DEX Şöleni: Oniks – Jennifer L. Armentrout / İnceleme


942612_486013531475852_1946966534_n

DEX Şöleni bugün başladııı!!!!

Uzun zamandır beklediğimiz -ki daha önce SaklamaKabı blogunun sahibi Eren’in başlattığı ama bir türlü devam ettiremediği DEX Şölenini, oturduk düşündük ve Kitap Dostları olarak (Eren, Fehiman, Emin ve ben) ele alalım, tekrar başlatalım dedik. Ve tek biz olmayalım herkes Şölende olsun dedik.

Yapman gereken bir DEX kitabı okuyacaksın ve yorumunu Kitap Dostları’yla Kitap Turları Facebook sayfasına (tık-tık!!!) göndermen.

Bugün de ben DEX Şölen‘inin ilk günü olduğu için Türkiye dahil olmak üzere tüm dünyayı yerle bir eden, okuyanın bir daha okumasını sağlayan, devam kitabı için sabırsızla bekleten Lux Serisinin 2. kitabı olan Oniks‘i inceleyeceğim. Daha doğrusu günah çıkartma gibi olan incelememi okuyacağız. :))

Hadi hep beraber Oniks’e nelere yazmışım bakalım! :)

divider

PBOOK005

Kitabın Adı : Oniks

Orijinal Adı : Onyx

Serinin Adı : Lux Serisi

Seri Sırası : 2

Yazarın Adı : Jennifer L. Armentrout

Çevirmen : Bilge N. Zileli Alkım

Yayınevi : DEX

Sayfa Sayısı : 396

Basım Tarihi : Haziran 2013

Kitap ve sevgili yazarımız hakkında tek kelime ile şunu söyleyebilirim ki; resmen her ikisi de tükürdüğümü yalattı. Ben hayatımda hiç böyle kendi kazdığım kuyuya düşen, düşmekle yetinmeyip salağa dönen, kendine gelemeyen, hiç yapamayacağı şey yapıp hemen kitabın yorumunu yapmaya koşan, duygularını bir şeylere veya bir yerlere dökmeye çalışan, yetmeyip ilk defa bir aşk romanını bayıla bayıla ayıla ayıla okuyan, onunla da yetinmeyip gidip karaktere aşık olan, o saf aşkını alıp bağrına basan veya baş karakter olan o cadalozun saçını başını yolup, en derin mahzenlere tıkmayı veya en sarp uçurumlardan yuvarlaya yuvarlara yeryüzünün bilmem kaç fitlik dibine sokmayı hiç bu kadar istememiştim aa dostlar!!!

 

Beni bilen bilir. Aşk romanları haz etmem. Yapay gelir. Okuduğum kelimeden, sayfalardan, kitaplardan zevk alamam. Ama bir kitapta ister fantastik olsun ister en baba distopya kitabı en saf aşk olmayınca da içimde boşluk hissederim. Yani anlayacağınız çok az dozajda aşk isteyenlerdenim ben. Saf olsun, temiz olsun, bizim olsun hesabı. Ama istediği kadar saf aşk olsun, istediği kadar kızımız erkeği peşinden koşturtsun, istediği kadar kız erkeğin peşinden koşsun, ya da her ikisi de birbirinin peşinden koşsun ( :D ) hiç fark etmez kitabın tüm konusu böyle aşk olunca kendimi kaybediyorum, okuyamıyorum, depresyonlara giriyorum, kahroluyorum, okuma aşkım yok oluyor ve düşününün daha kitabın sonuna gelmeden sadece üç beş sayfa ilerlediğim halde bu hallere düşüyorum. Ha illa inat edip bitirmek istersem o kitabı atlaya atlaya okurum o ayrı mesele :D ama nedense son zamanlar beni şaşırtan sonuna kadar ayıla bayılta okutan romanlar oldu. Mesela Tatlı Bela. Nasıl bir bağlandıysam kitaba hızımı alamadım ikinci kitabını İngilizceden okudum. Her ne kadar 1.kitapta aynı repliklerin aynısı birebir içerisinde de olsa da bir kere kitap Travis’in ağzından yazılıyordu ki bunu beni benden almasına yeter artar bile. Ki işte bu Tatlı Bela –cidden bela!- yüzünden New Adult denilen kör olası bir türe manyak derecesinden kendimi sardım, çıkamıyorum içinden ve yetmiyor her yayınevinin bu türü kapsayan az kitap çıkarttığı için itina ile kulaklarını çınlatıyorum. Gerçi benim bu okumama engel değil, düşe kalka ilerleyen İngilizcem ile bir şekilde kendimi tatmin ediyorum ama olsun bu hiçbir şeyi değiştirmez! Sevgili yayınevlerim artık New Adult türünü keşfediniz ve bize yeni ciciler sununuz, sevgiler…

