Aska Var Mısın? – Natasha Boyd / Inceleme


10580245_834820583218882_1428413993979953632_n

 

Kitabın Adı : Aşka Var Mısın?
Orijinal Adı : Eversea
Serinin Adı : Eversea Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Natasha Boyd
Çevirmen : Filiz Tülek
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Ağustos, 2014
Sayfa Sayısı : 389
Tür : Günümüz – Yeni Yetişkin – Romantik

TANRIMMMM BU NASIL BİR SONDUUU??!!!

YA DA BİR SON MUYDU?!!!

Kesin çevirmen son sayfaları çevirmeyi unuttu. Veya sevgili yazar sonunu yazarken uyuyakaldı! Lanet SON!

BÖYLE SON MU OLUR OĞLUM?!!

Soruyorum sana eyyy Natasha Boyd? Hiç mi insanlığın yok senin? Hadi saf saf kitabın son sayfalarına bakan biz okuyucuları geçtim hiç mi cici kızımız Keri Ann’a acımadın? Hiç mi boynu bükük kızcağızımızın doğum günü mumlarını üflemesini istemedin? Lanet karı! Biç!

Sanırım bir kitaba daha doğrusu bir kitabın sonuna bu kadar sinirleneli baya uzun zaman oldu. Zaten bir kitaba veya sonuna sinirlendiğim nadirdir. Mesela Fırsatçı kitabı… Tanrım kitabın sayfalarını resmen parçalamak istemiştim. Veya Fallen Too Far… Resmen tableti kıracaktım o son yüzünden. Peki ya Colleen Hoover kitapları? Onlara söyleyecek sözlerim kifayetsiz kalıyor. O kitaplara küfür ede ede bir hal aldım ki sormayın. Ve evet bu listeye bir kitap daha katıldı! Eversea! Gözü kör olasıca yazar kitabı nasıl bitirdi! Aman tatlım siz zaten sevgili okuyucuları acı çektirmeyi çok seversiniz! Devam edin devam! Biz kuduralım yerimizde. Zaten kitaplarınızın arkası da yarın geliyor ya! Yine de Eversea için şanslı kişilerdenim. Serinin ikinci kitabı Forever Jack’i indirdim ve bu yorum bittikten sonra hemen başlayacağım. Yoksa saçımı başımı yolmaktan akıl sağlığımı kaybedeceğim yahu! Ve bu arada ikinci kitabı bekleyenleri düşünüyorum da… Düşünemedi! Oğlum şu an ki halim bile feci bir de işim gücüm yok onları mı düşüneceğim! Deli gibi ikinci kitabı okumayı düşünüyorum! Şu yorum bir an önce bitse de kitaba başlasam. Natasha gör bu hallerimi gör, beni ne durumlara soktun! Sen de artık kara listemdesin. Her kitabını okurken senin yüzünden tabletimi parçalayacağım biç karı!

Neyse bu kadar kendini kaybetme yeter. Şimdiiiii kitaba gelelimmm!

Keri Ann Butler, kahverengi saçlı, mavi gözlü, güzel mi güzel 22 yaşındaki kızımız. Okumuyor ama boş da durmayıp Snapper Grill’de garsonluk yapıp kasabanın gözde evi olan Butler malikânesinde yaşayıp gidiyordur. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybettikten sonra büyükannesinin yanına Butler Cove’a abisi Joey ile birlikte taşınmışlardır. Aradan çok az bir zaman geçtikten sonra büyükannelerini kaybeden iki gence belli bir miktar miras kalması ile aralarında bir anlaşma yapmışlar ve Joey üniversitede tıp okumaya giderken Keri Ann miras kalan nadide evi korumak ve ayakta tutabilmek için kasabada kalmıştır. Kalmasına ama ne özel bir hayatı vardır ne de geleceğe dönük planları. Çünkü onun düşüncelerine göre Butler Cove kök salmak istemiyordur. Tam hayatı bu planladığı rotada devam ederken bir akşam kırmızı şapkalı, uzun boyu bir delikanlının restoranın kapısından içeriye girmesi ile bütün planları rotasından sapmış, tepe taklak olmuş ve kalıplaştırdığı bu planın hiç olmaması için her gece gözyaşları eşliğinde dualar etmeye başlamıştır.

Peki kırmızı şapkalı bu yakışıklı kim mi? Tabisi Jack Eversea!

