Konusan Kitaplar #26 Blog Tur / Sınırları Zorlamak – Katie McGarry / Inceleme


eopr97

Kitabın Adı : Sınırları Zorlamak
Orijinal Adı : Pushing The Limits
Serinin Adı : Pushing The Limits Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Katie McGarry
Çevirmen : Tuğçe Nida Sevin
Yayınevi : Aspendos
Basım : Şubat, 2014
Sayfa Sayısı : 416
Tür : Young Adult / Romance / Günümüz

“Babam kontrol manyağı, üvey annemden nefret ediyorum, ağabeyim öldü ve annemin… annemin sorunları var. Sizce nasıl olabilirim?”

Echo Emerson, bir yıl öncesine kadar okulun en havalı kızı, hatta en havalı züppe kızı olup, yine okulun kralı sayılabilecek birisi olan Luke ile çıkıyordur. Dersleri mükemmel derecede iyi olup, annesinin sanat yeteneğinin genleri taşıyan elleri ile mükemmel tablolar ortaya çıkartıyordur. Her şey yolundadır. Mutlu bir ailesi olup, abisi ile arasında mükemmel bir bağ olup mutluluktan yüzünden gülümseme eksik olmuyordur. Ta ki o geceye kadar…

Bir tek gecede tüm her şeyin paramparça olabileceğini inanır mısınız? Ya da bunu hayalinizde canladırabilir misiniz? Aynı bir camın bir saniye patlayıp tozla buz olması gibi düşünün. İşte Echo’nun hayatı aynı bir cam gibi bir saniyede patlayıp tuzla buz olmuştur.

Önce abisini askeri eğitimine karşı çıkmıştır ama o bunu çok istediği için Afganistan’a gitmiş, görevlerini yerine getirmeye çalışmış ama bu meslekte fazla ilerleyemeden bir bomba yüzünden hayata gözlerini kapatmıştır. Annesi geçmişten beri devam eden ama bir şekilde bastırmayı başardığı krizlerine artık engel olamamış ve etrafına zarar vermeye başlamıştır. Echo’nun babası ise çocuklarının annelerinin bu manzarasını, delilik krizlerini, daha fazla görmemeleri için onu hastaneye yatırıp ondan boşanmış ve geçmişte çocuklarına bakıcılık yapan Ashley ile evlenmiştir. Peki tüm olaylarımız bitti mi? Ne yazık ki hayır! Bir gecede annesini görmeye giden Echo, hatırlayamadığı bir olay başından geçmiştir. O kaza sonunda hastane yatağında uyandığında kollarında derin yaralar ve aklında kocaman bir kara delik vardır. Bu kara delik o geceyi yutması ile beraber, Echo’ya geceleri uyku uyuyamaması için elinden gelen her şeyi yapan bir lanettir. O olaydan sonra Echo her gece bir rutin haline gelen kabuslar görme seanslarını ile boğuşmakla kalmayıp bir zombiye dönüşerek, eski sosyal hayatından çok ama çok uzaklara çekilmiştir. Kolundaki yaralar yüzünden yazın çöl sıcağında bile giymek durumunda kaldığı uzun kollu kazaklar dışında, uzun eldivenleri yüzünden zaten insanların ona sanki üçüncü gözü varmış gibi bakmaları yetmiyormuş gibi bir de uyuşturucu bağımlısı gibi gözlerinin altında mosmor halkalar yüzünden insanların garip bakışlarından rahatsız olup en yakın arkadaşları ile bile zaman geçiremiyordur. Gerçi olan tüm olaylardan sonra kendi köşesine çekilen Echo biraz yalnız kalmak, daha doğrusu köşesine çekilip kolları ve eski mutlu anları ile kendisini sarıp sarmalamak istiyordur.

“Son iki buçuk yıldır bir koruyucu aileden diğerine geçmiş, birçok ev değiştirmişsin. Ailen öldüğünden beri burası senin dördüncü lisen. Benim ilginç bulduğum ise son bir buçuk yıl öncesine kadar hâlâ onu listesindeymişsin ve spor müsabakalarında yarışıyormuşsun. Bunlar genellikle bir disiplin vakasıyla uyuşmayan nitelikler.”

