Konusan Kitaplar #26 Blog Tur / Sınırları Zorlamak – Katie McGarry / Inceleme


eopr97

Kitabın Adı : Sınırları Zorlamak
Orijinal Adı : Pushing The Limits
Serinin Adı : Pushing The Limits Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Katie McGarry
Çevirmen : Tuğçe Nida Sevin
Yayınevi : Aspendos
Basım : Şubat, 2014
Sayfa Sayısı : 416
Tür : Young Adult / Romance / Günümüz

“Babam kontrol manyağı, üvey annemden nefret ediyorum, ağabeyim öldü ve annemin… annemin sorunları var. Sizce nasıl olabilirim?”

Echo Emerson, bir yıl öncesine kadar okulun en havalı kızı, hatta en havalı züppe kızı olup, yine okulun kralı sayılabilecek birisi olan Luke ile çıkıyordur. Dersleri mükemmel derecede iyi olup, annesinin sanat yeteneğinin genleri taşıyan elleri ile mükemmel tablolar ortaya çıkartıyordur. Her şey yolundadır. Mutlu bir ailesi olup, abisi ile arasında mükemmel bir bağ olup mutluluktan yüzünden gülümseme eksik olmuyordur. Ta ki o geceye kadar…

Bir tek gecede tüm her şeyin paramparça olabileceğini inanır mısınız? Ya da bunu hayalinizde canladırabilir misiniz? Aynı bir camın bir saniye patlayıp tozla buz olması gibi düşünün. İşte Echo’nun hayatı aynı bir cam gibi bir saniyede patlayıp tuzla buz olmuştur.

Önce abisini askeri eğitimine karşı çıkmıştır ama o bunu çok istediği için Afganistan’a gitmiş, görevlerini yerine getirmeye çalışmış ama bu meslekte fazla ilerleyemeden bir bomba yüzünden hayata gözlerini kapatmıştır. Annesi geçmişten beri devam eden ama bir şekilde bastırmayı başardığı krizlerine artık engel olamamış ve etrafına zarar vermeye başlamıştır. Echo’nun babası ise çocuklarının annelerinin bu manzarasını, delilik krizlerini, daha fazla görmemeleri için onu hastaneye yatırıp ondan boşanmış ve geçmişte çocuklarına bakıcılık yapan Ashley ile evlenmiştir. Peki tüm olaylarımız bitti mi? Ne yazık ki hayır! Bir gecede annesini görmeye giden Echo, hatırlayamadığı bir olay başından geçmiştir. O kaza sonunda hastane yatağında uyandığında kollarında derin yaralar ve aklında kocaman bir kara delik vardır. Bu kara delik o geceyi yutması ile beraber, Echo’ya geceleri uyku uyuyamaması için elinden gelen her şeyi yapan bir lanettir. O olaydan sonra Echo her gece bir rutin haline gelen kabuslar görme seanslarını ile boğuşmakla kalmayıp bir zombiye dönüşerek, eski sosyal hayatından çok ama çok uzaklara çekilmiştir. Kolundaki yaralar yüzünden yazın çöl sıcağında bile giymek durumunda kaldığı uzun kollu kazaklar dışında, uzun eldivenleri yüzünden zaten insanların ona sanki üçüncü gözü varmış gibi bakmaları yetmiyormuş gibi bir de uyuşturucu bağımlısı gibi gözlerinin altında mosmor halkalar yüzünden insanların garip bakışlarından rahatsız olup en yakın arkadaşları ile bile zaman geçiremiyordur. Gerçi olan tüm olaylardan sonra kendi köşesine çekilen Echo biraz yalnız kalmak, daha doğrusu köşesine çekilip kolları ve eski mutlu anları ile kendisini sarıp sarmalamak istiyordur.

“Son iki buçuk yıldır bir koruyucu aileden diğerine geçmiş, birçok ev değiştirmişsin. Ailen öldüğünden beri burası senin dördüncü lisen. Benim ilginç bulduğum ise son bir buçuk yıl öncesine kadar hâlâ onu listesindeymişsin ve spor müsabakalarında yarışıyormuşsun. Bunlar genellikle bir disiplin vakasıyla uyuşmayan nitelikler.”

Noah Hutchings, yukarıdaki Bayan Collins’in sözleri ile anlatımının temsili misali. Ama küçük bir kısmı onu anlatıyor. Bana göre Noah, deri ceketli, seksi, yakışıklı, uzun boylu, 17 yaşında geçmişte bol bol acı çekmiş ama bir şekilde bu acıları üstünden atmaya çalışan bir bad boy. Evlenmek istediğin bir bad boy. Kitaba göre ise iki buçuk yıl önce ailesini bir yangında kaybetmiş, belli bir süre iki küçük kardeşi ile beraber başka ailelerin yanında yaşamış ama yerinde rahat duramayan ve haksızlığa gram tahammülü olamayan seksim üvey babasını dövmüş ve bu yüzden Sosyal Hizmetler tarafından tehlikeli sınıfına alınarak kardeşleri ile yolunu ayırmış ve seksimin daha da manyak hale gelemsini sağlamışlardır. O aileden bu aileye, o liseden bu liseye geçip hayatını mahveden sistemin yaptıkları yetmiyormuş gibi kardeşlerini sayılı sayıda görmelerini sağlıyor ve onlara karşı özlemini daha da arttırıyorlardır. Bu özleme daha fazla dayanamayan Noah kendini dizginlemiş, arada bazı şeyleri unutabilmek için içtiği esrarı bırakmış ve hatta içkiyi bile nadir içer konuma gelmiştir. Sırf kardeşlerini elde edebilmek için. Peki bu gayreti neyi mi elde etmesine sebep olmuştur? Artık gelecekte kardeşi olarak kabul edeceği dostu Isaiah’ın da üvey evlat olarak yerleştiği bir ailenin yanına yerleşmiş ve kardeşleri ile görüş günü daha da artmıştır. Ama bunların hiçbirisi Noah ile yeterli değildir. Çünkü o en azından ailesinden geri kalan kısmı bir arada tutmak ve özlemini bu şekilde giderebilmek istiyordur. Çok mu şey istiyordur? Hayır! Ama bazı şeyler için en yazık ki hem maddi hem de manevi gücünün sağlam olması lazımdır. Ve de geçmişinin de. Sonuçta o geçimini bir hamburgercide çalışıp kazandığı para ile devam ettirmektedir. Bu nereye kadar kardeşlerine babalık yapmasını sağlayabilir ki? Ayrıca onlara bu geçinim ile ne kadar huzur veya rahatlık verebilir ki? Değil mi? Bunlar hem benim hem de Bayan Collins’in sözleri.

1888725_744817632195720_1589289669_n

Bayan Collins kim midir? Bayan Collins bu hikayenin demir taşıdır! O olmasa seksi Noah’ım ile yaralı kuş Echo’nun bir araya gelmesi imkansız hale gelirdi. Sonuçta ikisinin konumunu geçin takılacakları ortam bile farklıdır. Peki nasıl mı bir araya geldiler? Hımm… Aslında çok zevkli bir ilk yaklaşımları var :D Sonuçta ikisinin de yaşadığı olaylar yüzünden psikoloji bozuk sayılıyor değil mi? İşte bu yüzden devreye lisenin yeni rehberlik öğretmeni Bayan Collins devreye giriyor. Ama şimdi Aires’ın bozuk arabasını da saymazsak ayıp olur. Echo, ölen abisinin arabasını tamir edip tekrardan çalışır konuma getirebilmek için belli bir miktarda paraya ihtiyacı vardır. Bu parayı kazanabilmek için de bir işe. Çünkü nankör babası milyoncuklarından çok az bir miktarını Echo’ya veremiyordur. Nalçak! Ama olsun sırf bu yüzden ikilimiz bir araya gelmiştir.

