Yaz Okuma Şenliği #3 : İşgalci – Melissa Landers / İnceleme


Untitled-1Kitabın Adı : İşgalci
Orijinal Adı : Invaded
Serinin Adı : Alienated Series
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Melissa Landers
Çevirmen : Demet Orhan
Yayınevi : GO! Kitap
Basım : Haziran, 2015
Sayfa Sayısı : 428
Tür : Bilim Kurgu / Genç Yetişkin / Uzaylılar

Öncelikle yoruma başlamadan önce sizleri uyarmam gerekiyor sevgili kitap kurtları. İşgalci, serinin ikinci kitabı olduğu için onun yorumunu yazarken ilk kitapta yer alan önemli gelişmeler hakkında spoiler alabilirsiniz. O bakımdan olayı serinin ilk kitabı olan Yabancı kitabını okumadıysanız lütfen İşgalci yorumumu okumayın, yoksa üzülebilirsiniz, yapmayın etmeyin okumayın yalvarıyorum size!

Serinin ilk kitabı Yabancı’yı okuyanlar bilir, kitabın sonunda her şey karman çorman olmuş, milletin çoğu birbirine girmiş, olmayacak şeyler olmuştu. Yani olaylar olaylar diyeceğimiz şey gerçekleşmişti. L’eihlilerin dünyamıza gelmesi L’eihr ve Dünya arasında kurulacak ittifak için çok önemli olsa da planlanan çoğu şey geri tepmiş ve neredeyse ittifakın bitmesine sebebiyet verilecek olaylar olmuştur. Örneğin; Aeylx’in sh’alear bitkisini gezegenimize getirerek, tarım ürünlerine zarar vermesi gibi veya bilim adamlarımızın L’eihrlilerden aldığı nanoteknolojik bir şeyle suyumuzu kirletmeleri gibi ya da Dünyaperverlerin, Eron’u öldürmesi gibi. En acısı da bu olsa gerek. Eron, gezegenimizi kurtarmak için sh’alear bitkisini sökmek için yola çıktığı zaman linç edilerek öldürülmüştür. Bu olaydan sonra L’eihrlilerin İhtiyar heyeti uzaylılarını yurtlarına çağırmış ve dünyaya ne gibi zararlar verdiklerini bir bir anlatmalarını istemiştir. Bunun karşılığında da cevaplar almışlardır. Mesela en büyük cezalarından birisi olan iphet gibi. Ama bunun dışında Cara dünyasına dönememiş ve L’eihr gezegeninde kalmak zorunda kalmıştır. Yani değişim programı erkenden başlamıştır. Aeylx ise dünyalıların daha fazla düşman olmamaları için Syrine ile birlikte gezegenimize gönderilmiştir ve dünyamıza ayak basar basmaz da turnelere basmışlardır.

Aeylx, sabah bambaşka bir şehirde gözünü açıyordur, akşam bambaşka bir şehirde gözlerini yumuyordur. Zaten zar zor dünyaya adapte olması yetmiyormuş gibi bir de bu Cara’sız, onun desteği olmaksızın tek tek geziyordur şehirleri… Bu işin zorluğunu birden beşe katlıyordur. Ayrıca tüm bu zorlukların yanı sıra arka arkası kesilmeyen suikast girişimlerden sağ çıkmaya çalışıyordur.  Her nereye giderse gitsin yanında muhakkak bir güvenlik görevlisi olmak zorundadır. Bakınız: korumaları David Shape gibi. David, Syrine ile Aeylx’i gölgesi gibi takip ediyor ve onları canla başla koruyordur. Tabii son dakika yaptığın şerefsizliği hiçbir zaman unutmayacağız ya neyse sevgili Shape. Yaptığın o şerefsizlik üzerine ağzına burnuna ıslak odunla dalasım geldi. Ki biliyorsun ki son damlasına kadar bunu hak ediyorsun, boşuna inkâr etme ciciş!

L’eihr gezegenine hoş geldin. Bir haltlar karıştırmaya kalkarsan fişini çekeriz. Hadi iyi günler!