 

Yayınevlerine de içimi döktüğüme göre yorumuma kaldığım yerden devam edebilirim. Nerede kalmıştım? Hım.. tamam! Yani yukarıda da dediğim gibi vıcık vıcık aşk romanlarını sevmiyorum. İster Historical olsun ister günümüz ister geleceğimiz hiç fark etmez. O kitabın içinde bir kötü dünya, bir ejderha, bir büyü, bir büyü olmadığı sürece okumam. Ama tabi istisnalar var. Lafı şuna getirmeye çalışıyorum sevgili motorla çalışan, ki ben nefes almayıp hep roman yazdığını düşünüyorum(en son bir yerde okuduğuma göre 20 kitabı varmış ve hala yazmaya devam ediyormuş, düşünün), manyak, kitaplarını kendine bağlatan yazarımız Jennifer L. Armentrout yüzünden tükürdüğümü afiyetleee yaladımmmm. Teşekkürler Jennifer!

 

Lux Serisinin 1.kitabı olan Obsidiyen’e nasıl yorum yaptığımı okuyan bilir. Resmen verdim veriştirdim. İsterseniz buradan bakabilirsiniz tık-tık!!! Boşa da değil o verip veriştirmem. Kitap resmen bazı sahneleri Alacakaranlık’ın birebir kopyası. (Ki gerçi yazarımızın bir diğer serisi olan Melez Sözleşmeleri Serisinin ilk kitabı olan Melez de Vampir Akademisi Serisinin bir kopyası ve şahsi tarafımdan ona az güzel yorum yapmışlığım vardır. :D Ona da buradan bakabilirsiniz tık-tık!!!) Yok çayır sahnesi yerine göl sahnesi, yok arabanın önüne atlamalar, kurtarmalar, yok imkansız komşu, imkansız aşk, hayvansı cazibeli erkek, birbirlerine benzeyen kendilerini toplumdan dışlamış bir grup genç, lise öğrenciliği falan filan. Ana hatları olarak aynı ve lanet olası bir huyum var ki bir kitabın veya serinin kopya iskeleti üzerine kurulu kitaplardan hoşlanmıyorum. Nedendir bilinmez, çözemedim daha :). Ama farklı yerleri tabii ki vardı. Oğlanımızın ve kendini dışlayan gençlerin uzaylı olması. Başka gezegenden bizim dünyamıza gelmeleri, SD –Savunma Departmanı-  adını verdikleri bir grup insanın veya bilim adamı grubunun onları denetlemeleri -yani bir nevi Fringe dizisinde ki FBI’ın Fringe Departmanı gibi- şeyler kitabının konusunun özgünlüğünü ön plana çıkartıyor. Ama ben de ne yazık ki çıkartmadı o yüzden sevmedim. Ama bir başka berbat huyum –serilere devam etmem içim içimi yiyip yiyip bitiren lanet olası arzu- yüzünden seriye devam ettim. Ha iyi ki devam etmiş miyim? Köpek gibi uluyarak evet derim arkadaş! Bir kere yazar kendini aşmış, Everest’i beş kez tırmanıp inmiş, yetmemiş kendine roket bağlayıp uzay boşluğunda dolaşıp geri inmiş. Kitap bitince ne yaptın be Jennifer abla diye balkona çıkıp bağırasım geldi. Manyak karı! Bu kadar güzel kitap yazılır mı? Bu kadar olay tek kitaba sığdırıl mı? Sen bu olayların bir kaçını ilk kitaba kaydırsaydın ya? Kızımızı 2. kitapta yaptığın gibi çatlak, daha çok kendi ayakları üstünde durmak için inat eden bir karakter yapsaydın ya. Tamam yine Öküz Daemon’u görünce salyalarını akıtsın hiç önemli değil ama 2. kitapta ki Katy ile 1. kitap arasında ki Katy arasında fark yoktu eyy kitabı okuyan e-hali, söyleyin bana. Tamam Daemon azıcık değişti, yani tam olarak değişmedi sonuçta aşk çocuğu oldu, bu bir değişim için yeterli bence. Ama yani çok talı olmamış mııı? Yirim yirim. Gerçi ben bunu söylüyorum ama bazı kişiler beni kesmesin. :P