1798862_744804338863716_771810471_n

Eski yaşamına göre notlarında düşüş yaşayan Noah, Bayan Collins’in isteği üzerinden bir kişiden ders alacaktır. Kimden mi? Hadi hadi tahmin etmesi çok kolay! Tabii ki de süper ötesi çalışkan ve zeki Echo’dan! Bakmayın Noah, pisliğine çalışmıyordur. Yoksa o da en az Echo kadar zeki ve çalışkandır.

İlk derste bir araya gelen der ceketli yakışıklı çocuk ile kollarındaki yaraları gizlemeye çalışan güzel ve zeki kızımız arasında ilk başta nefret duygusu ortaya çıkmış ama eski sevgilisi Luke’un hissettirdiği duyguların on bin katından daha fazlasını hissettiren ve karnında kelebeklerin uçuşmasını geçin taklalar atmasını sağlayan seksi çocuğa gönlünü kaptırmıştır. Tabii diğer taraf içerisinde aynısı geçerli değil desem yalan olur. Hatta oğlumuz direk bağlanmış ve Echo’yu karısı gibi kabul etmektedir. :D

1920619_744420332235450_1706325785_n

Kitabın en sevdiğim özelleri say say bitmez. Saf aşk olsun, yaşadıkları aşkın gösterimi olsun, birbirlerinden geçerli sebeplerden uzaklaşmaları olsun, karakterlerin yaşadıkları olaylardan dolayı yaşlarından çok ama çok büyük olmaları olsun, birbirlerine nefret kusarken arkalarından birbirlerine öpücük göndermeleri olsun, dostlarına sıkı sıkı bağlı olup onlar ne yaparsa yapsın onlardan ayrı olmamaları olsun, birisi kardeşlerini alabilmek için elinden geleni yapması olsun, bir diğerinin geceleri onu uyutmayan kabuslarının sebebini bulmak için canla başla uğraşması olsun, hepsi ama hepsi sanki yaşanmış olay gibi beni kitaba bağlayan, yer yer kahkaha yer yer gözyaşımı dökememe sebep olan mükemmel ötesi bir kitap diyebilirim. Önce İngilizce sonra Türkçe olarak okumamı saymıyorum bile. Ara ara yine açıp o şahane bölümlere tekrar tekrar bakıyorum. Sanırım bende bir Noah istiyorum! :’( Sevgili evren duy sesimi ve bana seksi bir Noah gönder! Söz nikahı hemen basıp bağlayacağım kendime!

Kitaba puanım mı? 10 numara 5 yıldız! Okuyun, okutun ve gelin Noah için kavga edelim!

5

damy (1)

Konusan Kitaplar #26 Blog Tur / Sınırları Zorlamak – Katie McGarry / Noah Hutchins ile Röportaj


eQNZAG

Konuşan Kitaplar 26. Blog Turundan herkese merhaba!!!

26. Blog Turumuzun konuğu olan Sınırları Zorlamak kitabı benim için çooook özel bir yere sahip! Canımın için sevgili blog ablam, kardeşim, dostum ve biriciğim olan kişi Tuğçe’nin Kitaplığı adlı blogun sahibi, bu cici kitabı çevirdi. Hatta çevirmekle kalmadı kitabın başkarakteri Noah’a beni aşık etti ve şimdiden düğün planları yapmama sebep oldu. :P

26. Blog Turumuzun 2. gününde ise;

Bendeniz Yorum Durağım, sevgili über yakışıklı karakterimiz Noah ile röportaj yapıyor ve kitabımıza yorum yazıyorum.
Kitaplarım ve Ben şahane kitabımızdan alıntılar paylaşıp yorumunu yazıyor.
Kitapların Tatlı Cadısı ise Aspendos Yayınevi’nin kitaplarını tanıtıp yorumunu bizlerle paylaşıyor.

Ayrıca bu güzel kitabımıza güzel bir yarışma yapmazsak ayıp olurdu! O yüzden yazarımızdan imzalı 1 adet Sınırları Zorlamak kazanmak için Tık-Tık!!!

Hadi şimdide Noah ile ne çılgın sorular cevaplamışız bir bakalım mı? ;)

scrollWithLineCFG_31

noah-shaw1

Röportajımıza geçmeden önce azıcık da olsa Noah Hutchins’i tanımaya ne dersiniz?

Görünüş: Neredeyse 180 cm boyunda, gözlerinin üzerini kapatacak kadar kısa kesilmiş koyu saçlı on sekiz yaşında bir delikanlı ve üniversiteye gidebilmek için çalışıyor.

En yakın arkadaşları: Isaiah Walker. Bakıcı ailede beraberce cehenneme doğru yürüdüğü kişi… Onun için yapamayacağı hiçbir şey yoktur.

Favori şarkısı: Phillip Phillips’den Home. Şarkıyı duyduğu her zaman, Echo’yu düşünüyor.

Zayıflıkları: Ruhuna ve kalbine sahip Siren’i: Echo Emerson.

3104680899_1_13_uozY2UTr

Merhaba Noah, bugün blogumu ziyaret ettiğin için çok teşekkür ederim! Seni hala bilmeyen tüm insanlar için (ki onları yüksek merciler tarafından kınıyoruz!) bize kendinden biraz bahsedebilir misin?

Gezegendeki en mükemmel iki çocuğun abisiyim. Kendimi, hayatımda fazlasıyla yer tutan bir kıza, yani Echo’ya ve en iyi iki dostum Isaiah ile Beth’e adadım. Annem ve babam öldüğünden beri iki yıldır koruyucu aile sistemi belasının içindeyim ve liseden daha yeni mezun oldum.

Gelelim can alıcı soruya! İlk tanıştığın zaman Echo hakkında ne düşündün? Ve de şimdi onun hakkında ne düşünüyorsun?

Benimle tanışmadan önce burnu havada bir züppe olduğunu düşünüyordum ama ne de olsa seksiydi.

Peki şimdi mi? Hımm… Hala seksi bir kız, ama şu an onun zeki ve yetenekli olduğunu düşünüyorum. Kardeşlerim dışında tüm dünyam o.

Önce anne ve babanı kaybetmenin ve daha sonra da kardeşlerinden ayrı düşürülmenin üstesinden nasıl gelebildin?

Eski hayatımı sürdürmeye çalıştım: yüksek notlar almaya, top oynamaya devam ettim mesela. Bütün hepsi bir anda hızlıca parçalandığı için ben de beynimdeki acıyı bir şekilde uyuşturabilmeye çalıştım. Akıllıca kararlar almadım ama sonuçta geçmişte yaptığım şeyleri değiştiremem, bu yüzden ben de hatalarımı öğrenmeye ve onlardan kaçınmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Eğer ki kardeşlerinle istediğin yerde istediğin şekilde harcayabileceğin bir günün olsa (hiç masraftan kaçınmadan), onlarla birlikte ne yapmak isterdin?

Annem ile babam beni bir kez Disney World’e götürmüşlerdi. En güzel anılarımdan biridir. Onları oraya götürmeyi, annem ve babamla bindiğim tüm oyuncaklara onları da bindirmeyi çok isterdim.
Peki Beth’in hayatında olmasının en iyi yanı nedir? Ve en kötü yanı?

Beth, bana bir ailem varmış gibi hissettiriyor. O beni kızdırabildikten sonra kendisini kızdırabilen tek kişi ama yine de günün sonuna kadar birbirimizin yanında oluyoruz. Bunu her ikimiz de koşulsuz şartsız yapıyoruz.

