Fallen Too Far – Abbi Glines / İnceleme


images (1)

Kitabın Adı : Fallen Too Far
Serinin Adı : Too Far Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Abbi Glines
Yayınevi : Self-publisher
Sayfa Sayısı : 296
Dili : İngilizce
Türü : New Adult / Romantik Komedi

Yıllar önce babasının sürdüğü arabanın kaza geçirerek ikizinin o kazada ölmesinden sonra babası onları terk etmiş ve daha sonra annesi bu ağır olaylar yüzünden kanser hastası olup 3 yıl boyunca hayatına bu şekilde devam ederken, kızımızın hayatının dönüm noktası sayacağı olay olmadan yaklaşık 2 ay önce vefat etmiş ve daha 19 yaşında olmasına rağmen annesinin ilaçlarının borcunun yükü omuzlarına kalmış ve sırf bu sebepten büyükannesi ile büyükbabasının evlerini satmak zorunda kalarak babasından ona yardım etmesini istemiştir tatlı, bir o kadar güzel, hayatını baharında yaşayamayıp iç dünyasında büyük bir insanı taşıyan sevgili Blaire. (Benim gözümde artık ne kadar sevgili olarak bilinmez!)

Babasının yanına gittiği zaman babasının üvey annesi ile birlikte Paris’e gittiğini ve bu yüzden nerede kalacağını bilemeyen Blaire’i, Grant adında birisi ile tanışır. Grant ise üvey annesinin 2. kocasından olan çocuğudur. Ama Grant evde tek başına yaşamıyordur. Daha doğrusu o, o evde yaşamıyordur. O evde asıl bambaşka birisi yaşıyordur! 24 yaşında, bir Rockçı babanın oğlu, her yerlerinde dövmelerinin olması ama özellikle babasının grubunu temsil eden kartalın dövmesinin sırtını kaplaması, bir sürü piercinge sahip bu çılgın ruhlu, kadın avcısı, zengin mi zengin oğlumuz Rush aslında içten içe duygusal, içinde bir aşk çocuğu yatan, sevimli, yakışıklı, kaslı, boylu poslu birisidir. (Evet, evet gerçek duygularımda bu yönde ama benim başkasına karşı duygularım var. :)) Ama ucundan kıyısında bunu da sevmiyor değilim hani!)

İlk başta evde kalmasını istemeyen sevgili öküzümüz Rush, daha sonra Grant’ın kızımızın kamyonetinde uyuyacağını öğrendikten sonra Rush’a bir güzel ağzını açmış ve Blaire’nin evde kalmasının şart olduğunu söylemiştir. Hal böyle olunca ve Rush sevmediği adamın kızı kendi evinde kalmasının zorunlu olduğunu hissedince onu temizlikçinin kaldığı merdiven altında ki penceresiz, havasız, tuvaletsiz bir odaya tıkar. Rush, kızımızın sadece bir ay o oda da kalabileceğini sonra ise çekip gitmesini söylemiştir. Tam bir öküz değil mi ama?! Ama duygusal öküz lütfen!

Kızımız cebinde ki 20 doları arttırmak için Rush’un düşmanı saydığı kişinin yani yakışıklı mı yakışıklı, boylu mu boylu, poslu mu poslu bir centilmenin babasının sahip olduğu golf kulübünde işe başlar. Kim mi bu yakışıklı? Hani benim aşık olduğum! Woods <3

Blaire ile her ne kadar flört etmeye çalıştıysa veya onu elde etmeye veya Rush’dan kıskansa da, Rush gibi öküzlük yapmayıp Blaire’i hep zor durumlarından kurtarmış. Örneğin, Rush’un Blaire’i yarım ağız çağırdığı partiye kızımızın süslenip püslenip gitmesi ama partide kendini beğenmiş birkaç kızın onu ezmesinden sonra doğan sonuçlara bir bakalım isterseniz. :))

Kızın gözleri kısıldı ve daha sonra gülmeye başladı.
“Hayır bu o, o olamaz. O, ucuz ve iğrenç bir elbise ile elbiseden daha bile ucuz ayakkabılar giyiyor. Bu kız, herkese söylediği kız değil ve sana da yalan söylüyor. Ama diğer taraftan sen, tatlı bir yüz senin yanına geldiğinde, hep zayıf oldun değil mi, Woods?”
“Neden partiye geri dönmüyorsun ve tırnaklarını geçirecek başka salak kadınlar bulmuyorsun, Laney?”

