Kızıl Tepe – Jamie McGuire / İnceleme


unnamed

Kitabın Adı : Kızıl Tepe
Orijinal Adı : Red Hill
Serinin Adı : Red Hill Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Şubat 2015
Tür : Korku / Zombi / Romantik / New Adult

Jamie McGuire’nin bambaşka bir kurgu ile karşımıza çıkmasına hazır mısınız? Bol aksiyonun ve bol maceranın yanı sıra aile bağlarının ve aşkın ne kadar kuvvetli olduğunu anladığımız bir kitaba…

Kızıl Tepe, Jamie’nin klasik New Adult kitaplarından bağımsız, içerisinde bol bol zombinin, kanın, savaşın, aksiyonun ve maceranın olduğu bir kitap. Kitaba ilk başladığım da kesin Jamie’nin diğer kitaplarında olduğu gibi bol bol saf aşkın yer alacağını ya da paranormal bir öğe ile masum bir insanın saf aşkının yer aldığı diğer kitapları gibi olacağını düşünerek Kızıl Tepe’nin de bir azılı bir zombinin bir insana aşık olması ile ortaya çıkan bir kitap olduğunu düşünmüştüm ama Jamie beni çok yanılttı. Hem de öyle böyle değil! Kızıl Tepe kendine has konusu ile tek kitaplık bir kitap. Serinin devamını beklemek için tırnaklarını yemenize gerek kalmıyor. :) O bakımdan dolayı Jamie’nin bu kitabını diğer kitaplarına kıyasla daha da bir sevdim.

Kitabımızın baş kahramanlarından birisi olan Scarlet, otuzlu yaşlarının ortasında, eşinden yeni boşanmış iki çocuk annesini olmasının yanı sıra hastane de senelerdir bir röntgen teknisyeni olarak çalışıyordur. Felaketin patlak verdiği sabah kızlarını okula bırakmak için arabasını sürerken bir yandan kızlarının bir ağızdan konuşmalarını dinlemeye çalışıyor bir yandan da radyoda yayınlanan Almanya’da ortaya çıkan ölümcül virüs hakkındaki son dakika haberlerini dinlemeye çalışıyordur. Ama Almanya onun ülkesinden kilometrelerce uzakta olduğu için bu virüsün ülkesine gelemeyeceğini düşünmüştür. Okul çıkışında kızlarını babasının alması ile 2 gün göremeyeceğini düşünene Scarlet’ın aslında uzun bir süre göremeyeceğini nereden bilsin ki? Hele ki o cumanın, 13. Cuma olacağını nereden bilsin ki? Veya Almanya’da ortaya çıkan o ölümcül virüsün ülkesine kadar gelebileceğini nereden bilsin?

Korku o sinsi varlığını giderek artan şekilde hissettirdikçe ben de kendime, kızlarımın bana ihtiyaç duyduklarını daha sık hatırlatıyordum. Büyük ihtimalle ölesiye korkmuşlardı ve ne olmuş olursa olsun, ne durumda olurlarsa olsunlar onların yanında olmak istiyordum.

Çocuklarını okula bıraktıktan sonra işe giden Scarlet, bu kadar rahat, vurdumduymaz, haberlere kulak asman bir şekilde arkadaşlarına cevap veriyor ve aynı zamanda işini yapıyordur. Röntgenini çekeceği hastalardan birisi odaya girince kızın yürüyen bir ölüden farklı olmadığını düşünmüş ve ama ona bir virüsün bulaşabileceğini düşünememiştir. Dana, sevgilisinin askerden gelişini kutlamak için dışarı çıkan masum birisi olup, bar çıkışı psikopat birisi tarafından ısırılmış ve zararsız bir virüsün ona geçtiğini düşünmüştür ama hiçte öyle bir şey olmamıştır… Çünkü bir gün içerisinde tamı tamına 10 kilo kaybetmiştir. Ve Scarlet farkında olmasa dahi bu Avrupalı bilim adamlarının bahsettiği virüsün etkilerinden birisidir. Ama nereden bilsin ki? Sonuçta Scarlet hafta sonu babalarında kalacak kızlarını düşünmektedir.

Her zaman elimizin altında olacağını düşündüğümüz, varlıklarının farkına bile varmadığımız şeylerin artık olmaması. O gerçeğin farkına varmak, bir dehşet duygusuna kapılmama neden oldu.