Aeylx bu tür zorluklar yaşarken kızımız Cara ise bambaşka zorluklara karşı göğüs geriyordur. Örneğin; onu istemeyen L’eihrliler gibi ya da onu istemedikleri için elinden gelen yapan L’eihrliler gibi ya da ya da  ileri seviye dersleri ile onu hayattan bezdirmek isteyen yönetim gibi. Bak onu aşağılayan uzaylıları saymadım bile. Onlara girersek işin içinden çıkamayız zaten. Cara’nın hem oda arkadaşı hem de en yakın arkadaşı olan Elle ve Elle’nin desteği olmasa resmen hayatı zindan olur ve bu tür zorluklara göğüs geremezdi. Elle ise hem Eron’un l’ihanı yani biz Dünyalıların tabiri ile eşi hem de Aeylx’in biyolojik genetik materyal bakımından kız kardeşidir. Kısacası Cara, L’eihr gezegeninde güvenebileceği tek kişi Elle’dir. Bu yüzden de kızı hiçbir zaman yanından ayırmıyordur.

“Cah-ra Sweeney, birinci Aegis’ten Aelyx’in l’ihan’ı,” diye başladı Alona. “Özgürce, kendi iradenle ve hiçbir baskı altında kalmadan kaderini Kutsal Ana ile birleştiriyor musun?”
Cara hafifçe öksürerek “Evet,” dedi.
“Varlığını L’eihr gezegeninin gelişimine adayacak mısın?”
“Evet.”
“Ve istisnasız her konuda Yazgı’ya itaat edecek misin?”
Cara tereddüt etti. İtaat onun doğasına ters düşüyordu ama biraz daha beklerse liderlerine hakaret etmiş olacağının da farkındaydı. Bir saniye daha beklemeden dudaklarını yalayıp kaderini mühürledi.
“Evet.”
“O zaman sana hoş geldin diyorum, kardeşim,” diyen Alona’nın bulutlu gri gözleri parıldayarak canlandı.

Serinin ikinci kitabı ile beraber hikayemize yeni kişiler olaya dahil olmuştur ve bu karakterlerin bazıları iyiyken bazıları kötüdür. Ki bazıları vardır ki en korkulası olanlar onlardı çünkü ne oldukları belli değildir. Bakınız kurulda yer alan Jaxen ile Aisly gibi. Renklerini belli etmeyen sözde kardeşler etrafında negatif enerji yayıyorlardır ve Cara bir şekilde bu iki uzaylıdan uzak durmaya çalışıyordur ama kader ya bu bir şekilde yollarını kesiştiriyordur. Bu durumu elinden geldiğinde Aeylx’e anlatmıyordur çünkü onun gezegeninden ona yardım edemeyeceğini bunun yerine kendini yiyip bitireceğini biliyordur. Aynı şekilde Aeylx’de ona karşı düzenlenen suikastları Cara’dan saklıyordur.

Genel olarak kitabımız inişli çıkışlı bir şekilde olayları bize can damarımdan bize vererek yüreklerimizi ağzımıza getirmiştir ama serinin ara kitabı görevi gördüğü içinde sonuca doğru yaklaşılan olayların başlangıcını yapmıştır. Ya da ben öyle düşünüyorum. Bu yüzdende her seri için geçerli olan görüşüm ya da ara kitapları okurken beni sıkması bu kitapta yaşanmamış ve beni resmen seriye başlamıştır. Nasıl başlayıp bitirdiğimi bilmiyorum çünkü bir bölümde Aeylx’in yaşadığı zorlukları okuyarak bir başka bölüme geçerek Cara’nın çektiği zorlukları okumak hem yüreğimi ağzıma getirdi hem de sayfaları hızlıca çevirmemi sağladı. Özellikle kitabın sonu süperdi! O son dakikalarda yaşanan aksiyon dolu sahneler yok mu, aman tanrım! Bir ara küfür ederek kitabı kapattığımı biliyorum. :)) Ama sonra gözyaşlarımı bastırdım ve dişlerimi sıkarak okumaya devam ettim ama tabii bu ardı ardına küfür etmemi engellemedi canlar. İşgalci’yi okurken benden size tavsiye sakinleştirici alarak okuyun bu kitabı anacım. Yoksa saçını başınızı yolup sinir hastası olursunuz benim gibi. Yapmayın etmeyin tavsiyemi dinleyin lütfen!

