Şok Haber! : Melekler Zamanı – Fatma Erdek / Kapak Tanıtımı


İlk basımı Papillon Yayınevinden çıkan Fatma Erdek imzalı bize dolu dolu hüznü ve mutluluğu aynı anda yaşatan ve aynı zamanda aile ve dostluk ilişkilerinin ne olduğunu anlatan yetmezmiş gibi baba ve eş olmanın nasıl birer duygu olduğunu anlatan duygusal kitabımız Melekler Zamanı artık bambaşka bir kapak ve bambaşka bir basım ile EPHESUS YAYINLARI imzası ile çıkıyor!…

Kapak görseli daha taslak aşamasında olsa da Ephesus Yayınlar ilk basıma göre çok güzel bir kapak ile karşı karşıya bırakıyor bizi!

Ephesus Yayınları’ndan aldığımız duyumlara göre çok ama çok yakın bir zamanda kitabımız ve kapağımızın son hali ile buluşuyoruz. Özellikle bu şahane kapağın, kitabın içinde ki hüznü buram buram bize yansıtacağını düşünerek, okumayı dört gözle bekliyorum. Sanırım peçeteleri hazırlamalıyım!

Hadi lafı daha fazla uzatmayayım ve hemen tanıtıma geçeyim! 

scrollWithLineCFG_31

970842_578376322204254_552786858_n

Kitabın Adı : Melekler Zamanı

Yazarın Adı : Fatma Erdek

Yayınevi : Ephesus

Sayfa Sayısı :

Dili : Tükçe

Çıkış Tarihi : Ağustos, 2013

Tür : Yetişkin Türk Edebiyatı / Aile İlişkileri / Duygusal / Hüzünlü / Romantik

Melekler Zamanı, sonu mutlu biten, hüzünlü bir aşk hikayesini anlatıyor. 

Bu aşk hikayesinin erkeği, terk edilmişlik, sevgisizlik, yalnızlık, özellikle çocukken ayrılmak zorunda kaldığı kız kardeşine beslediği amansız özlemle ruhsal yönden çökük, alkol bağımlısı, intihar eğilimli, görüntüde var olan ama içsel olarak ölü bir erkek. Hayatındaki yıkımlar, henüz dokuz yaşında bir çocukken başlamış. Çocukluğu ve gençliği acılar içinde geçmiş. Hikaye, bu erkek karakter üzerine iki zamanlı olarak anlatılıyor. Bir yanda bu gününü… diğer yanda dokuz yaşından itibaren bu güne kadar neler yaşadığını anlatıyor. 
Çocukluğunda babası tarafından kökten dinci, militan yetiştiren bir kampa gönderilmiş. Sonrasında oradan kaçmış, ailesi tarafından reddedilmiş. Ardından ölüm kararı çıkmış. Bütün bunlardan babasını sorumlu tutuyor. Onlarla bağlarını koparırken, aynı zamanda inançlarını da reddediyor. 

Bugün ile başlıyor hikaye. Adam Datça’da bir otel işletiyor. Bir gün, adamın oteline iş başvurusu yapmak için yola çıkan ve henüz otele varmadan, Datça yolunda adamı tesadüfen gören ve gördüğü an etkilenmeye başlayan, sonrasında adama hızlı bir şekilde ve geriye dönüşü olmadan aşık olan Nesil giriyor hikayeye. O andan itibaren adamın da, kızın da hayat seyri değişmeye başlıyor. Adam, kızı boğulmak üzereyken denizden çıkarıyor, hayatını kurtarıyor. Ve O kız, adamın hayatı boyunca kendisi için istediği tek şey olan ve “melek” olarak nitelendirdiği bir bebek veriyor ona. Adam o bebeği bir mucize olarak nitelendiriyor, çünkü adamın tıbben çocuk sahibi olması mümkün değil. O bebeğin gelişiyle birlikte, adam değişmeyi, normal biri gibi yaşayabilmeyi hayal etmeye başlıyor. Sahip olduğu bebeği, kendisinin yaşayamadığı çocukluğunun yerine koymayı ve o bebekle birlikte içinde ölmüş olan çocuğu da büyütmeyi çok istiyor. Ancak bunu istemek yeterli olmuyor. Çünkü, kız ve bebek hayatına girdiğinde, o dibe batmış durumda. Yine de, kız sayesinde, kaderi değişiyor. Alkol tedavisi oluyor. Yeni bir başlangıç yapıyor sevdikleriyle birlikte. Bütün bu süreç içinde aşka sağır yüreği de, kıza aşık oluyor. 

Alkol tedavisi gördüğü klinikte, geçmişini, hayatındaki yıkımın başladığı ilk günden itibaren kaleme alıyor, yazıyor. Döndüğünde, kıza veriyor. Onları okumasını ve onu tanımasını istiyor. Artık iki kimlikli bir adam olmak istemiyor. Bugünkü adı Barlas olan adamın aslında Yusuf olarak dünyaya geldiğini kız da öğrenmiş oluyor böylece. Kız her şeye rağmen, adamı sevmeye devam ediyor. Ondan vazgeçmiyor. 
Datça sırtlarında, otelinin az ötesinde, deniz gören bir tepede yaşayan bu adamın, sevdiği kadın ve oğluyla birlikte yeni bir hayat kurması da mutlu olmasına yetmiyor. Geçmiş, iç dünyasındaki huzursuzluklar bir türlü yakasını bırakmıyor. Ablasına beslediği o amansız özlem onu mutsuz etmeye devam ediyor. Reddettiği inançlarının boşluğu içini kemiriyor. Nihayetinde, tövbe ediyor, inançlarına sımsıkı sarılıyor. İçindeki çocuk Yusuf’la barışıyor bir anlamda. Ruhu huzur buluyor. 

Ablasına duyduğu özlemi ise, onu hayata döndüren o kız.. yani artık karısı olmuş olan Nesil, bitiriyor. Gidip sevdiği adamın doğduğu yerlerde ablasıyla görüşüyor. O’nu getiriyor ve 25 yıllık ayrılığı ve özlemi sona erdiriyor. Nesil hikayede, Barlas’a her yönden hayat veren kadın oluyor. Bir anlamda, Barlas’ı da yeniden doğuruyor. 

Hüznün ağırlıkta olduğu bir hikaye bu. Zaman zaman okuru ağlatacak kadar ağır bir drama dönüştüğü yerler oluyor. Buna rağmen, sonu mutlu biten bir aşk hikayesi anlatılıyor.

damy (1)

Alper Kamu: Cehennem Çiçeği – Alper Canıgüz / İnceleme


cehennem-cicegi_5027961

Kitabın Adı : Cehennem Çiçeği
Serinin Adı : Alper Kamu Serisi
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Alper Canıgüz
Yayınevi : APRIL
Sayfa Sayısı : 221
Basım Tarihi : Haziran, 2013
Tür : Polisiye / Yetişkin Edebiyatı / Türk Edebiyatı

Siz hiç 5 yaşında bir erkek çocuğunu içki içerken gördünüz mü?

Veya sigara içerken?

Veya ağzı en az bir büyük kadar pis olduğunu?

Veya polislere dedektifliğin ne olduğunu öğrettiğini?

Veya gerçek bir cinayeti çözdüğünü?

Veya yaşına göre baya bir ileri seviyede olan kitapları okuduğunu gördünüz mü?

Görmediniz mi?

Hiç mi?

İyi o zaman hiç sorun değil! Bu kalıba tam oturan tam dokuz yıldır beş yaşında olan bir kahramanımız var!

Kim mi?

Alper Kamu!

“Bilirsiniz , insanlar doğar, ölür ve sonra büyür”

Alper, 9 yıldır 5 yaşında. 5 yıllık hayatı boyunca mahallede ki çocuklara bir çete lideri, kabadayı, boyuna ve yaşına bakmadan ondan daha kahraman olmayan; evinde divanın altına yatarak kitap okuyarak kendi dünyasını kuran, kendi kahramanları çarpıştıran; polislerin yanında ise dedektifliğin nasıl olduğunu öğreten, bir cinayeti çözebilmek için hangi adımların izleneceğini gösteren bir çocuk o.

