarafından verilmesi Allie’yi çok şaşırtmıştır. Bu okulun nasıl bir yer olduğunu bir türlü anlam verdirememiştir hatta aynı zamanda bu gotik havasına bir türlü alışamayıp nasıl bir yere geldiğini deli gibi düşünmektedir. Ailesi onu buraya gönderecek kadar nasıl bıkmıştır ondan kara kara düşünür. :)

 

Okulda ki dersler ise yaz dönemi olduğu için normal döneme göre daha ağırdır ve çok fazla ödev verilmektedir çünkü yaz dönemine seçilmiş öğrenciler veya evi olmayan öğrenciler kalmaktadır. Ve Allie son zamanlarda ki kötü not ortalamalarına karşı nasıl bir ışık görüp de onu kabul edildiğini bir türlü anlamamaktadır.

 

Allie’nin okuldan ve derslerinden bahsettikten sonra arkadaşlarına gelecek olursak Jo adında tatlı mı tatlı bir kızla arkadaş olmuştur ve onun sevgilisi olan Gabe ve onun arkadaşları ile de yakın olmuştur. Ama yaşanan bazı olaylardan sonra Jo çıldırmış ve Allie’den uzak durmaya başlamıştır. Jo’nun sevgilisi Gabe ve onun bazı arkadaşları da bazı söylentilere inanarak Allie’den uzak durmaya başlamıştır ama sınıf başkanları Jules, sonradan en yakın arkadaşı olan Rachel ve Lucas onun yanından ayrılmamış hatta çok güzel bir grup oluşturmuşlardır. Tabii bunların yanı sıra Slyvain adında yakışıklı mı yakışlı, köklü mü köklü bir aileye sahip, hiçbir kıza pas vermeyen narin duygulara sahip oğluşumuzla sevgili olmuştur ama ne yazık ki oğluşumuz balo gecesi içinden ki canavarı ortaya çıkartıp kızımıza saldırınca Allie şoka uğramış ve sevgili Carter’ımızın kollarına atlamıştır. Carter’da Carter’dır. Şimdi hakkını yemeyelim bu oğluşumuzun da. :D

 

Carter’da zeki mi zeki, yakışıklı mı yakışıklı, kızların en nefret ettiği bir erkektir çünkü herkes onun kızları kullanıp attığını düşünüyordur ama o bunu sadece doğru kızı bulmak için yapmaktadır ve doğru kız kavramını da Allie ile bulmuştur. Yaşadıkları aşk hem saf hem de heyecan vericidir. <3

 

Kitabımızın ismini de taşıyan Gece Okulu ise kısaca okulda belli seviyeye gelmiş öğrencilerin özel eğitim aldıkları yerdir. Bu okul o kadar gizlidir ki okul kurallarının bulunduğu sayfalarda kesinlikle Gece Okulu’nda okuyan veya Gece Okulu’nda yapılanlar hiçbir şekilde 3.bir kişiye söylenemeyeceği hakkında katı kurallar vardır ve bu katı kurallara uymayanlara da katı cezalar vardır. Gece Okulu’na giren bir öğrenci gelecek hayatını hiçbir şekilde düşünmemeli sadece önüne bakmalıdır. Çünkü orada verilen eğitim bambaşkadır ve dünyayı ele geçirilecek bir şekilde eğitim almaktadırlar. Allie’e göre Carter, Lucas, Gabe, Jules ve Sylvain bu kişiler arasındadır ama kesin olarak emin olamamaktadır.

 

Velhasıl kelam kitabın konusunu ilk başta beğenmemiştim çünkü fantastikten uzak ama bir fantastik kitaba yakışacak bir isme sahipti. Hatta bir umut kitabın yarısına kadar kitapta fantastik olmasını bekledim ama ne yazık ki her bir sayfayı çevirdikçe umutlarım söndü ve ben de bu kitabı sonunda fantastik olarak değil gotik olarak kabul ettim- her ne kadar uzun zaman aldıysa da :)) Kitabın devamı gelir mi bilmiyorum ama gelirse kesinlikle okurum çünkü kitabın sonu çok dehşet bir yerde bitti ki kötü bitseydi bile sırf Slyvain ve Carter oğluşlarımın hatırına okurdum :D

Kitabın diline ve çevirisine gelecek olursak yine mükemmel bir çeviri ve sayfaları ardı ardına çevirtecek bir dil ile karşı karşıyayız.

 

Ben bu kitabı çok sevdim eğer fantastikten uzak azıcık mistik azıcık gotik azıcık sırlarla ve yakuşuklu oğluşlarla harmanlaşmış kitap okumak istiyorsunuz bence hemen elinize alın ve okuyun. :))

 

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4 :)

579570_10151433581942360_1260439767_n

 

481078_10151509026752360_1011133331_n