Konuşan Kitaplar #18 Blog Tur 6. Gün / Finding Cinderella – Colleen Hoover / İnceleme


umutsuz-gif

Konuşan Kitaplar 18. Turunun 6. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün turumuzun son günü ve ben de ilk defa bir tur bittiğinden dolayı bir hüzün duygusu oluşuyor. Çünkü ne bu kitaba ne de biraz sonra serinin devamı olan Finding Cinderella‘ya doyamadım. Ve doyamayacağım da… :(

O yüzden blogumda veya FB sayfam da Umutsuz hakkında alıntılar hiç şaşırmayın sevgili takipçiler. :))

Gelelim bugün kimler ne yapıyor kısmına. Bakalım neler yapıyorlarmış.

Bendeniz Yorum Durağım Finding Cinderella’yı inceliyorum.
Küçük Kız Dream Cast’ini yayınlıyor.
Kitap Aşığı, Kitap Telvesi ve Kitap Avcısı yorumlarını paylaşıyor bizlerle.

Ve hala devam etmekte olan ve 3 şanslı kişinin Umutsuz yarışmasına katılma için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

findingggKitabın Adı : Finding Cinderella
Serinin Adı : Hopeless Series
Seri Sırası : 2.5
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Basım Tarihi : 14 Ocak 2013
Tür : YA / NA

Finding Cinderella, Hopeless / Umutsuz Serisinin 2.5 kitabı olan novel (roman) olmasını can-ı gönülden isteyeceğim ama 105 sayfacık bir novella (romancık)…

Novellalardan (romancıklardan) aslında nefret ediyorum diyebilirim. Çünkü okuduğumdan bir şey anlamıyorum, tadı damağımda kalıyor, ‘Bunun devamı nerede arkadaş?’ diye çığlıklar atarak kitabı etrafa savuruyorum ama ne yazık ki bunu yaptığım zaman elime bir şey geçmiyor… Novellalardan nefret etmemin baş sebebi okuduğum ilk novella olan The Selection / Beni Seç serisinin 1.5 kitabı olan The Prince yüzünden. 40 sayfacık o kadar saçma bir kitap ki anlatamam. Okumanızı şahsen tavsiye etmiyorum. Koskoca Beni Seç kitabının en ücra köşesini alıp sevgili yazarımız Prens Maxon’a göre uyarlayarak yazmış ama kusura bakmayın hiçbir şeye benzememiş. Yada ben kitabın amacını anlayamadım. Çünkü kitabı tekrar başa sardığımda ‘Neden yazıldı acaba?’ diye kara kara düşündüm. Novella konusunda ki bu şanssızlığım yüzünden 105 sayfalı Finding Cinderella’ya elim korka korka gitti. Ama turumuzun Ya Sonra çalışması için ya Hopeless / Umutsuz Serisinin 2. kitabı Losing Hope’u inceleyecektim ya da Finding Cinderella’yı. Açıkçası Losinh Hope’u okumak istedim ama okuyan bir arkadaşım Ayaklı Bela nasıl Tatlı Bela’nın sadece birkaç sahne hariç birebir aynısı ve Travis’in bakış açısı ile yazılmış ise Losing Hope’da, Hopeless / Umutsuz’un birkaç sahnesi hariç birebir aynı sahneleri yazılmış ama olayların Holder’un gözünden anlatan bir kitap. İşte bu yüzden ben de romancığımız olan Finding Cinderella’yı elime aldım ve Hopeless / Umutsuz’un içindeki yer alan karakterlerimiz Daniel ve Six’in aşk dünyasına adım attım. Ama ne adım…

3116679

Hem de ne atma! Kitap bitip ‘The End’ yazısını gördüğüm anda saçımı başımı yolmak istedim, kitabı parçalamam imkansız olsa dahi kitabı parçalamak istedim, yazara ağız dolusu küfürler etmek istedim, yazarın bu mükemmel kaleminden ve kurgu zekasından dolayı da ayakta alkışlamak istedim. “İşte yazar budur, arkadaş!” diye az çığlık atmışlığım yok evde.

Ama bu ne yazık ki kitabın az oluşuna, tadı damağımda kalışına karşı bir engel oluşturmuyor! Yine de parçalamak istiyorum arkadaş! Yazarı da gümbürtüye götürmek istiyorum o ayrı mesele…

425277

Kitabın konusuna gelecek olursak sevgili yakuşuklu çapkınımız Daniel, boş olan 5. dersi için her gün tadilat odasına kendini kapatıyordur ve bir gün yanına bir misafir kız gelerek ona katılmıştır. O da şeş kaza hee! Öyle ‘Yakışıklı İtalyan erkeklerine taş çıkartan erkeğimiz, seksi boy Daniel içeride hadi ayağımız takılsın üstüne düşelim!’ bir düşünce ile girmemiştir kızımız. Herkesten nefret edip kaçtığından dolayı yanlışlıkla o odaya yolu düşmüştür ve ne hikmet ayağı takılıp yakışıklı erkeğimizin üstüne düşmüş ve şıp sevdi erkeğimiz gönlünü direk kıza kaptırmıştır. Daha ne ismini biliyorsun, ne cismini, neye benziyor, nasıl biri, nasıl bir kız hiç düşünmeden hayaller kurmaya başlıyor sevgili çapkınımız. O hayaller kura dursun kızımız yanından ayrılıyor ve tam bir hafta oğlumuzu beklettikten sonra tekrar yanı başına geçip oturuyor ve bu sefer işi ileriye götürüp öpüşüp, yiyişmeye başlıyor. Ha bu arada kızımızda oğlumuzu görmedi. Oda zifiri karanlık. Sadece dokunarak anlaşabiliyorlar ama feci bir anlaşma var aralarında lütfen! Ve oğluşumuz saçma sapan kafasında hayaller kurmaya başlıyor. Onun bir Cinderella olduğunu ve kendisi de bir prens olduğunu düşünerek kızımıza Cinderella demeye başlıyor.

Bu tuhaf ve normal ve seksi ve üzücü ve garip ve vazgeçmek istemeyeceğim bir şey. Bu bir an sevinçten havalara uçulacak ve sanki biz bir çeşit peri masalının içerisindeymiş gibi hissettiren bir duygu. Sanki o Tinkerbell ve ben de Peter Pan’ım.
Bir dakika, bir dakika! Ben Peter Pan olmak istemiyorum ki!
Belki o Cinderella olabilir ve ben de onun Prens Charming’i…

İşte oğluşumuz böyle hayaller kurarak kızımla yiyiştikten sonra kızımızı kaybediyor ve koskoca İtalyan okulunda onu aramaya başlıyor. Ve tüm arayışları hazin bir sonla biterek Amerika’ya dönüyor. Dönmesine ama 1 sene boyunca pes etmediği arayışlarına Amerika’da da devam ediyor ve sesi, kokusu, cismi ona benzeyen her kim varsa onunla çıkmaya başlıyor. Ama ne yazık ki tek bir sorunla seçtiği kız Cinderella olmuyor ve onu terk edip gidiyor.

Sadece bir kişi, sadece bir kız Cinderellasını unutturuyor ona. Kim mi? Sky’ın en yakın arkadaşı ağzında dondurma kaşığı ile salına salına Sky’ın odasına girmesi ile Daniel’ın kalbini yerinden oynatması yetmiyormuş gibi dünyasını durduğu yerde tepetaklak ediyor, çenesinin yerlerde sürünmesini sağlıyor, Daniel’ın bu davranışları Holder’ın sinirlerini tepesine çıkartıyor ama bu ve bunun gibi durumlar Daniel’ın hiç umurunda olmayıp “Bu kıza nasıl çıkma teklif ederim?” , “Nasıl aklını çelerim?” gibi fikirleri kafasında fır döndürüyordur. Zar da olsa sonunda kızımıza yemeğe çıkma teklifi ediyor ve kızımızda ne hikmetse hemen kabul ediyor. Kabul etmesine ediyor ama oğluşumuza her seferinde “Benim yüreğimde bir İtalyan erkeği yatıyor, ben ona aşığım,” gibisinden ortalıkta dolanıyor.