Cehennem Çiçeği, Alper Kamu serisinin ikinci kitabı. İlk kitabı Oğullar ve Rencide Ruhlar. Açıkçası ben ilk kitabını okumadım ve ikinci kitabını okurken bir boşluk hissetmedim. İkisi birbirinden bağımsız olarak ilerleyen konuları ele alıyorlar. Ama yapıtaşlarında aynı karakterler ve aynı olaylar var ve eğer ki ikinci kitapta, birinci kitaptan bir bölüm varsa dipnot olarak yazılıp, o yazının nereye ait olduğunu, neden öyle yazıldığını açıklıyor. Ki bu kitapta sevdiğim bir diğer özelliği idi.

 “Bir baba olarak söyle evladına: Aşk var mıdır yok mudur, boş mudur dolu mudur, ne kokar, ne boktur?”

Gülmesi biraz dinince, “Tanrı gibi düşün,” dedi babam, ki böyle bir yanıtı hiç beklemiyordum. “İnanıyorsan varolup olmaması pek önemli değildir. Ayrıca en büyük inkarcının da en inançlının da içinde bir nebze kuşku vardır. Ve elbette ki, aşk da Tanrı da ölümsüzdür.”

Kitabımızda 5 yaşındaki Alper’in birinci kitapta kaldığı maceraları hiç ara vermeden devam ediyor. Sokakta arkadaşları ile şakalaşıyor, oynuyor, bir üst mahalledekilerle kavga ediyor, laf dalaşına giriyor, ağzını bozuyor, içki içiyor, sigara içiyor, evde ona bakan ablasına aşık oluyor ve aşkın nasıl bir duygu olduğunu öğreniyor, babasının kardeşi ölünce babasına destek oluyor, annesinin sinir krizlerini yatıştırıyor ve ailesinin geçmişini aydınlatıyor.

“O kadar büyütülecek bir şey değil. Okuma yazmayı evde babam öğretti. Ben de o günden beri elime ne geçerse okuyorum işte. Kardeşim yok, arkadaşlarım budala ve annem de kaçık. Siz olsanız ne yapardınız?”

Ailesinin geçmişini, amcasının ölümünden sonra babası ile amcasının dairesine yaptığı ziyaret sonucu, Alper’in amcasının gardırobundan çıkan resimler ve içinde Adalet yazan yüzüğü alıp eve getirmesi ile su yüzüne çıkartmaya başlıyor.

Aslında ‘çilingir sofrası’ diye bir söyleyiş vardır ve çilingir sofrasına ise o adı vermelerinin sebebi her kim olursa olsun bir yudum içkiyi ağzına koyduktan sonra yavaş yavaş içlerinde saklı duran kilitli kapıları açtıkları için öyle söylüyorlarmış.

Çilingir sofrasının kudreti işte burada da devreye giriyor ve kardeşinin vefatından sonra arkadaşlarını eve davet eden Alper’in babası, bir güzel çilingir sofrasını kurarak geçmişi yad ediyorlar. Bu boş çenelik sayesinde Alper’de hem amcasının, hem babasının, hem de annesinin geçmişinin gerçek gizemini çözüyor.

 “Elbette.” Ceketini çıkartıp yanıma kıvrıldı babam. “Sana eğlenceli bir masal anlatayım öyleyse.”

“Hayır. Hüzünlü bir hikaye anlat bana.”

“Hüzünlü mü? Niye ki?”

“Babacığım,” dedim. “Sen de biliyorsun, vakit mutlu hikayeler için çok geç.”

Aslında bu kitabımızın sadece minik bir olayı. Asıl olay karşı apartmana taşınan, babası ölmüş hatta oraya taşındıktan sonra kardeşi de ölmüş, daha doğrusu Ümit’in söylediğine göre kendisi kardeşini öldürmüş bir olayın Alper’in sır perdelerini aralaması ile başlıyor olaylar. Neden Ümit kardeşini öldürdü? Ya da kardeşi neden öldürüldü? Neden Ümit’in annesi sinir krizleri geçiriyor? Neden Ümit’in diğer kardeşleri konuşmuyor? Veya dayısı bu konuda tek kelime etmeyip çatıda kuş besliyor? Neden polisler doğruyu göremiyor? Gibi sonu gelmeyen sorular kafasının içinde dönüp duruyor Alper’in.

 Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.

Bu olayı çözerken çok büyük riskler aldı Alper. Ölüme bir adım daha yaklaştı, ailesinin geçmişini çözeceğim derken diğer cinayetle işler sarpa sardı, karşı mahallenin çocukları ile kavgaya girişti, kendi mahallesinin çocukları tarafından dışladı gibi sonu gelmeyen olaylar yaşadı. Ama bunların hiçbirisi onu engellemedi ve engellemeyeceğini de bilerek yoluna canla başla devam etti.

Kitap hakkında görüşlerime gelecek olursak, ilk olarak şunu söylemek istiyorum ki kapağa bayıldım! O kadar güzel bir o kadar da sade ki insana direk ‘Ben bu kitabı alıp okumalıyım!’ düşüncesi oluşturuyor. Ayrıca o sadeliğine ve şıklığına ek olarak kadifemsi duygusu eşlik ediyor ki o ayrı bir şekilde beni kapağa aşık etti. :) ikinci olarak da yazarın o komik mizacı. Beni benden aldı resmen. İnsan her satırda mı kahkaha atar? Veya her satırda mı Alper’in yanaklarını sıkıp, totosuna totosuna vurmak ister? Veya yeri gelip de omuzlarından sarsıp ‘Sen nasıl bir çocuksun be?!’ diye bağırmak ister? Bu sıra feci derecede uzayıp gider ama şunu söyleyeyim ki ben kitabı çok sevdim. Her ne kadar basit bir cinayet işlense de yazar bunu 5 yaşındaki çocuğun gözü ve komik mizacı ile o kadar güzel bir şekilde yoğurmuş ki tadından yenmiyor. Ben okumayı bitirdikten sonra kitabı direk kardeşime verdim. O bu tür kitapları çok seviyor ve kitap okuma alışkanlığı olmayan kardeşim bu kitabı 2 saat gibi kısa bir sürede bitirdi. Hem de kahkahalar eşliğin ‘Bu ne biçim çocuk be!’ diyerek. Hatta şunu da eklemeyi unutmadı aynı benim düşündüğüm gibi ‘Keşke böyle bir kardeşim olsa da her gün kavga etsem.’ Aynı cümlenin bir değişik versiyonunu da bir kurdum. :))

Fantastik kitaplardan sıkıldınız mı? Veya aşk romanlarından? Veya diğer türlerden? Okurken azıcık kahkaha mı atmak istiyorsunuz? Farklı bir mi görmek istiyorsunuz? Peki bunların haricinde Türk yazar mı okumak istiyorsunuz?

O zaman hiç durmayın. Ben Alper Canıgüz ile yeni tanıştım ama her kitabını gözüm kapalı tavsiye ederim!

Ama bir şeyi inanılmaz merak ediyorum. Neden Alper Kamu serilerinin kapaklarının bir köşesinde kedi var? Ciddi anlamda içimi kemiren ve cevabını bulamadığım bir soru. İnşallah en yakın bir zaman diliminde bulurum! :)

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

scrollWithLineCFG_31

damy (1)

Konuşan Kitaplar #13 Blog Tur 5. Gün / Kaiken – Jean-Christophe Grangé / İnceleme


945395_515992235139840_362409326_n

Konuşan Kitaplar ile 13. turumuzda sona yavaş yavaş yaklaşırken 5. günden herkese merhaba!!!

Doğan Kitap‘ın imzasını taşıyan, bir o kadar korkunç ve bir o kadar karanlık olan ve Grangé imzasını taşıyan Kaiken‘den alıntılar yaptık, önokuma paylaştık, yazarın kitaplarını inceledik hatta Grangé’ın filmlerini bile tanıtıp inceledik, hem de yorumlarla süsleyerek.

Bugün ise;

Kitap Aşığı ile Yorum Durağım Kaiken’i inceleyecek ve

Kitap Aşığı Kaiken’in ne olduğunu anlatacak bize.

