It Ends With Us – Colleen Hoover / İnceleme


it-ends-with-us-cover

Kitabın Adı : It Ends With Us
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Basım : Ağustos, 2016
Sayfa Sayısı : 384
Tür : New Adult/ Romance/ Günümüz

Herkese merhaba!

Hazır okuma hızım artmışken ve yeni çıkan kitapların sayısı çoğalmışken ben de dayanamayıp yorum üstüne yorum yazasım geliyor. Haliyle ben de koşa koşa buraya geliyorum. Bugün inceleyeceğim kitap ise Colleen Hoover’ın yeni kitabı It Ends With Us. Yaklaşık 6 haftadır raflarda birinciliği hiçbir kitaba bırakmıyor kendileri. İlk çıktığı sıralarda ben de 1Q84 canavarını okuduğum için sadece Kindle’a indirmekle kaldım ve iki gün önce okumaya başladım. Yaklaşık 24 saat içerisinde de bitirdim, hem de boğazımda yutkunamadığım kocaman bir yumru ile…

Kitabı ilk okumaya başladığım anda çok heyecanlıydım. Çünkü aylardan sonra ilk defa CoHo kitabı okuyacaktım. bu yüzdendir ki kitaba bir açlıkla başladım. Hem de ne açlık, ilk bölümleri okurken gözlerim döndü resmen. It Ends With Us, klasik CoHo romanı şekilde başladı. Günümüzü yaşayan bir erkek ve bir kadının bir şekilde yolları kesişir ama bu iki gencin geçmişleri karanlıktır ve yavaş yavaş birbirlerini tanıdıkça bu karanlık geçmişleri bacalardan sıyrılan siyah dumanlar gibi sıyrılır gün yüzüne çıkar ve birbirlerine anlatmak durumunda kalırlar. Ve de anlatırlar… Anlattıktan sonra belki kısa bir ayrılık olur ya da uzun bir ayrılık. Ama bir şekilde birbirlerine kavuşurlar. Tabii kitapta bunlar işlenirken yavaş yavaş okuyucunun damarlarına kadar işlenir ve okuyucu birer kitap karakteri olur. Karakterle hangi duyguyu hissederse okuyucu da o duyguyu hisseder çünkü artık ortada bir adet okuyucu-karakter ikilisi vardır. İşte ben bu sebepten dolayı CoHo’nun kitaplarını okumayı çok seviyorum. Gerçekten ve gerçekten kaliteli kitaplar yazıyor.

Ama nedense bu kitabında o kaliteyi hissedemedim…

Neden mi? Aslında bir çok sebebi var ama öncelikli sebeplerden bir tanesi ise kitabın çok hızlı işlenmesi. Klasik bir CoHo kitabı gibi değildi. Karakterler tesadüf eseri tanıştı, tamam. Bir şekilde geçmişleri gün yüzüne çıktı, o da tamam. Ama bir an da nasıl sevgili olup nasıl bir an da evlendiler, nasıl bir anda geçmişlerinde yaşadıklarını hatırlayıp günümüzde geçmişlerinde yaşadıklarına bağlandılar veya geçmişlerinde söz verdikleri şeylere bağlandılar hiç bilmiyorum, işte cidden o kısım ben de yok. Üst paragrafta bahsetmeyi unutmuşum ama klasik bir CoHo kitabında bolca hüzün, dram ve de bol bol gözyaşı vardır. Bu kitabında ise bolca acı vardı. Belli bir kısımdan sonra her satırını okudukça içim dağlandı, karakterin yaşadığı acıları hissettim ama açıkçası bu sefer kendimi karakterin yerine koymak istemedim. Yapamadım… O acıyı kaldıramazdım. Zaten okurken yeterince acı çektim bir de kendimi o karakterin yerine koysaydım depresyona girebilirdim.  

Bana göre bu kitabın yazılmasının iki amacı var; bir yazarın bu kitabı yazmasında ki amaç (ki bu amaç cidden yürekleri paramparça ediyor), iki okuyucunun bu kitaptan çıkartması gereken dersler. İkinci amacı açacak olursak eğer, her kim olursa olsun ister doktor, ister işsiz, ister kral, ister vezir hiç fark etmez eğer ki o erkek şiddete eğilimliyse veya o erkek geçmişinde yaşadığı ağır şokların üstesinden gelememişse ve de bu ağır şokların etkisi ile şiddet gösteriyorsa ve bu şiddeti bir kez gösterdiyse emin olun devamı da geliyor. Yani bir kadın olarak boynu büküp davranıp affetmeyin onları. Kadınlar nasıl acı çekiyorsa onlarda çekmeli. Ama tabii bunu söylerken bazı kadınlar ne yazık ki mağdur. Aynı yazarımızın annesi gibi… Aynı kitabımızın karakteri Lily gibi… Evet kitabımız gerçek bir öyküye dayanıyor. Yazarımızın annesinin hayatına… Bir kadının nasıl geçmişinde eşinden şiddet gördüğünü, nasıl bunun üstesinden gelip kaçtığını, nasıl kendi ayaklarının üstünde durup önce kendine cesaret verip sonra çocuklarını cesaretlendirdiğini görüyoruz. Annesinin hikayesini yazması ilk amaca girdiği için şimdilik onu bir kenara alıyorum ve ikinci amacı açmaya devam ediyorum. Her kim olursa özellikle bir kız çocuğu bir şekilde dönüp dolaşıp babasına benzeyen bir erkeği ya sevgili olarak buluyor ya da bir koca… Yani bu gerçekten bir kaçışımızın olmadığını dolu dolu olarak gösteriyor sevgili yazar.

Yazarın ilk amacına dönecek olursak eğer ‘Yazarın Notu’na kadar kadar bu kitabın gerçek bir hayat hikayesine dayandığını anlamıyoruz ama kitabın konusunun her kadının başına gelebileceğini biliyoruz, hele ki bizim ülkemiz söz konusu olunca bu oran yükseliyor. Ama o son bölümü okuduğumuz zaman yazarın çocukken neler yaşadığını görüyoruz, gerçekten acı bir geçmişi var ama annesi bir şekilde cesaret bulup o hayattan sıyrılmış.