Onlar kaçan kovalanan oyunu oynayadursun, olaylar gelişedursun yazarımız ortaya öyle büyük bir sır atıyor ki aklınız hayaliniz şaşar. Aynı Hopeless / Umutsuz’da çıkan sır gibi nutkum tutuldu diyebilirim. Hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmeyen bir şey ortaya çıktı şaşırdım kaldım. Tam o sırrı sindirmeye çalışırken şakkk diye ‘The End’ yazısı görerek daha da derin bir şoka girdim. Resmen karanlık bulutlar çöktü üstüme. ‘Nasıl biter bu kitap, nasıl, nasıl?!’ diye ortalıklarda dolanıp kitabın bittiğini sindirmeye çalıştım ama ne yazık ki sevgili cici kitabımız mideme oturdu gitmiyor, ey okuyucular…

Bu yazara aşık olmamı sağlayan sevgili arkadaşın bu kitapta kulakların çokça çınladı mı bilmem ama ben her seferinde senin adını andım. Çünkü Colleen’in dili o kadar sağlam, o kadar yoğun, o kadar yetenekli ve kitabın neresi can alıcı noktası olacağını çok ama çok iyi biliyor. Kitap hatta kitapları o kadar basit başlıyor ki anlatamam ama sonra tam kitabın ortasında yazar ortaya öyle bir sır bombası atıyor ve yeri göğü öyle bir sarsıyor ki ağzınız açık kalır, bu da yetmez çeneniz yerleri süpürür. Hatta kitaplarında o sır düğümünü tam çözerken yeni sırların ortaya çıkması okuyuculara ayrı bir zevk veriyor. Özellikle de bana. Ve bu kitabına da gelecek olursak, her ne kadar Hopeless / Umutsuz’un yarı sayfası kadar olsa da güzellik bakımından aynı kulvarda yarışabilir. Size tavsiyem eğer İngilizce kitap okuyorsanız hemen gidip Finding Cinderella’ı okuyun ama eğer İngilizce kitap okuyamıyorsanız hemen gidin yayınevinin başına ekşiyin ve bu kitabı çıkarmaları için ısrar edin. Çünkü eminim ki siz de benim kadar Daniel’a aşık olacaksınız!

Puanıma gelecek olursak eğer sormanız bile ayıp! 5 üzerinden 5 tabii ki! Ayrıca sizin için birkaç alıntı çevirdim, eğer bir hatam varsa şimdiden kusura bakmayın. :)

5

scrollWithLineCFG_31

Bunlar da benim Six ve Daniel’ım <3 <3 <3

5447398

“Onlar fazlasıyla parlak,” diyerek döndü ve fırına doğru yürümeye başladı. “Ayakkabılar asla neon olmamalıdır.”
“Onlar sarı. Neon değil.”
Neon sarı,” diye söyledi sevgili kız kardeşim Chunk.

 45“Ne?! Hani hepiniz Val’i seviyordunuz?”
Biliyorum Val kaltağın teki ama ailem onu seviyormuş gibi görünüyordu. Özellikle annem. Ayrıldığımız zaman annemin gerçekten yürekten çok üzüleceğini düşünüyordum.
“Val’den nefret ediyorum,” dedi Chunk.
“Tanrım! Ben! De!” diye söylendi annem.
“Beni, üç yapalım,” diyerek yanımdan geçip gitti babam.

 45“Bir kaza mıydın?”
Kafasını sallayarak, “Bence de! Annem, bana hamile kaldığında 44 yaşındaymış ama ben dünyaya kız olarak geldiğimde baya bir heyecanlanmışlar,” dedi.
“Kız olarak dünyaya geldiğin için ben de çok memnunum.”
Gülerek, “Ben de,” dedi.

 45“Onu seviyor muydun?” diye sordum. Mükemmel zekamın o anda aramızdaki bağa tamamen etmesine izin vererek.
“Kimi?”
“İtalya’da ki adamı,” dedim açıklayarak. “Hani kalbini inciten adam. Onu seviyor muydun?”
Alnını omzuma dayadı ve bu arada bu soruya cevabını bu şekilde göstererek başarısız bir şekilde yanıtını verdi ama aynı zamanda bu benim içimin daha da fazla sorularla doldurdu.
Hala onu sevip sevmediği, hala onunla olup olmak isteyip istemediği, hala onunla konuşup konuşmadığını ona sormak istiyordum.

 45“Hatta kim olduğunla ilgili hiçbir fikrim yoktu ve şuan lanet olsun ki benim kız arkadaşımsın. Bana neler yapıyorsun böyle?”

 45“Benim en iyi arkadaşımsın, Holder.”
Sky gülerek kafasını salladı ama Holder hala bana sanki ben aklını kaybetmişim gibi bakıyordu.
“Gerçekten,” dedim. “Sen benim en iyi arkadaşımsın ve seni seviyorum. erkeklerimi sevdiğimden hiçbir zaman utanmam. Seni seviyorum, Holder. Daniel Wesley, Dean Holder’ı seviyor. Her zaman ve sonsuza kadar.”
“Daniel, hemen kız arkadaşının yanına git,” dedi bana elini sallayarak.
Kafamı sallayarak, “Bana, seninde beni sevdiğini söyleyene kadar hiçbir yere gitmiyorum,” dedim.
Başını Sky’ın yatak başlığına doğru yasladı, “Lanet olsun ki seni seviyorum ve şimdi DEFOL!” dedi.
Kıkırdadım. “Ben seni daha çok seviyorum ki!”
O, bir tane yastığı kapıp pencereye doğru fırlatırken, “Buradan hemen defol, pislik!” diye bağırdı. 

scrollWithLineCFG_311379821_676890185655132_366492927_nV0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #18 Blog Tur 3. Gün / Umutsuz – Colleen Hoover / İnceleme


umutsuz-gif

Umutsuz turumuzun 3. gününden herkese merhaba!!!

Bugün;

 Yorum Durağım ve Kördüğüm Hayaller kitabımızı yorumluyoruz.
Kitaplarım ve Ben kitabımızdan minik alıntılar paylaşıyor.
Ve Kitap Sayfaları 6 maddede kitabımızı neden okumalıyız açıklıyor.

Ayrıca 3 şanslı kişinin Umutsuz kazanacağı yarışmamıza katılmayı unutmayın!!!
Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

umutsuz-3d

Kitabın Adı : Umutsuz
Orijinal Adı : Hopeless
Serinin Adı : Hopeless Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Çevirmen : Kübra Tekneci
Yayınevi : Epsilon
Sayfa Sayısı : 429
Basım Tarihi : Ekim, 2013
Tür : YA / NA

Kitapların sevdiğim yanlarından biri karakterlerin hayatlarının belirli kısımlarının bölümler halinde özetlenmesidir. Merak uyandırıcıdır, çünkü gerçek hayatta bunu yapmak mümkün değildir. Bir bölümü bitirip yaşamak istediğimiz şeyleri atlayarak ruh halinize uya istediğiniz bir bölümden hayatı yaşamaya devam edemezsiniz. Hayat bölümlere değil… dakikalara bölünebilir. Hayatınız boyunca olan olaylar hızlı çekim, boş sayfalar ya da bölüm araları olmaksızın ardı ardına devam eden dakikalara hapsolur, çünkü ne olursa olsun hayat devam eder, kelimeler akar, gerçekler hoşunuza gitse de gitmese de ortaya çıkar ve hayat asla durup soluklanmanıza izin vermez.

Hani bazı kitaplar vardır, okuduktan sonra okuma kalitenizi yükseltir, böyle bir kitabın daha bulamayacağınızı düşündürür, yoğun ve saf anlatımı ile sizi mest eder, elinizden bıraktırmaz, 1 gün, hatta ve hatta saatler içerisinde bitirir ve tadı damağınızda kalır, sonra kitabın kapağını kapatır yazara ve kitabın böyle bir kurguya sahip olduğu için lanetler okursunuz, hatta kendinizi frenleyemez küfürler edersiniz, daha sonra ise kendinize geçer bir daha böyle bir kitabı nerede bulacağınızı kara kara düşünür ve sonra bulamayacağınızı fark ederek kendinize de küfürler etmeye başlarsınız. Çünkü artık okuma seviyeniz aynı değildir. Değişmiştir. Seviyeniz yukarılara çıkmıştır. Seçici olmaya başlarsınız. Elinizde ki kitapların çoğu bile bir hiç gibi görünür gözünüze.

İşte bu ve bundan daha fazlasını Umutsuz yaşattı bana. Aylar önce İngilizcesinden okumaya başlamıştım kitabı. Ama daha sonra tamda en heyecanlı sahnelerin olduğu yerde kitabı kapatıp bir köşeye bırakmıştım. Şimdi o hareketi yaptığıma o kadar pişmanım ki anlatamam. O zaman okusaydım eğer hiç zaman kaybetmeden yazarın diğer kitaplarını okumuş olurdum ve zaman kaybetmezdim.