Ayrıca devam eden yarışmamıza katılmayı unutmayın. :))

scrollWithLineCFG_31

Kitabın Adı : Kaiken
Orijinal Adı : Kaïken
Yazarın Adı : Jean-Christophe Grangé
Çevirmen : Tankut Gökçe
Yayınevi : Doğan Kitap
Sayfa Sayısı : 384
Basım Yılı : Haziran, 2013

Fransa’nın ara sokaklarından başlayıp Japonya’nın adalarına kadar uzanan kanınızı donduracak maceraya hazır mısınız?

Eğer hazırsanız kemerlerinizi bağlayın lütfen!

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki, cinayet-gerilim- polisiye romanlarında çok fazla derinlemesine kitap incelemesi yapmıyorum. Daha doğrusu yapamıyorum. Çünkü yaptığım an da sanki kitabı anlatmışım gibi geliyor ve rahatsız oluyorum. O yüzden bu kitapta yani Kaiken’in yorumunu yaparken de yüzeysel bir şekilde konuyu anlatacağım ve özellikle sonu hakkında size duygularımı paylaşacağım. :)

Kitabımız, polisten kaçan serserilerin yaşadığı bir mahallede, birisi kırklı yaşlarda karanlık bir geçmişe sahip, komanda gibi bir polis olan Olivier Passan ile diğeri hippi kılıklı, rütbeli bir polis olmasına rağmen sigara, alkol ve uyuşturucunun dibine vurmuş Philippe Delluc –nam-ı diğer Fifi- o pis sokaklarda devriye gezerek şüpheliyi yakalamaya çalışıyordur. Peki kimdir bu şüphelidir ki iki polisimiz hiçbir polisin girmediği bir mahalleye hatta sanayi bölgesine girerek bir şüpheliyi bulmaya çalışıyordur. Hem de o mahalle şüphelilerle, polislerden kaçan suçlularla kaynıyorken.

Karnı göğüs kemiğinden pubise  kadar açılmış , bağırsakları yere kadar sarkıyordu. Tam önünde, alevli bir birikinti içinde bir fetüs yanıyordu.

Bu şüphelimiz caninin önde gideni, hatta uçurumdan atsanız bile ölmemesini dileyeceğiniz, hatta o yetmezmiş gibi, çünkü yetmeyeceğini biliyorsunuz, Çin işkencelerinden birkaçını  zevkle üstünde uygulamak istediğiniz pisliğin birisi. O cani hamile kadınları kaçırıp, bağırsaklarını deşercesine yardığı karnından, daha dünyanın ne demek olduğunu bilmeyen bir bebeği canlı canlı yakarak zevk alan pisliğin tekidir.

“İğrenilen ve reddedilen bir varlık olarak doğdum. Berbat bir hayat sürdüm, küfür ve hakaretlere maruz kalarak büyüdüm. Bu sefalet benim de İsa gibi yücelmemi sağladı. Kendimi aşmamı ve gelişmemi sağlayan da, çekiğim bu büyük acılar oldu. Ben bütünüm. Ben ateşim ve huzurum. Ölüm ve esenliğim…”

Ben o caniyi kitap boyunca her adı geçtiği yerde diri diri yakmak istedim ve inanın bu bile onun yaptığı pisliği örtmedi. Tamam karanlık bir geçmişi var. Tamam rahatsızlığı da var ama ben onun bu yola girip de daha doğmamış çocukların canına kıymasını hatta masum bir annenin canına kıymasını anlamıyorum. Anlayamıyorum cidden! O yüzden Passan ona ne işkenceler etse kafidir benim için. Benim hırsımı o alsın. Gerçi Passan kadar da salak bir adam tanımadım ya neyse! Anlatacağım anlatacağım onlara da sıra gelecek. Karakterleri tek tek elden geçireceğim, bir güzel hem de!

O, Kanun’du.
O, Adalet’ti.
O, Adaletin Kılıcı ve Uygulayıcısı’ydı.

Şimdi bu iki polisimiz o adamı yakalamaya çalışır hatta Passan yakalar ama o adama 200 metreden uzakta durması lazımdır ona. Ama bizim poliscik bu sınırı geçmiş hatta adamı öldürmeye kalkmıştır, düşünün alacağı cezanın boyutunu. Aldığı ceza ise yeni binanın yüksek katlarından, ilk katlarda bulunan dosyalarının tozları ile dolmuş bir odaya kapatılmak olmuştur. Peki bu Passan’ı durdurmuş mudur? Tabii ki de hayır! O dosyaların arasında, kimse ona karışmazken ve hala eski yardımcıları ona yardım ederken katili bulmaya devam ediyordur. Hem kendini hem arkadaşlarını hem de ailesini riske atarak…

Karısı ile ilişkilerinin sallantılı olduğu bu dönemde, tam da o zamanda Passan katili öldürmeye çalışmıştır ve katilde boş durmayıp onun peşinden gitmiştir. Buzdolabına koyduğu maymun cenini ile başlamıştır aslında olaylar.

Bu olayların başlaması ile aslında bütün olaylar peş peşe gelişmektedir. Karısı boşanma davasını hızlandırmıştır, Passan evine ve ailesine zarar vermeye çalışan katili uyarmaya hatta tehdit etmeye çalışıyordur, 7/24 onu izliyordur. Ama öyle bir an gelmiştir ki evine giren aslında o katil değildir.

Japonya ‘da ” Dünkü çiçekler bugünün rüyalarıdır” denirdi. Naoko buna bir ekleme yapabilirdi : ”Dünkü hatalar bugünün kabuslarıdır.”

Naoko’nun yani karısının kendisinin de  herkesten gizlediği gibi, gizli bir geçmişi vardır. Ve o geçmiş Passan’ın olağandışı oluşan karanlık geçmişinden farklı bir şekilde, kendisinin oluşturduğu bir karanlık geçmiştir ve bundan yıllar sonra ailesi de etkilenecektir. Buzdolabına konulan maymun sadece bir başlangıçtır. Bu karanlık geçmiş Japonya’nın bilinmez, en ücra bir adasına kadar uzanıyordur. Çünkü tüm olayların temeli orada atılmıştır.

Ben kitabı iki bölüme ayırıyorum ama yazarımız kitabı yerli yerinde üç bölüme ayırmış. Ama benim ayırma tekniğim biraz farklı. Fransa’da işlenen cinayet ve Japonya’da gelişen olaylar olarak ayırıyorum ben. Her ikisi birbirinden bağımsız, bir o kadar kan donduran, bir o kadar şoka sokan, bir o kadar gerilimi had safhada yaşamamızı sağlayan cinayetler. Her iki cinayette karanlık geçmişlerle örülmüş temellere dayanıyor. Ve hiç beklenmedik kişilerin ölümleri, hiç beklenmedik kişilerin katil çıkması, hiç beklenmedik kişilerin kurtulması sizi şoka uğratıyor.

Ben kitabın konusuna bayıldım. Özellikle iç içe geçmiş iki cinayet beni benden aldı. ve her seferinde ‘Evet bu katil, yakalayın!’ dedikleri zaman katilin o çıkmamasına çok şaşırdım ve ‘Hadi bulmacaya bir daha baştan başlıyoruz dostum!’ diyerek kitabın sayfalarını çevirdim. Ama sevmediğim iki şey var. Birincisi karakterler. Karakterlerin hiçbirisi mi kendi ayakları üzerinde durabilen birisi olamaz? Veya hiçbirisi mi kendi kararlarını karşı tarafa dinletebilecek kadar kararlı, dediğim dedik birisi olamaz? Ya da neden hepsi yürüyen ölü! İnanının bir kitapta en azından cansız varlık olsa dahi birisinin kuyruğunu veya eteğini tutarım ve kitap boyunca ölse dahi bırakmam. Ama bu kitapta canlıyı geç cansız varlık bile yok! Hiçbir şey yok! Hiçbir karakteri sevmedim. Hepsi yapmacık geldi. Sanki yazar hiçbirisine hakim olamamış gibi. Onları yansıtamamış gibi. Veya sadece kendinden bir parçayı işleyememiş, onu çocuğu gibi benimseyememiş gibi. Sıfır yani benim gözümde. Ben bu kitapta olaylara bağlandım resmen ve ‘Katil kim?’ bulmacasını çözdüm.

