Konuşan Kitaplar 17. Blog Tur 3. Gün / Kır Çiçeği Tepesi – Kimberley Freeman / İnceleme


1238037_554550897945319_1120482378_n

Kitabın Adı : Kır Çiçeği Tepesi
Orijinal Adı : Wildflower Hill
Yazarın Adı : Kimberley Freeman
Çevirmen : Duygu Parsadan
Yayınevi : Arkadya
Sayfa Sayısı : 534
Basım Tarihi : Ekim, 2013
Tür : Geçmiş-Günümüz / Aşk / Duygusal / Hüzünlü / Aile İlişkileri

Sanki ben doğduğumda, sen gökyüzünde beni sabırla bekleyen bir yıldızdın…

Bir anne, bir kız çocuğun ve bir kız torunun hayattaki zorluklara nasıl göğüs gerdikleri, yaşamak için nasıl ayakları üstünde durdukları, nasıl bir zor yaşamla mücadele ettiklerini anlatıp yer yer sizi güldürüp, yer yer ağlatan ve yeri geldiğinde feministlik duygularınızı şahlandıran kitabımız Kır Çiçeği Tepesi ile karşı karşıyayız…

Yaşamının belli bir süresince zengin yaşayıp daha sonra babasının işsiz kalıp yoksuzlaşıp çalışmak zorunda kalan ve hayatının zorlukları ile karşı karşıya kalan kızımız Beattie’nin, bir gün evli ama karısından nefret eden Henry MacConell’a aşık olması ile tüm yaşamı sarsılmıştır ve her aksilikler üst üste gelerek onların üstesinden gelmeye çalışmıştır 19 yaşında ki kızımız.

İlk aksiliği olan hamileliği yüzünden annesi Beattie’yi kapı dışarı ederek, eve adımını dahi atmamasını nereye giderse gitsin umurunda olmadığını, yeter ki ailesinin yanına dönmemesini söylemiştir.

“Hayır,” diye yanıt verdi annesi merhametsizce. “Değilsin. Artık bir kızımız yok.”

Ailesinden aldığı bu ilk darbe ile Henry’e giderek bir şeyler yapmasını söylemiştir. Ve mümkünse ona sahip çıkmasını istemiştir. Ama Henry ona hemen sahip çıkmazdır çünkü onun hala boşanmadığı bir karısı vardır. İşte bu yüzden ona beklemesini söyleyerek ortadan kaybolmuştur. Bu durumu gururuna yediremeyen Beattie, arkadaşı Cora’nın yanına giderek yardım istemiştir ve onu bir öğüt vererek teyzesinin yanına göndermiştir. Orada Beattie çocuğunu doğuracak ve bir aileye evlatlık verecektir.

İki çeşit kadın… Bir şeyler yapanlar ve kendisine bir şeyler yapılanlar…

Beattie bu sözü aklına kazıyarak Cora’nın teyzesinin yanına gitmiş ve tıpki onun gibi olan kadınlarla yaşamaya başlamıştır. Ta kii Henry gelip, hadi Avustralya’ya gidelim diye aklını çelene çalarak… Beattie ona evet diyerek iki çeşit kadından kendisine bir şeyler yapılanlar grubunu seçmiştir ve ister Avustralya’ya kadar olan yolculukları olsun, isterse Lucy’i doğurduktan sonra olan eziyetleri olsun, Beattie kendi kuyusunu kendisi kazmıştır.

Tabii bu eziyetleri kumarcı ve ayyaş Henry’den kaçıp kızı ile Tazmanya’ya yerleşene kadar sürmüştür. Ondan sonra çalışıp kendi parasını kazandıktan sonra bir şey yapan kadınlar kısmına girmiştir.