Aynı zamanda onun hakkında sevdiğim şey ise, hayatımı karmakarışık bir hale getirmenin her zaman bir yolunu bulmasıdır. Yeni olan herkese veya her şeye karşı temkinli olup sevgilim Echo’ya karşı kabul ettiğimden daha da fazlasını gösterir.

Şu an dünyada herhangi sihirli bir şey hayal etsen o ne olurdu?

Ailemden kalan daha fazla fotoğrafa sahip olmak isterdim. Bir videoları olsa daha da iyi olurdu. Sahip olduğumuz her şey o geceki yangında yanıp kül oldu. Bazen, onların nasıl göründüklerini veya seslerini unutmaktan ölesiye korkuyorum.

Gelecek için planların neler?

Kardeşlerimin hayatının bir parçası olmayı, Echo ile zaman geçirmeyi, bir de üniversiteden mezun olup babam gibi bir mimar olmayı istiyorum.

Son olarak, seninle ilgili yeni haberler neler? Seni ve Echo’yu serinin ilerleyen kitaplarında daha fazla görebilecek miyiz?

Şu an üniversitedeyim ve Echo ile hala beraberiz. Daima arkadaşlarımıza zaman ayırıyoruz, özellikle başları dertte olduğunda. Bu yüzden Isaiah’ın bize her zaman ihtiyacı olduğunun yerinde olduğunu düşünüyorum.

Hızlıca Sorular!

– Çay veya kahve? Kahve.
– Boxer veya külot? Boxer.
– Hogwarts veya Narnia? Narnia.
– Bardağın boş yanı mı yoksa dolu yanı mı? Güne göre değişir.
Şeker kamışları veya şeker kurabiyeleri? Şeker kurabiyeleri.
– Favori yemeğin? Hamburger
– Favori filmin? The Jason Bourne filmleri.

scrollWithLineCFG_31

Röportaj bir çok yabancı blogtan alınıp ben tarafından çevrilip üstene eklemeler yapılmıştır. Bu yüzden eğer bir hatam varsa kusura bakmayın sevgili kitap kurtları! :*

damy (1)

Damaged – H. M. Ward / Inceleme


17231976

 

Kitabın Adı : Damaged
Serinin Adı : Damaged Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : H. M. Ward
Yayınevi : Laree Bailey Press
Basım : Nisan, 2013
Sayfa Sayısı : 341
Tür : New Adult / Romance / Günümüz

En sevdiğim öğretmenim ölmüştü. Dün akşam neredeyse bir erkekle yatıyordum ama o, beni kovdu. Ah ve de söylemeden geçemeyeceğim o benim yeni patronum. Hayatım daha ne kadar karmakarışık bir hal alabilir ki?!

Sidney Colleli bir üniversite öğrencisi ve aynı zamanda da üniversitede asistan. Kendince bir güzelliği olan kızımız, bu güzelliğini diğer arkadaşları gibi erkekleri avlamak için kullanmıyor tam tersine onlardan kaçıyordur. Arkadaşı Millie’nin zorla ayarlamaya çalıştığı erkeklerle sırf arkadaşının kalbi kırılmasın diye bir kez yemeğe gidiyor ama bundan daha fazlasının olmasını istemiyordur. Aralarında ki ilişkiyi yenilen yemek ile noktalayıp, arkasına bakmadan yurt odasına kaçıyordur.

Yine bir gün Mille’nın ayarladığı bir erkek ile yemek çıkacak olan kızımız; giyinmiş, süslenmiş ve buluşacakları yere erkenden gitmiştir. Erkenden gittiği için arkadaşı Millie’nin gelmediğini sonradan fark etmiş ve kulaklarını çınlatmaya başlamıştır. Arkadaşına eşi benzeri olmayan güzel laflar dile getirirken tam karşısına gök rengi gözleri ile etrafı süzen yakışıklı hatta yakışıklılıktan da öte çok seksi bir kişinin masasında tek başına oturduğunu görür. Onun tek başına oturması Sidney’in aklında bazı ışıkların parlamasına neden olur ve bu ışıklar ona “İşte seninle buluşacak o!” gibi sinyaller göndererek Sidney’in o yakışıklıya bakarak ağzının sulanmasına neden olur. Tabii bu arada arkadaşına karşı nadide sözcükleri kesip daha da hoş şeyler söylemeye başar. Sonuçta bu sefer Millie turnayı gözünden vurmuştur.

Yalnız başına oturan seksiyi daha fazla bekletmemek için hızlı adımlarla masaya gider ve tek kelimeden oturup garsona siparişini verir. Tabii bu arada karşısında ki seksinin yüzünde oluşan hayret ifadesinin farkında olmadan kendini tanıtmaya başlar. Onu bozmak istemeyen seksimizde muhabbete katılır ve güzel bir ortam yaratmaya çalışır. En sonunda ikisinin de yüzünde oluşan gülümsemeden anlaşılacağı üzere seksimiz başarıya ulaşmıştır.  Ta ki Millie gelene kadar….

Millie geldiği anda tüm ipler yerinden kopmuş ve Sidney gerçekleri bir bir anlamıştır.

“Hadi Millie. Otur. Eminim Brent her an burada olacaktır. “Omzunun üzerinden, bu arada gelip gelmediğine bakıyordum.”
Millie başını salladı. Yüzünde inanamazmışcasına bir gülümseme vardı. Bana doğru yaklaştı. “Brent zaten burada, seni kaçık. Şimdi benimle gel ve bu kibar adamı yalnız bırak.” Önce ona, sonra bana baktı.
Dudaklarımdaki gülümseme kayboldu. Millie’ye baktım, kalbim hızla çarpıyordu ve sonra karşımda oturan güzel adama. Başımdan aşağı kaynar sular boşandı adeta ve kaskatı kesildim. Omzunda bir noktaya bakarak; gözlerine bakamıyordum. “Benim randevum değilsin, değil mi?” Kafasını salladı, hala gülümsüyordu. Gözlerim yuvalarından çıkarken, yüzümü bir ateş kapladı…

İşte o andan sonra yerin dibine girmek isteyen sevgili kızımız ne yapacağını şaşırmış ama masadan da kalkmayı unutmamıştır. Yüzü pancar gibi kıpkırmızı bir şekilde Millie’nin gösterdiği masasına oturmuş ve yanında oturan doğru kişi ile arasında mesafe bırakmaya özen göstermiştir. Sonuçta o onu değil, yanlışlıkla masasına oturduğu seksiyi istiyordur. Belli bir zaman geçtikten sonra daha fazla doğru kişinin yakınlaşmalarına daha fazla dayanamayan Sidney, restorandan kaçmış ve yine seksi ile karşılaşmıştır. Bu sefer işleri daha ileri götüreceğini düşünen Sidney zorla seksinin evinde kahve içmeye gitmiş ve her şey düşündüğü gibi tıkırında gittikçe mutluluktan havalara uçmaya başlamıştır. Ta ki telefon çalana kadar…

Mutsuzluk, hüzün, aldatılmış (ki daha sevgili olmadan bile aldatıldığını hissediyordur şapşalımız :D ) bir şekilde yurt odasına giderek hayatına normal bir şekilde devam etmeyi amaçlamıştır. Bu normallikler arasında da ertesi gün okula gitmek vardır. Ama ertesi gün okula gittiğinde hiç düşünmediği bir şeyler gerçekleşmiştir. Hem de şoka girmesine neden olacak şeyler. Asistanı olduğu profesörü kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Daha bunun şokunu atlatamayan sevgili kızımız bir de profesörsünün değiştiğini ve hemen o sabah derse başladığını ve onunda o derse katılması gerekmektedir. Tüm duyularını kapatmış bir şekilde sınıfa dalar ve günün şok edici sürprizlerinin bitmediğini bir kez daha anlar.  Süper seksi kişilik karşısında ders anlatıyordur.