İkinci sevmediğim daha doğrusu beğenmediğim yer ise sonu. Hiçbir şekilde okuduğum son bir Grangé kitabı sonu değildi! Kabul edemiyorum inanın! Okuduğum zaman şok yaşadım. ‘Nerede bunun devamı’ diye çığlıklar attığımı ben bilirim. Resmen o iki mükemmel cinayet olayını rezil etmiş sevgili yazarımız. Ha belki başkası böyle düşünmeye bilir ama ben böyle düşünüyorum. O son bu kitaba yakışmamış arkadaş. Bir kere sen o kadar karanlık ve korkutucu iki cinayet planı hazırlayıp önümüze sunmuşsun, o iki olayın hatırına daha kanlı bir son bitirebilirdin, sarılma ile değil! Buradan Grangé’ı kınıyorum şahsen! :P

Şakayı bir kenara bırakırsak kitabı ben iki olayın doğrultusunda ve Grangé baba doğrultusunda okuyup yorumladım. Kitapta kanınızı donduracak iki cinayet var ve her iki cinayette birbirinden güzel. Özellikle ikinci olay. Hiç aklınıza gelmeyecek şeyleri ortaya çıkartıyor. Kitabın dili mi? Kamon! Kitap bir Grangé kitabı ve altında Doğan Kitap’ın imzası var, lütfen duymamış olayım! :))

Benim karakterler ve sonu ile olan kavgama bakmayın kesinlikle okuyun özellikle kanınızı donduracak cinayetler için okuyun. Cidden ikincisinde çok şaşıracaksınız.

Kitaba puanım 3,5-4 arasında gidip geliyor ama Grangé baba için 4 veriyorum. Ama lütfen yeni baskıda sonunu tekrar yaz şekerim! :D

4

scrollWithLineCFG_31

Katkılarından dolayı Doğan Kitap’a teşekkür ederiz!!!

damy (1)

Kitap Dostları #6 Kitap Tur 3. Gün / Anansi Çocukları – Neil Gaiman / İnceleme


1011965_491883960888809_1441914562_n

Kitap Dostları ile 6. turumuzun 3.günüde yani son gününden herkese merhaba!!!

Neil Gaiman‘ı inceleyip, kitaplarını tanıttığımız, Anansi Çocukları‘nın kahramanları ile eğlenceli bir söyleşi yapıp, minik minik alıntılar ve önokuma ile şekillendirdiğimiz turumuzda yorumlarla son noktaları koyduk.

Bugün ise;

Tuğçe’nin Kitaplığı, Yorum Durağım ve Sihirbazın Güncesi yorum yaparken;

SaklamaKabı Anansi Çocukları‘nın yurt dışı kapaklarını inceliyor.

Bugün turumuzun son günü olduğu için katılımlarından dolayı Tuğçe’nin Kitaplığı‘na ve Mai Kalem‘e çok teşekkür ederim! Bir daha ki turlarda görüşmek üzere! :)

Ayrıca devam eden çekilişimize katılmayı unutmayınız! :)

scrollWithLineCFG_31

954707_590576990963122_570893257_n

Kitabın Adı : Anansi Çocukları
Orijinal Adı : Anansi Boys
Yazarın Adı : Neil Gaiman
Çevirmen : Murat Özbank
Yayınevi : İthaki Yayınevi
Sayfa Sayısı : 383
Basım Yılı : Temmuz, 2013

Sizin hiç Örümcek adında bir tanıdığınız oldu mu?

Anansi soyunda gelen birisi. Soylu yani.

Hiç mi?!

Kardeşiniz, arkadaşınız veya komşunuz…

Hadi ama azıcık gözünüzü açın ve yaşadığınız dünyayı soyutlayıp çevrenize daha dikkatli bakın!

Hala mı yok?!

Ehh hadi bari o zaman kemerlerinizi bağlayın da Şişko Charlie’nin yolculuğuna çıkalım. Bakalım kimmiş bu Örümcek, neymiş bu Anansi!

944292_597342736953214_1081534159_n

Bütün olaylar yaşamının bütün evrelerinde dalga geçen –kendi çapında-, bol bol dans etmekten ve şarkı söylemekten hoşlanan –her ne kadar beceremese de- ve sırlarla örülü bir yaşam süren Charlie’nin babasının ölmesi ile başlıyor.

Charlie’ye göre o hayatının büyük bölümünü karartı. Herkese rezil etti bunu. Hem de buna küçükten tombul halinden yola çıkarak ona Şişko Charlie lakabını takmıştır. Bu lakap büyüdüğünde bile, hatta Amerika’dan Londra’ya gittiğinde bile peşini bırakmamıştır.

Rosie ile düğün hazırlıkları yapan muhasebeci Şişko Charlie, bir gün bir bar taburesinde nişanlısı ile babasının düğüne çağırıp çağırmayacağı hakkında hararetli bir konuşmaya girmiştir. Bu konuşmanın galibi ise Rosie çıkmıştır ve Şişko Charlie babasına ulaşarak, düğününe çağıracaktık.

Eski komşusuna telefon etmesiyle bütün olaylar birden bire oluşmaya başlamıştır.

Babasının öldüğünü, hatta yaşamının bütün evresinde peşini bırakmayan utanç duygusu ile öldüğünü öğrendiği zaman Charlie yerin dibine girmiştir ve ondan itibaren bütün salaklıkları boy göstermiştir.

Önce babasının cenazesi yerine yanlış bir cenazeye gitmiştir ve babası gömülürken yanında olamamıştır ama komşusu onun için bir toprak parçası ayırarak onun son görevini yapmak istemiştir. Tabii komşunun bütün iyilikleri bununla sınırlı değil! Bütün cenaze olayları bittikten sonra, Şişko Charlie’ye bir kardeşi olduğunu söylemiş ve bununla da yetinmeyip kardeşini bulmak için bir örümceğe kardeşi ile konuşmak istediğini söylemesinin yeterli olacağını belirtmiştir. İşte bu kitaptaki en az çılgınca şeydi. Örümcekle mi konuşmak? Hem de bir örümcek vasıtasıyla kardeşini bulmak mı? Kamon! Bu daha ne ki! Neil baba bizi bambaşka bir dünyanın derinlerine sürüklüyor. Bayılacağınız bir dünyanın derinliklerine!

2dc66e783d96de7c9b73c4efb584aa75

Şişko Charlie bir anlık tereddüdün ardından evinde gezinen bir örümceğe kardeşi ile konuşmak istediğini söylüyor. Söylüyor söylemesine ama bununda salakça ve utanç verici bir durum olduğunu bilerek kahkaha atarak vazgeçiyor ve normal hayatına geri dönüyor. Peki Charlie’nin normal hayatı nasıl mı? Hemen anlatıyorum. Çünkü feci derecede sıradan. Gerizekalı, müşterilerinden para kaçıran, paranoyak, şizofren, iftiracı, kendini bir halt zanneden bir patronu olan bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyordur. Aşık olduğu kızla evlenmek isteyen ama Rosie’nin annesinin hiç rızası olmayan bu evliliğe direnen bir genç adamın yaşamı. Normal ve sıradan değil mi? Ama sıkı durun bütün her şey o örümcekle konuşmasından sonra tepe taklak oluyor!

Örümcekle konuşmasından sonra kardeşi çat kapı çıkageliyor. Hem de bitmek tükenmez bir özgüven, sarsılmaz bir karizma, her şeyi ben yaparım havaları ile… Yani Şişko Charlie ile birbirine hem karakter hem de görünüş olarak tamamen zıtlar. Ak ile kara gibi… Gece ve gündüz gibi…

Peki bu kardeşin ismi ne mi? Durun durun şaşırmayın ama şahane bir ismi var bu kardeşin. :) Örümcek. Evet evet şaka yapmıyorum Şişko Charlie’nin kardeşinin ismi ÖRÜMCEK! Ve bir Tanrı. Ne isterse yapabiliyor. Mesela bir mekanın resmine bakıp , konsantre olarak, oraya ışınlanabiliyor. Veya mesela Şişko Charlie’nin evinde ardiye olarak kullandığı bir minik, karanlık ve basık bir odayı, camları muhteşem ve gözünüzü alamayacağınız bir şelaleye bakan, içinde dört direkli dev bir yatağın, jakuzinin, şöminenin, hatta envayı çeşit aklınızı başınızda alıp götürebilecek eşyaların olduğu kocaman bir odaya çeviriyor. Ehh artık söylememe gerek yok değil mi? Örümcek, Şişko Charlie’nin yanına taşınıyor.

images

Taşınmakla kalsa neyse, Charlie’nin bütün hayatını elinden alıyor. İşini olsun -ki afiyetle elini yüzüne bulaştırıyor-, arkadaşlarını olsun –pardon bu bölümü es geçiyorum çünkü Charlie’nin nişanlısından başka arkadaşı yok-, evi olsun, hatta nişanlısı dahi olsa elinden alıyor!

