Kitap Dostları #7 Blog Tur 3. Gün / Korkak ve Canavar – Barış Müstecaplıoğlu / İnceleme


korkak-ve-canavar1

 

Kitabın Adı : Korkak ve Canavar
Serinin Adı : Perg Efsanesi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Barış Müstecaplıoğlu
Yayınevi : İthaki
Sayfa Sayısı : 307
Basım Tarihi : 2013
Tür : Türk Edebiyatı / Fantastik

Hepimiz bir gün öleceğiz. Belki genç belki yaşlı. Belki acıyla belki de huzurlu. Ama bir gün mutlaka yokluğa karışacağız. Bundan kaçamayız. Bununla savaşamayız. Fakat tümden çaresiz de değiliz. Onurumuzu koruyarak ölmek elimizde.

perg-haritasi

Küçük yaşta kısa yol olarak tünele girip bir daha oradan çıkamayan ailesi sonucunda güçlü, kuvvetli, yakışıklı ve savaşçı olan Leofold öksüz kalır ve Miryatek’in babasının onu bulması ile yaşamını onların yanında devam eder. Ta ki Kadi’de Kozan ile Asuber’in savaşı patlak verene kadar. Miryatek’in Kozan’ın tarafını tutmasından dolayı hiçbir savaşa katılmak istemeyen güçlü ve yakışıklı askerimiz Leofold da zorunlu olarak Kozan’ın safhasında savaşmaya başlar.

“Aziz dostum!” diye kükredi genç şövalye. “Sensiz başlamak üzereydik! Beni gerçekten meraklandırdın… Sözünün eri olduğunu biliyorum; bu kadar gecikince başına bir iş gelmiş olmasından korktum.”
Leofold ona uzanan elleri sevgiyle yakaladı. Gülümseyerek, “Beni hoş gör,” dedi. “Bu savaş katılma iznini alana dek neler çektiğimi bir ben bir Tanrı bilir. İnan ki Ermira’yı razı etmek savaşın en zor kıskmıydı!”

Her şey onların kazanmasının tarafında takır takır işlerken bir gün savaşta Asuber’in tarafında yer alan, türü çözülemeyen siyah cübbeleri ve başlıkları olup öldürülemeyen askerler ortaya çıkar. İşte o gün her olay tersine döner ve Kozan’ın tarafı güçsüzleşmeye başlayarak tek tek askerleri ölmeye başlar. Ve bu askerlerinden birisi ise Misyatek’tir.

Kardeşinin ölümünün yükünü kaldıramayan ve kan gölünün içerinde daha fazla kalmaya cesaret edemeyen Leofold kaçmaya başlar. Hem de yıllar önce annesi ile babasının öldüğü tünele kadar atını dört nala sürer. Kötü hatıralar zihnini doldursa da lanetli tünele yine girerek kısa yoldan evine ulaşmak ister genç savaşçı. Ama başına geleceklerden habersiz bir şekilde…

Dört nala hiç durmadan devam ederken birden toprak ayağının altından kayar ve bir çukura düşer. O çukura düşüp, iğrenç yaratık Asherta ile karşılaşmasından sonra tüm yaşamı tepe taklak olur. Asherta’nın bekçiliğinden kurtulduktan sonra artık eski güçlü, kuvvetli ve yakışıklı bir savaşçı değildir Leofold. O artık bambaşka türe ait birisi olmuştur.

Karşısında duran şey ne bir insandı ne de bir hayvan. İki metreden uzundu. Geyfor ayısını kıskandıracak irilikteki vücudu, onu tamamen saran ağaç kabuğuna benzer katman ve el yerine taşıdığı dev pençeler dışında  bir insan vücudunun çizgilerine sahipti. Bu vücudun üzerinde ufacık kalan yüzü tarif edilemeyecek kadar çirkin ve ürkütücüydü. Ama en dayanılmazı, bu yüzün içinde eğreti duran gözlerin hiç kuşkusuz insan gözleri olmasıydı.