Noah Hutchings, yukarıdaki Bayan Collins’in sözleri ile anlatımının temsili misali. Ama küçük bir kısmı onu anlatıyor. Bana göre Noah, deri ceketli, seksi, yakışıklı, uzun boylu, 17 yaşında geçmişte bol bol acı çekmiş ama bir şekilde bu acıları üstünden atmaya çalışan bir bad boy. Evlenmek istediğin bir bad boy. Kitaba göre ise iki buçuk yıl önce ailesini bir yangında kaybetmiş, belli bir süre iki küçük kardeşi ile beraber başka ailelerin yanında yaşamış ama yerinde rahat duramayan ve haksızlığa gram tahammülü olamayan seksim üvey babasını dövmüş ve bu yüzden Sosyal Hizmetler tarafından tehlikeli sınıfına alınarak kardeşleri ile yolunu ayırmış ve seksimin daha da manyak hale gelemsini sağlamışlardır. O aileden bu aileye, o liseden bu liseye geçip hayatını mahveden sistemin yaptıkları yetmiyormuş gibi kardeşlerini sayılı sayıda görmelerini sağlıyor ve onlara karşı özlemini daha da arttırıyorlardır. Bu özleme daha fazla dayanamayan Noah kendini dizginlemiş, arada bazı şeyleri unutabilmek için içtiği esrarı bırakmış ve hatta içkiyi bile nadir içer konuma gelmiştir. Sırf kardeşlerini elde edebilmek için. Peki bu gayreti neyi mi elde etmesine sebep olmuştur? Artık gelecekte kardeşi olarak kabul edeceği dostu Isaiah’ın da üvey evlat olarak yerleştiği bir ailenin yanına yerleşmiş ve kardeşleri ile görüş günü daha da artmıştır. Ama bunların hiçbirisi Noah ile yeterli değildir. Çünkü o en azından ailesinden geri kalan kısmı bir arada tutmak ve özlemini bu şekilde giderebilmek istiyordur. Çok mu şey istiyordur? Hayır! Ama bazı şeyler için en yazık ki hem maddi hem de manevi gücünün sağlam olması lazımdır. Ve de geçmişinin de. Sonuçta o geçimini bir hamburgercide çalışıp kazandığı para ile devam ettirmektedir. Bu nereye kadar kardeşlerine babalık yapmasını sağlayabilir ki? Ayrıca onlara bu geçinim ile ne kadar huzur veya rahatlık verebilir ki? Değil mi? Bunlar hem benim hem de Bayan Collins’in sözleri.

1888725_744817632195720_1589289669_n

Bayan Collins kim midir? Bayan Collins bu hikayenin demir taşıdır! O olmasa seksi Noah’ım ile yaralı kuş Echo’nun bir araya gelmesi imkansız hale gelirdi. Sonuçta ikisinin konumunu geçin takılacakları ortam bile farklıdır. Peki nasıl mı bir araya geldiler? Hımm… Aslında çok zevkli bir ilk yaklaşımları var :D Sonuçta ikisinin de yaşadığı olaylar yüzünden psikoloji bozuk sayılıyor değil mi? İşte bu yüzden devreye lisenin yeni rehberlik öğretmeni Bayan Collins devreye giriyor. Ama şimdi Aires’ın bozuk arabasını da saymazsak ayıp olur. Echo, ölen abisinin arabasını tamir edip tekrardan çalışır konuma getirebilmek için belli bir miktarda paraya ihtiyacı vardır. Bu parayı kazanabilmek için de bir işe. Çünkü nankör babası milyoncuklarından çok az bir miktarını Echo’ya veremiyordur. Nalçak! Ama olsun sırf bu yüzden ikilimiz bir araya gelmiştir.

1798862_744804338863716_771810471_n

Eski yaşamına göre notlarında düşüş yaşayan Noah, Bayan Collins’in isteği üzerinden bir kişiden ders alacaktır. Kimden mi? Hadi hadi tahmin etmesi çok kolay! Tabii ki de süper ötesi çalışkan ve zeki Echo’dan! Bakmayın Noah, pisliğine çalışmıyordur. Yoksa o da en az Echo kadar zeki ve çalışkandır.

İlk derste bir araya gelen der ceketli yakışıklı çocuk ile kollarındaki yaraları gizlemeye çalışan güzel ve zeki kızımız arasında ilk başta nefret duygusu ortaya çıkmış ama eski sevgilisi Luke’un hissettirdiği duyguların on bin katından daha fazlasını hissettiren ve karnında kelebeklerin uçuşmasını geçin taklalar atmasını sağlayan seksi çocuğa gönlünü kaptırmıştır. Tabii diğer taraf içerisinde aynısı geçerli değil desem yalan olur. Hatta oğlumuz direk bağlanmış ve Echo’yu karısı gibi kabul etmektedir. :D