Puanım ise 5 üzerinden 4,5!

thz3y

Ayrıca Yaz Okuma etkinliğimizi takip etmeyi unutmayın sevgili okurlar!
Etkinlik boyunca devam edecek yarışmaları da sakın unutmayın! 

11535738_706438129502689_8293325722443096025_n

damy (1)

Reklamlar

Yaz Okuma Şenliği #2 : Yabancı – Melissa Landers / İnceleme


e1304ea4-e571-4f2d-a4f0-2638c1f3c0ec-1

Kitabın Adı : Yabancı
Orijinal Adı : Alienated
Serinin Adı : Alienated Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Melissa Landers
Çevirmen : Demet Orhan
Yayınevi : GO! Kitap
Basım : Ekim, 2014
Sayfa Sayısı : 424
Tür : Bilim Kurgu / Genç Yetişkin / Uzaylılar

Hiç Dünya’nın uzaylılar tarafından ziyaret edildiğini düşündünüz mü? Hem de dostça bir şekilde gelip sizlerle arkadaş olduğunu? Hatta aradan 2 yıl geçtikten sonra kendi vatandaşlarından 3 tanesini ‘Değişim Programı’ adı altında Dünya’ya gönderip Dünyadan da 3 insanı alıp kendi gezegenlerine götürdüklerini düşünün. Düşünemediniz değil mi? Ben de düşünememiştim ta ki Yabancı kitabını okuyana kadar. Uzaylı oğlum bu diyorsun, alır seni uzay gemisi ile kaçırır bir güzel de üstünde deneyler yaparlar diye düşünüyorsun. Yok efendim L’eihr gezegeninden gelen uzaylılarımız böyle değil. Pek efendiler, pek masumlar, pek dost canlısılar. ‘Mi acaba?’ diyesim geldi şu an. Siz yarı yarıya öyle düşünün çünkü kitabından sonuna kadar benim hep umudum vardı. İnişli-çıkışlı da olsa bu sevimli uzaylılar dostumuz.

Kazanmak. Cara Sweeney, bunu kendine iş edinmişti ve işleri yolundaydı. Şeref Öğrencileri Topluluğu başkanı olmuş muydu? Evet. Genç Liderler Ödülünü almış mıydı? Evet. İki yıl üst üste eyalet münazara şampiyonu olmuş muydu? İki kere evet. Okul birinciliğini elinden kaçırınca, bu unvanı da söke söke almanın bir yolunu bulmuştu.

Cara Sweeney, ergenlikten yetişkinliğe geçti yaşlardaki evresini yaşayan, zeki, mutlu ve güzel kızımız. Kendileri o über zekâsını kullanarak okul birinciliği koltuğuna oturmuştur. Yaklaşık 2 yıl öncesinde L’eihrliler gezegenimizi keşfederken, sevgili kızımız Cara’nın annesi kanser ile mücadele ediyordur. L’eihrliler kendilerini dost göstermek için mi yoksa çok iyi niyetli duygulara sahip olduklarından dolayı mı bilinmez ama Cara’nın annesine yardım etmişler ve kullandıkları bir ilaç ile kanseri tamamen atlatmıştır. Cara ve ailesi bu duruma o kadar şaşırmıştır ki evlerine gelen L’eihrliye kadar onları kandırdıklarını ve annesinin tekrar hastalanacağını düşünmektedirler. Ama düşündüklerinin tam tersi çıkmış ve annesi ölene kadar dipdiri bir şekilde hayatına devam edecektir.

İlk defa gerçekleşecek olan LDEPL’eihr Değişim Elçisi Programı – ilk defa gezegenimizden Çinli, Fransalı ve Amerikalı bir aile seçilmiş, L’eihrlilerden ise Aelyx, Eron ve Syrine adında 3 genç seçilmiştir. Ve tahmin edin bakalım Amerika’dan hangi zeki, okul birincisi ve duruma göre L’eihrlilere minnet borcu olan birisi seçilmiştir? Tabii ki de Cara! Ahh deli kız başına ne çılgınlıklar gelecek bir bilsennn! *pispissırıtmaifadesi*

