Kurucunun Kızı – Amy Engel / İnceleme


25455536

Kitabın Adı : Kurucunun Kızı
Orijinal Adı : The Book of Ivy
Serinin Adı : Kurucunun Kızı Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Amy Engel
Çevirmen : Merve Özcan
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Mayıs, 2015
Sayfa Sayısı : 270
Tür : Genç Yetişkin / Distopya / Romance

Starry Books etkinliğimizin 2.kitabından herkese merhaba!!!

Etkinliğimizin 2.kitabı olarak Kurucunun Kızı’nı seçtik sevgili Melis ile. :)

İki Hayat Arasında gibi bu kitapta beni konusuyla şoktan şoka sokup, sonunda da beni uçurumun kenarından fırlatıp attı. Öyle bir şoka uğradım ki anlatamam. Böyle bir son olacağını hiç düşünmemiştim. Daha çok kitaba başlarken, kız kesin oğlanı öldürmez beraber bir hükümdarlık kurup mutlu mesut yaşarlar diye düşünürken… Her şey tepetaklak oldu. Sevgili kızımız Ivy sevdiği herkesi kurtaracağım, rahat rahat yaşamalarını sağlayacağım diye kendisini kızgın suların içerisine fırlattı. İyi mi oldu Ivy? Hıı?! Azıcık anlatsana orada havalar nasıl?! -.-

Sinir olduğum, kendimi parçaladığım bir son daha! :’( Sanırım bu sıralar okuduğum kitaplar bana gıcık. Cidden bak. İçimi dağlayıp bırakıyorlar. Ne olurdu Ivy ve sevgili aşkitom Bishop mutlu olsaydı?! :’(

Bu kadar dert yakınma yeter diyerek kitabı anlatmaya yavaş yavaş başlayayım size. Kitabımız Ivy Westfall, yani nam-ı diğer Kurucunun Kızı ile Bishop Lattimer, yani nam-ı diğer Başkanın Oğlunun düğü ile başlıyor. Ama bu bildiğimiz düğünler gibi değil. Westfall ülkesinde her 16 yaşına gelmiş kız ile erkek bir törenle beraber toplu düğün yapıyorlar. Ve bir de şu olay var; ülke veya onların deyimi ile ulus her ne kadar belli sınırlar olmasa da ikiye bölünmüş durumda. Westfall’u kuran kişinin yandaşları ile Başkanın soyu olan Lattimer’in yandaşları. Her yıl belli bir zamanda önce Westfall tarafındaki kızlar Lattimer tarafındaki erkeklerle evleniyorlar. Ama kendileri seçmiyorlar. Hükümet belirliyor kimin kiminle evleneceği. Ve bu olay kış aylarında diğer tarafta yani Westfall tarafında da tekrarlanıyor.

Ayrıca bu evliliğin bazı yazılmayan kuralları var. Mesela çocukların hemen dünyaya gelmesi gibi… Çiftlerden çocuk yapmak için beklenilmesi istenmiyor. Ne kadar çok sağlıklı çocuk doğururlarsa neslin devamı için bir o kadar iyi. Ha bir de anlatmadığım bir olay var. Kitap 2025’den daha ileri bir tarihlerde geçiyor. Yani nükleer savaşların bitip dünyanın mahvolduğu zamanlar. Sağlıklı insan sayısının çok az olduğu zamanlar. İşte bu yüzden Westfall ulusu sağlıklı çocuk düşüncesine körü körüne bağlılar ve bu yüzden gençlerini erken yaşta evlendiriyorlar.

Ivy ve Bishop’ta bu gelenek ile evlenen çiftlerden birisi. Bishop diğer çocuklardan farklı olarak 18 yaşında evlenmeyi tercih ediyor ve iki yıl boyunca Ivy’nin ablası Laccie’ye talip çıkmayarak Ivy’i alıyor. Hiç evlenmeyen kızlar ise hemşire, öğretmen vs. gibi mesleklerini yapma haklarını sahip bu arada. Ama tabii toplum gözünde nasıl bir yere geldiklerini siz düşünün.

İki ailenin düşmanlığından dolayı Ivy, Bishop ile evlendiği için sinir küpü halinde geziyor ve babasının ona verdiği görevini yerine getirmek için çalışmalara hemen başlamak istiyor. Görevi ise: Bishop’ı öldürmek!