Yakışıklı ve kuvvetli savaşçımız bir insandan yarı insan-yarı hayvan konumundaki bir canlıya dönüştükten sonra belli bir süre Asherta’nın bekçiliğini yapmış ve ona insan avlayarak karnının doymasını sağlamıştır. Ta ki bir gün insan çocuklarla karşılaşana kadar… O çocuklarla karşılaşınca efendisine karşı damarlarında dolaşan itaat duygusu ölmüş, öfkeye dönüşmüştür ve o hırsı ile sahibi Asherta’yı öldürerek onun bedduasını almıştır.

“İhanet ettin…” diye inledi. Sesi her kelime de biraz daha zayıflıyordu. “Ama sen de öleceksin… Damarlarındaki kanım intikamımı alacak… Günbegün seni zehirleyecek… Gün gelecek bir şeytana dönüşeceksin… Çevrendeki herkese ölüm kustuktan sonra kendi kendini de yok edeceksin…”

Efendisinin son nefesini harcadığı bu sözler kulaklarında çınlaya çınlaya kaçarak ormana saklanmıştır. Ve romanımızın Canavar’ı da bu sayede ortaya çıkmıştır.

Diğer yanda ise romanımızın Korkak’ı ise sırf savaştan kaçmak için sakat rolü yapıp savaşa gitmemiş, köyün yaşlıları ve hamile karısı ile köyde kalmıştır. Aslında yüreğinde kocaman bir kahraman taşıyan Guorin, karısının ve doğmamış bebeğinin gözü dönmüş bir komutan tarafından öldürmesinden sonra hiçbir şey yapmamasının hatta bunun üstüne köyden koşa koşa ormana dalması ile kendi kendisine ‘korkak’ unvanı takarak, gece gündüz hiç durmadan karanlık ormanlarda koşmuştur, koşmuştur… Hem de hiç durmadan… Ta ki bir gün bir Geyfor ayısı onu saldırana kadar… Onu bu saldıran kurtaran Leofold ‘Bekçi’ ile karşılaşana kadar. İşte o andan sonra Guorin ve Leofold beraber hareket etmeye başlamışlardır.

Bir gün yeniden savaş başladığı haberini alan Leofold, savaşçı kanının kabarması ile Guorin’a savaşa katılacağını söylemiştir. Ve Guorin de onu yalnız bırakmayarak onunla beraber gelmişti.

İşte o savaşa katılmaları ise Asuber’in gerçek yüzünü görmüş, şeytanla nasıl anlaşma yapıp hangi canavarlarla işbirliği yaptığını görmüşlerdir. Ve Leofold’un Kozan’ı yutan büyük kuşu öldürmesin sonra peşlerine bir büyücü katılmıştır, isminin ise Geryan olduğunu söyleyerek, neden peşlerine katıldığını geçmişinden başlayarak anlatmıştır. Ve Tshermon’un Kitabı adında şeytanın bir kitabı olduğunu söylemiştir.

Elinde tuttuğu eski, kalın bir kitabı göstererek “Tshermon’un Kitabı!” diye haykırmış. Öte Diyarlar’ın bu korkunç savaş tanrısının kitabını kullanarak tüm diyarları ele geçireceğini, Perg’in hakimi olacağını onu engellemeye kalkarsa kendisini yok etmekten çekinmeyeceğini söylemiş.

Büyücü bu kadim kitabın peşine düşülmesi ve yok edilmesini gerektiğini, o kitabı yok edecek kişilerinde ancak Leofold ile Guorin olduğunu defalarca dile getirerek, onunla beraber Kruzeron’a gelmelerini ikna etmiştir.