LDEP kapsamı altında okul birincisi, zeki ve ülkesini çok güzel bir şekilde savunup misafirini baş üstünde tutacak olan kızımız Cara’ya düşen L’eihrlimiz ise ensesinde atkuyruğu yaptığı saçları ile bir o kadar yakışıklı, bir o kadar kaslı ve bir o kadar soğuk, suratsız ve bomboş duygusuz gözlerle etrafa bakan Aelyx’tir. Bu çılgın oğlumuzun çılgın ismi Ey-liks diye okunuyormuş. Resmen müzik gibi değil mi? Âşık olabilirsiniz genç kızlar! Ben şimdiden nikâhı bastım bile. :D

Uzaktan bakınca sıradan görünmüştü ama yakından bakınca çocuğun görüntüsü muazzamdı. Midtown’daki sporcuların hepsinden daha uzundu; üzerine oturan üniforması, göğüs ve kol kaslarını ortaya koyuyor, üniformasının kumaşı geniş omuzlarının üzerinde gözle görülür şekilde geriliyordu. Tokasından kurtulan açık kestane rengi saç, sivri çenesinin kenarına düşmüştü. Bakışlarını Cara’ya çevirdiği zaman, kızın neredeyse dibi düşecekti. Onu afallatan, çocuğun gözleri olmuştu; vücudunun geri kalanı gibi kahverengi değildi; grinin en nefis tonuydu. Yoksa bu bakışlar için de mi özel üreme programı uyguluyorlardı? Hiç normal değildi bu.

Bu çocuğumuzun daha doğrusu çocuklarımızın gezegenimize gelmesi insanları iki gruba toplamış durumda. Her ne kadar dış görünüşten insan gibi görünseler de aslında içleri boş kutu gibi bir takım doğrularla büyümüş ve bu doğruların dışına çıkmak istemeyen gelişmiş canlılardır. İşte bu yüzden insanlar kendi içerisinde gruplaşmaya başlamışlardır. Bu gruplaşmalar Cara’nın okuluna kadar sıçramış ve LİKİHL’eihr İşgaline Karşı İnsan Hareketi – grubuna katılan öğrenci sayısı gün geçtikçe artmış ve 8 ay boyunca bir L’eihrliyi evinde yaşatacak Sweeney ailesine karşıda cephe almaya başlamışlardır. Gün geçti tehdit dozajlarını yükselten bu LİKİH grubu sonuçları iyi olmayan denize doğru yelkenlerini açmış ilerlemektedirler.

Rahatlık ve mutluluk: Aeylx’in Dünya üzerinde hiçbir zaman yaşayamayacağı iki şey.

Ha bu arada demiyorum ki bizim L’eihrliler masum? Sizce de öyle bir durum söz konusu olabilir mi? Sonuçta adamlar yıllardır yaşadıkları yaşam biçimden çekip alınıyor ve kendi gezegenlerine göre pislik içindeki bir gezegene gönderiliyorlar ve nefret ettikleri canlı kolonisi ile birlikte yaşamaya zorlanıyorlar. Sizce bu durumda ne yapardınız? Eğer birazcık isyankârsanız bu duruma isyan eder, baş kaldırır ve yaşadığınız süre boyunca gizli gizli her pisliği yapardınız değil mi? İşte bizim hikâyemizdeki isyankâr, pislik yapan gencimiz ise Aelyx. Hem ne pislikler yapacak!!! Sakın dış görünüşüne aldanıp benim gibi hemen nikâhı basmayın aa sevgili kitap kurtları. Yaptıklarını öğrenince şok geçireceksiniz resmen. Tabii sonunda yola gelse de olsun. Adam sonuçta bir kere kötü şeyler yaptı değil mi? Neyse zamanla bakarsınız affederiz. :P

Genel olarak kitap hakkında yorum yapmam gerekecek olursa güzeldi. Özellikle vampirler, kurt adamlar, büyücüler, cadılar, zombiler dışında uzaylılara el atmamız, onların gezegenimize gelmesi gibi olaylar çok güzeldi. Ayrıca farklıydı da. Özellikle Aelyx’in Dünya’ya geldikten sonra küllerinden doğmuş gibi bambaşka bir insan olması ve emekle emekleye yürüme aşamasına geçerek bir insana benzemesi de harikaydı. Tabii bu harika olay örgüsünü ortaya çıkartan yazarımızın da hakkını yememek lazım… Sonuçta ortaya mükemmel bir konu çıkartmış ve bunu çok güzel olay örgüleri ile bağlayarak bizlerin önüne sunmuş. Yer yer çoook uzattın be sevgili yazarım desem de yine de kitabı çok sevdim. Bunların dışında yan karakterlerde tam yerinde dengeli bir şekildeydi. ‘Bir kötü dostun varken neden bir de iyi dostun olmasın ki?’ tezini ortaya koyan arkadaşlıklar yer alıyordu kitapta. Son olarak ise kitap o kadar güzel yerde bitti ki devamını okumamak için kendimi resmen çok zor tutuyorum. Yakın hatta çoook yakın bir zamanda onun da yorumu ile sizlerle beraber olacağım.