Bu duruma feci şekilde içerlenen, sinirlenen, köpüren ve bu duygular sebebi ile kendi gibi davranamayan Charlie, bir hafta içerisinde tekrardan kıta değiştirerek yan komşusuna (hani kardeşini görebilmesi için bir örümcekle konuşmasını söyleyen komşusu) geliyor ve bütün hıncını onun üstüne kusarak anlatıyor. Yetmiyor ondan çözüm yolarlı istiyor. Peki çözüm yolu buluyorlar mı? Evet hem de en çılgınından bir tane! Mahallenin bütün kocakarıları –ki zaten bunlar 4 tane- toplanarak, bir masanın etrafına oturup, Şişko Charlie’yi de aralarına alarak büyü yapmaya başlıyor. Neden mi? Şişko Charlie’ye göre dünyanın sonu, Örümcek’e göre dünyanın başlangıcı olan yere gönderebilmek için. Peki gidiyor mu Charlie? Evet ve gitmekle kalmayıp Anansi’nin ne olduğunu, Anansi hikayelerinin ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, hayvanların nasıl babalarına düşman olduklarını, kardeşini hayatından göndermek için kimlerle ve nasıl bir anlaşma yaptıklarını tek tek öğreniyor ve bundan sonra da ipler kopuyor! İşte en heyecanlı, tırnaklarınızı yiyeceğiniz azıcık polisiyeli, azıcık gizemli, birazcık göz yaşlı, bolca mutluluk içeren, bolca küfür edeceğiniz, yetmeyip bir daha küfür edeceğiniz, bazı kişileri boğazlamak isteyeceğiniz, bazı kişilere el uzatıp kurtarmak isteyeceğiniz bölümler sizi bekliyor…

anansi_boys_grey

Neil Gaiman’ın kitaplarında ki dünya bambaşka bir dünya. Okuduğunuz satırlara sizi hapseden, içine çeken, inandıran ve sanki aslında o dünyada yaşıyormuşsunuz gibi bir his bırakan dünya/dünyalar. Kitapta Tanrı mı var? Siz Tanrı’nın olduğu satırları okuduğunuz zaman, o kısımları öyle bir benimsiyorsunuz ki aslında siz o dünyada yaşıyor ve çevreniz de bir Tanrı var. Veya bir örümcek ile konuşup kardeşinizi çağırabiliyorsunuz. Yetmedi mi? Kitabın satırlarındaki aksiyonu bile siz yaşıyorsunuz. İşte bu yüzden ilk Neil kitabım olmasına rağmen yazarın şahane anlatımında ve dünyasında kayboldum ve çıkamadım.

Yer yer Şişko Charlie’nin başını okşamak istedim ama yer yer de onu boğazlamak, yok etmek, ayağına taş bağlayıp denize atmak istedim. Yer yer Örümcek’i evire çevire dövdüm, yetmedim karşısına geçip hakaretler ettim ama yeri geldi yaralarına merhem sürmek, aşkını taze tutabilmek içinde nasihat vermek istedim. Rosie mi? Kitap boyunca aşkına inanmadım. Hissettiği duygular yavan geldi bana. Her seferinde saçından tutup yerlere sürükleyip pas pas yapmak istediğim. Annesi mi? Ona kıl oldum. Hem de ilk satırdan. Hangi insan su ve kraker ile beslenir Allah aşkına?! Kafan mu güzel hatun? Ve Charlie’ye davranışları bir kaşık suda boğ ve yanında Charlie’nin patronu da eşlik etsin. Gerçi o boğulmaktan daha acımasız bir ölümü hak ediyor ya neyseee… Ve son olarak tonton teyzeler ile Charlie’nin babası. Önce babadan başlıyorum. Hangi baba çocuğu ile dalga geçer ki? Bu dalga geçmeler yüzünden çocuğuna kıta değiştirmek zorunda bırakır? Ya da hayatı hiçe sayarak ben her istediğimi yaparım diye ortalıklarda dolanır. Tamam hakkını yemeyim iyilikleri var ama ne yazık ki bu kötülüklerini bastırmıyor ki. Sen de bir güzel geber be babalık! Tonton teyzeler. Ah o tonton teyzeler! Ortalığı birbirine karıştıran tonton teyzeler! Ama sevdim yahu! Çok şekerler. Kitap boyunca yaptıkları yemekler, içtikleri kahveleri ve içkileri veya iyilikleri unutmayacağım. Bağrıma basarım yahu onları!

Artık yorumumda son noktayı koyacak olursam –ki artık zamanı geldi fazlasıyla uzattım yorumu :)- kitabın dili mükemmel. Yazarın dili zaten bir harika. Özellikle betimlemeler beni benden aldı ama kitabın çevirisinin de hakkını yemeyelim ince espriler bile çok güzel çevrilmiş dilimize. Teşekkürler çevirmen! :) Ve kapağa gelecek olursak, kitabın içinde ki en önemli sahnelerin bir somut çalışması o kapak. İçeriğini o kadar güzel yansıtıyor ki, aslında kapağa bakarak tahminler yürütebilirsiniz.

Bu da herkesin alıp okumasını, çevresindeki insanlara okutmasını isteyeceğim kitaplardan birisi ve en iyi listeme ilk satırlarından girdi. O yüzden puanım 10 numara 5 yıldız! :))

5

scrollWithLineCFG_31

Katkılarından dolayı İthaki Yayınları’na teşekkür ederiz!!!

damy (1)

Kitap Dostları #6 Kitap Tur 1.Gün / Neil Gaiman Kitapları


1011965_491883960888809_1441914562_n

Kitap Dostları ile 6. turumuzdan herkese merhaba!!!!

İthaki Yayınları imzası ile Türk okurları ile buluşan Anansi Boys / Anansi Çocukları bir Neil Gaiman imzası taşımaktadır.

Açıkçası bu benim ilk Neil kitabım olduğu için bu turda ayrı bir heyecanım var. Ve bu heyecanla birlikte ülkemizde çıkan Neil Gaiman kitaplarını tanıtmayı istedim. Söylemeden geçemeyeceğim yazarımızın ülkemizde çıkan bayaaa bir kitabı var. :)

Gün gelecek hepsini tek tek okuyacağım! :)

6. turumuzun ilk günüde;

Neil’in kitaplarını Yorum Durağım yani ben tanıtıyorum.
Tadımlık Anansi Çocukları’nı Mai Kalem veriyor.
Yorum Cadısı ve SaklamaKabı ise kitabımızı inceliyor.

Ayrıca 7 gün boyunca sürecek olan ve 2 şanslı kişinin Anansi Çocukları kitabını kazanacağı yarışmaya herkesi bekleriz!!!

Hadi şimdi yazarımızın kitaplarını tanıyalım!!!

scrollWithLineCFG_31

SANDMAN SERİSİ

Sandman 1 – Düş Müziği

SANDMAN, doksanların en çok ödül kazanmış ve en beğenilen çizgi roman serisidir ve bunun da gayet iyi bir nedeni var; Neil Gaiman tarafından yazılıp, çizgi romanların en aranılan çizerlerinden bir grup tarafından çizilmiş olan, zekice ve yavaşça gelişen bir destan, modern mitler ile karanlık fantezilerin, çağdaş kurgunun, tarihi dramanın ve efsanelerin muhteşem bir şekilde birlikte örtüştüğü zengin bir karışımdır. SANDMAN efsanesi çizgi edebiyatında eşsiz öykülerden bir seriyi içermektedir ve asla unutamayacağınız bir hikaye anlatmaktadır.

