Pabucumun Ajanı – Asude / Inceleme


papucumun ajanı

Kitabın Adı : Pabucumun Ajanı
Serinin Adı : Ajan Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Asude
Yayınevi : Ephesus
Basım : 2014
Sayfa Sayısı : 496
Tür : Romantik – Komedi / Türk Edebiyatı

“Hayatta doğru düzgün yaptığın bir iş yok mu?” Ses tellerine yüksek gerilim hattı döşenmişlerdi sanki.
Aynı sinirle yanıt verdim. “Var işte, sana katlanıyorum. Tam zamanlı berbat bir iş!”

Yoruma başlamadan önce izninizle sesli bir kahkaha patlatmak istiyorum, sevgili kitap kurtları! Uzun bir aradan sonra ilk defa bu kadar komik bir kitap elime aldığım için korkarak söylüyorum ki yorumumun çoğu kahkahalardan oluşacak. :D

Kitabın kapağını nasıl açtığımı veya nasıl kapattığımı bilmiyorum ama kitabın kapağını kapattığım zaman çenem inanılmaz derecede ağrıyordu. Şapşal Deniz sağ olsun! Ama hakkını yemeyelim hödük Tuna sayesinde de az kahkaha atmadım. Bir insan bu kadar hödük, odun veya kalas olabilir mi diye düşünmeyin direk elinize Pabucumun Ajanı’nı alın, okumaya başlayın ve Tuna ile tanışın. Eğilmemiş odun!

Deniz Akın, daha 25 yaşında olmasına rağmen annesine göre evde kalmış bir kız kurusudur ama Deniz’in şahsi düşüncesi ise daha iş bulamamış bir ev kızıdır. Ve bir iş bulabilmek içinde yapılan her şey mubahtır diyerek kolları sıvamış ardı arkasına tonlarca delilik yapmıştır. Bu deliliklerin çoğunu ne yazık ki kader engellemiştir. Ama bir deliliği Deniz’e öyle bir engelsiz koşu parkuru sağlamıştır ki Deniz bile neye uğradığını şaşırmıştır. Üstüne kot pantolonu ve tişörtü ile Ankara’nın en büyük şirketlerinin bir tanesinde yönetici katında artık bir sekreter olarak çalışmaya başlamıştır. Hem de karşısında eğilmiş bir hödük olan ama aynı zamanda Uranüs gezegeninin baş yakışıklısı Tuna Üstüner adında bir patron dururken ve hem de o Uranüslü elinde Deniz’in saçma sapan CV’sini tutarken ve ve Deniz sekterlik denilen mesleğinin ‘s’ini bilmeden ve ve ve en önemlisi de Ahmet adlı şirketin bir diğer yöneticisi olan adamın kuzeni sıfatı olarak. Uranüslü’nün Ahmet’ten nefret ettiğini söylemiş miydim? Söylemedim mi? Ehh söyleyeyim o zaman: Tuna Üstüner, günahını bile Ahmet’e tercih edecek kadar ondan nefret ediyordur! Hatta şöyle söyleyebilirim, Tuna’nın duygularının, nefret masum bir duygu kalır. Ne kadar şekerler değil mi? Aynı kat içerisinde birbirini boğazlamak isteyen iki kuzen, oraya nasıl geldiğini bilmeyen bir kız…

Kitabımız Deniz’in iş başvurusu maceraları ile başlıyor. O şirketten diğer şirkette koşarken, her yerden aynı cevabı almasından bıkmış ve en sonunda kendisini ve vasıflarını beğenmeyen şirketler ile birazcık dalga geçmek ve birazcık da hıncını alabilmek için über komedi bir CV hazırlamıştır. Hazırladığı über komedi Cv’yi en yakındaki şirkete vermeye ant içerek, en yakındaki şirkete doğru yola koyulmuş, kapısından içeri girmiş ve görevliler tarafından ‘Niçin geldiniz?’ sorusuna karşılık bir akrabamı göreceğim cevabını vermiş ve kader ona yine ve yeniden oyun oynayarak o akrabasını şirketin ortaklarından bir tanesi olarak karşısına çıkarmış, bu da yetmezmiş gibi asansöre binip yönetim katına çıkarken hödük, eğilmemiş odun, şiddet tarafı insanlık tarafından daha baskın olan ama tüm bu olumsuz davranışlarına karşılık bir o kadar yakışıklı olan Tuna Üstüner ile tanışmıştır.

