Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi – Duygu Özlem Yücel / İnceleme


Kitabın Adı : Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi
Yazarın Adı : Duygu Özlem Yücel
Yayınevi : Destek Roman
Sayfa Sayısı : 270
Tür : Duygusal / Hüzünlü / Aşk / Türk Edebiyatı
Basım : Ağustos,2013 / 9.Basım

“Hani şu, filmlerdeki, bir anda insanların başına gelen şeyler gibi mi?” dedim konuyu dağıtmaya çalışırcasına.

Güldü ve “Evet” dedi, akıl almaz gülümsemesi yanağındaki gamzeleri ortaya çıkarırken.

“Hani şu, sen işyerinde odama daldığın gün başımıza gelen şey gibi!…”

Hani bazı kitaplar vardır ya o saf aşkı, mutluluğu, sevgisi ve karakterlerine olan aşkımızdan dolayı kitap kendine aşık eder ve 5 yıldızında ilerisini vermek isteriz. Yere göğe sığdıramayız hani. Anlat anlat bitiremeyiz. Herkes okusun isteriz. Ama bazı kitaplar vardır ki yine aynı şekilde o saf aşkı, mutluluğu sevgisi, karakterlerine olan aşkımızın had safhada olması ama ‘Lanet olsun böyle kitaba’ diyerek kapattığımız o mutsuz sonlu kitaplar vardır ve bizi üzdüğünden, canımızı yaktığından 1 puan vermek isteriz ama kitap hak etmez o puanı. Çünkü mükemmeldir. Vicdanınız el vermez o kitabı yerden yere vurmaya. Belki yaşanmış belki yaşanmamış bir hikayenin kaleme alındığı bir aşk hikayesini gerçekmiş gibi kelimeleri içinize çeker, yalar yutar ezberlersiniz ve içinizden o ayrılıklarından sonra keşke barışsalar diye çırpınarak kitabın sayfalarını tek tek çevirip kitabın sonunu beklersiz. Ama sonuna geldiğiniz zaman da ise öyle bir yıkılırsınız ki gerçek acının tadını kelimeler ile alırsınız.

Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi işte tam anlattığım gibi bir kitap. 1 yıldızı da hak ediyor ama 5 yıldızı da. Göklere de çıkartılacak bir kitap… ama o sonu ile yerlere çarpılacak da bir kitap!

Ben nadir bu tarz kitapları okurum. Sayılıdır. Çünkü bu tarz kitapları okuduğum zaman uzun bir süre kendime gelemem içten içe parçalar beni. Her ne kadar sıksam da göz yaşları tek tek yanağıma düşer. Durduramam… Ve bu duygudan da nefret ederim. Sevmiyorum daha doğrusu sevemiyorum mutsuz olmayı. Her daim gülmek, gülümsemek isteyen bir insanım ben. Ama yeri gelir içi basık, karanlık kitaplarda okurum ama mutsuz sonla biten aşk hikayeleri kadar etkilemez beni. Bunlar sanki benim için bambaşka bir dünya. Nefes alamayacak konuma getirttirir beni. Sevemiyorum bu duyguyu! Sanki ben yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Abartıyorum düşlerimde, yerden yere vuruyorum kendimi… Ve daha sonra çekiyorum acısını. Atlatmak istiyorum. Çalışıyorum ve çabalıyorum. Ve daha aşıyorum hepsini kazanan ben oluyorum. Ama unutuyor muyum? Tabii ki hayır! Nasıl unutabilirim ki?! O sahneler benim beynime kazındı bir kere çıkabilir mi artık?! Çıkamaz!

Dedim ya sayılıdır bu türü okuduğum. İlk mutsuz sonla biten ve yıllar geçse dahi unutamadığım bir kitaptır Canan Tan’ın Piraye’si! Yıllardır döner döner düşünürüm. Çoğunuz kitabı okumuştur ve biliyordur kitabın nasıl bittiğini. “O çocukla kadın ne yapacak?” “Hiç o çocuğun yüzüne baktığında sevdiği adamı görmeyecek mi o kadın?” “Her kucağında tutuşunda kocası aklına gelip kafayı yemeyecek mi bu kadın?” gibi sonu gelmeyen, kitabın geleceğine ışık tutamayan hatta karanlık köşelerinde kalmış cevapları olmayan sorular… Piraye’den sonra uzun bir süre mutsuz sonlu, içimi kanatacak kitap okumadım. Daha doğrusu okuyamadım elim gitmedi. Ama 3 yıl sonra dayanamadım ve Güneş Demirel’in Şimdi Benimsin’i okudum. O satırlara ince ince işlenmiş mutsuzluk! Aman Allah’ım kahretti beni! Yeri geldi devam edemedim kapattım kitabı. Ama dayanamadım bir solukta okuyacağım, bitireceğim bu kitabı dedim. Bitirdim bitirmesine! Ama ne oldu sonra? Aklıma direk Piraye geldi! Yine elim ayağıma dolaştı, gözlerim doldu. Ve bu sefer aklımda iki kitabın mutsuzluğu vardı. Tam kaldıramayacağım bir yük, ömür boyu bu iki kitabı hatırlayacağım derken karşıma bu kitap çıktı!

Sevgili blog kardeşim Tuğçe’nin Kitaplığı, son zamanlarda beni kitap önerilerine boğuyor ve önerdiği kitaplar dili ne olursa olsun o kadar güzel oluyor ki elimden bırakamıyorum! Son önerdiği kitap ise Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi! Daha dün önerdi. Dayanamadım gittim aldım. Zaten D&R’da indirimde. Haberiniz olsun. Aldım elime direk okumaya başladım. Yaklaşık 5 saat içerisinde bitirdim kitabı, bitirmesine ama kitabın kapağını kapattıktan sonra üzerimde bıraktığı etkiyi silmek kaç yıl sürecek? Can’ın aşkını, Aslı’nın delidoluluğunu veya o sonu ben nasıl unutacağım? Nasıl silip atacağım zihnimden?

