Yolun Sonundaki Okyanus – Neil Gaiman / İnceleme


Kitabın Adı : Yolun Sonundaki Okyanus
Orijinal Adı : The Ocean at The End of The Lane
Yazarın Adı : Neil Gaiman
Çevirmen : Zeynep Heyzen Ateş
Yayınevi : İthaki
Basım : Kasım, 2013
Sayfa Sayısı : 181
Tür : Fantazya / Korku / Yetişkin Edebiyatı

40 yıl sonra doğup büyüdüğü yere bir cenaze için geri dönen kitabımızın kahramanı, 7 yaşında iken tanışıp, bir sürü badire atlattıkları arkadaşı Lettie Hempstock’un evine doğru bilinçsizce sürer. Nedensiz ve amaçsız bir şekilde…. Neden Hempstock çiftliğine doğru sürdüğünü veya neden çiftliğin arkasında ki evi görmek istediğini bilemez.

Çiftliğe gelir… Kapıyı çalar… Ve karşısında 40 yıl sonra karşılaşsa bile değişmediğini gören Bayan Hempstock (Lettie’nin büyükannesi) ile karşılaşır ve göle doğru yürümeye başlarlar. Huzurun orada olduğunu düşünerek…

Bir göl düşünün; gelmiş, geçmiş, gelecek tüm dünyaları içinde barındıran, büyük patlamaları dahi rivayet edilen, içi dipsiz bir kuyu, masmavi berrak bir suya sahip bir göl… Göle bakan çiftlikte yaşan bir kızın ona okyanus dediğini ve o kız ile arkadaş olan küçük bir oğlan çocuğunun onun “okyanus” dediğine inanmayıp, “göl” demekte ısrar ettiğini…

O göl ki bir çok şeyin başlangıcı ve bir çok şeyin bitişidir… Ama her şey 40 yıl öncesine dayanmaktadır.

Mutlu bir çocuk değildim ama hayatımdan memnun olduğum günler vardı. Vaktimin çoğunu kitaplarla geçiriyor, kitaplarla yaşıyordum.

40 yıl önce 7 yaşında bir oğlan çocuğu olan, mutlu bir aileye, baş belası bir kız kardeşe, bir kitap kurdu olduğu için hiç arkadaşa sahip olmayan isimsiz kahramanımız, evine taşınan opal madencisi olan siyahi adamın arabalarını kaçırıp kaza yapıp ölmesinden sonra Lettie ile tanışır ve çiftliklerine giderek, bir bardak sıcak sütlerini içerek Hempstock ailesine -daha doğrusu Hempstock kadınlarından hoşlanmaya başlar. Ve kahramanımızın hayatında ilk defa bir arkadaşı olur. Hem de kız!

Ama kendisinin söylediğine göre uzun zamandır 11 yaşında olan Lettie, kahramanımıza bir abla gibi davranıp onu kendi bilinmez dünyasına çekip, ona yol göstermektedir.

Lettie’ye göre opal madencisinin ölümü karanlık dünyaya ait bir takım olaylara sebep olduğunu ve onları düzeltmesi gerektiğini düşünmektedir. Daha doğrusu bazı şeyler için kendisini kanıtlaması lazımdır ve ninesini bu işin onun düzeltmesi gerektiğini düşünmektedir.

“Seni güvende tutacağımı söyledi mi?” dedi Lettie.
“Söyledin.”
“Zarar görmeyeceğine söz verdim.”
“Evet.”
“Elimi tutmaya devam et. Sakın bırakma,” dedi. “Ne olursa olsun sakın bırakma.”

Bir eli ile oğlumuzun elini tutarken, bir elinde ise iki ucu olan bir dal tutmaktadır. O dal onu “okyanus”un ötesine götürecek ve karanlık dünyanın kapılarını ona açacaktır. Açması ile kalmayıp oğlumuzu yepyeni bir dünya ile tanıştıracak ve bir ton olayın başına gelmesini sağlayacaktır. Bu olaylardan birisi, daha doğrusu bir “şey” iki gencinde başlarına o kadar çok bela örecektir ki, o arapsaçı düğümlerini çözmek, açmak ve yok etmek için ellerinden geleni yapacaklar, hatta canlarını bile feda edeceklerdir.

“Garip derken?”
“Kendisini görüyor ama gözlerinin yerinde dışarı uzanan parmakları var. Ağzından da pençemsi garip şeyler çıkıyor. Yengeçlerin kıskaçlarını bilir misin?”