Peter, yer değiştiren profesör,
Bir öğretmen,
Ve benim yeni patronum!

Son zamanlarda üniversitedeki öğretmen-öğrenci arasındaki aşkın anlatıldığı kitapların sayısı artmıştır. Ben bu tür kitapları fazla okumasam da elime geçenlerin bazıları çook çok iyi oluyor bazıları ise orta şekerli oluyor. Hiç kötü olmamalarının sebebi sanırım New Adult olmaları :P Şaka bir yana bu zamana kadar bu tür çiftleri anlatan kitaplar arasında Gabriel’in Cehennemi’ni, İlk Defa’yı ve Damaged’ı yani bu kitabı okudum. Peki aralarında bir sıralama yapın deseniz hangisini mi seçerim? Tabii ki gözüm kapalı Gabriel’in Cehennemi’ni. Çünkü iki karakterin arasında ki aşk o kadar saf, o kadar temiz ve o kadar duygusaldı ki kitaba resmen bağlandım, bırakasım gelmedi. Ve tekrar tekrar okuyacağım kitaplar arasında yerini aldı. Peki ufak bir kıyaslama yaparsam Damaged, Gabriel’e göre nasıl mı? Gabriel’in Cehennemi büyümüş, serpilmiş, ama Damaged daha gençlik yıllarında kalmış ve yıllarını yaşamaktan da çok memnun. Bakınız aynı çocuk gibiler ama fazlasıyla eğlenceli. :))

“Pislik.”
“Seksi.”
“Göt.”
“Güzellik.”
“Aghh!!!”

Sidney ve Peter, geçmişlerinden acılar çekmiş ve bu acılarını günümüze gelene kadar bir şekilde bloke etmiş olsalar da o anılar hep peşlerini kovalamıştır. Ve sonsuza kadar da kovalayacağını biliyorlardır. Çünkü her küçük bir olayda geçmişleri su yüzüne çıkmaktadır. Şimdi hangisinin hatıraları daha acı bir karşılaştırma yapamayacağım. Çünkü her ikisinin de kendilerine göre çekmiş oldukları birer kötü olayı başlarından geçirmişlerdir. Yıllar sonra birbirlerini bulup bu acılarını birbirlerini anlatıp, üstesinden gelmeye çalışmaları ama her seferinde önlerine öğretmen-öğrenci ilişkisinin gerçekleri yüzlerine vurulmaları cidden çok üzücü ve duygusaldı. Ahh be kara sevda diye kaç kez yakındığımı sayamadım. :) Ama dediğim gibi romantik bir aşk yaşamaları, yasak bir aşkı gerçek aşka çevirmeleri, duygusallığı en dibine kadar yaşayıp kitabın en sonunda çok kötü bir olay yaşayıp lanet bir yerde kitabın bitmesini sağlamaları ile güzel bir kitaptı ama bir Gabriel’in Cehennemi değildi. Ama Peter’da en az Gabriel kadar düşünceli, en az onun kadar aklı başında, onun kadar olgun birisiydi. Sidney deseniz Julianne kadar güzel, okumaya kendini adamış, ailesinden son sürat kaçan ama öğretmenine aşık birisidir. Gönül istiyordu tüm engelleri yık ve bırak mutluluklarını yaşasınlar. Ama işte romanda da olsa olaya el atamıyor ve sevgili yazar ne yazıyorsa onları okuyorsun. Azıcık gözyaşı, bolca kahkaha ile.

Son aldığım duyumlara göre kitabımız Aspendos Yayınevinden yakın bir zamanda çıkacakmış. O yüzden çıktığı anda alıp ve okuyun derim sevgili okurlar.

Kitaba puanım ise o pis son yüzünden 5 üzerinden 3.5! Devamını okuyacak mıyım? Evetttt!!!!

KgP67R

damy (1)

 

Cehennem – Jamie McGuire / Inceleme


1926681_733926443308297_280152478_n

Kitabın Adı : Cehennem
Orijinal Adı : Requiem
Serinin Adı : Providence Serisi
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Nergis Karababa
Yayınevi : Yabancı
Basım : Şubat, 2014
Sayfa Sayısı : 350
Tür : Fantazya / Paranormal / Romance / New Adult

Yorumu başlamadan önce sevgili okurlar eğer Providence Serisinin ilk kitabı olan Araf’ı eğer okumadıysanız lütfen serinin ikinci kitabı olan Cehennem yorumumu okumayın. Çünkü ilk kitaptan birkaç önemli gelişmeyi yazabilirim baştan uyarıyorum. :)

Ve eğer ki seriye başlamadıysanız ve merak ediyorsanız, Araf yorumumu okumak için tık-tık!

İlk kitap olan Araf’da da bildiğiniz üzere Gabe Ryel, zamanında bir Arch meleği olmuş ama bir insana aşık olunca Talehini seçerek bir fedaiye dönüşmüştür. Onu yeri geldiğinde koruyup ve kollaması, savaşılacaksa savaşması gerekmektedir. Ve bu Taleh sıradan birisi değildir. O Jack Grey’dir. Yani asıl kızımız Nina Grey’in babası. Zengin bir iş adamının temsili misali… Gabe Ryel, Jack’i her ne kadar gözünden de sakında bir noktada bir patlak vermişler ve Koruyucu-Taleh ilişkisinden dolayı Jack’in ölümünden sonra Gabe’de ölmüştür ve Ryel ailesini onsuz bırakmıştır. Koruyucu-Taleh ilişkilerinden bir diğeri ise ailenin en büyüğü hangi insanı koruyorsa melez çocukları da ailenin diğer üyelerini korumak zorundadır. İşte bu yüzden Gabe’in oğlu olan Jared’ın, Nina’ya yaklaşımı yasak olsa da babalarının ölümünden sonra onu korumaya başlamıştır. Yasak diyorum çünkü ona küçüklüğünden beri aşıktır ve bu yasaktır. Sonuçta Jared, Nina’nın koruyucusudur ve aralarında böyle bir duygusal bağ olmaması gerekmemektedir. Yoksa Jared’ın o ultra süper güçleri zayıflar ve düşmanlara karşı ‘Gelin bizi öldürün!’ diye mesajlar iletmiş olur. Ayrıca Jared’ın bazı zamanlarda Nina’nın duygularını aynı şekilde yaşadığını saymıyorum bile.

O anlarda duyduğu öfke ve endişe, aramızdaki özel bağ yüzünden şiddetini daha da arttırıyordu. Bir Melez olarak kan basıncı, hormonal değişiklikler, kalp ritimlerim gibi vücudumdaki ufak değişiklikleri sezebiliyordu ve onun korumak zorunda kaldığı insan, Talehi olduğum için hissettiklerimi sanki kendisi hissediyor gibiydi.

Ha bu arada düşmanlarımız kim mi? Tabii ki Cennet ne nadide varlıkları olan Meleklerin ezeli düşmanı Cehennemin nadide varlıkları Şeytan! Ve hatta bu Şeytan’ımızın bir ismi var Shax!

Hatırlarsınız ki Shax ile ilk kitapta tanışmış, onu yerden yere vurmak, hatta öldürmek istemiştim. Nina’ya ve Jared’a yapmadığını bırakmayan Allah’ın cezası en sonunda onlara çektirdiği acıların yeterli olduğunu lütfedip kaçmış ve saklanmıştır. Tabii elinde önemli bir kitapla beraber!