 

Her neyse kan çıkmadan ben bu konuyu kapatıp bu seriye aşık olmamı sağlayan 2. kitaptan birazcık bahsedeyim. Ama dikkat kitabımız serinin 2.kitabı olduğu için 1. kitaptan bir şeyler bulabilirsiniz ona göre :). Birinci kitabımda öküzümüz Daemon’u ve kardeşi Dee’yi öldürmeye çalışan Arum’lardan kurtarmak için kendini ölüme atan Katy, yine Daemon tarafından kurtarılmış ve birbirlerini özel bir bağ ile birbirlerine bağlamışlardır. Bağlamakla kalmayıp Katy’i bir floresan gibi parlamasını sağlamıştır. Sonuçta öpüştüklerinde bile Katy’nin kaç gün parlak Ayşe gibi dolaştığını hepimiz biliyoruz! Yani buna az bile diyebilirsiniz. Ee şimdi bir de bu ışığın azalması içinde kızımızın enerji atması lazım, ki en büyük problemde odur ama sevgili öküzümüzde az parlak, iç acıcı fikirleri yok değildir hani :D Ama uyuz kızımız gözleri pörtlete pörtlete, ayaklarını vura vura öküzden kaçtığı için –çaktırmayın kızımız aşık oluyor- onu dinlemiyordur bile. Ki öpüştüklerinde bile ‘Bağ yüzünden bana bir şeyler hissediyorsun Daemonnn’ diye bir yerlerini yırtan kızdan en bekliyorsunuz ki yahu?! Evet evet doğru söylüyorsunuz, kızı bir kaşık suda boğmak, türlü türlü cinayet sahnelerinde öldürmek istiyorum, çok haklısınız! Her neyse işte kızımız bu gibi düşüncelerle boğuşadursun bir gece ateşten yatak döşek olmuş, yetmemiş manyak, beynini yiyen sivri zekalı Katy yataktan kalkmış göle girmiştir, Daemon olmasa ateşten ve zatürreeden felç geçirip tahtalı köyü boylayacaktı. Ama meğersem bu ateşin, ayılıp bayılmanın, kendini kaybetmenin sebebi hep o bağ yüzündenmiş. Bir de yetmemiş bu bağ Katy’nin insan DNA ile uzaylı DNA’sını karıştırarak mutant olmasını sağlamıştır. İşte ipler burada kopuyor sayın ve sevgili okuyucular. Bundan sonrası mavi ekran. Şaka şaka :D İşte bu mutant olaylarını öğrenmelerinin sebebi ise başka bir taş oğlumuz Blake yani kısacası Daemon tarafından hiçbir zaman doğru düzgün ismi söylenemeyen zavallı! Ezik! Loser! Bakmayın öyle çok gıcık kaptım üç kağıtçı domuza -.- Hala düşündükçe sinirlerimi bozuluyor. Bataklıkta boğulsun inşallah! Klasik sonradan giren şahsın bir takım karanlık işleri var ama kitabın sonuna kadar çözülemiyor. Yani anlayacağınız klişe bir şey. Ama hiç beklemediğiniz bir karakter sizin suratınıza öyle bir tokat atıyor ki mavi ekran hal etmiş, düşünün. Yayın yok. :D Ki ben kitabın sonunda onu öğrendiğimde parçalıyordum kitabı. Blake’e bin bir beddua ettim ya, işte o bedduaları alın binle çarpın o lanet olası karaktere uygulayın ya da siz zahmet etmeyin ben uygularım. Ya işte ben böyle ağzımı boza boza okudum aa dostlar kitabı. Hakkettiler ama lütfen. :)