Son zamanlarda okuduğum kitaplar ile okuma kalitemi yükselttiğimi düşünürken meğersem yanılıyormuşum. Umutsuz kitabı ile karşılaştığım zaman resmen okuma seviyemin yerlerde olduğunu fark ettim. Umutsuz kitabı ben de anlatamayacağım daha doğrusu açıklayamadığım duygular bıraktı. Sadece al, oku ve beraber tartışalım diyeceğim kitaplar kategorisinde. Aslında son zamanlarda okuduğum kitaplar da nedense hep bunu yapıyorum. Çünkü o kitaplar gerçekten ben de silinemez izler bırakıyor. Bakınız Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi  veya Tatlı Bela veya Ayaklı Bela veya veya Fırsatçı, Never Too Far, Korkak ve Canavar… ve kısacası bu liste uzarrr gider. Ve bu kitapların çoğunun tek bir ortak noktası var. O da bu kitapların çoğunu bana sevgili blog kardeşim Tuğçe’nin Kitaplığı’nın önermesi. Bence onun okuduğu kitapların bir takipçisi olun. Şahsen ben artık öyle oldum. Çünkü onun sayesinde okuma seviyem yükseldikçe yükseldi. Seni seviyorum Tuğçe’nin Kitaplığı ve okuma zevkini de… <3 <3 <3

Bence bu kadar aşk itirafı yeter, kitabımıza dönelim lütfen. :P

Umutsuz’a gelecek olursak… Bir kere bu kitabın ben de bıraktığı izleri kelimelere zor aktıracağımı düşünüyorum. Çünkü kitabın kapağını açtığım zaman birkaç tahminde bulundum. Dedim ki bu kız oğlana böyle davranıyor, laubali bir şekilde konuşuyor, oğlanla resmen dalga geçiyor, oğlanda kızın her daim peşinde, hiç yanından ayrılmıyor, hep bir izleme, hep bir güzel laf söyleme peşinde bunlar kesin 25 sayfa sonra sevgili olur, 50 sayfa boyunca canım cicim olurlar, 50. sayfanın sonunda ayrılır arada bir ayrılık rüzgarları eser ama sonra yine birleşirler, son sözde de bir evlenme sahnesi olur ve kitabı kapatır diye düşünüyordum. Ve düşünmemle kaldım! Bu kitap bir güzel avucumu yalamamı sağladı. Hem de afiyetle. Çünkü benim böyle düşünmemin sebebi karakterlerimizin lise çağında gençler olması. Ergenler bunlar ya falan diye düşünüyorum. Ama neredeeee.. Kitap beni bir tuzağa düşürmüş, bir duygu karmaşası yaşatmış, bir fırtınalar kopartmış içimde, ancak okuyan anlayabilir beni…

Kitabımız kızımız Sky’ın ağzından yazılıyor ama diğer karakterlerimizin duygularını da hiç merak etmeden, yazarımız o yoğun kalemi ile hissettiriyor bize. Sky, Karen’in yanına 5 yaşında gelmiş evlatlık birisi. Hiçbir teknoloji aleti yanına yanaşmadan, Karen’in vegan diyeti (şeker, un, et vs.den uzak durarak) ile büyümüş ve evde eğitim almış birisi. Yan komşusu asi genç, erkeklerle gönül eğlendiren Six ile yakın arkadaş. Aslında tek arkadaşı… Arada annesinden gizli odaya aldığı erkekler hariç tabi ki…

Aslında bu tabloya baktığınız zaman ne kadar normal birisi gibi gözüküyor değil mi? Asi, bir o kadar inatçı, kurallara uymayan… Ama değil…

Çünkü onun bilinç altında yatan korkular, karabasanlar, hüzün, acı, mutluluk, sevgi ve bir o kadar da bitmeyen özlem var. Geçmişte tanıdıklarına. Tabii bunların yanında adlandıramadığı duygularda var. Mesela Holder’a karşı… :)

Holder ise içinde kıvılcımlar olan genç bir delikanlı. Nerede kendini frenleyeceğini bilmiyor. Her duyguyu uç nokta da yaşayan ama geçmişini de unutmayan birisi. Acıyı mutluluk ile, sevgiyi hüzün ile karıştırarak hayatına dengesiz bir çizgi çizerek devam ediyor. Ama Sky karşısına çıkana kadar.

Sky ne zaman markette yakışıklı, gamzeli, tapılası seksi Holder ile tanışıyor işte o zaman tüm hayatı alt üst oluyor Sky’ın. Daha doğrusu geçmişi su yüzüne çıkarak Sky’ın hayatını alt üst ediyor. Ama ne geçmiş… Okusanız ağzınız açık kalır. Çünkü yazar öyle bir bağlamış ki sonu hiç tahmin edemeyeceğimiz bir düğüm ve sonuç…

Aslında açık olan bazı olaylar var. Sonuçta kız 5 yaşında Karen’in yanına geliyor ve ufakta olsa bir şeyler gözünün önüne gelmesi lazım. Ama kızımız 5 yaşına kadar ne yaşadıysa 5 yaşında Karen’in yanına gelince bütün o olayları silip atmış ve yeni yaşamına merhaba demiş. İnternetsiz, televizyonsuz, arkadaşsız, asosyal bir yaşama…

Yine bu sınırlamalarla yaşamına devam eden Sky artık 18 yaşına geldiğini ve üniversiteye gitmeyi istediğini ve bu yüzden liseye giderek aktivite derslerini alması gerektiğini Karen ile konuşur, tartışır ve bir sonuca varırlar. Six’in gittiği liseye kaydını yaptırırlar ama aksilikler bir kere üst üste gelecek ya işte bunda da gelir ve Six lise son sınıfında öğrenci değişim programı yüzünden asosyal kızımızı bir başına bırakarak hüzünlü bir şekilde İtalya’ya gider. Bu duruma Sky’da aynı derecede hüzünlü olsa da yine de tek başına kaldığı için mutludur çünkü üniversite yaşamında tek başına kalacağını biliyordur. Annesiz ve Six’siz…

Okulun ilk günü onun için berbat gitmiştir. Çünkü penceresinden odasına aldığı erkekler o okuldadır ve dedikodular her yerde dolaşıyordur. Dolabı iğrenç benzetmeler yazan kağıtlarla doludur ama Sky bunların hiçbirisine aldırmıyor hatta yaratıcı alaycılığını kullanarak onlara cevaplar yazıyordur.

Okulun ilk günü gittiği markette 1 yıl boyunca hem kasabadan hem de okuldan uzak kalan ama o yıl geri dönen Dean Holder ile karşılaşır. Birbirlerini hiç tanımasalar bile sanki Holder, Sky’ı tanıyormuşçasına onu arabasına kadar takip eder ve şüpheli sorular sorar. Bu durumdan işkillenen Sky ne soru sorduysa ona cevap verir ve Holder’ın o yakışıklı yüzünde ki gamzelerini yalamamak için kendini zor tutar. :D

Sorularını cevapladıktan sonra evine dönen Sky, günlük egzersizi olan koşmak için evden dışarı kendini atar ve koşmaya başlar ve ne tesadüftür ki(!) Holder’ın evinin önünde mola verir. Artık siz buna şans mı dersiniz kader mi bilemem ama ben buna eşek şansı diyorum! :D

Kızımız onu umursamıyormuş gibi davranıp evine doğru koşmaya başlarken sevgili tapılası yakışıklımız evine kadar onu takip eder ve 6 kilometrelik koşuya bünyesi dayanamayan sevgili kızımızın bayılırken yere düşmesini engeller ve evine kadar taşır. (Ne kadar romantik değil mi???? )

Buraya kadar ki anlattıklarım her kitaptaki basit tavlama, hadi canım bu kadar basitleşmesin şu kitap dediğimiz sahneler değil mi? Aynen öyle. Ama sakın bu kitabı öyle kitapların aynısıymış gibi düşünerek okumayın! Çünkü değil! Ben de öyle düşünüyordum. Kızın hal ve tavırları ne kadar basit, bundan cacık olmaz, oğlanda çok peşinden koştu ne öyle kız gibi derkennnnn ertesi sabah aralarında bir muhabbet geçip, bir tartışma aralarında patlak vermiş ve bu tartışmadan dolayı okulda Holder’ı karşısında gören Sky öyle bir şaşırmıştır ki işte o dakikadan sonra olaylar soluk almadan ilerledi.

Hele bir bilezik olayı var ki geçmişi su yüzüne çıkartmak için debeleniyor desek yeri.

Holder’ın ‘Hopeless’ dövmesine ise diyebileceğim tek kelimem bile yok. Okuyun ve onun nasıl bir anlama geldiğinizi kendiniz çözün. Çünkü ben ne anlama geldiğine hem de Holder’a o dövmenin ne anlam ifade etmesine bayıldım!

Kitabımız arada geçmişe gidip bize bazı sahneler gösterse de hiçbir şekilde tahmin yürütmemizi sağlamıyor.

Kitabın kurgusuna, yazımına, duygularının yansıtılmasına bayıldım desem az kalır. Çünkü bu kitap tekrar tekrar okuyacağım, kurgusuna tekrar tekrar hasta kalacağım, duygularının saflığına bir daha aşık olacağım, yetmeyip Holder’a bir daha, bir daha hatta dönüp bir daha  aşık olacağım, neden benim böyle sevgilim yok diye yakınacağım,çığlık atacağım, kendimi parçalayacağım, Sky’ın geçmişini düşünüp ortalığı tekrar tekrar dağıtmak isteyeceğim bir kitap.