Ben çevremdeki tüm kızlardan farklıydım çünkü Bishop Lattimer’la evlenmek benim kaderim değildi. Görevim onu mutlu etmek, çocuklarını taşımak ve karısı olmak değildi.
Görevim onu öldürmekti.

Ne kadar zor bir görev olduğunu a’dan z’ye bilen Ivy, planlarını yaparak adım adım ilerliyor ve sona yaklaşırken her şey rayında giderken beklenmedik bir olay oluyor. Ne mi? Bence çok güzel bir olay. :)

Her ne kadar başkanın oğlu burnu havada, kendini beğenmiş bir tip olarak düşünsek de Bishop tam tersi bir karaktere sahip bir insan. Yakışıklı olduğunu hatta seksi olduğunu kabul ediyorum ama o kaslı vücudunun altında öyle yufka yürekli bir kalp var ki anlatamam. Ancak ve ancak o yufka yürekliliği kitabın satırlarını okurken hissedebilirsiniz. Şimdi burada anlatsam havada kalır resmen. Yani tam aşık olunacak hatta evlenilecek bir oğlan Bishop. Mesela ben evlenebilirim hiç sorun değil. :D

“Buna ne dersin?” dedi Bishop. İnce siyah ciltli bir kitap tutuyordu, kitaptaki isim dikildiğim yerden okumam için çok ufaktı. “Romeo ve Juliet.” Kitabı bana doğru salladı. “Düşman aileler. Talihsiz genç aşıklar.” Yüzü ifadesizdi, ancak gözleri gülüyordu.
“Çok komik.”
“Bana deli diyebilirsin,” dedi. “Ama kulağa ilgi çekici geliyor.”
Bishop sırıtışımı göremeden yüzümü kitaplığa döndüm. 

Ivy ile Bishop’ın birbirlerine aşık olmasından sonra kitap tadından yenmez hale geldi çünkü olaylar buradan sonra arapsaçına döndü. Ivy kimse mutsuz olmasın herkes yaşamına devam etsin diye kendisini kızgın suların içerisine attı. Ve o dakikadan sonra gözyaşlarım sel olup akmaya başladı. Ahh Ivy kızım sen neler yaptın ya?! :’(

Yukarıda da dediğim gibi bu aralar kitaplar konusunda çok talihsizim. Sonları ile ya beni hüngür hüngür ağlatan kitaplar okuyorum ya da beni mutsuz eden. Veya Kurucunun Kızı gibi karmaşık duygularla beni sarıp sarmalayan… Kitabı sevdim mi? Sevdim. Peki konuyu sağlam buldum mu? Buldum ama yazar bence daha detaya inip daha kalın sayfalı bir kitap ortaya çıkartabilir ve ben de bu sayede daha çok Bishop sahnesi okurdum. Mesela Ivy’nin gün içerisinde ne yaptığını biliyorduk ama Bishop’ın gün içerisinde ne yaptığını bilmiyorduk. Mesela ben Bishop’ın mesleğinin ne olduğunu bile bilmiyorum. Gün içerisinde ne yaptığını da… Babasından sonra başkanlık koltuğuna o oturacak her ne kadar istemese de ama yine de birkaç bölüm Bishop’a ayrılabilirdi. Bunun dışında gerçekten hikayeyi kısa ve yüzeysel buldum. Daha derine inebilirdi. Yani kısacası ben kitabı çok sevdim arkadaş! 270 sayfa yetmedi bana! Nerede ikinci kitap getirin bana! Çabuk! Bishop’ıma ne olacak çooook merak ediyorum.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4,5!

thz3y

damy (1)

Reklamlar

İki Hayat Arasında – Jessica Shirvington / İnceleme


26acd6e5-b74a-4ad5-bf8c-c60816b92f68

Kitabın Adı : İki Hayat Arasında
Orijinal Adı : Between the Lives
Yazarın Adı : Jessica Shirvington
Çevirmen : Aslı Tümerkan
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Kasım, 2014
Sayfa Sayısı : 318
Tür : Genç Yetişkin/Romantik/Paranormal

Herkese merhaba ve iyi bayramlar!