1920619_744420332235450_1706325785_n

Kitabın en sevdiğim özelleri say say bitmez. Saf aşk olsun, yaşadıkları aşkın gösterimi olsun, birbirlerinden geçerli sebeplerden uzaklaşmaları olsun, karakterlerin yaşadıkları olaylardan dolayı yaşlarından çok ama çok büyük olmaları olsun, birbirlerine nefret kusarken arkalarından birbirlerine öpücük göndermeleri olsun, dostlarına sıkı sıkı bağlı olup onlar ne yaparsa yapsın onlardan ayrı olmamaları olsun, birisi kardeşlerini alabilmek için elinden geleni yapması olsun, bir diğerinin geceleri onu uyutmayan kabuslarının sebebini bulmak için canla başla uğraşması olsun, hepsi ama hepsi sanki yaşanmış olay gibi beni kitaba bağlayan, yer yer kahkaha yer yer gözyaşımı dökememe sebep olan mükemmel ötesi bir kitap diyebilirim. Önce İngilizce sonra Türkçe olarak okumamı saymıyorum bile. Ara ara yine açıp o şahane bölümlere tekrar tekrar bakıyorum. Sanırım bende bir Noah istiyorum! :’( Sevgili evren duy sesimi ve bana seksi bir Noah gönder! Söz nikahı hemen basıp bağlayacağım kendime!

Kitaba puanım mı? 10 numara 5 yıldız! Okuyun, okutun ve gelin Noah için kavga edelim!

5

damy (1)

Tut Elimi – Rebecca Donovan / İnceleme


1471872_579464862125910_24262612_n

Kitabın Adı : Tut Elimi
Orijinal Adı : Reason to Breathe
Serinin Adı : Breathing Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Rebecca Donovan
Çevirmen : Handan Sağlanmak
Yayınevi : Parodi
Basım : Ekim, 2013
Sayfa Sayısı : 486
Tür : Genç Yetişkin / Romance / Günümüz

Artık azalan nabzımı yok sayamazdım.
Kalp atışlarım ritmini korumak için mücadele ediyordu. Karanlık her yerimi sardı.
Kayıp gitmek çok kolaydı sanki; sessizliğe teslim olarak hiçliğin kucağında çözümü bulmak… Bu yere doğru sürükleniyordum. Fedekârlığımın anılarına tutunmaya çalıştım sonra.
O sıcaklık, kalp çarpıntıları, Evan’ın gözlerinde ki gerçek…
Yaşamak bir seçenek miydi hâlâ?
Aşkın ve kaybın dengesinde, uğruna mücadele edeceğim şeyi aşk belirledi ve eğilip fısıldadı kulağıma: Tut Elimi…

Emmily ‘Emma’ Thomas, zeki, derslerinde başarılı, hayatını kurtarmak için üniversiteye gitmek için deli gibi çırpınan, deli gibi ders çalışan, bütün etkinliklerde, bütün kulüplerde yer aldığı yetmezmiş gibi 3 spor dalında başarılı olup üniversitede burs kazanabilmek için kapıları sonuna kadar açan çevik bir sporcudur. Kısacası 10 numara 5 yıldız bir kızdır. Ama tüm bu iyi şeylerin yanında kötü şeyler olmazsa olmazdır. Daha küçük yaşta babasını kaybettiği yetmiyormuş gibi annesi de babasının ölümünü kabullenemeyip önce kendini içkiye vermiş, daha sonra işsiz kalarak kızına bakamayacak konuma gelmiştir. Kızının daha fazla acı çekmesini istemeyerek – ki nereden bilebilir ki?- Emma’yı amcası ve yengesinin yanına göndermiştir. Amcası, erkek kardeşinin emanetini kucaklarını alarak karşılamışsa da karısı Carol bir o kadar nefret ile onu evinde, yanında, yakınında istemiyordur. Ve tüm bu duygularını Emma’nın vücudunda hiç olmayan izler bırakacak göstermektedir. Dediğim gibi annesi nereden bilebilir ki kızının amcasının evinde güvende değil, onun yanında kaldığından daha fazla acı çekeceğini, yetmiyormuş gibi her nefes alıp-verdiği hayatı sırf bu işkence dolu günlerinden dolayı nefret edeceğini?

