Yorum Durağım 1. Yaşını Kutluyor!!!


1097965_512225028846949_1913609128_n

Biliyorsunuz ki bir süre önce Yorum Durağım 1 yaşına basmıştı ve ben o günden beri bir sürpriz peşindeyim!

Ve bu sürprizinde çok özel bir şey olması ve kitap aşıkların mutluluktan deliye döneceği bir yarışma olması için uzun zamandır çalışmalar içerisindeyiz. Bu yarışmada bir çok kişinin yardımı var.

Öncellikle yarışma yapmam için kitapları ile katkıda bulunan ON8 Yayınları, İthaki Yayınları, Yabancı Yayınları, DEX, Arkadya Yayınları, Ephesus Yayınları, DeliDolu Yayınları, Destek Yayınları ve sevgili yazarımız Duygu Özlem Yücel‘e çoook teşekkür ederim!!!

Daha sonra ise ister afiş olsun ister yardım ellerini hiçbir daim üstümden çekmeyen Konuşan Kitaplar Blog Turlarının Çıtır Kızlarına ama özellikle Kitap Telvesi blogunun sahibi Merve‘ye çooook teşekkür ederim!!!!

Hadi 1. yaş kutlamamız olan yarışmamıza geçelim!!!

scrollWithLineCFG_31

Yarışmamız 2 adımdan oluşmaktadır ve bütün adımlar doğru bir şekilde gerçekleştirilmedir. Yoksa yarışmaya katılmamış olacaksınız!

sv9pc

Rafflecopter formunu doldurun!

FORMU DOLDURMAK İÇİN TIK-TIK!!!

sv9pj

Aşağıdaki kitap listesinden istediğiniz 3 kitabın ismi ile birlikte blogumu takip ettiğiniz mail adresinizi yorum olarak bırakın!

dami3

Tatlı Bela – Jamie McGuire

Ayaklı Bela – Jamie McGuire 

Anansi Çocukları – Neil Gaiman 

Korkak ve Canavar – Barış Müstecaplıoğlu

Eşleşme – Ally Condie 

Düğün Hediyesi – Lucy Kevin

Yağmur Sonrası – Sarah Jio

22 Britanya Yolu – Amanda Hodgkinson

İhanet Altını – Philip Reeve

Nefes – Sarah Crossan

Ejderin Aşkı – G. A. Aiken

Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi – Duygu Özlem Yücel (imzalı) 

scrollWithLineCFG_31Yarışmamız 20.09.2013 Cumartesi günü başlayıp 11.10.2013 Cumartesi günü son bulacaktır.

HERKESE BAŞARILAR!!!!!

Reklamlar

Misafir Yorumcu : İyi Günde Kötü Günde – Mary Balogh / İnceleme


1230099_10202530605926230_1298159321_n

İyi Günde Kötü Günde

Mary Balogh

                İlk önce bu yazıyı Dammy’min 1. Yılına hitaben yazdığımı belirtmek istiyorum. Bebeğim seni çok seviyorum umarım daha nice yıl dönümlerine daha da başarılı yıllara :*

Daha önce bir kere daha yazı yazmıştım blogda bol spoilli birşeycikti ama bu seferki böyle olmayacak. Dammy pek romantik kitap kızı değildir ona bol eşkın olsun fantastik olsun falan bende severim ama beni benden alan şu ingilizlerin eski zamanları bol romantikli bol aşklı kitapları. Ön büyük örnek Julia Quinn benim gözümde tabii ki ama bugün şuan Mary Balogh’un İyi Günde Kötü Günde kitabından basetmek istiyorum.

Mary Balogh aslında hepimizin olmak istediği bir durumla ilgili bir kitap yazmış. Çok belli etmek istemiyorum ama okuyunca anlayacaksınız ki aahh aah keşke bana da böyle olsa. Ben hala bekliyorum olacak diye 19. Yaşındayım gencim daha olur belki  belli olmaz.

Kitap baştan pek belli etmiyor rengini ilerde pek bir karışacak ama olsun.

Vikontlar, valsler, romantik geziler, sinir bozucu tartışmalar daha neler var kitapta.