Böyle karmakarışık duygulara sahip olmamın sebebi yazarın dilinin ham, saf ve tahmin edilemez olması. Sizi bir sonraki sayfaya öyle bir kuvvetle itiyor ki, Newton’un kurallarını deşiyor hatta altüst ediyor bile diyebilirim. :D

Ayrıca kitabın kapağında orijinal kapak resminin kullanılmasına ayrı bir şekilde bayıldım. Çeviriye gelecek olursak birkaç yerde anlatım bozukluğu ve eksiklik olsa da süperdi. Çevirmen esprileri ve duyguları kelimelere o kadar güzel bir şekilde yansıtarak çevirmiş ki bize tadından yenmez bir kitap ortaya çıkarmış. Çevirmenin ellerine sağlık diyorum.

Kitaba puanım ise lütfen bunu sormanızı bile istemiyorum. 5 + ∞ ! Bu puan bile kitaba az kalır diye düşünüyorum. Sadece şunu diyorum: Okuyun ve gelin hep beraber tartışıp, gözyaşları dökelim…

5

scrollWithLineCFG_31

1379821_676890185655132_366492927_n

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #18 Blog Tur 2. Gün / Umutsuz – Colleen Hoover / Alıntılar


umutsuz-gif

Konuşan Kitaplar 18. Blog Turunun 2. Gününden herkese merhaba!!!!

Dün ki postumda bu tur için ne kadar heyecanlı olduğumu söylemiştim ve bugünde yavaş yavaş tur için görevlerimi yayınlamaya başlıyorum.

Bugün:

Bendeniz yani Yorum Durağım Alıntılar yayınlıyorum.
Kördüğüm Hayaller Önokuma ve kitabımızın Trailerını yayınlıyor.
Kitaplarım ve Ben ile Maria Puder Ölmedi ise kitabımıza yorum yapıyor.

Ayrıca 3 şanslı kişiye Umutsuz kitabını hediye ettiğimiz yarışmaya katılmayı unutmayınız! Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

Erkeklerle birlikte olmaktan hoşlanmıyor değilim. Zevk alıyordum – yoksa, bunu yapmazdım. Sadece diğer kızlar gibi zevk almıyordum. Ayaklarım hiç yerden kesilmiyordu. Karın boşluğumda kelebeklerin uçuştuğunu hissetmiyordum. Doğrusu, birinin beni kendimden geçirdiği düşüncesi bana son derece yabancıydı. Erkeklerle birlikte olmaktan zevk almamın asıl nedeni kendimi tamamen ve rahatça uyuşmuş hissetmemdi.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Ancak beklentileriyle ilgili üç sorun vardı:

  1. Ağlamam. Asla.
  2. O tuvalete bir kez gittim ve bir daha asla gitmeyeceğim.
  3. Parayı severim. Paradan kim kaçar ki?

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Ya vejetaryensem?” diye sordum salatadaki tavuk göğsüne bakarak.
“Etrafındakileri yersin,” diye karşılık verdi.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Ona bakar bakmaz üç şeyi fark ettim:

  1. Baştan çıkarıcı çarpık gülümsemesinin ardına gizlenen kusursuz beyaz dişlerini.
  2. Gülümsediğinde dudaklarının köşelerinde ve yanaklarının arasındaki oyukta oluşan gamzelerini.
  3. Beni ateş bastığına eminim.
    Ya da karın boşluğumda kelebekler uçuşuyordu.
    Ya da bir tür virüsün etkisi altındaydım.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Gözlerim elinden ön kolundaki küçük harflerle yazılı dövmesine kaydı.
Umutsuz.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Bunu yapmak zorunda olmadığımı biliyorum, Sky. Ben ne istersem onu yaparım.” Kulağıma doğru eğilip sesini fısıldarcasına alçalttı. “Ve seninle konuşmak istiyorum.” Geri çekilip bana baktı. Kafamda ve karnımda devam eden karışıklık sebebiyle cevap vermeyi başaramadım.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Beni takip mi ediyorsun yoksa gerçekten okula tekrar kayıt mı oldun?”
Şeytanca gülümseyip parmaklarıyla dolabın üzerinde ritim tuttu. “İkisi de.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Sana vurdu mu?” dedi sesinden hiçbir şey belli etmeyerek. Başı yere doğru eğik olsa da, kirpiklerinin arasından bana baktı. “Sana hiç vurdu mu?”
Yine başlamıştı, tavrını değiştirerek beni boyun eğmeye ikna etmeye çalışıyordu. “Hayır,” dedim kısık bir sesle. “Hayır. Sana söyledim… bu bir kazaydı.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Cep telefonunun olmasına izin verilmediğini sanıyordum,” dedi. “Yoksa bana numaranı vermemek için uydurduğun acınası bir bahane mi?”
“İzin verilmiyor. En iyi arkadaşım onu bana dün verdi. Mesaj göndermekten başka bir şey yapamıyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Mantıklı gelmediğinin farkındayım ve hayır, lezbiyen değilim. Senden önce kimseden hoşlanmadım ve nedenini bilmiyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Okumak, yemek pişirmek ve koşmak. Ve beni hayal etmek. Ne kadar ilgi çekici bir hayatın var.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Bu umutsuz çocuğun bu hafta nasıl girdiğini bilmiyorum, ama girmesi için hazır olmadığımdan kesinlikle emindim.
“Hep böyle alaycı mısın?” diye sordum.
Omuzlarını silkti. “Ya sen?”
“Sorulara hep sorularla mı karşılık verirsin?”
“Ya sen?”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Eğer gerçekten beni öpmek istiyorsan, neden öpmüyorsun?” Kız arkadaş kelimesini içeren bir cevap vermesinden korkuyordum.
Yüzümü iki elinin arasına alıp yukarı doğru kaldırdı. Baş parmaklarını elmacık kemiklerimin üzerinde dolaştırırken göğsünde göğsünün hızla yükselip alçaldığını hissedebiliyordum. “Çünkü,” diye fısıldadı. “Hissetmemenden korkuyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Breckin, bu Holder. Holder erkek arkadaşım değil, ama onu başka bir kızla en iyi ilk öpücük rekorunu kırmaya çalışırken yakalarsam, benim nefes almayan erkek arkadaşım olabilir.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Devam et,” dedi Holder. “Daha sonra ne yaptığımızı duymayı çok isterim.
Gözlerimi devirip Brackin’e döndüm. “Sonra hiç öpüşmeden ilk öpücükler tarihindeki en iyi öpücük rekorunu kırdık.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Yerime oturup elektronik kitabı tekrar elime aldım. “Biliyor musun, Breckin. Sen gerçekten harikasın.”
Bana gülümseyip göz kırptı. “İçimdeki Mormon. Biz aslında harika insanlarız.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Bu beni öldürüyor, bebeğim,” dedi, sesi daha sakin ve kısıktı. “Beni öldürüyor, çünkü senin için hissettiklerimi bilmeden bir gün daha geçirmeni istemiyorum. Ama sana aşık olduğumu söylemeye hazır değilim, çünkü aşık değilim. Henüz değil. Ama bu hissettiğim her neyse –hoşlanmaktan çok daha fazla. Çok daha fazla. Son birkaç haftadır bunu anlamaya çalışıyordum. Neden tarif edebileceğim başka bir kelime olmadığını düşünüyordum. Sana tam olarak ne hissettiğimi söylemeyi istiyorum, ama lanet olası sözlükte hoşlanmak ve sevmek arasındaki noktayı tarif edebilecek bir kelime yok, ve o kelimeye ihtiyacım var. İhtiyacım var, çünkü söylediğimi duymanı istiyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Yaşamak.
Kelime sanki hep orada, sözlükte ait olduğu yerde, hoşlanmak ve sevmek arasına saklı kalmıştı. “Yaşamak,” dedim.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Başka ne çekici biliyor musun?” dedi yine bana doğru yaklaşarak.
İfadesindeki muziplik utancımı hafifletti. “Ne?”
Sırıttı. “Film izlerken birbirimize dokunmamaya çalışmak.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Herhangi bir şey hissedip hissetmediğimi umursayan tek çocuk oydu ve sırf bu sebepten kalbimin küçük bir parçasını çalmasına izin verdim. Ama bana yeterli gelmiyordu, o yüzden birden ona kalbimi tamamen vermek istedim.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Kitapların sevdiğim yanlarından biri karakterlerin hayatlarının belirli kısımlarının bölümler halinde özetlenmesidir. Merak uyandırıcıdır, çünkü gerçek hayatta bunu yapmak mümkün değildir. Bir bölümü bitirip yaşamak istediğimiz şeyleri atlayarak ruh halinize uya istediğiniz bir bölümden hayatı yaşamaya devam edemezsiniz. Hayat bölümlere değil… dakikalara bölünebilir. Hayatınız boyunca olan olaylar hızlı çekim, boş sayfalar ya da bölüm araları olmaksızın ardı ardına devam eden dakikalara hapsolur, çünkü ne olursa olsun hayat devam eder, kelimeler akar, gerçekler hoşunuza gitse de gitmese de ortaya çıkar ve hayat asla durup soluklanmanıza izin vermez.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Sırf artık telefonun olmadığı ve hayatın çok dramatik olduğu için egonun patlamasına izin vereceğimi sanma. Tişörtün ve iç çamaşırınla çok basit görünüyordun. Bütün gece tavuk bacaklarına bakmak zorunda kalmamam için umarım bugün kendine pijama alırsın.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Mesaj demişken… bu telefonunu geri aldığın anlamına mı geliyor?”
Omuzlarımı silktim. “O telefonu geri istemiyorum. Mağlup erkek arkadaşımın Noel’de iPhone almasını umuyorum.”

scrollWithLineCFG_31

1379821_676890185655132_366492927_n

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #18 Blog Tur / Umutsuz – Colleen Hoover


umutsuz-gif

 

Haftalardır yolunu gözlediğim turumuz sonunda başladı!!!