Biraz küstah, biraz kendini beğenmiş, egosu hafifçe tavanda, kendine fazlasıyla güvenen ve oyun oynanmayacak kadar akıllı birisi olarak tanıtıyor Aslı onu. Ama ben bunlara bir o kadar duygusal, gamzelerinden tutunda yüreğinde bir bebek gibi narin kollarında besleyip büyüttüğü kalbine aşık olunabilecek, yanınızdan ayırmak istemediğiniz birisi o. O kim mi? Can. Aslı’nın can’ı kanı!

Karşısına çıkıp duran çılgın, sempatik, her yana enerji saçan, biraz asabi biraz da deli dolu kız diye tanıtıyor Can onu. Ama ben yine bunların yanına bir o kadar deli bir aşık, aşkına tutunabilmek için hayatından her şeyi silip atmış, sadece aşkını düşünebilen ve sadece tek bir kişiye aşık birisi. Can’ına! Can’ın ufaklığı o!

“Burası kimin odası?”
“Konu neydi? Ben yardımcı olabilirim.”
“Burası kimin odası diyorum. Yardımcı olabilir misin demedim!”
“Patronlardan birisinin odası ufaklık. Şimdi sorun neyse söyle de çözmeye çalışalım.”
“Ufaklık!!!!”

Kızımız 23 yaşında, üniversiteden yeni mezun olmuş, deli dolu kabına sığamayan birisi. Her dakika hatta her saniye bir şey yapabilir. Uzun iş başvurularından sonra son durağı malum kişi ile tanışacağı bir şirket. Ve toplantı odasında tam 1 saattir bekliyor. Ee dedik ya deli duramıyor yerinde, hemen görüşmek istiyor birileri ile, işe alınmak istiyor veya görüşme yapmak istiyor. Ama ne gelen var ne giden. Deli kız kalkıyor ayağa yürümeye başlıyor büyük patron kapılarına. Çalmadan dalıyor içeriye. Şirketin en kadar berbat bir yer olduğu hakkında sayıyor, döküyor. Ama karşısındaki de o kadar güzel bir tepki veriyor ki hayatı boyunca unutamıyor ve bir ömür kendisi ile saklıyor bunu.

“Bu arada tanışmadık değil mi? Ben Can.” Elini toklaşmak için emin bir tavırla bana doğru uzattı.
“Can Sipahioğlu…” ve devam etti…
“Şu meşhur patron!”

Siz böyle bir tepki alsanız ne yaparsanız? Arkanıza bakmadan kaçarsınız değil mi? Kızımızda öyle yaptı! Ama kader bu illa sizi yan yana getirecek! Arkadaşı Aylin ve sevgilisi ile gittiği, hayatını komple değiştireceği, bir daha eski Aslı olmayacağı tatilde imkansız diye bir şey gerçekleşiyor ve bir mektup eline düşüyor. Kimden mi? Hadi ama kim bu gizemli adam tahmine demiyor musunuz? Meşhur patronumuz Can tabii ki! :)

Dün gibi hatırlıyorum diyorum ya… aslında o tatile ve tatilden sonrasına dair her anıyı dün gibi hatırlıyorum ben. Çünkü beynimden silemiyorum., çünkü silinsin istemiyorum., çünkü bir anını bile kaybetmek istemiyorum. Giydiğim, yediğim, içtiğim, söylediğim, duyduğum ve yaşadığım hiçbir şey beynimden uçup gitsin istemiyorum.

 

Selam Ufaklık,
Şimdi beni nerden buldun diyeceksin ama ben seni değil, sen yine beni buldun.
……..
Merhaba demeden geçmek olmazdı, değil mi?
Kendine iyi bak!
Can S.

Hele tatilde ilk bir araya gelip de Aslı’nın dışarıya vuramadığı tepkileri!

Kalp atışları…
Kontrol kaybı…
Düşünce bulanıklığı…
Heyecan….
Kahvaltı? Yarın?
Sizce?

İlk buluşmalarından sonra Aslı’nın biten tatilinin hüznü üstüne çöreklenirken Can’dan öyle bir mükemmel bir teklif gelmiştir ki Aslı’nın gözü ne ailesini, ne yanında getirdiği arkadaşları ne de bir başka kişiyi görmüştür ve Can’ın teklifine balıklama atlayarak hayatında bambaşka bir evreye geçmiş ve ilk sırada kendisi olması ile beraber her şeyi değiştirmiştir.

Onlar bilmiyordu ama “eski ben”in kuralları bir bir bozuluyor, kaleleri bir bir yıkılıyordu
“Peki,” dedim ve kapıya doğru yönelen çiftle beraber birkaç adım attım.

“Eski ben” ayakta kalabilmek için son kez direndi.
Derken adımlarım yavaşladı…

“Eski ben” can çekişti.
Elimdeki bavulu çekmeyi bıraktım.

“Eski ben” son kez cılız bir nefes aldı.
Ve aniden durdum…

“Ben gelmiyorum!”
“Eski ben” işte o an öldü!

İşte Aslı’nın bu değişimlerinden sonra yaşamı da değişti. O artık aşık bir Aslı idi. O artık ağlayan bir Aslı idi. O artık sevgilisini kaybetmek istemeyen, mutlu mesut yaşamak isteyen bir Aslı idi. Sevgisi ve aşkı uğruna yapmayacağı şey kalmayan Aslı idi. O büyümüştü. O artık bir ufaklık değildi! O artık bütün acıları tam tattım derken son dakika Can’dan beklenmeyecek bir davranışla son darbeyi aldı ve kendini kaybetti!

Can’dan bahsetmiyorum bile yüreğimi yıktı geçti o artık. Onun son dakika vuruşu bitirdi beni. Kelimeleri kifayetsiz bıraktı. Yapmayacaktı bunu. Savaşacaktı. Sırrını ilk baştan söyleyecek ve Aslı’ya böyle acı çektirtmeyecekti. Hatalı çok hatalı. Ama hepsi bitmek bilmez sevgisi ve ölümsüz aşkı yüzünden. Hep Aslı’yı rahat ettirmesi yüzünden. Ama olmadı be Can! Saklamayacaktın o sırrını. Olmadı cidden!