Ben, Keri Ann Butler, dokuz bin nüfuslu Butler cove’da Snapper Grill adını taşıyan bu restoranın önündeyim ve karşımda duran adam; olması beklenen yerden, Hollywood’dan binlerce kilometra uzakta benimle aynı restoranın önünde duran bu adam, Jack Eversea’den başkası değildi!

Nefeslerinizi ahenkle dışarıya verdiğinizi duyar gibiyim. Ama ne yazık ki fazla heyecanlanmayın kızlar çünkü ünlü oyuncumuz bir kaçak. ;) Evet, evet yanlış duymadınız kırmızı şapkalı yakışıklımız bir aktör. Hem de Hollywood aktörü! Dünyaca ünlü. Peki bu para içende yüzüp ben ünlüyüm havaları ile ülkeden ülkeye gezip boy boy fotoğraf çektiren, filmden filme koşan aktör neden mi kaçıyor? Veya neden mi saklıyor? Ya da şöyle mi sorsam: Kimden mi kaçıyor? Tabii dünyanın en büyük biçlerinden birisi olan ve bu yakışıklımızı aldatan Audrey Lane yüzünden! Tam bir evire çevirip dövülesi kadınlardan birisi. -.-

Kısacası aldatılan ve bundan dolayı boynu eğik olan Jack, birazcık popüler yaşamından uzaklaşmak birazcık kafasını dinlemek için Butler Cove kasabasına adım atmış ve hem kendi hayatını hem de bu zamana kadar saf bir şekilde yaşamını sürdüren Keri Ann’ın hayatını tepetaklak etmiştir.

Aman Tanrım! Ne yapacaktım şimdi ben? Bu noktaya nasıl gelmiştim? Kendi halimle yaşayıp gidiyordum, nasıl olmuş da birileri hayatıma Javk Eversea formunda bir bomba bırakıp ortadan kaybolmuştu?

Restorandan içeri adımı atmış, sipariş vermiş ve daha sonra Keri Ann’ın en yakın arkadaşı ve canı olan Jazz’ın kendisi hakkındaki haberi okuması ile bir hışımla restorandan kaçıp kendisine deli damgası yemesini sağlamıştır. Ama özünde bir beyefendi olan yakuşuklumuz restorana geri dönmüş, Keri Ann’dan özür dilemiş ve bir elinde süpürge diğer elinde faraş ile bularak bir güzel Snapper Grill’in yerlerini temizlerken bulmuştur. (Şaka değil gerçek! Okuyun görün o satıları ve gelin beraber kahkaha atalım!) Tabii bu sırada oğluşumuz ile kızımız daha fazla konuşmuşlar, oğluşumuzun kızımızı evine bırakması kadar ileri gitmişler ve daha sonrada 4 gün içerisinde hayatlarını tepe taklak etmişlerdir.

Ama ne aşktı beeee!

Aralarında o kadar saf, o kadar temiz, o kadar şahane bir aşk kıvılcımları başladı ki anlatamam. Her satırı okurken resmen içime işledi. Gerçekten çok güzeldi. Tabii ki bir yere kadar! O yerden sonra –sanırım son 100 sayfaya denk geliyor- resmen kitabı parçalamak istedim. Keri Ann üzüldü ben üzüldüm. Jack zırladı ben zırladım. Kuzucummm… Nasılda yüreği parçalandı! Aslında buna sebebiyet verenleri bir güzel benzeteceksin ya neyse… -.-

Tamam, bu kadar şiddet yeterli! Gelelim Keri Ann’ın biricik arkadaşı Jazz’a. Gerçek ismini hatırlamasam da bu lakabı Jazz türünü çok sevdiği için almış ve hayatınızda nadir bulunabilecek dostlar vardır ya işte Jazz, Keri Ann için öyle birisi. Jazz, Keri Ann’ın yeri geldi ailesi oluyor, yeri geliyor dostu, yeri geliyor kız kardeşi… Kısacası her şeyi…

Bazen çok şapşal olsa da, şu hayatta beni Jazz kadar önemseyen biri daha yoktu. Aynı anda hem kız kardeşim hem de çok sevdiğim çılgın teyzem hem de en yakın arkadaşımdı.

Joey ise tıp fakültesinde okuduğundan dolayı ne kız kardeşine ne de eve zaman ayırabiliyordur. Ama yine de elinden geldiğince sorumluluklarını üstlenmeye çalışıyordur. Ve Keri Ann’a karşı delicesine koruyucu bir yapıya sahiptir ve yeri geldiğinde erkekleri bir güzel uyarabilme yeteneği vardır. Yani Joey her ne kadar Keri Ann’ın hayatından uzakta olsa da sevdiğim karakter arasında yerini almış oldu.