Her şeyin bir para ile başlayıp “okyanus” ile bitmesi ile sonuçlanan bu şahane, muhteşem ve hatta muhteşem ötesi olan bu kitabımızın adını hakkıyla temsil eden Yolun Sonundaki Okyanus, olayları ile bizi kendine zamk gibi yapıştırıp, sayfa üstüne sayfa çevirmemizi sağlayan, hatta yeri gelip benim gibi yazara küfürler ettiren (yazarımız mükemmel ötesi buna hiç mi hiç lafım yok ama lütfen ya o sahne bu kitaba yakıştı mı?! Bu yaptığın ayıp Neil! Hiç yakıştı mı sana? İlla öyle bir sahne yazmak istiyorsan dal damara sonra da çık mutlu sonla! Oldu mu o son? Oldu mu yani? Beni böyle isyankar yaptırdın oldu mu? ) ve görüldüğü üzere kusulan öfkem ve isyankarımdan sonra ne kadar mükemmel bir kitap olduğunu duygularımla ortaya koyduğum, bu mistik, karanlık ve bağımsız bir kurgusu ile okumaya doyamadığım Yolun Sonundaki Okyanus’u herkese ama herkese öneriyorum. İster 10 ister 100 yaşınızda olun, hiç fark etmez! Yeter ki alın bu kitabı okuyun. Emin olun pişman olmayacaksınız. Hatta ben tekrar tekrar dönüp okumayı planlıyorum. O kadar bayıldım kitaba!

Ve ayrıca söylemeden geçemeyeceğim: Hem dili ile hem akıl almaz kurgusu ile Neil Gaiman’a bir daha aşık olduğumu cümle aleme itiraf ediyorum. Hatta böğüre böğüre bağırıyorum. Ve bunun yanı sıra, yaptığı mükemmel çeviri ile Zeynep Heyzen Ateş’e, yaptığı mükemmel kapak çalışması ile de İthaki Yayınlarına çoook teşekkür ediyorum! Mükemmelsiniz dostum! Seviyorum sizi!

Kitaba puanım ise… Lütfen sormanız bile ayıp! 5 ve sonsuz!…

5

V0ZpRkE

Hobbit: Smaug’un Çorak Topraklar’dan Yeni Kareler!


THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

 

13 Aralık’ta seyircileri ile bulaşacak olan Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları filminden yeni yeni kareler hız kesmeden gelmeye devam ediyor!

Bir sürü, Hobbit aşkımızı yenileyen fotoğraflarla bizi kavuşturan frpnet.net çoooook teşekkürler!!! 

*Bütün resimler frpnet.net‘ten alınmıştır.

orlando-bloom-hobbit-desolation-of-smaug

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

ian-mckellanhobbit-desolation-of-smaug

hobbit-desolation-of-smaug-ian-mckellan

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-lake-town1

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-martin-freeman

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-martin-freeman-6

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-richard-armitage1

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-image

hobbit-desolation-of-smaug-ian-mckellan-2

Konuşan Kitaplar #21 Blog Tur 5. Gün / Gül ve Avcı – Asude / İnceleme


1465114_762238473793444_229666826_n

Konuşan Kitaplar 21. Blog turunun 5. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün :
Yorum Durağım bendeniz kitabımızı inceliyor,
Kitap Avcısı‘da kitabımızı inceliyor ve
Küçük Kız, yazarımızla röportaj yapıyor.

Ve halen devam etmekte olan yarışmamıza katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

Kitabın Adı : Gül ve Avcı
Yazarın Adı : Asude
Yayınevi : Ephesus
Basım : Kasım, 2013
Sayfa Sayısı : 464
Tür : Tarihi-Aşk

Güçlü, kuvvetli, zengin, yakışıklı, üzerinden belalı bir evlilik geçirip bu evlilik üzerinden belalı bir eşin ölümünü ve yerinde durmaya bir çocuğun başına kalması ile sonlanmış, bir iş adamı Harewood Dükü Julian Benedict Wharton; sefil bir hayat yaşamış, karnını doyurabilmek için manevi babasının hala devam ettiği Dedektiflik görevinde pasif görevler alarak, arka planda kalıyor ama yine de eski zamanda ki Leydilere, Konteslere veya evde oturup koca bekleyen kadınlara göre taşı sıkıp parasını kazanan, güçlü, kararlı, dediğim dedik, bir o kadar inatçı, bir o kadar da yufka yürekli, beyaz atlı prensini bekleyen prenses olan Evelyn Rosa Drummond ile yolları kesişir.

Hem de nasıl kesişme!

Aklınıza hayalinize gelmeyecek bir şekilde!

Manevi babasının yanında Dedektifçilik oynamaya devam eden Rosa, bir gün manevi babasının oğlunun-aslında manevi babasının onun kocasını olmasını çok isteyen oğlu- nerede olduğunu bulamayan yaşlı adam, Rosa’dan oğlunu bulması için yalvarır ve bu yakarışlarına dayanamayan Rosa, kardeşi olarak gördüğü genci aramaya başlar. Hem de bir  bayan olarak! Hem de gecenin bir körü! Hem de sefil insanların yaşadığı tehlikeli sokaklarda! Nasıl bir cesaret var kızda inanın ben de bilmiyorum! Azıcık korkan insan yahuu!!! Kız başına hiçbir unvanın olmadan, koruman olmadan, gece vakti sarhoşların fokur fokur kaynadığı barlara, dövüş alanlarına nasıl gidebiliyorsun öyle! Pes yahu!

