#direnASK – Ali Bolat / Ön Okuma Partisi


AFİŞDİRENKAŞK

 

Herkese bu güzel Pazar gününden merhaba!!!

Ocak ayında 3 kitaba yaptığımız Ön Okuma Partimizde bu ay hız kesmeden devam ediyor!

Şubat ayının Ön Okuma Partimizin konuğu ise Yabancı Yayınları’nın imzasını taşıyan ve Ali Bolat’ın kaleminden çıkan #direnAŞK‘tır.

Okuyanların çok beğendiği bu kitabı en kısa zamanda ben de okuyacağım. :) Ama bunun öncesinde azıcık da olsa kitabımızı tanımaya ne dersiniz?

Ve tabii ki Ön Okuma Partimizin en güzel yanlarından birisi olan çekilişimizi unutmayalım!

Çekilişe katılmak için TIK-TIK!!!

Parti Takvimi
 
05-09 Şubat 2014
 
5. Gün: Yorum Durağım

scrollWithLineCFG_31

234629_0

Kitap Tanıtımı

Geçmişle barışmadan ‘AŞK’ için savaşamazsın!

Aslı kocasından boşanmış, ölü bir bebek doğurduğu için ciddi psikolojik sorunlar yaşamış, doğup büyüdüğü şehir ve geçmişiyle travmatik bir ilişkisi olan bir kadındır. En yakın arkadaşı Sibel’in on dokuz yaşındaki oğlu Cem, geçici bir süre Aslı’nın yanında kalacaktır. Tam bu esnada ülkeyi sarsmaya başlayan isyanlar Aslı’nın hayatını da etkiler. Cem’i korumak adına kendini olayların içine atan Aslı, hem kendi gençliğini hatırlar, hem de yepyeni bir nesille tanışıp bir dönüşüm yaşamaya başlar. Kalbini Gezi Parkı olayları sırasında tanıştığı ve kendinden on iki yaş küçük Ufuk’a kaptırınca durum iyice karışır, çünkü Ufuk da Aslı’yla aynı şehirde doğup büyümüştür. Ufuk, Aslı’yı Mersin’e davet ettiğinde Aslı’nın dünyası altüst olur. Travmatik geçmiş, âşık olunan adamın siluetinde bir bombaya dönüşür, çünkü Aslı’nın geçmişinde yüzleşmekten kaçındığı sırlar vardır. Aslı aşkın gücüyle çıktığı bu yolculukta geçmişini yenip yepyeni bir hayata merhaba diyebilecek midir, yoksa kendi içine daha fazla kapanıp aşkı yok mu sayacaktır?

scrollWithLineCFG_31

 