Kitabın karakterlerine ve konusuna kısacak değinecek olursak Lily, 23 yaşında bir şekilde ayaklarının üstünde durabilmek için babasından kaçmış ve üniversiteye gitmiştir. Çünkü annesini bir şekilde o adamı bırakmasını sağlayamamış ama kendisi o adamdan kaçmıştır. Annesi kadar o da babasından acılar çekmiştir. Özelli evsiz bir erkeğe aşık olunca bu şiddet daha da artmıştır. Bu evsiz kim mi? Masmavi gözleri olan yakışıklı erkeğimiz Atlas. Kitapta sevdiğim tek karakter diyebilirim. Tek başına ayaklarının üstünde durabilen, sözünün eri, istediğini başaran ve kararlı birisi… Her ne kadar Lily, Atlas’ın sözünü tutmadığını düşünse de gerçekleri acı bir şekilde öğrenmiştir. Kitabımızın diğer karakteri ise zengin, yakışıklı ve bir beyin cerrahı olan erkeğimiz Ryle’dir. Dış görünüşü mükemmel olsa da her insanın içi bambaşka olabilir ve de Ryle bu savı yüzde yüz kanıtlayan yürüyen canlımızdır. Lily ile birbirleri ile aşık olduktan sonra gerçek yüzü bir şekilde ortaya çıkmıştır ama tabii bu yaptıklarının dayandığı gerçek bir sebep vardır ki bu en acısıdır.

“He’s not like my father. He can’t be. He’s nothing like that uncaring bastard.”

Bana kalsa bu kitap Atlas ve Lily daha çok ön planda olarak yazılırdı ama yazarımız annesinin gerçek hikayesine dayanarak yazdığı için Lily ve Ryle ön planda olup Atlas, Lily için bir kaçış yoludur. Lily ve Ryle arasında ki aşk ne kadar tutkulu ise Lily ile Atlas arasındaki aşk bir o kadar ölümsüzdür. Ki bu hayatta hangi tarafın kazanacağını bir kez daha görmüş olduk.

“In the future… if by some miracle you ever find yourself in the position to fall in love again… fall in love with me.”

Yukarıdaki yazdıklarımla beraber kitaba karşı hissettiğim duyguları umarım bir şekilde size yansıtabilmişimdir. Veya kitabı kısaca anlatabilmişimdir. Nedense okuduğum kitaplar gerçek yaşam hikayelerine dayandığı zaman bir kat daha üzülüyorum ve hüzünleniyorum. Yazarın notunu okuduğum zaman içim bir kez daha buruldu ve bir kez daha üzüldüm. Umarım kadınların başına gelen bu tip olaylar bir an önce biter ve huzurlu bir şekilde yaşayabilirler.

Bu kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

damy (1)

Reklamlar

1Q84 – Haruki Murakami / İnceleme


0000000395746-1

Kitabın Adı : 1Q84
Yazarın Adı : Haruki Murakami
Çevirmen : Hüseyin Can Erkin
Yayınevi : Doğan Kitap
Basım : Nisan, 2012
Sayfa Sayısı : 1256
Tür : Dünya Edebiyatı / Bilim-Kurgu

Aylardan sonra herkese merhabaaaaaaaaaa!!!

Azıcık daha beklesem resmen bir yıl sonra yeni bir kitap incelemesi yazmış olacaktım. Ama n’apim dayanamadım daha fazla… Şaka bir yana yurt dışı eğitimimdi, seyahatlerimdi, sınavlarımdı vs. derken ancak yeni yeni kitaplarıma kavuşabildim. 6 ay resmen bebeklerimden uzak kaldım. Her gün resimlerine bakarak hasret giderdim. Sanki sevgilisine kavuşacak bir aşık gibi günler saydım onlara kavuşabilmek. O kadar çok özledim ki onlara kavuşur kavuşmaz yanlarına yeni yeni kardeşler almaya başladım. Tabii bu arada her daim yanımda olan Kindle’ımı ise hiçbir zaman sevgisiz bırakmadım ve hala da bırakmıyorum. Zaten bırakamam da o benim İngilizce aşkımın ateşini her gün tazeleyen bir kaynak. Bebeğim benim, gözüm gibi bakıyorum ben ona. Bu kadar sevgi konuşmasından anlayacağınız üzere kitaplarımı çok özledim, kitap okumayı çok özledim, kitapla ilişkili olan herhangi bir şeyi bile çok ama çok özledim. Ve bugün burada aylar sonra elime aldığım ilk basılı kitap olan 1Q84’ü sizlere inceleyeceğim.

Görünüş sizi aldatmasın. Gerçek daima tektir.

Kitabın incelemesine başlamadan önce neden aylar sonra bu kitabı seçtiğimi size kısaca açıklamak istiyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi tamı tamına 6 ay kitaplarımdan uzak kaldım. Haliyle üstümde bir kitap okuma açlığı vardı ve ben de elime geçen ilk kalın kitaba resmen saldırarak başladım. Altını çizerek söylüyorum gerçekten saldırarak okumaya başladım. Bu yüzdendir ki bir oturuşta kitabın neredeyse yarısını bitirdim. Bu arada belirtmek zorundayım kitap 1300 sayfacık… Kitaba çok güzel bir sevinçle başladım ama buruk bir sevinçle de bitirmek zorunda kaldım. Bu benim ilk Haruki Murakami kitabımdı. 1Q84 ile bu yazara başlamakla doğru bir şey mi yaptım yoksa yanlış bir şey mi bilmiyorum ama bu yazara uzun bir ara verdikten sonra yeni bir kitabını okumak istiyorum. Çünkü yazarın dili akıcı olmasının yanı sıra bir o kadar da okuyucuyu tatmin eden bir özelliğe sahip. Yani kısacası kitapları okuyucuyu doyuruyor. Ben de 1Q84’ü okurken doydum hatta neredeyse kusma kısmına geldim ve bu noktaya geldiğim anda da kitap elimde resmen sürünmeye başladı. Keşke bu hale gelmeseydim… Genel bakış açısıyla baktığımızda 1Q84’e düşüncelerim bunlar. Hadi gelin bir de incelemesini yapalım.

1Q84, 3 kitaptan oluşuyor ve her kitap 3 aylık bir süreci kapsıyor. 1300 sayfalık kitabın toplam süreci ise 8 aydan oluşuyor. Şimdi buradan yola çıkarak kitabın ne kadar dolu dolu olduğunu tahmin edebilirsiniz. 1Q84, 3 kitaptan oluştuğu için ben ona bir seri diyorum. İlk kitap olaylara giriş kitabıydı. Karakterler kimdir, nereden gelmiştir, ne yapıyordur, birbirleri ile ilişkileri nasıldır, bundan sonra ilişkileri nasıl olacaktır, karakterlerin yaşamları nasıl olacak, hangi olaylara buluşacaklarının az çok tahmin edebileceğimiz klasik bir serinin ilk kitabı olarak düşünün. Bu kitapta baş karakterlerimiz Aomema’yı, Tengo’yu, Fukaeri’yi, Komatsu’yu, Madam’ı ve Tamaru’yu yakından tanıyoruz. Genel hatlarıyla baktığımızda her 3 kitabında tüm karakterleri bu kişilerden ibaret. 2 veya maksimum 3 kişi ek olarak 1Q84 kitabına katılıyor. Haliyle kitabı okurken karakterleri çok yakından tanıyabiliyoruz ve belli bir zaman geçtiği taktirde onların yerine düşünüp neler yapabileceğini tahmin edebiliyoruz. Ben ikinci kitaptan sonra çoğu olay örgüsünü çözmüştüm ve de bundan sonra neler olabileceğini tahmin edebiliyordum. İkinci kitaptan sonra beni şaşırtan 2 veya 3 olay olmuştur. Onun dışında zaten 3. kitabı bayılarak okudum. 3. kitaptan sonra 1Q84 resmen elimde 2 hafta süründü. Hatta okurken bir ara Harry Potter and the Cursed Child kitabını araya sokup okuyup bitirdim. Düşünün ben ki bir kitabı bitirmeden başka bir kitaba geçmeyen insan başka bir kitabı okudum bitirdim. Şimdi burada küçük bir reklam arası verecek olursam eğer Harry Potter’ında 8. kitabı bana göre çok ama çok kötüydü. Şahsen yazar alelen eline alınmış bir taş parçasını denize fırlatıp atarmışçasına çocukluk hayallerimi fırlatıp attı. Keşke ama keşke o kitap denilen ama benim için hayallerimi yıkan yaratığı hiç okumasaydım da Harry Potter hayal dünyamda ki gibi kalabilseydi… Ve de reklamlar bitti…