İki ne yaptığını bilmeyen insan, iki acemi aşık ve iki sersem dansçı… Hepsiydik! Hiçbiriydik! Birbirimizin her şeyiydik ve hiçbir şeyiydik.

Bunların haricinden yazarın dilini merak ediyorsanız eğer, yazarımız bambaşka bir dil ile karşımızı çıkıyor. Daha doğrusu bambaşka bir anlatım ile. Benim sevdiğim ve bayıldığım bir anlatım şekli ile. Sanki yaşadığı veya yaşanmış bir olayı anlatırken nasıl kelimelere dökeriz işte öyle kitabımızın anlatım şekli. Dili sade ve yalın. Hiçbir takılma veya pürüz yok. Sayfaları çevirdikçe çeviriyorsunuz. Okudukça heyecanlanıyor, mutlu oluyor, hüzünleniyor ve en sonunda gözyaşlarınızı akıtarak kapatıyorsunuz kitabı.

Bir hocam zamanında gerçek bir aşk kitabı okumak istiyorsam mutsuz sonla biten bir kitap okumamı ve ben de daha çok etki bırakacağını söylemişti. Haklı, hem de fazlasıyla. Yine ve yeniden benim üzerimde iz bıraktı bu kitap. Okuyun ve okutun!

Kitaba puanım 5 üzerinden 5. Ne üstü ne altı!

5

damy (1)

Konuşan Kitaplar #14 Blog Tur 3. Gün / Zaman Temsilcisi – Peter Ward / Alıntılar


557336_638370582847919_1785303665_n

Konuşan Kitaplar 14. Blog turunun 3. gününden herkese tekrardan merhaba!!!

Turumuzda şu ana kadar kitabımızı tanıdık, yurtdışı kapaklarına baktık, yazarımızı tanıdık, kitabımızda ait olduğu türü tanıdık, kitabımızın bir bölümünden kısa bir bölüm paylaşıp videosunu izledik, alıntılar yayınladık ve de bir yorum yazıldı. Ama bunların haricinde bir de devam eden yarışmamız var. Eğer şanslı iki kişiden birisi olmak istiyorsan altta ki linke tıklamayı unutma!

Peki bugün turumuzda neler mi var?

Bugün;
Yorum Durağım yani ben alıntılar paylaşacağım.
Marla Puder Ölmedi kitabımızın bir el kitabını bizlerle paylaşacak.
Kitap Avcısı ise yorumunu bizlerle paylaşacak.

Devam eden yarışmamıza katılmak için TIK-TIK!!!

scrollWithLineCFG_31

deneme

Üst kattan, “Bitirdim,” diye seslendim.

“İyi,” diye cevapladı Tim. Sesinden çalıştığı anlaşılıyordu. “Şimdi git ve mektubu postala, yapacak mısın?”

“Ne! İş başvurusu mektubu yazdığımı duymak istemiyor muydun?”

“Pek sayılmaz, zarflar ön odada.”

time_travel_clock-r965e5f06b58846c9a2f24a07c487e082_fup13_8byvr_324

“Bak, Tim bir casus değil,” dedi Ruth. “Onu daha çok kafa avcısı olarak düşün. Potansiyel Zaman Temsilcileriyle ilk bağlantılarını yapmak, onları görevlerine hazır hale getirmek ve bizim müdahalelerimizin sonucu olarak uzay-zaman sürekliliğindeki bozulmalara karşı gözünün açık tutmak, bu onun işi. Ve evet birkaç yıldır senden gerçeği saklamak zorundaydı ama bu iş için uygun olduğundan emin olabilmemizin tek yolu buydu. Ayrıca madem ki sen işe alındın, Tim de tarih boyunca saptadığı diğer zaman temsilcilerine olduğu gibi sana da harika bir akıl hocası olacak.”

time_travel_clock-r965e5f06b58846c9a2f24a07c487e082_fup13_8byvr_324

Savunma Bakanı içkisinden bir yudum daha alarak, “Hala anlayamadığım bir şey var,” dedi. “Siz bana Geoffrey’i bu yaralı elle ait olduğu zamana geri gönderirsek Varsarian istilasının 200 yıl kadar daha erken olacağını mı söylüyorsunuz?”

Tim, “Bu doğru,” diyerek of çekti.

“Hiçbir surette onu geri göndermemiş olmamıza rağmen yine de onlar 200 yıl erken istila edecekler, öyle mi?”

“Bilgisayar böyle olduğunu düşünüyor.”

time_travel_clock-r965e5f06b58846c9a2f24a07c487e082_fup13_8byvr_324

“Pekala, gazete dağıtıcısı derken polis olduğumu kastetmedim. Ben evlere gazete atardım, hepsi bu. Düşünmem gereken ölüm kalım meselesi gibi durumlar yoktu.”

time_travel_clock-r965e5f06b58846c9a2f24a07c487e082_fup13_8byvr_324

“Bu adam kim?” dite sordu Geoff.

Bastonuna dayanarak, “Ben Dr.Skivinski,” dedi. “Ama sen bana Eric diyebilirsin.”

Önlüğünün cebinden küçük bir kalem fener çıkartarak, “Yüzünü bana dönebilir misin?” dedi Tim.

“Ne yapıyorsun?” dedi Geoff ve vücudunu döndürüverdi.

“Sadece beynini yerinden çıkarmak için,” diye yanıtladı Tim.

time_travel_clock-r965e5f06b58846c9a2f24a07c487e082_fup13_8byvr_324

“Onda herhangi bir oyun oynamayı denedin mi?”

