Kitap Dostları #5 Kitap Tur / Bir Isırık Daha – Chloe Neill / İnceleme


1010729_483571311720074_1576731499_n

Daha önceden Book Friends olarak karşınıza çıkmıştık. Ama şimdi formatımızı aynı şekilde bırakarak sadece ismimizi değiştirerek Kitap Dostları ile Kitap Turları olduk. Önceki turlarımızda da olduğu gibi kapımız herkese açık. Her turumuza dilediğin gibi katılabilirsin. Turunu yapacağımız kitap elinde mi var, kap gel bizimle beraber yorumla o zaman!

İlk başladığımız günden beri bu 5. turumuz ama yeni ismimizle ilk turumuz. Bu sefer Optimum Yayınevi taraflarından raflarda yerini alan Chloe Neill‘in yazdığı Chicago Vampirleri Serisi‘nin 3. kitabı olan Bir Isırık Daha kitabını inceleyeceğim. Diğer arkadaşlarım ise;

SaklamaKabı – Yazarımızı ve kitabımızı tanıtacak

Yorum Cadısı – Kitabımızı yorumlayacak

Sihirbazın Güncesi – Karakterlerle yaptığı röportajı yayınlayacak.

Ayrıca bugün başlayacak olan yarışmamıza Sihirbazın Güncesini veya SaklamaKabı‘nı ziyaret ederek katılabilirsiniz!!!

1017099_485292094881329_900754402_n

divider

1010272_485611938182678_1866786978_n

Kitabın Adı : Bir Isırık Daha

Orijinal Adı : Twice Bitten

Serinin Adı : Chicago Vampirleri Serisi

Seri Sırası : 3

Yazarın Adı : Chloe Neill

Çevirmen : Zeynep Akdede

Yayınevi : Optimum Kitap

Basım Yılı : Mayıs 2013

Sayfa Sayısı : 336

*Öncelikle yoruma başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum. Kitabımız serinin 3. kitabı olduğu için yorumumda  ilk iki kitap hakkında spoiler bulabilirsiniz. O yüzden eğer ilk iki kitabı okumadıysanız lütfen yorumumu okumayınız. :) 

Öncelikle şunu demek istiyorum ki işte kitap bu! Fantastik kitap dediğin, vampir kitabı dediğin budur işte!

2 kitaptan sonra ki o bayıklık, can sıkıcılık, iç dünyaya iniş, sayfa çevirememe; Mert’in onu mu yapsam bunu mu çelişkileri, Ethan’ı mı  seçsem Morgan’ı mı halleri bu kitapta kesinlikle yok. Artık büyümüş olan –daha doğrusu vampir dönüşümünü tamamlamış desek daha doğru olur- Merit’in artık aklı başında, kendi ayakları üstünde durabilen, aşıkları arasında seçim yapmak zorunda kalmayan, dövüş konusunda kendini geliştirmiş bir Merit’e merhaba diyoruz.

Biliyorsunuz ki 1. kitabımızda 28 yaşında yüksek lisans öğrencisi olan Merit, saldırıya uğradıktan sonra Cadogan Evi’nin Lideri olan Ethan Sullivan tarafından vampire dönüştürülmüş ve ne hikmetse Ethan’ımız kızımızda bir ışık görerek Merit’i, Cadogan Evi’nin muhafızı yapmış ve bunun içinde Catcher adında bir büyücü tarafından dövüş ve kılıç dersleri almaya başlamıştır. Merti’in ev arkadaşı olan Mallory’i ise Catcher’a aşık olmuş ve daha sonradan oğlumuzun kızımızda hissettiği sihirli güç ile aslında Mallory’nin bir insan değil bir büyücü olduğunu söylemiştir. Tabii bundan sonra aşk kıvılcımları ikisinin arasında daha da fazla artmıştır. :D Merit derslerine devam ederken, Ethan’ın sevgilim ol diyen tehditvari cümleleri devam ede dursun, insanların ölümleri devam ediyordur. Ama kitabın sonunda bu ölümlerin sorumlusu Navarre Evi’nin Lideri Celina olduğu anlaşılır ve Cadogan evine de bir casus yerleştirildi ve bu casusunda Ethan’ın sevgilisi Amber olduğu ortaya çıkar. Amber’in Cadogan madalyası boynundan alınırken, Celina’da Greenwich’e Heyet’in yanına gönderilerek mahkeme yapılıp cezası belirlenecektir. Ve tabii bu sırada Navarre Evi’nin yeni Lideri Morgan ile Ethan arasında bir kavga olmuş ve kazanan Merit ile çıkacağına dair iddiaya girmişlerdir. Kazanan ise Morgan olup, Merit onunla çıkmak zorunda kalmıştır, her ne kadar Ethan’ı ve onun kanını istese de…