Kitap mükemmel olarak New Adult türünün mihenk taşlarını başarılı bir şekilde okuyucuya sunuyor. Acılı ve hüzünlü birer geçmişe sahip olmanın yanı sıra başarılı gençlerin imkansız gözüken bir anda bir araya gelmeleri, aşık olmaları, mutlu olmaları veya hüzünlü olmaları, ayrılmaları, barışmaları ve mutlu son. Pardon pardon bu kitapta bir MUTLU SON YOK Kİ! Ama MUTSUZ SON DA YOK Kİ! YANİ KİTAPTA BİR SON YOK! Keşke yazarımız unuttu filan desek ama ne yazık ki diyemiyoruz. Ve şu an ikinci kitaba başlamak için içim içimi yiyor. Kendimi zor tutuyorum. Ve şu an saçma saçma bir son ile sonu gelmeyen bu yorumu sonlandırmak istiyorum. O yüzden kısa keseceğim cicişler. Alın şu lanet kitabı okuyun! Ve nasıl sonu olmayan kitap olurmuş görün. Ve bu arada kendini beğenmiş Jack’in sözlerine kahkaha atın, ayakları üzerinde mükemmel bir şekilde duran Keri Ann’ı sonuna kadar destekleyin ve tabii ki Keri Ann yeşil-gri gözlü über yakışıklımıza aşık olurken siz de olun, kendinizi kaybedin ve hayallere dalın! Öpüldünüz!

Kitaba puanım 5 üzerinden 5!

Tek Renk Tag | Turuncu | #Mim


Yeni bir etkinlik ile herkese merhaba!!!!

Her ne kadar etkinlik yeni olmasa da olsun. Sonuçta yaptım mı yaptım değil mi Eren! :D

Efendim etkinliğimizin ev sahibi  Kitapella. Kendisi bir booktuber. Eğer onun videosunu izlemek isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. Beni de Saklama Kabı blogunun sahibi Eren mimlemiş. Sağ olsun var olsun. Geç olsun güç olmasın yapıyorum yine etkinliği, değil mi Ero? :))

Kısaca etkinliği açıklamak gerekirse, bir renk seçiyorsunuz ve kitaplığınızda o renge sahip 10 kitabı alıp bir kule yapıyor ve aşağıda yer alacak 8 tane soruyu cevaplıyorsunuz. Son olarak ise arkadaşlarını mimliyorsunuz.

Ben bu etkinlik için turuncu rengini seçtim! Seni seçtim Pikachu!

Mimlediğim kişiler ise

Küçük Kızın Büyük Kütüphanesi
Kördüğüm Hayaller
Anime ve Kitap Sever
Tuğçe’nin Kitaplığı
– Erdi İnci 

Şimdiden size kolay gelsin! :)

10595808_10204279734580756_1291651947_n

1) Bu renkte aldığınız en son kitap? 
– Seni Bulmaya Geldim – Guillaume Musso

2) Kapağında yüz resmi bulunan kitap?
– Veba – Michael Grant

3) Ana karakterini çok beğendiğiniz bir kitap? 
– Harry Potter ve Ölüm Yadigarları – J. K. Rowling. Harry Potter demem her şey için yeterli sanırım. :D

4) Filmi çıkmış veya çıkacak bir kitap?
– Yandaş – Veronica Roth. İkinci filmi çekim aşamasında olduğuna göre bunu da çekerler diye umuyorum. :)

5) Bu rengin bulunduğu favori kapağınız? 
– Seni Bulmaya Geldim – Guiiaume Musso

6) Beklentinizi karşılayamamış bir kitap?
– Aşk Adına Hayat – Michael Lee West. Konu basit, olay basit, cinayet tahmin edilebilir. Konusu resmen hayal kırıklığına uğratmıştı beni. Klişe bir kitap.

7) Herhangi bir seriye ait olmayan bir kitap?
– Bay Y’nin Sonu – Scarlett Thomas. Daha başlarında olmama rağmen konusunu çok beğendim. Şu an için yarım bir şekilde kitaplığımda duruyor ama bitireceğim. Sonunu çok merak ediyorum. :)

8) Konusunu çok orijinal bulduğunuz bir kitap?
Açlık – Michael Grant. Okuyun anlatmayacağım. Şahane bir konuya sahip.

damy (1)

Kitaplıgınızda Ki En Iyi 10 Kitap Kapagı | #Mim


AFİŞ

Herkese merhabaaaa!!!!