“Bu o türden bir bilgisayar değil!” Eric burnundan soludu. “Ne tür zamansal hesaplamalar yapabildiği hakkında hiçbir fikrin var mı? Hawking radyasyonu bilgisini yeniden okumanın ne kadar zor olduğunu anlamayı dener misin? Böyle bir işlem gücünü ona bir joystick bağlayarak ve Pac-Man oynayarak boşa harcamayacağız!

scrollWithLineCFG_31

TUR TAKVİMİMİZ

602080_172521916267488_611655954_n

damy (1)

Konuşan Kitaplar #14 Blog Tur 1. Gün / Zaman Temsilcisi – Peter Ward / Kitap Tanıtımı & Yurtdışı Kapakları


557336_638370582847919_1785303665_n

Konuşan Kitapların 14. Blog Turundan herkese merhabaa!!!!

Bu sefer ki turumuzda Peter Ward‘ın kaleme aldığı Time Rep / Zaman Temsilcisi kitabını yorumluyoruz, tanıtıyoruz, yazarını tanıyoruz, yurtdışı kitaplarının kapaklarına göz atıyoruz ve en güzeli de 2 şanslı kişiye Zaman Temsilcisi kitabını veriyoruz.

Turumuzun ilk günü yani bugün;

Yorum Durağım yani ben kitabımızı ve yurtdışı kitap kapaklarını tanıtıyorum.
Tuğçe’nin Kitaplığı yazarımızı tanıtıyor.
Kitap Avcısı ise tür tanıtımı yapıyor.

Lafı fazla uzatmıyorum ve kitabımızın tanıtımına geçiyorum. Çekilişe katılmayı unutmayın!!!

scrollWithLineCFG_31

Kitabın Adı : Zaman Temsilcisi
Orijinal Adı : Time Rep
Yazarın Adı : Peter Ward
Çevirmen : Fulya Çeçen
Yayınevi : Altın Bilek Yayınları
Sayfa Sayısı : 352
Basım Yılı : Temmuz, 2013.
Dili : Türkçe

Hayatınızda hiç, seçtiğiniz bir zaman dilimine seyahat edebilmeyi düşlediğiniz oldu mu? Ya da Antik Romada, büyük yangın sırasında 17. yüzyıl Londrasında veya şu meşhur vahşi batıda bir haftalık bir gezinti yapabilseydiniz neler yapardınız, hiç düşündünüz mü?

Bunlar size ilgi çekici geldiyse, Zamanda Seyahat şirketinin size sunduğu büyülü gezilere hoş geldiniz…

Geoffrey Stamp, 21. yüzyılda yaşayan sıradan biriydi. Ta ki kendisi, bulunduğu dönem için bir Zaman Temsilcisi olarak seçilene kadar… Bir anda yaşamı, geri dönüşsüz bir şekilde değiştiği gibi, bin yıl sonraki torunlarının yaşamı da onun kararlarına ve cesaretine bağlanmıştı…

Zamanda yolculuk, uzaylı istilası, zamanda gezen turistler, zaman korsanları, ihanet, despotluk ve tabii aşk… Bilim kurgu türünün, son dönemde yazılan en özgün ve en zengin kurgularından biri… Soluksuz okuyacağınız bir macera sizleri bekliyor…

Kim bilir, belki de dinozorları yok eden göktaşından kaçma heyecanı sizi bekliyordur…

YURTDIŞI KAPAKLARI

Yurtdışı kitap kapakları olarak sadece bir tane var ve ben bizim ülkemizde çıkan kitap kapağı yurtdışında çıkan kitabın kapağına göre kat be kat güzel. Daha bir hoş havası var. Daha bir hoş duruyor. O yüzden ben bizim kapağımız diyorum. :)

scrollWithLineCFG_31

ÇEKİLİŞ!!!

images

Zaman Temsilcisi’nin kazanacak 2 şanslı kişiden birisi olmak istiyorsan

TIK-TIK!!!

scrollWithLineCFG_31

TUR TAKVİMİMİZ

602080_172521916267488_611655954_n

Fallen Too Far – Abbi Glines / İnceleme


images (1)

Kitabın Adı : Fallen Too Far
Serinin Adı : Too Far Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Abbi Glines
Yayınevi : Self-publisher
Sayfa Sayısı : 296
Dili : İngilizce
Türü : New Adult / Romantik Komedi

Yıllar önce babasının sürdüğü arabanın kaza geçirerek ikizinin o kazada ölmesinden sonra babası onları terk etmiş ve daha sonra annesi bu ağır olaylar yüzünden kanser hastası olup 3 yıl boyunca hayatına bu şekilde devam ederken, kızımızın hayatının dönüm noktası sayacağı olay olmadan yaklaşık 2 ay önce vefat etmiş ve daha 19 yaşında olmasına rağmen annesinin ilaçlarının borcunun yükü omuzlarına kalmış ve sırf bu sebepten büyükannesi ile büyükbabasının evlerini satmak zorunda kalarak babasından ona yardım etmesini istemiştir tatlı, bir o kadar güzel, hayatını baharında yaşayamayıp iç dünyasında büyük bir insanı taşıyan sevgili Blaire. (Benim gözümde artık ne kadar sevgili olarak bilinmez!)

Babasının yanına gittiği zaman babasının üvey annesi ile birlikte Paris’e gittiğini ve bu yüzden nerede kalacağını bilemeyen Blaire’i, Grant adında birisi ile tanışır. Grant ise üvey annesinin 2. kocasından olan çocuğudur. Ama Grant evde tek başına yaşamıyordur. Daha doğrusu o, o evde yaşamıyordur. O evde asıl bambaşka birisi yaşıyordur! 24 yaşında, bir Rockçı babanın oğlu, her yerlerinde dövmelerinin olması ama özellikle babasının grubunu temsil eden kartalın dövmesinin sırtını kaplaması, bir sürü piercinge sahip bu çılgın ruhlu, kadın avcısı, zengin mi zengin oğlumuz Rush aslında içten içe duygusal, içinde bir aşk çocuğu yatan, sevimli, yakışıklı, kaslı, boylu poslu birisidir. (Evet, evet gerçek duygularımda bu yönde ama benim başkasına karşı duygularım var. :)) Ama ucundan kıyısında bunu da sevmiyor değilim hani!)