İkinci kitabımız Cehennem ise Nina’nın iyileşip, stajyer olarak Titan’da (kendileri babasının şirketi olur) çalışmaya başlamış ve yavaştan şirketteki kontrolleri ellerinin arasına almak zorunda olduğunu kat be kat hissetmeye başlamıştır. Herkes gelecekte onun burada çalışmasını isterken o babasının her bir köşesinde imzası olan bu dev gibi yerde çalışmayı istemiyordur. Çünkü ne zaman bütün günü orada geçirse tüm gece boyu kabus görüyor ve hatta yaz mevsiminin tüm günlerinin hepsi birbirini hep böyle kovalayarak Nina’yı bir zombiye çevirmişlerdir. Çünkü doğru düzgün uyuyamıyor ve bir ruh gibi ortalıkta gezdiği yetmiyormuş gibi bu duyguları yüzünden Jared’ın da etkilenmesini de sağlıyordur.

Peki rüyalarında neler mi görüyordur?

O banka oturduğum günden bu yana çok şey değişmişti. Hayatımdaki her şey önce kötüye gitmişti; sonra harika günler geçirmiş ve ardında da inanılmaz şeyler yaşamıştım. Şimdiyse herhangi bir üniversite öğrencisininki gibi sıradan bir hayatım vardı. İstediğim tek şey gözlerimi kapattığımda babamı görmemekti, ama çok fazla şey dileğimi biliyordum.

Babasının ve koruyucusu Gabe’in ellerinde bir kitap, her defasında tekrarlanan bir kabusu farklı bakış açıları ile tekrar ve tekrar şeytanlar tarafından aynı her şey canlıymış gibi izliyordur. Babasını çok seven Nina için bu çok zor bir durum olmasının yanında onu içten içe bitiriyor ve ne yapacağını bilemez hale getiriyordur. Peki soracaksınız Jared nerede? Ne işe yarar o diye? Aslında o da ne yapacağını bilemiyor ama yine de ellerinden geleni yapmaya çalışıyordur. Ama aylarca çalışmanın sonunda bile bir sonuç elde edememiş ve Nina’nın rüyalarını durdurmayı başaramamıştır. Ta ki ortaya Bex’in ortaya attı muhteşem fikre kadar… Her ne kadar sevgililerimiz için üzücü bir fikir olsa da denemişler ve işe yaramıştır.

Cehennem’de yan karakterler –Bex, Ryan, Claire- diğer kitaba kıyasla daha fazla ön plana çıkmış ve hatta üzerlerine önemli görevler düşmüştür. Hepsinin ayrı ayrı planladıkları işleri layıkıyla yerine getirmeleri –ki Ryan’dan bahsediyoruz, Nina’ya aşık olan adamdan!- Nina&Jared aşkına ne kadar önem verdiklerinin yanı sıra onları ne kadar çok korumak istediklerini de göstermektedir. Tabii Nina’yı Jared’dan daha fazla seven olmaz ya neyse :D Seksi melezim benim <3

“Şu an nasıl hissettiğini hayal bile edemiyorum,” diye fısıldadı. “Ama iki şeyi unutmamanı istiyorum; Cyntha kendini çaresiz hissediyor ve bu da başa çıkabildiği bir duygu değil ve sana, seni sevdiğimi, sana karşı hissettiğim bu aşkın; hayatım boyunca hissettiğim hiçbir şeye benzemediğini hatırlatmak istiyorum. Sana kendini değersiz ya da bir şekilde istenmediğini hissettirdiyse… aldığın her nefesin benim için ne kadar kıymetli olduğunu bilmeni istiyorum.”

Böyle diyen sevgiliyi yirim ben! Bağrıma basarım koca yaparım!  Benim Jared aşkım bitemeyeceği gibi bu kitapta bir de Bex aşkım patlak verdi! Çocuk daha 13 yaşında ama öyle bir anlatıyorlar ki zannedersin ki çocuk abisi ile aynı yaşta. Boy desen var kas desen tonlarca zeka dersen var yakışıklılık desen söylememe gerek yok baş sırada! Eğer ki kitapta azıcık daha Bex’e ağırlık verselermiş utanmaz ona da aşık olurdum. :D Ki olmuş bile olabilirim, farkında değilim.

Cehennem, ilk kitaba göre zaman bakımından daha hızlıydı ve olaylarında belli bir ağırlığı vardı. Artık işler gençlikten yetişkinlik çağına atlamış gibiydi. Yani artık yaşanan olayları okuduğumda yeri gelip kitabın içerisine dalıp bir çözüm bulmak ve Nina’yı kurtarmak istedim. Tabii o sırada Jared’ı alıp kaçabilirim, hiç fark etmez. :)) Anlayacağınız gibi 2. kitapta zaman daha hızlı, olaylar birbirine  bağlı olup daha da önemsenecek derecedeydi. Ama yine de daha güzel olabilir miydi? Evet daha da güzel olabilirdi. Örneğin zaman daha yavaş ilerleyebilir ve o önemli olaylar 1,5 yıl içerisinde değil 3 ayda da olabilirdi. Gerçi bunlar kitabın sonunda olan olaylara karşı birazcık önemsiz kalıyor. Eğer ki son olayı da azıcık daha yoğun yazsaymış sevgili yazarız tadından yenmezmiş.

Ama şahsen şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; Yazarın Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarına karşın Providence Serisinin kitapları beni tatmin etmiyor ve bu yüzden kişisel olarak yazarımızın kitaplarına paranormal öğeler katmasını sevmiyor. Çünkü konudan sapılıyor, aşk daha baskın oluyor vs. vs. Şahsen ben bu seriyi okuduğum zaman, ilk kitaba yazdığım yorumda da söylediğim gibi- melekleri daha farklı olmasını isterdim. Ve sanırım bu düşüncem seri bitse dahi devam edecek. :)

Ama şimdi her iki tarafın savaşını dört gözle beklemiyorum desem yalan olur. Eğer bunu dersem taşa tutun olur mu? :D Ayrıca öyle son mu olur arkadaş! Bu yazar okuyucularına resmen işkence çektiriyor. İngilizce okumayacağım diye dirensem de sanırım en sonunda okuyacağım! Bir kez daha serilerin 2. kitaplarından nefret ettiğimi fark ettiğimi söylemeden geçemeyeceğim. -.-

Son olarak ise kitabın kapağı 2. kitabın konusuna çok güzel uyuyor ve kitabın çevirisiyle edisyonunun mükemmelliğine de değinmeden geçmeyeceğim.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4damy (1) 

Konusan Kitaplar #25 Blog Tur /Derin Sularla Seytan Arasında – April Genevieve Tucholke / Anket / Inceleme


wMVklk

Yorumuma geçmeden önce azıcık eğlenmeye ne dersiniz? ;)  ‘Eveeeeeetttt!!!’ seslerini şimdiden duyar gibiyim!

Eğlencemiz ve takvimde bahsettiğim süpürüzüm şu:

100 kişiye kitabımızın ile alakalı bir soru sordum (Külliyen yalan!) ve birbirinden farklı cevaplar aldım(Belki benzer de olabülür!).

Sorumuz ne mi? Peki cevaplar?

Hadi hep beraber bakalım! :)

SORU: 

Annen ve baban seni uzun bir süreliğine ikiz erkek kardeşinle evde yalnız bırakıp Avrupa tatiline çıkarlarsa ve belli bir zaman sonra da bıraktıkları paranın suyunu çekip bir şekilde para bulmanın yollarını düşünmeye başladığınızda, kardeşinle aklına evinizin arka bahçesinde bulunan misafir evinizi kiraya vermek gibi dahiyane bir fikir gelse ve misafir evinizi kendine has yakışıklılığı olan ve azıcık da anormal olan River West kiralasaydı ne yapardın? 