Kitabımızın bir diğer kahramanı olan Nathan, lise aşkı ile evlenmiş ama mutsuz bir evliliği küçük, tatlı kızı ile devam ettirmeye çalışan otuzlu yaşlarındaki mutsuz bir ofiste unuttuğum bir departmanda masa başı bir işte çalışıyordur. Yani kısacası kızı Zoe dışında her şey Nathan için bomboktur. Eğer evden kaçmamasına bir engel vardı ise o ada kızının güzel olmaya yakın bir aile ortamında büyümesini istiyor ve kaltak karısına kıyasla elinden gelen her şeyi yapıyordur. Felaketin yaşandığı 13. Cuma’da işten çıkmış ve kızını almak için okuluna gitmiştir. Otoparka park ettiği anda diğer velilerin koşarak sınıflara daldığını ve çocuklarını alıp evlerine veya güvenli bir yere kaçtıklarını görmüştür. Virüsün ülkelerine kadar yayıldığı haberini çoğu aile ciddiye almıştır ve güvenli bir yere sığınmaya çalışıyorlardır. Nathan’da onlara katılarak Zoe’yi okuldan alarak eve gitmiş ve bencil kaltak karısının not ile karşılaşmış ve karısının erkek kardeşinin yanına gideceğini düşünerek kızını da alarak evden kaçmıştır. Yolda giderken bu yaşına kadar karşılaşmayacağı şeylerle karşılaşmış ve biricik kızını korumak için elinden gelen her şeyi yaparak karısının erkek kardeşinin evine ulaşmıştır.

Kitabın diğer anlatıcılarından birisi olan Miranda ise Scarlet’ın yanında çalıştığı doktorun kızlarından birisidir. Miranda ve ablası Ashley, hafta sonu için babalarını ziyarete Kızıl Tepe çiftliğine gidiyorlardır. Hem de yanlarında sevgilileri ile… Hem de hayatlarında görüp görebilecekleri bir yolculuk yaparak…

Her ne kadar ben burada kitabımızın anlatıcıları olan Scarlet, Nathan ve Miranda’dan bahsetsem de aslında Kızıl Tepe’de birbirleri ile bir şekilde bağlantı kurup çiftlik evinde buluşan 10 yakın bir insan grubu var. Ve bunlar Jamie’nin anlatımı ile mükemmel bir şekilde yolları birbirleri ile kesişmiş insanlar. Ve bu olay gerçekten kitabı mükemmel bir hava katmış. Kitabın başında bir karakterin diğer bir karakter ile karşılaşmasını görüyorsunuz ve o karşılaşılan karakterin çok zor bir zamanda olduğunu görüyor ve diğer karakterin ona yardım etmesi için çığlık atıyorsunuz ama diğer karakter zor durumdaki karakteri bir hiçe sayarak yoluna devam ederken sinirden saçınızı başınızı yolarsınız ya, ha işte bu kitapta böyle tonlarca sahne var! O yüzden başımda resmen saç kalmadı Jamie! Ve sana kızmaktan, küfretmekten kitabı nasıl bitirdiğimin farkında değilim. Ha bir de bölümden bölüme geçerken, sayfadan sayfaya geçerken yüreğimin ağzıma geldiği anları saymıyorum bile. Bir an manyak zombinin birisinin bir karakteri yiyecek diye kitabı gözlerimi kapatarak okudum. :P

Bunların dışında kitapta aile ilişkileri ile karakter arasındaki aşk duyguları, bağlantıları çok güzel bir şekilde anlatılmıştı. Hem de saf bir şekilde!

Ama kitabın öyle bir yeri geldi ki sinirden saçımı başımı daha da fazla yoldum. Scarlet’ın bencil bir pisliğe dönüştüğü ve Jamie McGuire’nin George R.R. Martin’e bağladığı an. Resmen kitabı bir kenara fırlatıp atasım geldi. (İmkansız, tabletimin geberip gitmesi kalbimin kaldırabileceği en son şey :D )

Son olarak ise kitabın bir sonunun olması ve bir sonraki kitapta acaba ne olacak diye tırnaklarımı yememe gerek kalmadan kitabı mükemmel bir son ile Jamie’nin bağlaması kitabı sevmemi sağlayan bir diğer özelliklerden bir tanesiydi.

Eğer ki zombileri seviyorsanız ve bir TWD hayranı iseniz bence hiç beklemeyin ve kitap çıktığı anda hemen gidin alın ve okuyun. Pişman olmayacaksınız.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4,5!

thz3y

damy (1)

 

5 thoughts on “Kızıl Tepe – Jamie McGuire / İnceleme

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s