İlk başta evde kalmasını istemeyen sevgili öküzümüz Rush, daha sonra Grant’ın kızımızın kamyonetinde uyuyacağını öğrendikten sonra Rush’a bir güzel ağzını açmış ve Blaire’nin evde kalmasının şart olduğunu söylemiştir. Hal böyle olunca ve Rush sevmediği adamın kızı kendi evinde kalmasının zorunlu olduğunu hissedince onu temizlikçinin kaldığı merdiven altında ki penceresiz, havasız, tuvaletsiz bir odaya tıkar. Rush, kızımızın sadece bir ay o oda da kalabileceğini sonra ise çekip gitmesini söylemiştir. Tam bir öküz değil mi ama?! Ama duygusal öküz lütfen!

Kızımız cebinde ki 20 doları arttırmak için Rush’un düşmanı saydığı kişinin yani yakışıklı mı yakışıklı, boylu mu boylu, poslu mu poslu bir centilmenin babasının sahip olduğu golf kulübünde işe başlar. Kim mi bu yakışıklı? Hani benim aşık olduğum! Woods <3

Blaire ile her ne kadar flört etmeye çalıştıysa veya onu elde etmeye veya Rush’dan kıskansa da, Rush gibi öküzlük yapmayıp Blaire’i hep zor durumlarından kurtarmış. Örneğin, Rush’un Blaire’i yarım ağız çağırdığı partiye kızımızın süslenip püslenip gitmesi ama partide kendini beğenmiş birkaç kızın onu ezmesinden sonra doğan sonuçlara bir bakalım isterseniz. :))

Kızın gözleri kısıldı ve daha sonra gülmeye başladı.
“Hayır bu o, o olamaz. O, ucuz ve iğrenç bir elbise ile elbiseden daha bile ucuz ayakkabılar giyiyor. Bu kız, herkese söylediği kız değil ve sana da yalan söylüyor. Ama diğer taraftan sen, tatlı bir yüz senin yanına geldiğinde, hep zayıf oldun değil mi, Woods?”
“Neden partiye geri dönmüyorsun ve tırnaklarını geçirecek başka salak kadınlar bulmuyorsun, Laney?”

Ve diğer taraftan kızımız evde yaşarken bazı ihtiyaçları oluyordur. Örneğin banyo yapmak gibi. Ama kızımızın odasında banyo olmadığı için insanların denizden çıktıktan sonra eve girmeyip dışarıda bulunan kulübeye girerek duş aldıkları yere gitmek zorunda kalıyordur. Eve her ne kadar yakın olsa da bu kulübe dışarıdadır ve bir takım şeyleri görmesine sebep oluyordur. Mesela Rush’un bir kızla kumların üzerinde sevişmesi gibi! Ve onları izleyerek yakalanmayacağını düşünmesi gibi! Ya düşündüğünün tam tersi olduysa? İsterseniz bunun da güzel sonuçlarına bakalım değil mi? :))

“Fazla merak insanı öldürür, tatlı Blaire.” Rush fısıldayarak bana daha da yaklaştı. “Bir başkasıyla yattığımı mı düşündün? Hımmm? Onun tüm gece boyunca yatağımda olduğuna mı karar verdin?”
Sert bir şekilde yutkundum ama hiçbir şey söylemedim.
“Kiminle yatıp yatmadığım seni ilgilendirmez. Biz bunu önceden tekrar gözden geçirmemiş miydik?

Eh bu arada aralarında bir takım elektrikler oluşmuyor da değil hani!

“Benden uzak dur, Blaire. Bana çok yakın olmak istemezsin. Dün gece..” Yüksek sesle yutkundu. “Dün gece beni yakaladın. Beni izlediğinden haberim vardı. Bu beni deli ediyor! Bu yüzden, benden uzak dur. Uzak durmak için elimden gelen en iyisini yapıyorum.” Döndü ve ben için için erimemek için kendimi zor tutarken o eve doğru koştu.

Elektrik derken aralarında bazı kıvılcımlar da oluşmuyor da değil hani! Ateş oluşuyor resmen ateşşş!!!

“Nerelerdeydin?” diye sordu o boğuk sesi ile.
Ona dik dik bakarak, “Fark eder mi?” diye sordum.
Bir adım daha atarak kapıyı kapadı ve aramızda ki mesafeyi daha da aza indirdi. “Çünkü ben merak ettim!”

“Ben düzenbaz birisi değilim! Bunu aklından çıkar at! Sana dokunamıyorum. Adi bir herif gibi hissetmemi sağlayacak bu acıyı çok kötü bir şekilde istesem de yapamam! Seni alt üst edemem! Sen… Sen mükemmelsin ve dokunulmamışsın! Ve son olarak asla beni bağışlamamalısın!”

Aslında son itirafla birlikte Rush azıcık yola gelmiş gibi değil mi? :) Ama sen oğluşum senin bu sözlerin ile seni sevmeme sağla ama aşağılık Blaire gelsin seninle arkadaş olmak istesin! Bakınız:

“En azından arkadaş olabilir miyiz? Benden nefret etmeni istemiyorum. Arkadaş olmamızı istiyorum.”

Blaire bunları dedi ya saçımı başımı yoldum resmen! Tamam anladık bakiresin, dokunulmamışsın, önceden sevgilin ile saf bir ilişki yaşamışsın, ama tatlım karşında boylu poslu yakışıklı kadın avcısı birisi var! Lütfen ya azıcık mantık! İçini gör yavrum içini!

Tabi bunlar arkadaş olmaya devam ederken, Rush da evinde parti vermeye tam gaz devam ediyor. Ee tabi itirafları da! Hem de kıskanç ruh haline bürünmüş itiraflarııı!!!

“Dışarıda Woods ile konuşmanı istemiyorum.”
Bu çok saçmaydı! “Peki, ben de senin kızlarla sevişmeni istemiyorum ama sen sevişiyorsun!”