Sandman 2 – Bebek Evi

“Neil Gaiman hazine değerinde bir hikaye evini Sandman ile inşa etti, o eşi az bulunur bir yazar.”
Stephen King
“Neil Gaiman’ın imgeleri, nispeten kısa bir zamanda onu herkesin sevgilisi yaptı. Ama hikayeleri, gerçekliği yeniden düzenleyen biçimiyle mükemmel ve kibirli bir kavalye edasını taşıyordu. O sonu belli, oku hemen unut hikayeleri anlatmıyor, o örnek teşkil edecek ahlaki çözümler bulmuyor… bunun yerine, deli bir ahçı nasıl düğün pastası yaparsa, o da hikayeleri öyle kuruyor. Kat üstüne kat inşa edip, karşımdaki her türlü tatlıyı ve ekşiyi ustalıkla saklıyor.”
Clive Barker / Önsöz’den
“Neil Gaiman’ın hikayelerindek, korku ve umut, insanın kalbinin en derinlerinde kıvrılmış yatan korku ve umudun birer yansıması. Sandman okumak yalnızca yeni ve radikal bir çizgi roman okumak demek değil… Sandman okumak ebedi mitlerle örtülü yepyeni bir edebiyata başlamak demek. En sonunda uğruna ölünecek bir Death ortaya çıkması da cabası!..
Mikail Gilmore / Rolling Stone

Sandman 3 – Düş Ülkesi

Düş Ülkesi, dört ürpertici ve eğlenceli bölümden oluşuyor: William Shakespearein Bir Yaz Gecesi Rüyası oyununun ilk gösterimini konu alan, Dünya Fantastik Edebiyat Ödülü kazanan öyküsü, bir yazar tarafından tutsak edilen ilham perisi Calliopenin hikayesi, insanoğlunun hakimiyetine kedi gözüyle bir bakış ve hayatına son vermek isteyen ölümsüz bir kadının yaşam öyküsü. Ayrıca, Neil Gaimanın “Calliope” için yazdığı orijinal senaryoyu bu ciltte bulacaksınız.

Sandman 4 – Sisler Mevsimi

Sandmanin 1990ların en beğenilen ve ödül kazanmış çizgi roman serisi olmasının bir nedeni var: Neil Gaiman tarafından yazılan ve çizgi roman sektörünün en çok rağbet gören çizerleri tarafından resimlenen bu akıllıca yazılmış ve derin bir hüzün içeren destan; çağdaş kurgu, tarihi öyküler ve efsanelerin kusursuzca bir araya getirildiği, modern mitoloji ve karanlık fantezinin birleşimi olan bir eser. SANDMAN efsanesi çizgi roman edebiyatında eşi olmayan, unutamayacağınız bir öykü.

SİSLER MEVSİMİ, bizi Ebediler Ailesinin diğer üyeleri ile tanıştırıyor. Kaderin bahçesinde başlayan olaylar dizisi, Düşün cehennemi tekrar ziyaret etmesiyle doruğa ulaşır. Kendisini bekleyen cehennemin efendisi Lucifer, Düşü hiç beklemediği bir şekilde karşılayacaktır. Luciferın üzerine yüklediği ağır sorumluluk, Düşün pek çok mistik tanrıyla muhatap olmasına neden olacaktır.

Sandman 5 – Sen Oyunu 

Modern miltle karanlık fantezinin, çağdaş edebiyat ve tarihsel dramayla kesiştiği Sandman efsanesi çizgi roman tarihinde eşine rastlanmayan öykülerden bir diğeriyle devam ediyor.

Sandman 6 -Fabllar ve Yansımalar 

Fabllar ve Yansımalar’da geçmişin sislerinden günümüzün kabuslarına uzanan, aşkın ve yaşamın, gücün ve karanlığın dokuz etkili hikayesini sunuyor.

Sandman 7- Kısa Yaşamlar

Kısa yaşamlar, bir arayışın hikayesi…
Görünüşe göre sonsuzluk bile kısa…

Sandman 8 -Dünyaların Sonu

Bir gerçeklik fırtınasının girdabına kapılmış, zaman, söylenceler ve hayallerin yolcuları, Dünyaların Sonundaki bir hana sığınırlar. Chaucerin Canterbury Öykülerinin geleneğine uygun olarak fırtınanın dinmesini beklerken gittikleri yerlerin, gördükleri şeylerin ve düşlerinin öykülerini anlatırlar.

Sandman 9- Merhametliler 

Sandman 10 -Uyanış

Sandman 11 – Ebedi Geceler

Douglas Adams 
&
Otostopçunun Galaksi Rehberi
Paniğe Kapılma!

Önce Douglas Adams, biz dünyalıları Küçükayının büyük yayın kuruluşlarından biri tarafından basılan o fenomenle, Otostopçunun Galaksi Rehberiyle tanıştırdı; şimdi de Neil Gaiman, bize onunla ilgili her şeyi içeren bu kitabı sunuyor.

Peki bu kitapta neler var?

  • Otostopçunun radyo oyunu senaryolarından hiç yayımlanmamış bölümler…
  • Otostop yaparak yabancı ülkeleri dolaşıp tavuk kümesi temizleyen asi bir gençken galaksilerarası mega-stara dönüşen Douglas Adamsın yaşamından kesitler…
  • Douglas Adamsın Dr. Who, Monty Python ve Snow Seven and the White Dwarfs üzerine yaptığı ilk çalışmalar…
  • Arthur Dentin bornozla gezmesinin asıl sebebi…
    … ve daha fazlası!

En iyisi kendinize bir kadeh Pan Galaktik Gargara Bombası hazırlayın, arkanıza yaslanın ve PANİĞE KAPILMAYIN!

Yıldız Tozu

“Mucizelerle dolu bir hikaye… Gaiman yeni gelenekte bir peri masalı ortaya çıkarmak için son derece zengin bir dil, doğal bir bilgelik, iyi bir mizah ve biraz da karanlık kullanıyor.”
Publishers Weekly

Kadim İngilterenin huzurlu tarlaları ve çayırlarında, bir granit çıkıntısının üzerinde 600 yıldır duran küçük bir köy vardır. Hemen doğuda köye ismini veren upuzun bir taş duvar yükselir. İşte burada, Duvar Köyünde, genç Tristran Thorn kalbini, akıllara zarar veren güzellikteki Victoria Forestera kaptırır. Ve işte burada, yepyeni bir Ekim arifesinde, Tristran aşkına bir söz verir – bu öyle hızlı edilmiş bir yemindir ki, onu duvardaki tek gedikten dışarı, çayırların ötesine ve hayatının en heyecanlı macerasına yollayacaktır.
“Gaiman hikaye dünyasının zengin bir kaynağı ve bizler her açıdan ona sahip olduğumuz için şanslıyız.”
Stephen King

“Yetişkinler için aşk, tehlike, arkadaşlık, büyü ve macerayla dolu bir peri masalı. Nüktedanlık ve zeki bir üslupla bezeli bu kısa roman insanda çok güzel bir memnuniyet yaratıyor.”
Detroit Free Press

Not: Başrollerini Robert De Niro, Michelle Pfeiffer, Sienna Miller, Claire Danes, Ben Barnes, Rupert Everett , Charlie Cox, Kate Magowan ile Peter OTooleun üstlendiği “STARDUST-Yıldız Tozu” beyaz perdeye taşındı.

Yokyer

Genç ve iyi kalpli Richard Mayhewun sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richardı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla –şehrin altındaki terk edilmiş Metro istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla– tanıştırır. O artık, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtarafın bir parçasıdır… ve eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır…

Gaiman, basitçe söylemek gerekirse, hikâyelerin hazine evi gibi ve biz de ona sahip olduğumuz için şanslıyız…
Stephen King


Ara Dünya

Hugo ve Nebula ödüllü yazar Neil Gaiman ve Emmy ödüllü yazar Michael Reavesten sadece gençlere değil tüm okurlara hitap eden, bilimkurguyla fantezinin iç içe geçtiği bir macera.