Üst üste birçok yerde mimlenmemden ve bu mimleri yapamadığım dolayı duyduğum utanca bir dur demeye karar verdim ve artık ipleri bir yerden tutmaya karar vererek sevgili Küçük Kızımızın mimlediği Kitaplığınızda ki En İyi 10 Kitap Kapağı etkinliğine katılmaya karar verdim. :)

Aslında ben zilyon tane kitabımdan ilk anda gözüme çarpan kitaplarımı seçtim. 10 tane ile sınırlamak her ne kadar zor olsa da bu etkinliktende vazgeçmemek için hemen pc başına geçtim.

En cici 10 kitap kapağına geçmeden önce kimleri mimliyorum (gerçi mimlendiler mi bilmiyorum ama ben yine de mimliyorum :) ) hemen onu yazayım ve daha sonra listeme geçelim. :)

– Yorum Cadısı 
– Sihirbazın Güncesi
– Maria Puder Ölmedi
– Kitap Sayfaları
– Erdi İnci
– Fanboyun Günlüğü

Kağıt Kız – Guillaume Musso 

8a2a7d59-4873-4ab4-b175-fecfc3268507-1

Yolun Sonundaki Okyanus – Neil Gaiman

indir

Ugly Love – Colleen Hoover 

17788401

Darwinya – Robert Charles Wilson 

666651

Taht Oyunlar – George R. R. Martin 

taht-oyunlari-1

Yürüyen Kentler – Philip Reeve

947398_539094472818618_1697143075_n

Rüzgarın Adı – Patrick Rothfuss

Ruzgarin-Adi-Kralkatili-Guncesi-1-Gun__43191497_0

Meleğin Düşüşü – Susan Ee

melegin-dususu20120630083340

Aşka Var Mısın? – Natasha Boyd

10580245_834820583218882_1428413993979953632_n

damy (1)

Ejderin Tutkusu – G. A. Aiken / Inceleme


580e6b3d-5331-4db3-9ac9-810b92fecbea

Kitabın Adı : Ejderin Tutkusu
Orijinal Adı : What a Dragon Should Know
Serinin Adı : Ejder Serisi
Seri Sırası : 3
Yazarın Adı : G. A. Aiken
Çevirmen : Öge Nur Küskün
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Ekim, 2013
Sayfa Sayısı : 500
Tür : Fantastik / Romance / Paranormal

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba! Yine ve yeniden tüm planlarımı uygulayamadım –bknz. Colleen Hoover haftası yapacaktım, yapamadım. Bu yüzdendir hayatı anında yaşamaya karar verdim. Gerçi bu da şimdilik bir plan gibi gözüküyor ama olsun. Artık elimi attığım ilk kitabı alıp okuyacağım. :) Ve bu planımın ilk konuğu ise benim çoook severek okuduğum Ejder Serisinin 3. Kitabı olan Ejderin Tutkusu. Bu sefer ki kitabın okuması azıcık uzun sürse de sonunda bitirdim ve yorum yazmak için buraya geldim.

Serinin diğer kitaplarına karşı Ejderin Tutkusu’nun okurken duygularım karman çorman oldu ve kitabın sonuna geldiğimde nasıl hissedeceğimi bilemedim. Çünkü yeri geldi kahkaha attım, yeri geldi güldüm, yeri geldi Yakışıklı Gwenvael’e aşık oldum, yeri geldi o yakışıklı yüzünü paramparça etmek istedim, yeri geldi Kuzey Elleri’nin Canavar’ı olarak bilenen Dagmar’ın yerinde olmak istemedim ve yeri geldi bir ejderha olmak istedim. Bu seri yüzünden resmen bir ejderha olup hayatımı öyle devam etmek istiyorum! Tamam yaşadıkları zorluklar var, tamam bir savaştan diğer savaşa gidiyorlar ama yaşamları o kadar tatlı ki bağrıma basasım geliyor… Özeniyorum… Üzülüyorum…. Neyse bu kadar dram yeter kitabımızın konusuna geçelim. :D

Neden kıskandıklarını itiraf etmiyorlardı ki? Yakışıklı Gwenvael olduğu için onu kıskandıkları? Ejderha Kraliçe’nin dördüncü evladı ve üçüncü oğlu olduğu için, Ejderha Kraliçe’nin Kuzey Ordusu’nun eski komutanı olduğu için, her zaman görkemli, en cömert ve en sevgi dolu bireyi olduğu için?