1Q84’e geri dönecek olursak eğer Aomema, 30 yaşına adım adım yaklaşan görünürde bir spor hocası gerçekte ise bir katildir. Ama katil olmasının temellerinde haklı sebepler yatmaktadır. Öldürdüğü insanlar, genellikle bunlar erkek oluyor, eşlerine eziyet çektirmiş ve hatta eşlerini intihara sürükleyen insanlardır. Aomema, bu arada adının anlamı Bezelye’dir, bu işi yapmasını isteyen neredeyse 70 yaşındaki varlıklı bir kadın olan Madam’dan emir alıyor ve kendilerince toplumsal görevini/görevlerini yerine getiriyordur. Şimdi ben bu cümleleri yazınca kitabın bir cinayet romanı olduğunu düşündünüz değil mi? Cıkss! Ne yazık ki bir cinayet-polisiye romanı değil. Ben de ilk bölümleri okurken bunu düşünmüş hatta doğra sonra hayal kırıklığına uğrayacağımı düşünmüştüm. Ama hayal kırıklığım başlamadan sonra erdi çünkü kitap yer yer bir ütopya kitabı yer yer paralel evren konusu işleyerek bir bilim-kurgu kitabı çıktı. Böyle güzel karışımlı bir kitap olunca da benim için tadından yenmez bir kitap haline geldi. Ta ki 3 kitaba kadar… Aomema’ya geri dönecek olursak bir gün yine karanlık işini yapmak için yola çıkmıştır ve taksici 3. Başkent Otoban hattının daha boş olacağını düşünerek oradan yoluna devam etmektedir. Ama her şey taksicinin düşündüğü gibi gitmemektedir ve 3. Başkent Otoban hattında milim kımıldanacak yer yoktur. Haliyle taksici Aomema’ya bir öneri sunar ve acil durum merdiveninden inerek hızlıca gideceği yere varabileceğini söylemektedir. Ama bir sorun vardır Aomema bu zamana kadar o hatta bir tane acil durum merdivenin olduğunu bilmemektedir ve de bu durum onu şüphe içerisinde sokmuştur. Ama gideceği yere geç kalmak istemeyen Aomema, taksiciyi dinleyip merdivenlerden inmeye karar verir ve de orada gerçekten de bir merdiven vardır. Ve de o merdivenden inmesiyle beraber Aomema’nın tüm hayatı değişmiştir. Hem de ne değişme… Dip not olarak 1Q84 isminin Aomema’dan geldiğini söylemeden geçemeyeceğim.

İstesem de istemesem de, ben bu “1Q84”teyim. Benim bildiğim 1984 artık yok. Şimdi 1Q84 yılındayız. Hava değişti, manzara değişti. Ben bu soru işareti ekli dünyanın haline, olabildiğince çabuk ayak uydurmak zorundayım. Yeni bir ormana bırakılmış bir hayvanla aynı durumdayım. Kendimi koruyup, hayatta kalabilecek için o yerin kurallarını bir an önce özümsemeli, uyum sağlamalıyım.

Kitabımızın diğer ana karakterlerinden birisi olan Tengo Kavana ise üniversitede matematik bölümünü bitirip bir dershanede matematik öğretmenliği yapmaktadır ve de derslerine giren her öğrenci ona hayrandır. Çünkü matematik gibi zor bir dersi öğrencilerine eğlenceli ve sevgili bir dille öğreterek öğrencilerinin bu dersi sevmelerini sağlamaktadır. Tengo’da Aomema gibi aynı şekilde 30 yaşına yaklaşmaktadır. Bir işkillendiniz değil mi, değil mi? Ben de okurken işkillenmiştim. Çünkü bu baş karakterlerimizin bir şekilde birbirine bağlı olduğunu düşünüyordum ve de bu bende ampulün yanmasına neden oldu. Belli bir süre geçtikten sonra karakterimizin ilkokul arkadaşı olduğunu öğrendikten sonra hikayenin konusu ve hikayenin karakterleri bir şekilde birbirine bağlanmaya başladı. Hem de yavaş yavaş, ilmek ilmek… Tengo öğretmenlikten kalan boş zamanlarında amatör yazarlık yapmaktadır ve bir gün karşısına Pupa Hava gibi çok değişik bir ise sahip bir kitabı yazan Fukaeri ile yolları kesişir. Hem de ne kesişme! Resmen kitaptaki herkesin tüm hayatı tepe takla olmuş ve yuvarlana yuvarlana hayatlarına devam etmektedir. Çünkü bu kitabı yazan sevgili kızımız çok değişik bir yerden gelmektedir. Fukaeri’nin geçmişi o kadar farklıdır ki bu farklılıktan dolayı da kitabımızın yazarı olan kızımızda bir o kadar farklıdır. Kısacası kendisi farklıdır, geçmişi farklıdır, kitabı da haliyle çok farklıdır ama bundan sonra değiştireceği insan yaşamları ise daha da farklıdır.

Ben birilerinden tiksinerek, nefret ederek, öfke duyarak yaşamaktan yoruldum. Hiç kimseyi sevemeden yaşamaktan da yoruldum. Tek bir arkadaşım bile yok. Bir kişi bile. Dahası kendimi sevmeyi bile başaramıyorum. Neden kendimi sevemiyorum, çünkü başkasını sevemediğim için. İnsan birilerini sevmek ve birileri tarafından sevilmek yoluyla, kendini sevme yöntemi bulur. Söylediklerimi anlıyor musun? Birilerini sevemeyen bir insan, kendisini de doğru dürüst sevemez.”