Sevgili kızımızın çenesi bir saniye bile kapanmadığı için başına o kadar çok işler açmıştır ki say say bitmez. Örneğin yeni şirkete alınmasının sebebi çenesi yüzündendir. O yazdığı saçma sapan CV’de. Ki CV’yi hatırladıkça kahkahalar atıyorum. Hayatımda bu kadar komedi bir CV görmedim. Okuyan birisi Deniz’i kesinlikle astral seyahate yollar ki okuyan kişi bundan daha azını yapmamıştır. Eheheh hödük Tuna! Bir diğer örnek ile çenesi ile hödük Tuna’ya aşık olmasıdır. Yetmemiş o çene ile ne delilikler yapmış, şirketten kendisini attırmış ama yine çenesi sayesinde şirkete geri gelmiş ve bu sefer daha güzel zeminler hazırlayarak Tuna’yı kendisine bağlamaya ant içmiştir. Ehh gerçek olur mu olmaz mı bu büyüleri bilemem ama über komedi olduğunu itiraf edebilirim. :D Hele saçlarını boyadıktan sonra kafasına geçirdiği BİM poşeti yüzünden gül gül geberdim. :D Deniz’e kaç kez ‘deli oğlum bu kız’ dediğimi hatırlamıyorum. :D

Bu yaz sıcaklarına bire bir devam olan Pabucumun Ajanı sayesinde bir günde kitap nasıl biter bir kez daha gördüm. Hatta yetmedi bu sıcak havalarda onun yüzünden uykusuz kaldım ama bu çılgın kitap sayesinde de kahkahalar üstüne kahkahalar attım. :D

Deniz ve Tuna arasındaki ulaşılamaz ve imkansız gibi gözüken aşk her ne kadar klasikleşmiş olsa da sevgili yazarımız Asude bu klasik olayı o kadar güzel bir şekilde yoğurmuş, şekil vermiş ve pişirip önümüze koymuş ki bizi sitcom tadında über komedi bir kitap ile karşı karşıya bırakmış. Kitabı bu kadar geç okuduğuma pişman mıyım? Evet! Ama sonuçta geç olsun güç olmasın değil mi? ;)

Ayrıca yazarın ilk basılı kitabı olan Gül ve Avcı’ya yaptığım yorumda (yorumu okumak için tık-tık!) yazarın daha ilk basılı kitabı olduğunu ve bu yüzden bazı acemilikleri yansıttığını söylemiştim. Ve eminim ki diğer çıkacağı kitaplarda yazarın kendini geliştireceğini ve bu tip hataları kitaplarında artık görmeyeceğimizi yani kısacası kendisini geliştireceğini söylemiştim. Ve tahminlerim bir bir tuttu! Asude, Pabucumun Ajanı’nda hem dilini, hem kendisini geliştirmenin yanı sıra, konuyu daha derinlemesine inceleyerek kitabın sayfalarını ardı arkasına çevirmemi sağladı. Ve über komedi kalemine yavaş yavaş bağlanmamı sağladı! :) Ve inanarak söylüyorum ki sevgili yazarımız daha da ileride Pabucumun Ajanı’ndan daha da mükemmel kitapları ellerimizin arasına koyacak. :)

Ama bu kadar olumlu özelliğe karşılık, bir olumsuzluğa değinmeden olmaz değil mi? :) Kızımız resmen Pabucumun Ajanı! Cidden bakın! Bu kadar kutsal(!) bir görev ona bahşedilirken o ne bir çekmece karıştırıyor, adamdan ne koparsam kardır edası ile ne adamın ağzını yokluyor, ne de gizli bir bilgi edinebilmek için kendisini paralıyor. Ama bunun yerine aşkına aşk katıyor ve bu arada o kutsal görevini (!) aşkı ile boğuyor. Kitabın sadece çok küçük bir kısmında ajanlık yapan kızımız, kitabın o über komedi sonu ile ajanlık kariyerine son mu koyuyor yoksa koymuyor mu bilemem ama serinin ikinci kitabını ölümüne merak ettiriyor. Galiba hemen gidip alacağım kitabı! Çünkü merakımdan çatlıyorum. Devamında ne olacak!!!! Ama şundan eminim ki deli kızımız ne sekreter olsun ne de ajan, o sadece ve sadece Tuna’ya aşık, kafasında BİM poşeti ile sokaklarda koşan pijamalı kız olsun bana yeter! :D

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)

Reklamlar

Rush Too Far – Abbi Glines / Inceleme


8745789

 

Kitabın Adı : Rush Too Far
Serinin Adı : Too Far Series / Rosemary Beach Series
Serisi Sırası : 1.1
Yazarın Adı : Abbi Glines
Yayınevi : Atria Books
Basım : Mayıs, 2014
Sayfa Sayısı : 256
Tür : New Adult / Günümüz / Romantik

Çocukken meleklerin gerçek olup olmadığını düşünürdüm. Ama 10 yaşımda, onların gerçek olmadığına karar verdim. Hepsinin birer saçmalık olduğuna…  Ama  şu an hatalı olduğumu fark ettim.
Blaire, benim meleğim!

Öncelikle bu seriyi ne kadar çooook özlediğimin çığlıklarını atmak istiyorum, sevgili kitap kurtları! Özelliklede yürüyen seksi evladım Rush için. Rushhhhhhhhhhhh!!!