Her neyse, kızımız gidiyor kardeşi gibi gördüğü erkeği kurtarmak istiyor ama hayat ona hiç yaşanmaması gereken bir anı yaşatıyor ve karşısına Harewood Dükünü çıkartıyor. Hem de nasıl mı? Bir Lord’dan beklenemeyecek bir şekilde. Üst tarafı çıplak, ter içinde kalmış, elleri yumruk haline gelip dövüş pozisyonu almış bir şekilde. Ve zil zurna sarhoş halde… Zengin mi zengin, para içerisinde yüzen Lordu karşılarında görünce bütün keşlerin gözü dönmüş ve onunla dövüşüp, yerle bir etmek için sıraya girmişlerdir. Tabii ki tam tersi olmuştur! Bir eli yağda bir eli balda büyüyen Lord’un bu kadar mükemmel dövüşeceğini kimse düşünemiyordur ve karşısına çıkan rakiplerini bir bir alaşağı indirdiği zaman etrafında ki insanlar neye uğradığını şaşırmışlardır. Durum böyle giderken kızımız bir bakışta dövüşen adamın bir Lord olduğunu anlamış ve gözlerini dikip izlemeye başlamıştır.

Bu izleyiş körkütük sarhoş olan yakışıklımızın ara sokağın bir tanesine sızıp kalması ve yardımsever kızımızın yüreği onu orada bırakmaya elvermeyeceği için ona yardım etmek için pır pır etmektedir. Bakın adamı hiç tanımadığını saymıyorum veya hala tehlikeli sokaklarda olduğunu saymıyorum veya veya kardeşi gibi gördüğü adamı aramaya geldiğini unuttuğunu hiç saymıyorum. Bütün bu amaçlarını bir kenara fırlatarak adamı kaldırıp bir motele götürüyor. Ve işte bütün ipler burada kopuyor….

Adam kızla neredeyse zorla birlikte oluyor ama kızımız bunu memnuniyetle karşılıyor. Saf kızım otur bir düşün allasen! Adam sarhoş hadi yardım ediyorsun, bırak odasına çık git, daha ne bekliyorsun. Hadi bekliyorsun işlerin oraya kadar gelmesine nasıl izin veriyorsun! Sen güçlü, ayakları üzerinde duran birisisin, iyi ve kötüyü birbirinden ayıran bir kızsın, nasıl başarıyorsun böyle gerizekalı bir davranışı. Hadi başardın hiç mi oturup düşünmüyorsun o adamın seni bırakıp gideceğini, bir çöp gibi seni köşeye atacağını. Bu kadar mı aklını kaybettin!

Her neyse Rosa’ya karşı içimi de döktüğüme göre incelemeye devam edebiliriz. :)

Bu olayın üzerinden bir süre geçtikten sonra ve kızımız sağlamken, manevi babasına bir dedektiflik iş gelir ve bu işte kocası tarafından öldürüldüğünü düşünülen bir kadının cinayeti ile ilgilidir. Ve ölen kadınında kocası Harewood Dükü Julian Benedict Wharton’dur! Şansı görüyor musunuz? Kızımız artık bir intikam alacaktır. Ama bu intikamını alabilmesi için çok iyi bir strateji üzerinden ilerlemesi gerekmektedir yoksa zeki Lordumuz her şeyi çözebilir!

Kızımızın stratejik planı ise Lordun oğluna mürebbiye olarak evin içine girmektir. Ve şansı yaver giderek, tüm yalanları su yüzüne çıkmadan, planı tıkır tıkır işlemektedir ve evin içerisine girerek, küçük Lord iyi çok iyi anlaşarak öğretmenliği kutsal bir görev olarak üstlenmiştir. Tabii bu görevinin yanı sıra Lord’un gerçekten karısını öldürüp öldürmediğini araştırmaktadır.

Kızımız ne zaman evin içerisine adım atıyor işte bütün olaylar o zaman boy gösteriyor ve bütün çözümler bir bir çözülüyor, yerine yeni düğümler atılıyor ama en sonunda da hiçbir çözüm kalmayarak, bütün olaylar mutlu son ile bağlanıyor.