“Eve geliyor musun?”
“Her şey yolundaysa evet. Ama sen benim evden uzak kalmamı istersen, başka bir şeyler yapabilirim.”
“Hayır. Buraya gelmeni istiyorum. Yemek yaptım.”
Yemek mi yapmış? Bana mı? “Ahh tamam! Peki. Birkaç dakika sonra orada olacağım.”
“Görüşürüz,” dedi ve telefonda ki hat kesildi.

 “Bir kıza benimle oturması ve konuşması için yalvardığıma inanamıyorum!”

Ya görüyor musunuz? Resmen oğlumuz abayı yakmış durumda! Peki kızımız? Ehh içinde kıvılcımlar yok değil hani! :))

İtirafları sevmişken hadi biraz daha devam edelim. Hem de büyük bir bomba itirafı patlatarak!

 Rush kaşlarını çatarak, “buraya kız getirdiğim filan yok, Blaire.”
Ne? Evet o yaptı!
“Buraya geldiğim ilk gece sen yatağının dolu olduğunu söylemiştin.” Ona hatırlattım.
Yavaşça gülümseyerek, “Evet, çünkü ben orada uyuyordum. Kızları odama getirmiyorum. Manasız seks izlerimi bu alanda bırakmak istemiyorum. Burayı seviyorum.”
“Geçen sabah ki kız hala buradaydı. Sen onu bırakıp gitmiştin ve o da iç çamaşırları ile sana bakmaya gelmişti.”
Rush, elini tişörtümün altından içeriye kaydırdı ve küçük daireler ile sırtımı ovmaya başladı. “Sağdaki ilk oda, Grant’ın ailelerimiz boşana kadar kaldığı odaydı. Şimdi ben orasını bekar odası olarak kullanıyorum. Kızları götürdüğüm yer olarak. Burası değil. Asla burası değil. Sen ilksin.” Durdu ve sırıtarak dudaklarını genişletti. “Aslında, Henrietta’nın temizlemesi için haftada bir kere buraya gelmesine izin veriyorum ama söz veriyorum ki aramızda devam eden bir kaçamaklık yok.”

 “Konuşalım. Biz ilk defa konuşacağız. Senin gülümsemeni ve gülmeni görmek istiyorum. Çocukken favorin olan televizyon şovunun ne olduğunu bilmek istiyorum ve okulda seni kimin ağlattığını bilmek istiyorum ve duvarına hangi grubun posterini astığını da bilmek istiyorum. Ve daha sonra seni çıplak bir şekilde yatağıma götürmek istiyorum.”

Tabii bu arada böyle itiraflar devam ederken artık ‘Ben aşığım ama itiraf edemiyorum!’ bayrakları da göklere çekiliyor.

Oğluşumuzun dış sesinden:

“Çünkü ben senin tadına sahibim ve kimseyle paylaşmak istemiyorum. Bu bir eğlence için değil! Ben hafiften bağımlısı olmuş bile olabilirim.”

Kızımızın iç sesinden:

Çok ama çok uzağa düştüm. Rush Finlay’e aşık oldum.

Görüldüğü üzere bunlar iç ses, dış ses aşklarını itiraf ederken bir de bakıyorsunuz ki ortada dönen mükemmel bir sır var ve bu sır her dakika karşılarına çıkarak aşklarını itiraf etmelerini engelliyor. Bu sır Rush’un küçük kız kardeşi Nan adında ki cadaloza ait. Hani bazı insanlar vardır ya bir kaşık suda boğmak istediğiniz. Ha işte! Nan cadalozu öyle birisi! Al bir kaşık suda boğ hatunu. Yetmediyse başka işkenceler bile deneyebilirsiniz. İnanın hak ediyor. Hem o hem de sırrı.

“Nan, benim küçük kız kardeşim. Ben yapamam.. Ben onun hakkında seninle konuşamam.”

“Çünkü sen her şeyi bilmiyorsun ve ben sana söyleyemem. Nan’ın sırlarını sana anlatamam. Çünkü onun sırları. Onu seviyorum, Blaire. Hayatım boyunca onu sevdim ve korudum. O benim küçük kız kardeşim. Bu neden yaptığımı gösteriyor. Hayatımdaki hiçbir şeyi istediğim kadar seni istesem bile sana Nan’ın sırlarını anlatamam.”

İlk başta kitaba başlamamın sebebi Tuğçe’nin Kitaplığı sayesinde oldu. Benim New Adult’a zaafımın olduğunu bilen sevgili blog kardeşim, Fallen Too Far’ı öve öve bitiremedi ve erkeğini de seçip köşesine geçti. Ee tabi bu arada ben kıvranıyorum okumamak için. Çünkü elimde tonla kitap var ve İngilizce kitaba dalarsam çıkamayacağımı biliyorum. Ehh hali ile kitabımız da bir seri hiç içinden çıkamayacağımı biliyordum. Ama daha fazla övgüye dayanamayan ben kitaba başladım ve bir gün içerisinde bitirdim. Ama okurken kitaba sırf New Adult olduğu için değil Nan’ın sırrını öğrenmek için çektiğim acılarda eklendi. Nedir bu sır? Neden bu kadar büyütülüyor? Diye diye kendimi yiyorum. Ama öğrendiğim zaman hatta kızımız Blaire’nin öğrendiği anda ve öğrendikten sonra ki tepkileri bitirdi beni. Özellikle öğrendikten sonra Rush’a yaptıkları. Her ne kadar sır için çift taraflı bakmaya çalıştıysam da yüreğim hep Rush tarafında oldu ve Blaire’i öldürmek istedim. Ama ben öldüremeden o acılarını çekti zaten.

Kitabımızın mutluklarının, ilk kıvılcımlarının, şakalarının, aşklarının alıntılarını okumuşken biraz daha hüzünlü alıntılarını okuyalım. Yukarıda da dediğim gibi hep salak Blaire yüzünden. Tamam anladık sırrı büyük seni yıktı geçti ama Rush’u yıkıp geçmedi mi zannediyorsun. Ki hele o söylediklerin ile…

“Seni sevemem, Rush.”
Başını kucağımdan kaldırırken, bedenini boğuk bir hıçkırık sarstı. Onu avutamadım. Yapamadım. İkimizin sığabileceği koca deliğimin kapanması imkansızken onun acısını nasıl dindiririm?
“Bana sahip olmak zorunda değilsin. Beni bırakma yeter.” Bacağıma bakarak söyledi.