10 yıllık arkadaşım olan sevgili Melis ile bir araya geldiğimizde fark ettik ki okumadığımız çok kitabımız var bu kitaplarımızın çoğu da aynı. Ve dedik ki bu kitapları bir etkinlik ile beraber okuyalım ve yorumlayalım. Etkinliğimizin ismini “Starry Books” koyduk ve Instagram’da #starrybooks hashtag’i ile paylaşıyoruz. Bol bol paylaştığımız resimlerimizi o hashtag adı altında bulabilirsiniz. :)

Linklerimizi de vermeden geçmeyelim değil mi? :))

Melis’in blogu: Duydum Zannettiklerim ( http://duydumzannettiklerim.blogspot.com.tr/ )
Melis’in Instagram hesabı:  @mnkbooks ( https://instagram.com/mnkbooks/ )
Yorum  Durağım Instagram hesabı: @yorumduragim ( https://instagram.com/yorumduragim/  )

Starry Books etkinliğimizin ilk kitabı ise Yabancı Yayınları imzası ile çıkan ve şu dakikadan sonra favori kitabım olan İki Hayat Arasında oldu.

“Çünkü bazı şeyler o kadar gerçektir ki onları iliklerine kadar hissedersin. Nerede olduğunun bir önemi yoktur, seninle gelirler.”

Kitaba başladığım an da kafam karışmadı desem yalan olur. Nasıl bir insan hem bir bedende aynı günü yaşarken ertesi gün farklı bir bedene geçip o günü farklı bir şekilde yaşayabilir ki? düşünsenize aynı günü iki kere yaşıyorsunuz. Ama farklı bedenlerde…  Ne kadar zor olduğunu kitabımızın ana karakteri olan Sabine’nın ağzından kitap boyunca dinliyoruz ama yine insan okurken düşünmeden edemiyor. Bir yaşamın bile zor günleri olurken ve o zor yaşamın zor günlerine adapte olmaya çalışırken bir de ikinci bir hayatı yaşamak? İnananın ben düşünürken bile zorlanıyorum.

Sabine’nin iki yaşamı da birbirinden o kadar farklı ki. Roxbury’de yaşadığı yaşamında annesiyle babasının eczanesi olup aynı zamanda küçük bir kız kardeşi vardır. Ve de diğer yaşamına göre çok uçarı yaşayıp serseri gibi takılmaktadır. Tabii ki de arkadaşları bir o kadar çılgındır. Wellesley’de ki yaşamı ise Roxbury’de ki yaşamının tam tersidir. Annesi ile babası ayrı olup çok zenginlerdir ve ailenin en küçüğü olduğu için Sabine’nin her istediği yapılmaktadır. Ayrıca buradaki ailesinde Sabine’ye göre iki tane baş belası abisi vardır. Roxbury ve Wellesley hayatlarında değişmeyen tek şey ise kızımızın ismidir.

18 yaşında olan Sabine, 18 yıl boyunca bu sırrını korumuştur. Çünkü bunu kimsenin bilmemesini istiyordur yoksa söylediği anda onun deli olduğunu düşünmeye başladığını düşünecektir. Zaten son zamanlarda iki dünyası arasında değişen fiziksel olaylardan zaten kendisi kafayı sıyıracak durumdadır. 18 yıldır bir dünyada herhangi bir yerini incitse, herhangi bir hastalık geçirse gece olup diğer dünyasına geçtiğinde bu tip fiziksel özelliklerde onunla beraber diğer dünyaya geçiyordur. Ama 18 yaşından sonra saçını da kestirse, kolunu da kırsa hiçbir şekilde diğer dünyaya geçmediğini gören Sabine artık diğer planları uygulamaya başlayabileceğini anlamıştır. Örneğin; intihar gibi…

18 yıl boyunca iki hayat arasında yaşamak kızımızı o kadar yormuştur ki artık bir hayatından pes etme vaktinin geldiğini düşünüyordur. Ama bu yaşamın hangisi olacağına ise o karar vermek zorundadır. İşte bu kısımlar o kadar acı ki anlatamam. :’(

İki hayatım vardı ama yine de sadece bir hayalettim.

Bir ara Sabine’ye o kadar dolmuştur ki Roxbury hayatındaki ebeveynlerine ona neler olduğunu anlatması ile sonuç deli hastanesinde bitmiştir. İşte oraya adımını atıp iki gün önce gördüğü Ethan’la tanıştıktan sonra tüm yaşamı hatta yaşamları alt üst olmuştur. Çünkü Roxbury’de Ethan’a aşık olması ile Wellesley’de ki ölümsüz aşkı Dex’i bile unutmaya başlamıştır. Düşünün Dex ile öpüşürken Ethan’ı düşünüyordur. O derece gönlünü Ethan’a kaptırmıştır.