Ve diğer taraftan kızımız evde yaşarken bazı ihtiyaçları oluyordur. Örneğin banyo yapmak gibi. Ama kızımızın odasında banyo olmadığı için insanların denizden çıktıktan sonra eve girmeyip dışarıda bulunan kulübeye girerek duş aldıkları yere gitmek zorunda kalıyordur. Eve her ne kadar yakın olsa da bu kulübe dışarıdadır ve bir takım şeyleri görmesine sebep oluyordur. Mesela Rush’un bir kızla kumların üzerinde sevişmesi gibi! Ve onları izleyerek yakalanmayacağını düşünmesi gibi! Ya düşündüğünün tam tersi olduysa? İsterseniz bunun da güzel sonuçlarına bakalım değil mi? :))

“Fazla merak insanı öldürür, tatlı Blaire.” Rush fısıldayarak bana daha da yaklaştı. “Bir başkasıyla yattığımı mı düşündün? Hımmm? Onun tüm gece boyunca yatağımda olduğuna mı karar verdin?”
Sert bir şekilde yutkundum ama hiçbir şey söylemedim.
“Kiminle yatıp yatmadığım seni ilgilendirmez. Biz bunu önceden tekrar gözden geçirmemiş miydik?

Eh bu arada aralarında bir takım elektrikler oluşmuyor da değil hani!

“Benden uzak dur, Blaire. Bana çok yakın olmak istemezsin. Dün gece..” Yüksek sesle yutkundu. “Dün gece beni yakaladın. Beni izlediğinden haberim vardı. Bu beni deli ediyor! Bu yüzden, benden uzak dur. Uzak durmak için elimden gelen en iyisini yapıyorum.” Döndü ve ben için için erimemek için kendimi zor tutarken o eve doğru koştu.

Elektrik derken aralarında bazı kıvılcımlar da oluşmuyor da değil hani! Ateş oluşuyor resmen ateşşş!!!

“Nerelerdeydin?” diye sordu o boğuk sesi ile.
Ona dik dik bakarak, “Fark eder mi?” diye sordum.
Bir adım daha atarak kapıyı kapadı ve aramızda ki mesafeyi daha da aza indirdi. “Çünkü ben merak ettim!”

“Ben düzenbaz birisi değilim! Bunu aklından çıkar at! Sana dokunamıyorum. Adi bir herif gibi hissetmemi sağlayacak bu acıyı çok kötü bir şekilde istesem de yapamam! Seni alt üst edemem! Sen… Sen mükemmelsin ve dokunulmamışsın! Ve son olarak asla beni bağışlamamalısın!”

Aslında son itirafla birlikte Rush azıcık yola gelmiş gibi değil mi? :) Ama sen oğluşum senin bu sözlerin ile seni sevmeme sağla ama aşağılık Blaire gelsin seninle arkadaş olmak istesin! Bakınız:

“En azından arkadaş olabilir miyiz? Benden nefret etmeni istemiyorum. Arkadaş olmamızı istiyorum.”

Blaire bunları dedi ya saçımı başımı yoldum resmen! Tamam anladık bakiresin, dokunulmamışsın, önceden sevgilin ile saf bir ilişki yaşamışsın, ama tatlım karşında boylu poslu yakışıklı kadın avcısı birisi var! Lütfen ya azıcık mantık! İçini gör yavrum içini!

Tabi bunlar arkadaş olmaya devam ederken, Rush da evinde parti vermeye tam gaz devam ediyor. Ee tabi itirafları da! Hem de kıskanç ruh haline bürünmüş itiraflarııı!!!

“Dışarıda Woods ile konuşmanı istemiyorum.”
Bu çok saçmaydı! “Peki, ben de senin kızlarla sevişmeni istemiyorum ama sen sevişiyorsun!”

“Eve geliyor musun?”
“Her şey yolundaysa evet. Ama sen benim evden uzak kalmamı istersen, başka bir şeyler yapabilirim.”
“Hayır. Buraya gelmeni istiyorum. Yemek yaptım.”
Yemek mi yapmış? Bana mı? “Ahh tamam! Peki. Birkaç dakika sonra orada olacağım.”
“Görüşürüz,” dedi ve telefonda ki hat kesildi.

 “Bir kıza benimle oturması ve konuşması için yalvardığıma inanamıyorum!”