Kısaca söylemek gerekirse Pupa Hava kitabı her şeyi değiştirmiş, değiştirmekle kalmamış her şeyi kördüğüm haline getirmiştir.

Yukarıda kısaca bahsettiğim gibi kitapta fazla karakter yok ve bu da kitabın kalitesini fazlasıyla arttırıyor çünkü kitabın karakterlerini yakından tanıdığımızla kalmayıp onların benliğine bürünüyoruz. Ayrıca kitabın konusununda diğer kitaplardan farklı olması, yazarın bu konuyu ince ince dokumasıyla resmen tadından yenmez bir eser ortaya çıkartıyor. Ama ne yazık ki çok uzun bir eser ortaya çıkıyor. Şu an Doğan Yayıncılık her ne kadar 1Q84’ü 3 ayrı kitap şeklinde çıkartsa da ne yazık ki benim elimdeki tek kitap şeklindeydi ve kitap bitmeden elimden bırakamadım. İlk iki kitapta bütün olaylar anlatıldığı ve bu anlatılanlara karşılık az buçuk gelecekte olanları tahmin ettiğimden dolayı 3. kitap çok sıkıcı geldi bana. Bu yüzdende kitabı bitirmem uzadı da uzadı. Ama bir şekilde kitabı bitirdim. Bitirir bitirmez de yorum girmeye karar verdim yoksa kitaptan gittikçe soğuyacak yorumunu da yazmayacaktım. Kendimi şahsen bu konularda gayet iyi biliyorum. Uzun lafın kısası bu benim ilk Murakami kitabım ve de son olmayacak. Diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum. Ama uzun bir aradan sonra…

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

damy (1)

Okuma Etkinliği: Sen Benimsin – Tessa Bailey / İnceleme


d35fb4c6-b653-464b-8d83-8296ec0bbc68

Kitabın Adı : Sen Benimsin
Orijinal Adı : Protecting What’s His
Serinin Adı : Line of Duty Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Tessa Bailey
Çevirmen : Pınar Polat
Yayınevi : Nemesis Kitap
Basım : Ekim, 2015
Sayfa Sayısı : 350
Tür : Yetişkin / Günümüz / Romance

Yeni bir okuma etkinliğinden herkese merhabalarrr!!! Nemesis Kitap imzası ile çıkan Sen Benimsin kitabına 5 blogger; Kitap Arası Kitap Molası, Hayal Perest’in Zaman Yolcuğu, Vera’nın Rüya Kitaplığı, Agnes Wood ve de bendeniz, bir araya geldik ve bir etkinlik yapalım dedik. Etkinliğimiz Pazar gününe kadar devam edecektir ve de etkinlik boyunca Nemesis Kitap’ın FB sayfasında devam edecek yarışmaya katılmayı unutmayın sevgili kitap kurtları. Yarışmaya katılmak için tık-tık!

Etkinlikte bugün ise bendeniz kitabımızdan alıntılarla ve yorumumla karşınızdayım. :)

Kitabımız, ana karakterlerimizden birisi olan Ginger’ın annesinin parasını çalarak Chicago’ya taşınması ile başlıyor. Ginger ve kız kardeşi Willa, yıllarca babaları olmadan ve annelerinin de bir striptiz kulübünde çalışması sonucu piş işleri ile uğraşmışlardır. Ginger, 17 yıl boyunca Willa’nın annesi olmuş ve ona bakmıştır. 17 yıl sonra bir gün annesi eve para dolu bir çanta ile gelince, kardeşini ve para dolu çantayı da alarak kaçmayı planlamışlardır. Ve de kaçmışlardır. Önce ki yaşamlarına göre daha lüks bir daireye taşınmışlar ve bununla birlikte daha bir lüks yaşama adım atmışlardır. Tabii eski sefil yaşantıları düşünülürse bu yaşamları onlara çok lüks geliyordur.

Ama taşındıkları yerde öyle bir sürprizle karşılaşmışlardır ki 40 yıl planlasalar böyle bir durum karşılarına çıkaramazlardır. Bu şans nasıl bir şans mıdır? Hemen anlatayım şekerler! Karşı komşuları bir polistir. Hem de ne polis?! Rütbeli bir polistir. Komiserdir!

Düşünebiliyor musunuz? Sen Ginger yıllarca annenin yanından kaçmak, kardeşini rahat bir hayata adım atması için bir fırsat yaratmak için çabala ve bu fırsat bir çanta ile karşına gelsin ama sen yeni yaşamında karşında komiser komşunla yaşamına devam etmeye çalış. Şans valla yavrum cidden eşek şansı Ginger’cım! :D

Ama şimdi o komşu komiserde bir içim su. Komiser olduğunu gözün filan görmüyor. Ki Ginger ile ilk karşılaşmalarında uzun boylu, otuzlarının başında, mesleğinde zirvelerinde olan Derek Tyler ile karşılaşmaları o kadar ateşliydi ki resmen apartman alev aldı diyebiliriz. :D

Tabi alevler gün geçtikçe büyüdü büyüdü büyüdü ve Ginger’ın dairesinin çatısını çökertti! Şaka değil gerçek aa dostlar. Ama alevlerden çökmedi çatı, üst kattaki tonton nine suyu açık unuttuğu için tavan su aldığı için çöktü. Ee kızlarımız şimdi ne mi yapacak diye düşünüyorsunuz? Tabii ki Derek’in ev arkadaşları oldular! *yaşasınnn!!!*

İşte bu andan itibaren alevler büyüdü ve aşka dönüştü. Tabii zorlu yollardan geçerek…

Kitaba genel bir bakış atarsak güzeldi ama yakın zamanda konuları birbirine yakın olan Şeytan Tüyü’nü okuyunca, Sen Benimsin kitabı bir tık aşağıda kaldı. Ama yine de kızımızın yaşadığı zorluklar içimi cız ederken, oğluşumuz Derek’in yakışıklılığı, seksiliği ve de düşünceli davranışları beni benden aldı. Resmen aşık olunacak birisi. Yerim yerim! <3

Puanıma geçmeden önce alıntılarımı sizlerle paylaşıyorum hemen sevgili kitap dostları;

Kapının önünden geçen erkeksi kahkahaya rağmen Willa’nın yaklaştığını duydu. “Görünüşe göre sonunda ayaklarını kapanmayı istemeyecek tek erkeği bulduk, Ginger.”
Öyle olup olmadığını bekleyip göreceklerdi değil mi?

“Bak şimdi, komiserim. Bir hanımefendiye geçmişteki hırçınlıklarını hatırlatmak pek de centilmence değil.”
“Senin etrafında bir centilmen olduğunu hatırlamakta oldukça güçlük çekiyorum.”