Evan Mathews, bir o kadar yakışıklı, bir o kadar seksi, bir o kadar düşünceli, bir o kadar çalışkan oğluşumuz. Kızımız Emma gibi spor sever, denemediği, yapmadığı, başarılı olmadığı spor dalı olmayan oğluşumuz bir gün yine babasının işi dolayısı ile taşınmak durumda kalmışlar ve 2 yılda yeni yeni alıştığı arkadaşlarını arkada bırakarak onları terk etmiştir. Yeni hayatında, yeni evinde, yeni okulunda onu bambaşka bir hayat, bambaşka olaylar ve bambaşka duygular onu bekliyordur…

Önceden sadece gözleri ile takip ettiği kızı, gazetecilik dersinde onunla ağız dalaşına girdiğini fark ettiği anda onun diğer kızlardan farklı olduğunu anlamıştır. Onun diğer kızlardan farklı olduğunu anladığı ise kalbinin bambaşka bir ritm ile attığını anlayarak onunla daha fazla zaman geçirebilmek için elinden gelen her şeyi yapar olmuştur. Ama ne yazık ki bu düşüncelerini ileri bir zamana atmak zorundadır çünkü oğluşumuz, kızımızda ilk izlenim olarak güzel bir iz bırakmamıştır. :)

Gazetecilik dersindeki gerilimden sonra Emma, Evan’a (bu arada bu isme bayıldığımı söylemiş miydim? Eğer söylemediysem eğer hemen itiraf ediyorum: Bu isme bayılıyorum!) iyice gıcık olmuş ve her nereye giderse peşinde görür olmuştur. Ve her seferinde onu gıcık edecek, daha doğrusu içini gıcıklayan bir gülümseme gönderiyordur. Bu gülümseme ile çileden çıkan tatliş kızımızın eli ayağı birbirine dolaşıyordur. Sinirini bozan duygularının yanına içinde yavaş yavaş başlayan bazı duygular patlak vermiştir. Örneğin; Evan gülümsediği zaman midesinde kelebeklerin uçuşması gibi…

Ama o kelebeklerin uçuşunu durduran, daha doğrusu direk öldüren bir etmen, bir kişi vardır. Emma’nın en yakın arkadaşı olan, zenginlik ile yoğrulup büyümüş, manken gibi bir kız olan ve Emma ne kadar acı çekerse çeksin, ne kadar okulda görünmez olursa olsun hiç peşini bırakmayan tek ve yegane arkadaşı Sara, Emma’ya her bir olayda o kişiyi hatırlatmaktadır.

O kişidir ki saçını başını yolmak istediğim, kitabın içerisine girip boğazını sıkıp öldürmek istediğim, yetmeyip sürüm süründürmek istediğim, Emma’ya ne yapıyorsa bin katını çektirmek istediğim, iki yüzlü, pislik, kendini beğenmiş, burnunun ucundan başka hiçbir yeri görmeyen, küçük dağları ben yarattım havasında etrafta dolaşan, sünepe, beş para etmez Emma’nın yengesi Carol’dır. En küçük bir olaydan nem kapıp, acısını Emma’dan çıkartan cadaloz karının bir gün yatacak yeri kalmaması için ve yetmeyip ölmeden acılar içinde kıvranması için dualar ettiğim pislik karı kitabın sonunda cinnet geçirip de Emma’ya yaptıklarını hiçbir zaman unutamayacağım. Daha doğrusu kitap boyunca yaptığı işkenceleri hiçbir zaman unutamayacağım….

Sen “biz” diye bir şey olacağını mı var sayıyorsun?
Henüz değil? Ben, olacağı zaman için hazırlanıyorum.

Evan bin kez aşkını Emma’ya itiraf ederken, Emma Evan’a ona aşık olduğunu, onu deliler gibi sevdiğini itiraf edemiyor, sırf yengesi yüzünden eli kolu bağlı şekilde eski süklüm püklüm hayatına devam etmek istiyor, görünmez olmak istiyor ama buna okulda dolaşan bir takım dedikodular izin vermiyordur. Örneğin; neden Emma’nın her gün el ele koridorda dolaştığı Evan ile değil de bir başka manyak birisi ile çıktığını veya neden Evan’ın kasabayı terk edip gittiğini, buna sebep olan kişinin Emma olup olmadığı okulda dilden dile dolaşıyor ve Emma’yı rahatsız edecek düşünceler ortalarda dolaşmaktadır.

Geçen ay boyunca inkar etmeye çalıştığım şeyi nihayet kabullendim. Gerçekle yüzleşirken, derin bir nefes aldım ve yutkundum. Ben, Evan Mathews’a aşıktım!

Hem yengesinin hem de bu dedikodulara fazla dayanamayan Emma kabuğuna çekilmek isterken başından öyle bir ağır olay geçer ki tüm herkesi şaşkına çevirirken şoka da uğratır. O andan sonra yengesi onu evin içinde görmezden gelirken sırf bir kolye uğruna ona yapmadığı şey kalmaz ve işte burada da kitabımızın sonuna ulaşıyoruz!

