It Ends With Us – Colleen Hoover / İnceleme


it-ends-with-us-cover

Kitabın Adı : It Ends With Us
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Basım : Ağustos, 2016
Sayfa Sayısı : 384
Tür : New Adult/ Romance/ Günümüz

Herkese merhaba!

Hazır okuma hızım artmışken ve yeni çıkan kitapların sayısı çoğalmışken ben de dayanamayıp yorum üstüne yorum yazasım geliyor. Haliyle ben de koşa koşa buraya geliyorum. Bugün inceleyeceğim kitap ise Colleen Hoover’ın yeni kitabı It Ends With Us. Yaklaşık 6 haftadır raflarda birinciliği hiçbir kitaba bırakmıyor kendileri. İlk çıktığı sıralarda ben de 1Q84 canavarını okuduğum için sadece Kindle’a indirmekle kaldım ve iki gün önce okumaya başladım. Yaklaşık 24 saat içerisinde de bitirdim, hem de boğazımda yutkunamadığım kocaman bir yumru ile…

Kitabı ilk okumaya başladığım anda çok heyecanlıydım. Çünkü aylardan sonra ilk defa CoHo kitabı okuyacaktım. bu yüzdendir ki kitaba bir açlıkla başladım. Hem de ne açlık, ilk bölümleri okurken gözlerim döndü resmen. It Ends With Us, klasik CoHo romanı şekilde başladı. Günümüzü yaşayan bir erkek ve bir kadının bir şekilde yolları kesişir ama bu iki gencin geçmişleri karanlıktır ve yavaş yavaş birbirlerini tanıdıkça bu karanlık geçmişleri bacalardan sıyrılan siyah dumanlar gibi sıyrılır gün yüzüne çıkar ve birbirlerine anlatmak durumunda kalırlar. Ve de anlatırlar… Anlattıktan sonra belki kısa bir ayrılık olur ya da uzun bir ayrılık. Ama bir şekilde birbirlerine kavuşurlar. Tabii kitapta bunlar işlenirken yavaş yavaş okuyucunun damarlarına kadar işlenir ve okuyucu birer kitap karakteri olur. Karakterle hangi duyguyu hissederse okuyucu da o duyguyu hisseder çünkü artık ortada bir adet okuyucu-karakter ikilisi vardır. İşte ben bu sebepten dolayı CoHo’nun kitaplarını okumayı çok seviyorum. Gerçekten ve gerçekten kaliteli kitaplar yazıyor.

Ama nedense bu kitabında o kaliteyi hissedemedim…

Neden mi? Aslında bir çok sebebi var ama öncelikli sebeplerden bir tanesi ise kitabın çok hızlı işlenmesi. Klasik bir CoHo kitabı gibi değildi. Karakterler tesadüf eseri tanıştı, tamam. Bir şekilde geçmişleri gün yüzüne çıktı, o da tamam. Ama bir an da nasıl sevgili olup nasıl bir an da evlendiler, nasıl bir anda geçmişlerinde yaşadıklarını hatırlayıp günümüzde geçmişlerinde yaşadıklarına bağlandılar veya geçmişlerinde söz verdikleri şeylere bağlandılar hiç bilmiyorum, işte cidden o kısım ben de yok. Üst paragrafta bahsetmeyi unutmuşum ama klasik bir CoHo kitabında bolca hüzün, dram ve de bol bol gözyaşı vardır. Bu kitabında ise bolca acı vardı. Belli bir kısımdan sonra her satırını okudukça içim dağlandı, karakterin yaşadığı acıları hissettim ama açıkçası bu sefer kendimi karakterin yerine koymak istemedim. Yapamadım… O acıyı kaldıramazdım. Zaten okurken yeterince acı çektim bir de kendimi o karakterin yerine koysaydım depresyona girebilirdim.  