Ginger onun kendisi ile böyle açık saçık konuşmasından hoşlanıyor muydu? Evet. Bu onu kızdırmalı mıydı? Muhtemelen. Ama onun böyle davranması Ginger’a dürüst olduğunu hissettiriyordu ve onun bedeninde uyandırdığı yoğun etkiyi inkar edemezdi.

Derek nasıl bir erkek arkadaş olurdu? Kontrolü elinde tutan mı? Sahiplenen mi? Meydan okuyan mı? Yukarıdakilerin hepsi.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)

 

Gölgeler – Paula Weston / İnceleme


unnamedKitabın Adı : Gölgeler
Orijinal Adı : Shadows
Serinin Adı : The Rephaim Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Paula Weston
Çevirmen : İnci Nazlı
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Ocak, 2015
Sayfa Sayısı : 334
Tür : New Adult / Paranormal / Melekler

Gölgeler bitti ama kafamda çok soru işaretleri bırakarak. Bir kere kitap resmen soru işaretleri üzerine kurulu. Zaman geçtikçe bu soru işaretleri gidiyor ama yerlerine yenisi geliyor. O bakımdan dolayı “Acaba bu nedir?” “Bundan sonra ne olacak?” “Ama ama ama neden?” ifadelerini veremeden duramadım. Bu zamana kadar çok meleklerle alakalı kitap okudum ama bu kitap kadar karışığını da görmedim arkadaş!

Kitap başlar başlamaz olaylar o kadar hızlı ilerledi ki dengem şaştı resmen. Sonra “Daha kitabın yarısında bile değilim bundan sonra kitap nasıl ilerleyecektim dostum?!” diyerek bir ara kitaba ara verdim. Ama daha sonra kitaba devam etme kararı alarak okumaya kaldığım yerden devam ettim. Peki, pişman mıyım? Hayır! Çünkü gerçekten kitap çok güzel ilerledi ama tatmin etmedi. Çünkü gerçekten kitabın çok arapsaçı bir konusu var. Bir kere içine girildiği anda çıkamıyorsunuz işin içinden.

Gaby Winters, yaklaşık bir yıl önce ikizi Jude Winters’ı trafik kazasında kaybettikten sonra ailesinden kopup bambaşka bir yerde yaşamaya başlıyor. Orada babasını yeni kaybetmiş ve evden uzaklaşıp tek başına yaşamak isteyen Maggie ile arkadaş olup aynı evde yaşamaya başlarlar. 1 yıl boyunca hayatı normal akışında giderken bir gün Gaby ormanda koşarken birisinin kendisini takip ettiğini düşünürken kendini kötü hissetmeye başlar. Ve aynı gün içerisinde iblislerle ilgili rüyalarda yanında gördüğü erkeği, ona verdiği ismi ile Mayk’ı kasabanın barında görür ve ne yapacağını şaşırır. Ama öpüşmekten de geri kalmaz o çocukla. Tabii oğlumuzun ismi Mayk değil Rafa’dır. Rafa’nın söylediklerine göre Gaby’nin o rüyaları eskiden yaşadıkları olayların bir yansımasıdır ve onlar Düşmüş Meleklerin çocuklarıdır. Onlardan yaklaşık yüzeliden fazlası vardır ve bir çoğu Tapınak dedikleri bir yerde yaşıyordur. Yaşlanmıyorlar, yaralanmıyorlar, üremiyorlar ve de ancak başları kesilerek ölebiliyorlardır. Ayrıca enselerinde hilal şeklinde bir yara izi vardır.

Yani üç aşağı beş yukarı diğer melek kitapları ile aynıdır. Ama bu kitabın farklı olmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi geçmişte arapsaçına dönmüş hayat hikayeleridir. Hatta geçmişi bırakın gelecekte de birbirine girmiş çok fazla hayat hikayesi vardır. Özellikle Jude ve Gaby hakkında.

Örneğin düşmüş meleklerin trafik kazası geçirip ölmeleri imkansızdır. Hatta kaza geçirip geçmişi hatırlamamaları bile imkansızdır. Özellikle Gaby’nin kazadan sonra tüm geçmişinin değişmiş olması ile bambaşka bir gizemdir. Çünkü bambaşka insanların hayat hikayesi ile doludur beyni. Ama aslında o öyle bir geçmişe ait değildir.

Kitap genel olarak. Konusu olarak iyiydi özellikle karakterlerin hepsinin birbiri ile ilişkisine bayıldım. Ve yazar bu geçmiş hikayelerini o kadar güzel bir şekilde yavaş yavaş ortaya çıkardı ki bayıldım. Ama bu kitabın karmakarışık olaylara örülmediğini göstermez. Ve tabii ki kafamın da karışmamasını da. Kitabı sevdim mi? Sevdim ama çok fazla değil. Çünkü bundan daha iyi melek konulu kitap okuduğumu düşünüyorum. Belki ilk okuduğum melek kitaplardan birisi olsa kesin çok severdim ama geç kalınmış bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle daha önce yazmalıydı bu kitabı yazarımız. Ve son olarak yan karakterleri de ayrı ayrı sevdim çünkü hepsi birbirinden farklı. Bu kadar kapsamlı ve geniş düşündüğü için yazarı tebrik ediyorum.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 3.

3

damy (1)

Kurucunun Kızı – Amy Engel / İnceleme


25455536

Kitabın Adı : Kurucunun Kızı
Orijinal Adı : The Book of Ivy
Serinin Adı : Kurucunun Kızı Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Amy Engel
Çevirmen : Merve Özcan
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Mayıs, 2015
Sayfa Sayısı : 270
Tür : Genç Yetişkin / Distopya / Romance

Starry Books etkinliğimizin 2.kitabından herkese merhaba!!!

Etkinliğimizin 2.kitabı olarak Kurucunun Kızı’nı seçtik sevgili Melis ile. :)

İki Hayat Arasında gibi bu kitapta beni konusuyla şoktan şoka sokup, sonunda da beni uçurumun kenarından fırlatıp attı. Öyle bir şoka uğradım ki anlatamam. Böyle bir son olacağını hiç düşünmemiştim. Daha çok kitaba başlarken, kız kesin oğlanı öldürmez beraber bir hükümdarlık kurup mutlu mesut yaşarlar diye düşünürken… Her şey tepetaklak oldu. Sevgili kızımız Ivy sevdiği herkesi kurtaracağım, rahat rahat yaşamalarını sağlayacağım diye kendisini kızgın suların içerisine fırlattı. İyi mi oldu Ivy? Hıı?! Azıcık anlatsana orada havalar nasıl?! -.-

Sinir olduğum, kendimi parçaladığım bir son daha! :’( Sanırım bu sıralar okuduğum kitaplar bana gıcık. Cidden bak. İçimi dağlayıp bırakıyorlar. Ne olurdu Ivy ve sevgili aşkitom Bishop mutlu olsaydı?! :’(