Asıl kahramanlarımızdan biri olan Vanessa eski bir dul ve büyük ablasını korumak için fedakarlık yapıyor kendini öne sürüyor resmen ama pişman mı olacak peki ? Mutluluğuyla, neşesiyle asık suratlı Elliott’u güldürebilecek mi?

Kitaptan birkaç alıntılar spoiler içerir dikkat edin ;

“…Yaşamaya devam etmelisin Nessie, tekrar sevmeli ve rekrar mutlu olmalısın. Evlenmelisin ve çocukların olmalı. Bunu yapmalısın. Bana söz veriyor musun ?”

“Hala uyanmayı ve kendinizi dün gecede bulmayı diliyor musunuz?”

“Ben güzel bile değilim, öyle değil mi?”

“Dudakların ve gözlerindeki gülümsemeyle ve yeşil giysinle, sen tamamen ilkbaharı andırıyorsun Vanessa”

 

Ben geçen gün D&R’da denk geldim 10 lira vardı cebimde ortada indirimli kitaplar arasından çektim aldım yatırdım bütün paramı. Napalım dayanamıyorum tarihi aşk romanlarına. Pişman mıyım? Tabiki HAYIR. Daha çok Mary’nin kitaplarından okuyacak mıyım? EVET.

Ama söyleyeyim böyle kitaplara aldırıp önümüze gelene aşık olmayalım baylar bayanlar yıl 2013 1900’ler değil maalesef ama mümkün olsa ben o zamanlarda doğmak isterdim aah bide Prenses olaydım. Neyse fazla uzatmadan size kitabın arka kapağınıda yazıyorum ve okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Ailenin ortanca kızı olan gururlu ve cesur Vanessa’nın, genç bir dul olarak Londra’nın en seçkin bekârının peşinden koşmamak için kendince bir sebebi vardır. Ve bunun kesinlikle aşkla bir ilgisi yoktur. Yoksa var mıdır?

Karşı konulmaz Lyngate Vikontu Elliott Wallace’ın, taşrada kendi halinde bir köy olan Throckbridge’e gelmesi büyük telaşa sebep olur. Ablasını sevgisiz bir birleşmeden çaresizce kurtarmaya çalışan Vanessa Huxtable, evlenmek için kendini öne sürer. Bir eşe ihtiyacı olan Elliott ise yerine getirmesi gereken görevlerinden ötürü, alışılmadık biçimde kendisine yapılan bu teklifi kabul eder. Ne var ki düğün gecelerinde tuhaf bir olay meydana gelir. Ortak hiçbir şeyleri olmayan bu iki yabancı birbirlerinden uzak duramazlar.

Geçmişte kalan bir sırrın çevresinde dönen entrikalar — bunlardan biri de Huxtable ailesi ile bağlantılıdır — arasında, Elliott ve Vanessa evliliğin doyumsuz güzelliklerini… ve aşkın çok da uzakta olmayabileceğini keşfederler.

“Mary Balogh aşk romanlarının kraliçesi.”
Publishers Weekly

“Eğlenceli ve seksi.”
Library Journal

 Ayşegül Yardımcı

Ayaklı Bela – Jamie McGuire / İnceleme


5

Kitabın Adı : Ayaklı Bela
Orijinal Adı : Walking Disaster
Serinin Adı : Beautiful Series
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Boran Evren
Yayınevi : Yabancı
Basım Tarihi : Ağustos, 2013
Sayfa Sayısı : 463
Tür : New Adult / Aşk / Romantik

“Yakın bir zamanda aşık olacaksın oğlum. Öylesine bir kıza kapılma. Kolay lokma olmayan kızı seç, uğruna mücadele etmen gereken kızı ve sonra da asla mücadele etmeyi bırakma. Asla,” –derin bir nefes aldı- “istediğin şey için mücadele etmeyi bırakma. Ve asla,” –kaşlarını çattı- “anneciğinin seni sevdiğini unutma. Beni görmesen bile.” Bir gözyaşı yanağından aşağıya süzüldü. “Ben seni daima, daima seveceğim.”

Diye yüreğimizi parçalayan ölüm döşeğindeki anne ile oğullun konuşmaları ile başlıyor Ayaklı Bela’mız…

Beautiful Serisinin ilk kitabı olan Tatlı Bela’nın bir nevi devam kitabı olan ama aslında Ayaklı Bela, serimizin baş karakteri olan varlığı ile depremler yaratan, dövmeleri ile kendine aşık ettiren, yetmezmiş gibi o dayanılmaz ve geri dönülmez aşkı ile insanı kendinde geçiren yürüyen belamız Travis’in ağzından yazılmış harika bir New Adult romanı!