Bana göre bu kitabın yazılmasının iki amacı var; bir yazarın bu kitabı yazmasında ki amaç (ki bu amaç cidden yürekleri paramparça ediyor), iki okuyucunun bu kitaptan çıkartması gereken dersler. İkinci amacı açacak olursak eğer, her kim olursa olsun ister doktor, ister işsiz, ister kral, ister vezir hiç fark etmez eğer ki o erkek şiddete eğilimliyse veya o erkek geçmişinde yaşadığı ağır şokların üstesinden gelememişse ve de bu ağır şokların etkisi ile şiddet gösteriyorsa ve bu şiddeti bir kez gösterdiyse emin olun devamı da geliyor. Yani bir kadın olarak boynu büküp davranıp affetmeyin onları. Kadınlar nasıl acı çekiyorsa onlarda çekmeli. Ama tabii bunu söylerken bazı kadınlar ne yazık ki mağdur. Aynı yazarımızın annesi gibi… Aynı kitabımızın karakteri Lily gibi… Evet kitabımız gerçek bir öyküye dayanıyor. Yazarımızın annesinin hayatına… Bir kadının nasıl geçmişinde eşinden şiddet gördüğünü, nasıl bunun üstesinden gelip kaçtığını, nasıl kendi ayaklarının üstünde durup önce kendine cesaret verip sonra çocuklarını cesaretlendirdiğini görüyoruz. Annesinin hikayesini yazması ilk amaca girdiği için şimdilik onu bir kenara alıyorum ve ikinci amacı açmaya devam ediyorum. Her kim olursa özellikle bir kız çocuğu bir şekilde dönüp dolaşıp babasına benzeyen bir erkeği ya sevgili olarak buluyor ya da bir koca… Yani bu gerçekten bir kaçışımızın olmadığını dolu dolu olarak gösteriyor sevgili yazar.

Yazarın ilk amacına dönecek olursak eğer ‘Yazarın Notu’na kadar kadar bu kitabın gerçek bir hayat hikayesine dayandığını anlamıyoruz ama kitabın konusunun her kadının başına gelebileceğini biliyoruz, hele ki bizim ülkemiz söz konusu olunca bu oran yükseliyor. Ama o son bölümü okuduğumuz zaman yazarın çocukken neler yaşadığını görüyoruz, gerçekten acı bir geçmişi var ama annesi bir şekilde cesaret bulup o hayattan sıyrılmış.

Kitabın karakterlerine ve konusuna kısacak değinecek olursak Lily, 23 yaşında bir şekilde ayaklarının üstünde durabilmek için babasından kaçmış ve üniversiteye gitmiştir. Çünkü annesini bir şekilde o adamı bırakmasını sağlayamamış ama kendisi o adamdan kaçmıştır. Annesi kadar o da babasından acılar çekmiştir. Özelli evsiz bir erkeğe aşık olunca bu şiddet daha da artmıştır. Bu evsiz kim mi? Masmavi gözleri olan yakışıklı erkeğimiz Atlas. Kitapta sevdiğim tek karakter diyebilirim. Tek başına ayaklarının üstünde durabilen, sözünün eri, istediğini başaran ve kararlı birisi… Her ne kadar Lily, Atlas’ın sözünü tutmadığını düşünse de gerçekleri acı bir şekilde öğrenmiştir. Kitabımızın diğer karakteri ise zengin, yakışıklı ve bir beyin cerrahı olan erkeğimiz Ryle’dir. Dış görünüşü mükemmel olsa da her insanın içi bambaşka olabilir ve de Ryle bu savı yüzde yüz kanıtlayan yürüyen canlımızdır. Lily ile birbirleri ile aşık olduktan sonra gerçek yüzü bir şekilde ortaya çıkmıştır ama tabii bu yaptıklarının dayandığı gerçek bir sebep vardır ki bu en acısıdır.

“He’s not like my father. He can’t be. He’s nothing like that uncaring bastard.”

Bana kalsa bu kitap Atlas ve Lily daha çok ön planda olarak yazılırdı ama yazarımız annesinin gerçek hikayesine dayanarak yazdığı için Lily ve Ryle ön planda olup Atlas, Lily için bir kaçış yoludur. Lily ve Ryle arasında ki aşk ne kadar tutkulu ise Lily ile Atlas arasındaki aşk bir o kadar ölümsüzdür. Ki bu hayatta hangi tarafın kazanacağını bir kez daha görmüş olduk.

“In the future… if by some miracle you ever find yourself in the position to fall in love again… fall in love with me.”

Yukarıdaki yazdıklarımla beraber kitaba karşı hissettiğim duyguları umarım bir şekilde size yansıtabilmişimdir. Veya kitabı kısaca anlatabilmişimdir. Nedense okuduğum kitaplar gerçek yaşam hikayelerine dayandığı zaman bir kat daha üzülüyorum ve hüzünleniyorum. Yazarın notunu okuduğum zaman içim bir kez daha buruldu ve bir kez daha üzüldüm. Umarım kadınların başına gelen bu tip olaylar bir an önce biter ve huzurlu bir şekilde yaşayabilirler.