2.kitabımız ise ki genel olarak serilerin ikinci kitaplarını sevmem bu da beni yanıltmayarak sayfaları zorla çevirttirdi bana. Yazarımızın sırf önemli olaylara geçmeden önce acaba araya en sıkıştırsam, o iki haftalık açığı nasıl kapatsam diye kara kara düşünmüş ve bu kitabı ortaya çıkarmış ki keşke çıkarmasaydın be Chloe! Valla bak, o zaman daha çok sevap işlerdin. Resmen seriden soğuttun beni. O Merit’in ergen ergen davranışları, oluşturduğu aşk üçgeni, Morgan mı Ethan mı demesi, Mallory ile ergen ergen davranıp bir küsmesi bir barışması, iki yumruk sallayıp ben dövüşemiyorum diye arkasını dönüp gitmeleri, Ethan’ın isteği üzere sosyetik ailesinin partilerine süslenip püslenip katılması falan filan gibi ıvır zıvır şeyleri okumak zorunda kaldım. Ki onu da geçtim çeviri de soğuttu beni bu kitaptan. Hadi o azıcık düzgün olsa bu kadar çok sinirlenmezdim kitaba. Eğer ki kitabın sonunda KM harfleri ile gönderilen kartvizitler ve şekil değiştirenlerin Kuzey Amerika Merkez Grubu lideri Gabriel işin içine girmese bu seriye 2. kitapta noktayı koyardım. Ama onlar işin içine girince bende sırf meraktan –gözü kör olsun şu merakın!- seriye devam ettim.

Kitap Dostları olarak turunu yaptığımız 3. kitapta, ilk sayfalarından KM kartvizitlerinin kime ait olduğunu daha doğrusu o kısaltmanın hangi grubu temsil ettiğini ve amaçlarının ne olduğunu öğreniyoruz. Yüzyıllar önce yapılan savaşlardan sonra bir grup vampirin kurduğu ve daha sonra amaçlarını değiştirerek, herhangi bir savaş durumunda, evlerin liderlerinden bağımsız olarak, vampirleri koruyacaklarına ant içen birkaç vampirin oluşturduğu bu grup Kırmızı Muhafızlar olarak biliniyordur ve KM harfleri ile gizleniyorlardır. Günümüzde kimler o grubun üyelerinin kim olduğunu size söylemeyerek azıcık meraklandırıyorum ama belki yarın yayınlanacak ön okumada yazıyordur, bilemem. :))

Diğer taraftan Kuzey Amerika Grup Lideri olan Gabriel, bütün grupları ve grup üyelerini toplayarak toplantı yapacaktır. Toplantının amacı ise Alaska’da bulunan asıl merkezleri Aurora’ya dönmeyerek Chicago’da kalmak istemelerini öne sürecektir. Ama tabii ki bu duruma itiraz edenler olup ortalığı karıştıranlar vardır ki o ortalığı karıştıranların alnından öpeceğim çünkü tüm kitap boyunca aksiyonu had safhada tuttular. Ve öyle bir gizem vardı ki bu olay konusunda, kitabın sonunda tüm olaylara sebep olan kişi ortaya çıkınca çok şaşırdım. Hiç beklemediğim kişiydi. Belki bu o karakterin geri planda kalmasıydı ya da hiç beklemediğim bir kişiydi. Bence bu iki tahminimde eşit derecede.

Kitapta beğendiğim diğer şey ise Ethan-Merit arasında sonunda gerçek aşkı okuyabildik ama sadece 15 sayfa. O 15 sayfadan sonra -ki sayfalar ki bu kitabın sonuna kadar oluyor –  Ethan’a lanetler okudum. Ee be şerefsiz sen o kadar uğraş, çabala, kıza güzel laflar söyle, kalbini çal, bir gün sonra da hayvanlık et kıza demediğini bırakma, Liderliğini hatırla. Aşkını itiraf ederken Liderlik ruhun neredeydi. Unuttun mu?! Kitabın sonuna kadar Ethan’ı sildim attım ben, ki hala silik durumda, isterse kendini kalbinden kazıklasın umurumda dahi değil. -.- Ertesi gün Merit’e attığın kazığı, yaşattığın kazığı inşallah Merit burnundan fitil fitil getirir, getirmese dahi ben yorumlarımla sana fitil fitil getireceğim sen hiç merak etme, domuz! -.-

Kitabı genel çerçeve de birinci kitap kadar olmasa da beğendim. Çeviri bazı yerlerde yine kötüydü ama anladım ki bünyem bağışıklık kazanmış ve artık okurken o hataları göz ardı ettiğimi gördüm. Elden ne gelir hesabı :). Diğer taraftan Merit’in artık emeklerinin boşa gitmemesi, kendini ve çevresindekileri savunması, özellikle Gabriel’i korumak için ölümle yüz yüze gelmesi aksiyonu bir çıta daha yükseltti ve bu çıta kitap boyunca da düşmedi. İşte kitap nasıl yazılır gösterdin Chloe! 3. kitabı bu kadar güzel yazdığın için 3. kitabı göz ardı edebilir ve yaşanan o kötü olayları unutabilirim. İnşallah 4. kitapta bu rayını bozmaz ve çıtayı yükselte yükselte devam edersin. Ama bir yanda da merak ediyorum. Bundan sonra ne konu bulacaksın. Tamam Catcher’ın hikayesini çok merak ediyorum ama Ethan’a bir kişi daha ihanet ederse bu işin suyu çıkar. Bari Celina’yı anlat da bizi daha fazla merakta bırakma. Ve Allah aşkına hadi bunları yazdın 10. kitaba kadar neler yazdın veya yazacaksın? Çok merak ediyorum şahsen ve bu merakımı içimde yaşarak araştırma yapmamaya kendime söz veriyorum. :))

