Aglatan – Erol Çelik / Ön Okuma & Cekilis


ön kapakyenikucuk

Tanıtım

Çorak toprakların ortasında yemyeşil bir köy. Etrafında hiç deniz bulunmayan ama deniz feneri bulunan bir köy. Ağlayarak tedavi olan köylüler. Deniz fenerine mahkum yaşlı bir kadın. Karakterleri birbirlerinden çok farklı bir sürü ayyaş. Topal bir hancı. Asla sönmemesi gereken ışık. Ruhları kararmış adamlar. Yolu yanlışlıkla bu köye düşen bir gazeteci. Gerçekleri öğrenmek isterken, gerçek olmasını istediği olaylara sürüklenen bir gazeteci. Genç bir kızın kaderinde yaşamak isteyen ama gerçeği kaybeden bir gazeteci.

Erol Çelik yeni kitabında, gerçek olmasını istediğiniz şeylerin arasında dolaşıyor.

Türk gerilim yazarı Erol Çelik’ten, Ağlatan.

scrollWithLineCFG_31

Ön Okuma

BİRİNCİ BÖLÜM
(( HAN ))

Her şeyin kalbinde zaman vardır.

Gelecek mi, geçmiş mi yoksa şu an mıdır gerçek?

Kim bilir?

Her şey gerçekle ilgili değildir. Her şey, gerçek olmasını istediğin şeyle ilgilidir.

Yaşadığın her gerçek, bir süre sonra geride soğuk bir anı olarak kalır. Zaman sana başka hiçbir şey vermez, yaşadığın anın mahkûmusundur.

Sana anlatılan her öyküyü, eğer istersen kendi anılarına, sanki kendin yaşamışsın gibi sunabilirsin. Geriye sadece, buna inanıp inanmamak kalır.

Her şey gerçekle ilgili değildir.

“Sana bir öykü anlatayım delikanlı,” dedi yaşlı adam.

Her şey gerçek olmasını istediğin şeyle ilgilidir.

Karşısındaki adam, rahmetli anneannesinin yaşında olmalıydı.

Belki.

Anneannesi yetmiş beş yaşında öldüğüne göre, bu adam ondan en fazla üç veya beş yaş daha küçük olabilirdi. İhtiyar insanların bir yerden sonra yaşlarını tahmin etmek pek mümkün olmasa da, şu anda bu küçük hesabı yapmak zorunda hissedecek kadar kafası karışıktı. Anneannesini düşünüyor olması bile, bunun ispatıydı. Zavallı anneannesi, oğullarının hiç birinin, ölürken yanında olmayışının burukluğuyla son nefesini vermişti. Kendisi görmemişti anneannesinin ölümünü, annesi söylemişti bunu ve o günden sonra hiçbir abisinin kapısını çalmamıştı.

Şu an karşısında duran bu yaşlı adamın gözlerindeki burukluğa benzeyen bir bakıştan bahsetmişti annesi. Yıllarca ne çilelerle büyüttüğü evlatlarının, son nefesinde yanında olmayışının o kara rengi vurmuş olmalıydı, zavallı kadının gözlerine. Karşısındaki yaşlı adamın gözlerinde de, tıpkı anneannesinin zavallı bakışları vardı sanki. Bunu bilemezdi ama hissediyordu.

Aslında biraz daha düşünebilse, diğer tüm yaşlı insanların gözlerinde de o buruk bakışların olduğunu hatırlardı.

‘Ben öldüğümde yanımda olacak mısın oğlum?’ diye sormuştu annesi.

Bu soru, oğlunun acı bir yolla olgunlaşmasını sağlamıştı.

Ölüm insanı insafsızca olgunlaştırıyordu işte.

Sarhoş ve koyulaşmış mavi gözleri, önündeki rakı bardaklarındaydı. Bu kadar yaşlı bir adamın, nasıl oluyor da sadece kaşlarından biri siyah kalıyordu acaba? Diğer her şey bembeyazdı. Sakalları, saçları ve bıyığı bembeyazdı, sadece sağ kaşı siyahtı. Simsiyah değildi belki ama nazar boncuğu gibi, karşısındakinin dikkatini dağıtıyordu.

Bulundukları meyhanenin atmosferinden tamamen kopmuş gibiydiler. Genç adam, karşısındaki yaşlı adamın söyleyeceklerini dikkatle bekliyordu. Yaşlı adamın başında, yünden örülme, gri renkli bir bere vardı ve şu an bulundukları meyhanedeki hemen hemen diğer bütün ihtiyarlar, o berenin aynısını takmışlardı. Sadece berelerin üzerindeki siyah şekiller değişiyordu. Sanki her bir köylünün kendisine ait bir çizgisi vardı. Kimi yan çizgiler, kimi zikzak, kimininki dalgalı, noktalı veya düz.

Tuhaftı her şey elbette ama meraklanmak oldukça normal bir şeydi.

Öğrenecekti.

O şapkayı neden taktıklarını umursamıyordu genç adam, onun aklında sadece dışarıdaki ışık vardı ve galiba bunun cevabını almak üzereydi.

“Bütün bu merak ettiğin şeylerin hepsi gerçek,” dedi yaşlı adam. Başındaki berede zikzak çizgiler vardı.

“Öyle mi?” dedi genç adam. Etrafına şöyle bir bakındı.

“Sana bir şey sorayım.”

“Buyur,” dedi saygıyla genç adam.

“Hayal kurar mısın?”

Genç adam gülmemek için yanağının içini ısırdı. Karşısındaki yaşlı ve ayyaş köylünün, siyah kaşının altındaki mavi gözünün içine bakarak, “rüya görürüm ama hayal kurmam,” dedi.

“Tamam delikanlı.” Durdu ve tecrübe kokan bir soluk aldı. “Sana şimdi bir öykü anlatacağım, gerçekle hayal arasındaki farkı sen bulacaksın.” Yaşlı adam, gülerek sararmış dişlerini gösterdi.

“Öykü mü anlatacaksın, benim öyküye değil gerçeklere ihtiyacım var.”

Siyah beyaz kaşlar, yorgun gözlerin üzerine çöktü aniden. Yaşlı adamın gözlerinin olması gereken yerde, şu an sadece ince ve uzun bir gölge vardı. Öfkelenmemişti. Onunki, karşısındaki gencin cehaletinden utanmasıyla alakalıydı.

Meyhanenin içindeki müzik değişti, şimdi daha anlaşılmaz ve cızırtılı bir ses yayılıyordu.

“Bak yolcu, eğer bu öyküyü dinlersen, sonunda neyin doğru, neyin hayal olduğunu anlayacaksın. Çünkü her öykünün gerçekle bir alakası vardır.”

Genç adam bir kez daha olgunlaşmak için, hazırlandı.

scrollWithLineCFG_31

ÇEKİLİŞ!!!

2 adet imzalı Ağlatan kitabını kazanmak için

TIK-TIK!!!

damy (1)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s