Allasen sevgili yazarım o son en öyle ya? Sen o kadar kalınlıkta bir kitap yazmışsın, gençlerimiz arasında ki aşkı döktürmüşsün, biz o aşkı hissetmişiz, yetmemiş onlar ağlamış biz ağlamışız, onlar gülmüş biz gülmüşüz de… O son ne ya? Bugün git, yarın gel de ben size yeni kitapta taptaze olaylar ile o sonu genişletilmiş bir şekilde okutacağım hiç merak etmeyin, der gibi iğrenç bir son ile bitirmiş, yetmemiş kitabın ismini de son dakikaya hadi sıkıştırayım bari demişsin. Eğer o son olmasaydı kitaba ayılıp bayılacaktım ama o lanet son için resmen saçımı başımı yoldum. Sinir hastası oldum yahu! Tamam sen illa öyle bir son yazmak istiyorsun anlayabilirim sevgili yazar da neden şıp diye hemen yapıştırdın o sonu! Tamam sen bize hissettirmeden yazmak istedin belki ama açıkçası beğenmedim. Zaten kızımız akıl almayacak kadar acı çekti. O kadar acıya nasıl dayanabiliyor onu bilmiyorum ya neyse… Yetmeyip bir öyle son yazıp, bize acı çektirdikten sonra neden mutlu sona bağlamaya çalıştın ki? Başkan mutlu sona bağlasaydın ya? Niye hem bize hem de Emma’ya acı çektiriyorsun? Zevk mi alıyorsun ha, zevk mi? Çılgın kadın!

Kısacası sonu hariç kitaba bayıldım. Çeviri mükemmeldi, editasyon mükemmeldi, kapak mükemmelin ötesinde mükemmeldi, konu deseniz en mükemmeli idi. Ama dediğim gibi sonu hiç sevmedim. Serinin devamını okur muyum? Okurum. Ama öncelikle sinirlerimi yatıştırmam lazım yoksa yazarın kulaklarını çınlatmaya devam edeceğim!

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!…

4

damy (1)

Konuşan Kitaplar #20 Blog Tur 7. Gün / Araf – Jamie McGuire / İnceleme


ug197

Konuşan Kitaplar 20. Blog Turunun 7. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün;
Yorum Durağım ve Yorum Avcısı Araf’ı yorumlarken,
Tuğçe’nin Kitaplığı sevgili yazarımız ile söyleşi yapıyor,
Ve Anime ve Kitap Sever‘de Yurt Dışında Araf’a gelen yorumları bizlerle paylaşıyor.

Ve ayrıca hala yarışmaya katılmadıysanız Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

1465349_672348842799391_1152097180_n

Kitabın Adı : Araf
Orijinal Adı : Providence
Serinin Adı : Providence Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Nergis Karababa
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım Tarihi : Kasım, 2013
Tür : Fantastik, Doğaüstü, New Adult

Düşmüş bir meleğin çocuğu olmasından kendilerine kabaca Yarımkan kibarca ise bir Melez diyen Jared ile kendisini sıradan bir zengin çocuğu zanneden ama o zenginliklerinin arkasında yatan gerçeklerden bir haber olan Nina’nın akıl almaz, durdurulamaz, ölümsüz, soluğunuzu kesecek, hem ağlatacak hem de güldürecek aşkına hazır mısınız? Eee hazırsanız yolculuğumuza başlayalım o zaman!!!

Zamanında bir Arch meleği olup, insan bir koruyucusunu yani Taleh’ini seçerek onu her türlü kötülükten koruyup kollayan ama güzel bir genç kız görmesi ile kalbini ona kaptırdıktan sonra kanatlarını kaybedip askeri eğitimden daha sıkı bir eğitim alarak bir fedaiyeye dönüşen Gabe, Lillian ile evlenmiş ve Talehi Jack’i ve ailesini korumaya başlamıştır. Talehini nasıl sıkı bir şekilde koruyorsa ailesini de o şekilde korumak zorundadır ve aynı zamanda bir Arch meleği ailesi ile bir aileye bağlanmaktadır. Bu kural yüzünden Gabe’in çocuklarından birisi olan Jared, Jack’in kızı olan Nina’dan bir takım elektriksel bir şeyler alıp (nasıl olduğunu sormayın ben de bilmiyorum. Artık dokunarak mı aldı yoksa hissetti mi, orası Jared’a kalmış :D ) Nina’nın Taleh’i olduğunu anlayarak onu korumaya başlamıştır. Tabii ondan sadece birkaç yaş büyük olduğu için bir yandan sıkı eğitimine devam ederken bir yandan da Nina’yı korumak zorundadır. Ve tüm bunlar onun omuzlarına fazladan yük bindirmektir. Ama oğluşumuz hiç bu durumdan şikayetçi değildir. Sebebi ise aldığı elektirğin yavaştan sevgi, aşk, bağlanma gibi elektriklerine döndüğünden dolayı…