Dediğim gibi 3. kitabı beğendim, 2. kitabı göz gezdirerek direk 3. kitaba geçebilirsiniz. Kitabın çevirisi ikinci kitaba göre daha iyi ama birinci kitap gibi olamaz. Aksiyonda birinci kitap kadar fazla, sayfaları kolayca çevirmenizi sağlıyor. Bence alın ve hemen okuyun. :)

Son olarak kitap kapaklarına değinecek gibi olursak, serinin ilk kapağı mükemmeldi ama nedense daha sonraları seriye uymayan kızlar kapak resmi olmaya başladı. Keşke yayınevi buna daha çok dikkat etse. Ya aynı kızı kullansa ya da orijinal kapakları –ki ben orijinal kapakları çok sevdim, en azından bizimkilerden daha güzel duruyor. İnşallah 4.kitapta başka bir kızlı kapak ile buluşmamak dileği ile…

Kitaba puanım 5 üzerinden 4 :))

4

divider

Katkılarından dolayı Optimum Kitap’a çok teşekkür ederiz! 

damy (1)

Gece Isırıkları – Chloe Neill / İnceleme


gece-isiriklari-chloe-neill

 

Kitabın Adı : Gece Isırıkları

Orijinal Adı : Friday Night Bites

Serinin Adı : Chicago Vampirleri Serisi

Seri Sırası : 2

Yazarın Adı : Chloe Neill

Çevirmen : Zeynep Akdede

Yayınevi : Optimum

Sayfa Sayısı : 403

Basım Yılı : Aralık, 2012

Chicago Vampirleri Serisinin 2. kitabı olan Gece Isırıkları, serinin 1. kitabı olan Bazı Kızlar Isırır kitabına göre temposunu düşürmüş, esprilerle harmanlanmış, içinde hiç aksiyon olmayan, daha çok karakterlerin iç dünyalarına odaklanmış, bol bol karakter analizi yapan durgun bir devam kitabı. 

 

Nedense seri kitaplarının 2. kitaplarını pek sevmem. Çok nadirdir sevdiğim. O da içindeki bir olayın paçasını tutarım, olay bitene kadar da bırakmam. Ve bu sayede bir nebze bile olsa sıkılmam kitaptan. Daha doğrusu kitap işkenceye dönmez. Ama ne yazık ki bu olay çok ama çok nadirdir. Ve bu küçük dilimin içine Chicago Vampirleri Serisinin 2. kitabı giremedi. Hatta girmemesini bırakın seriden soğuttu diyebilirim. O kadar yavaş o kadar olaysız ki sayfaları çevirmek bile bir işkenceye dönüştü. Hele o çeviri aman tanrım. O çeviri yedi bitirdi beni. Kısa cümlelerde ve konuşmalarda hiçbir şey yok, çevirmenin hakkını yemeyelim ama o uzun cümleler yemin ederim iki kez okuttu bana kitabı. İşkence üstüne işkence. Bir de bazı yerleri çevirmen devrikleştirmeye çalışmış ama olmamış, daha da çıkılmaz bir işin içine girmiş. Ee haliyle bende çıkamadım. Aslında kitaptan soğumamı sağlayan en büyük etkenlerden birisi de bu. İç dünyaların fazlaca anlatılması, Göçebe kitabı sayesinde fazla etkilemedi. Ama şöyle de bir şey var bu bir vampir kitabı. Bana göre ‘nerede vampir, orada savaş, katliam ve olay’ diye düşünüyorum. Ki ben birinci kitabı yorumlarken ilk başta (Tık-Tık), son dönemde çıkan sayıca fazla vampir kitaplarından sıkıldım ve bu yüzden bu türü sevmiyorum ama bu kitap beni sevdirdi demiştim. İzninizle lafımı geri alıyorum. Ben vampir kitabı cidden okuyamıyorum. Ya da pasif giden, bazı kitap veya serilerin karakterleri değiştirilip yazılan vampir kitaplarını okuyamıyorum ve kesinlikle okumamam lazım. Bana göre boşa zaman kaybı. Aslında bu bütün kitaplar için geçerli. İster polisiye, ister distopya, isterse başka bir tür olsun, işin içine bir kitabın kopyacılığı girince o kitap isterse yok satsın okuyamıyorum. Çünkü o kitap hiçbir şekilde gözümde orijinal değil.

 

Diyeceksiniz bu kitapla ne alakası var? Diğer okuyan arkadaşlarım serinin bazı yönlerden Sookie Stackhouse serisine benzediğini söyledi. Ben o seriyi okumadım o yüzden bilmiyorum ne kadar benzeyip benzemediğini ama bunu duymam bile serinin seviyesi gözümde bir tık düştü. Tamam doğru, vampirlerle ilgili artık neredeyse orijinal bir şey kalmadı, sonuçta tonlarca farklı konularda kitaplar yazıldı. Mecbur bir yerden sonra orijinallerden kopya çekiliyor. Şahsen bu ne kadar etik en kadar değil onu tartışmayacağım ama bana göre bu tür kitaplar zaman kaybından başka bir şey değil. Boş zamanın oturacaksın okuyacaksın ondan sonra iki kitabı karşılaştıracaksın. Ama okuyacak o kadar fazla kitabım var ki buna zaman ayırabileceğimi bile düşünemiyorum. Ama dediğim gibi ben diğer seriyi okumadım. Bu yüzden sadece kitabın kendisini inceleyeceğim, yani karşılaştırma yapmayacağım.