Ne çok özlemişim oğlum seni! Bir de yaklaşık olarak 2 ay önce Too Far Serisinin 3. Kitabı olan Forever Too Far ve artık Blaire ile Rush ikilisinin mutlu, huzurlu ve çocuklu gördükten sonra bir huzura erdim bi mutlu oldum anlatamam. Ama Too Far Serisinin de bağlantılı olan Rosemary Beach Serisinin 6. Kitabı ve Change Serisinin 1. Kitabı olan Take a Change için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitabın esas karakterleri Rush’un üvey kardeşi Grant ve ilk defa Forever Too Far kitabında karşımıza çıkan Harlow arasındaki aşkı, hüznü ve mutluluğu anlatıyor ama nedendir bilinmez ben bu kitabı çook fazla sevemedim. Grant’ı çok karaktersiz gördüğümden dolayı olabilir. :( Bir dönüp Nan’a gitmesi, bir dönüp Harlow’a gelmesi, aşkına sadık kalmaması yeminle okurken bezdirdi beni. Bir de yazarın çok duygusal ve basit bir şekilde sonunu bağlaması şahsen gözümde sıradanlar listesine girdi. Ha peki bu kadar taşlamadan sonra seriye devam eder miyim? Kesinlikle! Abbi nokta yazsa utanmam gider onu da okurum. :D İşte Abbi konusunda bu kadar da yüzsüzüm. :D Peki bahsettiğim bu iki kitaba yorum gelir mi? Onu ben de bilmiyorum aaa dostlar! :D

Bu kadar çene düşüklüğü yeter. Gelelim Rush Too Far’a! Yeminle bu seriyi özlemişim. Cidden! Hatta şöyle söyleyeyim Rosemary Beach Serisinin ve Too Far serisinin ilk kitabı olan Fallen Too Far’ı özlemişim! Rush’u (<3 <3 <3 ) ayrı özlemişim, Blaire’yi ayrı özlemişim, Woods’u (<3 <3 <3 ) ayrı özlemişim. Hatta abartıp Nan’ı bile özledim diyeceğim şu an :D Yok yok o kaltağı özlemedim! Bu kitapta da Nan, yine kaltak Nan’dı! -.-

Rush Too Far, Fallen Too Far’da olan olayların benim biricik gözdem, yürüyen seksi kovboyum, bir o kadar düşünceli ve bir o kadar da aşk adamı olan Rush’un gözünden yazılması ile ortaya çıkan bir kitap, daha doğrusu bir novella. Fallen Too Far kitabında hangi olaylar olduysa, onların aynısını, benim bakış açımdan daha romantik, daha duygusal, daha içten bir anlatım ile Rush’un bakış açısı ile okuyoruz.

Fallen Too Far kitabının konusunu merak ediyorsanız sizi şöyle yorumuma alayım. (Tık-Tık!!!)

Ama şimdi kısaca bahsetmezsem de olmaz değil mi? :)

Blaire, kitabımızın esas kızı. İkizini, babasının kullandığı arabanın kaza geçirmesi sonucu kaybetmiş, aradan çok az bir zaman geçtikten sonra babası evi terk etmiş ve 2 yıl sonrada kanser olan annesini kaybetmiştir. Kısacası Blaire yaklaşık olarak 3 yıl içerisinde tüm destekçilerini, ailesini, varını yoğunu kaybetmiştir ve cebinde beş kuruş olmadan yola çıkmıştır. Kime mi? Babasının evi diye gözüken ama aslında Rush’un evine. Kızımız bir o kadar kızgın, bir o kadar üzgün, bir o kadar sinirli, bir o kadar da son umuduna tutunan bir insanın çaresizliği ile Rush’un evine cebinde sadece 20 dolar ile sürüyordur. Tabii elinde ki silahı unutmayalım lütfen. Bu silahtan ilk nasibini alan Grant’ı ise hiç unutmayalım. :)

Yaz günlerini evinde olan partilere adayan, işi gücü kızlarla gönül eğlendirmek olan bir o kadar seksi ve bir o kadarda zengin olan esas oğlanımız Rush, gerçek yüzünün arkasında neler neler saklayan birisidir. Yine günlerinden birisini evindeki partilerin birisinde harcayan yürüyen seksimizin, tüm hayatı Blaire’nin evine adım atmasından sonra tepe taklak olmuş ve gerçeklerle yüzleşmeye başlamıştır. Hem de ne yüzleşme! O yüzleşme peşi sıra ne duygular getirecektir.

Ama o sıradan bir kız değildi. O bir melekti. Benim meleğim. Kamyoneti ve elinde taşıdığı silahı ile hayatıma giren güzel, güçlü, ateşli ve sadık melek.