Onca yıllık dostluğumuz boyunca defalarca birbirimize yardım etmiş, birbirimizin bazı sırlarını saklamış, çoğu zaman dertlerimize birlikte çözüm aramıştık. Bunu da o tarz buluşmalardan biri sanmıştım. Birlikte bir yerlerde oturacak, birkaç fincan kahve eşliğinde dertleşecek, kendimizi biraz rahatlattıktan sonra da hayatlarımıza dönecektik. Ama her zaman buluştuğumuz o çay bahçesinde Sibel’in yüzünü gördüğüm anda ortada bir terslik olduğunu anlamıştım. Üzgündü, yıllardır pek çok şeyi paylaşmış olmamıza rağmen, onda daha önce hiç böyle bir yüz ifadesi görmediğimi fark ettim. Kahvesini çoktan söylemiş, deniz kıyısındaki o masalardan birinde dalgınca denizi izliyordu. Etrafındaki hiçbir şeyle ilgilenmiyor gibiydi. Gerçek arkadaşlıklar böyledir işte; bazen kelimeler susar, ifadeler konuşur ve binlerce kelimeyle ifade edilemeyecek bir dolu şeyi bir duruş ya da kısacık bir bakışla anlatırlar. 
Birbirimize sarıldıktan sonra ben de karşısına oturup kahvemi söyledim. Sıradan hal hatır sorma cümleleri bitmeden kahve gelmişti zaten. Sohbet başlayabilirdi artık. Ama daha ben ne olduğunu soramadan Sibel ağzındaki baklayı çıkardı. Eşiyle aralarında uzun zamandır problemler olduğunu, bu problemleri çözmek için pek çok yolu denediklerini, gittikleri evlilik terapistinin önerisi sonucu da sadece ikisinin olduğu bir tatile çıkmaya karar verdiklerini anlattı. Neredeyse on yıldır tanıdığım arkadaşımın evliliğinde bir sorun olduğundan bile haberim olmadığına mı şaşırayım, yoksa kendi şaşkınlığımı bir kenara bırakıp teselli edici birkaç cümle mi kurayım, bilmiyordum.  Kadınların, evlilikleri konusunda konuşmaya istekli olsalar bile, ortada bir problem varsa, bunu hiç kimseyle paylaşmak istemediklerini kendi yaşadığım süreçten dolayı çok iyi biliyordum. Bu, anlaşılabilir bir durumdu benim için. Çünkü bizler evliliklerin mutlu mesut devam etmesi, karı-kocanın aynı yastıkta kocaması gerektiği bilgisiyle büyütülüyorduk. Sonuçta aynı yollardan ben de geçmiştim, ancak tek farkla; ben evliliğimi kurtarmak için hiçbir çaba sarf etmemiştim. Çünkü neden evlendiğim sorusuna zaman içinde cevap bulmuştum, dolayısıyla bu evliliğin boşanmayla sonuçlanması beni rahatlatmıştı. İtiraf etmeliyim, boşandığım eşimi hayatımdan çıkardıktan sonra görmek bile istememiştim.
Söylediklerinin benim için ne ifade ettiğini anlamak isteyen Sibel uzunca bir süre yüzüme baktı ve bir tepki bekledi. Ne söylenebilirdi ki böyle bir durumda? Ortada bir terapistin önerisi vardı. Hem Sibel hem de eşi bu öneriyi de denemenin akıllıca olduğuna karar vermişlerdi. Bu durumda arkadaşımı yüreklendirmekten başka seçeneğim yoktu sanırım. Geveleyerek de olsa birkaç olumlu cümle mırıldandım. Çünkü evliliğinde problemler olduğunu ne kadar süredir benden, en yakın arkadaşından sakladığını sormak için doğru zaman değildi. 
“Ama yardımına ihtiyacım var,” dediğinde istediği yardımın ne olduğu konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Paraya mı ihtiyacı vardı? Ya da nereye gitmeleri gerektiğine dair tavsiye mi istiyordu? Ben bunları düşünürken Sibel’in cümlesinin sonunda, “Sende kalabilir mi?” dediğini fark ettim. Başlangıcını duymadığım bu cümle yüzünden şaşkınlıkla Sibel’e bakarken sorusunu tekrarladı. Söylediği cümle aslında tam olarak şöyleydi, “Cem bizimle gelemeyeceği için sende kalabilir mi?”
Cem? On dokuz yaşındaki oğlunu neden bana emanet etmeye çalışıyordu ki? Kendi evlerinde tek başına kalamaz mıydı? Onca zaman evimde bir gençle ne konuşabilir, ona nasıl davranabilirdim ki? Sibel içimden geçen bu soruları duymuş gibi konuşmaya devam ediyordu. Evde tek kalırsa yemek bile yemezdi Cem. Hem sınavları yaklaşıyordu, başında bir büyük olmalı, ara sıra ders çalışması gerektiğini söylemeliydi. Cem’i birine emanet etmezse aklı İstanbul’da kalacaktı. Ayrıca çok sakindi, odasına kapanır ve beni hiç rahatsız etmezdi. Başka sorum var mıydı?
Evet, sanırım sıradan günlerden birini yaşamıyordum. Evimde, sadece birkaç kez gördüğüm bir gençle kalmak fikri bir an beni korkuttu. Ne cevap vereceğimi bilemeden kalakaldım. Bunun üzerine Sibel, hemen cevap vermek zorunda olmadığımı, istersem ertesi güne kadar düşünebileceğimi, bu konuda benden başka kimseye güvenemeyeceğini söyledikten sonra ekledi, “Kabul etmezsen darılmam.”
Bu kadar basit işte. Çay bahçesinden kalkıp eve nasıl döndüğümü bile hatırlamıyorum. Yol boyunca ne yapmam gerektiğini düşündüm. Başımdan bir evlilik geçmişti, bu evlilik sırasında çocuğum ölü doğmuştu ve yıllar sonra en yakın arkadaşım, oğlunun bende kalıp kalamayacağını soruyordu. On dokuz yaşında bir gençle zaman geçirmek! Buna hazır mıydım? 
Hazırmışım. Bunu, ertesi gün Sibel’i arayıp teklifine olumlu cevap verdiğimde anladım. 
Aradan daha bir hafta bile geçmeden Cem ve Sibel karşımdaydı işte ve Cem’in evimle ilgili merak ettiği tek şey, Wi-Fi bağlantısı olup olmadığıydı. Bağlantı olduğunu söyledikten sonra Cem hemen ona gösterdiğim odaya yerleşti ve saatlerce odadan çıkmadı. Kapısını kapatıp benimle arasına net bir sınır koyduğu odada, kendi dünyasında, sanal arkadaşlarıyla baş başa ne yaptığını bilmiyordum, ama sabaha karşı uyuduğunu tuvalete gitmek için açtığı kapının sesinden anladım.
Tesadüfler hayatı bambaşka noktalara götürebilir. Aramızda hiçbir ortak bağ olmayan bu genç, hayatım boyunca tahmin edemeyeceğim pek çok şey yaşamama neden olacaktı. İçine düştüğüm karmaşada ben de tüm ülke gibi şu soruyu soracaktım hep: 
Odalarından çıkmayan, kendi sanal dünyalarından başka hiçbir şeyleri olmayan bu çocuklar, bu cesur adımları atmayı nereden öğrenmişlerdi?
damy (1)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s