Çalışma hayatı düşündüğü kadar kolay geçmemiştir çünkü çalıştığı Kır Çiçeği Tepesi çiftliği kasabada hiç hoş olmayan sohbetlere yer verilen bir yerdir ve orada çalışan kişiler hakkında da hiç hoş olmayan dedikodular ortaya çıkıyordur. Orada çalışmaya başlayan Beattie’nin başına da aynısı gelmiştir ve yanında kaldığı ve o çalıştığı zaman Lucy’e bakan Margaret Day Henry’nin pişmanlıkla süslenmiş sözlüklerine inanarak eve çağırmış ve o dedikodulardan daha beteri başına gelerek kızı elden gidiyordur. Beattie’nin bu durumu durdurmaya gücü yetmiyordur çünkü kızı babasını çok seviyordur ve bu yüzden Henry’den gelen teklife karşı çıkamamıştır. Kızı artık her ay bir hafta boyunca babası ve boşanmadığı karısı Molly ile beraber kalacaktır. Zaten Henry’i bir kaşık suda boğacağım yetmiyormuş gibi bir de ortaya Molly gibi cadaloz, kendini beğenmiş, her şey benim olsun havasında gezen, gıcık olduğum, öldüresiye dövmek istediğim bir kadın ortaya çıktı. Ki o kadının ileri ki zamanlarda yapmayacağı şey kalmayacaktır. Mesela anne kızı ayırmak için elinden geleni ardına koymayacaktır.

Kızının babası ile daha fazla yaşamaya başladığında Beattie artık düzenli bir yaşama geçmeyi ve kesin bir işinin olmasını düşünüyordur. Bu iş içinde durumu kötü olan ve bu durumdan sahibinin hiç umurunda olmamasından dolayı ortaya çıkan fikri ile yola koyulmuştur ve hayatta yapmayacağım dediği bir şeyi yaparak, beş parası dahi olmadan bir kumar oyunu ile çiftliği almak için oranın sahibi ile iddiaya girmiştir. Ve eğer kaybederse o kadar kötü bir duruma düşecektir ki bir daha kızını dahi alamayacağı bir durumdur. Çünkü ismi kötüye çıkacaktır.

“Ne istiyorsun?” diye soruverdi Raphael aniden. “Herhangi bir şey.”
“Bu evi istiyorum. Hayvanlarla ve araziyle birlikte.”
“Sen çıldırmışsın. Böyle bir şeyi asla-”
“Armağan olarak değil. Bahis olarak. Benim bedenime karşılık.”

Böyle bir iddiaya girip kazanamayıp kaybedeceğini düşünen herkesi şoka uğratan Beattie bir kuruş dahi harcamadan bir borç batağı ile birlikte çiftliği almıştır. Almasına ama ne Raphael’in işçileri onunla kalmıştır ne de eşyaları. Bomboş bir evde sadece bir şoför ile yaşamına devam ettiren Beattie, Tazmanya’ya gelirken nehre düşen Lucy’i kurtaran Charlie Harris’i bulur ve çiftliğe çağrılır. Ama kasaba Aborjin kanına sahip yani siyahi olan Charlie hoş karşılanmaz ve bu sefer de Beattie ile ikisi arasında dedikodu çıkartırlar.

Ve bu ortaya çıkan dedikodularda yalan değil gerçektir. Çünkü ufaktan başlayarak büyüyen bir ateş vardır aralarında. Ve en sonunda aşklarını birbirlerine itiraf ederek mutlu sona ulaşmışlardır. Mi acaba? Bilemeyeceğim artık okuyup öğrenin gerçekten mutlu sona mı ulaşmışlar. :)

1375929_562139733853102_1072990653_n

Kitabımız geçmiş ile geleceğin harmanlanarak anlatıldığı için iki bölümden oluşuyor. Geçmişi acılarla dolu bir yaşamı olan ve her bir olayda acı çeken Beattie anlatırken, geleceği mesleğinin doruğunda olan ama önce sevgilisinden ayrılıp daha sonra merdivenlerden düşerek dans hayatının bitmesine neden olan kazanın başına gelmesi ile Londra’dan Avustralya’ya taşınan balerin Emma’nın hayatını anlatıyor.

Dans konusuna gelince… Bu bir daha mümkün olmayacaktı.
Ve bu benim dünyamın sonuydu.