Bu kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

damy (1)

Reklamlar

1Q84 – Haruki Murakami / İnceleme


0000000395746-1

Kitabın Adı : 1Q84
Yazarın Adı : Haruki Murakami
Çevirmen : Hüseyin Can Erkin
Yayınevi : Doğan Kitap
Basım : Nisan, 2012
Sayfa Sayısı : 1256
Tür : Dünya Edebiyatı / Bilim-Kurgu

Aylardan sonra herkese merhabaaaaaaaaaa!!!

Azıcık daha beklesem resmen bir yıl sonra yeni bir kitap incelemesi yazmış olacaktım. Ama n’apim dayanamadım daha fazla… Şaka bir yana yurt dışı eğitimimdi, seyahatlerimdi, sınavlarımdı vs. derken ancak yeni yeni kitaplarıma kavuşabildim. 6 ay resmen bebeklerimden uzak kaldım. Her gün resimlerine bakarak hasret giderdim. Sanki sevgilisine kavuşacak bir aşık gibi günler saydım onlara kavuşabilmek. O kadar çok özledim ki onlara kavuşur kavuşmaz yanlarına yeni yeni kardeşler almaya başladım. Tabii bu arada her daim yanımda olan Kindle’ımı ise hiçbir zaman sevgisiz bırakmadım ve hala da bırakmıyorum. Zaten bırakamam da o benim İngilizce aşkımın ateşini her gün tazeleyen bir kaynak. Bebeğim benim, gözüm gibi bakıyorum ben ona. Bu kadar sevgi konuşmasından anlayacağınız üzere kitaplarımı çok özledim, kitap okumayı çok özledim, kitapla ilişkili olan herhangi bir şeyi bile çok ama çok özledim. Ve bugün burada aylar sonra elime aldığım ilk basılı kitap olan 1Q84’ü sizlere inceleyeceğim.

Görünüş sizi aldatmasın. Gerçek daima tektir.

Kitabın incelemesine başlamadan önce neden aylar sonra bu kitabı seçtiğimi size kısaca açıklamak istiyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi tamı tamına 6 ay kitaplarımdan uzak kaldım. Haliyle üstümde bir kitap okuma açlığı vardı ve ben de elime geçen ilk kalın kitaba resmen saldırarak başladım. Altını çizerek söylüyorum gerçekten saldırarak okumaya başladım. Bu yüzdendir ki bir oturuşta kitabın neredeyse yarısını bitirdim. Bu arada belirtmek zorundayım kitap 1300 sayfacık… Kitaba çok güzel bir sevinçle başladım ama buruk bir sevinçle de bitirmek zorunda kaldım. Bu benim ilk Haruki Murakami kitabımdı. 1Q84 ile bu yazara başlamakla doğru bir şey mi yaptım yoksa yanlış bir şey mi bilmiyorum ama bu yazara uzun bir ara verdikten sonra yeni bir kitabını okumak istiyorum. Çünkü yazarın dili akıcı olmasının yanı sıra bir o kadar da okuyucuyu tatmin eden bir özelliğe sahip. Yani kısacası kitapları okuyucuyu doyuruyor. Ben de 1Q84’ü okurken doydum hatta neredeyse kusma kısmına geldim ve bu noktaya geldiğim anda da kitap elimde resmen sürünmeye başladı. Keşke bu hale gelmeseydim… Genel bakış açısıyla baktığımızda 1Q84’e düşüncelerim bunlar. Hadi gelin bir de incelemesini yapalım.