Bu aralar feci derecede New Adult romanlarına takmış durumdayım ve dili ne olursa olsun o türdeki tüm kitapları okuyorum. Bazısı birbirine benziyor, bazıları ise bambaşka bir şaheser sunuyor önümüze. Ama elimde veya elimizde mükemmel eserler olsa da erkek karakterlerin gözlerinden yazılan NA romanlarına TA-PI-YOR-UM!!!

Nedense tüm türlerde ki romanlar kadın karakterlerin veya 3.bakış ağzı ile yazıldığından azıcık bıkkınlık duygusu oluşmaya başladı ben de… Farklı bakış açıları okumak istiyorum. o yüzden bu sıralar ya erkek karakter bakış açısıyla okumayı tercih ediyorum ya da her iki karakterin bakış açısından anlatılan kitapları. Nedense konu bu şekilde daha anlamlı, daha tapılası, daha okunası geliyor. Şahsen!

NA türünde erkek bakış açısı ile okumayı Tangled kitabı ile başladım diyebilirim. Tapılası manyak karakter Drew ile de bu bakış açısına aşık oldum. Sonra da Kusursuz Kimya ile ikili bakış açısını okudum ve bir daha aşık oldum bu tarza. Anlayacağınız artık beni tek bakış açısı kesmiyor. :D

Ya kitabın içinde iki karakterin de bakış açısı olacak ya da her iki karakterin bakış açısını anlatan kitaplar… Örneğin; Tatlı Bela ve Ayaklı Bela gibi.

Ayaklı Bela, ilk bölüm (prolog) ve son bölüm (epilog) dışında ilk kitap Tatlı Bela (yorumum için Tık-Tık) ile tıpa tıp aynı. Tabii arada Travis’in gözünden anlatılan ekstra bölümlerde yok değil.

Örneğin; Abby’e aşık olduğu ilk zamanı anladığında babasının yanına koşması gibi… “Baba bak, annem ölüm döşeğinde bana ne nasihat vermişti, hatırlıyor musun? İşte sevdiğim kızın peşinden koşacağım!” diye

Veya örneğin; bu kitapta Travis’in kardeşleri ile ilişkilerini daha yakından görebiliyoruz. Veya kuzeni Shepley ile olan ilişkisini…

Ama en güzeli ise Travis’in Abby’e olan o ölümsüz aşkını, aşkı için nasıl acı çektiğini, aşkı için neleri göze aldığını, aşkı için yapmayacağı şeyin kalmayacağını, aşkının sınırını olmayıp her duygusunu doruklarda veya diplerde yaşadığını daha yakından görüyoruz.

Kısaca kitapta anlatılan konuya değineceğim ama kitabımızı daha yakından tanımak için ilk kitabımız Tatlı Bela yorumuma bakmanız yeterlidir. Yorumum için Tık-Tık!!!

Yıllar önce annesini kaybeden Travis, birbirinden manyak ve haşarı 4 erkek kardeşin ve karısının kaybını üzerinden atamamış bir babanın arasında büyümenin bir erkek çocuk için ne kadar zor olduğunun beden bulmuş hali o… Anne şefkati, duygusu veya sevgisi görmemiş birisi o… Ama bol bol nasihat alan birisi!

“Önce şu; üzgün olmak ve hissetmek kötü bir şey değildir. Bunu hatırlar. İkincisi şu; olabildiğince çocuk kal. Oyun oyna Travis, zevzek ol” –gözleri buğulandı- “sen ve kardeşlerin birbirinize bakabilirsiniz ve babanıza. Büyüyüp başka bir yere taşındığınızda bile eve dönmek önemlidir. Tamam mı?”

İşte bu yüzden kadınlara nasıl yaklaşılacağını bilemiyor. Veya yaklaştığında da Kazanova gibi davranıp bütün kızları ağına çekiyor. Ta ki bir yere kadar… Güvercin’i görene kadar! Onu akbabaların arasından sıyırıp aldıktan sonra…

Teorilerim umursanmadı çünkü dünyanın düzeni böyle değildi. Çekim, seks, aşk, sevgi ve ardından kalp kırıklığı. Mantıklı düzen buydu. Hep böyleydi.