 

Serinin ilk kitabı olan Bazı Kızlar Isırır’da bir yüksek lisans öğrencisi olan Merit’in, vampirler arasında oluşan bazı çıkar ilişkilerinden dolayı yanlışlıkla Cadogan evinin sahibi Ethan Sullivan tarafından vampire dönüştürülmüş ve bir gece yaşayan olmuştur. Tabii vampir olması başına gelen tek şey değildir. 3 yıldır ev arkadaşı olan Mollary’nin –nam-ı diğer Mal (söyledikçe gülesim geliyor :) )- büyücü olduğunu öğrenirler ve Merit’in kendisini geliştirmesi için kılıç dersleri aldığı hocası ve bir büyücü olan Catcher ile birbiri ile sevgili olarak Merit’in, en büyük isteği olan Cadogan evine taşınmasını sağlarlar. Merit ayaklarını sürüye süreye, daha doğrusu birinci kitapta yıllardır boş olan Muhafızlık görevine getirilmiştir ve bu yüzden korumak için yemin ettiği Cadogan evine ve sahibi Ethan’a acil bir saldırı durumunda hazır beklemek için 7/24 evde kalmak durumundadır. Bunlar yetmiyormuş gibi birinci kitapta başladı dövüş ve savunma derslerine ikinci kitapta devam etmektedir. Tabii daha da kötüleşerek. Çünkü sebebi bilinmeyen bir nedenden –aslında bu nedeni kitabın sonunda öğreniyoruz- Merit insanlığını ve vampirliğini iki ayrı cisim şeklinde bedeninde gizliyordur. Çünkü kendisi vücudunda iki ayrı kişiliğinin farkındadır. Çok fazla sinirlendiği zaman vampir kişiliği ortaya çıkıyordur, özellikle dövüş antrenmanları sırasında ve bu yüzden kendini kaybederek Catcher’ın ilgisini üzerine çekip, ilerleme kaydetmeyip gerilediğini düşündürtüyordur. Ama normal hayatta ise eski Merit nasılsa öyle devam ediyordur. Şakacı, yemeğe düşkün, gıcık olduğu insanlar arkasından yapmadığını bırakmayan ve birinci kitapta başının belası olan, daha doğrusu bütün vampirlerin başının belası olan Celina’yı bulup öldürmek için elinden geleni yapıyordur, tabii korkarak. Çünkü daha doğru düzgün bir eğitimi bile yoktur.

 

İkinci kitabımız Merit’in eve taşındıktan sonra daha sıkı dövüş derslerini almasını sağlamıştır ve vampir camiasında karanlık işlerin döndüğünü ortaya çıkartmaya çalışan bazı insanlar, ki bunlar gazeteciler oluyor, ile uğraşmak durumda kalıyorlardır. Her gün Cadogan Evi’nin çevresinde bir sürü muhabir korumalardan röportaj almaya çalışıyor, alamazlar ise fotoğraflarını çekerek gazetelerde manşet yaparak, vampirlerin geçmişte başlayıp günümüzde de devam eden karanlık partileri –insandan kan içtikleri partiler- satır aralarına gizliyorlardır. Ve özellikle bir muhabir bunun için özel araştırmalar yapmaya başlamıştır. Bu araştırmalar ise Merit’in büyükbabasının başında olduğu ve tüm insan dışı varlıkların birlik ve beraberliğini sağladı Temsilcinin Ofisi tarafından duyulup, hemen önlenmeye çalışılmıştır. Ama ne yazık ki tam bir sonuç alamamış, sadece kimin veya kimlerin bu işin arkasında olduğunu bulmuşlardır. Bu kişi veya kişiler ise Merit’in eski sevgili, yüksek sosyeteden, babasının işlerinin başına geçmeyip hedefinde ilerleyerek gazeteci olmuş Nicholas Breckenridge’dir. (Kitap boyunca doğru dürüst şu soyadı telaffuz edemedim ya, yanarım yanarım ona yanarım, aa dostlar!)

 

Sosyetenin bu işin içine girmesinden dolayı, Merit soyadını kullanarak Ethan ile birlikte yüksek sosyetenin içine girebilmek için partilerine, kokteyllerine katılmaya başlarlar. Tabii bu şekilde ikisi daha çok sevgili gibi görünüyordur. Zaten biricik sarışınımız, servi boylumuz, yürüyen takım elbisemiz kısacası yakışıklılık abidemiz Ethan’ın biricik isteğidir. Ve birkaç saat olsa da onunla baş başa kalarak bu istediğini yerine getiriyordur. Tabii bu partilerin sönük amacı, gerçek amacı ise Merit’in abası ile arkadaşlık kurup, bağlarını güçlendirerek, kaynaklarından yararlanmaktır.  Ama kurnaz baba Merit onları kendi zekasıyla alaşağı etmeye çalışarak, sözünü dinlettirmeye çalışıyordur. Bir yere kadar böyle olsa da bir yerden sonra bomba patlamış ve olay baba Merit’in kaynaklarından, başka yöne kaymıştır. İşte kitabımızda ki tek heyecanlı gizemli olayda buydu. Tabii bir tane daha var ama o da Merit’in içinde neden iki cismin yer aldığıydı. Şahsen ben ona olay gözüyle değil, bir açıklama gözüyle bakıyorum. Kitabın son 50 sayfasında olan bu tüm olaylara şekil değiştirenlerin başı olan Gabriel’in katılması ile son noktayı koyuyoruz.