O kadar üzüntüye karşın Rush’un aşk itiraflarına ne demeli?

“Seni kaybetmek istemiyorum. Sana aşık oldum, Blaire. Seni istediğim kadar hiçbir şeyi veya hiç kimseyi istemiyorum. Senin içinde olmadığın dünyamı hayal dahi edemiyorum.”

“Beni bağışlamanı istemiyorum. Senin bağışlamanı hak etmiyorum. Geçmişi değiştiremem. Yapabileceğim tek şey istediğini vermek. Eğer istediğin buysa çekip giderim, Blaire. Bu beni öldürür ama yine de yaparım.”

Blaire ile bu hüzne bir nokta koyuyoruz…

Kapı kapandı. Beni çevreleyen boş otel odasını görmek için gözlerimi kaldırdım. Vedalar, tüm kırgınlıklar gibi değildi. Bunu şimdi anlıyordum.

Son olarak ise bu kitabı hatta mümkün olursa bu seriyi bu şekilde yorumlamamın bir sebebi var. Tuğçe’nin Kitaplığı’nın dediği gibi ben bu kitaba bayıldım. Her kim çıkarsa çıksın öve öve bitiremeyeceğim bu kitabı. O kadar çok koşuma gitti ki anlatamam. Olay örgüsü mü dersiniz, Rush ile Blaire’nin o güzel aşkı mı dersiniz, Woods’un yakışıklılığı mı dersiniz(!), Woods aşkım mı dersiniz –gerçi kitapta çok yok ama olsun-, yazarın dili mi dersiniz artık bilemem ama ben bu kitaba bayıldım. İngilizce okumayı sevenler bence hemen başlasın, İngilizce okuyamayan arkadaşlar ise bence hemen yayınevlerine baskı yapın bu kitabı hatta seriyi çıkartmaları için. :))

Ve son olarak alıntıların çevirileri bana aittir. Eğer bir hatam, kusurum var ise şimdiden özür dilerim.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 5!!!

5

damy (1)

Okuma Günü: Tatlı Bela – Jamie McGuire / İnceleme


1078042_1403586533198012_1684852165_n

Bu sıcak günlerde ne yapsak ne yapsak diye kara kara düşünürken bir de bakmışız ki Kitap Aşığı, Kitap Sayfaları ve ben birbirimizden habersiz aynı kitabı okuyormuşuz: Tatlı Bela! Dedik ki hadi hep beraber yorumlayalım! Baktık bizim bu ortak çalışmamıza Rüya Kitaplık’da katılmış ve 4 çıtır kız birleşerek beraber yorum yapmaya karar vermişiz. 

Göz açıp kapayana kadar afişi hazırlamışız, yorumları yazmışız, alıntıları çıkarmışız ve geriye sadece yayınlamak kalmış. 

Ee hadi o zaman ben niye daha fazla uzatıyorum ki! Bu şeker mi şeker, aşkı içinde kaybolduğumuz, bizi bizden alan kitabımızın yorumuna geçelim!

Ve unutmadan etkinlikte ki diğer arkadaşların yorumuna göz atmadan geçmeyelim. :)

Kitap Aşığı – http://kitapasigi.blogspot.com/2013/08/tatl-belay-beraber-okumak-icin-kitap.html
Kitap Sayfaları http://kitapsayfalarii.blogspot.com/2013/08/okuma-gunu-tatl-bela-jamie-mcguire.html
Rüya Kitaplıkhttp://ruyakitaplik.blogspot.com/2013/08/tatl-bela-jamie-mcguire-kitap-yorumu.html

scrollWithLineCFG_31

Kitabın Adı : Tatlı Bela
Orijinal Adı : Beautiful Disaster
Serinin Adı : Beautiful  Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Boran Evren
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı : 427
Basım : Nisan, 2013
Tür : New Adult / Romantik

İyi kız ve kötü çocuk…

Ateş ve barut…

İkisi bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi?

Yaklaşık olarak 4 ay önce blogger kardeşlerim Tuğçe’nin Kitaplığı ve Küçük Kızın Büyük Kütüphanesi’nin yaptığı Blog-Twins, Tatlı Bela etkinliğinden sonra dayanamayıp kitabı alıp okumuştum. Ama ne okuma! Hızımı alamayıp direk ikinci kitabı okuyan ben etkisinden uzun bir süre çıkamayıp, bir vakitten sonra bu şok etkisinden çıkmanın vaktinin geldiğini çünkü artık serinin 2. kitabının çıkacağını söyleyerek daha doğrusu kendimi sarsarak kendime geldim. Yoksa çıkmasaydım 2. kitapta da bu şok halim devam edecekti! :)

Zaten bu şok etkisinden çıkar çıkmaz (ki bu yaklaşık 4 aylık bir süreçte şok halinde kaldığımı gösteriyor benim) kitabı elime alıp tekrardan okumaya başladım. Daha bir hazmederek, okurken daha bir duygu katarak. Ve bu sefer kitaptan daha çok tat aldığımı düşünüyorum. Çünkü kitabı daha çok sindirdim. Satır aralarını daha bir iyi anladım, hem Travis’in hem de Abby’nin duygularını daha iyi bir şekilde hazmettim.

Geçmişinden arkadaşı America ile kaçıp üniversite okumaya gelen Abby adında ki kızımız kendini birden kendisi ile taban tabana zıt bir o kadar yakışıklı bir o kadar kötü çocuk olan Travis ile karşılaşırlar. İkisi de üniversite öğrencisi. Birisi daha ilk yılında diğeri ikinci. Birisi ileride matematik aşkının izinden giderek Muhasebeci olmak istiyor, bir diğeri ise o dış görünüşe yani vücudunda ki dövmelere rağmen bir Ceza Hukuk’u öğrencisi. İmkansızı başaran iki genç.