Peki Abby ile Travis arasında dileyelim kıvılcımlar oluşsa ve Shepley, Abby’nin en yakın arkadaşı hatta kız kardeşi olan America’ya aşıksa sizce ne tepki verir?

 “Abby’ye yaklaşma demek istiyorsun.”
Alnını kırıştırdı. “Herhangi bir arkadaşına yaklaşma demek istiyorum. Finch’e bile. Uzak dur yeter.”
“Kuzen!” dedim, onu kafa kola alarak. “Aşık mı oldun? Sayende gözlerim yaşardı!”
“Kapa çeneni,” diye homurdandı Shepley. “Sadece arkadaşlarından uzak duracağına söz ver.”
Sırıttım. “Hiçbir söz vermiyorum.”

Shepley her ne kadar Travis’i, Abby’den uzak tutmaya çalışsa da aniden America ve Abby onların yanına taşınır. Ve Abby koltukta değil Travis ile beraber yatarrrr!!!

Gözlüklerini çıkardı. “Tükendim. Bir makro molekülü daha ezberleyemeyeceğim.”
On numara. Yatak vakti gelmişti. “Tamam.”

Sapukkk Travisss!!! :D

Şaka bir yana Travis, Abby’e bir şeyler hissetse de hep çelişkiler içerisindedir.

İşte o anda dank etti: Bir çift olarak birlikte olmamız mümkün değildi. Ne yaparsak yapalım ya da ben kendimi ona hangi numaralarla sevdirirsem sevdireyim asla onun için yeterince iyi olmayacaktım. Onun benim gibi birine kalmasını istemiyordum. Artık onunla geçirebileceğim ne kadar zaman varsa, bununla yetinmem gerekecekti.

Derin bir nefes almadan önce bir süre beni izledi. “Yolunda gitmeyen bir şey mi var oğul?”
“Bir kız var baba.”
Biraz gülümsedi. “Bir kız.”
“Benden nefret ediyor sayılır ve ben de…”
“Onu seviyo’ mu sayılırsın?”
“Bilmiyorum. Sanmıyorum. Demek istediğim… nereden anladın?”
Gülümsemesi daha da genişledi. “Ne yapacağını bilemediğin için ihtiyar babanla o kız hakkında konuşmandan.”

“Benden nefret ediyor.”
“Zannetmem.”
“Evet, bu gece duydum. Kazara. Benim pisliğin teki olduğumu düşünüyor.”
“Tam olarak böyle mi söyledi?”
“Aşağı yukarı.”
“Yani… aslında öyle sayılırsın.”
Suratımı astım. “Sağ olasın ya.”

Peki kıskanç Travis görmek ister misiniz bayanlarrrr?! :D

Abby çantasını alıp çıkarken birkaç dakika boyunca sakin kalmak bir şeydi, koltuğumda otururken gecenin sonunda Abby’nin külotunu indirmeyi planladığını bildiğim o çirkin embesilin götümden hallice yüzünü izlemek başka bir şey.

Aynı anda hem ne kadar haklı hem de haksız olduğuna dair en ufak bir fikri yoktu. Onunla ilgili çelişkili duygularım beni deli ediyordu. Ona aşıktım ve onsuz bir hayat düşünemiyordum ama aynı zamanda onun bana daha iyisine layık olduğunu biliyordum. Ve böyle düşünsem de Abby’nin başka biriyle beraber olduğu düşüncesine tahammül edemiyordum.

Ya Travis aşık olduğunu kabul ederse?!

“Şimdi kim kızmış bakalım?”
“Siktir git.”
“Kabul et.”
“Hayır.”
“Hayır? Abby’ye aşık olduğunu inkar etmiyorsun anlamında mı yoksa kabul etmiyorsun anlamında mı? Çünkü her iki halde de, pislik herif, ona aşıksın.”
“…Yani?”
“BİLİYORDUM!” dedi Shepley.