Turu yapacağımız günler yaklaştıkça bende ki heyecan gittikçe arttı ve ben tur için bir sürü hazırlık yaptım. Sanırım bu tur baya bir görevim var. :)

Mesela hiç vazgeçmediğim alıntılarım bu tur daha fazla olacak. Yorumum deseniz hala uzadıkça uzuyor. Ya Sonra çalışmasında da Hopeless Serisinin 2.5 kitabı olan Finding Cinderella kitabını inceleyeceğim.

Her iki kitabı da, Umutsuz ve Finding Cinderella‘yı ayrı ayrı sevdim ve bayıldım. Bu hayranlığımın yanında yazara aşık oldum. Hele o güzel kalemine ise double aşık oldum! <3

Bu turumuzda ben ne kadar yoğunsa diğer tur üyelerimizde aynı şekilde yoğun. Bir sürü şey yapıyoruz. İnanmıyor musunuz? Hadi tur takvimimize bakalım. :D

1379821_676890185655132_366492927_n

Ve bu turumuz boyunca 3 şanslı kişiye Umutsuz kitabını hediye ediyoruz.

Eğer 3 şanslı kişiden birisi olmak istiyorsanız yapmanız gereken yarışmaya katılmak.

Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

V0ZpRkE

Kalbimin Sahibi – A. L. Jackson / İnceleme


kalbimin-sahibi-3D

 

Kitabın Adı : Kalbimin Sahibi
Orijinal Adı : When We Collide
Yazarın Adı : A. L. Jackson
Çevirmen : Ayhan Ece Şirin
Yayınevi : Aspendos
Sayfa Sayısı : 392
Basım : Eylül 2013
Tür : Yetişkin / Geçmiş-Günümüz / Duygusal / Hüzünlü / Romantik

Seni sevmekten nasıl vazgeçeceğimi bilmiyorum…

Hani bazı kitaplar vardır okursunuz, kitabı okudukça size zevk verir, okudukça okuyasınız gelir, sizi baymaz, içinize sıkıntılar basmanıza sebep olmaz, sizi karamsarlığa sürüklemez ve kitabı seversiniz, hatta bayılırsınız kitaba. Ama bir de bunun tam tersi kitaplar vardır. Sayfayı çevirmek zor gelir size, karamsarlığa bağlarsınız direk, okurken hiç mutlu olmazsınız. Bu kitabın kötü olmasından veya çevirinin berbat olmasından kaynaklanan bir durum değildir. Bu durum kitabın karanlık, karamsar, sizin hiç hoşlanmayacağınız, sevmeyeceğiniz bir konu üzerinden işlendiği için sevmezseniz. Kitabın karamsarlığı o kadar fazladır ki siz de sayfaları çevirme isteği bile uyandırmaz, en sevdiğiniz anlatım tarzınız olsa dahi kitabın kapağını açar açar kapatır ve okumak istemezsiniz.

İşte A. L. Jackson’ın yazdığı Kalbimin Sahibi kitabı ben de bu duyguları hissettirdi. Bir kitap normalde en fazla 3 gün sürünürken bu kitap 2 hafta boyunca süründü. Açtım açtım kapattım kitabı. Okumak istemedim, kapağını açmak istemedim, o karamsarlığı yaşamak istemedim, Maggie’nin acısını daha fazla çekmek istemedim. Ki kitabı okumak istemememin en büyük sebebi sanırım bu: Maggie’nin acıları…

Maggie yıllar boyunca babasından işkence görmüş, aşağılanmış, kimsenin koruyucu kanatlarının altına alınmamış bir genç kız. Diğer yaşıtları gibi özel hiçbir şeyi yok. Özel bir sevgilisi, mutlu bir ailesi, ilk aşkı babası veya özenip süsleneceği harika bir sevgilisi… Babası var ama ilk aşkı değil. Hayatında ilk nefret ettiği kişi. Çünkü o hem kendisine hem de küçük kız kardeşine çektirmediği çile bırakmayan pislik herifin teki. Peki sevgilisi mi? Sevgilisi olan Troy en az babası kadar pisliğin teki. Maggie’nin evde çektikleri yetmiyormuş gibi bir de Troy’dan aynı acıları çekmesi yaşamdan soğumasına neden oluyor ve sırf iki kuruş para cebine girebilmesi ve bu kötülüklerden azıcık uzaklaşıp kafasını dağıtabilmek için William’ların evinde çalışmaya başlıyor. Belirli günlerde gelip evi temizliyor ve huzura kavuşuyor.

William ise iyi aile çocuğu… Başarılı, çalışkan, iyi bir insan olabilmesi için teyzesi ve ailesi elinden gelen her şeyi yapıyor. Böyle bir ortamda ve insanlarla büyüdüğü için büyüdüğü zaman iyi yürekli, mükemmel ve başarılı bir öğrenci oluyor. Üniversite tatillerinde eve gelen ailenin gözde çocuğu olduğunu saymıyorum bile. :) Tabi bu iyi yanlarının dışında Will yakışıklı, uzun boylu kısacası tapılası bir insan…

Yaşamı tepe taklak olmadan önce son bir kez yaz tatili için evine geliyor. O yaz yaşadığı olaylardan sonra bambaşka bir insan oluyor Will. Artık daha içine kapanık, acıyı tatmış ve kalp kırılması nasıl bir duygu bilen birisi oluyor ve yaşadığı bu olaylardan dolayı evini terk ediyor. Ve de uzun yıllar boyunca da evine dönmüyor. Tam 6 yıl boyunca… 6 yıl boyunca bambaşka bir yerde bambaşka bir hayat kuruyor kendine. Yeni bir iş, yeni bir sevgili… Ailesini komple unutuyor. Ama tek bir şey ona ne ailesini ne de ilk aşkını unutturuyor… 6 ay önceki yazın yaşadığı her bir olaylar hiçbir zaman peşini bırakmıyor.

Ta ki abisi ona acı bir olay için telefonla arayana kadar kendini soyutladığı yaşamına devam ediyor. Abisi, teyzesinin çok hasta olduğunu, ölüm döşeğinde olduğunu, son kez canından çok teyzesini görmek istiyorsa ailesinin evine gelmesini istiyor. Bu tür bir acıya kalbi dayanamayan William, yeni yaşamını arkasında bırakarak evine doğru yola çıkıyor. Eve her yaklaştığı kilometre boyunca eski William’da bedenine geri dönüyor ve o yaz yaşadıklarını tek tek hatırlamaya başlıyor.

Her anı mutluluğu, sevgiyi, saygıyı, huzuru, acıyı, hüznü, ilkleri beraberinde getiriyor. Hem aynı anda onu mutlu ediyor, hem de gözyaşlarına boğuluyor. Çünkü o yaz yaşadıkları bir ömre sığdırılacak kadar önemli şeyler…

Evine vardığı zaman teyzesinin son nefeslerini verdiğini görerek 6 yıl sonra bir kez daha kalbi paramparça oluyor… Ve bu kalp kırıklığı ile eski acıları canlanıyor… Hem de acıların baş karakteri karşısında dururken… Hem de bir erkek çocuğun elini tutarak… Hem de sol elinin bir parmağında yüzüğü ile…

İşte bu acı tüm acıların üstüne çıkıyor… Çünkü o evlenmiş, çocuk sahibi olmuş ve hala acı çekerken ki yüz ifadesi ile karşısında dururken o hiçbir yapmadan 6 yıl önce kaçıp yeni bir yaşam kurarken bunları düşünmüyor, düşünemiyor… Ve işte onu gördükten sonra kendi acısının üstüne onun acısı ekleniyor…

Tam William bu acılarla boğuşurken abisi ona bir teklifle geliyor. Onun yılları boyu ailesinden uzak kaldığını ve artık bir yere kaçmasını istemiyor ve ailesi ile birlikte yaşamasını istiyor. Hem de evinin misafir kulübesinde kalmasını teklif ediyor. İlk başta geçici olarak kalayım gibisinden sallama bir cevap verse de Maggie’nin kız kardeşinin evin karşıda oturduğunu öğrendiği zaman fikrini değiştirerek bir süre daha –uzun bir süre daha- kalmaya karar vermiştir. Tabii yengesi bu sürenin uzunluğunu anlamış, hatta daha başka bir takım şeyleri de anlamıştır. Mesela Maggie ile William’ın ölmeyen ve ölmeyecek aşkı gibi… O ikisinin neden bu kadar acı çektiğini, neden William’ın 6 yıl önce kaçtığını, o yaz iki gencin neler yaşadığını, hangi acıları, hangi mutlulukları tattıklarını tek tek öğrenmiştir.