Kruzeron’a doğru yola çıktıklarından sonra bu iki dostun başına gelmeyen kalmamıştır ve o zararlardan aynı derecede Büyücü de yararlanmıştır. Gözlerinin önünde korsan gemisi mi batmamıştır, değişik değişik Asuber’in oluşturduğu canavarlara karşı mı savaşmamıştır, yoksa bir zamanlar iyi geçinemedikleri Promlar ile dost mu olmamışlardır, bunlar yetmezmiş gibi Tshermon’un Kitabı’nı yok etmek için Merhamet Tanrısını mı aramaya kalkmamışlardır ve sırf o Tanrıyı bulmak için ayrı mı düşmemişlerdir, Leofold bu ayrı düşmelerinden sonra lanetlenen insanlarla tanışıp, tatlı mı tatlı aynı bir kediye benzeyen Liddek ile mi tanışmamıştır. Bunların haricinde ise Leofold hayatında hiç mi hiç karşılaşmayacağını düşündüğü, sadece bir efsane olan Göklerin Kralı Srenah ile bile karşılaşmış ve hayatı pahasına ondan söz almıştır.

Kitabımız hiçbir şekilde aksiyon seviyesini düşürmeden devam ettiğinden dolayı çok sevdim. Özellikle ‘İşte bak şu, şunu yapacak” dediğim an da o kişini, onu yapmaması beni hayal kırıklığına değil, kitaba daha da fazla elle sarılmama neden oldu ve soluksuz bir şekilde okumamı sağladı. Özellikle kahramanlarımızın Öte Diyarlara geçtikleri anda heyecan ve aksiyon seviyesinin bir tık daha arttırması kitabı elimden bırakamama sebebim oldu.

Kitapta diğer fantastik kitapta da olduğu gibi bu kitapta da değişik isimlerde tonlarca karakter vardı. ilk okuduğum zaman “Bu kimdi ya?” gibi tepkiler versem de zamanla bu duruma alıştım ve kitabın su gibi akıp gittiğini gördüm.

Dediğim gibi kitapta bir çok karakter vardı ama bir karakteri o kadar çok sevdim ki size o karakteri tanıtmadan edemeyeceğim. Adı Liddek. Yukarıda da dediğim gibi minnacık bir şey ve aynı kediye benziyor. Kitaptan onunla ilgili en sevdiğim alıntıyı paylaşarak sizin onun daha iyi tanımanızı sağlayacağım. :)

Emin'in çizimi ile Liddek :))

“Meyve!” diye zorlanarak bağırdı Liddek. “Bebekler! Yesin! Acele!”
“Sen muhteşemsin Liddek. O küçücük gövdede böyle büyük bir kalbi nasıl taşıdığını aklım almıyor.”

En iğrendiğim ve sevmediğim ve hatta bir kaşık suda boğmak istediğim karakterler ise: birisi tabii ki Asuber, diğeri ise Gerf Kediler idi. Ben hiçbir kitapta bir karakterden veya karakterden bu kadar nefret ettiğimi bilmem. Neredeyse kitabın içerisine girip boğasım geldi. O derece sinirlendim bu karakterlere!

Tamam sakinim. :))

Kitabın dili konusuna gelecek olursak eğer; kitabın dili sade ve saf idi ama yer yer ağırlaştığı da oldu tabii ki. Konusuna gelecek olursak eğer; bu benim okuduğum ilk Türk Fantastiği edebiyatına ait bir kitaptı ve size şu kadar söyleyebilirim ki okuduğum yabancı fantastik edebiyatı kitapları kadar güzel hatta taş çıkartacak kadar güzel bir konuya sahip bir kitaptı. Zaten de bu yüzden kitabımız yurt dışında da tanınıyor ya! :)

Kitaba ilk başladığım anda 5 puan vermeyi düşündüm ama zamanla çok fazla yabancı kelimenin bulunmasından (cidden çok fazlaydı) ve kitabının sonunun bu kitabın ilk baştaki sayfalara yakışmadığından daha doğrusunu yakışmadığını düşündüğümden (belki de öyle bitmesini kendime yediremediğimden ve çıldırdığımdan) kitaba 5 üzerinden 4.5 verdim! Her fantastik okuyucusunun bu kitabı beğeneceğini hatta bayılacağını düşünüyorum. Çünkü ben devamını okumak için sabırsızlanıyorum!!!

 thz3y

scrollWithLineCFG_31

th4sf

V0ZpRkE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s