Blog Tur: Kan Sarkısı – Anthony Ryan / Inceleme


1922441_733519056668914_8956575448288883183_n

 

Kitabın Adı : Kan Şarkısı
Orijinal Adı : Blood Song
Serinin Adı : Kuzgunun Gölgesi Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Anthony Ryan
Çevirmen : Barış Tanyeri
Yayınevi : İthaki
Sayfa Sayısı : 664
Basım : 16 Mayıs, 2014
Tür : Epik Fantastik

“Vaelin,” dedi kalın, bir savaşçıya ait sesiyle. “Sana öğrettiğim vecizeyi hatırlıyor musun? Aile düsturumuz.”
“Evet lordum.”
“Söyle.”
“Gücümüz sadakatimizdir.”
“Evet. Gücümüz sadakatimizdir. Bunu hatırla. Oğlum olduğunu ve senin burada kalmanı istediğimi hatırla. Burada pek çok şey öğreneceksin ve Altıncı Nişan’ın kardeşlerinden birisi olacaksın. Ama hep benim oğlum olacaksın ve arzularımı onurlandıracaksın.”

Vaelin Al Sorna, Diyar’ın ilk kılıcı olan Kralyk Al Sorna’nın oğlu, annesini yeni kaybetmiş 10 yaşında daha kendini bilmeyen bir çocuk iken babası tarafından İtikad’ın Altıncı Nişanına eğitilmek üzere gönderilmiştir. Altıncı Nişanın kapısından girmeden önce Diyar’ın ilk kılıcının oğluna söylediği son sözleri yukarıdaki gibi olmuş ve oğlunu kapıda bırakarak atını mahmuzlayıp gitmiştir.

Orada nasıl bir yaşam süreceğini, nelere yapacağını veya neler yapmayacağını bilemeyen Vaelin, kendisini tamamen ortada kalmış bir öksüz olarak kabul etmektedir. Çünkü Nişanın kapısından içeriye adım attığından itibaren artık bir ailesi yoktur ama Nişanda yer alan oğlan çocukları artık onun kardeşidir, ailesidir.

İlk günlerde hiçbir çocuk ailesinin artık olmadığını kabul etmese de zamanla bu duruma alışmış ve oda arkadaşlarını kardeşleri hatta ailesi olarak kabul etmeye başlamıştır. Her ne kadar zor bir durum olsa da…

Zaten zamanla tabii tutuldukları çok zor görevlerden ve Usta Sollis’den yedikleri değnek cezalarından dolayı düşündükleri en son şey bu konu olmuştur. Zor derslerin ve değnek cezalarının yanında bir de bunlardan daha zor olan Nişan sınavları vardır ki kardeşleri gerçek dünyaya hazırlayan asıl zorlu görevler dizisi işte bunlardır. Ve nedense her bir sınavda Vaelin, ölümden son anda kurtuluyor yada başına bir şey geliyordur. Bunun sebebini her ne kadar bilemese de başından geçenleri Usta Sollis’e ve Nişanın başı kabul edilen Suret’e anlattığı zaman belirsiz cevaplar almış ve onu başlarından savmışlardır.

bloodsong_big

Pek çok adı vardı. Daha otuz yaşına gelmemiş olmasına rağmen, tarih ona bol unvan ihsan edilmesini layık görmüştü: Onu bize eziyet etsin diye gönderen deli kralın karşısında Diyar’ın Kılıcı, savaşlar boyunca onu izleyen adamların yanında Genç Atmaca, Cumbraelli düşmanlarına karşı Karanlıkkılıç ve sonradan öğrendiğime göre Büyük Kuzey Ormanı’nda yaşayan esrarengiz kabileler arasında da Beral Shak ur adıyla anılırdı yani; Kuzgun Gölgesi.

Kitabımızı bu sözlerle açarken acaba bu Vaelin nedir ki bu kadar unvan almış acaba diye kara kara düşünürken, sayfaları çevirdikçe onun kim olduğunu anlıyor ve yaşadığı her acı ile acı duyuyor, her başarı ile mutlu oluyor, her yeni bilgi öğrendiğinde bizde bir o kadar şaşırıyor, hatta o savaşırken biz de savaşıyoruz.