William’ın yıllar sonra Maggie ve hatta oğlu için uğraştığı çabalar, Troy’u öldürmemek için elinden gelen sabrı sonuna kadar kullanmaya çalışması, ailesinin yavaş yavaş o yaz neler yaşadığını öğrenmesi, William’ın yeni yaşamını arkada bırakıp eski yaşamına yeniden bir sayfa açıp kaldığı yerden devam etmesi, yeni bir yaşam, yeni insanlar, yeni duygular, yeni suçlamalar, yeni aşklar ve bitmek bilmez karmakarışık duygular….

Yazarımız sağlam kalemi ile her iki baş karakterimizin ağzından yazılan bölümler ile tüm duyguların karışması ve karamsarlığında eklenmesi ile gerçekçi bir roman ortaya çıkartmış. Aslında tüm bu olayları diğer kitaplarda bulabiliriz ama hem yazarın kalemini kullanma şekli ile hem de karakterin hikayeye tam uymasından ve rayından çıkmadan kitabın sonuna kadar kararlarından sapmadan sarsılmaz olmalarından dolayı bu kitapta bambaşka durmuş. Kitapta özellikle bir geçmişe gidip bir günümüze gelinmesi hem de her iki karakterinde ağzından yazılması beni mest etti. Sırf sağlam kurgusu ve bu şekilde anlatılmasından dolayı kitabımız 5 puanı hak ediyor ve açıkça söylemek gerekirse bu kitaba 5 puan vermek istedim, cidden istedim. Ama veremedim… Çünkü kitabın karamsarlığı, Maggie’nin çektiği acılar beni bitirdi. Resmen ruhumu daralttı. Boğdu. Hatta kitabı okurken bir ara, ara verip okumadım. Ama yine de sonunda çifte ne olacağını merak ettiğim için dayanamadım kitabın kapağını tekrardan açtım ve okumaya başladım. Ve o açışımda bir daha kapatmayacağıma söz vererek kitabın sonuna geldim. Hem de gözyaşlarım gözlerimden akmaya direnerek… Çünkü Maggie daha sonra o kadar çok acı çekti ki acımasız bir insanın bile kalbinin dayanabileceğini zannetmiyorum. William onun yaşamının her evresinde bir kurtarıcısı oldu ve olmaya da devam edecekte… Kitapta ki nefret ettiğim, elimden gelse boğmak istediğim o kendini çok beğenmiş, çevresindeki insanlara çektirmediğini bırakmamış o pislik kişi en sonunda hak ettiğini buldu ya içim gam yemeden kitabın kapağını kapattım ya resmen içim huzurla doldu. İşte sırf bu yüzden, ayrıca kitabın çevirisinden, ayrıca yazarın sağlam kaleminden kitaba çok çok düşük puan veremeyeceğimi ama çok çok yüksek bir puan da veremeyeceğimi biliyorum.

O yüzden ben de en az puan ile en yüksek puanım ortalamasını alarak kitaba 3 puan verdim. Ama bu sizin okumanıza sakın engel olmasın. Çünkü gerçek bir aşkı bir de William ve Maggie’nin aşkı ile tadın. Birazcık bitter bir aşk ama olsun tadın yinede…

 3

V0ZpRkE

Kitap Dostları #7 Blog Tur 3. Gün / Korkak ve Canavar – Barış Müstecaplıoğlu / İnceleme


korkak-ve-canavar1

 

Kitabın Adı : Korkak ve Canavar
Serinin Adı : Perg Efsanesi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Barış Müstecaplıoğlu
Yayınevi : İthaki
Sayfa Sayısı : 307
Basım Tarihi : 2013
Tür : Türk Edebiyatı / Fantastik

Hepimiz bir gün öleceğiz. Belki genç belki yaşlı. Belki acıyla belki de huzurlu. Ama bir gün mutlaka yokluğa karışacağız. Bundan kaçamayız. Bununla savaşamayız. Fakat tümden çaresiz de değiliz. Onurumuzu koruyarak ölmek elimizde.

perg-haritasi

Küçük yaşta kısa yol olarak tünele girip bir daha oradan çıkamayan ailesi sonucunda güçlü, kuvvetli, yakışıklı ve savaşçı olan Leofold öksüz kalır ve Miryatek’in babasının onu bulması ile yaşamını onların yanında devam eder. Ta ki Kadi’de Kozan ile Asuber’in savaşı patlak verene kadar. Miryatek’in Kozan’ın tarafını tutmasından dolayı hiçbir savaşa katılmak istemeyen güçlü ve yakışıklı askerimiz Leofold da zorunlu olarak Kozan’ın safhasında savaşmaya başlar.

“Aziz dostum!” diye kükredi genç şövalye. “Sensiz başlamak üzereydik! Beni gerçekten meraklandırdın… Sözünün eri olduğunu biliyorum; bu kadar gecikince başına bir iş gelmiş olmasından korktum.”
Leofold ona uzanan elleri sevgiyle yakaladı. Gülümseyerek, “Beni hoş gör,” dedi. “Bu savaş katılma iznini alana dek neler çektiğimi bir ben bir Tanrı bilir. İnan ki Ermira’yı razı etmek savaşın en zor kıskmıydı!”

Her şey onların kazanmasının tarafında takır takır işlerken bir gün savaşta Asuber’in tarafında yer alan, türü çözülemeyen siyah cübbeleri ve başlıkları olup öldürülemeyen askerler ortaya çıkar. İşte o gün her olay tersine döner ve Kozan’ın tarafı güçsüzleşmeye başlayarak tek tek askerleri ölmeye başlar. Ve bu askerlerinden birisi ise Misyatek’tir.

Kardeşinin ölümünün yükünü kaldıramayan ve kan gölünün içerinde daha fazla kalmaya cesaret edemeyen Leofold kaçmaya başlar. Hem de yıllar önce annesi ile babasının öldüğü tünele kadar atını dört nala sürer. Kötü hatıralar zihnini doldursa da lanetli tünele yine girerek kısa yoldan evine ulaşmak ister genç savaşçı. Ama başına geleceklerden habersiz bir şekilde…

Dört nala hiç durmadan devam ederken birden toprak ayağının altından kayar ve bir çukura düşer. O çukura düşüp, iğrenç yaratık Asherta ile karşılaşmasından sonra tüm yaşamı tepe taklak olur. Asherta’nın bekçiliğinden kurtulduktan sonra artık eski güçlü, kuvvetli ve yakışıklı bir savaşçı değildir Leofold. O artık bambaşka türe ait birisi olmuştur.

Karşısında duran şey ne bir insandı ne de bir hayvan. İki metreden uzundu. Geyfor ayısını kıskandıracak irilikteki vücudu, onu tamamen saran ağaç kabuğuna benzer katman ve el yerine taşıdığı dev pençeler dışında  bir insan vücudunun çizgilerine sahipti. Bu vücudun üzerinde ufacık kalan yüzü tarif edilemeyecek kadar çirkin ve ürkütücüydü. Ama en dayanılmazı, bu yüzün içinde eğreti duran gözlerin hiç kuşkusuz insan gözleri olmasıydı.

Yakışıklı ve kuvvetli savaşçımız bir insandan yarı insan-yarı hayvan konumundaki bir canlıya dönüştükten sonra belli bir süre Asherta’nın bekçiliğini yapmış ve ona insan avlayarak karnının doymasını sağlamıştır. Ta ki bir gün insan çocuklarla karşılaşana kadar… O çocuklarla karşılaşınca efendisine karşı damarlarında dolaşan itaat duygusu ölmüş, öfkeye dönüşmüştür ve o hırsı ile sahibi Asherta’yı öldürerek onun bedduasını almıştır.

“İhanet ettin…” diye inledi. Sesi her kelime de biraz daha zayıflıyordu. “Ama sen de öleceksin… Damarlarındaki kanım intikamımı alacak… Günbegün seni zehirleyecek… Gün gelecek bir şeytana dönüşeceksin… Çevrendeki herkese ölüm kustuktan sonra kendi kendini de yok edeceksin…”

Efendisinin son nefesini harcadığı bu sözler kulaklarında çınlaya çınlaya kaçarak ormana saklanmıştır. Ve romanımızın Canavar’ı da bu sayede ortaya çıkmıştır.