CEVAPLAR:

Yorum Durağım (D) & Yorum Cadısı (F)
D : Arka bahçemize bir yakuşuklu taşınsın maceradan maceraya koşalım.
F : Burası Türkiye, bize gelse gelse komşunun 5-6 yaşlarındaki yaramaz çocuğu gelir -.-
D : River gibi değilde Neely gibi birisi taşınsa kesin nikahı basarım! <3
F : Nikahı basmasan sen kimsin ve Damla’ya ne yaptın derdim! :D

Maria Puder Ölmedi
Dolma, mantı yaparım. Kalbine midesinden ulaşmaya çalışırım. :P Kardeşimin yemeğine de uyku ilacı katarım. :D

Kitap Avcısı
Nerede yaşıyoruz? Ütopyada mı?

Kitapların Tatlı Cadısı
Anne baba yokken bizde kesin amca dayı bişi olur o yüzden fantezi bile yapamadım.  :D Hadi tüm bunları kenara koyalım korkudan evden çıkmazdım sanırım. :D Gerçi Türküz biz  illa bir yolunuz bulur iki dakka kaçıveririz bahçeye :D

Anime ve Kitap Sever
İkizi başımdan atar atmaz soluğu River’ın yanında alırdım. Azcucuk aklı varsa geri çevirmez. Zaten Şeytan girmiş kanımıza de mi? XD

Sihirbazın Güncesi
(O sadece oğlumuzu tanıttı ve Küçük Kız’ın ne söyleyeceğini düşündü…)
-Egzotik birisi *.* Egzotik taşlara benziyor. (River için)
– Küçük Kız’ın tahmini cevabı : “Etek giydiririm ben ona. Artik benimdir”  *.* River in kilt. :*
(Ve kendi cevabı)
Misafir evime gelen çok seksiyse kötü taraflarını görmezden gelmenin ve onu tavlamanın bir yolunu bulurdum.

Tuğçe’nin Kitaplığı
(Onun cevabının üstünü çiziyoruz -.- )
Sanırım buradan edindiğim bilgiler doğrultusunda bir kız annesi olarak kendisini evde bırakmayacağım kesin! Özellikle River yan evdeyken :P

Küçük Kız
(River West’i, Henry Cavill olarak düşündü ve hayal kurdu! )
Henüz tanışmasak da Henry bebeğim, madem komşum oldun, bu karizmayla dibime kadar, taşındın bana da seni alıkoymaktan başka bir şey düşmüyor. :)  Ben onu yirim! :*

Kitaplarım ve Ben
Ben çok sık yalnız kalıyorum ama maalesef River gibi bir yakışıklı düşmedi misafir evimize ,ay odamıza  Çok misafir perverimdir oysa :) Gerçi aşırı saldırgan köpeğim hadım etme girişiminde bulunurdu ama … Yani hayal etmesi bile zor.

Kitap Sayfaları
Benim misafir evime gelseydi – ki gelmez bizde nerde o şansss!! – tarkanın şarkısında da dediğii gibiii: “tut kolumdan çek götürr beniii dırırırıırıırmmm….” *.*

Booker Like A Hooker
Yemekler yapar habire kapısını çalardım :D

Kitap Karnavalı
Salla ikizi verin bana River’ı! <3

Zeyno
Ne yapacağım kardeşi ekarte ederim.

Alican
Anam eve birini attığımı duysa dayak manyağa yapar beni! 

e7avGW

1558407_687541851296282_1883771779_n

Kitabın Adı : Derin Sularla Şeytan Arasında
Orijinal Adı : Between the Devil and the Deep Blue Sea
Serinin Adı : Between Series / Işıltı Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : April Genevieve Tucholke
Çevirmen : Handan Sağlanmak
Yayınevi : Parodi
Basım : Ocak, 2014
Tür : Fantazya / Paranormal / Romance

Geçmişi sırlarla dolu esrarengiz Freddie…
Ölü Freddie’nin hatıralarına düğümlü Violet White…
Çarpık gülüşlü, mükemmel yalancı River West…

Okyanus kıyısına konuşlanmış bir kasaba olan Echo sessiz, sakin, olaysız, mutlu, huzurlu, zenginin ve fakirin iç içe geçerek yaşadığı bir yerden, tek bir kişinin bu kasabaya adım atması ile geçmişi yattığı yerden kaldırması ile birlikte kasaba sakinlerinin huzurunu kaçıracak bir takım olaylara sebep olması ile birlikte o mutlu tabloyu parçalamış, yerine bambaşka bir tablo asmış, geçmişin sırlarını ortaya çıkarmıştır… Normal olan kasaba artık normal değildir bir takım doğaüstü yaratıklar ile çevrelenmiştir artık.

Viloet White, 5 sene önce tam 12 yaşındayken her daim yanında olan, büyükannesinden çok onun için bir anne olan Freddie’yi kaybetmesi ile dünyasına başına yıkılmıştır. Çünkü Freddie onun için hem bir anne hem bir akıl uzmanı hem bir büyükanne hem bir arkadaş hem de bir yoldaştır. Geçmişindeki hikayeleri Vi’ye anlatması ile onu diğer yaşıtları gibi olmasını (partiden partiye, sevgiliden sevgiliye koşan yaşıtları) etkilemiştir. Vi daha çok içine kapanık olmuş, erkek peşinde koşan bir ergen değil de kitap peşinde koşan bir kız olmuştur. Aslında bunda ki en büyük etkenlerden bir tanesi de Vi’nin annesinin ve babasının birer ressam olup çoğu zaman onu ve ikizi Luke ile Freddie’nin tanımı ile okyanusun kıyısında bulunan malikanenin yani Citizen Kane’de yalnız bırakıp gitmektedirler. Yani yaşları ne olursa olsun onları koskoca evde tek başlarına bırakıyor ve zorluklarla mücadele etmelerini sebep oluyorlardır. Çünkü Vi’nin ebeveynleri azıcık (evet evet azıcık!) rahatlarına düşkün insanlardır (fazla para böyle bozuyor işte) ve çocuklarının da rahat yetişmelerine sebep olmuşlardır.

Luke White ise ikiz kardeşi Violet’in tam tersi, çılgın, zorba, ukala, bir kızdan diğer kıza koşan, içki manyağı ama bir yandan da süper yetenekli bir ressamdır veya ressam çırağıdır. Kendince bir şeyler yapıyordur ve Vi’ye göre çalışmaları mükemmeldir. Ama bu mükemmellik salaklığını örtbas etmiyordur. -.- Kitabın başında Vi’ye karşı davranışları yüzünden bir güzel dövmek istedim ama sağ olsun bu işi benim yerime birisi yaptı bunu <3

Kim mi?

Tabii ki River White!

River White, yalancılar kulübünün kralı, seksi, yakışıklı, kaslı, boylu poslu ve azıcık da anormal. Hımm… bu anormallik belki azıcık olamayabilir. Yani bence de değil! :D River, Vi’nin ailesinin Avrupa tatiline çıkmadan önce bıraktığı parayı bitirdiklerinden Vi, Luke ile Citizen Kane’in misafir evini birisine kiraya verme kararı almışlardır. Zavallı Vi nereden bilsin orayı kiralayacak kişinin River White olduğunu!

