Hobbit: Smaug’un Çorak Topraklar’dan Yeni Kareler!


THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

 

13 Aralık’ta seyircileri ile bulaşacak olan Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları filminden yeni yeni kareler hız kesmeden gelmeye devam ediyor!

Bir sürü, Hobbit aşkımızı yenileyen fotoğraflarla bizi kavuşturan frpnet.net çoooook teşekkürler!!! 

*Bütün resimler frpnet.net‘ten alınmıştır.

orlando-bloom-hobbit-desolation-of-smaug

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

ian-mckellanhobbit-desolation-of-smaug

hobbit-desolation-of-smaug-ian-mckellan

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-lake-town1

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-martin-freeman

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-martin-freeman-6

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-richard-armitage1

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-image

hobbit-desolation-of-smaug-ian-mckellan-2

Konuşan Kitaplar #21 Blog Tur 5. Gün / Gül ve Avcı – Asude / İnceleme


1465114_762238473793444_229666826_n

Konuşan Kitaplar 21. Blog turunun 5. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün :
Yorum Durağım bendeniz kitabımızı inceliyor,
Kitap Avcısı‘da kitabımızı inceliyor ve
Küçük Kız, yazarımızla röportaj yapıyor.

Ve halen devam etmekte olan yarışmamıza katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

Kitabın Adı : Gül ve Avcı
Yazarın Adı : Asude
Yayınevi : Ephesus
Basım : Kasım, 2013
Sayfa Sayısı : 464
Tür : Tarihi-Aşk

Güçlü, kuvvetli, zengin, yakışıklı, üzerinden belalı bir evlilik geçirip bu evlilik üzerinden belalı bir eşin ölümünü ve yerinde durmaya bir çocuğun başına kalması ile sonlanmış, bir iş adamı Harewood Dükü Julian Benedict Wharton; sefil bir hayat yaşamış, karnını doyurabilmek için manevi babasının hala devam ettiği Dedektiflik görevinde pasif görevler alarak, arka planda kalıyor ama yine de eski zamanda ki Leydilere, Konteslere veya evde oturup koca bekleyen kadınlara göre taşı sıkıp parasını kazanan, güçlü, kararlı, dediğim dedik, bir o kadar inatçı, bir o kadar da yufka yürekli, beyaz atlı prensini bekleyen prenses olan Evelyn Rosa Drummond ile yolları kesişir.

Hem de nasıl kesişme!

Aklınıza hayalinize gelmeyecek bir şekilde!

Manevi babasının yanında Dedektifçilik oynamaya devam eden Rosa, bir gün manevi babasının oğlunun-aslında manevi babasının onun kocasını olmasını çok isteyen oğlu- nerede olduğunu bulamayan yaşlı adam, Rosa’dan oğlunu bulması için yalvarır ve bu yakarışlarına dayanamayan Rosa, kardeşi olarak gördüğü genci aramaya başlar. Hem de bir  bayan olarak! Hem de gecenin bir körü! Hem de sefil insanların yaşadığı tehlikeli sokaklarda! Nasıl bir cesaret var kızda inanın ben de bilmiyorum! Azıcık korkan insan yahuu!!! Kız başına hiçbir unvanın olmadan, koruman olmadan, gece vakti sarhoşların fokur fokur kaynadığı barlara, dövüş alanlarına nasıl gidebiliyorsun öyle! Pes yahu!

Her neyse, kızımız gidiyor kardeşi gibi gördüğü erkeği kurtarmak istiyor ama hayat ona hiç yaşanmaması gereken bir anı yaşatıyor ve karşısına Harewood Dükünü çıkartıyor. Hem de nasıl mı? Bir Lord’dan beklenemeyecek bir şekilde. Üst tarafı çıplak, ter içinde kalmış, elleri yumruk haline gelip dövüş pozisyonu almış bir şekilde. Ve zil zurna sarhoş halde… Zengin mi zengin, para içerisinde yüzen Lordu karşılarında görünce bütün keşlerin gözü dönmüş ve onunla dövüşüp, yerle bir etmek için sıraya girmişlerdir. Tabii ki tam tersi olmuştur! Bir eli yağda bir eli balda büyüyen Lord’un bu kadar mükemmel dövüşeceğini kimse düşünemiyordur ve karşısına çıkan rakiplerini bir bir alaşağı indirdiği zaman etrafında ki insanlar neye uğradığını şaşırmışlardır. Durum böyle giderken kızımız bir bakışta dövüşen adamın bir Lord olduğunu anlamış ve gözlerini dikip izlemeye başlamıştır.