İşte o Melek’in Rush’un evine ve hayatına girdikten sonra onun karabasanı olmuştur. İlk başta yaşanan tüm olayları Blaire’nin üstüne atsa da yavaş yavaş onu tanımaya başlamış ve olayların gerçek yüzünü gördükçe bu olaylarda her kim suçlu ise onların cezasını kendisi kesmek istemiş ve hatta hayatlarını zindan etmek istemiştir. Ve hayal ettiği kadar ağır olmasa da bir şekilde bunları gerçekleştirmiştir. Acısıyla, tatlısıyla…

İlk başta da dediğim gibi bu seriyi özlediğimden dolayı bir anda okuyup bitirdim ve Rush aşkım kabardı da kabardı. Ama tabii bu kadar sevmeme rağmen gereksiz bir kitap olduğunu da düşünmüyor değilim. Eğer ki Fallen Too Far, Blaire’nin ağzından değil de Rush’un ağzından yazılsaymış işte o zaman bu kitap 5 değil milyon yıldızı hak ediyordu. Tekrar tekrar aynı hikayeyi farklı bir karakterin gözünden okumak güzel olsa da bir yerden sonra insanı sıkıyor. Ama işte işin ucunda Rush olunca 4 yıldızın altında da bir puanı hak etmiyor. O karşı konulamaz aşkına veririm uleyn 4 yıldızı! Rush’u getirin bana, aşkımızı yaşayacağız!

Pegasus Yayınları bu kitabı çevirir mi bilemem ama dili gerçekten çok kolay bence okuyun! Kesinlikle okuyun! Okuyun ama Rush benim, bunu bilerek okuyun! :P

Puanım ise 5 üzerinden 4 gibi görünen 5! :D

4

damy (1)

 

Meral Kır ile ‘Aylardan Ask, Aylardan Haziran!’ dedik…


XW1lj7

Herkese merhaba!!!

Konuşan Kitaplar ailesi olarak bir turun daha sonuna geldik. Hem de mükemmel bir kitabın turunun sonuna. :'(

Hüzünlü müyüm? Evet! Neden? Çünkü bu kitaba tur yaparken Konuşan Kitaplar ailesi olarak çok eğlendik. :)

Mutlu muyum? Evvettt! Neden mi? Çünkü Meral Kır adında mükemmel bir insan ile tanışmanın yanı sıra onun mükemmel bir röportaj yaptım ve aynı zamanda onun kaleminden çıkan mükemmel bir kitap okudum! <3 Ayrıca Doruk gibi bir insana da aşık oldum! <3

Az sonraaaa sevgili yazarımız ile yaptığım röportajı okuyacaksınız ama ondan önce yapmanız gerekenler var sevgili kitap kurtları! 

Artık yarışmalara da mı şart koşmaya başladım ne? *ıslıkçalanvepispisgülenifade* *gözlüklüadamıunutmayalım* *:D*

İlk yapmanız gereken Konuşan Kitaplar Facebook sayfası üzerinden devam eden yarışmaya katılmak. Buyurunuz Tık-Tık!!!

‘Ben şansımı daha fazla denemek istiyorummmm!’ diyenlerdenseniz o zaman sizi Rafflecopter üzerinden devam eden yarışmamıza davet ediyorum. Onun için de buyurunuz Tık-Tık!!!

Ha bu arada hediye ettiğimiz kitapların hepsi yazarımızdan imzalı ona göre kitap kurtları! 

Daha fazla sözü uzatmıyorum ve yazarımızla yaptığım röportaj ile sizi baş başa bırakıyorum! Bakalım neler neler öğreneceğiz kitabımız ve serimiz hakkında! :) 

scrollWithLineCFG_31

aaa

1)      Öncelikle beni kırmayıp Yorum Durağım’a konuk olduğun için teşekkürler Meral abla! :* Ve hazırsan seni sorularımla azıcık terletmek istiyorum. *pispissıratanifade* Hadi başlayalım mı?! Kısaca kendinden ve yazarlık hayatından bahseder misin?

Asıl işi muhasebe olan uzun yıllardır rakamlarla uğraşan ancak kelimelere aşık biriyim. Onlu yaşlarımın başında günlük ve şiir yazmaya ardından da kurduğum çocukça hayalleri kağıda dökerek başladı yazarlık hayatım. Yazmak benim için tutku, şimdi de onu Aylardan Aşk’la taçlandırdım.

2)      Yazmaya başlamandaki en büyük etken neydi?

Kendimi yazarak ifade edebilen, konuşmaktan ziyade yazmayı tercih eden biriyim. Bu bir etken midir bilmiyorum ama sanırım sebep budur.

3)      İlk gözden olan Aylardan Aşk, Müptela Yayınlarından aylardan haziran diyerek rengarenk şemsiye konsepti ile biz okuyucuları ile bu ay buluştu. Peki Aylardan Aşk’ın arka planda ki hikayesi nedir? Aylardan Aşk gerçek bir hikaye mi?