Kaza geçirdikten sonra bir daha dans edemeyeceğini öğrenen Emma kalbi kırık bir şekilde Avustralya’ya döner ve bir sürpriz ile karşılaşır. Büyükannesi çektiği acılardan sonra zenginliğine zenginlik katarak yaşamına gözlerini yummuştur ama ne çocuklarına ne de başka birisine miras bırakmıştır. Hepsini hayır kuruluşlarına vermiştir. Ama tek bir şeyi sadece tek bir şeyi bağışlayamamış veya satamamıştır. Kır Çiçeği Tepesini…

Kır Çiçeği Tepesini, Emma’ya miras bırakmıştır ve 6 aydan önce oraya satamayacağı ile ilgili de bir kural koymuştur. Çünkü orada Beattie geçmişini saklıyordur ve bu geçmişini de canından çok sevdiği, kendisine çok benzeyen Emma’ya miras bırakmıştır.

Emma annesinin evinden Tazmanya’ya giderek Kır Çiçeği Tepesinde bulanan eve taşınır ve her odasında ağzına kadar dolu kolileri boşaltarak bir sırrı çözmeye çalışır. Bu sırrı çözerken yanında kasabada yaşayan Monica’yı alır. Monica bir yandan ona yardım ederken bir yandan abisi Patrick’in Emma’ya karşı aşkının kıvılcımlanmasını sağlar. Ee Emma da bu durumda boş değil, Patrick Emma’ya ne kadar aşıksa, Emma’da Patrick’e aşıktır.

Ona inanmıyordum, ama yine de gidecektim. Mina’ya gittikçe bağlanıyordum. Patrick’e ise gittikçe daha çok bağlanıyordum.

Onlar birbirlerine bağlana dursun yavaş yavaş sırrı çözüyorlar ve benim hiç mi hiç beğenmediğim, nefret ettiğim, hiç ama hiç sevmediğim, sanki yarın görüşürüz diyen 3.sınıf günlük diziler gibi bir mutlu son ile bitiyor. Sevgili yazarım o sevgili karakterinin 25 yıl hatta daha fazla süresince hiç mi içinde bir şeyler birikmedi? Hiç mi içerisinde bir nefret biriktirmedi içinde? Hiç mi özlemedi onu? Hiç mi karşı çıkmadı ona bakan insanlara? Hiç mi aramadı o kişiyi? Hiç mi ha hiç mi?! Çok sinirliyim. Bu kadar güzel bir kitabın böyle saçma sapan bir son ile bittiği için. Kendimi kitaba o kadar kaptırmışım ki kitabın bittiğini bile anlamadım. Boş sayfaları bile çevirdim acaba bir şeyler yazıyor mu diye. Ama yazmıyordu! Neden yazmıyordu ey sevgili yazarım? Neden böyle saçma sapan bir yerde bitirdin?! Hadi hazır içimi dökmüşken biraz daha dökeyim! O adamdan ne istedin de öldürdün? Eline en geçti sevgili yazar? Farkında mısın bilmem ama bu davranışın ile aynı George R.R.Martin ile yarışırsın. En sevilen karakterleri öldürmekte üstünüze tanımıyorum resmen!

Ohh be içimi döktüm resmen! :)

Kitap hakkında diğer şeylere değinecek olursam eğer bir kere kitabın konusu MUHTEŞEMDİ!!! Bayıldım, bayıldım! Sayfaları birbiri arkasına çevirdim resmen ve sona yaklaştıkça bitmemesi için dua ettim. Yazara o kadar sitem etmeme rağmen böyle şahane bir konu yazdığı için teşekkür ediyorum.

Ayrıca yurtdışı kapaklarının 5 katı hatta milyon katı kadar daha şahane bir kapak yaptığı için ise Arkadya Yayınlarına ayrı bir teşekkür ediyorum. Zevkle kitap okumama ekstralar katıyorsunuz bu kapaklarla. <3

Kitaba puanım ise o acı olay yüzünden ve saçma sapan son yüzünden 5 üzerinden 4.5!

thz3y

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s