Puanım 5 üzerinden 4!

4

Ayrıca Yaz Okuma etkinliğimizi takip etmeyi unutmayın sevgili okurlar!
Etkinlik boyunca devam edecek yarışmaları da sakın unutmayın! 

11535738_706438129502689_8293325722443096025_n

damy (1)

Yaz Okuma Şenliği #1 : Şeytan Tüyü – Julie James / İnceleme


11391120_886014601437280_8119828934595798707_n

Kitabın Adı : Şeytan Tüyü
Orijinal Adı : Something About You
Serinin Adı : FBI/US Attorney
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Julie James
Çevirmen : Süreyya Çalıkoğlu
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Haziran, 2015
Sayfa Sayısı : 470
Tür : Romantik / Günümüz / Yetişkin

Evet, Chicago kentindeki otuz bin otel odasının içinden kendisini Jack’e götürecek olanını bulmayı başarmıştı.

Cameron Lynde, 32 yaşında uzun kestane rengi saçlara sahip 1.60 boyunda ve boy takıntısından dolayı topuklu ayakkabılara hasta alımlı, güzel ve tabii ki başına buyruk Chicago eyaletinin savcı yardımcısıdır. Başına buyrukluğu yüzünden başına birçok iş açmasının yanı sıra da ismini çok güzel duyurmuş ve bölgenin en gözde savcı yardımcılarından birisi olmuştur. Neredeyse girdiği her davayı kazanmasının yanı sıra en çok davaya bakan, en çok dosyaya sahip savcı yardımcısıdır. Bu yüzdendir ki hem itibarını hem de otoritesini koruyabilmek için en az 8 cm topuklularla gününü geçiyordur deli kızımız.

Jack Pallas ise 35 yaşında uzun boylu, yakışıklı, kaslı yani kısacası seksi bir FBI özel ajanıdır. Yıllarca gizli görevlerde yer aldıktan sonra en son ki görevindeki başarısızlıktan dolayı kariyeri bitme noktasına gelmiştir. Kariyerin bitiş noktasına gelmesinde ise az da olsa Cameron’un katkısı vardır. 3 yıl önce üzerine çalıştıkları ortak bir dosyada bazı işler ters gitmiş ve Jack’in bin bir emek verdiği dosya sonuçlanmadan kapanmış ve bu olaya çok sinirlenen Jack ise tüm kameraların önünde Cameron’a ağzına geleni söylemiş ve hem kendisini hem de Cameron’u rezil ederek kariyerini bitirme noktasına gelmiştir. Ama adam da haklı yahu! Sen 2 yıl boyunca yeme içme o gizli görev için emek ver, kendini tehlike sularından sularına atla ve dava nedensiz bir şekilde kapatılsın ve sen o bölgenin en iyi ajanıyken iken saçma sapan bir yere sürül. Adalet mi şimdi bu?! Evet adalet çünkü sevgili Jack yavrucuğum, kameraların karşısına geçip öyle ağzına geleni söylemeyecektin ve milleti ayağa kaldırmayacaktın. Sonucu kendin gördün işte.

Hıyardan ziyade, içi erimiş çikolata dolu volkan tatlısı gibi.

Cameron ile Jack’in tanışmaları böyle oluyor işte sevgili okurken. Kariyerinde başarılı iki insan aynı dosya üzerinde çalışmaya başlıyor, yavaş yavaş aralarında bir çekim başlayarak aralarındaki mesafe kapanarak iş arkadaşlığından sevgili olayına tam dönecekken yukarıda anlattığım olaylar patlak veriyor ve her ikisi de birbirine kanlı bıçaklı düşman haline geliyor.