Yaşanmış bir hikaye değil ancak içinde yaşanmışlıklar serpiştirildi tabii ki.

4)      Hazır kitaptan muhabbet açılmışken devam edelim. Yazarlarımız der ki her kitaplarından en az bir karakter yaratıcısının izini taşır. Peki kitabımızdaki hangi karakter seni yansıtıyor?

Tanem’le biraz birbirimize benziyoruz. Yeter ki istemeyelim bizi bizden başkası durduramaz.

5)      Aylardan Aşk’ı okuyanlar kitabın genel temasını biliyor. Bilmeyen için kısaca bilgi vermek gerekirse aşkın, dramın, aksiyonun, gerilimin, ihanetin, hüznün kısacası tüm duyguların bir araya gelip bir bütün olması ile Tanem ve Yağız’ın hikayesi ortaya çıkıyor. Bu kadar çok duyguyu bir araya getirirken zorlandın mı?

Kurguyu oluşturduğum da bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim. İyi bir okurum ve öncelikle kendi beklentilerimi karşılamaya çalıştım ama oldu gibi :)

6)      Kitabımızın konusundan devam edecek olursak, kitabımızda görüyoruz ki çok fazla bilimsel, tıbbi ve sağlıkla ile ilgili bilgi ve araştırma gerektirecek yerler var. Peki sen o kısımları yazarken birisinden yardım mı aldın, yoksa o kısımlar uzun bir araştırma döneminden sonra mı ortaya çıktı?

Bir ara özellikle beyin cerrahisinde lisans yapabilecek duruma geldiğime ikna olacak kadar araştırma yaptım. Ancak Tanem’in ilerleyen süreçte yaptıklarının ve yaşadıklarının ikna edici olabilmesi için bu şarttı. Ayrıca her ne kadar kurgu da olsa gerçeğe dayalı olmasını tercih ettim.

7)      Gelelim can alıcı soruya, sence aşk nedir?

Aşkın ne olduğunu Tanem ve Yağız’la birlikte çok sorguladık ama ona bir anlam yükleyemedik. Bence aşk, kişiye ve duruma göre çeşitlilik gösterebilir. Aşk bazen sadece şehvetken bazen de sahibini küle çeviren yangının ilk kıvılcımı. Sahi aşk neydi? Bilen var mı?

8)      Aşktan devam edecek olursak, kitabımızdaki aşkların gözleri hep yaşlı. Neden böyle yazmayı seçtin?

Aşkın mutluluk getirdiğine inanmıyorum. Aşk çoğunda gözyaşıdır. Eğer aşıksanız kırılmaya, en ufak rüzgarda savrulmaya hazırsınız demektir. Öyle olmasaydı “sevgiliye yar denmezdi.” Ve o yardan aşağıya kendimizi bıraktığımız da canımızın acımaması mümkün değil.

9)      Peki gülen bir aşkı ilerideki kitaplarda görecek miyiz? (Blogger aslında kitabımız seri olacak mı diye sormaya çalışıyor :D )

Kesinlikle olacak. Orada bizim hatamız var. Kitabın sonuna “ Doruk ve Asya’nın hikayesinde görüşmek üzere” yazmadık.

10)   Birazda karakterleri tanıyalım. Tanem, Yağız, Doruk (<3), Asya… ve böyle uzayıp giden uzun bir karakter listemiz var. Ve eminim ki hepsi senin göz bebeğin ama illaki bir tanesini daha da fazla seviyorsundur. Peki o şımarık çocuk hangisi? :)

Ben en çok Yağız’ın anne ve babasının aşkını sevdim ve en çok onlar için üzüldüm.  Yağız ve Tanem ise benim gözbebeğim ammaaaa Doruk benim yaramaz çocuklarım.

11)   İtiraf etmek gerekirse ilk sayfalardan beri benim gözdem Doruk. Ama neden öyle bir son? Neden bana “Bu burada bitmemeli!” diye çığlıklar attırdın sevgili yazarım? Neden ha neden? :’(

Aslında Doruk ve Asya, Tanem ve Yağız’ın açıklarını kapatmak için vardı ve sanırım bunu da başardılar. Ancak ve ancak onlarda kendi hikayelerini yaşamayı hak ediyorlar. Kısaca “Bu burada bitmemeli!” diye atılan çığlığa cevabım “ ne bitmesi daha yeni başlıyoruz.”

12)   Sona doğru gelecek olursak gelecek planların nelerdir?

Planlar istekler gelecekten beklentiler değişiklik gösterse de asla bitmez. Benim de bugün için, yarınlardan beklentim Doruk – Asya ve sonrasında Ahmet – Sena çiftlerinin de hikayelerini yazıp okuyucu ile buluşturmak.