1Q84, 3 kitaptan oluşuyor ve her kitap 3 aylık bir süreci kapsıyor. 1300 sayfalık kitabın toplam süreci ise 8 aydan oluşuyor. Şimdi buradan yola çıkarak kitabın ne kadar dolu dolu olduğunu tahmin edebilirsiniz. 1Q84, 3 kitaptan oluştuğu için ben ona bir seri diyorum. İlk kitap olaylara giriş kitabıydı. Karakterler kimdir, nereden gelmiştir, ne yapıyordur, birbirleri ile ilişkileri nasıldır, bundan sonra ilişkileri nasıl olacaktır, karakterlerin yaşamları nasıl olacak, hangi olaylara buluşacaklarının az çok tahmin edebileceğimiz klasik bir serinin ilk kitabı olarak düşünün. Bu kitapta baş karakterlerimiz Aomema’yı, Tengo’yu, Fukaeri’yi, Komatsu’yu, Madam’ı ve Tamaru’yu yakından tanıyoruz. Genel hatlarıyla baktığımızda her 3 kitabında tüm karakterleri bu kişilerden ibaret. 2 veya maksimum 3 kişi ek olarak 1Q84 kitabına katılıyor. Haliyle kitabı okurken karakterleri çok yakından tanıyabiliyoruz ve belli bir zaman geçtiği taktirde onların yerine düşünüp neler yapabileceğini tahmin edebiliyoruz. Ben ikinci kitaptan sonra çoğu olay örgüsünü çözmüştüm ve de bundan sonra neler olabileceğini tahmin edebiliyordum. İkinci kitaptan sonra beni şaşırtan 2 veya 3 olay olmuştur. Onun dışında zaten 3. kitabı bayılarak okudum. 3. kitaptan sonra 1Q84 resmen elimde 2 hafta süründü. Hatta okurken bir ara Harry Potter and the Cursed Child kitabını araya sokup okuyup bitirdim. Düşünün ben ki bir kitabı bitirmeden başka bir kitaba geçmeyen insan başka bir kitabı okudum bitirdim. Şimdi burada küçük bir reklam arası verecek olursam eğer Harry Potter’ında 8. kitabı bana göre çok ama çok kötüydü. Şahsen yazar alelen eline alınmış bir taş parçasını denize fırlatıp atarmışçasına çocukluk hayallerimi fırlatıp attı. Keşke ama keşke o kitap denilen ama benim için hayallerimi yıkan yaratığı hiç okumasaydım da Harry Potter hayal dünyamda ki gibi kalabilseydi… Ve de reklamlar bitti…

1Q84’e geri dönecek olursak eğer Aomema, 30 yaşına adım adım yaklaşan görünürde bir spor hocası gerçekte ise bir katildir. Ama katil olmasının temellerinde haklı sebepler yatmaktadır. Öldürdüğü insanlar, genellikle bunlar erkek oluyor, eşlerine eziyet çektirmiş ve hatta eşlerini intihara sürükleyen insanlardır. Aomema, bu arada adının anlamı Bezelye’dir, bu işi yapmasını isteyen neredeyse 70 yaşındaki varlıklı bir kadın olan Madam’dan emir alıyor ve kendilerince toplumsal görevini/görevlerini yerine getiriyordur. Şimdi ben bu cümleleri yazınca kitabın bir cinayet romanı olduğunu düşündünüz değil mi? Cıkss! Ne yazık ki bir cinayet-polisiye romanı değil. Ben de ilk bölümleri okurken bunu düşünmüş hatta doğra sonra hayal kırıklığına uğrayacağımı düşünmüştüm. Ama hayal kırıklığım başlamadan sonra erdi çünkü kitap yer yer bir ütopya kitabı yer yer paralel evren konusu işleyerek bir bilim-kurgu kitabı çıktı. Böyle güzel karışımlı bir kitap olunca da benim için tadından yenmez bir kitap haline geldi. Ta ki 3 kitaba kadar… Aomema’ya geri dönecek olursak bir gün yine karanlık işini yapmak için yola çıkmıştır ve taksici 3. Başkent Otoban hattının daha boş olacağını düşünerek oradan yoluna devam etmektedir. Ama her şey taksicinin düşündüğü gibi gitmemektedir ve 3. Başkent Otoban hattında milim kımıldanacak yer yoktur. Haliyle taksici Aomema’ya bir öneri sunar ve acil durum merdiveninden inerek hızlıca gideceği yere varabileceğini söylemektedir. Ama bir sorun vardır Aomema bu zamana kadar o hatta bir tane acil durum merdivenin olduğunu bilmemektedir ve de bu durum onu şüphe içerisinde sokmuştur. Ama gideceği yere geç kalmak istemeyen Aomema, taksiciyi dinleyip merdivenlerden inmeye karar verir ve de orada gerçekten de bir merdiven vardır. Ve de o merdivenden inmesiyle beraber Aomema’nın tüm hayatı değişmiştir. Hem de ne değişme… Dip not olarak 1Q84 isminin Aomema’dan geldiğini söylemeden geçemeyeceğim.

İstesem de istemesem de, ben bu “1Q84”teyim. Benim bildiğim 1984 artık yok. Şimdi 1Q84 yılındayız. Hava değişti, manzara değişti. Ben bu soru işareti ekli dünyanın haline, olabildiğince çabuk ayak uydurmak zorundayım. Yeni bir ormana bırakılmış bir hayvanla aynı durumdayım. Kendimi koruyup, hayatta kalabilecek için o yerin kurallarını bir an önce özümsemeli, uyum sağlamalıyım.