Kitabımızın kısaca konusu böyle. Bir gizemin peşinden koşan, avken avcı konumuna düşen ve bu konuda hiç şikayet etmeyen kızımın ve yakışıklığı erkeğimizin 19. yüzyılda ki halini okuyoruz.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki konu hakkında fark ettiyseniz çok derine inmedim. Çünkü karşılaştırabileceğim bir kitap yok. Nedeni ise bir Historical okuyucusu olmamam. O yüzden kitap konusu bakımından şu yönden zengin, şu yönden fakir, daha derine inebilirdi veya çok detay vermiş, daha güzel yazabilirdi, veya konu açık kalmış, yerine oturmamış gibi şeyler yazamam. Çünkü bu türü okumayı sevmeyen bir okuyucuyum. Aşk kitapları söz konusu olunca daha çok, blogumda da gördüğünüz üzere New Adult’ı seçiyorum. Hem günümüz hem de konularının akışlarını seviyorum. Ama geçmiş zamanda işlenen, Lordların, Düklerin, Kontların olduğu kitapları sevmiyorum. Ama hem ilk Historical kitabım hem de yeni bir Türk yazar olduğu için bir kez dahi olsa şansımı denemek istedim. Ve bu türün okuyucusu olmadığımı bir kez daha anladım. Tabii bu türün okuyucuları eminim ki benden daha güzel bu kitabı yorumlayacaktır ama ne yazık ki ben yorumlayamayacağım.

Ama yazım bölümüne de değinmeden geçemeyeceğim. Öncellikle cümlelerde ve bir paragrafta yer alan cümlelerde çok fazla ünlem işareti vardı. Bir yere kadar bu beni rahatsız etmese de bir yerden sonra çok fazla rahatsız etti. Örneğin bir kişi hakkında çok sinirli dediğimiz zaman onun çok sinirli olduğunu anlıyoruz. Bence bu cümlenin sonuna ünlem işareti konulmasına gerek yok. Tabii konulacak yere konur ki çoğunlukla bunlar cuk diye ünlem işaretinin oturduğu yerler ama dediğim gibi ünlem işareti resmen nokta işareti bolca kullanılmış. Cidden bazı yerlerde çok gereksizdi. Bunun haricinde bir paragrafta iki kişinin gözünden anlatımın yer alması çoğu zaman anlatım bozukluklarına sebep olmuştu ve belirli yerlerde de bu karaktere nasıl geçti diye düşündüğüm de oldu. Son olarak ise bazı çok uzun cümlelerde nokta veya noktalı virgül kullanılmamıştı ve bu da aynı şekilde anlatım bozukluğuna sebep olmuş.

Tabii ki ben de blogda yazı yazarken noktalama işaretlerine veya anlatım bozukluğuna çok dikkat etmem, hatta hiç etmem dersem yeri ama bir kitap okurken bu hataları çok çabuk buluyorum ve bu da okurken beni sıkıntıya sokuyor. Kitabın kapağını iki de bir kapatıyor, açıyorum veya okurken çok fazla ara veriyorum. Kısacası elimde sürünüyor.

Ama söylediğim tüm bu yazım tekniği konusunda ki sorunlar düzeltilemeyecek şeyler değil. Yeni bir yazar olan sevgili Asude eminim ki kendini geliştirecek ve saydığım tüm bu hatalardan kurtulacaktık. Ve işte o andan sonra tadından yenilmeyecek kitaplar ortaya çıkartacaktık. Ama mükemmel kitaplara kadar kendini cidden geliştirmesi gerekiyor. Özellikle de bir diğer konu olan betimlemeler konusunda. Eminim ki ileri ki kitaplarında kendine has, kalemine özgün betimlemeler okuyacağız.

Puan konusunda çok kararsız kaldım. Çünkü yukarıda da dediğim gibi önümde karşılaştırabileceğim bir kitap yok. O yüzden teknik yazımı konusuna puan verecek olursam 5 üzerinden 3 veriyorum. Ve yazım hayatında Asude’ye başarılar diliyor ve bir sonra ki kitabını da merakla bekliyorum.

3

scrollWithLineCFG_31

uq0c0

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #20 Blog Tur 7. Gün / Araf – Jamie McGuire / İnceleme


ug197

Konuşan Kitaplar 20. Blog Turunun 7. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün;
Yorum Durağım ve Yorum Avcısı Araf’ı yorumlarken,
Tuğçe’nin Kitaplığı sevgili yazarımız ile söyleşi yapıyor,
Ve Anime ve Kitap Sever‘de Yurt Dışında Araf’a gelen yorumları bizlerle paylaşıyor.

Ve ayrıca hala yarışmaya katılmadıysanız Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

1465349_672348842799391_1152097180_n

Kitabın Adı : Araf
Orijinal Adı : Providence
Serinin Adı : Providence Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Nergis Karababa
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım Tarihi : Kasım, 2013
Tür : Fantastik, Doğaüstü, New Adult

Düşmüş bir meleğin çocuğu olmasından kendilerine kabaca Yarımkan kibarca ise bir Melez diyen Jared ile kendisini sıradan bir zengin çocuğu zanneden ama o zenginliklerinin arkasında yatan gerçeklerden bir haber olan Nina’nın akıl almaz, durdurulamaz, ölümsüz, soluğunuzu kesecek, hem ağlatacak hem de güldürecek aşkına hazır mısınız? Eee hazırsanız yolculuğumuza başlayalım o zaman!!!