13)   Son olarak biz okuyuculara tavsiyelerin veya söylemek istediğin bir şey/ler var mı? Benim var! Seni çook seviyorum! Ama Doruk’u daha fazla! (Nankör okuyucu Damy! :D) 

Hayallerinizin peşini asla bırakmayın. Saygı ve sevgiyle kalın…

Hızlı Soru & Cevap

En son okuduğunuz kitap: Gonca Çiftçioğulları / Gece gelen ölüm

En son izlediğiniz dizi: Behzat Ç.

En son izlediğiniz film: Adını hatırlamıyorum ama çok güzel bir Kore yapımıydı.

En son dinlediğiniz müzik: Adele – Set Fire to the Rain

Çay mı? Kahve mi? : Kesinlikle Kahve

Çikolata mı? Şeker mi? : Kesinlikle çikolata

damy (1)

Aylardan Ask – Meral Kır / Inceleme


oQWyam

Kitabın Adı : Aylardan Aşk
Yazarın Adı : Meral Kır
Yayınevi : Müptelâ Yayınları
Sayfa Sayısı : 576
Basım : Haziran, 2014
Tür : Romantik / Yetişkin

XW1lj7

Mükemmel bir işe, mükemmel bir aileye, mükemmel bir hayata yani kısacası yaşamınızda mükemmel olan her şeye sahip olsanız ve birkaç saat içerisinde tüm bu mükemmel olaylar dizisi tepe taklak olsa ne yapardınız? Nasıl bir boşluğun içine düşerdiniz? Neler hissederdiniz? Düşünemiyorsunuz değil mi? Tanem de düşünememişti…

24 yaşına girmesine bir gün kala, her şey hayatında mükemmel bir düzen içerisinde giderken, hayatındaki en büyük toplantıya dakikalar kala bir telefon görüşmesi ile Tanem’in mükemmel hayatı tepe taklak olmuştur.

Telefon görüşmesinden sonra dünyası başına yıkılan Tanem, gözyaşlarının ardı arkası kesilmeden arabasına binmiş ve körlemesine sürmeye başlamıştır. Daha fazla gidemeyeceğini anlayan Tanem, araba öyle durdurulamayacak bir yerde durdurur ki hayatından 2 koca yılı hastane yatağında yatarak geçirir.

2 yıl boyunca bilinci kapalı bir şekilde, başında daha 33 yaşında olmasına rağmen bir beyin cerrahı olan Yağız, Tanem’i tekrardan o mükemmel hayatına kavuşabilmesi için elinden geleni yapıyordur. Buna yeni bir ilaç bulunmasından tutunda, tüm dünyada uygulanmış ve işe yaramış tüm tedavilerin Tanem için uygun olup olmadığını araştırıyor ki eğer uygunsa tedaviye başlıyordur. Ama en büyük tedavi onun yeni bir ilaç üretmesi ile sonuçlanmış ve Tanem 2 yıl boyunca ondan ümidi kesmeyen ailesi ile kavuşmuştur.

Kavuşmasına ama bu sefer mükemmel bir şekilde değildir.

Yaklaşık 10 yıl önce tüm ailesini yani annesini, babasını ve kardeşini bir trafik kazasında kaybeden Yağız, yatağında yatan bu bir içim su kız için elinden gelen her şeyi yapmak istiyor, çabalıyor ve emeklerinin karşılığını da yavaş yavaş alıyordur. Amerika ile beraber çalıştığı ilaç Tanem üzerinde işe yaramış ve tıpta yeni bir çağ açmasına rağmen Tanem gözlerini açtığı zaman, geçirdiği uzun ameliyatlar ve kazanın şokundan dolayı hafızası kaybetmiştir. Ne o mükemmel yaşamını hatırlıyordur ne ailesini ne de o kaza gününü…

Onlar abiydi, babaydı, anneydi, abla ya da arkadaştı. Tanem’in sevenleri Tanem’den, Tanem de sevdiklerinden vazgeçmiyorken, onun da başka şansı yoktu.

O zümrüt yeşili cennet gözlerini açtığı zaman neye uğradığını şaşıran Yağız, bu kızın acaba daha ne kadar güzel olabilir ki diye düşünerek yavaş yavaş kalbini Tanem’e kaptırmaya başlamıştır. Sonuçta kızımız hiçbir şeyi hatırlamıyordur ve 2 yıl boyunca onun yanında olan, onu tedavi eden bir o kadar zeki ve bir o kadar da yakışıklı olan doktoruna güvenmeye, pardon pardon âşık olmaya başlamıştır. :))

Savaşta ve aşkta her şey mubahtır diyen Tanem, Yağız’ı elde etmek için elinden geleni arkasına koymaz ve resmen savaş gardını kuşanmış bir savaşçı edası ile Yağız’a kendini âşık edebilmek için savaşmaktadır. Ama kiminle mi? Yoksa neyle mi? Tabii ki Yağız’ın katır gibi inadı ile ve bir türlü eğitilemeyen odun duyguları ile.