Altın sarısı Gwenvael, yakışıklılığını üstün bir yetenek olduğunu düşünerek her istediği çılgınlığı yapıyor, her istediği kızla yatıp kalkıyor, dilediğince gönlünü eğlendirerek ‘Fahişe’ unvanını lakıyla karşılıyordur. Karaovaların eli kanlı kraliçesi Annwyl’e hamileliği konusunda yaptığı şakadan sonra Annwyl,  Kuzey Elleri’nin toprak sahiplerinden birisi olan Reinholdt’un 13. evladı ve tek kızı olan Dagmar’dan gelen yardım mektubunun direktifi ile Gwenvael’i  Kuzey Elleri’ne göndermiştir. Gwenvael’in kalbini bir Canavar’a kaptıracağı yere…

Gwenvael’in Kuzey Elleri’ne giderek Reinholdt klanı ile tanışması ve vicdan azabı yaparak Altın saçlı ejderhaya kapılarını açmalarını sağlamıştır. Tabii bu arada zeki ve aklını kullanması bilen birisi olan Dagmar’ın ise aklını çelmeye çalışıyor ve ona yakınlaşmak için elinden geleni yapıyordur. Ve eline geçen bir fırsat sayesinde ise Dagmar’ı alıp Spikenhammer’a götürmüş ve gitmeden önce ise Dagmar ile babasının toprakları uğruna çarpışacağı savaş için ordu göndermesi için bir anlaşma imzalamıştır.

“Fearghus,” diye sordu Gwenvael, görünüşte samimi bir ifadeyle. “Annwyl bundan sonra her zaman çıplak savaşabilir mi?”
“Kendini öldürtme bana. Neşem yerinde ve bunu yaparsam sadece annemi üzerim.”

Dagmar ve Gwenvael’in Kuzey Ellerinden Güney Ellerine olan yolculuğunu çok eğlenerek okudum. Özellikle Gwenvael’in şapşik şapşik hareketleri ile kitap daha da eğlenceli bir hale geldi. Özellikle kendini beğenmiş halleri yok mu? Beni benden alıyor. :)

“Pekala, belki yaralarındaki kabuklar döküldüğü zaman.”
Gwenvael onun ne demek istediğini anlayamadı ve eğilip vücuduna baktı. Dehşete kapılmış bir halde doğrularak oturdu. “Bu da nedir? Neler oldu bana?”
“Sakin ol. Eminim yaralar çabucak iyileşecektir.”
“İyileşmek mi? İğrenç görünüyorum!”
“Hayattasın.”
“İğrenç bir şekilde hayattayım.” Gwenvael, Dagmar’ın yüzünü elleriyle kapattı. “Bakma bana! Başka tarafa bak!”
“Kes şunu!” Dagmar onun ellerini yüzünden çekti. “Aklını mı yitirdin sen?”
Gwenvael kendini tekrar yatağa attı ve yüzünü duvara döndü. “Bunun ne demek olduğunu biliyorsun, değil mi?”
“Gwenvael…”
“Bir yerlerde bir kalenin tepesinde tek başıma yaşamam gerekecek. Gün ışığından saklanacağım ve yalnızca geceleri ortaya çıkacağım.”
“Lütfen kes şunu.”
“Yapayalnız kalacağım, ama bu fazla uzun sürmeyecek, çünkü beni daha çok arzu edeceksin. Bir zamanlar tanıdığın güzel savaşçıyı gittikçe daha çok arzulayacaksın ve dönüştüğüm bu iğrenç yaratığa acıyacaksın. En önemlisi de, acımı dindirmek isteyeceksin.”

Ama kitapta yeri geldi o kadar hüzünlendim ki anlatamam. Ejder ailesinin acısı resmen benim acım oldu. Tamam seri boyunca yazar ufakta olsa böyle sahneler yerleştiriyor ama Ejderin Tutkusunda yer alan hüzünlü sahne resmen içimi parçaladı. Bir de okuyucularına gıcıklık olsun diye resmen yazar her karakterin gözünden ayrı ayrı bu hüzünlü sahneyi yazması resmen okuyucunun damara dalmasına neden olmuş. Özellikle Fearghus’un Annwyl’e karşı sonsuz aşkı yok mu? Aman Tanrım o sahneleri hatırlamak istemiyorum yoksa gözyaşlarımı tutamayacağım! :(

Ama bu kadar damara dalınan sahnelerden sonra yazarımız ustalıkla kitabın sonunu bağlamış ve yüzümüzde büyük bir gülümsemenin oluşmasını sağlamış. Diğer kitaplara oranla bu kitapta daha çok olay vardı. Ejder Ailesinin neredeyse hepsi ayrı ayrı olaylara karıştı ama her biri tek başına bu düğümleri çözdükçe meğersem bu düğümlerin tek bir yerde toplandığını görerek bir araya gelerek bu düğümü çözmeye çalıştılar.