 

Evet sayarsak toplam alarak, altı üstü 3 olay var. Bu 3 olaya da olay olur mu bilemem, ben şahsen demem çünkü 400 sayfalık bir kitabın bu kadar az olay içermesini anlayamıyorum. Ki bir de vampir kitabı. Eğer elimde 3. kitap olmasa ve şu kahrolası Gabriel’in neci olduğunu öğrenmek istemesem ve sonradan gizliden gizliye aşk mektubu gibi Merit’in kapısının altından atılan zarfların içinden çıkan, üstünde KM harfleri yazan kartvizitleri kimin gönderdiğini öğrenmek için kendimi yiyip bitirmesem asla bu seriye devam etmem, 2. kitapta noktayı koyarım ve bende o şekilde kalırdı. Ama kör olası devam olayları yüzünden 3.kitabı okumak durumundayım ve başladım bile diyebilirim. Hem de ne başlama. İlk bölümden olayların olacağı sinyalini verdi. Hem de serinin vazgeçilmez olayı ile, Ethan’a nasıl ihanet etsek? İlk kitabı okuyan bilir Ethan’a yapılan bir ihanet vardı, hiç merak etmeyin 2. kitapta da oldu ve bu gidişle 3. kitapta da olacak gibi gözüküyor. Bence serinin adını Ethan’a ihanet diye değiştirmesi lazım yazarımız. :D

 

Kitap kapağı ile –biliyorsunuz ne orijinal kapağa uyuyor ne de Türkiye’de çıkan 1.kitabın kapağına. Çünkü kızlarımız bambaşka ki 3. kitap tam bir facia. Keşke düz siyah bir zemin üstüne vampir dişleri olsa inanın daha cazibeli olurmuş. Başka bir rahatsız edici olay ise başta da söylediğim gibi çeviri. Ben şunu düşünüyorum çevirmenimiz uzun cümlelere ve devrik cümlelere hakim değil. Çünkü o kadar kötü ki anlatamam. İlk başlarda iki kez okumak durumunda kaldım. Ama bir yerden sonra bu durumdan sıkılıp bıraktım. Artık ne olursa olsun düşüncesi içerisindeydim çünkü. Kısa cümleler ve konuşmalar, özellikle espriler güzel bir şekilde çevrilmiş. O esprilerde zaten kitaba tutunduğum nadir noktalardan birisi.

Kitabı tavsiye eder miyim? Eğer cidden vampir aşkınız varsa, ben vampirlerle yatıp kalkıyorum, onlarsız yapamıyorum, onlarsız yapamıyorum, sanki onların dünyasında yaşıyorum diyen bir Allah’ın kulu varsa gitsin alsın. Ama normal seviyede vampirleri seviyorsanız gidin başka adam akıllı bir seri okuyun ve benim gibi zamanınızı boşa harcamayın. Ve benim gibi lanet bir merakınız olup seriyi devam ettirmeyin ben size anlatırım, siz hiç merak etmeyin. :D

 

Kitaba puanım 5 üzerinden 2.5.

 

iki buççuh

 

deneme (1)

Bana baktı, sonra göz kırpıp elini kalbinin üzerine koydu. “Sen, Mer ki bunu tüm kalbimle söylüyorum, tam bir moronsun.”

sticker,375x360

“Çok toysun!”

“Mavi kafa! Sana söyleyeceğim tek şey bu.”

“Isır beni, acımasız kız!”

Göz kırptım ve ona dişlerimi gösterdim. “Beni ayartmaya çalışma, seni cadı!”

sticker,375x360

“Ben kütüphanede çok zaman harcarım. Kitaplarla. Demek istediğim benim ev hayatım huzurludur. Annemle babam kavga etmez. Maddi bakımdan ihtiyacımız olan her şeye sahibiz. Pek çok açıdan şanslıyım ve bunun farkındayım. Ama ben bir hayalperesttim ve bu sosyetik şeylerle pek ilgili değilim.” Güldüm. “Ben bir okuyucuyum, bir savaşçı değil.”

sticker,375x360

Yüzündeki dalgın ifadenin Ethan’ın marifeti olduğunu tahmin ediyordum. “Ah,” diye fısıldadım yürürken. “Sihre başvurmadan da insanları büyüleyebiliyorsun galiba.”

“Kıskandın mı?”

Kesinlikle hayır.”

sticker,375x360

“Bir Cadogan vampiri olmayacaktın.” Dedi keskin bir şekilde.