Bu izleyiş körkütük sarhoş olan yakışıklımızın ara sokağın bir tanesine sızıp kalması ve yardımsever kızımızın yüreği onu orada bırakmaya elvermeyeceği için ona yardım etmek için pır pır etmektedir. Bakın adamı hiç tanımadığını saymıyorum veya hala tehlikeli sokaklarda olduğunu saymıyorum veya veya kardeşi gibi gördüğü adamı aramaya geldiğini unuttuğunu hiç saymıyorum. Bütün bu amaçlarını bir kenara fırlatarak adamı kaldırıp bir motele götürüyor. Ve işte bütün ipler burada kopuyor….

Adam kızla neredeyse zorla birlikte oluyor ama kızımız bunu memnuniyetle karşılıyor. Saf kızım otur bir düşün allasen! Adam sarhoş hadi yardım ediyorsun, bırak odasına çık git, daha ne bekliyorsun. Hadi bekliyorsun işlerin oraya kadar gelmesine nasıl izin veriyorsun! Sen güçlü, ayakları üzerinde duran birisisin, iyi ve kötüyü birbirinden ayıran bir kızsın, nasıl başarıyorsun böyle gerizekalı bir davranışı. Hadi başardın hiç mi oturup düşünmüyorsun o adamın seni bırakıp gideceğini, bir çöp gibi seni köşeye atacağını. Bu kadar mı aklını kaybettin!

Her neyse Rosa’ya karşı içimi de döktüğüme göre incelemeye devam edebiliriz. :)

Bu olayın üzerinden bir süre geçtikten sonra ve kızımız sağlamken, manevi babasına bir dedektiflik iş gelir ve bu işte kocası tarafından öldürüldüğünü düşünülen bir kadının cinayeti ile ilgilidir. Ve ölen kadınında kocası Harewood Dükü Julian Benedict Wharton’dur! Şansı görüyor musunuz? Kızımız artık bir intikam alacaktır. Ama bu intikamını alabilmesi için çok iyi bir strateji üzerinden ilerlemesi gerekmektedir yoksa zeki Lordumuz her şeyi çözebilir!

Kızımızın stratejik planı ise Lordun oğluna mürebbiye olarak evin içine girmektir. Ve şansı yaver giderek, tüm yalanları su yüzüne çıkmadan, planı tıkır tıkır işlemektedir ve evin içerisine girerek, küçük Lord iyi çok iyi anlaşarak öğretmenliği kutsal bir görev olarak üstlenmiştir. Tabii bu görevinin yanı sıra Lord’un gerçekten karısını öldürüp öldürmediğini araştırmaktadır.

Kızımız ne zaman evin içerisine adım atıyor işte bütün olaylar o zaman boy gösteriyor ve bütün çözümler bir bir çözülüyor, yerine yeni düğümler atılıyor ama en sonunda da hiçbir çözüm kalmayarak, bütün olaylar mutlu son ile bağlanıyor.

Kitabımızın kısaca konusu böyle. Bir gizemin peşinden koşan, avken avcı konumuna düşen ve bu konuda hiç şikayet etmeyen kızımın ve yakışıklığı erkeğimizin 19. yüzyılda ki halini okuyoruz.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki konu hakkında fark ettiyseniz çok derine inmedim. Çünkü karşılaştırabileceğim bir kitap yok. Nedeni ise bir Historical okuyucusu olmamam. O yüzden kitap konusu bakımından şu yönden zengin, şu yönden fakir, daha derine inebilirdi veya çok detay vermiş, daha güzel yazabilirdi, veya konu açık kalmış, yerine oturmamış gibi şeyler yazamam. Çünkü bu türü okumayı sevmeyen bir okuyucuyum. Aşk kitapları söz konusu olunca daha çok, blogumda da gördüğünüz üzere New Adult’ı seçiyorum. Hem günümüz hem de konularının akışlarını seviyorum. Ama geçmiş zamanda işlenen, Lordların, Düklerin, Kontların olduğu kitapları sevmiyorum. Ama hem ilk Historical kitabım hem de yeni bir Türk yazar olduğu için bir kez dahi olsa şansımı denemek istedim. Ve bu türün okuyucusu olmadığımı bir kez daha anladım. Tabii bu türün okuyucuları eminim ki benden daha güzel bu kitabı yorumlayacaktır ama ne yazık ki ben yorumlayamayacağım.