Kitabımız bu komik diyaloglar ve Travis’in manyakça duyguları ile hareketleri ile hız kesmeden devam ediyor ve size nefessiz okutacak bir kitap sunuyor. Ben ilk kitaba göre bu kitaba daha çok beğendim. Hatta puanlamalarını bile tekrardan gözden geçirmeyi düşündüm. Çünkü bana göre Ayaklı Bela 5 yıldızdan fazlasını hak ediyor. :)

Bir kere Tatlı Bela’nın ilk basımda ki yazım hataları –ki gördüğüme göre o yazım hatalarının hepsi düzeltilmiş bir şekilde 2. basımı yapmış- bu kitapta yok ve çevirisi mükemmel denilecek düzeyde.

Konu deseniz mükemmel daha ne isteyim?! Vıcık vıcık aşk yerine, bir ayrılıp bir barışan çalkantılı aşkı anlatan bir kitap.

Sonu deseniz harika! İlk bölüm deseniz kalbinizin en derininden vuruyor sizi!

Kapak deseniz, her şeye bedel! Ben daha ne isteyeyim!

5 üzerinden 5! Alın, okuyun ve herkesin okumasını sağlayın!

5

damy (1)

Never Too Far – Abbi Glines / İnceleme


17029526

Kitabın Adı : Never Too Far
Serinin Adı : Too Far Series
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Abbi Glines
Yayınevi : Smashwords
Basım Yılı : 25 Şubat 2013
Sayfa Sayısı : 200
Tür : New Adult / Romantilk / Duygusal

Too Far Serisinin ikinci kitabı olan Never Too Far, tüm aşkı, romantikliği, bol bol duygusallığı, ayrılığı, kavuşmayı, özlemi ve bin bir çeşit duygusu ile hız kesmeden devam ediyor!

“Sadece benim. İkinizi de çok özledim. Yalnız olmak istemiyorum… ama yalnızım… Ve çok korkuyorum.”

Serinin ilk kitabı olan Fallen Too Far’da (Yorumum için Tık-Tık!!!) 19 yaşındaki Blaire, annesini kanser hastalığı yüzünden kaybettikten sonra 5 yıl önce onları terk eden babasından kalacak bir yer ve bir iş bulana kadar kendisine bakmasını istemiştir. Babası bu teklifi kabul edip yanına çağırdığında ise yeni karısı ile birlikte tatile gitmiştir ve evde sadece Blaire’nin üvey kardeşi yakışıklılar yakışıklısı, dövmelerin efendisi, kadın avcısı, boylu poslu Rush vardır. Rush, evine gelen bu yabancı sarışın güzeli ilk başta almak istemese de erkek kardeşi Grant’ın ısrarları üzerine eve almış ama merdiven altındaki hizmetli odasına yerleştirmiştir. Rysh’un bu davranışından sonra gururlu kızımız Blaire, bir paket fıstık ezmesi ve ekmek ile yaşamını sürdüreceğini düşünmektedir – ta ki yakışıklımız bu yiyeceklerini bulana kadar! Tabii bu sırada sevgili kızımız kasabanın Golf kulübünde içecek dağıtıcı olarak işe başlamıştır.

Kızımız bir içim su olduğu için ve golf kulübünde de bir sürü yakışıklı olduğu için kızımızın peşini bırakmıyorlardır. Tabii bir tanesi vardır ki yeri geliyor bir sevgili oluyordur Blaire için ve yeri geliyordur anaç kollarını açmış onu kollamak isteyen bir anne oluyordur. Peki kimdir bu yakışıklı? Kimdir benim aşık olduğum bu adam? Woods! İşte sırf bu davranışları yüzünden Rush ile birbirlerine çok kavga etmişlerdir ve bu sayede Rush’un Blaire’ye karşı duygularını ön plana çıkartmıştır. Kızımız zaten gönlünü oğlumuza kaptırmıştır ama oğlumuzda kızımıza karşı boş değildir. O da hemen kalbini kızımızın eline vermiştir.