“Sizinle tekrar görüşmek güzeldi, Ajan Pallas. Nebraska’daki üç yılın, hıyarlığınızı azaltmadığını gördüğüme sevindim.”

3 yıl aradan sonra ise bir gün sevgili kızımız evinde olan tadilat dolayısıyla kendini şımartmak istiyor ve kendini bölgenin en pahalı otellerinden birisine atıyor. Ama kader onun yüzüne gülmüyor ve hayal ettiği her ne güzel bir şey varsa hepsi ters dönüyor ve o gece Cameron için bir zehir haline geliyor. Yan odadaki sevgili komşuları o kadar gürültülü – oyunlar diyelim :D – oyunlar oynuyor ki sevgili kızımız dinlenmeyi geçin uyuyamıyor bile ve lanetler üzerine lanetler yağdırıyor. 2 saat bu gürültülü seslere katlanan Cameron – ki bence çok bile katlandı – otelin güvenliğini arayarak yan odasındaki kişileri şikâyet ediyor ve sessiz olmaları için onları uyarmalarını istiyor. İşteeee tüm olaylar güvenlik görevlilerinin yan odaya gelmeleri ile başlıyor.

“Teşekkürler. Peki, güya beni tanıyan bu meçhul özel ajanın söyleyecek başka bir şeyi var mıymış?”
“Sadece yaygara koparmaya başlarsanız onu çağırmamı söyledi.” Cameron’a şöyle bir baktı. “Yaygaraya şimdi başlayacaksınız, değil mi?”

Buradan sonra spoiler kısmına gireceğini düşünerek anlatmıyorum ama efendim 3 yıl aradan sonra Cameron ile Jack’in karşılaşması şahaneydi. Özellikle birbirlerinin suratlarında oluşan ifadeler görmeye değerdi. Sevgili kızımız ayağında topuklular olmadığı için kendini savunmasız hissederken, sevgili oğlumuz ise 3 yıl aradan sonra ilk defa Chicago’ya geliyordur ve daha ilk görevinde Cameron ile karşılaşmasını kaderin bir oyunu olarak görerek kaderine tonlarca küfürler ediyordur. Geçen sefer ki hazin görevden sonra yolları bir şekilde çok ayrı düşmüştür ama bu seferki görevde ise tam tersi olmuştur ve Cameron ile Jack’in yolları hiç olmadığı kesişip yakınlaşmıştır. Acaba nasıl yakınlaşmalar? *ıslıkçalanifade* Okuyun da görün sevgili kitap kurtları. Okurken gülmekten karnınıza ağrılar girecek inanın.

“Bu bir cevap değil.” Cameron onun ortağına döndü. “Hadi ama Wilkins, sen iyi polissin. Açık konuş benimle.”
Wilkins gülümsedi. “Şaşırtıcı, ama bence bu kez Jack kötü polisi oynamaya çalışmıyor. Korunmanı öneren oydu.”
“O zaman yandım demektir.”

Kitaba genel bakış atacak olursak inanılmaz derecede gerçekten inanılmaz derecede eğlenceli bir kitaptı. Nasıl başladım nasıl bitirdim anlamadım bile. Resmen su gibi akıp gitti. Yazar ikili arasındaki konuşmaları o kadar kıvrakça, zekice ve iğneleyici bir espri anlayışı ile yazmış ki ortaya mükemmel bir kurgu çıkmış. Bir ara sırf ikili arasındaki diyalogları okumak için satır aralarını atlamayı bile planladım düşünün. Normalde öldürseniz böyle bir şey yapmam. Prensiplerime ters ayol! Kitaptaki noktasını virgülünü okuyan bir insanım ben. :D Düşünün yani ikili arasında ne kadar komik replikler geçiyor ki beni bile bu hale getirdi. Bunun dışında karakterlerimiz kitaba cuk oturuyordu. Yazarımız o kadar güzel karakter özellikleri seçmiş ki anlatamam resmen bu karakterler bu kitaba aitmiş ve başka kitapta yer alırsa çok pis sırıtırmış gibi durur. Yani kısacası yazarımız kitabın karakterlerini okuyucunun çok seveceği özelliklere sahip, kitaba özgün karakterler yaratmış. Ayrıca başkarakterlerin yanı sıra yan karakterlerde süperdi dostum. Hepsine tek tek bayıldım dostum! Son olarak ise şunu söylemeden geçemeyeceğim, kitapta işlenen cinayet her ne kadar yazar tarafından planlanıp, süslenip püslenmiş ve bize sunulmuşsa da yine de çok basitti. Tamam yer yer yüreğim ağzıma gelse de, yazar bölümleri birbirine mükemmel bir şekilde bağlayıp sayfa üstüne sayfa çevirmemi sağlasa da yine de basitti. Ama tabii ki bu açığı karakterlerimiz kapatıyordu. Yazarımız bir şekilde olayları dengelemişti. Sırf bu yüzden yani basit bir cinayet planı olduğu için puan kırıyorum. Yoksa benden tam puanı hak eden bir kitaptı Şeytan Tüyü.