Yağız’ın bulduğu ilaç sayesinde tekrardan dünyaya gözlerini açan Tanem, ailesini hatırlayamadığı için onlardan uzak duruyor ve aynı zamanda da onları ve kaza gününü hatırlayabilmek için hafızasını zorluyordur. Tabii bu sırada ailesi hiçbir şekilde desteklerini onun üstünden çekmiyor ve ellerinden gelen desteği veriyordur. Özellikle ablası Asya…

Asya kitabımızın bir diğer deli kızımız. :) Kardeşinden bir gün desteği kesmeyen, her gün hastaneye uğrayarak destek veren Asya, bir gün çok komik bir olay sayesinde hem Yağız’ın en yakın arkadaşı hem ev arkadaşı hem de kardeşi olan Doruk ( <3……) (Evet, evet ona aşığım! Her ne yaparsa yapsın!)  ile tanışır ve yakuşukluma gönlünü kaptırır. Hatta evli birer çift edası ile onun evinde yaşamaya başlar. Asya’nın Doruk’un evine taşınması demek Yağız’ın evine taşınmış olması demek olduğu için Tanem de bunu bir fırsata dönüştürerek biricik ablasının yanına taşınır. Yani Yağız’ın dibine… Yani savaşta ve aşkta her şey mubahtır diyerek…

Acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, kahkahalarıyla, hüznüyle, mutluluğuyla, sırlarıyla, hastalığıyla sağlığıyla Yağız’ın ve Tanem’in aşkını nefes kesmeden okuyoruz.

Kitabımızın ilk 100 sayfası geçmiş ve günümüzdeki olayları, karakterleri tanıyarak başlıyoruz. Hem de tüm karakterlerin gözünden yazılan bölümler ile. İlk 100 sayfada hangi karakterimizin kişiliği nasılmış, bir konu hakkındaki düşünceleri nasılmış yani kısacası her şeyi öğreniyoruz. Yazarımızın bu bakış açısı ile kitabını yazması gerçekten harika olmuş. Sonuçta şu karakter acaba şu olayda nasıl düşünürdü acaba diye tahminler yürütmek yerine, evet evet şu karakter şu olay için şöyle düşünürdü diyerek tahminlerden uzak duruyoruz. Ayrıca olayların hepsi kitapta o kadar güzel bir şekilde bağlanmış ki sanki dizi izler gibi bir başka bölüm gelmesi için çıldırıyor ve kitapta sayfa üstüne sayfa çeviriyoruz. Ee şimdi her şeye değinmişken kapağa da değinmezsek olmaz değil mi? O ne güzel kapaktır öyle <3 O nasıl güzel iç tasarımdır. Ayların tek tek arkalarındaki hikâyelerin yer aldığı renkli sayfalara ne denmeli? Veya veya o kurdeleli şahane ayraç? Kısacası şunu demek istiyorum ki uzun soluklu acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, kahkahalarıyla bir aşk hikâyesi mi okumak istiyorsunuz? Ee buyurun o zaman sizi Aylardan Aşk okumaya davet ediyorum!

damy (1)

Mustafa Kemal’e Asklanmak – Halil Bezmen / Röportaj


Herkese merhabaa!!!

Okuldur, sınavdır, projedir derken final haftası da kapıyı çalması ile üniversitede bir senenin daha sonuna geldim. 2 gün sonra da 4 aylık şahane bir tatile gireceğim ve bebeğim olan blogum ile daha fazla ilgileneceğim. Buralar artık ıssız bir çöl olmayacak aa dostlar! :)

Tabii bu arada yaza hazırlık yapmalım değil mi? Yavaştan kitap ve yazar tanıtımlarına, kitap incelemelerine ve tabii ki yaparken ve sizlerle bunu paylaşırken çok zevk aldığım yazar röportajlarına başlamak gerek. :)

Tatilin ilk postunu ise yeni bir yayınevi olan Müptela Yayınlarının ilk kitabı olan Mustafa Kemal’e Aşklanmak kitabının yazarı  Halil Bezmen ile yaptığım röportaja ayırdım.

Yaparken zevk aldığım röportajı okuma sırası siz de!

Kısaca Halil Bezmen’i ve kitabı Mustafa Kemal’i Aşklanmak kitabını tanıyalım. :)

scrollWithLineCFG_31

fotoğraf

1)      Kısaca kendinizden ve yazarlık hayatınızdan bahsedebilir misiniz?