Kitapta bu kadar çok olayın olmasından dolayı ilk iki kitapta gördüğümüz aşkın, tutkunun ve sevginin bu kitapta birazcık arka planda kaldığını düşünüyorum. Yukarıda da dediğim gibi kitapta fazlası ile olay var. Diğer kitaplarda da vardı ama yine de aşk ve tutku bir şekilde ön plana çıkıyordu. Ve ayrıca bu kadar olayın sonunu görebilmek için resmen çıldırdım. Zaten o hüzünlü sahneden sonra kitaptan kopsam da bir şekilde toparlandım ve kitaba devam ettim. Tabii bunda ki en önemli etken ise Gwenvael’in şapşal hareketleri ve esprileri oldu. :)

Bunları dışında kitabı beğendim ama yine de favorilerim serinin ilk iki kitabı. Her seride olduğu gibi bu kitabı da Ejder Serisinin ara kitabı olarak düşünüyorum ve diğer kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. Eğer serinin ilk iki kitabını okuduysanız kesinlikle bu kitabı da okuyun ve serinin 4. Kitabında Keita ile savaşmayı öğrenelim. ;)

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)

 

 

Ugly Love – Colleen Hoover / Inceleme


17788401

 

Kitabın Adı : Ugly Love
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Sayfa Sayısı : 320
Basım : Ağustos, 2014
Tür : Günümüz/ Genç Yetişkin / Romantik

Herkese merhabaaa!!!

Uzun zamandır yorum yazmamanın verdiği heyecan ile karşınızdayım efendim! Bir de son zamanın en güzel kitaplarından bir tanesini okumuşum ki sormayın gitsin. O kadar güzel, o kadar güzel ki anlatamam. Zaten kitabın yazarını taparcasına seviyorum. Kadın nasıl damardan dalmasını biliyor. Resmen damardan daldığı aşk hikâyeleri ile okuyucularını önce kıvrandırıyor sonra it gibi ağlatıyor, araya damardan bir geçmiş hikayesi sokuyor okuyucuyu tekrar ağlatıyor, sonra da mutlu son ile okuyucularını sevgi pıtırcığı yapıyor. Biç karı! Sinir oluyorum! Ama lanet olsun ki çok seviyorum! <3

Yorum yapacağım, daha doğrusu azıcık spoilerlı yorum yapacağım kitap olabülür?

Ağustos ayının bomba kitabı, Ugly Love – Colleen Hoover ! Tanrım ne KİTAPtı ama! Cidden o kadar güzeldi ki, anlatamam! Kitabı okurken o kadar inişli- çıkışlı duygular yaşadım ki sormayın gitsin. Hem ağladım hem güldüm. Hem duygulandım hem sevindim. Hem sinirlendim hem acıdım vs. vs. vs. Yani biç karı yine acımamış kelimeleri ile tüm duyguları ince ince işlemiş hikâyeye.  Ve tabi okuyucunun kalbine de!

Aşkın çirkin tarafları ile güzel tarafları arasındaki fark, güzel taraflarının daha parlak olmasıdır. Bu siz de yüzüyormuş gibi bir hissi uyandırır. Sizi yukarıya kaldırır. Sizi taşır.
Aşkın güzel tarafları sizi dünyanın geri kalan kısmının üzerinde tutar. Onlar, sizi kötü şeylerin çok ama çok üzerinde tutarak, her şeye  sadece yukarıdan bakmanızı ve de sadece “Wow, iyi ki buradayım” diye düşünmenizi sağlar.

Kitabımıza gelecek olursak, Tate Collins adında 23 yaşında, kahverengi saçlı, kahverengi gözlü taş bir hatun hafta içinde hemşirelik bölümünde yüksek lisansını yapıyorken, hafta sonu da hastanede çalışıyordur. Neredeyse nefes alacak zamanı yoktur kızcağızın. Bir de bunun üstüne okulu yaşadığı yere uzak olduğu için ondan sadece 2 yaş büyük olup babasından daha fazla koruyucu olan ve aynı zamanda dede ve baba mesleği pilotluğu devam ettiren Corbin’in yanına taşınmak zorunda kalmıştır. Tate aslında bir yandan bu duruma çok seviniyordur çünkü uzun bir süredir Corbin ile görüşmüyorlardır ve aradaki açığı kapatacak tek şeyde bu olaydır.