Nina’nın nasıl bir şekilde büyüdüğünü, sevgilileri ile ne yaptığını, nasıl bir yaşam sürüp, attığı her adımı izleyen ve gün geçtikçe aşkını içerisinde büyüten Jared, her seferinde babası Gabe ve onun Talehi Jack tarafından uyarı almaktadır ve uzaklaştırılma ile tehdit edilmektedir. Tabii bunların hiçbirisine kulak asmayan über yakışıklımız aşkının kıvılcımlarını büyütmeye devam ediyordur. Tam ona açılacağı sırada, sırf bu gibi çılgın bir düşünce geçtiği anda gölgelerin arasından çıkmak istiyor ve Nina’ya “Ben buradayım, hiç mi görmüyorsun? Hiç mi hissetmiyorsun? Köpekler gibi aşığım sana!” diye itiraflar yağdırmak istiyor ama o deli yanını sırf babasının hatrına susturup gölgelerine geri çekiliyordur.

Ta kii bu çekilme Jack öldükten sonra son bulmuştur…

Ne zaman Jack öldü işte o zaman Jared’ın içerisindeki at şahlanmış ve önünde bir engel kalmadığını anlayarak Nina’nın karşısına çıkmıştır. Çünkü bir diğer engel olan Gabe de ölmüştür. Sebebi ise Talehine atanan her Arch meleği, Talehi ile bir bütün haline gelmekte, o ne zaman nefes alırsa o da almakta, o ne zaman yaşama gözlerini kapatırsa o da gözlerini kapatmaktadır. İşte bu yüzden Jack’in ölümünün üzerinden saatler geçmeden Gabe de yaşama gözlerini kapatmış ve bu sayede Jared’ın aşkını itiraf edebilmesi için tüm engeller ortadan kalkmıştır.

Yine ve yeniden kendisini bir yabancıymışçasına cenaze evinden çıkmış okuluna gitmek için otobüs durağında oturmuş, kaçan otobüsün ardından boş boş bakan ve yakalamak için kılını kıpırdatmayan Nina’nın yanında ki boş yere oturmuş ve onunla bir diyalog kurmak içerisindedir. Her ne kadar baba diyerek gördüğü iki adamı da kaybetse de yılların özlemi son bulduğu için sevinci ve umudu bütün duygularına ve hislerine ağır basmaktadır. Sırf bu yüzden hiçbir şeyi gözü görmüyordur Jared’ın. Şeytanları bile…. (Durun durun! Tabii ki hikayemizde şeytanlar var! Hep iyiler mi olmak zorunda ? Veya Jared önündeki engellerin bittiğini mi düşünüyor? İyi düşünmeye devam etsin beyaz atlı prensim ve helalim! )

Ortak taksiye binip onu gideceği yere kadar bırakabileceğini söyleyen Jared’ın sözlerini yarım yamalak işiten Nina daha ne olduğunu daha doğrusu ne cevap verdiğini düşünemeden kendisini taksinin içerisinde, über yakışıklı erkeğimizin yanında bulmuş ve onunla seyehat ettiğini görmüştür. Yetmiyormuş gibi ilk görüşte aşka inanmaya başlamıştır!

Yurduna bırakılması sırasında Jared ona ne ismini söylemiş ne telefon numarasını vermiş ne de başka bir şey yapmadan çekip gitmiştir. Ertesi gün bu olaya çok sinirlenen Nina bir daha onu görmeyeceği için de pişmanlıklar duymaya başlamıştır. Ee sonuçta çocuk yürüyen karizma, kim bir daha görmek istemez ki?!

Hayaller alemine dalan Nina onu bir başka sefer şok yaşamış ve bu tesadüfi karşılaşmalarının devamı geldikçe ona adını bahşetmiş ve sıra telefon numarası vermeye geldiğinde Jared arkasına bakmadan bir hödük gibi çekip gitmiştir. Yakışıklı olsa daha ağzının ortasına bir tane patlatılmayı hak etmiyor mu yahu? Ağzının üstüne bir tane yapıştıracak sonra da üzerinde tepineceksin ki şu hödük hareketlerini bırakabilsin!