Bu kadar dert yakınma yeter diyerek kitabı anlatmaya yavaş yavaş başlayayım size. Kitabımız Ivy Westfall, yani nam-ı diğer Kurucunun Kızı ile Bishop Lattimer, yani nam-ı diğer Başkanın Oğlunun düğü ile başlıyor. Ama bu bildiğimiz düğünler gibi değil. Westfall ülkesinde her 16 yaşına gelmiş kız ile erkek bir törenle beraber toplu düğün yapıyorlar. Ve bir de şu olay var; ülke veya onların deyimi ile ulus her ne kadar belli sınırlar olmasa da ikiye bölünmüş durumda. Westfall’u kuran kişinin yandaşları ile Başkanın soyu olan Lattimer’in yandaşları. Her yıl belli bir zamanda önce Westfall tarafındaki kızlar Lattimer tarafındaki erkeklerle evleniyorlar. Ama kendileri seçmiyorlar. Hükümet belirliyor kimin kiminle evleneceği. Ve bu olay kış aylarında diğer tarafta yani Westfall tarafında da tekrarlanıyor.

Ayrıca bu evliliğin bazı yazılmayan kuralları var. Mesela çocukların hemen dünyaya gelmesi gibi… Çiftlerden çocuk yapmak için beklenilmesi istenmiyor. Ne kadar çok sağlıklı çocuk doğururlarsa neslin devamı için bir o kadar iyi. Ha bir de anlatmadığım bir olay var. Kitap 2025’den daha ileri bir tarihlerde geçiyor. Yani nükleer savaşların bitip dünyanın mahvolduğu zamanlar. Sağlıklı insan sayısının çok az olduğu zamanlar. İşte bu yüzden Westfall ulusu sağlıklı çocuk düşüncesine körü körüne bağlılar ve bu yüzden gençlerini erken yaşta evlendiriyorlar.

Ivy ve Bishop’ta bu gelenek ile evlenen çiftlerden birisi. Bishop diğer çocuklardan farklı olarak 18 yaşında evlenmeyi tercih ediyor ve iki yıl boyunca Ivy’nin ablası Laccie’ye talip çıkmayarak Ivy’i alıyor. Hiç evlenmeyen kızlar ise hemşire, öğretmen vs. gibi mesleklerini yapma haklarını sahip bu arada. Ama tabii toplum gözünde nasıl bir yere geldiklerini siz düşünün.

İki ailenin düşmanlığından dolayı Ivy, Bishop ile evlendiği için sinir küpü halinde geziyor ve babasının ona verdiği görevini yerine getirmek için çalışmalara hemen başlamak istiyor. Görevi ise: Bishop’ı öldürmek!

Ben çevremdeki tüm kızlardan farklıydım çünkü Bishop Lattimer’la evlenmek benim kaderim değildi. Görevim onu mutlu etmek, çocuklarını taşımak ve karısı olmak değildi.
Görevim onu öldürmekti.

Ne kadar zor bir görev olduğunu a’dan z’ye bilen Ivy, planlarını yaparak adım adım ilerliyor ve sona yaklaşırken her şey rayında giderken beklenmedik bir olay oluyor. Ne mi? Bence çok güzel bir olay. :)

Her ne kadar başkanın oğlu burnu havada, kendini beğenmiş bir tip olarak düşünsek de Bishop tam tersi bir karaktere sahip bir insan. Yakışıklı olduğunu hatta seksi olduğunu kabul ediyorum ama o kaslı vücudunun altında öyle yufka yürekli bir kalp var ki anlatamam. Ancak ve ancak o yufka yürekliliği kitabın satırlarını okurken hissedebilirsiniz. Şimdi burada anlatsam havada kalır resmen. Yani tam aşık olunacak hatta evlenilecek bir oğlan Bishop. Mesela ben evlenebilirim hiç sorun değil. :D

“Buna ne dersin?” dedi Bishop. İnce siyah ciltli bir kitap tutuyordu, kitaptaki isim dikildiğim yerden okumam için çok ufaktı. “Romeo ve Juliet.” Kitabı bana doğru salladı. “Düşman aileler. Talihsiz genç aşıklar.” Yüzü ifadesizdi, ancak gözleri gülüyordu.
“Çok komik.”
“Bana deli diyebilirsin,” dedi. “Ama kulağa ilgi çekici geliyor.”
Bishop sırıtışımı göremeden yüzümü kitaplığa döndüm. 

Ivy ile Bishop’ın birbirlerine aşık olmasından sonra kitap tadından yenmez hale geldi çünkü olaylar buradan sonra arapsaçına döndü. Ivy kimse mutsuz olmasın herkes yaşamına devam etsin diye kendisini kızgın suların içerisine attı. Ve o dakikadan sonra gözyaşlarım sel olup akmaya başladı. Ahh Ivy kızım sen neler yaptın ya?! :’(

Yukarıda da dediğim gibi bu aralar kitaplar konusunda çok talihsizim. Sonları ile ya beni hüngür hüngür ağlatan kitaplar okuyorum ya da beni mutsuz eden. Veya Kurucunun Kızı gibi karmaşık duygularla beni sarıp sarmalayan… Kitabı sevdim mi? Sevdim. Peki konuyu sağlam buldum mu? Buldum ama yazar bence daha detaya inip daha kalın sayfalı bir kitap ortaya çıkartabilir ve ben de bu sayede daha çok Bishop sahnesi okurdum. Mesela Ivy’nin gün içerisinde ne yaptığını biliyorduk ama Bishop’ın gün içerisinde ne yaptığını bilmiyorduk. Mesela ben Bishop’ın mesleğinin ne olduğunu bile bilmiyorum. Gün içerisinde ne yaptığını da… Babasından sonra başkanlık koltuğuna o oturacak her ne kadar istemese de ama yine de birkaç bölüm Bishop’a ayrılabilirdi. Bunun dışında gerçekten hikayeyi kısa ve yüzeysel buldum. Daha derine inebilirdi. Yani kısacası ben kitabı çok sevdim arkadaş! 270 sayfa yetmedi bana! Nerede ikinci kitap getirin bana! Çabuk! Bishop’ıma ne olacak çooook merak ediyorum.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4,5!

thz3y

damy (1)

İki Hayat Arasında – Jessica Shirvington / İnceleme


26acd6e5-b74a-4ad5-bf8c-c60816b92f68

Kitabın Adı : İki Hayat Arasında
Orijinal Adı : Between the Lives
Yazarın Adı : Jessica Shirvington
Çevirmen : Aslı Tümerkan
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Kasım, 2014
Sayfa Sayısı : 318
Tür : Genç Yetişkin/Romantik/Paranormal

Herkese merhaba ve iyi bayramlar!