Tate, pılını pırtısını toplayıp abisinin evinin kapısından içeriye girene kadar bir sürü garip olay yaşamıştır. Önce apartmanda yaşayan pilotları ve onların ailelerini asansöre bindirmesinden dolayı kendisini pilot zanneden 80 yaşındaki Cap adındaki yaşlı bir tontanla tanışmıştır. Daha sonra asansöre binmiş ve Dillon adındaki sapığın göz tacizine maruz kalmıştır. Hem de uçkuru kaçık herif evlidir! Şerefsiz! -.-

Bunlar yetmiyormuş gibi Corbin’in kapısının önünde bir leş yığını gibi yıkılıp kalmış birisi vardır. O birisi çoook uzun boylu, yakışıklı, kumral saçlı, açık mavi gözlü, 24 yaşındaki başarılı mı başarılı bir pilot olan Miles Archer’dır. Kitabımızın yegane ve biricik yakuşuklusu! Sevdiceğim! Biriciğim! Kalbimin efendisi! (Tamam burada abartmış olabilirim, sonuçta harem geniş bende :D ) (Ama bu kitap için kalbimin efendisi cidden *.* )

Ha bu arada söyledim mi bilmem ama Miles’ın çenesinde geçmişinden kalma yara izleri vardır ve lanet olsun ki bu yara izleri onu daha seksi yapıyordurrrrrrrr! <3

Tamam bu kadar aşk itirafı yeter yoksa konuya geçemeyeceğim. :D

Şimdi efendim, kızımız Tate kapıya geliyor ve bu ayyaş ile ne yapacağını bilemiyordur. Sonuçta adam öküz gibi ağır bir de leş olmuş. Kapıyı azıcık da açabilmek için onu kenara çekiyor ama tam kapıdan girecekken ayyaş birden zombi edası ile uyanıp kızcağızın bileğini tutuyordur. Bu durumda ne yapacağını bilemeyen Tate, güç bela kapıyı kapatıp Corbin’i arıyor ve kapının önündeki leş ile ne yapacağını soruyordur. Abisi süper sonik bir teklif sunup yan komşusundan yardım istemesini söylemiştir ki yan komşusunu aradığı zaman o leşin aslında yan komşusu olduğunu öğrenmiştir. Tabii bunu Tate’e söyleyiş şekli vardır ki tadından yenmez. :D

Corbin’in hatırına Miles’ı içeri taşımış ve kendisini direk yatağa atmıştır. Ve sabah gözlerini açması ile tüm olaylar iplik söküğü gibi hızla gerçekleşmeye başlamıştır.

Gözleri hayatımda gördüğüm en açık mavi. Akşamdan kalma kanlı ve yarı açık gözler… Gözleri o kadar açık mavi ki neredeyse renksizler. Denizdeki dalgalara yaklaşır gibi o gözlere bakmaya devam ettim. Onların, Karayip Denizlerinin suları kadar berrak bir mavi olduğunu söyleyebilirim. Ve ben hiç Karayipler’e gitmediğim için bunun doğru olduğunu söyleyemem.

Öncelikle Tate’in Mile ile tanışmaları vardır ki tam bir olay. Geceki leşliğinden sonraki sabah Miles ile Tate’in adam akıllı tekrar tanışmaları var ki gerçekten eriyip bitilecek bir olay. Asansörde oldu oğlummm! (Ve okuyucunun ağzının suları akar, akar ve akar….) Sonuçta kızımız kalbini çoktan kaptırdı. Şıp sevdi pislik! O benim uzak dur -,-

Daha sonra Corbin’in evinde Ian, Dillon sapığı ve yakuşuklu Miles’ın geleneksel oyun gecesinde bulunmaları var ki sormayın. Yakuşuklumuz, kızımızı hemen evine göndermiş ve orada dersini çalışmasını istemiştir. Çok düşünceli yahu! Ama ipler ise Collins ailesinin evinde Şükran Günü yemeği yenmesi ve o gece orada kalınması ile kopmuştur. Her şey bir masum öpücük ile başladı gibi klasik bir deyiş var ya işte Tate ile Miles arasındaki her şey masum bir öpücük ile başlamış, aralarına sınır çekmek için Miles tarafından kurallar konulmuş ve Tate tarafından da bu kurallara uyulmuştur.