Birkaç buluşma, birkaç gözyaşı ve birkaç itiraftan sonra iki gencimiz birbirlerine aşık odluğunu itiraf etmiş, yemeklere çıkar olmuş ve aralarında gerçekleri su yüzüne çıkartmıştır.

Tabii kitabımızda ki tüm olaylar bunlar değil. Keşke her şey engelsiz bir şekilde mutlu sona bağlanabilse. Ama ne yazık ki bağlanılmıyor… Bunlar tam ben mutlu mesut yaşıyorum, aramıza kimse giremez, tatilimizi de yaptık ohh gibi güllük gülistanlık bir hayat sürerken hiç hesapta olmayan meleklerin düşmanları olan ve aynı zamanda meleklerin dahi çözemediği melezlere karşı farklı gözlerle bakan şeytanlarla savaş haline girerler. Savaşa girmelerinin sebebi ise hiç aklınıza gelmeyecek bir sebepten dolayı. Aslında bu sebebin o kadar fantastik öğeye karşı zayıf olduğunu düşünsem de yine de yazarın tökezlemeden bağlamasını beğenmedim diyemem.

Diğer bir başka seriler veya kitaplarda ki gibi kitabımızda meleklerin insanlarla ilişkiye girmesi hoş karşılanmama gibi bu olayı yok. Hatta melezleri incelemeye bile alıyorlar diyebilirim. O kadar kehanetin bir varlığı olmalarına rağmen melezleri çözmek, onları incelemek için yanıp tutuşuyorlar. Ayrıca melezler içlerindeki melek duygularından dolayı iyi olup şeytanın tarafına geçmiyorlar. Ynai onlar yasak elmanın ürünleri değildir bir nevi. İşte bu yüzden şeytanlar bile onların nasıl bir tür olduğunu merak etmektedirler.

Değişik bu olaya karşın saçımı başımı yolmama sebep olan ve “Her kitapta da olmazsa oolmaz!” diye çığlıklar attıran aşk üçgeninin bir diğer elemanı Ryan’ı resmen boğazlamak istedim. Tamam tatlım anlaıyorum tuttuğunu bırakmak istemeyen, zafere giden yolda her şey mübahtır anlaşını benimseyen sevgili gencimiz, bu sözün bu durumda işe yaramayacağını bile bile inadına Nina’nın peşinde koşman sana hiçbir şeyin kazandırmadığını görerek ağzının payını aldın mı? Ha eğer almadıysan göstereceğim de! -.- Ryan cidden çok sinir etti beni. Niye var ki?! Olmasaydı! Zaten tonla işle uğraştı zavallı Ryan’ım <3

Ayrıca Jared’ın kardeşi olan Clarie’ye ise ayrı bir sevgi besliyorum çünkü sevdiği bir kişi yapmayacağı şey kalmayacağını, ayaklarının üstüne sıkı sıkı basarak bize göstermiş oldu. Böyle kararlı, istikrarlı, duygusuz gibi gözüküp içinde ne ateşler yatan karakterlere hastayım! İkili aşk oynayan Nina’ya karşı hastayım sana Clarie!!!

Konuya dönecek olursak, aslında kitap fantastik öğeleri olan meleklerin, ben pek fazla ağırlığını hissedemedim. Özellikle Jared’ın melez olmasına karşın güçlü, kuvvetli, atik özelliklerinin dışında bir melek kanatlarının olmasını veya görünmez bir şekilde hareket edebilmesini veya bir yerden bir yere ışınlanabileceğini düşündüm. Ama bunların yerine yazarımız çok basit özellikler kullanmış. Fazlaca kas yığını olan bir vücut, hızlı hareket etme, sessizce yürüyebilme, mükemmel bir şekilde saklanma (bunların çoğu askeri eğitim almış insanlarda yok mu? Yoksa ben mi yanlış biliyorum? ) ve insanlardan farklı olarak çok fazla uyumaya ihtiyaç duymama, kolayca iyileşme, Taleh’i ölmeden ölmeme gibi bir takım süper güçleri olmasına rağmen ben daha çok bir kanadının olmasını, oradan oraya ışınlanmasını veya uçmalarını beklerdim. Veya Fısıltı serisinde ki gibi kanat izlerinin yerini olmasını. Yani bana onların melek olduğunu hissettirecek bir şeyler aramaya çalıştım ama pek fazla tatmin olamadım. Tam bir melek olan Samuel’in yanlarına gelmesi ile bile onun gerçek melek olduğunu satırları okuduğumda hissedemedim. Her ne kadar kendi için özgün bir fantastik dünya yaratmaya çalışmışsada sevgili yazarımız bu konuda pek başarılı olamamış. Ben şahsen öyle düşünüyorum. Ben o fantastikliği hissedemedim. Şeytan bile doğru düzgün şeytan değildi be! Şeytanın yanındaki manyak herif bile daha şeytanımsı bir yapıya sahipti!