“Sen de benim bu ışıltılı kişiliğimden mahrum kalacaktın.”

sticker,375x360

“İşte köpek balıkları, saat iki yönünde.”

Ethan kaşlarını kaldırıp karşısındaki gruba bir bakış attı ve sonra bütün dişlerini göstererek güldü. “İnsanlar, saat iki yönünde,” diye düzeltti.

sticker,375x360

“Benim patronum,” dedim “eşek herifin teki.”

“Hangi patronunu kastediyorsun?” Catcher ocağın başında durmuş, tavada bir şeyler çeviriyordu. Bana baktı. “Şu aşağılık vampirin teki olan mı yoksa şu aşağılık büyücü mü?”

“Ah, sanırım bu isim, her ikisine de gayet iyi gidiyor.”

sticker,375x360

“Ve elbiseye dikkat et. Bir servet değerinde.”

Kaşlarımı çatıp elbiseye baktım. “Servet derken?”

“Neredeyse on iki falan.”

“On iki. Bin iki yüz dolar mı?” Cadogan servetinin, üç haneli rakamlarından sorumlu olacağım düşüncesiyle korkarak elbiseye baktım.

Helen kıkırdadı. “On iki bin dolar tatlım.” Bombayı patlatmış, dehşet dolu bakışlarımı görmeden, koridorda gözden kaybolmuştu.

sticker,375x360

“Ve benim için ne anlam ifade ettiğini biliyor musun?” dedim kapının koluna uzanırken.

Ellerini yeniden saçlarından geçirdi. “Ne?”

“Sen en favori şekil değiştirenimsin.”

Jeff gözlerini devirdi. “erkeksi cazibemi inkar ettiğimden söylemiyorum ama zaten tanıdığın tek şekil değiştiren benim.”

481078_10151509026752360_1011133331_n

 

Göçebe – Stephenie Meyer / İnceleme


Kitabın Adı : Göçebe

Orijinal Adı : The Host

Yazarın Adı : Stephenie Meyer

Çevirmen : Mine Atafırat

Yayınevi : Epsilon

Sayfa Sayısı : 680

Basım Yılı : Mart, 2009 (2.baskı)

Ya bedeniniz bir parazit tarafından yönetiliyorsa…

Ya bu parazit bir ruhsa…

Ve bu parazit görünümlü ruh ensende açılan küçük bir delikten girip vücudunu ele geçiriyorsa…

Ve vücuduna girdiği anda vücuduna olan tüm kontrolünü kaybediyorsan…

Ve artık beyninin, kalbinin, kolunun, bacağının, kısacası tüm uzuvlarının kontrolünü artık o ruh yapıyorsa…

Ve sen iradeni zorlayıp düşünmeye veya bir uzvunu hareket ettirmeye dahi kalktığın anda seni geri püskürtmek için sana bütün acıları çektiriyorsa…

Veya sen bu tip davranışlara devam etmeye kalkarsan senin vücudundan çıkıp seni ölüme mahkum ediyorsa.

Yani ölüm ile yaşamak arasında –ki bu duruma ne kadar yaşamak denirse- ince bir çizgi varsa…

Yeni dünyanın böyle olduğunu düşünün. Origin gezeninde dünyaya gelmiş yeni bir ırkın bütün gezegenleri ele geçirdiğini ve neredeyse tüm gezegenlere, ki bizim bildiğimiz veya bilmediğimiz bütün gezegenleri ele geçirdiklerini düşünün. Bu gezenler Çiçek, Ayı, Örümcek, Yosun, Yarasa ve Ejderha gibi gezegenler olduğunu düşünür. Ama tabii ki bu gezegenler arasında bizim gezegenimizde. Sonuçta türler arasında günümüzde bile çözülememiş spesifik canlılarız. Düşünün o zaman dilimi daha ileriyi bile anlatsa dahi insan türü daha çözülememiş ve bu konuda çözdük gibi iddialara girip kendilerini ön plana çıkartmaya çalışıyorlar. Nelerle mi? İlaçları ile. Zekaları ile. Baskıcı rejimleri ile. Ölüm tehditleri ile. Veya kendilerini iyi gösterip, dünyayı kurtaracağız, bizler merhametli şeyleriz diyerek tüm zihinleri yıkayarak.

 

Kim bu dünyada yaşamak ister ki? Ama ya zorlanırsan? Ya tekrardan merhametli dillerini kullanırlarsa?

 

İşte böyle bir istilanın ortasında bütün insanların içinde ruh denilen parazitlerin olmadığını görürseniz ya da içinize giren parazitin aslında seni kontrol edemediğini sen onu kontrol ettiğini anladığında ve bu durumu Şifacı denilen doktorların anlayıp yetişkin bedeni yerine küçük çocuk bedenleri kullanıp öyle yaşamaya devam ettirirlerse. Ve aslında onların polisi olan Avcılar ve Şifacılar biliyorsa.

 

İşte bu ve bunun karmaşık bir dünyada mı yaşamak istersin? Yoksa kaçıp bir yerlerde saklanıp insanların seni bulmasını mı istersin?

