Askın Gölgesi – Gülsah Elikbank | Ön Okuma | Ön Okuma Partisi & Cekilis


on-okuma-afis-askin-golgesi

Yeni bir Ön okuma Partisinden herkese merhaba!!!

Partimizin bu seferki konuğu Gülşah Elikbank’ın kaleminden çıkan Aşkın Gölgesi!  Bu sefer ki ön okuma partimizin kapanışı bende. :)

Ön okuma  Partimizin takvimi ise şöyle;
1. Gün: Tuğçe’nin Kitaplığı
2. Gün : Küçük Kızın Büyük Kütüphanesi 
3. Gün: Anime ve Kitap Sever 
4.Gün: Kördüğüm Hayaller

Çekilişe katılmak için TIK-TIK!!!

scrollWithLineCFG_31

Ahmet sözünü kesmek ister gibi yerinden doğruldu, ama Zeynep parmağını dudaklarına götürerek susturdu onu.
“Lütfen Ahmet, eğer kesersen, eğer susarsam bir daha bu cesareti kendimde bulamam. Bırak, söyleyeceklerim bitsin” Sevgilisinin onayını beklemeden de devam etti konuşmasına.
“Biliyorsun, annem ve babam ayrı benim. Bunu sana tanıştığımız ilk gün söylemiştim. Hatta sana bunu söylerken kendime hayret etmiştim, çünkü ilk kez yeni tanıştığım birine söylüyordum bunu. Bazıları için böyle şeyleri dile getirmek kolay olabilir. Hele yaşımı düşünürsek, benim için de kolay olması gerektiğini düşünebilirsin. Ama öyle değil. Yıllarca sadece bu gerçeği kabul etmek için uğraştım ben, yani ayrıldıklarını, artık bir ailem olmadığı gerçeğini. Tabii, kabullenemediğin bir şeyi dile de getiremiyorsun”
Zeynep kahvesinden bir yudum daha alıp boğazını yakan sıcaklığa aldırmadan yutkundu. Kendini devam etmek için zorluyordu, kelimeleri içinde derinlere gizlediği anıların arasından çekip çıkarmaya çabalıyordu. Belki de en doğrusu, onu en çok yaralayan andan başlamaktı. Babasını ve ailesini sonsuza dek kaybettiğini anladığı o andan. Nedense her şey İstanbul’dan apar topar taşındıklarında değil de bir yolunu bulup babasını İstanbul’da aramaya gittiğinde değişmişti. Sonun başlangıcı aralanmıştı sanki.
O anda da bu kötü hatıra bir sarmaşığın ayakucundan dolanmaya başlaması gibi sarıyordu Zeynep’i, ta ki yüreğinde kilitlenen o hayal kırıklığına ulaşana dek.

“Annemle Aydın’a taşınalı neredeyse bir yıl olmuştu.

Ama ben hâlâ neden Aydın’da kalmak zorunda olduğumuzu ve babamın neden bir yıldır bizi aramadığını anlayamıyordum. Belki de içten içe annemi suçluyordum. Yaz tatilinde bir arkadaşımın ailesi tatile İstanbul’a gidiyordu.
Ne yapıp edip annemi ikna ederek beni de götürmelerini sağlamıştım. Annem bana hayır demekten çekinmişti sanırım. Yoksa o kadar kolay ikna olması mümkün değildi.”
Annesinden bahsetmek, annesine yaptığı haksız suçlamaları düşünmek içini iyice daraltmıştı. Ahmet onu can kulağıyla dinlediğini belli etmek için elini omzuna koydu ve sevgiyle sırtını sıvazladı. Sonra devam etmesi için ona soru sormanın iyi bir fikir olacağını düşündü.
“Peki, İstanbul’a gitmen bir işe yaradı mı?” diye sordu konunun devamını duymayı umarak. Zeynep başını iki yana salladı. Anlatmaya devam ederken yüzündeki tüm mimikler gerildi.
“Yaradı. Ama beklediğim anlamda değil. Ben babamı bulup her şeyi düzeltmeyi umarken ortada düzeltilebilecek hiçbir şey kalmadığını gördüm.”
Ahmet merak ve üzüntüyle, “Babanı bulamadın mı?” diye sordu.
“Buldum. Hem de tam aradığım yerde,” diye iç çekti Zeynep.

Hâlâ daha o gün aklına geldikçe midesine kramplar giriyor, başı dönüyordu. Bir süre sessiz kaldı. Kelimeleri toparlamaya, kızgınlığını dizginlemeye çalışıyordu. Sonunda içindeki bir volkan yüzeye kaynayan alevlerini boşaltır gibi anlatmaya başladı. Daha önce 

kimseye, çoğu zaman kendine bile anlatmadığı, hayalinde değiştirmeye çalıştığı o sahneyi tüm çıplaklığıyla anlatmaya koyuldu.
“İlk iş Üsküdar’daki evimize koştum. Onu orada bulacağımdan emindim ve yanılmamıştım. Evimizin kapısının önüne geldiğimde, zili çalmak çok zor geldi. Çocukluğumun geçtiği ev, defalarca çaldığım o zil bir yılda o kadar yabancılaşmıştı ki! Kapının önünde ne kadar kaldım bilmiyorum, ama içeriden gelen sesleri duyacak kadardı sanırım. Bu, babamın sesiydi. Şefkatli olduğu zamanlardaki yumuşak tonlaması duyuluyordu. Birisine tatlı bir sesle bir şeyler anlatıyordu. Sonra birden kapı açıldı. Babam, yanında annemden çok daha genç bir kadın ve babamın kucağında henüz bir iki yaşında olan bir kız çocuğu… Karşımda bana bakıyorlardı. Ve sonra birden o ufak kız babama seslendi. ‘Babacığım, bu abla kim?’ diye sordu. Ona ‘baba’ diyordu, benim babama…’’
Kelimeler boğazına dizildi Zeynep’in. Gözyaşları göz kenarlarında titreşiyordu, ama onları bırakırsa, bir ağlama nöbetinin içine savrulacağını çok iyi biliyordu. O halini görmesini istediği son kişi Ahmet’ti. Uzaklarda bir yere gözlerini dikip sakinleşmeye çalıştı. Yeni bir cümle kurmasına yetecek gücü toplamaya uğraştı, ama bu çok zordu. O minik kızın gözleri, babasının çenesine uzanan yumuk parmakları ve sorusunu dile getirirkenki masumiyeti gözünün önünde sürekli yeniden sahneleniyordu. Ahmet bir şeyler söylemek, onu avutacak bir şeyler yapmak istiyordu, ama söyleyeceği cümlelerin doğru olacağından, onu incitmeyeceğinden emin olamıyordu. Zeynep’in gözlerinde gördüğü acı yüreğine işlemişti. Sevgilisini bunları anlatmak zorunda bıraktığı için suçluluk duymaya başlamıştı. Bu, ona aynı acıyı tekrar yaşatmaktan başka bir şey değildi, düpedüz zalimlikti. Yine de eğer şimdi Zeynep’i susturursa, bir daha asla bu konuya geri dönemeyeceklerini ve ilişkilerinde bir adım dahi öteye geçemeyeceklerini biliyordu. O yüzden çok zor olsa da suskun kalıp devam etmesi için ona zaman tanımaya karar verdi. Zeynep gözlerini diktiği uzak geçmişten bakışlarını ayırmadan, yeniden anlatmaya başladı.
scrollWithLineCFG_31
Bir sonra ki Ön Okuma Partimizde görüşmek üzere!!!
damy (1)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s