Diğer yanda ise romanımızın Korkak’ı ise sırf savaştan kaçmak için sakat rolü yapıp savaşa gitmemiş, köyün yaşlıları ve hamile karısı ile köyde kalmıştır. Aslında yüreğinde kocaman bir kahraman taşıyan Guorin, karısının ve doğmamış bebeğinin gözü dönmüş bir komutan tarafından öldürmesinden sonra hiçbir şey yapmamasının hatta bunun üstüne köyden koşa koşa ormana dalması ile kendi kendisine ‘korkak’ unvanı takarak, gece gündüz hiç durmadan karanlık ormanlarda koşmuştur, koşmuştur… Hem de hiç durmadan… Ta ki bir gün bir Geyfor ayısı onu saldırana kadar… Onu bu saldıran kurtaran Leofold ‘Bekçi’ ile karşılaşana kadar. İşte o andan sonra Guorin ve Leofold beraber hareket etmeye başlamışlardır.

Bir gün yeniden savaş başladığı haberini alan Leofold, savaşçı kanının kabarması ile Guorin’a savaşa katılacağını söylemiştir. Ve Guorin de onu yalnız bırakmayarak onunla beraber gelmişti.

İşte o savaşa katılmaları ise Asuber’in gerçek yüzünü görmüş, şeytanla nasıl anlaşma yapıp hangi canavarlarla işbirliği yaptığını görmüşlerdir. Ve Leofold’un Kozan’ı yutan büyük kuşu öldürmesin sonra peşlerine bir büyücü katılmıştır, isminin ise Geryan olduğunu söyleyerek, neden peşlerine katıldığını geçmişinden başlayarak anlatmıştır. Ve Tshermon’un Kitabı adında şeytanın bir kitabı olduğunu söylemiştir.

Elinde tuttuğu eski, kalın bir kitabı göstererek “Tshermon’un Kitabı!” diye haykırmış. Öte Diyarlar’ın bu korkunç savaş tanrısının kitabını kullanarak tüm diyarları ele geçireceğini, Perg’in hakimi olacağını onu engellemeye kalkarsa kendisini yok etmekten çekinmeyeceğini söylemiş.

Büyücü bu kadim kitabın peşine düşülmesi ve yok edilmesini gerektiğini, o kitabı yok edecek kişilerinde ancak Leofold ile Guorin olduğunu defalarca dile getirerek, onunla beraber Kruzeron’a gelmelerini ikna etmiştir.

Kruzeron’a doğru yola çıktıklarından sonra bu iki dostun başına gelmeyen kalmamıştır ve o zararlardan aynı derecede Büyücü de yararlanmıştır. Gözlerinin önünde korsan gemisi mi batmamıştır, değişik değişik Asuber’in oluşturduğu canavarlara karşı mı savaşmamıştır, yoksa bir zamanlar iyi geçinemedikleri Promlar ile dost mu olmamışlardır, bunlar yetmezmiş gibi Tshermon’un Kitabı’nı yok etmek için Merhamet Tanrısını mı aramaya kalkmamışlardır ve sırf o Tanrıyı bulmak için ayrı mı düşmemişlerdir, Leofold bu ayrı düşmelerinden sonra lanetlenen insanlarla tanışıp, tatlı mı tatlı aynı bir kediye benzeyen Liddek ile mi tanışmamıştır. Bunların haricinde ise Leofold hayatında hiç mi hiç karşılaşmayacağını düşündüğü, sadece bir efsane olan Göklerin Kralı Srenah ile bile karşılaşmış ve hayatı pahasına ondan söz almıştır.

Kitabımız hiçbir şekilde aksiyon seviyesini düşürmeden devam ettiğinden dolayı çok sevdim. Özellikle ‘İşte bak şu, şunu yapacak” dediğim an da o kişini, onu yapmaması beni hayal kırıklığına değil, kitaba daha da fazla elle sarılmama neden oldu ve soluksuz bir şekilde okumamı sağladı. Özellikle kahramanlarımızın Öte Diyarlara geçtikleri anda heyecan ve aksiyon seviyesinin bir tık daha arttırması kitabı elimden bırakamama sebebim oldu.

Kitapta diğer fantastik kitapta da olduğu gibi bu kitapta da değişik isimlerde tonlarca karakter vardı. ilk okuduğum zaman “Bu kimdi ya?” gibi tepkiler versem de zamanla bu duruma alıştım ve kitabın su gibi akıp gittiğini gördüm.

Dediğim gibi kitapta bir çok karakter vardı ama bir karakteri o kadar çok sevdim ki size o karakteri tanıtmadan edemeyeceğim. Adı Liddek. Yukarıda da dediğim gibi minnacık bir şey ve aynı kediye benziyor. Kitaptan onunla ilgili en sevdiğim alıntıyı paylaşarak sizin onun daha iyi tanımanızı sağlayacağım. :)

Emin'in çizimi ile Liddek :))

“Meyve!” diye zorlanarak bağırdı Liddek. “Bebekler! Yesin! Acele!”
“Sen muhteşemsin Liddek. O küçücük gövdede böyle büyük bir kalbi nasıl taşıdığını aklım almıyor.”

En iğrendiğim ve sevmediğim ve hatta bir kaşık suda boğmak istediğim karakterler ise: birisi tabii ki Asuber, diğeri ise Gerf Kediler idi. Ben hiçbir kitapta bir karakterden veya karakterden bu kadar nefret ettiğimi bilmem. Neredeyse kitabın içerisine girip boğasım geldi. O derece sinirlendim bu karakterlere!

Tamam sakinim. :))

Kitabın dili konusuna gelecek olursak eğer; kitabın dili sade ve saf idi ama yer yer ağırlaştığı da oldu tabii ki. Konusuna gelecek olursak eğer; bu benim okuduğum ilk Türk Fantastiği edebiyatına ait bir kitaptı ve size şu kadar söyleyebilirim ki okuduğum yabancı fantastik edebiyatı kitapları kadar güzel hatta taş çıkartacak kadar güzel bir konuya sahip bir kitaptı. Zaten de bu yüzden kitabımız yurt dışında da tanınıyor ya! :)

Kitaba ilk başladığım anda 5 puan vermeyi düşündüm ama zamanla çok fazla yabancı kelimenin bulunmasından (cidden çok fazlaydı) ve kitabının sonunun bu kitabın ilk baştaki sayfalara yakışmadığından daha doğrusunu yakışmadığını düşündüğümden (belki de öyle bitmesini kendime yediremediğimden ve çıldırdığımdan) kitaba 5 üzerinden 4.5 verdim! Her fantastik okuyucusunun bu kitabı beğeneceğini hatta bayılacağını düşünüyorum. Çünkü ben devamını okumak için sabırsızlanıyorum!!!

 thz3y

scrollWithLineCFG_31

th4sf

V0ZpRkE

Kitap Dostları #7 Blog Tur 3. Gün / Korkak ve Canavar – Barış Müstecaplıoğlu / Yazar ile Röportaj


1383068_530927530317785_1902813961_n

Kitap Dostları 7. Blog Turunun 3. ve son gününden herkese merhaba!!!

7. Blog Turumuzda Korkak ve Canavar‘ı tanıttık, yazarımız Barış Müstecaplıoğlu‘nu tanıdık, tadımlık önokuma paylaştık, Türk Fanstatik Edebiyatının ne olduğunu, hangi konumda olduğunu öğrendik ve kitabımızın bizlerde ne izler bıraktığını sözcüklere döktük.

Sevgili yazarımız bizi kırmayarak bir röportaj yaptı. Bugün ise o röportajı yayınlayacağız ve aynı zamanda yine kitabın bizde nasıl izler bıraktığını kelimelere dökeceğiz.

Ayrıca hala devam eden yarışmamıza katılmayı unutmayınız!!!

Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

1)       Kısaca kendinizden ve yazarlık hayatınızdan bahsedebilir misiniz?

Boğaziçi Mezunu bir İnşaat Mühendisiyim ama hiç mühendislik yapmadım, mezuniyetten bu yana İnsan Kaynakları ve Eğitim sektöründe çalışıyorum. Kendimi bildim bileli de yazıyorum, yazmak en uzun zamandır yaptığım iş.

2)       Yazı yazma hayatınıza nasıl başladınız?

Güzel bir roman okuduğum zaman içimde bir coşku uyanırdı, ben de başkalarında böyle duygular uyandırmak, hayatımı renklendiren o güzel eserler gibi eserler yaratmak isterdim. Öyküler yazarak başladım, kendimi hazır hissettiğimde de ilk romanımı kaleme aldım.

3)       İlk kitabınızı yazarken hiç bu noktaya geleceğinizi düşündünüz mü? Sonuçta hem ülkemizde hem de yurtdışında tanınan bir yazarsınız.