Bu ikilimiz mutlu mesut hayatlarına devam ede dursun cadaloz mu cadaloz, şirret mi şirret, küçük dağları ben yarattım diye ortalıklarda dolaşan ve bir cadının beden bulmuş hali, Rush’un anaç kolları altına sıkışmış, kendini hala küçük ve kırılgan gören ama eşek kadar olmuş Nan yüzünden bütün mutlulukları alt üst olur. Çünkü onun geçmişinde yatan öyle bir sır vardır ki aklı hayale dondurur. İşte bu yüzden sevgili iki aşığımızın arası açılır hatta ayrılırlar. Sırf bir sır yüzünden! Diyorum ya çok büyük bir sırdır bu…

2. kitabımız Never Too Far, Rush ve Blaire’nin ayrılıklarından 3 hafta sonrasında başlıyor. Blaire’nin eski kasabasına dönmüş ve eski sevgilisi ona her anında yardım etmektedir. Örneğin Blaire sırf otellerde sürünmesin diye onu büyükannesi Granny Q’nun yanına yerleştirir. Ki bu sayede onun ne zaman eve girdiği ne zaman çıktığını takip edebilmektedir. Bizim saf kızımız ise aşk acısının yanında o büyük sırrın acısını çekerken bunları gözü görmez. Ki o bu iki acı ile boğuşurken asıl bir şeyi unutmaktadır.

Blaire hamiledir!

Evet evet yanlış duymadınız! İkinci kitap Blaire’nin hamile olup olmadığı ile ilgili test yapması ile başlıyordur! Tabii onun hamile olduğunu ilk önce öğrenen ise bir kuyruk gibi peşini bırakmayan Cain’dir. Lanet olsun bu çocuk her yerden çıkıyordur! Her yerden çıktığı yetmezmiş gibi bir de aklınca Blaire’yi hamile bırakıp kaçtığı için Rush’u bile suçlamış, onunla kavga istemiş ama dayak yiyende o olmuştur. Nihahaha!!!

Tabii kızımız hamile olduğunun şokunu atlatamadan ne yapacağını bilemez bir halde etrafta dolaşmaktadır. Aklında bin bir türlü fikir dolaşmaktadır. Onu bu fikir çukurundan ise, birinci kitapta tanıştığımız ve Blaire’nin en yakın olan arkadaşı Bethy kurtarır. Kendisine ev arkadaşı arayan Bethy hemen Blaire’e koşmuş ve kasabaya dönmeye ikna etmiştir. Ehh bu arada tabii açık göz kızımız, Blaire’nin hamile olduğunu anlamış ama belli etmemiştir.

Kasaba dönen Blaire, Rush’un yalvarmaları ile karşı karşıya kalır. Hem de ne yalvarmalarrrr!!! :)

“Çok ama çok üzgünüm. Normal olmaya çalışıyorum. Dikkatli olmaya da çalışıyorum ama başaramıyorum. Daha iyi olacağım. Söz veriyorum. Bethy’nin evine git. Ne söylediysem unut. Gerçekten iyi olacağım. Gerçekten söz veriyorum. Sadece… sadece gitme. Lütfen!”

Rush böyle yalvarmalara devam etsin kızımız şüpheler içerisindedir. Bakınız:

Rush ne yapıyor? Kız kardeşi benden nefret ediyor. Annesi benden nefret ediyor. Onlar benim annemden nefret ediyor. Ve ben babamdan nefret ediyorum. Rush bebeğin bir parçası olduğu halde bizi bırakıp gitti. Ona hiçbir zaman annesini veya kız kardeşini bırakacağını soramam. Cehennemde olsak bile! Benimle veya Nan ile gitmesini öğrenecek olsam bile o Nan’ı seçer. Hem de sonsuza kadar. Her şeyi öğrendiğimde dahi. Onun sırlarını güvende tutacaktır. Onu seçecektir.

Kızımız işte böyle çelişkilerle dolsun, Nan’ı mı seçer beni mi seçer diye sorular sorsun, bin bir türlü senaryolar yaza dursun, Rush’ımız aşk acıları çekmektedir. Ehh oğlumuz aşk acısı çekerken sinirleri de had safhada gezmekte ve birilerinden bu sinirini çıkartmak istemektedir. Ve en güzeli de sinirini hiç beklemeyeceğimiz, onun göz bebeği olan birisinden çıkartırrrr!!!