Ya görüyor musunuz? Resmen oğlumuz abayı yakmış durumda! Peki kızımız? Ehh içinde kıvılcımlar yok değil hani! :))

İtirafları sevmişken hadi biraz daha devam edelim. Hem de büyük bir bomba itirafı patlatarak!

 Rush kaşlarını çatarak, “buraya kız getirdiğim filan yok, Blaire.”
Ne? Evet o yaptı!
“Buraya geldiğim ilk gece sen yatağının dolu olduğunu söylemiştin.” Ona hatırlattım.
Yavaşça gülümseyerek, “Evet, çünkü ben orada uyuyordum. Kızları odama getirmiyorum. Manasız seks izlerimi bu alanda bırakmak istemiyorum. Burayı seviyorum.”
“Geçen sabah ki kız hala buradaydı. Sen onu bırakıp gitmiştin ve o da iç çamaşırları ile sana bakmaya gelmişti.”
Rush, elini tişörtümün altından içeriye kaydırdı ve küçük daireler ile sırtımı ovmaya başladı. “Sağdaki ilk oda, Grant’ın ailelerimiz boşana kadar kaldığı odaydı. Şimdi ben orasını bekar odası olarak kullanıyorum. Kızları götürdüğüm yer olarak. Burası değil. Asla burası değil. Sen ilksin.” Durdu ve sırıtarak dudaklarını genişletti. “Aslında, Henrietta’nın temizlemesi için haftada bir kere buraya gelmesine izin veriyorum ama söz veriyorum ki aramızda devam eden bir kaçamaklık yok.”

 “Konuşalım. Biz ilk defa konuşacağız. Senin gülümsemeni ve gülmeni görmek istiyorum. Çocukken favorin olan televizyon şovunun ne olduğunu bilmek istiyorum ve okulda seni kimin ağlattığını bilmek istiyorum ve duvarına hangi grubun posterini astığını da bilmek istiyorum. Ve daha sonra seni çıplak bir şekilde yatağıma götürmek istiyorum.”

Tabii bu arada böyle itiraflar devam ederken artık ‘Ben aşığım ama itiraf edemiyorum!’ bayrakları da göklere çekiliyor.

Oğluşumuzun dış sesinden:

“Çünkü ben senin tadına sahibim ve kimseyle paylaşmak istemiyorum. Bu bir eğlence için değil! Ben hafiften bağımlısı olmuş bile olabilirim.”

Kızımızın iç sesinden:

Çok ama çok uzağa düştüm. Rush Finlay’e aşık oldum.

Görüldüğü üzere bunlar iç ses, dış ses aşklarını itiraf ederken bir de bakıyorsunuz ki ortada dönen mükemmel bir sır var ve bu sır her dakika karşılarına çıkarak aşklarını itiraf etmelerini engelliyor. Bu sır Rush’un küçük kız kardeşi Nan adında ki cadaloza ait. Hani bazı insanlar vardır ya bir kaşık suda boğmak istediğiniz. Ha işte! Nan cadalozu öyle birisi! Al bir kaşık suda boğ hatunu. Yetmediyse başka işkenceler bile deneyebilirsiniz. İnanın hak ediyor. Hem o hem de sırrı.

“Nan, benim küçük kız kardeşim. Ben yapamam.. Ben onun hakkında seninle konuşamam.”

“Çünkü sen her şeyi bilmiyorsun ve ben sana söyleyemem. Nan’ın sırlarını sana anlatamam. Çünkü onun sırları. Onu seviyorum, Blaire. Hayatım boyunca onu sevdim ve korudum. O benim küçük kız kardeşim. Bu neden yaptığımı gösteriyor. Hayatımdaki hiçbir şeyi istediğim kadar seni istesem bile sana Nan’ın sırlarını anlatamam.”