Joey Harker bir kahraman değil. O aslında kendi evinde kaybolan sıradan biri. Bir gün kaybolduğunda kendi dünyasını geride bırakıp bambaşka bir boyuta adım atıyor. Şimdi bir savaş vermek zorunda. Hem de sadece bu dünyayı değil, olası bütün dünyaları kurtarmak için verilen bir savaş…

Koralin ve Gizli Dünya

“On yıldan fazla bir zaman önce bir çocuk kitabı yazmaya başladım. Bunu beş yaşındaki kızım Holly için yapıyordum. Kitabın başkahramanının bir kız çocuk olmasını ve hikâyenin de değişik ve ilginç bir şekilde tüyler ürpertici olmasını istedim.

… İnsanlar kitabı okumaya başladığında öğrendim ki, çocuklara macera yaşatan, yetişkinlere ise kâbuslar gördüren bir hikâyeymiş bu. Koralin, şimdiye kadar yazdığım en tuhaf, zamanımı en çok alan kitap ve en fazla gurur duyduklarımdan biri…”

Neil Gaiman
“Bayanlar baylar, oğlanlar kızlar, ayağa kalkın ve alkışlayın: Gerçek olan Koralindir.”

Philip Pullman
“Beni neredeyse korkudan öldürecek kadar büyüleyici ve rahatsız edici bir hikaye…”

Lemony Snicket
“En iyi peri masallarının o ince dehşetine sahip bir başyapıt…”

Terry Pratchett
“Narniadan beri, kapı açmak gibi basit bir eylem böylesi bir fantastik yolculuğu başlatmamıştır. Ve Alice tavşan deliğinden aşağı yuvarlandığından beri, hiçbir yolculuk bu kadar görkemli, tuhaf ve korkutucu olmamıştır. Kapıdan geçin; sevgiyi, sihri ve iyiliğin kötülük karşısındaki gücünü keşfedin…”

Kıyamet Gösterisi

1655 yılında yazılmış ve şimdiye kadarki en doğru kehanet kitabı olan Cadı Agnes Çatlakın Dakîk ve Katî Kehanetlerine göre, cumartesi günü dünyanın sonu. Önümüzdeki Cumartesi. Akşam yemeğinden hemen önce.

İyilik ve Kötülük orduları toplanıyorlar. Her şey Büyük Plana uygun ilerliyor gibi. Yalnız ufak bir pürüz var. Birazcık müşkülpesent bir melek ile sefahat düşkünü bir iblis yaklaşan bu coşku dolu anın gelişini hiç de iple çekmiyorlar. Ha unutmadan, birileri Deccalı yanlış yere göndermişe benziyor.

“Kıyamet daha önce hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.”
Clive Barker

“Thomas Pynchon, Tom Robbins ve Don DeLillo işbirliği yapsaydı, ancak bu kadar olurdu… İnanılmaz.”
Washington Post

“Otostopçunun Galaksi Rehberinin soyundan geliyor…”
New York Times

“Monty Python Uçan Sirkin kaleme aldığı Vahiy Kitabı gibi adeta.”
Phoenix New Times


Mezarlık Kitabı

Arkadaşlarının Bod diye hitap ettiği Nobody Owens normal bir çocuktur.
Eğer bir mezarlıkta yaşamasaydı, hayaletler tarafından büyütülüp yetiştirilmeseydi ve yanında ne canlıların ne de ölülerin dünyasına ait olan sadık bir koruyucusu olmasaydı, Bod tamamıyla normal olurdu.

Bir çocuk için mezarlıkta tehlikeler ve maceralar vardır -tepenin altındaki çok yaşlı Çivit Renkli Adam, gulyabanilerin terk edilmiş şehrinin bulunduğu çöle açılan bir geçit, korkunç bir tehdit saçan tuhaf Bekçi…

Ama Bod mezarlıktan ayrılırsa, ailesini de öldürmüş olan Jack denen adamın saldırısına uğrayacaktır…

“Sınırlar her zaman vardır -mezarlık ile onun ötesindeki dünya arasında, hayat ile ölüm arasında ve onların kesiştiği yerde.”
Neil Gaiman

“Bir çocuğu büyütmek için koca bir mezarlık gerekir. Bu kitapta en keyif aldığım şey, Bodun kendi güzel ve harap mezarlığında ölü ve canlı arkadaşlarıyla büyümesini görmekti. Mezarlık Kitabı Neil Gaimanın bir başka şaşırtıcı ve harika eseri…”
Audrey Niffenegger
Zaman Yolcusunun Karısının yazarı.

“Açıkçası, Mezarlık Kitabı Neil Gaimanın şimdiye kadar yazdığı en iyi kitap. Kendisinin, büyüleyiciliği, cana yakınlığı, korkutuculuğu ve dehşeti tek bir fantezide toplamayı nasıl başardığını asla öğrenemeyeceğim, ama ihtişam dolu bir iş çıkardığı kesin…”
Diana Wynne Jones
Howls Moving Castleın yazarı.

Odd ve Ayaz Devleri

2009 yılında Mezarlık Kitabıyla Newbery Medal alan Neil Gaimandan zekice kurgulanmış eğlenceli bir roman…

Konusunu geleneksel Nors mitolojisinden alan Odd ve Ayaz Devleri, okuru devlerin ve Tanrıların ülkesinde vahşi ve büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.

Vikingler döneminde, Norveçte bir kasabada Odd isimli bir çocuk yaşar. Odd hep çok şanssız bir çocuk olmuştur. Küçük yaşta babasını kaybeder, ağaç keserken bir ayağını sakatlar… Üstelik bir türlü bitmeyen kış Oddun kasabasında yaşayan herkesin aksileşmesine neden olur.

Odd kasabadan ormana gittiği bir gün ayı, tilki ve kartalla karşılaşır. Bu üç sıradışı hayvanın Odda anlatacakları bir hikâyeleri vardır.

Odd, bu üç hayvanla karşılaştıktan sonra kendini hayal edebileceğinden çok daha tuhaf bir maceranın içinde bulur: Şimdi Odd, Tanrılar şehri Asgardı Ayaz Devlerinden ve kendi kasabasını bitmek bilmeyen kıştan kurtarmak zorunda…

Anansi Çocukları

Karanlık, korkutucu ve büyülü dünyalara eğlence, mizah ve samimiyetle bambaşka bir tat kazandıran Neil Gaiman, bu kez okurunu, yeryüzü üzerinde söylenegelen tüm öykülerin sahibi örümcek-tanrı Anansinin ve çocuklarının macerasına kulak vermeye çağırıyor.

Her şey Şişko Charlienin, ölen babasının aslında bir tanrı olduğunu öğrenmesiyle başlar. Bu yetmezmiş gibi Şişko Charlie, Örümcek adında gizemli bir kardeşi olduğunu da öğrenir. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır; insanlar için de, tanrılar için de…

Turunu yapacağımız kitabı da tanıdığımıza göre şimdi sıra geldi yarışmaya!!!

images

Anansi Çocukları için 2 şanslı kişiden birisi mi olmak istiyorsun?

O zamaaaaaannnnnnn

TIK-TIK!!!

scrollWithLineCFG_31

Tur Takvimimiz 

1077981_10200986933509555_1259090195_n

scrollWithLineCFG_31

Katkılarından dolayı İthaki Yayınları’na teşekkür ederiz!!!

damy (1)

Konuşan Kitaplar #13 Blog Tur 1. Gün / Yazar Tanıtımı


945395_515992235139840_362409326_n

Konuşan Kitaplar 13. Blog Turumuzdan herkese merhabaaaa!!!!

Uzun bir zamandır turunu yapmamızı beklediğim sevgili yazarımız Jean-Christophe Grangé‘ın ve onun yeni kitabı olan Kaiken‘in turunun açılışını yapıyoruz!!!

İlk gün olarak yani bugün kitabımızı, yazarımızı ve kitabımızın ait olduğu türler ( polisiye-cinayet-gerilim ) hakkında bilgiler yayınlayacağız.

Kitabımızı  Küçük Kızın Kütüphanesi tanıtıyor.

Yazarımızı  Yorum Durağım yani ben tanıtıyorum.

Türler ise Kitap Sayfaları tanıtıyor.