10 yıllık arkadaşım olan sevgili Melis ile bir araya geldiğimizde fark ettik ki okumadığımız çok kitabımız var bu kitaplarımızın çoğu da aynı. Ve dedik ki bu kitapları bir etkinlik ile beraber okuyalım ve yorumlayalım. Etkinliğimizin ismini “Starry Books” koyduk ve Instagram’da #starrybooks hashtag’i ile paylaşıyoruz. Bol bol paylaştığımız resimlerimizi o hashtag adı altında bulabilirsiniz. :)

Linklerimizi de vermeden geçmeyelim değil mi? :))

Melis’in blogu: Duydum Zannettiklerim ( http://duydumzannettiklerim.blogspot.com.tr/ )
Melis’in Instagram hesabı:  @mnkbooks ( https://instagram.com/mnkbooks/ )
Yorum  Durağım Instagram hesabı: @yorumduragim ( https://instagram.com/yorumduragim/  )

Starry Books etkinliğimizin ilk kitabı ise Yabancı Yayınları imzası ile çıkan ve şu dakikadan sonra favori kitabım olan İki Hayat Arasında oldu.

“Çünkü bazı şeyler o kadar gerçektir ki onları iliklerine kadar hissedersin. Nerede olduğunun bir önemi yoktur, seninle gelirler.”

Kitaba başladığım an da kafam karışmadı desem yalan olur. Nasıl bir insan hem bir bedende aynı günü yaşarken ertesi gün farklı bir bedene geçip o günü farklı bir şekilde yaşayabilir ki? düşünsenize aynı günü iki kere yaşıyorsunuz. Ama farklı bedenlerde…  Ne kadar zor olduğunu kitabımızın ana karakteri olan Sabine’nın ağzından kitap boyunca dinliyoruz ama yine insan okurken düşünmeden edemiyor. Bir yaşamın bile zor günleri olurken ve o zor yaşamın zor günlerine adapte olmaya çalışırken bir de ikinci bir hayatı yaşamak? İnananın ben düşünürken bile zorlanıyorum.

Sabine’nin iki yaşamı da birbirinden o kadar farklı ki. Roxbury’de yaşadığı yaşamında annesiyle babasının eczanesi olup aynı zamanda küçük bir kız kardeşi vardır. Ve de diğer yaşamına göre çok uçarı yaşayıp serseri gibi takılmaktadır. Tabii ki de arkadaşları bir o kadar çılgındır. Wellesley’de ki yaşamı ise Roxbury’de ki yaşamının tam tersidir. Annesi ile babası ayrı olup çok zenginlerdir ve ailenin en küçüğü olduğu için Sabine’nin her istediği yapılmaktadır. Ayrıca buradaki ailesinde Sabine’ye göre iki tane baş belası abisi vardır. Roxbury ve Wellesley hayatlarında değişmeyen tek şey ise kızımızın ismidir.

18 yaşında olan Sabine, 18 yıl boyunca bu sırrını korumuştur. Çünkü bunu kimsenin bilmemesini istiyordur yoksa söylediği anda onun deli olduğunu düşünmeye başladığını düşünecektir. Zaten son zamanlarda iki dünyası arasında değişen fiziksel olaylardan zaten kendisi kafayı sıyıracak durumdadır. 18 yıldır bir dünyada herhangi bir yerini incitse, herhangi bir hastalık geçirse gece olup diğer dünyasına geçtiğinde bu tip fiziksel özelliklerde onunla beraber diğer dünyaya geçiyordur. Ama 18 yaşından sonra saçını da kestirse, kolunu da kırsa hiçbir şekilde diğer dünyaya geçmediğini gören Sabine artık diğer planları uygulamaya başlayabileceğini anlamıştır. Örneğin; intihar gibi…

18 yıl boyunca iki hayat arasında yaşamak kızımızı o kadar yormuştur ki artık bir hayatından pes etme vaktinin geldiğini düşünüyordur. Ama bu yaşamın hangisi olacağına ise o karar vermek zorundadır. İşte bu kısımlar o kadar acı ki anlatamam. :’(

İki hayatım vardı ama yine de sadece bir hayalettim.

Bir ara Sabine’ye o kadar dolmuştur ki Roxbury hayatındaki ebeveynlerine ona neler olduğunu anlatması ile sonuç deli hastanesinde bitmiştir. İşte oraya adımını atıp iki gün önce gördüğü Ethan’la tanıştıktan sonra tüm yaşamı hatta yaşamları alt üst olmuştur. Çünkü Roxbury’de Ethan’a aşık olması ile Wellesley’de ki ölümsüz aşkı Dex’i bile unutmaya başlamıştır. Düşünün Dex ile öpüşürken Ethan’ı düşünüyordur. O derece gönlünü Ethan’a kaptırmıştır.

Gözlerim birdenbire açıldı.
Ethan.
Cevap veremedim. Onu görmek nedense her şeyi daha gerçek, daha acı dolu hale getirmişti. Gözyaşlarım akıp duruyor, enseme doğru ilerliyordu.
Onun konuşmaya başlamasını diledim. Teselli edici, nazik ya da hatta buyurgan bir şey söylemesini.

Dex’i bilemem ama Ethan cidden aşık olunacak birisi. Bad Boy’un tam tersini düşünün. Good Boy! Resmen bir ara kitabın içerisine girip “Bana aşık ol Ethannnn!!!” diye çığlık çığlığa bağırasım geldi. O derece aşık olunacak, o derece mükemmel, o derece harika birisi.

Kitap olarak çok farklı bir temaya çok farklı bir konuya sahipti. Su gibi akıp giden bir kitaptı. Sayfaları ardı ardına nasıl çevirdiğimi hatırlamıyorum. Ama başlamamla bitmesi bir oldu. O kadar güzel o kadar harika ve o kadar yüreğime dokunan bir hikayesi vardı ki anlatamam. Sabine’nin çektiği acıları resmen ben de çektim. Ethan’a karşı yavaş yavaş aşık oldu ben de yavaş yavaş Ethan’a aşık oldum.  Sabine deli hastanesine yattı ve acı üstüne acı çekti, ben de çektim. O ağladı ben ağladım, o güldü ben de güldüm.

Ama öyle bir sonla bittik ki her şey hava da kaldı. Sanki yazar şimdi gidin yarın gelirsiniz der gibi öyle bi sonla bitir ki kitabı şoka uğradım. Zaten son 20 sayfa salya sümük ağlarken son iki sayfa kahkahalar atıyordum. O kadar iğrenç bir durumdaydım ki ben bile tiksindim kendimden. :D  Şaka bir yana bunun devamı nasıl gelecek ayol. Söylesene yazar! Ama o zamana kadar bu duygu karmaşasını bana yaşattığın için Allah belanı versin yazar!

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 100milyon!