Ama yazım bölümüne de değinmeden geçemeyeceğim. Öncellikle cümlelerde ve bir paragrafta yer alan cümlelerde çok fazla ünlem işareti vardı. Bir yere kadar bu beni rahatsız etmese de bir yerden sonra çok fazla rahatsız etti. Örneğin bir kişi hakkında çok sinirli dediğimiz zaman onun çok sinirli olduğunu anlıyoruz. Bence bu cümlenin sonuna ünlem işareti konulmasına gerek yok. Tabii konulacak yere konur ki çoğunlukla bunlar cuk diye ünlem işaretinin oturduğu yerler ama dediğim gibi ünlem işareti resmen nokta işareti bolca kullanılmış. Cidden bazı yerlerde çok gereksizdi. Bunun haricinde bir paragrafta iki kişinin gözünden anlatımın yer alması çoğu zaman anlatım bozukluklarına sebep olmuştu ve belirli yerlerde de bu karaktere nasıl geçti diye düşündüğüm de oldu. Son olarak ise bazı çok uzun cümlelerde nokta veya noktalı virgül kullanılmamıştı ve bu da aynı şekilde anlatım bozukluğuna sebep olmuş.

Tabii ki ben de blogda yazı yazarken noktalama işaretlerine veya anlatım bozukluğuna çok dikkat etmem, hatta hiç etmem dersem yeri ama bir kitap okurken bu hataları çok çabuk buluyorum ve bu da okurken beni sıkıntıya sokuyor. Kitabın kapağını iki de bir kapatıyor, açıyorum veya okurken çok fazla ara veriyorum. Kısacası elimde sürünüyor.

Ama söylediğim tüm bu yazım tekniği konusunda ki sorunlar düzeltilemeyecek şeyler değil. Yeni bir yazar olan sevgili Asude eminim ki kendini geliştirecek ve saydığım tüm bu hatalardan kurtulacaktık. Ve işte o andan sonra tadından yenilmeyecek kitaplar ortaya çıkartacaktık. Ama mükemmel kitaplara kadar kendini cidden geliştirmesi gerekiyor. Özellikle de bir diğer konu olan betimlemeler konusunda. Eminim ki ileri ki kitaplarında kendine has, kalemine özgün betimlemeler okuyacağız.

Puan konusunda çok kararsız kaldım. Çünkü yukarıda da dediğim gibi önümde karşılaştırabileceğim bir kitap yok. O yüzden teknik yazımı konusuna puan verecek olursam 5 üzerinden 3 veriyorum. Ve yazım hayatında Asude’ye başarılar diliyor ve bir sonra ki kitabını da merakla bekliyorum.

3

scrollWithLineCFG_31

uq0c0

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #20 Blog Tur 7. Gün / Araf – Jamie McGuire / İnceleme


ug197

Konuşan Kitaplar 20. Blog Turunun 7. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün;
Yorum Durağım ve Yorum Avcısı Araf’ı yorumlarken,
Tuğçe’nin Kitaplığı sevgili yazarımız ile söyleşi yapıyor,
Ve Anime ve Kitap Sever‘de Yurt Dışında Araf’a gelen yorumları bizlerle paylaşıyor.

Ve ayrıca hala yarışmaya katılmadıysanız Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

1465349_672348842799391_1152097180_n

Kitabın Adı : Araf
Orijinal Adı : Providence
Serinin Adı : Providence Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Nergis Karababa
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım Tarihi : Kasım, 2013
Tür : Fantastik, Doğaüstü, New Adult

Düşmüş bir meleğin çocuğu olmasından kendilerine kabaca Yarımkan kibarca ise bir Melez diyen Jared ile kendisini sıradan bir zengin çocuğu zanneden ama o zenginliklerinin arkasında yatan gerçeklerden bir haber olan Nina’nın akıl almaz, durdurulamaz, ölümsüz, soluğunuzu kesecek, hem ağlatacak hem de güldürecek aşkına hazır mısınız? Eee hazırsanız yolculuğumuza başlayalım o zaman!!!