İlk başta kitaba başlamamın sebebi Tuğçe’nin Kitaplığı sayesinde oldu. Benim New Adult’a zaafımın olduğunu bilen sevgili blog kardeşim, Fallen Too Far’ı öve öve bitiremedi ve erkeğini de seçip köşesine geçti. Ee tabi bu arada ben kıvranıyorum okumamak için. Çünkü elimde tonla kitap var ve İngilizce kitaba dalarsam çıkamayacağımı biliyorum. Ehh hali ile kitabımız da bir seri hiç içinden çıkamayacağımı biliyordum. Ama daha fazla övgüye dayanamayan ben kitaba başladım ve bir gün içerisinde bitirdim. Ama okurken kitaba sırf New Adult olduğu için değil Nan’ın sırrını öğrenmek için çektiğim acılarda eklendi. Nedir bu sır? Neden bu kadar büyütülüyor? Diye diye kendimi yiyorum. Ama öğrendiğim zaman hatta kızımız Blaire’nin öğrendiği anda ve öğrendikten sonra ki tepkileri bitirdi beni. Özellikle öğrendikten sonra Rush’a yaptıkları. Her ne kadar sır için çift taraflı bakmaya çalıştıysam da yüreğim hep Rush tarafında oldu ve Blaire’i öldürmek istedim. Ama ben öldüremeden o acılarını çekti zaten.

Kitabımızın mutluklarının, ilk kıvılcımlarının, şakalarının, aşklarının alıntılarını okumuşken biraz daha hüzünlü alıntılarını okuyalım. Yukarıda da dediğim gibi hep salak Blaire yüzünden. Tamam anladık sırrı büyük seni yıktı geçti ama Rush’u yıkıp geçmedi mi zannediyorsun. Ki hele o söylediklerin ile…

“Seni sevemem, Rush.”
Başını kucağımdan kaldırırken, bedenini boğuk bir hıçkırık sarstı. Onu avutamadım. Yapamadım. İkimizin sığabileceği koca deliğimin kapanması imkansızken onun acısını nasıl dindiririm?
“Bana sahip olmak zorunda değilsin. Beni bırakma yeter.” Bacağıma bakarak söyledi.

O kadar üzüntüye karşın Rush’un aşk itiraflarına ne demeli?

“Seni kaybetmek istemiyorum. Sana aşık oldum, Blaire. Seni istediğim kadar hiçbir şeyi veya hiç kimseyi istemiyorum. Senin içinde olmadığın dünyamı hayal dahi edemiyorum.”

“Beni bağışlamanı istemiyorum. Senin bağışlamanı hak etmiyorum. Geçmişi değiştiremem. Yapabileceğim tek şey istediğini vermek. Eğer istediğin buysa çekip giderim, Blaire. Bu beni öldürür ama yine de yaparım.”

Blaire ile bu hüzne bir nokta koyuyoruz…

Kapı kapandı. Beni çevreleyen boş otel odasını görmek için gözlerimi kaldırdım. Vedalar, tüm kırgınlıklar gibi değildi. Bunu şimdi anlıyordum.

Son olarak ise bu kitabı hatta mümkün olursa bu seriyi bu şekilde yorumlamamın bir sebebi var. Tuğçe’nin Kitaplığı’nın dediği gibi ben bu kitaba bayıldım. Her kim çıkarsa çıksın öve öve bitiremeyeceğim bu kitabı. O kadar çok koşuma gitti ki anlatamam. Olay örgüsü mü dersiniz, Rush ile Blaire’nin o güzel aşkı mı dersiniz, Woods’un yakışıklılığı mı dersiniz(!), Woods aşkım mı dersiniz –gerçi kitapta çok yok ama olsun-, yazarın dili mi dersiniz artık bilemem ama ben bu kitaba bayıldım. İngilizce okumayı sevenler bence hemen başlasın, İngilizce okuyamayan arkadaşlar ise bence hemen yayınevlerine baskı yapın bu kitabı hatta seriyi çıkartmaları için. :))

Ve son olarak alıntıların çevirileri bana aittir. Eğer bir hatam, kusurum var ise şimdiden özür dilerim.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 5!!!

5

damy (1)

8 thoughts on “Fallen Too Far – Abbi Glines / İnceleme

    • Ben kıyıda köşede kalanlara aşığım ama onun da serisi var bebeğim! Yakında onu da okuyacağım hiç merak etmeyin ;) Ayrıca bu yorumlarımla İngilizce kitap okuyacaksınız yatın kalkın dua edin ban :P

  1. Geri bildirim: Yorum: Fallen Too Far - Abbi Glines » Tuğçe'nin Kitaplığı

  2. Geri bildirim: Never Too Far – Abbi Glines / İnceleme | Yorum Duragım

  3. Geri bildirim: Cumartesi İlk 10: 2013 Yazında Okuduğum En İyi Kitaplar | Yorum Duragım

  4. Geri bildirim: “New Adult/Yeni Yetişkin Nedir?” Ve New Adult/Yeni Yetişkin Kitap Listesi | Yorum Duragım

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s