Yeni bir sayfa açmaya üniversite okumaya gelen Abby, bir gün en yakın arkadaşı America ve sevgilisi Shepley ile birlikte Shepley’nin kuzeni olan ve vücudunun her tarafı kas ve dövmeden olun Travis’in dövüşünü izlemeye giderler. Tabii bu arada sevgili kızımız yerinde durmaz ve daha yakından izleyeceğim diye tutturarak, milletin terinin bile birbirine girdiği bir yerde, kalabalığı aşarak öne geçmeye çalışır ve öne geçtiği anda da Travis’in nakavt ettiği adamın kanının üstüne fışkırması ile ne olduğunu şaşırır. Tabii bu olayla birlikte Travis ile tanışma şansı yakalar bizim kız. Ki artık o Güvercin’dir. Yakuşuklu Kuduz İtimizin, kızımıza taktığı lakap ile artık anacağız kızımızı. :))

Ertesi gün yemek aralarında, birbirlerini daha yakından tanıyor çiftimiz. O gün derste yan yana tekrar gelmeleri ile Travis onu America ile evlerine davet ediyor ve işte o an da yakuşuklu erkeğimiz iki adım attığında kızımız üç adım geri çekiliyor. Çünkü kızımız bir kadın avcısı olan erkeğümüze ayak direterek sadece arkadaş olmak istiyor ama erkeğümüz ilk başta kadın avcısı yeteneğini kullandığını gösteriyormuş gibi yapsa da aslında içten içe kızımıza aşık oluyordur ve onsuz bir ömrün geçmeyeceğini düşünüyordur.

Bir ileri bir geri adımlarından sonra ip inceldiği yerden kopar ve ilk beraberlikleri bile hüzünle biter. Ama ne kadar süreliğine? İşte orası aşikar. Okuyun da görün sevgili okurlar!

Kitabın başını anlatarak kitaba minik bir özet geçiyorum. Çünkü bu kitabın etkisine bir girdiniz mi bir daha çıkamıyorsunuz. Çünkü sizi alıyor hapsediyor iç dünyasına. Kimseye anlatmak istemiyorsunuz. Baksanıza bana 4 ay sonra kozamı açıyorum size. Artık onu da ne kadar açabilirsem. Çünkü yaşattığı duygular o kadar güzel, o kadar harika ki sanki siz yaşamışsınız gibi. Sanki siz bir Abby, bir Travis veya aşklarını saf bir şekilde yaşayan America-Shepley ikilisisiniz.

Travis’in Abby’e karşı duyguları özellikle ayrılıklarından sonra ki değişimi, Parker’a karşı beslediği nefret, onu Abby’den ayırmak için elinden geleni arkasına atmaması, küçük bir şeyde bile sen benim en yakın arkadaşımsın ayağına yatıp yanına çağırması ve platonik aşıkları birbirinden ayırması… Allah’ım ne güzel sahnelerdi. Defalarca okuyunca her defasında ilk defa okuyormuşsun gibi hissediyorsunuz.

Bu kitabın içinde yaşanan aşkın haricinde beni yepyeni, hayranı olduğum, o dal altında çıkan her kitaba tapacağım tür ile tanıştırdı beni. New Adult. Bu kitap sayesinde tanıştım bu tür ile. Bana göre tapılası tür. Ben aşk kitapları okumayı sevmeyen insana bile aşk kitaplarını okutan tür. Hem de ya erkeğin ya da kızın burunlarını sürttürdüğü bölüm. Bayılıyorum yahu karakterlerin sürünmesine. Nedense aşkları daha bir anlamlı geliyor.

İşte bu yüzden Tatlı Bela’nın ben de çok özel bir yeri var. Satırlarını ezberleyene kadar okumak istiyorum. Çünkü bana ayrı bir zevk veriyor.

He bu kitapla yarışır kitap var mı benim için? Evet var! Serinin ikinci kitabı. Travis’in ağzından yazılan. Beni kahreden kitap. Hatta ona karşı sevgim, ilk kitabı aşar gider. Çünkü Travis’in her çektiği, minik dahi olsa, ben de çektim. Zaten kitap hüzün ile başlıyor. İlk satırlarından yıkıp geçiyor sizi. Benden söylemesi peçeteleri hazırlayın okurlar. Yakında çıkacak zaten kitabımız. :)

Dediğim gibi kitaba bayıldım. Yani daha fazla söyleyecek söz bulamıyorum. Çeviri mükemmel. Satır aralarına gizli esprileri bile yakalayıp çıkarmış sevgili çevirmenimiz. Hafiften yazım yanlışları olsa da kitabın konusu ile görmüyorsunuz resmen onları. Şahsen ben görmedim ilk okuduğumda. İkinci okuduğumda çarptı gözüme. Artık okurken en kadar sarhoş olduğumu siz görün! Yazara resmen hasta oldum her iki kitapta da ve diğer serisini okumayı iple çekiyorum!

Kitabın kapağına değinecek olursak bayıldım. Gerçi o kelebeğin alametini çözemedim ama olsun yine bayılıyorum kapağına, o yazılarının fontuna. Okuyun ve okutun! Okumayan kimse kalmasın!

Kitaba puanım ise 10 numara 5 yıldız!!!

5

Ve bayıldığım bir fan made videosu. İzlemeden geçmeyin!

damy (1)

Ve İşte Karşınızda ‘Ayaklı Bela’!!!


Ayların özlemi sonunda sona erdi!!!!

İlk kitabı Tatlı Bela çıktıktan sonra ilk kitapta yaşanan olayları hadi bir de Travis’in ağzından okuyalım diye sabırsızlıkla beklediğimiz Walking Disaster’ın sonunda Türkiye’de ki ismi ve kapağı yayınlandı!!!

Şahsen ben kapağa BA-YIL-DIM BA-YIL-DIM!!!

İsime gelecek olursak o da ayrı bir tehlikeyi ortaya koyuyor!!!

VE İŞTE KARŞINIZDA AYAKLI BELA!!!!

1174717_627074617326814_16380570_n