İyi romanlar yazmayı hayal etmiştim, kendimi buna hazırlamak için çok çalıştım. Öykülerimin beğenilmesini bekliyordum, ama yurtdışındaki başarı umduğumdan hızlı oldu. Türkçe yurtdışında çok bilinen bir lisan olmadığından farklı dillerde yayınlanmak Türk yazarlar için kolay değil. Kitaplarım Avrupa ülkelerinden Çin’e, Arabistan’dan Hindistan’a çok farklı coğrafyalarda beğenildiğine göre evrensel bir tat yakalamışlar.

4)       Perg Efsanesinin karakterlerini yazarken hangisinin psikolojisini daha iyi yansıttığınızı düşünüyorsunuz?

Karakterlerim arasında bir ayrım yapamam, Leofold da Guorin de, sonradan öyküye dahil olan Nume ve Nela da farklı açılardan sevdiğim karakterler. Hepsinin yeri ayrı.

5)       Perg nasıl oluştu? İsminin bir anlamı var mı?

Denizi ve denizde geçen öyküleri çok sevdiğim için adalardan oluşan bir diyar hayal ettim. Böylece uzun deniz yolculukları, efsanevi gemiler ve deniz yaratıkları düşleyebilecektim. Perg isminin gerçek dünyayı referans alan bir anlamı yok, içimden gelen bir kelimeydi sadece.

6)       Kitaplarınızı oluştururken önceden tasarlıyor musunuz yoksa kaleminizi elinize aldığınız da mı dökülüyor?

Herhalde mühendis kökenli olduğum için çok planlı yazıyorum, romana başlamadan önce on beş, yirmi sayfalık bir özet hazırlıyorum, hangi bölümde ne olacağını daha baştan biliyor oluyorum. Elbette bir seneyi aşan yazma sürecinde olaylarda, karakterlerde birçok değişiklik yapıyorum, ama romanın ana iskeleti değişmiyor.

7)       Kitaplarınızın veya serilerinizin sonuna geldiğinizde nasıl bir ruh haline bürünüyorsunuz? Hiç boşluğa düştüğünüz oluyor mu?

Aklımda yazacak çok öykü, yaratacak çok karakter var, bu yüzden herhangi bir boşluğa düşmüyorum, bilakis bir sonraki kitaba başlamadan önce biraz dinlenebilmek, diğer işlerimi halledebilmek için yüreğimdeki yazma isteğini dizginlemem gerekiyor.

8)       Ufukta yeni kitaplar veya seriler var mı?

Şamanlar Diyarı serisinin ikincisi Kasım’daki Tüyap Kitap Fuarı’na yetişecek. Serinin üçüncü ve son kitabını da seneye bitirmeyi umuyorum. Sonrasında yazacağım romana henüz karar vermedim, aklımda iki ya da üç farklı öykü var, ama her koşulda bir seri olmayacak, bu sefer tek kitaplık bir öykü olacak.

9)       Türkiye’de fantastik roman yazmak neden bu kadar zor? Siz hangi zorluklarla karşılaştınız? Karşılaştığınız zorlukların nasıl üstesinden geldiniz?

Aslında bence pek zor değil, bilakis şamanlardan ve göçebe Türklerden, Bizans’a ve Osmanlı İmparatorluğu’na kadar uzanan çok zengin bir kültürel mirasa sahibiz. Bu mirası günümüz fantastik romanına taşıyarak son derece renkli romanlar yazılabilir. Türkiye’de zor olan bu romanları yazmak değil, bu romanlar sayesinde geçinebilmek, başka bir işle ilgilenmeden sadece yazmaya odaklanabilmek. Çünkü kitap satışları çok düşük, yayınevleri de hayatta kalabilmek için popüler kitaplar basmaya yöneliyor. Benim gibi bir yandan geçinebilmek için profesyonel hayatta çalışıp diğer yandan bu seviyede romanlar yazabilmek yıpratıcı bir mücadele. Ama bu mücadeleyi göze alıyorsanız, yazmanızı engelleyecek bir durum görmüyorum. Ülkemizde daha önce bu tür kitaplar yazılmadığı için beceremeyeceğimize karşı ciddi bir önyargı vardı, yayınevleri Türk yazar basmaktan kaçınırdı, Perg Efsaneleri ve sonrasında gelen kitaplarla, birkaç sene önce kurduğumuz FABİSAD’ın çalışmalarıyla bu önyargı da önemli ölçüde kırıldı. Genç arkadaşların işi artık daha kolay.

10)    Ve sizce neden fantastik türü ülkemizde okullardan uzak tutuluyor? Veya bir kişi fantastik bir kitap okuduğu zaman olumsuz eleştiri alıyor?

Biz de belli bir yaştan sonra hayal kurmak, sıra dışı olmak yadırganır, hayal kurmak yalnızca çocuklara özgü görülür ve küçümsenir. Bu yüzden de Amerika ve Japonya gibi sadece fantastik edebiyatta, fantastik sinemada değil, bilimde, teknolojide, iş dünyasında da hayal gücünü kullanıp yaratıcı işler yapan toplumların çok gerisindeyiz. Bu konu sadece fantastik roman özelinde değil, toplumumuzda hayal gücü ve yaratıcılığa verilen değer açısından ele alınmalı, konuşulmalı.

11)    Eğitimciler veya aileler fantastik türü hakkında ne kadar bilgi sahibi?

Son dönemde özel okullardan öğrencilerine seminer vermem için birçok teklif alıyorum, bu nedenle gelecek için umutluyum. Ama daha alınması gereken önemli bir mesafe var. Devlet okulları fantastik edebiyatın ve hayal gücünün gençler için, bir toplumun kalkınması için değerini henüz pek fark edebilmiş değil.

12)    Son dönem okuyucuların, ister yurtdışı olsun ister ülkemiz olsun, gelecek duruşu hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce fantastik edebiyatını ilerletirler mi yoksa gittikçe geriye mi götürürler?

Okurların beklentilerini yüksek tutmalarını umuyorum. Özensiz yazılmış, özgünlüğü olmayan kitaplara pek yüz vermesinler. Yoksa her önüne gelen fantastik roman yazmaya kalkıyor. Fantastik romanın edebiyatın bir dalı olduğunu, fantastik öykülerden edebi bir tat da almak gerektiğini unutmasınlar. Böyle yaparlarsa yazarları daha iyi yazmaya sevk ederler, aksi takdirde kolaya kaçanlarla cümlelerini elmas işçisi sabrıyla işleyenler arasında bir fark kalmıyor.

13)    Her kitabınızın muhakkak sizde ayrı bir yeri vardır. Perg Efsaneleri sizin için nasıl bir yere sahip?

İlk yazdığım kitaplar oldukları için bu serinin yüreğimde her zaman ayrı bir yeri olacak. Farklı olana karşı önyargıları, farklı olanı sevebilmeyi işlediğim bir seri oldu, bu temalar da benim için son derece önemli.

14)    Korkak ve Canavar’daki karakterleri yaratırken kimlerden ilham aldınız?

Karakter yaratırken tanıdığım herkesin farklı farklı yönlerini kullandığım oluyor. Mesleğim gereği bugüne kadar binlerce insanla mülakat yaptım, hayat hikâyelerini dinledim, bunlar da ilginç fikirler verebiliyor. Tarihteki şahsiyetler, izlediğim bir film, bir gazete haberi, hayattaki her şey ilham kaynağı olarak kullanılabilir. Ama epey bir kısmı da sadece hayal gücü.

15)    Bu türün çoğu yazarı gibi sizde FRP oyuncusu musunuz?

Üniversitede okurken FRP’ye değil ama FRP tabanlı bilgisayar oyunlarına çok düşkündüm, yazmaya başladığımdan beridir pek fırsatım olmuyor. Günün birinde kitaplarımdan oyun yapılırsa belki onu oynarım.

16)    Ejderha Mızrağı mı? Unutulmuş Diyarlar mı?

Her iki serinin de ilk kitapları çok iyiydi, sonrasında gelen devam kitapları ilk kitapların tekrarı gibiydi, beni pek cezbetmedi. Kitapları kıyaslamak kolay bir iş değil, zira hepsini farklı sebeplerden sevebiliyorsunuz. Unutulmuş Diyarlar bence daha özgün bir kurgu, ama Ejderha Mızrağı’nda da Raistlin gibi unutulmaz karakterler var.

17)    En sevdiğiniz fantastik yazarları, kitapları ve karakterleri nedir?

Ursula K.Leguin’in Yerdeniz Büyücüsü serisi ve bu serinin kahramanı Ged. Terry Pratchet’in Disk Dünya serisi ve hemen hemen tüm karakterleri. Stephen King ve Peter Straub’un birlikte yazdıkları Tılsım. Neil Gaiman’ın hemen hemen tüm kitapları.

18)    Son olarak fantastik okuyucularına söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Hayal kurmaktan hiç vazgeçmemelerini diliyorum. Hayatın en güzel renklerinden biri hayal gücü.

*Bu güzel röportajı bizimle yaptığı için Barış Müstecaplıoğlu’na tekrardan teşekkür ederiz! 

V0ZpRkE