 

Ne kadar zor bir olasılık bariz bir şekilde meydan da ama sonuçta ağlamayan bebeğe süt vermezler diye bu duruma cuk oturan bir atasözümüz var. Eğer ki bu mevcut duruma isyan edersen yiyeceğini, içeceğini, barınacağın yeri, kendini veya başkalarını koruyacak silahlara veya türevlerine, eğer ki hasta olursan veya yaşlanırsan – ki bu iki durumda kaçınılmaz bir gerçektir – ilaç veya tedavi yapabilecek araç-gereçleri sahip olmak zorundasın ya da bulmalısındır. İşte kaçmanın en zor kısımlarından birisi de budur. Zorluklar… Zorluklar… Ve zorluklar…

Melanie işte bu zorluklara yıllarca katlanmış bir genç kız. Ve tek başına değil. Önceleri yanında Jamie varken sonradan Jared katılıyor. Melanie anne, Jared baba olmuşken Jamie ailenin çocuğu olarak hayatlarına mutlu, mesut yaşayarak devam ederken ki neredeyse bütün zorlukların üstesinden gelirlerken bir gün Melanie, halasının kızı olan Sharon’u bulabilmek güvenli sığınıklarından çıkar ve hazin sonla karşılaşır. Avcılar. Ama onlara yakalanacağıma ölürüm daha iyi diye Melanie, bulunduğu binanın asansör boşluğuna bırakarak kendini ölümün kucağına atmıştır. Ama vücudu nasıl bir dinçliğe sahipse o kadar hasara rağmen kurtulur ve parazit ruh ensesinden vücuduna girerek yerleşir. Yerleşir yerleşmesine ama Melanie’nin vücudunu ele geçiremez çünkü Melanie hem bir yetişkindir hem de bu uğurda yıllarca savaştığı için ruhun vücuduna girdi anda direnç göstermeye başlamıştır. Önce ve en kolay yapabildiği yapmaya başlamıştır. Yani ruhun ki artık onun bir adı vardır Göçebe’nin zihninde konuşmaya başlar. İlk başlarda Göçebe bu durumda ne yapacağını şaşırır. Çünkü bir önce gezegenlerinde ister ayı olsun ister ejderha bedene ve zihne tamamen hakim olmuştur ve orada ki ömrünü tamamladıktan sonra başka bir gezegene geçmiştir. Ama Melanie’de bu durum öyle değildir. Zihninde konuşan birisi vardır ve sağlıklı düşünmesini engelliyordur. Bu durumu ilk başlarda Avcı’ya (kısaca ben ona cadaloz ve sürtük diyorum) anlatmıştır ama kardeşinin anılarına gelince Melanie ona bu konuda durması için yalvarmıştır ve bilinmeyen bir sebepten Göçebe onu dinlemiştir.

 

Bir gün Göçebe bu durum için Şifacı ile görüşmek istediğini dile getirerek yola düşmüştür ama asıl amacı Melanie’nin aklından çıkmayan Jeb amcasının çizdiği çizgilerdir. Ve bu çizgiler yolda devam ederken çölün ortasında yer alan dağların çizimidir. Ve her ikisi de düşünmeden bu yolculuğun içine dalarlar. Günlerce yürürler, aç kalırlar, susuz kalırlar ama pes etmezler. Çünkü bir şekilde Jeb amcasının onları bulacağını düşünür Melanie. Ve bulurda. İşte bundan sonra olaylarımız yavaş yavaş başlar. Orada buluna 50 yakın insan onun bir hain olduğunu ve bu yüzden aralarına almak istemezler. İşte bu durumda zor durumda kalan Melanie’ye sadece Jeb, önce kötü ama daha sonra ondan zarar gelmeyeceğini anlayan Ian ve onun değişik birisi ama özünde ablası olarak gören Jamie inanmış ve yanında kalmıştır. Melanie güçlüklerle savaşarak zorlukları asmıştır ve en büyük zorlukta Avcı’dır. Çünkü bir türlü Göçebe’nin peşini bırakmamıştır.

 

Kitabımız genel çerçeve bir aksiyonun azaldığı bir çoğaldı yani Jeb’in çizdiği çizgiler gibi bir alçalıp bir çoğalıyordur. Ve bana göre o alçalmalar o kadar fazladır ki bir an kitap hiç bitmeyecek zannettim ve hatta 100 sayfadan sonra kitabı bırakmayı düşündüm. Bu kitabı okuyan arkadaşlarımın söyledikleri cesaret verici sözler olmasa anında bırakırdım ama sırf devamında olacak aksiyonlar için devam ettim. Ama pişman mıyım? Azıcık çünkü kitap elimde resmen süründü. O sıkıcı iç konuşmalar yüzünden bir sayfa okuyup okuyup bıraktım ve resmen rezil ettim kitabı. Yazık oldu resmen. Ama iyi ki okumuş muyum? Evet iyi ki okumuşum çünkü yeni bir fantastik dünya ile tanıştım. Ruhların gelerek, özellikle kullandıkları farklı araçlarla beğenimi kazandı. Ama bir daha okur muyum? Tabii ki de hayır! Özellikle o 100 sayfa için bile elime almam o kitabı elime. Eziyet çekerim yoksa :)) Peki size tavsiye eder miyim? Kesinlikle! Hemen alın okuyun diyemem ama mümkünse boş vaktinizde -özellikle ilk 100 sayfa için inanılmaz bir boşluk yaratın- alın okuyun. İnanın kurguyu beğeneceksiniz. Ayrıca çeviride güzel. Hiç takılmadan okuyup bitirirsiniz :)

 

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4 (1 puan iç bayıltıcı baştan gitti, kusura bakma Stephenie! :D )

579570_10151433581942360_1260439767_n

 

divider

183726_10151600166207360_1907285830_n

Kendi türüme has en doğal içgüdülerle, bu bedenin düşünce merkezine yerleştim. Her nefesine, her tepkisine hakim oldum. Öyle ki, o artık başka bir varlık değildi. O ben’di. 