River White dışarıdan normal birisi gibi gözükse de aslında içinde nadide bir cevheri barındırmaktadır ve bunu da yalanları ile örtbas etmeye çalışsa da misafir evine taşındığından beri yanından ayrımayan ve ayırmak istemeyen Vi’nin yüzünden bazı yalanları ortaya çıkmakta ve yalanları ortaya çıktıkça River’ın etekleri tutuşmaktadır. Sonuçta Echo’ya bazı sırları içinde saklayarak gelmiştir ve kendi yaşında ki bir kız tarafından tek tek ortaya dökülmektedir. Her ne kadar bu durumu engellemeye çalışsa da bir yerden sonra yavaş yavaş Vi’ye çekildiğini görmüştür ve ipin ucunu yavaş yavaş bırakmaya başlamıştır. Hımm sanırım havada aşk kokuları dolaşıyor. :)

“Cehalet mutluluktur. Neden sadece arkana yaslanıp olacakları kabullenemiyorsun? Biliyorsun bu da bir seçenek. O sarışın kafanda oluşan tüm soruları görmezden gelebilir ve benimle yatağa girebilirsin. Kollarımı sana sarmama izin ver ve ikimiz de birlikte keyifli bir uykuya dalalım. Cahil ama mutlu. Ben kabuslarım olmadan, sen de cevapların.” 

Mutlu, huzurlu, şahane bir aile tablosu olan Echo kasabasına River West’in adım atması ile kasabanın tüm dengeleri şaşmış, çılgın olaylar patlak vermeye başlamıştır. En yakınında, yanı başında olan Vi, River’ın normal birisi olmadığını düşünmekte ve aklını kurcalayan sorular ile onu soru yağmuruna tutmaktadır. Her bir soru yeni bir soruyu doğursa da bazı gerçekler ortaya çıkmıştır ve bu gerçeklerde hoş şeyler değillerdir. Bu bir takım gerçekler paranormal şeyleri kapsamaktadır. Her ne kadar bu gerçeklerden korkan Vi kaçmaya çalışsa da sanki bir mıknatıs gibi yavaş yavaş River’a çekiliyor ve gitgide ona kapılmaya başlıyordur.

Aslında aralarında yavaş yavaş oluşan aşk çok tatlıydı ama yine de hem bu aşkın oluşmasında hem de paranormal öğelerin ortaya çıkmasında bir takım beni tatmin etmeyen kusurlar vardı. Bir kere o kadar korkunç karakterin yani Şeytan gibi kötücül bir varlığın daha fazla katliam benzeri olayların yaşatmasını sağlayacağını düşünürken, kitabın son 30 sayfasında ‘işte olay budur!’ dediğim yerde yaşanması ve ara olayların çok yavan gelmesinden dolayı aslında kitap elimde 3 gün süründü diyebiliriz. Aslında 3 gün değil 3 saatte bitirecek bir kitap olmasına rağmen. Neden öyle oldu bilmiyorum. Belki de kitabın büyük çoğunluğunda Neely’nin olmamasından dolayı da olabülürrrrr. :D Yakışıklı kardeş sen gel bizim evin bir odasına taşın seni her gün hamur işleri ile balla çörekle beslerim :* <3 Cidden her ne kadar sonradan olaylara dahil olsa da sarışınlığı, yakışıklılığı ve uzun boyu ile kalbimi çaldın normal çocuk!

“Sana inanmak istiyorum River. Sana delicesine inanmak istiyorum. Seni seviyorum kardeşim. Seni bu dünyada ki her şeyden daha fazla seviyorum. Ama sen, beni öldürüyorsun. Yaptığın şeylerden nefret ediyorum. Bu yüzden hiç tanımadığım insanlarla dövüşüp duruyorum. Onlardan çıkarıyorum hırsımı yoksa delirecek gibi oluyorum. Bazen aklımı kaçıracağımı düşünüyorum. Bu beni korkutuyor River. Korkuyorum.”

Bunların dışında Sunshine ile Violet arasındaki arkadaşlık ilişkisi de çok hoştu. Yazarın bu dostluk bağını çok güzel yansıttığını düşünüyorum. Her ne kadar Luke ile arasındaki kardeşlik bağının ilk başlarda kötü olsa da yavaş yavaş düzelip ‘İşte kardeşlik budur!’ dediğim yere gelmesi de çok iyi kurgulanmıştı. Özellikle olaylar arasındaki baya cidden iyiydi. Ama dediğim gibi Şeytan gibi bir varlığın işin içinde olduğunu düşündüğümüzde daha kanlı, daha vahşi şeyler düşünüyoruz. Ya da ben çok fazla korku filmi izledim. :D Bilmiyorum ama bana olaylar çok sade geldi. Ama bir yandan da son sayfalarda ki aksiyonda bir harikaydı dostum! Hele o sırların ortaya çıkıp bütün bilinenlerin arapsaçı olması harikaydı! Bu tip yani bir sürü sırın ortada dolaşması ve çözememesi ama bir an da tüm sırların ardı arkasına çözüldüğü anlara bayılıyorum! <3 Çünkü o onlar, sayfalarda yazılan o yerler resmen beni kitaba bağlıyor ve elimden düşürmüyor. İşte yine bu yüzden son 150 sayfa beni kitaba bağladı ve bir solukta okumamı sağladı. Cidden sırlarda, sırların çözülmesi de, çözümden doğan etkilerin üzerinde ki duygularda gerçekten iyiydi.

Son olarak ise kitabın ciltli olması ise ayrı bir güzeldi, hoştu, mükemmeldi! Ve çeviri ve edisyonda çok güzeldi. Teşekkürler Parodi!

tumblr_m1rkzpHj1n1r6aoq4o1_500

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 3.5!

KgP67R

damy (1)

Otekiler Arasında – Jo Walton / Inceleme


Ötekiler Arasında-Kapak

 

Kitabın Adı : Ötekiler Arasında
Orijinal Adı : Among Others
Yazarın Adı : Jo Walton
Çevirmen : M. İhsan Tatari
Yayınevi : İthaki Yayınları
Basım : Kasım, 2013
Sayfa Sayısı : 381
Tür : Fantazya / Bilim-Kurgu / Young Adult

O, bir yıl önce kız kardeşinin daha doğrusu ikizinin ölmeden, kaçık cadı annesini terk edip yıllar önce onları terk edip giden babasının yanına gitmeden önce Morwenna Phelps idi. Ama tüm bu olaylar yaşanıp ikizi öldükten, dedesi felç geçirdikten, kaçık cadı annesini terk edip adını sanını dahi bilmediği babası Daniel’ın yanına kaçıp, Daniel’ın 3 kız kardeşi ile yaşamaya başladıktan ve Arlinghurst adındaki yatılı kız okula gittikten sonra Morwenna Markova olmuştur.

“Morwenna Markova’nın telaffuzu biraz zor,” dedim uzunca bir aradan sonra.
Güldü. “Doğduğunuzda ben de aynı şeyi söylemiştim. Morwenna ve Morganna.”

Talihsiz bir olayın sonucunda ikizi Morganna’yı kaybeden Morwenna (Mori), daha fazla kaçık annesi ile kalamayacağını anlamıştır. Çünkü tam da o sıralarda az da olsa annesi ile yaşamasını kolaylaştıran dedesi de felç geçirmiş ve hastanede yatıyordur. İşte bu nedenlerden Mori evden kaçmış ve Sosyal Hizmetler Kurumuna giderek orada yaşamak istediğini söylemiş ama onlar uzun araştırmalar sonucu babası Daniel’ı bulmuş ve Mori’yi onun yanına göndermişlerdir. Yıllar sonra Mori’nin yanlarına gelmesini şaşkınlıkla karşılayan Daniel ve üç kız kardeşi, hemen hazırlıklara başlayarak onu yaşadıkları yerin en iyi okulu olan Arlinghurst’a göndermek için hazırlıklara başlamışlardır. Okula özel kıyafetler, ayakkabılar, eşyalar vs. Sonuçta birbirlerine fazlasıyla benzeyen ve ayırt edilemeyen üç kız kardeşin bitmek bilmeyen para yığınları vardır. En azından Mori böyle düşünüyordur.