Zamanında bir Arch meleği olup, insan bir koruyucusunu yani Taleh’ini seçerek onu her türlü kötülükten koruyup kollayan ama güzel bir genç kız görmesi ile kalbini ona kaptırdıktan sonra kanatlarını kaybedip askeri eğitimden daha sıkı bir eğitim alarak bir fedaiyeye dönüşen Gabe, Lillian ile evlenmiş ve Talehi Jack’i ve ailesini korumaya başlamıştır. Talehini nasıl sıkı bir şekilde koruyorsa ailesini de o şekilde korumak zorundadır ve aynı zamanda bir Arch meleği ailesi ile bir aileye bağlanmaktadır. Bu kural yüzünden Gabe’in çocuklarından birisi olan Jared, Jack’in kızı olan Nina’dan bir takım elektriksel bir şeyler alıp (nasıl olduğunu sormayın ben de bilmiyorum. Artık dokunarak mı aldı yoksa hissetti mi, orası Jared’a kalmış :D ) Nina’nın Taleh’i olduğunu anlayarak onu korumaya başlamıştır. Tabii ondan sadece birkaç yaş büyük olduğu için bir yandan sıkı eğitimine devam ederken bir yandan da Nina’yı korumak zorundadır. Ve tüm bunlar onun omuzlarına fazladan yük bindirmektir. Ama oğluşumuz hiç bu durumdan şikayetçi değildir. Sebebi ise aldığı elektirğin yavaştan sevgi, aşk, bağlanma gibi elektriklerine döndüğünden dolayı…

Nina’nın nasıl bir şekilde büyüdüğünü, sevgilileri ile ne yaptığını, nasıl bir yaşam sürüp, attığı her adımı izleyen ve gün geçtikçe aşkını içerisinde büyüten Jared, her seferinde babası Gabe ve onun Talehi Jack tarafından uyarı almaktadır ve uzaklaştırılma ile tehdit edilmektedir. Tabii bunların hiçbirisine kulak asmayan über yakışıklımız aşkının kıvılcımlarını büyütmeye devam ediyordur. Tam ona açılacağı sırada, sırf bu gibi çılgın bir düşünce geçtiği anda gölgelerin arasından çıkmak istiyor ve Nina’ya “Ben buradayım, hiç mi görmüyorsun? Hiç mi hissetmiyorsun? Köpekler gibi aşığım sana!” diye itiraflar yağdırmak istiyor ama o deli yanını sırf babasının hatrına susturup gölgelerine geri çekiliyordur.

Ta kii bu çekilme Jack öldükten sonra son bulmuştur…

Ne zaman Jack öldü işte o zaman Jared’ın içerisindeki at şahlanmış ve önünde bir engel kalmadığını anlayarak Nina’nın karşısına çıkmıştır. Çünkü bir diğer engel olan Gabe de ölmüştür. Sebebi ise Talehine atanan her Arch meleği, Talehi ile bir bütün haline gelmekte, o ne zaman nefes alırsa o da almakta, o ne zaman yaşama gözlerini kapatırsa o da gözlerini kapatmaktadır. İşte bu yüzden Jack’in ölümünün üzerinden saatler geçmeden Gabe de yaşama gözlerini kapatmış ve bu sayede Jared’ın aşkını itiraf edebilmesi için tüm engeller ortadan kalkmıştır.

Yine ve yeniden kendisini bir yabancıymışçasına cenaze evinden çıkmış okuluna gitmek için otobüs durağında oturmuş, kaçan otobüsün ardından boş boş bakan ve yakalamak için kılını kıpırdatmayan Nina’nın yanında ki boş yere oturmuş ve onunla bir diyalog kurmak içerisindedir. Her ne kadar baba diyerek gördüğü iki adamı da kaybetse de yılların özlemi son bulduğu için sevinci ve umudu bütün duygularına ve hislerine ağır basmaktadır. Sırf bu yüzden hiçbir şeyi gözü görmüyordur Jared’ın. Şeytanları bile…. (Durun durun! Tabii ki hikayemizde şeytanlar var! Hep iyiler mi olmak zorunda ? Veya Jared önündeki engellerin bittiğini mi düşünüyor? İyi düşünmeye devam etsin beyaz atlı prensim ve helalim! )

Ortak taksiye binip onu gideceği yere kadar bırakabileceğini söyleyen Jared’ın sözlerini yarım yamalak işiten Nina daha ne olduğunu daha doğrusu ne cevap verdiğini düşünemeden kendisini taksinin içerisinde, über yakışıklı erkeğimizin yanında bulmuş ve onunla seyehat ettiğini görmüştür. Yetmiyormuş gibi ilk görüşte aşka inanmaya başlamıştır!