Zamanında bir Arch meleği olup, insan bir koruyucusunu yani Taleh’ini seçerek onu her türlü kötülükten koruyup kollayan ama güzel bir genç kız görmesi ile kalbini ona kaptırdıktan sonra kanatlarını kaybedip askeri eğitimden daha sıkı bir eğitim alarak bir fedaiyeye dönüşen Gabe, Lillian ile evlenmiş ve Talehi Jack’i ve ailesini korumaya başlamıştır. Talehini nasıl sıkı bir şekilde koruyorsa ailesini de o şekilde korumak zorundadır ve aynı zamanda bir Arch meleği ailesi ile bir aileye bağlanmaktadır. Bu kural yüzünden Gabe’in çocuklarından birisi olan Jared, Jack’in kızı olan Nina’dan bir takım elektriksel bir şeyler alıp (nasıl olduğunu sormayın ben de bilmiyorum. Artık dokunarak mı aldı yoksa hissetti mi, orası Jared’a kalmış :D ) Nina’nın Taleh’i olduğunu anlayarak onu korumaya başlamıştır. Tabii ondan sadece birkaç yaş büyük olduğu için bir yandan sıkı eğitimine devam ederken bir yandan da Nina’yı korumak zorundadır. Ve tüm bunlar onun omuzlarına fazladan yük bindirmektir. Ama oğluşumuz hiç bu durumdan şikayetçi değildir. Sebebi ise aldığı elektirğin yavaştan sevgi, aşk, bağlanma gibi elektriklerine döndüğünden dolayı…

Nina’nın nasıl bir şekilde büyüdüğünü, sevgilileri ile ne yaptığını, nasıl bir yaşam sürüp, attığı her adımı izleyen ve gün geçtikçe aşkını içerisinde büyüten Jared, her seferinde babası Gabe ve onun Talehi Jack tarafından uyarı almaktadır ve uzaklaştırılma ile tehdit edilmektedir. Tabii bunların hiçbirisine kulak asmayan über yakışıklımız aşkının kıvılcımlarını büyütmeye devam ediyordur. Tam ona açılacağı sırada, sırf bu gibi çılgın bir düşünce geçtiği anda gölgelerin arasından çıkmak istiyor ve Nina’ya “Ben buradayım, hiç mi görmüyorsun? Hiç mi hissetmiyorsun? Köpekler gibi aşığım sana!” diye itiraflar yağdırmak istiyor ama o deli yanını sırf babasının hatrına susturup gölgelerine geri çekiliyordur.

Ta kii bu çekilme Jack öldükten sonra son bulmuştur…

Ne zaman Jack öldü işte o zaman Jared’ın içerisindeki at şahlanmış ve önünde bir engel kalmadığını anlayarak Nina’nın karşısına çıkmıştır. Çünkü bir diğer engel olan Gabe de ölmüştür. Sebebi ise Talehine atanan her Arch meleği, Talehi ile bir bütün haline gelmekte, o ne zaman nefes alırsa o da almakta, o ne zaman yaşama gözlerini kapatırsa o da gözlerini kapatmaktadır. İşte bu yüzden Jack’in ölümünün üzerinden saatler geçmeden Gabe de yaşama gözlerini kapatmış ve bu sayede Jared’ın aşkını itiraf edebilmesi için tüm engeller ortadan kalkmıştır.

Yine ve yeniden kendisini bir yabancıymışçasına cenaze evinden çıkmış okuluna gitmek için otobüs durağında oturmuş, kaçan otobüsün ardından boş boş bakan ve yakalamak için kılını kıpırdatmayan Nina’nın yanında ki boş yere oturmuş ve onunla bir diyalog kurmak içerisindedir. Her ne kadar baba diyerek gördüğü iki adamı da kaybetse de yılların özlemi son bulduğu için sevinci ve umudu bütün duygularına ve hislerine ağır basmaktadır. Sırf bu yüzden hiçbir şeyi gözü görmüyordur Jared’ın. Şeytanları bile…. (Durun durun! Tabii ki hikayemizde şeytanlar var! Hep iyiler mi olmak zorunda ? Veya Jared önündeki engellerin bittiğini mi düşünüyor? İyi düşünmeye devam etsin beyaz atlı prensim ve helalim! )

Ortak taksiye binip onu gideceği yere kadar bırakabileceğini söyleyen Jared’ın sözlerini yarım yamalak işiten Nina daha ne olduğunu daha doğrusu ne cevap verdiğini düşünemeden kendisini taksinin içerisinde, über yakışıklı erkeğimizin yanında bulmuş ve onunla seyehat ettiğini görmüştür. Yetmiyormuş gibi ilk görüşte aşka inanmaya başlamıştır!

Yurduna bırakılması sırasında Jared ona ne ismini söylemiş ne telefon numarasını vermiş ne de başka bir şey yapmadan çekip gitmiştir. Ertesi gün bu olaya çok sinirlenen Nina bir daha onu görmeyeceği için de pişmanlıklar duymaya başlamıştır. Ee sonuçta çocuk yürüyen karizma, kim bir daha görmek istemez ki?!