Aslında Mori için kalacak bir yer ve üniversiteye girebilmek için toplamak zorunda kalacağı puanı toplamasını sağlayacak bir lise olduktan sonra diğer kusurların bir önemi yoktur. Babasının onunla çok fazla ilgilenmemesinin veya halalarının onunla fazla ilgilenmesi gibi… Çünkü onun hayatta hiçbir şeye değişmeyeceği, zor zamanlarında yanında olan, zorluklarla karşılaştığı hayatında bir dayanak olan bir kitaptır. Aynı Mor’un öldüğü gece yaralanıp sakat kalan bacağına destek olan dedesinin eski bastonu gibi…

Önemli değil. Kitaplarım var, yeni kitaplar ve onlar olduğu müddetçe her şeye göğüs gerebilirim.

Bu düşünceyi sırtına alarak Arlinghurst’a giden Mori, yeni arkadaşlar edineceğini hiçbir zaman düşünmüyordur. Çünkü o diğer kızlar gibi değildir. O süslenip püslenmeyi sevmeyen, sevgilim olsun diye Cumartesi günü izin günlerinde eteğini kısaltmayan veya dedikoduları takip etmeyip, dedikodu yapmayan birisidir. Çünkü o, çatlak cadı annesinin büyülerinden kaçmakta, bu büyülerden kaçmak için yapacağı büyüleri sormak için deli gibi çevresinde perileri aramaktadır. Evet, evet yanlış yazmadım. Kızımız perileri görüyor! Sonuçta annesi cadı, yapmayın ama!

Gerçekte bir bilim-kurgu arazisinde yaşıyor olmamıza rağmen fantastik bir arazide yaşıyormuş gibi eğitilmiştik. Cahilce elflerin ve devlerin bize bıraktıkları şeyler arasında oynamış, perilerin mülkleri üzerinde hak iddia etmiştik.

İlk başta bu olaya ben de şaşırdıysam da belli bir süre sonra sayfalar kendi kendini çevirdiği an da alıştığımı fark ettim. Hatta perilere ve perilerin yaşadıklara yerlere Tolkien’in kitabında olan yer alan yerlerin ve kişilerin isimlerini vermişlerdir. İşte bu yüzden perilere elf olarak seslenmektedirler. Tabii bir zamanlar Mori bunu ikizi Mor ile yapıyordur. O öldükten sonra bu işe kendisi devam etmiştir.

Mor’u severdim, ama değerini hiçbir zaman yeterince bilememiştim. Neden bahsettiğimi her zaman anlayan ve ne tür oyunlar oynamak istediğimi bilen birine sahip olmanın ne kadar harika olduğunu asla anlayamayacağım.

Mori, Arlinghurst’a başlayıp yavaş yavaş oraya alışmaya çalışırken, kendisi gibi kitap kurdu olan babası, Daniel’a her hafta bilim-kurgu ve fantastik kitaplar hakkında mektuplar yazıyordur. Babasının haricinde bir türlü aklımda tutamadığım, çünkü kızımızın o kadar çok akrabası var ki, birkaç akrabası ile de mektuplaşıyordur.

Okulda çok başarılı olan kızımız tek izin günü olan Cumartesi kasabaya gidiyor ve kasaba kütüphanesinden yeni kitaplar alıyor, okuyor ve teslim ediyordur. Ve bu kütüphane onun için bir şans kapısı olmuştur. Kütüphane sayesinde artık Salı akşamları okuldan çıkıp kitap kulübü ile buluşuyor ve en sonunda kendisi gibi aynı kafadan insanlarla yaşı ne olursa olsun arkadaşları olmuştur. Her ne kadar bazı yazarlarda düşünceleri birbirleri ile çelişse de onları okuldaki kızlardan daha çok seviyordur. Tabii aralarından Wim’i daha da çok seviyordur. :D

Bu Wim kim midir? Hım… Wim, İngiliz aksanına ve sarı uzun saçlara sahip, yakışıklı, 17 yaşında seksi bir oğluştur.

Wim hafif bir rüzgarla sallanan yeni çiçek açmış dallara ya da yanınıza konan ve uçmasın diye nefesinizi tutarak izlediğiniz nadide bir kelebeğe benziyor. Bu aynı türden bir soluksuzluk.

Tabii yeni yeni duyguları canlanan sevgili kızımız Mori, Wim hakkındaki kötü söylentilere rağmen ona bakmaya devam ediyordur. Ve sonunda bu bakışmalar buluşmalara, buluşmalarda ikisinin sevgili olmasına kadar dönüşmüştür.

Aslında kitabın en şirin yerlerinden birisi de buralardı. Tama oğlumuz kızımıza göre daha deneyimli olsa da aralarında oluşan bir takım şeyleri nasıl ilerleteceklerinin veya buluşma anında ne yapacakları hakkında kararsız kalmalarında ki acemilikleri o kadar güzeldi ki o yerleri gülümseyerek okudum. Kitapta sevdiğim bir yer ise kızımızın perileri veya elfleri tanıtış şekli ve onlarla konuşma çabalarıydı. Ayrıca Ötekiler Arasında sayesinde perilerden tiksindim diyebilirim. Oğlum hiç nasırlı peri mi olur? Peri dediğin yüzü ak pak, erkek peri dünyanın en seksi varlığı, kız peri ise bir nevi Victoria’s Secret olması gerekir. Ama bu kitapta periler tam tersi. Ya çok çok güzel periler var ya da yüzüne dahi bakamayacağız –ki görebiliyorsanız tabii- çok ama çok kötü periler var. İşte bu noktada azıcık hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Tüm çocukluk, gençlik, ergenlik ve şimdiki zaman ki olan hayallerim çöpe gitti diyebilirim. “Nasıl olur nasıl nasıl?” diyerek evde dolaştığımı ben bilirim. :)) Bunların dışında bir de kitapta sevdiğim bir diğer özellikle ise kitabın günlük şeklinde olmasıydı. Bütün olaylar kızımızın düzden, soldan, sağdan, hem tersten hem dünden, hem sağdan hem soldan yazdığı bir günlüğün sayfalarından okuyoruz. Bu günlük gibi yazılış şekli olayları daha samimi bir dille yazılmasını sağlamış ve okurken sanki biz yaşıyormuşuz gibi bir duygu katmış. Bu yüzden yazarımızın kitabı bu şekilde yazmasına bayıldım diyebilirim.

Son olarak ise Mori’nin okuduğu tüm kitaplar hakkında neredeyse her sayfanın sonunda bir dipnot olması ve kitabın sonunda bu kitaplarının isimlerinin olduğu bir listenin yer almasıdır. Mori’nin okuduğu kitapların birkaçının okumuş olduğum veya ismini duymuş veya hiç duymamış olduğum halde kendimi kızımızın yerine o kadar kolay koymuşum ki sanki bütün olayları ben yaşıyormuşum gibi hissettim.

Kitap hakkında değineceğim son nokta ise sonunu hiç beğenmem olacak. O kadar saçma bir şekilde bitti ki anlatamam. 5 dakika önce kitaba kendimi kaptırmış, paldür küldür okuyup sayfa çeviriyorken bir dakika sonra bi’ baktım ki kitap bitmiş, devamı yok. Öyle saçma bir yerde bitti ki saçımı başımı yolasım geldi. Kitap hakkında ne mutlu son diyebilirim ne de mutsuz. Çünkü o kadar belirsizliklerle bitti ki kitabı fırlatasım geldi. Bir öyle bitemez dostum! Anla beni sevgili yazar! Ya bunun devamını yaz ya da sonu değiştir tekrar yaz, çıldırtma adamı! -.-

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)