 

İşte bu tatsız olayların dışında bir aşk kıvılcımları yok mu, işte onlar beni benden aldı. O beyinsiz, her şeyde bir bit yeniği arayan, cadaloz kızımız, bizim öküzümüz, biriciğimizin, baş tacımız Daemon’ın saf aşkını bir türlü kabul etmiyor. Bir naz, biz naz! Aman aman! Sanki zannedersin kendisi sütten çıkmış ak kaşık. Cadaloz işte ne olacak! Ağzına sakız gibi dolamış, her seferinde bi bağ, aşağı bağ, yukarı bağ. Kızım aş şunları aç gözünü, bak etrafa, gör öküzün saf aşkını, Yok anacığım yok! Bu ondan öküz! Anlamıyor, basmıyor beyin. Ne zaman tehlikeli olay oluyor, ölümle yüz yüze geliyor işte o zaman kızımızın beynine kan gider, bir silkeleniyor kendine geliyor işte o zaman adam akıllı düşünüp, ‘Vay halimeee!!’ diye yakınmaya başlıyor. Ahh o Daemon olmasa, atı alan Üsküdar.2ı geçti diyeceğim de dua et sen Daemon’a. Ama Allah için son sahnelerde çektiği acı için üzüldüm, kahroldum. Yazıktır yahu. Birinci kitapta bile bu kadar çekmedin be Katy!

 

Son olarak kitabımızın isminin bir anlamı olduğundan bahsetmek istiyorum. Nasıl birinci kitabımızın ismi Obsidiyen idi ve bir taştan ismini alıyor ve Luxenleri, Arumlardan koruyordu aynı şekilde Oniks de bir takım kimyasal maddelerin birleşerek ortaya çıkan bir taştır ve bu seferki taşımızın yani Oniks’in hiçbir şekilde koruma ve iyi amaçlı yönü yoktur, aksine tam tersidir. Okuyunuz ve görünüz :) Ama şahsen şimdiden Opal için hayaller kurmaya başladım bile. Her ne kadar kaçık olsa da :D

 

Kitabımız yukarıda da dediğim gibi 1. kitabı solda sıfır bırakan, yazarın kendini mutasyona uğratıp yazdığı, bir şaheser, bir baş yapıt, buram buram aşkın ve fantastik dünyanın olduğu ve hem yazar hem kitap tarafından tükürdüğümü yalatan bir anlatılması imkansız bir şey olmuş. Öncelikle bu kitabı yazan, elleri dert görmeyip son hızla roman yazmaya devam eden Jennifer’a, benim ve bizim bu kitabı okumamızı sağlayan DEX’e ve ayrıca dilimizde okumamızı sağlayan sevgili çevirmenimize çok çok teşekkür ederim. <3

 

Çeviri mükemmel, konu mükemmel, erkek mükemmel hem de Öküz, daha ne istiyorsunuz hemen alın okuyun sevgili kitap kurtları! :)

 

Kitaba puanım 10 numara 5 yıldız! :D

5

divider

deneme (1)

“Avucunu yalarsın,” dedim sonunda.