Hayaller alemine dalan Nina onu bir başka sefer şok yaşamış ve bu tesadüfi karşılaşmalarının devamı geldikçe ona adını bahşetmiş ve sıra telefon numarası vermeye geldiğinde Jared arkasına bakmadan bir hödük gibi çekip gitmiştir. Yakışıklı olsa daha ağzının ortasına bir tane patlatılmayı hak etmiyor mu yahu? Ağzının üstüne bir tane yapıştıracak sonra da üzerinde tepineceksin ki şu hödük hareketlerini bırakabilsin!

Birkaç buluşma, birkaç gözyaşı ve birkaç itiraftan sonra iki gencimiz birbirlerine aşık odluğunu itiraf etmiş, yemeklere çıkar olmuş ve aralarında gerçekleri su yüzüne çıkartmıştır.

Tabii kitabımızda ki tüm olaylar bunlar değil. Keşke her şey engelsiz bir şekilde mutlu sona bağlanabilse. Ama ne yazık ki bağlanılmıyor… Bunlar tam ben mutlu mesut yaşıyorum, aramıza kimse giremez, tatilimizi de yaptık ohh gibi güllük gülistanlık bir hayat sürerken hiç hesapta olmayan meleklerin düşmanları olan ve aynı zamanda meleklerin dahi çözemediği melezlere karşı farklı gözlerle bakan şeytanlarla savaş haline girerler. Savaşa girmelerinin sebebi ise hiç aklınıza gelmeyecek bir sebepten dolayı. Aslında bu sebebin o kadar fantastik öğeye karşı zayıf olduğunu düşünsem de yine de yazarın tökezlemeden bağlamasını beğenmedim diyemem.

Diğer bir başka seriler veya kitaplarda ki gibi kitabımızda meleklerin insanlarla ilişkiye girmesi hoş karşılanmama gibi bu olayı yok. Hatta melezleri incelemeye bile alıyorlar diyebilirim. O kadar kehanetin bir varlığı olmalarına rağmen melezleri çözmek, onları incelemek için yanıp tutuşuyorlar. Ayrıca melezler içlerindeki melek duygularından dolayı iyi olup şeytanın tarafına geçmiyorlar. Ynai onlar yasak elmanın ürünleri değildir bir nevi. İşte bu yüzden şeytanlar bile onların nasıl bir tür olduğunu merak etmektedirler.

Değişik bu olaya karşın saçımı başımı yolmama sebep olan ve “Her kitapta da olmazsa oolmaz!” diye çığlıklar attıran aşk üçgeninin bir diğer elemanı Ryan’ı resmen boğazlamak istedim. Tamam tatlım anlaıyorum tuttuğunu bırakmak istemeyen, zafere giden yolda her şey mübahtır anlaşını benimseyen sevgili gencimiz, bu sözün bu durumda işe yaramayacağını bile bile inadına Nina’nın peşinde koşman sana hiçbir şeyin kazandırmadığını görerek ağzının payını aldın mı? Ha eğer almadıysan göstereceğim de! -.- Ryan cidden çok sinir etti beni. Niye var ki?! Olmasaydı! Zaten tonla işle uğraştı zavallı Ryan’ım <3

Ayrıca Jared’ın kardeşi olan Clarie’ye ise ayrı bir sevgi besliyorum çünkü sevdiği bir kişi yapmayacağı şey kalmayacağını, ayaklarının üstüne sıkı sıkı basarak bize göstermiş oldu. Böyle kararlı, istikrarlı, duygusuz gibi gözüküp içinde ne ateşler yatan karakterlere hastayım! İkili aşk oynayan Nina’ya karşı hastayım sana Clarie!!!

Konuya dönecek olursak, aslında kitap fantastik öğeleri olan meleklerin, ben pek fazla ağırlığını hissedemedim. Özellikle Jared’ın melez olmasına karşın güçlü, kuvvetli, atik özelliklerinin dışında bir melek kanatlarının olmasını veya görünmez bir şekilde hareket edebilmesini veya bir yerden bir yere ışınlanabileceğini düşündüm. Ama bunların yerine yazarımız çok basit özellikler kullanmış. Fazlaca kas yığını olan bir vücut, hızlı hareket etme, sessizce yürüyebilme, mükemmel bir şekilde saklanma (bunların çoğu askeri eğitim almış insanlarda yok mu? Yoksa ben mi yanlış biliyorum? ) ve insanlardan farklı olarak çok fazla uyumaya ihtiyaç duymama, kolayca iyileşme, Taleh’i ölmeden ölmeme gibi bir takım süper güçleri olmasına rağmen ben daha çok bir kanadının olmasını, oradan oraya ışınlanmasını veya uçmalarını beklerdim. Veya Fısıltı serisinde ki gibi kanat izlerinin yerini olmasını. Yani bana onların melek olduğunu hissettirecek bir şeyler aramaya çalıştım ama pek fazla tatmin olamadım. Tam bir melek olan Samuel’in yanlarına gelmesi ile bile onun gerçek melek olduğunu satırları okuduğumda hissedemedim. Her ne kadar kendi için özgün bir fantastik dünya yaratmaya çalışmışsada sevgili yazarımız bu konuda pek başarılı olamamış. Ben şahsen öyle düşünüyorum. Ben o fantastikliği hissedemedim. Şeytan bile doğru düzgün şeytan değildi be! Şeytanın yanındaki manyak herif bile daha şeytanımsı bir yapıya sahipti!