Yurduna bırakılması sırasında Jared ona ne ismini söylemiş ne telefon numarasını vermiş ne de başka bir şey yapmadan çekip gitmiştir. Ertesi gün bu olaya çok sinirlenen Nina bir daha onu görmeyeceği için de pişmanlıklar duymaya başlamıştır. Ee sonuçta çocuk yürüyen karizma, kim bir daha görmek istemez ki?!

Hayaller alemine dalan Nina onu bir başka sefer şok yaşamış ve bu tesadüfi karşılaşmalarının devamı geldikçe ona adını bahşetmiş ve sıra telefon numarası vermeye geldiğinde Jared arkasına bakmadan bir hödük gibi çekip gitmiştir. Yakışıklı olsa daha ağzının ortasına bir tane patlatılmayı hak etmiyor mu yahu? Ağzının üstüne bir tane yapıştıracak sonra da üzerinde tepineceksin ki şu hödük hareketlerini bırakabilsin!

Birkaç buluşma, birkaç gözyaşı ve birkaç itiraftan sonra iki gencimiz birbirlerine aşık odluğunu itiraf etmiş, yemeklere çıkar olmuş ve aralarında gerçekleri su yüzüne çıkartmıştır.

Tabii kitabımızda ki tüm olaylar bunlar değil. Keşke her şey engelsiz bir şekilde mutlu sona bağlanabilse. Ama ne yazık ki bağlanılmıyor… Bunlar tam ben mutlu mesut yaşıyorum, aramıza kimse giremez, tatilimizi de yaptık ohh gibi güllük gülistanlık bir hayat sürerken hiç hesapta olmayan meleklerin düşmanları olan ve aynı zamanda meleklerin dahi çözemediği melezlere karşı farklı gözlerle bakan şeytanlarla savaş haline girerler. Savaşa girmelerinin sebebi ise hiç aklınıza gelmeyecek bir sebepten dolayı. Aslında bu sebebin o kadar fantastik öğeye karşı zayıf olduğunu düşünsem de yine de yazarın tökezlemeden bağlamasını beğenmedim diyemem.

Diğer bir başka seriler veya kitaplarda ki gibi kitabımızda meleklerin insanlarla ilişkiye girmesi hoş karşılanmama gibi bu olayı yok. Hatta melezleri incelemeye bile alıyorlar diyebilirim. O kadar kehanetin bir varlığı olmalarına rağmen melezleri çözmek, onları incelemek için yanıp tutuşuyorlar. Ayrıca melezler içlerindeki melek duygularından dolayı iyi olup şeytanın tarafına geçmiyorlar. Ynai onlar yasak elmanın ürünleri değildir bir nevi. İşte bu yüzden şeytanlar bile onların nasıl bir tür olduğunu merak etmektedirler.

Değişik bu olaya karşın saçımı başımı yolmama sebep olan ve “Her kitapta da olmazsa oolmaz!” diye çığlıklar attıran aşk üçgeninin bir diğer elemanı Ryan’ı resmen boğazlamak istedim. Tamam tatlım anlaıyorum tuttuğunu bırakmak istemeyen, zafere giden yolda her şey mübahtır anlaşını benimseyen sevgili gencimiz, bu sözün bu durumda işe yaramayacağını bile bile inadına Nina’nın peşinde koşman sana hiçbir şeyin kazandırmadığını görerek ağzının payını aldın mı? Ha eğer almadıysan göstereceğim de! -.- Ryan cidden çok sinir etti beni. Niye var ki?! Olmasaydı! Zaten tonla işle uğraştı zavallı Ryan’ım <3

Ayrıca Jared’ın kardeşi olan Clarie’ye ise ayrı bir sevgi besliyorum çünkü sevdiği bir kişi yapmayacağı şey kalmayacağını, ayaklarının üstüne sıkı sıkı basarak bize göstermiş oldu. Böyle kararlı, istikrarlı, duygusuz gibi gözüküp içinde ne ateşler yatan karakterlere hastayım! İkili aşk oynayan Nina’ya karşı hastayım sana Clarie!!!