“Karşı koyman işe yaramaz Kedicik.”

“Senin cazibende öyle.”

“Görürüz bakalım.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Sen iyi misin?” diye sordu.

“Pek sayılmaz. Niye sordun?”

“Bok gibi görünüyorsun.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Galiba hastalanıyorum.”

Kaşları çatıldı. Hasta olma kavramı Daemon’a yabancıydı. Luxenler hasta olmazdı. Hem de hiç. “Neyin var?”

“Bilmem. Muhtemelen uzaylı biti geçmiştir.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Bahse varım, yılbaşına kadar itiraf edeceksin. Bana çılgınca, sırılsıklam…”

“Vay be. Oraya bir zarf daha koymak ister misin?” Yanaklarım yanıyordu.

“Karşı konulamaz, nasıl?”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Bu Daemon Black.”

Gülümsemesi donup kaldı. “Evet, ben de onun kim olduğunu biliyorum.”

Daemon sessizce gülerek, doğruldu. Tamamen doğrulduğunda Blake’den en az bir baş uzundu. “Hayranlarımla tanışmak her zaman güzeldir.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Ona döndüm, boynumdaki obsidiyenle oynarken kaşlarımı çattım. “Kasten yapsan ancak bu kadar öküzlük edebilirdin.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Ağzım açık ona bakakaldım. “Yüzüne ne oldu?”

Simon ağzına bir cep şişesi götürdü. “Yüzüme erkek arkadaşın oldu.”

“Kim?”

Bir yudum alıp yüzünü buruşturdu. “Daemon Black.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Gür sesten ürkmüş şekilde çığlığı bastım ve hızla arkamı döndüm. Ayağım, zeminin iyi temizlenmiş kısmında kaydı ve kıç üstü yere oturdum.

“Ayy,” diye soludum göğsümü tutarak. “Galiba kalpten gidiyorum.”

“Galiba kıçını kırdın.” Daemon’ın sesi, kahkahayla doluydu.

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Hey” Arabanın dışından kaşlarını çatarak baktı. “Sinirini Dolly’den çıkartma.”

“Arabana Dolly ismini mi taktın?”

“Nesi varmış?”

Gözlerimi devirdim.

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Gülerek ellerini havaya kaldırdı. “Ne olmuş yani? Komikti ama. Boo’nun yüzündeki ifade paha biçilemezdi. Bir de sana verdiği öpücük var ya… Neydi o be? Yunusların bile bundan daha ateşli öpüştüğünü görmüştüm.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Üstümü değiştireyim,” dedim.

“Yardım ister misin?”

“Vay be. Amma da centilmensin, Daemon.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Gözlerim fal taşı gibi açıldı. “Ne… ne yapıyorsun sen?”

“Yatmaya hazırlanıyorum.”

“Ama soyunuyorsun!”

Kaşını havaya kaldırdı. “Altımda paçalı donum var. Ne o? Kotumla mı uyuyacaktım yani?”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Blake ona yarı gönülsüz el salladı. “Bize yeniden katılman ne hoş.”

Ağzı kulaklarına varan Daemon Blake’in yanına pat diye oturdu ve kolunu kanepenin arkasına uzatıp Blake’i sıkıştırdı. “Beni özlediğini biliyorum, bak geldim işte.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Vücut yastığın olmayı seviyorum,” diye itiraf etti, sesinde bir gülümsemeyle. “Her ne kadar salyanı üzerime akıtıyor olsan da seviyorum.”

damy (1)

7 thoughts on “DEX Şöleni: Oniks – Jennifer L. Armentrout / İnceleme

  1. Bu seriyi okumak istiyorum. 2. ktaptan sonra olaylar aşk meşk şeylernden ayrılıp tam konusunu bulmuş sanki. :)

  2. Geri bildirim: Cumartesi İlk 10: 2013 Yazında Okuduğum En İyi Kitaplar | Yorum Duragım

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s