O tüm bu yeri geldiğinde hakkıyla almış yeri gelmiş talihsiz olaylardan dolayı almıştır. Ama her halükarda yaşadığı tüm diyarlarda onu tanıyan birisi çıkıyor ve önünde saygıyla eğiliyorlardır. Her ne kadar bu duruma Vaelin karşı çıksa da…

Zorlu sınavları, zorlu dersleri, Usta Sollis’in değneğinden yediği sopalar ile eğitilmiş, eğilmiş, bükülmüş ve tam bir Nişan Kardeşi olduğu zaman artık görev başına geçme zamanı gelmiştir. İtikad’ı yayma görevi. Ama iyi bir kılıç kullanıcısı daha doğrusu kılıç ile dans eden birisi olduğundan dolayı ve aynı zamanda Diyar’ın İlk Kılıcı’nın oğlu olmasından dolayı daha göreve gelmeden Diyar onu tanıyor, biliyor ve çok az da korkuyordur. Ve tabii bunların hiçbirisi Kral Janus’un gözünden kaçmamış ve onu yanına çağırarak görev üstüne görev vermiştir. Hem de Vaelin’in hiç hoşuna gitmeyen, gitmeyecek görevler.

Peki Vaelin bu görevlere karşı çıkabili miydi? Hem de kılıcının tek bir darbesi ile. Peki neden mi karşı çıkmadı? Sapkın, salak, elinde ölümüne koz olan, bir kaşık suda boğulmasını isteyeceğim Kral Janus, Vaelin’e karşı tonla koz tutuyordur elinde ve bunları her bir görev için Vaelin’e karşı kullanmaktan da çekinmiyordur. Yüzsüz herif! Kitabın sonunda adalet yerini buldu da gördü gününü! İçimin yağları erimedi desem yanlan söylerim. :P

İster konusu olsun, ister işlenen tema, ister kurgu ve isterse kapak ile Goodreads’de ki puanını katbekat hak eden bir kitap Kan Şarkısı. Genel olarak bu türe bayılan birisi olarak bu kitaba da bayıldım ama ne yazık ki bu tarz kitapların seri olmasından dolayı sinir oluyorum. Kan Şarkısı her ne kadar belirli bir şekilde bitse de kafamda soru işaretleri bırakmadı desem yeri. Özellikle son kısımda “Ama ama böyle son mu olur?” , “Böyle bitemezzzz!!!”, “Neden böyle bitti ki?!” gibi sorular kafamda uçuşmuyor değildi. Dediğim gibi her ne kadar belirli bir şekilde bitse de belirsiz bir sondu benim için ve İthaki’nin devam kitaplarını çıkartmasını dört gözle bekliyorummmm!!!!

Ve şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Eğer ki bir Taht Oyunları okuyucusu ve o seriye ister kitabı olsun ister dizisi olsun deli oluyorsanız kesinlikle alın kitabı okuyun, pişman olmayacaksınız!

Puanım 5 üzerinden 5!

5

damy (1)

 

Blog Tur: Kan Sarkısı – Anthony Ryan / Yazar Tanıtımı


KANŞARKISIBLOGTUR

Herkese merhabaaa!!!!

Kan Şarkısı gibi mükemmel bir kitap için tamı tamına 18 blogger toplanıp 8 gün 8 gece eğlence yapmaya karar verdik! 

Peki bu 8 günlük turumuzda neler mi yapacağız? Bence neler yapmayacağız ki diye soralım! :D 

İlk gün yazarımızı, kitabımızı ve serimizi tanıyacağız ve tabii ki yorumlarımız ile eğlencemize eğlence katacağız. 
İkinci gün ise kitabımızda daha derine inip kitabımızın önokuması ve tanıtım videosu ile sizi baş başa bırakıyoruz, tabii yine yorumlarımızla.
Üçüncü gün kitabımızın alıntıları ve yorumlarımız sizi eğlendirecek,
Dördüncü günümüzde ise Tarihin Epic Fantasy türü üzerindeki etkisi adlı yazar tarafından yazılmış mükemmel bir yazı okuyup, yorumlarımız ile şenleneceksiniz. 
Beşinci günde yorumlarımız ile sizleri en iyi 5 savaş sahnesi ile karşı karşıya bırakacağız.
Altıncı günümüzde ise bu sefer en iyi 5 kılıç sahnesi ile karşı karşıya olup, yine yorumlarımız ile kitabımızı daha iyi tanıyacaksınız ve kendinizi kitabı almamak için zor tutacaksınız. :))
Adım adım turun son günlerine gelirken, yedinci günde eğlencenin doruğuna çıkıyor kitabın ardındaki hikayeyi öğreniyoruz, yorumlarımız ile beraber…
Son günümüzde ise yazarımız ile yapılan harika bir röportajımız ve “How I became a published author?” yazısı ile baş başa bırakıyoruz. 