Ama tüm bunların yanı sıra Jared da sevgili Jamie’nin aşık erkek karakter profili kalıbından fazlasıyla payını almış ve hatta Travis’den bile daha koruyucu ve saplantılı ve aşık mı aşık bir erkek ortaya çıkmış. Her ne kadar yapay bir melek olsa da :D Yazarın kitaplarını sevmemin baş nedenlerinden birisi de aslında bu. Çoğu yazarın yapamadığını yaparak erkek karakterlerinin aşklarını başarılı bir şekilde önplana çıkartabiliyor, okuyucuların satıları okurken hissetmelerini sağlıyor, erkek karakterlerinin kul ve kölelerini olmalarını sağladığının yanında ben gibi deli okuyucularının Jared ile imam nikahı kıymalarını sağlıyor. :D

Kısacası sevdiğim en önemli şeylerden birisi bu. Her ne kadar içerisinde yer yer vıcık vıcık aşk olsa da hissediyorum o aşkı arkadaşşşş!!! Bunun dışında dilinin basit, saf ve sayfa çevirtecek kadar sürükleyici olmasına bayılıyorum! O kadar projelerimin ve sınavlarımın arasında sayfa üstüne sayfa çevirmemi sağlayan bu sevgili kitaba yeri gelip beni işimden ettiği için küfretsem de yeri geldiğinde bağrıma basmış, Jared’ı kocam olarak ilan etmiş bulunmaktayım!

Çeviriye gelecek olursak eğer Yabancı Yayınları’nın bir kez daha çeviri ve redaksiyona ne kadar önem veridğini bu kitapta gösteriyor ama yazarımızın acemi yıllarında bu kitabı yazdığını ise ister İngilizce okuyalım ister Türkçe fark etmez hemen anlıyoruz. Son olarak değineceğim şey ise kitabın kapağı. Orijinaline bin değil milyon basacak sevgili kapağımız ve iç dizaynı sayesinde “İçeriğine gerek yok, kapağı yeter bana!” gibi övgüleride benden kapmış oldu. :)

Peki bu kadar övgüye karşılık neden mi 4? Çünkü meleğin kanatlarını, meleği veya fantastik öğeleri hissedemediğimden dolayı 4. Bunu bir aşk kitabı, bir New Adult kitabı olarak ele alırsam işte sırf bu yüzden kitaba 5 üzerinden 4 puan veriyorum.

4

scrollWithLineCFG_31

1470118_760678647282760_230652132_n

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #20 Blog Tur 3.Gün / Araf – Jamie McGuire / Alıntılar


ug197

 

Konuşan Kitaplar 20. Blog Turundan herkese merhaba!!!

Turumuzun 3. gününde
Bendeniz Yorum Durağım kitabımızdan şahane alıntılar paylaşıyorum.
Kitapların Tatlı Cadısı ile Kitaplarım ve Ben kitap hakkında güzel yorumlarını paylaşacak.
scrollWithLineCFG_31

Tanrı aşkına! Gelecekte Providence’ın en prestijli şirketlerinin birinin CEO’su olacaktım. Bir çocuk için nasıl da aklımı kaybetmiştim! İnanılmaz derece de çekici, akıllı, kibar, iyi giyinen, muhteşem bir gülümsemesi olan bir çocuk için. Yalnızca bir çocuktu işte. Bir erkek. Hayır bir çocuk. Hepsi çocuktu sonuçta.

8702327_orig

“Hayal kırıklığına mı uğradın?” Ellerini sandalyemin arkasına koyup bana doğru yaklaştıkça, dudakları bir gülümsemeyle yavaşça yukarı kıvrılıyordu.
“Pek sayılmaz. Kanatları olan bir meleğin resmine bakmaktansa, kanatları olmayan meleğimin yanında oturmayı tercih ederim.” Nefesini dudaklarımda hissediyordum ve ona doğru yaklaştım.

8702327_orig

“Gelmeyeceksin diye korktum.” Botlarıma baktım; bu kadar acınası haldeyken gözlerine bakamamıştım.
Jared yüzümü ellerinin arasına alıp beni nazikçe öptü. “Seni bir daha asla terk etmeyeceğim Nina. Bu şekilde değil.”