Ayrıca tur boyunca yani 5 gün boyunca devam edecek ve 5 şanslı kişinin Kaiken kitabını kazanacağı yarışmaya herkesi bekleriz!!!

Hadi şimdi yazarımızı az da olsa tanıyalım!!! :)

scrollWithLineCFG_31

  • Fransız yazar Jean-Christophe Grangé 15 Temmuz 1961’de Paris’te doğdu. Serbest gazeteci olarak çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı.
  • Le Vol des cigognes / Leyleklerin Uçuşu adlı ilk romanı 1994’te yayımlandı. Bu kitap Fransa’da 450.000 adet sattı ve sekiz bölümlük bir TV dizisi haline getirildi.
  • Yazarın ikinci eseri Türkiye baskısını Şubat 2001’de yapan ve 20 dile çevrilen Les Rivières pourpres / Kızıl Nehirler‘dir. Roman beyazperdeye taşındığında yönetmen koltuğunda Mathieu Kassovitz, başrollerde ise Jean Reno ve Vincent Cassel yer aldı.
  • Grangé’ın üçüncü romanı Le Concile de PierreTaş Meclisi, Eylül 2000’de piyasaya çıktı ve Fransa’da kısa sürede 150.000 adet sattı. Türkiye’de Ağustos 2001’de yayımlandı. 2006 yılında Stéphane Cabel ve Guillaume Nicloux tarafından senaryolaştırılan kitap, Guillaume Nicloux yönetiminde sinemaya uyarlandı. Filmin oyuncu kadrosunda Monica BellucciCatherine DeneuveMoritz BleibtreuSami BouajilaElsa ZylbersteinNicolas ThauTubtchine Bayaertu,Laurent Grévill gibi güçlü isimler yer aldı.
  • 2001 yılında vizyonda yer bulan Vidocq filminin senaryosunu Pitof ile birlikte yazdı.
  • 2003 yılında L’Empire des loups / Kurtlar İmparatorluğu‘nu yayımladı. Eser 2005 yılında Chris Nohan‘ın yönetmenliğinde beyazperdeye aktarıldı. Kurtlar İmparatorluğu‘nda Jean Reno‘nun yanı sıra Emre Kınay da yer aldı. Kitabın Türkiye baskısı Temmuz 2003’te yapıldı.
  • Grangé‘ın bir yıl gibi kısa bir sürede kaleme aldığı La Ligne noire / Siyah Kan ise Mayıs 2005’te yaptığı ilk baskısı ile raflardaki yerini aldı.
  • Yazarın 2007 yılında yayımlanan eseri Le Serment des limbes / Şeytan Yemini Türkiye’de ilk baskısını Ağustos 2007’de yaptı.
  • Sonraki kitabı Miserere / Koloni, Ağustos 2009’da Türkiye’de satışa çıktı.
  • Bir sonraki kitabı La Forêt des Mânes / Ölü Ruhlar Ormanı, 2010 yılında Türk okuyucularıyla buluştu.
  • Yazarın bir diğer kitabı ise 2011 yılında çıkan ve Türkiye’de de 2012 yazında satışa çıkmış olan Le Passager / Sisle Gelen Yolcu isimli eserdir.
  • Yazarın en son kitabı ise 2012 yılında çıkan ve Türkiye’de de 2013 Haziranın da çıkmasına rağmen bir ay içerisinde 28.baskısını yapan Kaïken / Kaiken isimli eseridir.
  • Bunların yanı sıra yazarın Zener’in Laneti isimli bir çizgi roman çalışması da bulunmaktadır.
  • Ayrıca yazarın, karanlık ve kan donduracak kadar ürkütücü şeyleri kitaplarında işlemesinin sebebi, küçük yaşlarda babasından gördüğü şiddetten dolayıdır.

scrollWithLineCFG_31

YARIŞMA!!!

images

Kaiken için 5 şanslı kişiden birisi mi olmak istiyorsun? 

O zamannnnnnnn

TIK-TIK!!!

scrollWithLineCFG_31

TUR TAKVİMİMİZ

1013959_164564863729860_797976176_n

scrollWithLineCFG_31

Katkılarından dolayı Doğan Kitap‘a teşekkür ederiz!!!

damy (1)

Creatura – Nely Cab / Kapak Tanıtımı


CoverRevealImageNewXBT

 

Xpresso Book Tours‘da bu haftanın bir diğer etkinliği ise kapak tanıtımı. Uzun bir süredir – yaklaşık bir haftadır- kapak tanıtımı yapmıyorum. Eskiden ne güzel her gün bir gün kapak tanımı yapardım ama şu sıcak günlerde resmen formdan düştüm. Yeni kapak tanıtımlarına katılmayı geçin mailime gelen tanıtımları çevirmeye üşeniyorum artık. Gerçi bu aralar doğru düzgün kitap dahi okuyamıyorum ve haliyle yorum da yapamıyorum. İyice tembelleştim ben, birisinin yüksek voltajla sarsmasına ve daha sonra kendime gelmeme yardımcı olması gerek. :(

Neyse yukarıda fazlaca çenem düştüğünü hissediyorum ve hemen kitabımızın kapak tanıtımına geçiyorum.

Nely Cab‘ın kaleme aldığı Creatura Serisinin ilk kitabı ve aynı adı taşıyan Creatura‘un kapağını Phatpuppy Art yapmıştır.

Şahsen ben kapağı pek beğenmedim. Sanki 3. sınıf korku filminin afişi gibi. :)

Hadi kapağı size göstereyim ve siz de benimle aynı fikirde misiniz bakalım. :))

scrollWithLineCFG_31

REVEAL Creatura SMALL

Kitabın Adı : Creatura

Serinin Adı : Creatura Series

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Nely Cab

Kapak Tasarımı : Phatpuppy Art

Çıkış Tarihi : 6 Ağustos 2013

Tür : Genç Yetişkin /YA, Paranormal

Goodreads

Isis rüyalarını kontrol edebiliyordur. Ya da kontrol etmeye yaklaşabiliyordur. Kabuslarının içindeki yaratık, aylardır ona musallat oluyordur. Dökülüyormuş gibi olmak o kadar da kötü olmasa da, o şu an uyumaktan korkuyordur. Yaratıkla yüzleşmeye karar verir ve iç huzurunu biraz da olsa geri kazanmak istiyorduysa da; onun sadece bir canavar olmadığını hatta onun bir rüya olmadığını görür.

Aşk için bir fedakarlık, şok edici bir keşif ve kıskanç eski bir erkek arkadaş, gerçeklik ve hayal arasındaki çizgiyi bulandırmaktadır. Söylemesi zor olsa da gerçek canavarlar kimdir?

Bazen aşkın ölümcül olduğunu….kimler bilebilir?

REVEAL FULL Creatura

scrollWithLineCFG_31

NELY CAB

Nely

 

Nely Cab, 9 Aralık 1974 yılında, Matamoros, Tamaulipas, Meksika’da doğmuştur. Küçük, sessiz Güney Teksas kasabasında yaşamış ve yaşamının büyük bir bölümünde orada geçirmiştir. Bilgisayar muhasebe yeteneklerini kullanmayı tecrübe ederek birkaç yıl bankacı olarak çalışmıştır. 2001 yılında, yazar Monterrey, Nuevo Leon, Meksika’ya taşınmıştır -Mutfak sanatları ve yağlı boya sanatlarına özel zaman ayırmaya karar verdiği yere. Amerika’ya geri döndükten sonra, bankada ki işine devam etmiş ve daha sonra Sosyal Ağlar çalışma alanına geçiş yapmıştır.

Bugünlerde, Nely Cab, kocası ve oğluyla yaşadığı evinin huzurlu ortamında yazıyordur. Dünyanın hakimiyetini ele geçirmeyi çok isterken, Nely, ilk serisi olan Creatura üstünde çalışmaya devam ediyordur.

Website: http://www.nelycab.com/

Facebook : https://www.facebook.com/NelyCab

Twitter : https://twitter.com/nelycab

Goodreads : http://www.goodreads.com/author/show/5042085.Nely_Cab

scrollWithLineCFG_31

*Bütün çeviriler Yorum Durağım‘a aittir, izinsiz almayınız!…

damy (1)