8 gün 8 gece devam edecek turumuz boyunca devam edecek yarışmamızda tamı tamına 4 kişi Kan Şarkısı kitabını kazanma şansını elde edecek! 

Yarışmamıza katılmak için Tık-Tık!!!

Hadi şimdi yazarımız kimmiş tanıyalım ve yarın da yorumumu okumayı sakın unutmayın! :) 

scrollWithLineCFG_31

Anthony Ryan

ANTHONY RYAN

Anthony Ryan, 1970 yılında İskoçya’da doğmuştur ama yıllarının çoğunu Londra’da yaşarak geçirmiştir. Anthony başlangıçta, Kan Şarkısı’nı kendisini yayınlaşmıştır fakat daha sonra Mayıs 2012 de serinin üç kitabı için büyük bir yayıncılık grubu olan Penguin Books ile bir anlaşma imzalamıştır. Büyük bir başarı elde ettikten sonra tüm zamanını yazmaya ayırmıştır. Ve Ryan Slab City Blues serisinin novellalarını kendisi yayınlamaya devam ediyordur.

Ayrıca yazarın aktif olarak kullandığı blogunu (tık-tık) ziyaret etmenizi öneriyorum ve yazarımızı Twitterda takip etmeyi (tık-tık) sakın unutmayın!

Tabii bu kadar takipten sonra Türkiye Kan Şarkısı FB sayfasını beğenmeyi es geçmeyin sevgili fantastik severler. :)

Yazarın Kitapları: 

Slab City Blues Series

Slab City Blues
Slab City Blues: A Song for Madame Choi 
Slab City Blues: A Hymn To Gods Long Dead 
Slab City Blues: The Ballad of Bad Jack 

Kuzgunun Gölgesi Serisi

Kan Şarkısı
Tower Lord
Queen of Fire

damy (1)

 

Agaçtaki – Janne Teller / Inceleme


Agactaki kpk 4 copy

Kitabın Adı : Ağaçtaki
Orijinal Adı : Nothing
Yazarın Adı : Janne Teller
Çevirmen : Abdulgani Çıtırıkkaya
Yayınevi : ON8
Basım : Nisan, 2014
Sayfa Sayısı : 181
Tür : Genç-Yetişkin

Hiçbir şeyin anlamı yok.
Zaten epeydir biliyordum bunu.
Ama şimdi fark ediyorum ki,
bir şey yapmanın da anlamı yok.

Pierre Anthon bu sözleri söyledikten sonra okulu bırakmış ve kendisini düşünceleri ile birlikte daha da fazla –artık nasıl başarabiliyorsa!- soyutlamıştır. Olmayan arkadaşlık bağlarını bitirmiş, sınıftan çıkıp gitmiş ve hiçbir şeyin anlamı yoktur diyerek de bir ağacın tepesine çıkarak, okula giden arkadaşlarını sinir etmeye, onlara çıktığı erik ağacının meyvelerini atarak kızdırmış ve sınırlarını zorlamıştır.

İnsanlar normal şartlar altında bir ağaca meyve toplamak veya yukarıya tırmanan bir kediye kurtarmak için ağaca çıkarken Pierre çok farklı bir amaç doğrultusunda o erik ağacına çıkmıştır. Çıkmıştır çıkmasına ama neden insanları rahatsız ediyordur? Psikopat mıdır bu çocuk? Veya ruh hastası? Bence her ikisi de muhtemeldir. Çünkü o manyak ve psikopat çocuk her şeye isyan etmesi yetmiyormuş gibi bir ağacın tepesine çıkarak okula giden arkadaşlarını rahtsız ediyordur.

Tabii bu duruma daha fazla kayıtsız kalamayan sınıf arkadaşları Pierre’yi o ağaçtan indirme çabalarına girmişlerdir. Girmişlerdir ama onlar bu konuda ne kadar inatçı ise Pierre onlardan bin kat daha inatçıdır. Sonuçta çocuk psikopat! Boşuna demiyorum.