5

damy (1)

Tutku Oyunları – Aleatha Romig / İnceleme


11866268_510085415823614_3689844516026092558_n

Kitabın Adı : Tutku Oyunları
Orijinal Adı : Consequences
Serinin Adı : Tutku Oyunları Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Aleatha Romig
Çevirmen : Gizem Yeşildal
Yayınevi : Arkadya Bitter Yayınları
Basım : Eylül, 2015
Sayfa Sayısı : 650
Tür : Karanlık, Gerilim, Dram, Erotik

İlk defa bir kitap hakkında ne düşüneceğimi, ne yazacağımı bilmiyorum. Öyle bir başlayıp öyle bir bitti ki anlayamadım. Fırtına gibi geldi geçti derler ya, hah öyleydi bu kitap. Fifty gibi başlayıp Tess Gerritsen romanları gibi bir kitap oldu benim için. İntikam soğuk yenir derler ya işte bu cümlenin hakkını çok iyi veriyor Tutku Oyunları.

Kitabın ilk 30 sayfasından sonra büyük bir ara verdim. Okumak istemedim kitabı. Ağır geldi bana. Midemi bulandırdı. Ama okuyucuların yaptıkları yorumları gördükten sonra ki özellikle arkadaşlarımın yaptıkları yorumları gördükte sonra kitaba devam etme kararı aldım. Ama daha sonrası için. Ama Merve’nin kitabı benden önce okumasıyla bu kararımın tarihi öne çekilmiş oldu. Merve, kitabın sonunu o kadar büyük bir şok ifadesiyle belli etti ki dayanamadım ve kitabı elime alarak okumaya başladım. Hazır ikimizde aynı kitabı okurken yarım kalan Yaz Okuma Şenliğimizi de bir şekilde devam ettiririz diye düşündük.

Ama okurken hala kitabı elimden bırakmamı sağlayacak şiddet öğeleri vardı. Bir kadının bu kadar ezilip ve aşağılanıp şiddet görmesi inanın beni çıldırttı. Özellikle bir sahne vardı ki resmen kitabı parçalayacaktım. Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz ve insanlar hala bunu yapabiliyor mu acaba diye düşünüyor insan ama gündemdeki haberler ile çevremize baktığımız zaman bunların gerçekten var olduğunu ve üstünün örtüldüğünü görüyoruz, ne yazık ki…

Kitap dediğim gibi Fifty Shades of Grey gibi başladı. Tabii daha çok Fifty’nin abisi gibiydi Anthony Rawlings. Boy pos, kilo, yakışıklılık bakımından Fifty ile karşılaştıramam ama yaşça cidden çoook büyüktü. Adamımız 45 yaşında. Ama tabii ki yaşını göstermiyor. Ayol tabii göstermez o kadar parası var yaptırmıştır bir botoks diye düşünmüyor değil insan. :D

Erkek karakterimiz bu kadar heybetli iken hem de her yönden, kızımız tam tersi bir o kadar zayıf birisi. Üniversiteyi yeni bitirmiş, meteorolog olarak hem de. Daha sonra bir kanalda çalışmaya başlamış ama ne hikmetse kanal kısa bir süre sonra batmış ve kızımız borç yatağı içinde yüzmeye başlamış. Tabii hemen bir iş bulması gerekiyordu ve o da bir barda barmen olarak çalışmaya başlamış. Bu arada kızımız 25 yaşında. Yani Anthony’e göre bayaaaa bir genç. Ali Ağaoğlu ile sevgilisi gibi düşünün aynı öyle.

Bir gün bara gelen über yakışıklı Anthony, barmen kızımızın dikkatini çekmek için elindne geleni yapar ve başarılarının sonucuna da çoook güzel bir şekilde ulaşır. Hem de ne büyük bir zaferdir onun için. Kızımızı alır ve bir saraydan daha büyük evine hapseder. Hem de o koca eve kıyasla küçük bir odasına. Tabii hapsetmekle kalsa neyse… Ne kadar iğrenç zulüm ve pislik yöntemi varsa kızın üstünde dener. Hem de kızın bunlara katlanmasının şart olduğunu söyleyerek. Çünkü o mükemmel ve kahraman Anthony, kızımızın borç havuzunu boşaltmış ve onu o borç havuzundan kurtararak refah bir yaşamın içine almıştır. Mi acaba?

Şimdi insan oturup düşünüyor. Acaba o kız borç havuzunda yüzüp barmen olarak gece gündüz çalışıp alnının teriyle parasını kazanıp borçlarını mı ödeseydi yoksa bir peçeteye atılan imzalar doğrultusunda zorbacı bir pislik olan Anthony’nin zulmüne boyun mu eğseydi. İnsan gerçekten durup durup bunları düşünüyor.

İlerleyen bölümlerde gerçekten Anthony’i hadım etmek isteyeceksiniz. Hem de defalarca. Milyonlarca. Ben her seferinde bir kaşık suda boğdum. Bu kadar saplantılı bu kadar manyak bu kadar oyuncu bir karakter daha tanımadım ben arkadaş! İnşallah öyle bir belanı bulursun ki neye uğradığını şaşırır, farkına vardığında da iş işten geçmiş ve sen de gebermiş olursun! Özellikle de Claire’ye çektirdiklerin bir bir burnundan gelir.

Her şeyi geçtim, sevgili yazar manyak mısın canım? Cicim bu kitabı hangi kafayla yazdın azıcık anlatsana bize. Ne içtin? Valla söylemeyeceğiz kimseye. Fısılda kulağımıza. Bizden sır çıkmaz bak. Deli karı! Bu kurgu ne?! Resmen kahrettin lan beni! Anthony’den sonra ikinci manyakta sensin be! Resmen şoka girerek bitirdim kitabı. Ama ben, kitabın yarısında karakterleri evlendirdiğin zaman anlamalıydım kitapta bi pokluk olduğunu. Resmen son 50 sayfa ile şok üstüne şok yaşattın bana. Tamam sonunu okumadan ara ara ipuçları yakalamıştım ama o son ki bölüm neydi anacım?! Azıcık anlatsana. Neden yani? Neden böyle devam etmek zorunda?! İlla okutacak mısın ikinci kitabı bana?! Hem de hemen şimdi! Okumuyorum! İsyan ediyorum arkadaş. Önce ağız dolusu Anthony’e küfür etmem lazım. Sonra da belasını bulması için. Daha sonra durgunluk molasına girip sonra devam etmem lazım seriye.

Sırf geçmiş ve geleceği mükemmel bir şekilde bağlayıp harika bir kurgu ortaya çıktığı için 5 üzerinden 4 veriyorum kitaba. O beni çıldırtan ve yer yer midemi bulandıran sahneler olmasaydı 5 üzerinden 100 alacaktın sevgili kitap. Ama ne yazık ki veremicem içimden gelmiyor…

Ve son olarak: ALLAH BELANI VERSİN ANTHONY!

4

damy (1)