Gözlerim birdenbire açıldı.
Ethan.
Cevap veremedim. Onu görmek nedense her şeyi daha gerçek, daha acı dolu hale getirmişti. Gözyaşlarım akıp duruyor, enseme doğru ilerliyordu.
Onun konuşmaya başlamasını diledim. Teselli edici, nazik ya da hatta buyurgan bir şey söylemesini.

Dex’i bilemem ama Ethan cidden aşık olunacak birisi. Bad Boy’un tam tersini düşünün. Good Boy! Resmen bir ara kitabın içerisine girip “Bana aşık ol Ethannnn!!!” diye çığlık çığlığa bağırasım geldi. O derece aşık olunacak, o derece mükemmel, o derece harika birisi.

Kitap olarak çok farklı bir temaya çok farklı bir konuya sahipti. Su gibi akıp giden bir kitaptı. Sayfaları ardı ardına nasıl çevirdiğimi hatırlamıyorum. Ama başlamamla bitmesi bir oldu. O kadar güzel o kadar harika ve o kadar yüreğime dokunan bir hikayesi vardı ki anlatamam. Sabine’nin çektiği acıları resmen ben de çektim. Ethan’a karşı yavaş yavaş aşık oldu ben de yavaş yavaş Ethan’a aşık oldum.  Sabine deli hastanesine yattı ve acı üstüne acı çekti, ben de çektim. O ağladı ben ağladım, o güldü ben de güldüm.

Ama öyle bir sonla bittik ki her şey hava da kaldı. Sanki yazar şimdi gidin yarın gelirsiniz der gibi öyle bi sonla bitir ki kitabı şoka uğradım. Zaten son 20 sayfa salya sümük ağlarken son iki sayfa kahkahalar atıyordum. O kadar iğrenç bir durumdaydım ki ben bile tiksindim kendimden. :D  Şaka bir yana bunun devamı nasıl gelecek ayol. Söylesene yazar! Ama o zamana kadar bu duygu karmaşasını bana yaşattığın için Allah belanı versin yazar!

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 100milyon!

5

damy (1)

Tutku Oyunları – Aleatha Romig / İnceleme


11866268_510085415823614_3689844516026092558_n

Kitabın Adı : Tutku Oyunları
Orijinal Adı : Consequences
Serinin Adı : Tutku Oyunları Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Aleatha Romig
Çevirmen : Gizem Yeşildal
Yayınevi : Arkadya Bitter Yayınları
Basım : Eylül, 2015
Sayfa Sayısı : 650
Tür : Karanlık, Gerilim, Dram, Erotik

İlk defa bir kitap hakkında ne düşüneceğimi, ne yazacağımı bilmiyorum. Öyle bir başlayıp öyle bir bitti ki anlayamadım. Fırtına gibi geldi geçti derler ya, hah öyleydi bu kitap. Fifty gibi başlayıp Tess Gerritsen romanları gibi bir kitap oldu benim için. İntikam soğuk yenir derler ya işte bu cümlenin hakkını çok iyi veriyor Tutku Oyunları.

Kitabın ilk 30 sayfasından sonra büyük bir ara verdim. Okumak istemedim kitabı. Ağır geldi bana. Midemi bulandırdı. Ama okuyucuların yaptıkları yorumları gördükten sonra ki özellikle arkadaşlarımın yaptıkları yorumları gördükte sonra kitaba devam etme kararı aldım. Ama daha sonrası için. Ama Merve’nin kitabı benden önce okumasıyla bu kararımın tarihi öne çekilmiş oldu. Merve, kitabın sonunu o kadar büyük bir şok ifadesiyle belli etti ki dayanamadım ve kitabı elime alarak okumaya başladım. Hazır ikimizde aynı kitabı okurken yarım kalan Yaz Okuma Şenliğimizi de bir şekilde devam ettiririz diye düşündük.

Ama okurken hala kitabı elimden bırakmamı sağlayacak şiddet öğeleri vardı. Bir kadının bu kadar ezilip ve aşağılanıp şiddet görmesi inanın beni çıldırttı. Özellikle bir sahne vardı ki resmen kitabı parçalayacaktım. Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz ve insanlar hala bunu yapabiliyor mu acaba diye düşünüyor insan ama gündemdeki haberler ile çevremize baktığımız zaman bunların gerçekten var olduğunu ve üstünün örtüldüğünü görüyoruz, ne yazık ki…