8702327_orig

Tek kaşımı kaldırdım. “Jared Ryel, kıskanıyor musun yoksa?”
Jared ellerini saçlarına götürdükten sonra elini çekti. Biraz gergindi. “Sen sordum Nina ve ben de sana gerçeği söyledim.”
Gözlerimi kıstım. “Kıskanıyorsun.”
Kafasını hayır anlamında salladı. “Ben…” Dudaklarını birleştirip kafasını evet anlamında sallayarak odanın içindeki birkaç adım attı, “biraz kıskanıyorum,evet.”

1424343_690244104319740_523871076_n

 

1425508_690759424268208_949141633_n

 

1450247_690244257653058_1862332639_n

 

1453502_690244247653059_563382072_n

 

1457597_690728457604638_1110070916_n

 

1458549_690244134319737_1448488527_n

 

1463897_690244097653074_678227298_n1467209_690244114319739_159068243_n

 

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #20 Blog Tur 1.Gün / Araf – Jamie McGuire / Çekiliş


1390622_687194674624683_1936267554_n

Konuşan Kitaplar ile 20.Blog Turunun ilk gününden herkese merhabaaaa!!!

Ülkemizde yine Yabancı Yayınları‘nın imzasını taşıyan Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarının yazarı olan Jamie McGuire‘nin bir diğer serisi olan Providence Serisinin ilk kitabı olan Providence / Araf raflarda yerini aldı. Tabii İstanbul Kitap Fuarına giden arkadaşlar önceden sahip olabilme şansına ulaştı. :)

Konuşan Kitaplar olarak da içerisinde bin bir çeşit fantastik ögeyi ve yakuşuklu erkekleri barındıran bu güzel mi güzel kitaba tur yapıyoruz.

Tur boyunca çeşit çeşit etkinliklerimizin olmasının yanında bugün blogumda başlayan ve 3 şanslı kişinin çekiliş sonucu Araf kazanacağı bir yarışma olacaktır.

Eğer ki 3 şanslı kişiden birisi olup, Araf kitabını kazanmak istiyorsanız yapmanız gereken tek şet Rafflecopter formunu doldurmaktır. Formu doldurmak için
TIK-TIK!!!

Ayrıca bugünün takviminde ise;
Kitap Sayfaları yazarımızı ve kitabımızı tanıyor,
Anime ve Kitap Sever ise Jamie McGuire kitaplarını tanıtıyor.

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar ile Kitap Günleri / Böğürtlen Kışı – Sarah Jio / Yabancı Bloglarda Böğürtlen Kışı


u3dgh

Konuşan Kitaplar ile Kitap Günlerinden herkese merhaba!!!

Arkadya’nın yeni cicisi olan Böğürtlen Kışı‘nı tanıtmaya devam ediyoruz. Bugün ise bendeniz Yorum Durağım, yabancı blogların Böğürtlen Kışı için neler söylemiş onları yazacağım.

Çeviriler bana ait olduğu için eğer ki bir hatam varsa şimdiden kusura bakmayın sevgili okurlar.

Ayrıca hala devam etmekte olan imzalı Sarah Jio- Böğürtlen Kışı kitap yarışmasına katılmayı unutmayın. Yarışmaya katılmak için tık-tık!!!

scrollWithLineCFG_31

Blogcritics 

Eğer Jamie Ford’un yazdığı Hotel on the Corner of Bitter and Sweet kitabı okuduysanız ve sevdiyseniz, Sarah Jio’nun yeni kitabı Böğürtlen Kışı size, aynı hazzı yaşamanızı sağlatacak güzel bir şans vermektedir. 

S. Krishna’a Books

Sonuç olarak karakterleri ile hayranlarını aşık olmasını sağlayarak onları tepetaklak eden iç açıcı bir roman.

Eating Bender

Bu romanın en büyük özelliklerinden bir tanesi her şeyden ufak ufak barındırmasıdır.  Bir gizem yer almaktadır ve tabii ki tarihi bir kurgu olmanın yanı sıra romantik bir kitaptır.

Book Line and Sinker

Bu kitap, kitap kulüpleri için mükemmel bir seçimdir veya ikili anlatımların yer aldığı ve yaşam ile aile arasında karşılıklı bağlantıları sevenler için harika bir şanstır.

Booking Mama

Böğürtlen Kışı’ndan oldukça zevk aldığımı düşünüyorum – hikayesinden, gizemli bakış açısından, yazım şeklinden, hikayenin geliştiği yoldan…

Books and Movies

Benim görüşüme göre, Jio’nun yazılarının en büyük gücü, kitaplarında hikayelerinin ağırlıklarını ve derinliklerini eşit olarak verebilmektedir.

Book of Secret

Böğürtlen Kışı’nın hem canlandırıcı hem de kalp kırıklıkları ile dolu bir anlatımı var ve bu yüzden okuduğum sırada bir kutu peçeteyi mahvetmemi sağladı!

That’s what She Read

Böğürtlen Kışı, Jio’nun yeteneklerini son derece çağrışım yaptıran ve tamamen unutulmaz bir şekilde karşımıza çıkartıyor.

V0ZpRkE