Sonuçta Miles içine kapanık, geçmişte yaşadığı ağır, üzücü ve yürek burkan olaylardan dolayı hem duygularına hem beynine bir zırh örmüş ve bu zırhı 6 yıl boyunca da güçlendirmiştir. Yaşadığı yürek burkan olaydan dolayı 6 yıl boyunca kadınlardan uzak durmuş ve önce kendisini pilotluk eğitimine adamış daha sonra da işine. Ama Tate’i ne zaman görmüştür işte o vakit o zırh kendisinin bile farkında olmadığı bir şekilde erimeye başlamıştır. Ama yakuşuklumuz aklınca o zırhı koyduğu iki kural ile sağlam tutmaya çalışmıştır. Ama hayat bu Miles’cığım ne olacağı bile belli olmaz. Bakarsın minik bir hemşire o zırhı delip geçer ve sen bunun farkında olmadığın için feleğin şaşar.

“Bu sadece senden hoşlanmamla alakalı bir şey değil, Tate.” Derince bir iç çekti ve ellerini saçlarından geçirerek sıkıca ensesini kavradı. “Sadece senden hoşlanmak istemiyorum. Hiç kimseden hoşlanmak istemiyorum. Hiç kimseyle çıkmak istemiyorum. Hiç kimseye aşık olmak istemiyorum. Ben sadece….” Kollarını göğsünde bağladı ve yere bakmaya başladı ve “Sana ilgi duyuyorum, Tate,” dedi fısıldayarak.

Kısacası hikayemizin arka planında Miles çok ama çok acı çekmiştir. O kadar acı bir hikayesi vardır ki anlatamam. Gözyaşlarıma tekrar yenilmek istemiyorum. :( İnsan 18 yaşında bu kadar ağır bir acıyı nasıl kaldırır? O acı ile nasıl yaşar diye kendinize soruyorsanız açın Ugly Love’ı okuyun. Gerçekten de Ugly Love! Birebir Miles’ın hikayesi… Yazık kuzum neler çekmiş! Kıyamam :(

Düşüncelerim artık birer düşünce değildi.
Düşüncelerim artık Rachel’dı.
Sana aşık olamam, Rachel.
Lavaboya baktım. Ama Rachel’a bakmak istiyorum.
Havayı derince içime çektim. Ama Rachel’ı içime çekmek istiyorum.
Gözlerimi kaptım. Ama sadece Rachel’ı görüyorum.
Ellerimi yıkadım. Ama Rachel’a dokunmak istiyorum.

Sonuç olarak ben kitaba bayıldım, karaktere aşık oldum, onların yerine kendimi koydum, önce Miles’ın Rachel’a aşkını yaşadım, daha sonra Tate’e olan duygularını nasıl saklamaya çalıştığını, zırhını indirmemek için neleri göze aldığını gördüm, en sonda ise artık tüm bunlara dayanamadığını anlayan Miles’ın pes edişini gördüm. Hem onun gözyaşları ile okudum o satırları hem de kendi gözyaşlarım ile…

Her ikimizde gözyaşlarımız akarken derin derin nefesler alıyorduk. Yoğun… Yürük burkucu… Ve yıkıcı bir şekilde…
Ve bu çok çirkindi.
Ama bitti.

Yukarıda da dediğim gibi Colleen’in kalemine bayılıyorum. Özellikle Umutsuz kitabından sonra (yorumum için tık-tık) kadının kalemine ve kurgusuna aşık oldum. Ugly Love’da en az Umutsuz kadar güzeldi, harikaydı, şahaneydi! Colleen nasıl yapıyor bilmiyorum ama kitaplarını okuyan okuyucularının resmen duygularını çok güzel bir şekilde çalkama ayran yapıp okuyucuya sunuyor. Resmen boşluğa düşürüyor bizi. Biç karı! Sinir oluyorum sanaaa! Ama çok da seviyorum! Lanet olsun! Ugly Love’ıda çok sevdim, Umutsuz’u da! Okuyun, okutun! Miles’ın acı hikayesi ile azıcık sizde gözyaşı dökün. Ben çok döktüm! Artı bir de Miles ile Tate aşkını yaşayın tatlı niyetine. Gerçekten bayılacaksınız. Ben çok sevdim siz de seveceksiniz. Kısacası okuyun işte deli etmeyin adamı! :D

Önce 5 yıldız resmini şuraya yapıştırayım. Ha bu arada yukarıda ki çeviriler bana ait hatam varsa affola! :)

5

 

damy (1)