Puanım 5 üzerinden 4.5!

thz3y

Ayrıca Yaz Okuma etkinliğimizi takip etmeyi unutmayın sevgili okurlar!
Etkinlik boyunca devam edecek yarışmaları da sakın unutmayın! :* 

11535738_706438129502689_8293325722443096025_n

damy (1)

Başka Dilde Aşk – Mia Sheridan / İnceleme


10998006_1014480271919578_26810054018711723_n

Kitabın Adı : Başka Dilde Aşk
Orijinal Adı : Archer’s Voice
Yazarın Adı : Mia Sheridan
Çevirmen : Hanife Albayrak
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Mayıs, 2015
Tür : New Adult / Romantik / Günümüz

“Sadece sen, Bree” dedim sessizce. “Yalnızca sen kasabanın yerli, dilsiz ve yalnız adamına aşık olabilirdin.”

Diyor sevgili baş kızımız. Bu kızımız ayrıca bir şeylerden kaçıp geliyor o dilsiz ve yalnız adamın bulunduğu kasabaya.

Altı ay öncesinde yaşadığı acı olaylarla birlikte bulunduğu yer onu bunaltıyor ve her şey üstüne üstüne geliyormuş gibi geliyor ve baskıdan, bunaltıcı yaşamdan kaçabilmek için yollara düşüyor Bree Prescott. Yanında da çok sevgili köpeği Phoebs var. Birbirlerinin yol arkadaşı olup kalacakları yeni yeri bulmaya çalışıyorlar. Ve sonunda bir tatil kasabasında karar kılıyorlar. Bree, burada çok kısa bir süre kalmayı düşünerek bir ev kiralıyor ama düşündüğü hiçbir zamanla gerçekleşmiyor ve yepyeni olaylar, fırsatlar ve durumlar ortaya çıkıyor.

Bu fırsatlardan bir tanesi de yerli kasaba lokantalarından bir tanesinde garson olarak çalışmaya başlıyor ve bir diğer olay ise kitabımızın yakışıklı kasaba yerlisi Archer Hale ile karşılaşıyor. Hem de Bree kendini rezil ederek. Hem de nasıl rezillik. :))

Sessizliği getirdin sen,
Duyduğum en güzel sesti,
Çünkü senin olduğun yerdi.
Şimdi bunu benden alıyorsun.
Ve artık dünyadaki tüm o sesler,
Kırık kalbimi tamir edebilecek kadar yüksek seste değil.
Sonsuz, uçsuz bucaksız yıldızlara bakıyor ve fısıldıyorum,
Bana geri dön,
Bana geri dön,
Bana geri dön.

Tabii sadece bir kez karşılaşıyor bu oğlumuzla ve kızımızın içi içini yiyordur. Bu oğlan kimdir, nasıl biridir, onunla konuştuğu halde ona neden cevap vermemiştir ve hatta neden ona bir gülümsemeyi bile bahşetmemiştir. Bu deli sorular kafasında dönüp dururken tanıştığı ve konuşmayı ilerlettiği kasaba yerlilerine bu sakallı, evsiz gibi görünene ama yakışıklı ve konuşmayan delikanlının kim olduğunu soruyordur.