Taş mı atmadıkları kaldı veya gece-gündüz o erik ağacın altında Pierre’nin totosunun ağrıyarak o ağaçtan inmesini beklemedikleri mi kaldı veya veya ona bağırıp çağırıp küfretmedikleri mi kaldı, anlat anlat bitmez! Ama katır gibi inatçı olan psikopat Pierre, inadından vazgeçmemiş ve o ağaçtan inmemiş, resmen o ağacın tepesini habitatı olarak kabul etmiştir. Totona kramplar girsin Pierre! O babanın da vicdanına kramplar girsin! Ne gamsız babadır yahu! Daha ergenliğin tepesinde çocuğu günlerce bir ağacın tepesinde yaşasın, hiç benim oğlum nerede kaldı, nerede yaşıyor, nereye gitti, ne yiyor, ne içiyor, başına bir şey mi geldi, diye hiç sormasın zaten! O da ayrı bi’ manyak zaten! Bence Anthon soyuna özel bir genetik hastalık bu manyaklık. Yoksa ne baba ne de oğul böyle olurdu.

Manyaklık tezimi bir kenara bırakırsam, arkadaşları Pierre’ye karşı yapmadığı şey kalmadığı halde, bir türlü onu o ağacın tepesinden indirememişlerdir ve onlarda farklı bir şekilde onu o ağacın tepesinden indirmenin yolunu bulmak için düşünmeye başlamıştır. Herkesten farklı sesler çıkıyordur ve hiçbirisi ortak bir kararda anlaşamıyordur.

Ama en sonunda birisinden öyle bir fikir çıkmıştır ki, o fikir sayesinde bir insan bir insanın nasıl başka bir insandan en değerli varlığını elinden alabilir veya nasıl bir başka insanı çooook zor bir durumda bırakabilir veya nasıl bir fikir sayesinde tüm dünyada tanınmış birer insan olurlar, işte bunu ‘o’ fikir sayesinde anlıyoruz.

Peki bu fikir ne mi?

‘Anlam’ı bulmak!

Ağaçtaki

Sizce bir anlam nasıl bulunur? Veya bir anlam sayesinde bir insanı nasıl bir ağacın tepesinden indirebilirsiniz? Veya bir anlam sayesinde dünya çapında nasıl tanınabilirsiniz? Düşünebiliyor musunuz? Ben bu kitaba kadar düşünemezdim.

Peşinden koştukları fikir olan ‘anlam’ yüzünden yavaş yavaş başlayan hırs duygusu, gün geçtikçe, insandan insana atladıkça gözlerini kör etmiş ve hayatta yapamayacakları veya yapmayacakları şeyleri o peşinden koştukları ‘anlam’ yüzünden yapar hale gelmişlerdir. Hem de hiç mi hiç aklınıza gelmeyecek şeyleri.

Çıplak ayaklarıma baktım ve Gerda’ya bunu ödetmeye karar verdim.

Kitaba ilk başladığımda sonunun bu kadar dehşet biteceğini düşünmemiştim. Özellikle birkaç ergenden böyle dehşet verici bir fikrin çıkacağını hiç düşünmemiştim. Hatta o peşinde koştukları ‘anlam’ın büyük bir dehşetin kapısını açacağını hiç mi hiç düşünmemiştim. Cidden bu olaya o kadar normal başladılar ki, istedikleri şeyler ile yüzümde bir gülümseme oluştu ama zamanla ergenler gözlerini öyle bir hırs bürüdü ki, birbirlerinden öyle dehşet şeyler istemeye başladılar ki yüzümdeki o gülümseme solup gitti ve yerine kocaman bir çenesi yerde sürünen ifadeye bıraktı.

Bize en büyük zorluk çıkaransa, Külkedisi’nin ta kendisiydi.

Hatta bir yer de öyle bi’ kanım dondu ki anlatamam. Ve dünyada bu kadar sapkın düşüncelere sahip ergenlerin olduğunu kara kara düşünmeye başladım. Ve hatta yazar o satırları yazarken bu tip düşüncelerin aklına nereden geldiğini de düşünmeye başladım. Sonuçta kolay kolay akla gelecek şeyler değil. Tabii ki de kitabın eğitici yönleri var ama yer yer de insan acaba kitabın içinde ki çocukların yaşındaki çocuklara göre bir kitap mı, onların okuyacağı bir türde mi diye de kara kara düşündürüyor. Ama tüm bu düşüncelerin haricinde ilk defa beni bu kadar şaşırtan, bu kadar ilginç bulduğum bir kitap okudum. Bir kitapta bütün karakterler mi acayip olur? Ya da bütün olaylar? Olurmuş okudum, gördüm ve de bu kitabın dengi gibi bir kitap bulabilecek miyim acaba diye de kara kara düşünmeye başladım.

Kitaba puanıma gelecek olursak eğer 5 üzerinden 5!

5