Kitabımın ‘İthaf’ ında özetledim: “19 uncu yüzyılda ağababam Halil Ali Bezmen ve ailesi İngiltere’de kumaş üretip, Osmanlı topraklarında dağıtımını yaparlarmış. 1927 yılında Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkınca, Atatürk, Selanikten dostu olan ağababamı, bir fabrika kurmakla görevlendirmiş. 1929 yılında Mensucat Santral İstanbul’da üretime geçmiştir. Mustafa Kemal, Halil Ali ve Mensucat Santral artık aramızda değiller. Onları çok seviyorum.”
Sonra bir gün zorunluluklar beni yazmaya itti. Bildiğiniz gibi, hayat zorunluluklarla doludur ve bunlar  irademizden daha güçlüdür.

2)      Yazmaya başlamanızda ki en büyük etken nedir? Ve yazmaya nasıl başladınız?

Dediğim gibi: Zorunluluk!

3)      Biliyoruz ki yeni kitabınız Mustafa Kemal’e Aşklanmak, Müptela Yayınlarından çıktı. Peki neden Mustafa Kemal’i anlattınız? Neden bir Kurtuluş Savaşı romanı yazmak istediniz?

Her Türk yazarı Mustafa Kemal’i yazmak ister. Bir gün zihnimde özgün bir Mustafa Kemal imajı canlandı. Özgün! Şimdiye kadar kimsenin görmediği bir yönüyle onu karşımda bulunca, şansımı denemek istedim.

4)      Mustafa Kemal’e Aşklanmak kitabının ana karakterinden birisi Cemile. Peki Cemile gerçek bir karakter mi?

Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal’in Anadolu Ordusuna İstanbul’dan gizlice silah gönderen kahraman bir Cemile olmuş.

5)      Aşk dolu bir savaşa, savaş dolu bir aşka davet etmişsiniz… Vahşetten bahsetmişsiniz… Benim okuduklarımdan çıkardığım, Kurtuluş Savaşı’nın desteklenmekten ziyade, savaşın boşuna başladığı ve bizi çok gerilettiği ve karşılığında çok acıya maruz kalmışız gibi bir sonuç çıkardım. Bunlar sizin düşünceleriniz mi? Yoksa bir başka yerden mi okuyarak bu düşünceyi benimsediniz?

Birinci Dünya Savaşına girişimizin yanlış olduğunu her zaman açıkça savunmuştur. Bu bilinir. Bu kitapta benim kattığım yenilik ‘Verimlilik’ kavramıdır. Mustafa Kemal verimsizliğe, yani karşılığı alınamayan işlere çok kızardı. Savaşmanın verimsiz bir faaliyet olduğuna inanırdı. Bir askerin, hayatını verdiği mesleğine böyle bakması, kendi başına bir dramdır.

6)      Kahramanlarınızı doğru seçmeliyiz diyorsunuz, sizin hayattaki kahramanlarınız kimler? Tabii Mustafa Kemal dışında…

İlk kahramanım babamdı, ona tapardım. O hep kaldı ama yanına koyduğum kahramanlar zamanla gelip geçtiler. Yazarlar oldu: Stendhal, Camus … Bazı icat yapanlar … Fatihler: Sezar, Napolyon, Barbaros … Devlet adamları: Thomas More, Turgut Özal …  Kahramanlarımı nerede aradığım kadar, nerelerde aramadığım da önemlidir. Kahramanlar evliya değildir, büyük zaafları vardır; buna rağmen onları sevebilmek bilgelik ister.

7)      Cemile’ye geri dönelim. Eğer ki Cemile’nin yerinde siz olsaydınız ne yapardınız?

Zaten Cemile benim! Romanın püf noktasını keşfettiniz. Her yazar kahramanlarının içine saklanmaz mı?

8)      Şimdi gelelim can alıcı soruya. Sizce aşk nedir?

Aşkın binlerce türü vardır. Her insanın aşkının farklı oluşu bir yana, sevdiğimiz insana karşı olan hislerimiz bir gün içinde bile birkaç kez değişmez mi? Milyon, milyar aşk vardır. Bu yüzden aşk hakkında aforizma yazmak kolaydır; ben de Lacan’dan bir alıntı yaptım.

9)      Ve son olarak gelecek planlarınız nelerdir? Yeni romanlarınızı bekleyelim mi? Yoksa başka çalışmalarınız mı var?

Bir ömürde iki hayat yeter: Sanayicilik ve yazarlık. Şu anda biri Celali İsyanları ve diğeri Lale Devri’yle ilgili iki tarihi roman yazmaktayım. Sonra tekrar Mustafa Kemal’i dönmek istiyorum: O bir dahi, beni rahatlatıyor.

Hızlı Soru&Cevap

Son zamanlarda okuduğunuz kitap: Drina Köprüsü

Son zamanlarda dinlediğiniz müzik: Klasik Caz

Son zamanlarda izlediğiniz film: Kelebeğin Rüyası

Son zamanlarda izlediğiniz dizi: House of Cards

Çay mı kahve mi?  Tercih etmek zorunda mıyım?

damy (1)