Zaman içerisinde Archer’ın kim olduğunu, daha 7 yaşındayken neler yaşadığını öğreniyordur ama başkalarından duyduğu şeyler Bree’ye yetmiyordur ve direk yaşadığı olayları Archer’ın ağzından duymak istiyordur. Onu birebir tanımak istiyordur. Özellikle Archer’dan kaçan kasabalılara inat onunla zaman geçirmek ve arkadaş olmak istiyordur. Çünkü Archer, Bree için bir kapalı kutudur ve Bree o kapalı kutuyu açmak istiyordur.

Ben de gözlerimle yapılı çıplak göğsünü, pürüzsüz kaslarını, baklava şeklindeki karın kaslarını süzdüm. Daha önce sekiz tane karın kası görmemiştim ama işte tam karşımdaydı. Bunun biraz tuhaf olduğunu tahmin ettim. Sessiz münzeviler harika vücutlarıyla ünlü değillerdi. Aferin ona.

Ama kutuyu yavaş yavaş açarken karşılarına zamanla engeller çıkıyor. Örneğin kasabanın polisi ve Archer’ın kuzeni olan Travis Hale ile Travis’in annesi Victoria Hale gibi. Her iki insanda Archer’ı kasabada dışlamak için ellerinden geleni yapmış ve onu çocuk yaşlardan ezmeye, hor görmeye ve deli muamelesi yapmışlardır. Özellikle Travis, çocukluklarından beri kandırıp arkasından bıçaklamıştır.

Yeni bir kişinin özellikle Bree gibi farklı bir kızın kasabaya gelmesi ile beraber Travis, Bree’nin etrafında dönmeye başlamış ve onu etkilemek için elinden geleni yapmıştır. Dış görünüşünü, yakışıklılığını ve kıvrak bir zekası olduğunu düşündüğü ama bir gram aklı olmayan Traviscik bir koz olarak kullanmış ve Bree’yi kısa bir sürecik de olsa elde etmiş ama ne yazık ki kitabımızın baş oğluşu kızımızı bataklıktan kurtarmıştır.

Zaman su gibi akıp giderken Archer ile Bree zaman zaman göklerde uçarak zaman zaman ise önüne engeller çıkarak yerlerde yuvarlanmış ama her seferinde ayağa kalkarak hayatlarına devam etmiştir.

Senin için buradayım. Sen olduğun için buradayım. Buradayım çünkü beni sadece gözlerinle değil, aynı zamanda kalbinle gördün. Buradayım çünkü ne söylemem gerektiğini bilmek istedin çünkü haklıydın… Herkesin arkadaşa ihtiyacı var. Senin için buradayım ve her zaman senin için burada olacağım.

Kitap genel çerçevede güzeldi ama çıkış zamanı biraz geç kalınmıştı. Özellikle okuduğumuz o kadar çok New Adult kitabından sonra, Başka Dilde Aşk diğerlerinin yanında hem basit kaldı hem de diğer kitapları tekrar ediyormuş gibi oldu. Özellikle sonunu tahmin etmemek elde değildi. Tamam, kabul ediyorum sonunda yüreğim ağzıma geldi, gözlerim doldu ama bir sayfa çevirmem ile her şey açıklığa kavuştu. Ve sonu sanki aceleye getirilmiş gibiydi. Yazarımız az daha mesela 3-5 sayfa daha acı çektirebilirdi biz sevgili okuyucularına. Biz sevgili okuyucular olarak az daha gözyaşı dökebilirdik. Çünkü bu hali ile yazarımız 2 sayfada sonucu başlamış ve bir sayfa içerisinde hem hüznü hem acıyı hem de mutluluğu yaşattı bizi. Bildiğin duygu karmaşası… Yukarıda da dediğim gibi keşke ülkemizde çıkan ilk New Adult kitaplarından birisi olsaydı. Çünkü karakterleri kendine özgündü. Kız ne o kadar ön plandaydı ne de oğlumuz bir işadamıydı veya zengindi. Kendi halinde yaşayan küçük yaştan beri acı çekmiş yetim bir dilsizdi. Karakterlerin bu özelliklerini ne yazık ki çoğu kitapta göremiyoruz değil mi? İşte tüm bu özelliklerin bir arada toplanması ile kendine özgü bir kitap, Başka Dilde Aşk. Ama bunların dışında güzel kitaptı, kendini okuttu hatta su gibi akıp bitti. Farklı karakterler tanımak adına okuyun derim.

Puanım 5 üzerinden 4.

4

damy (1)