Kitap dediğim gibi Fifty Shades of Grey gibi başladı. Tabii daha çok Fifty’nin abisi gibiydi Anthony Rawlings. Boy pos, kilo, yakışıklılık bakımından Fifty ile karşılaştıramam ama yaşça cidden çoook büyüktü. Adamımız 45 yaşında. Ama tabii ki yaşını göstermiyor. Ayol tabii göstermez o kadar parası var yaptırmıştır bir botoks diye düşünmüyor değil insan. :D

Erkek karakterimiz bu kadar heybetli iken hem de her yönden, kızımız tam tersi bir o kadar zayıf birisi. Üniversiteyi yeni bitirmiş, meteorolog olarak hem de. Daha sonra bir kanalda çalışmaya başlamış ama ne hikmetse kanal kısa bir süre sonra batmış ve kızımız borç yatağı içinde yüzmeye başlamış. Tabii hemen bir iş bulması gerekiyordu ve o da bir barda barmen olarak çalışmaya başlamış. Bu arada kızımız 25 yaşında. Yani Anthony’e göre bayaaaa bir genç. Ali Ağaoğlu ile sevgilisi gibi düşünün aynı öyle.

Bir gün bara gelen über yakışıklı Anthony, barmen kızımızın dikkatini çekmek için elindne geleni yapar ve başarılarının sonucuna da çoook güzel bir şekilde ulaşır. Hem de ne büyük bir zaferdir onun için. Kızımızı alır ve bir saraydan daha büyük evine hapseder. Hem de o koca eve kıyasla küçük bir odasına. Tabii hapsetmekle kalsa neyse… Ne kadar iğrenç zulüm ve pislik yöntemi varsa kızın üstünde dener. Hem de kızın bunlara katlanmasının şart olduğunu söyleyerek. Çünkü o mükemmel ve kahraman Anthony, kızımızın borç havuzunu boşaltmış ve onu o borç havuzundan kurtararak refah bir yaşamın içine almıştır. Mi acaba?

Şimdi insan oturup düşünüyor. Acaba o kız borç havuzunda yüzüp barmen olarak gece gündüz çalışıp alnının teriyle parasını kazanıp borçlarını mı ödeseydi yoksa bir peçeteye atılan imzalar doğrultusunda zorbacı bir pislik olan Anthony’nin zulmüne boyun mu eğseydi. İnsan gerçekten durup durup bunları düşünüyor.

İlerleyen bölümlerde gerçekten Anthony’i hadım etmek isteyeceksiniz. Hem de defalarca. Milyonlarca. Ben her seferinde bir kaşık suda boğdum. Bu kadar saplantılı bu kadar manyak bu kadar oyuncu bir karakter daha tanımadım ben arkadaş! İnşallah öyle bir belanı bulursun ki neye uğradığını şaşırır, farkına vardığında da iş işten geçmiş ve sen de gebermiş olursun! Özellikle de Claire’ye çektirdiklerin bir bir burnundan gelir.

Her şeyi geçtim, sevgili yazar manyak mısın canım? Cicim bu kitabı hangi kafayla yazdın azıcık anlatsana bize. Ne içtin? Valla söylemeyeceğiz kimseye. Fısılda kulağımıza. Bizden sır çıkmaz bak. Deli karı! Bu kurgu ne?! Resmen kahrettin lan beni! Anthony’den sonra ikinci manyakta sensin be! Resmen şoka girerek bitirdim kitabı. Ama ben, kitabın yarısında karakterleri evlendirdiğin zaman anlamalıydım kitapta bi pokluk olduğunu. Resmen son 50 sayfa ile şok üstüne şok yaşattın bana. Tamam sonunu okumadan ara ara ipuçları yakalamıştım ama o son ki bölüm neydi anacım?! Azıcık anlatsana. Neden yani? Neden böyle devam etmek zorunda?! İlla okutacak mısın ikinci kitabı bana?! Hem de hemen şimdi! Okumuyorum! İsyan ediyorum arkadaş. Önce ağız dolusu Anthony’e küfür etmem lazım. Sonra da belasını bulması için. Daha sonra durgunluk molasına girip sonra devam etmem lazım seriye.

Sırf geçmiş ve geleceği mükemmel bir şekilde bağlayıp harika bir kurgu ortaya çıktığı için 5 üzerinden 4 veriyorum kitaba. O beni çıldırtan ve yer yer midemi bulandıran sahneler olmasaydı 5 üzerinden 100 alacaktın sevgili kitap. Ama ne yazık ki veremicem içimden gelmiyor…

Ve son olarak: ALLAH BELANI VERSİN ANTHONY!

4

damy (1)