Konuya dönecek olursak, aslında kitap fantastik öğeleri olan meleklerin, ben pek fazla ağırlığını hissedemedim. Özellikle Jared’ın melez olmasına karşın güçlü, kuvvetli, atik özelliklerinin dışında bir melek kanatlarının olmasını veya görünmez bir şekilde hareket edebilmesini veya bir yerden bir yere ışınlanabileceğini düşündüm. Ama bunların yerine yazarımız çok basit özellikler kullanmış. Fazlaca kas yığını olan bir vücut, hızlı hareket etme, sessizce yürüyebilme, mükemmel bir şekilde saklanma (bunların çoğu askeri eğitim almış insanlarda yok mu? Yoksa ben mi yanlış biliyorum? ) ve insanlardan farklı olarak çok fazla uyumaya ihtiyaç duymama, kolayca iyileşme, Taleh’i ölmeden ölmeme gibi bir takım süper güçleri olmasına rağmen ben daha çok bir kanadının olmasını, oradan oraya ışınlanmasını veya uçmalarını beklerdim. Veya Fısıltı serisinde ki gibi kanat izlerinin yerini olmasını. Yani bana onların melek olduğunu hissettirecek bir şeyler aramaya çalıştım ama pek fazla tatmin olamadım. Tam bir melek olan Samuel’in yanlarına gelmesi ile bile onun gerçek melek olduğunu satırları okuduğumda hissedemedim. Her ne kadar kendi için özgün bir fantastik dünya yaratmaya çalışmışsada sevgili yazarımız bu konuda pek başarılı olamamış. Ben şahsen öyle düşünüyorum. Ben o fantastikliği hissedemedim. Şeytan bile doğru düzgün şeytan değildi be! Şeytanın yanındaki manyak herif bile daha şeytanımsı bir yapıya sahipti!

Ama tüm bunların yanı sıra Jared da sevgili Jamie’nin aşık erkek karakter profili kalıbından fazlasıyla payını almış ve hatta Travis’den bile daha koruyucu ve saplantılı ve aşık mı aşık bir erkek ortaya çıkmış. Her ne kadar yapay bir melek olsa da :D Yazarın kitaplarını sevmemin baş nedenlerinden birisi de aslında bu. Çoğu yazarın yapamadığını yaparak erkek karakterlerinin aşklarını başarılı bir şekilde önplana çıkartabiliyor, okuyucuların satıları okurken hissetmelerini sağlıyor, erkek karakterlerinin kul ve kölelerini olmalarını sağladığının yanında ben gibi deli okuyucularının Jared ile imam nikahı kıymalarını sağlıyor. :D

Kısacası sevdiğim en önemli şeylerden birisi bu. Her ne kadar içerisinde yer yer vıcık vıcık aşk olsa da hissediyorum o aşkı arkadaşşşş!!! Bunun dışında dilinin basit, saf ve sayfa çevirtecek kadar sürükleyici olmasına bayılıyorum! O kadar projelerimin ve sınavlarımın arasında sayfa üstüne sayfa çevirmemi sağlayan bu sevgili kitaba yeri gelip beni işimden ettiği için küfretsem de yeri geldiğinde bağrıma basmış, Jared’ı kocam olarak ilan etmiş bulunmaktayım!

Çeviriye gelecek olursak eğer Yabancı Yayınları’nın bir kez daha çeviri ve redaksiyona ne kadar önem veridğini bu kitapta gösteriyor ama yazarımızın acemi yıllarında bu kitabı yazdığını ise ister İngilizce okuyalım ister Türkçe fark etmez hemen anlıyoruz. Son olarak değineceğim şey ise kitabın kapağı. Orijinaline bin değil milyon basacak sevgili kapağımız ve iç dizaynı sayesinde “İçeriğine gerek yok, kapağı yeter bana!” gibi övgüleride benden kapmış oldu. :)

Peki bu kadar övgüye karşılık neden mi 4? Çünkü meleğin kanatlarını, meleği veya fantastik öğeleri hissedemediğimden dolayı 4. Bunu bir aşk kitabı, bir New Adult kitabı olarak ele alırsam işte sırf bu yüzden kitaba 5 üzerinden 4 puan veriyorum.

4

scrollWithLineCFG_31

1470118_760678647282760_230652132_n

V0ZpRkE