Kitabımızın diğer ana karakterlerinden birisi olan Tengo Kavana ise üniversitede matematik bölümünü bitirip bir dershanede matematik öğretmenliği yapmaktadır ve de derslerine giren her öğrenci ona hayrandır. Çünkü matematik gibi zor bir dersi öğrencilerine eğlenceli ve sevgili bir dille öğreterek öğrencilerinin bu dersi sevmelerini sağlamaktadır. Tengo’da Aomema gibi aynı şekilde 30 yaşına yaklaşmaktadır. Bir işkillendiniz değil mi, değil mi? Ben de okurken işkillenmiştim. Çünkü bu baş karakterlerimizin bir şekilde birbirine bağlı olduğunu düşünüyordum ve de bu bende ampulün yanmasına neden oldu. Belli bir süre geçtikten sonra karakterimizin ilkokul arkadaşı olduğunu öğrendikten sonra hikayenin konusu ve hikayenin karakterleri bir şekilde birbirine bağlanmaya başladı. Hem de yavaş yavaş, ilmek ilmek… Tengo öğretmenlikten kalan boş zamanlarında amatör yazarlık yapmaktadır ve bir gün karşısına Pupa Hava gibi çok değişik bir ise sahip bir kitabı yazan Fukaeri ile yolları kesişir. Hem de ne kesişme! Resmen kitaptaki herkesin tüm hayatı tepe takla olmuş ve yuvarlana yuvarlana hayatlarına devam etmektedir. Çünkü bu kitabı yazan sevgili kızımız çok değişik bir yerden gelmektedir. Fukaeri’nin geçmişi o kadar farklıdır ki bu farklılıktan dolayı da kitabımızın yazarı olan kızımızda bir o kadar farklıdır. Kısacası kendisi farklıdır, geçmişi farklıdır, kitabı da haliyle çok farklıdır ama bundan sonra değiştireceği insan yaşamları ise daha da farklıdır.

Ben birilerinden tiksinerek, nefret ederek, öfke duyarak yaşamaktan yoruldum. Hiç kimseyi sevemeden yaşamaktan da yoruldum. Tek bir arkadaşım bile yok. Bir kişi bile. Dahası kendimi sevmeyi bile başaramıyorum. Neden kendimi sevemiyorum, çünkü başkasını sevemediğim için. İnsan birilerini sevmek ve birileri tarafından sevilmek yoluyla, kendini sevme yöntemi bulur. Söylediklerimi anlıyor musun? Birilerini sevemeyen bir insan, kendisini de doğru dürüst sevemez.”

Kısaca söylemek gerekirse Pupa Hava kitabı her şeyi değiştirmiş, değiştirmekle kalmamış her şeyi kördüğüm haline getirmiştir.

Yukarıda kısaca bahsettiğim gibi kitapta fazla karakter yok ve bu da kitabın kalitesini fazlasıyla arttırıyor çünkü kitabın karakterlerini yakından tanıdığımızla kalmayıp onların benliğine bürünüyoruz. Ayrıca kitabın konusununda diğer kitaplardan farklı olması, yazarın bu konuyu ince ince dokumasıyla resmen tadından yenmez bir eser ortaya çıkartıyor. Ama ne yazık ki çok uzun bir eser ortaya çıkıyor. Şu an Doğan Yayıncılık her ne kadar 1Q84’ü 3 ayrı kitap şeklinde çıkartsa da ne yazık ki benim elimdeki tek kitap şeklindeydi ve kitap bitmeden elimden bırakamadım. İlk iki kitapta bütün olaylar anlatıldığı ve bu anlatılanlara karşılık az buçuk gelecekte olanları tahmin ettiğimden dolayı 3. kitap çok sıkıcı geldi bana. Bu yüzdende kitabı bitirmem uzadı da uzadı. Ama bir şekilde kitabı bitirdim. Bitirir bitirmez de yorum girmeye karar verdim yoksa kitaptan gittikçe soğuyacak yorumunu da yazmayacaktım. Kendimi şahsen bu konularda gayet iyi biliyorum. Uzun lafın kısası bu benim ilk Murakami kitabım ve de son olmayacak. Diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum. Ama uzun bir aradan sonra…

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

damy (1)