11

Sıcacık gülümsüyor. Çatılan kaşlarımın ortasını öpüyor. “Üzülme Mel. Mucize diye bir şey vardır. Seni asla kaybetmeyeceğim. Benden uzaklaşmana asla izin vermeyeceğim.”

11

“Evet, ama bu benim ne olduğumu değiştirmez, Jamie. Ben de ruhların yaptığını yaptım. Melanie’den önce bir çok sahibim oldu. Hiçbir şey… tekrar tekrar hayatlara kastetmemi engelleyemedi. Bu benim hayatım.”

“Melanie senden nefret ediyor mu?”

Bir an düşündüm. “Eskisi kadar değil.”

Hayır. Senden hiç nefret etmiyorum. Artık değil.

“Artık benden hiç nefret etmediğini söylüyor,” diye mırıldandım. 

11

Kımıldadığını hissettim. Şiltenin üstünde kayarak yanıma geldi. Melanie’nin de istediği buydu. Çok yakındık. Doğru düşünmek, doğru nefes almak mümkün değildi. Ama ondan uzaklaşamıyordum. Melanie, Jared ile yakınlaşmamdan birden rahatsız oldu. Oysa bunu kendisi istiyordu. 

11

Jared birden öne doğru bir hamle yapıp benden uzaklaştı. Aynı anda, yumruğu güm diye, Kyle’ın suratına indi.

Kyle’ın gözleri kaydı ve ağzı gevşeyip çarpıldı.

Odada birkaç saniye süren derin sessizlik oldu.

Doktor alçak sesle, “Tıbbi açıdan konuşmak gerekirse, şu anda bunun Kyle’ı ayıltmak konusunda pek yararlı olduğunu söyleyemem.”

Jared ciddiydi. “Ama ben kendimi daha iyi hissediyorum.” dedi. 

11

Melanie, yaptığın doğruydu, diye onayladı. O hatalı. Domuzluk ediyor.

Teşekkür ederim.

Biz kızlar, birbirimize destek olmalıyız.

11

 

Maggie, “Katil göreceli bir terimdir,” dedi öfkeyle. “Ben, sadece bir insanı öldüren birini katil sayarım.”

Jared öfke saçan bakışlarla ona bakarak, “İnsan da göreceli bir terimdir, Magnolia,” dedi. “Bu terimin biraz merhamet, biraz da şefkat içerdiğini sanıyordum.”

11

 

Kyle’ın, “İyi oyun çıkardık,” dediğini duydum.

Ian, “Sen ne salaksın,” diye cevap verdi.

“Senin beynin, benim yakışıklılığım var. Adaletli bir dağılım.”

11

 

Ian fısıltıdan biraz daha yüksek bir sesle, “ Ama ya Göçer’in yerinde olsaydın,” dedi. “Bir insan bedenine yerleştirilip bu gezegene bırakılsaydın, kendini kendi türüne yabancı hissetseydin, yerine geçtiğin canı kurtarmaya çalışacak kadar iyi bir insan olsaydın, onu ailesine kavuşturmak için hayatını tehlikeye atsaydın ve birdenbire kendini senden nefret eden ve sana zarar veren, seni tekrar tekrar öldürmeye çalışan vahşi yabancıların arasında bulsaydın…” durakladı ve bir an sesi duyulmadı. Sonra, “Buna rağmen bu insanları kurtarmak ve iyileştirmek için elinden geleni yapsaydın, sen de kendine özgü bir yaşamı hak etmiş olmaz mıydın? Bu kadar bir hakkın bile olmaz mıydı?” diye ekledi. 

11

 

“Buna ne diyorsun, Göçer? Yine aynı odayı paylaşacağız.”

“Ama Jamie, Jared nerede kalacak?”

Ian, “Dur tahmin edeyim,” diye sözümü kesti. “O odanın üç kişiye yetecek kadar geniş olduğunu söylemiştir. Yanılıyor muyum?”

“Evet. Nereden biliyorsun?”

“Tahmin ettim, doğru çıktı.”

11

 

“Sen bir şey istiyor musun, Ian?”

“Evet, Jared’a utanmazın biri olduğunu söylemeni istiyorum, evlat.”

“Ne?”

“Boş ver. Git de Göçer’e yiyecek bir şeyler getir.”

11

 

“Jared benim geçmişim. O, başka bir hayat. Sen benim bugünümsün.”

Bir an konuşmadı. Konuştuğunda, sesinden duygulandığı belli oluyordu. “Ve eğer istersen, geleceğin de olurum.”

“Evet, lütfen.”

481078_10151509026752360_1011133331_n