“Blaire, Bethy’nin evinde kalıyor. Woods, Blaire’ye işini geri verdi. Alabama’da hiç kimsesi yok. Bir kişiye dahi sahip değil. İkinizin de babası olan o adam beş para etmezin teki. Onun için babası ölmüş birisi. Onu düzeltecek ve ihtiyacı olan şeyleri bulmaya çalışıyor. Gerçekler ortaya çıktığı zaman dünyası alt üst oldu, bu yüzden o buradan kaçtı. Mükemmel ötesi bir mucize eseri o buraya geri döndü. Onu burada geri istiyorum, Nan. Bunları duymak istemiyorsun ama onu çok seviyorum. Onun güvenini sağlamak için beni hiçbir şey durduramaz! Şu an güvende ve hiç kimse bunu sonlandıramaz. Demek istediğim hiç kimse, benim kardeşim dahil olsa bile, onu istenmeyen kişi olarak hissettiremez! Yakın bir zamanda ayrılıyorsun. Eğer istersen nefretinin içinde tutabilirsin ama burada sadece tek bir insandan nefret edebileceğini bilecek kadar büyüdüğüne inanıyorum.”
“Bu yüzden benim yerime onu mu seçiyorsun?”
“Burada bir karşılaştırma yok Nan! Böyle davranmayı bırak! Şimdi babana sahipsin. O kaybetti. Sen kazandın. Şimdi çek git buradan.”

Yaa işte Rush böyleee koydu lafını. Ne yaparsınız ona karşı aşkımıza aşk katıyor. :) Tabii bu arada sevgili kızımız ‘Ben artık ona aşık değilim.’ ‘Ben ondan uzak durmaya çalışıyorum falan dese de alttan alta oğlumuza karşı olan aşkını başkalarına itiraf ediyor.

“Onu affettim, Grant. Ben sadece unutamıyorum. Biz neydik veya ilişkimiz nereye kadar gitti. Aynısı bir daha olmayacak. Buna izin veremem. Kalbimde bunun olmasına izin vermeyecek. Ama onu her zaman dinlerim. Onu önemsiyorum.”
Grant yorgun bir şekilde nefes vererek, “Bence bu hiç yoktan iyidir,” dedi.

Ve bu kıvılcımlar devam ederken, tabi saklı saklı devam ederken arada gün yüzüne de çıkmıyor değil. Konuşmalarında bazen açık veriyor olabilirler. :D

“Eee sen ve Cain…?” Ben neyi sormaya çalışıyorum acaba? Onlar ne? Siktir! Bunu duymak istemiyorum.
“Biz sadece arkadaşız, Rush. Bütün hayatımız boyunca. Ona karşı hislerim hiçbir zaman değişmeyecek.”

Bazen bu olaylara 3. şahıslarda karışabiliyor tabi…. Belki 3. kişi Woods olabilirrrr… :D

Onu anlamaya çalıştım. Ne ima etmeye çalışıyor ve neden Blaire’nin koruyucu meleği gibi davranıyor? Bundan hiç hoşlanmadım. Kanım kaynamaya başladı ve ellerimi yanlarımda yumruk yaptım. Böyle davranmaya devam etmeyi mi düşünüyor? Onun zayıf ve burada olduğu zaman yavaşlıyor mu? Lanet olsun! Bu olmamalı! Blaire benim!

Ve birbirlerini nasıl özlediklerini görmek mi istiyorsunuz? Ehh hadi bakalım o zaman!

“Ne yapıyorsun?” diye nefes nefese sordum.
“Beni durdurmadığın için Tanrı’ya şükrediyorum! Ben aç bir adamım, Blaire!”

Tabii bunlar kavuşa dursun eski acılar, sırlar geri dönüyor. Tabii bu sırlar göründüğü gibi sırlar olmadığı ise Blaire’nin babası tarafından ortaya çıkıyor. Meğersem o sır gerçek sır değilmiş. Ortada daha bambaşka bir sır yatıyormuş ve sırrın üstünü örtebilmek için bambaşka bir sır uydurmuşlar. Ama her iki sırda birbirinden kötü. Ben her iki sırda da şoka uğradım. Özellikle üstü kapatılan sırrı öğrendiğimde!

Tabii bu sırrın üstünü örten ise Blaire’nin babası ve onun karısı. Ama babası artık vicdan azabı çektiği için bütün kirli çamaşırlarını ortaya çıkartıyor. Ve vicdan azabını ilk Nan’ın hastanede yattığı, pislik karı bile bile kaza geçirerek bütün ilgiyi üstüne çekmeye çalıştı ve yeni kavuşmuş iki çiftimizi birbirinden ayırarak hastane yatağında dahi olsa istediğini yaptırttı(!), zaman Rush’a döküyor içini.

“Onu incittim. Senin düşündüğüm şekilde değil. Bu, onu açıklanması bile zor bir şekilde incittiğimin göstergesi. Olan olaylarda çok fazla acı var ve ben onu nasıl geri alacağımı dahi bilmiyorum.”

Ve sonunda istediğimiz oluyorrrrr!!!

Bakışlarımı kaldırdım ve onun endişeli bakışları ile karşılaştım. Benim üzgün olmamdan hoşlanmıyor. Onu bu yüzden seviyorum. “Her şey yolunda. Aşırı tepki gösterdim. Ben sadece, ımm, şaşırdım o kadar. Şu an benimle beraber geldiğini bilmem gerekirdi. Ben sadece-”
“Dur artık,” diye Rush sözümü kesti ve beni kendine doğru çekti. “Hiçbir yere gitmiyorum. Gördüğünle ilgili hiçbir şey bilmiyorsun. Meg sadece eski bir arkadaşım. Hepsi bu kadar. O benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Sana bakmaya geldim. Seni görmem gerekiyordu ve golf oynamaya geldim. Orada değildin. Meg ile karşılaştım ve beraber yemek yememizi önerdi. Sadece bu kadar. Burada çalıştığınla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Bunu asla yapmazdım. Hiçbir yapmadığım halde bunu yapmazdım. Seni seviyorum Blaire! Sadece seni! Birbaşkası ile beraber değilim. Asla olamam!”
Ona inanmak istiyorum. bencil ve yanlış olsa da başka bir kişiye dahi yetecek kadar beni sevmesine inanmak istiyorum. Benden uzak durmasını istememe rağmen. Ona yalan söylüyorum. Yalandan nefret ediyorum. Eğer yakın bir zamanda ona söylemezsem o da benden nefret edecek. Onun benden nefret etmesini istemiyorum. Ama ona doğruyu söyleyemem. Yalan söylemem daha mı iyi? Yalan söylemek her şeyi düzeltecek mi? O bir daha bana nasıl güvenecek?
“Hamileyim!” Ne yaptığımın farkına varamadan kelimeler ağzımdan çıkmıştı.
Ağzımı korku ile kapatırken, Rush gözlerini kocaman açmıştı.

Ehh artık son sırda artık ortaya çıkmışken artık çifte kumrularımız bir araya gelmiştir. Hem de sonsuza kadar ayrılmamak şartı ile! Mutlu sonlara bayılıyorum yahu! Ama sevgili Blaire’de Rush’u nasıl süründürdü nasıl süründürdü anlatamam. Ama en sonunda babalık hakkı diye aldı yanına. :P Artık kendi aşkı mı deriz buna babalık hakkı mı bilinemez?! :D

Son noktayı ise mükemmel alıntımız ile koyuyorum:

“Lütfen, Blaire Wynn, eşim olur musun?”
Bunu istiyorum. Onu istiyorum!
“Evet!” dedim ve o yüzüğü parmağıma doğru kaydırdı.

Evlenme teklifinden sonra Nan cadalozu bir takım sorunlar çıkartsa da sevgili Rush’ımız onu bir güzel, afiyet ile susturmuş ve onu postalamıştır. Aşkımıza aşk katıyorsun Rush! Ama Woods’a karşı aşkım daha fazla olmasaydı. :P

Yorumumu bitirmeden önce bir şey daha söylemek istiyorum. 2. kitap nedense 1.kitaba göre daha vasattı bana göre. İlk kitabın ağırlığı, sayfaları çevirmemizi sağlayan duygusu, ikilinin aşkının ağırlığı, kıskançlıklar nedense bu kitapta o kadar ağır değildi ama yine de yazarın kalemine karşı olan aşkım, kurguladığı senaryolara karşı aşkım, Woods aşkım ve iki sevgilinin ağzından yazılan bölümlerin olmasından dolayı oluşan bir aşkımdan dolayı kitabı yeni ve yeniden çok beğendim.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4