Ama tüm bunların yanı sıra Jared da sevgili Jamie’nin aşık erkek karakter profili kalıbından fazlasıyla payını almış ve hatta Travis’den bile daha koruyucu ve saplantılı ve aşık mı aşık bir erkek ortaya çıkmış. Her ne kadar yapay bir melek olsa da :D Yazarın kitaplarını sevmemin baş nedenlerinden birisi de aslında bu. Çoğu yazarın yapamadığını yaparak erkek karakterlerinin aşklarını başarılı bir şekilde önplana çıkartabiliyor, okuyucuların satıları okurken hissetmelerini sağlıyor, erkek karakterlerinin kul ve kölelerini olmalarını sağladığının yanında ben gibi deli okuyucularının Jared ile imam nikahı kıymalarını sağlıyor. :D

Kısacası sevdiğim en önemli şeylerden birisi bu. Her ne kadar içerisinde yer yer vıcık vıcık aşk olsa da hissediyorum o aşkı arkadaşşşş!!! Bunun dışında dilinin basit, saf ve sayfa çevirtecek kadar sürükleyici olmasına bayılıyorum! O kadar projelerimin ve sınavlarımın arasında sayfa üstüne sayfa çevirmemi sağlayan bu sevgili kitaba yeri gelip beni işimden ettiği için küfretsem de yeri geldiğinde bağrıma basmış, Jared’ı kocam olarak ilan etmiş bulunmaktayım!

Çeviriye gelecek olursak eğer Yabancı Yayınları’nın bir kez daha çeviri ve redaksiyona ne kadar önem veridğini bu kitapta gösteriyor ama yazarımızın acemi yıllarında bu kitabı yazdığını ise ister İngilizce okuyalım ister Türkçe fark etmez hemen anlıyoruz. Son olarak değineceğim şey ise kitabın kapağı. Orijinaline bin değil milyon basacak sevgili kapağımız ve iç dizaynı sayesinde “İçeriğine gerek yok, kapağı yeter bana!” gibi övgüleride benden kapmış oldu. :)

Peki bu kadar övgüye karşılık neden mi 4? Çünkü meleğin kanatlarını, meleği veya fantastik öğeleri hissedemediğimden dolayı 4. Bunu bir aşk kitabı, bir New Adult kitabı olarak ele alırsam işte sırf bu yüzden kitaba 5 üzerinden 4 puan veriyorum.

4

scrollWithLineCFG_31

1470118_760678647282760_230652132_n

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar ile Kitap Günleri / Böğürtlen Kışı – Sarah Jio / Yabancı Bloglarda Böğürtlen Kışı


u3dgh

Konuşan Kitaplar ile Kitap Günlerinden herkese merhaba!!!

Arkadya’nın yeni cicisi olan Böğürtlen Kışı‘nı tanıtmaya devam ediyoruz. Bugün ise bendeniz Yorum Durağım, yabancı blogların Böğürtlen Kışı için neler söylemiş onları yazacağım.

Çeviriler bana ait olduğu için eğer ki bir hatam varsa şimdiden kusura bakmayın sevgili okurlar.

Ayrıca hala devam etmekte olan imzalı Sarah Jio- Böğürtlen Kışı kitap yarışmasına katılmayı unutmayın. Yarışmaya katılmak için tık-tık!!!

scrollWithLineCFG_31

Blogcritics 

Eğer Jamie Ford’un yazdığı Hotel on the Corner of Bitter and Sweet kitabı okuduysanız ve sevdiyseniz, Sarah Jio’nun yeni kitabı Böğürtlen Kışı size, aynı hazzı yaşamanızı sağlatacak güzel bir şans vermektedir. 

S. Krishna’a Books

Sonuç olarak karakterleri ile hayranlarını aşık olmasını sağlayarak onları tepetaklak eden iç açıcı bir roman.

Eating Bender

Bu romanın en büyük özelliklerinden bir tanesi her şeyden ufak ufak barındırmasıdır.  Bir gizem yer almaktadır ve tabii ki tarihi bir kurgu olmanın yanı sıra romantik bir kitaptır.

Book Line and Sinker

Bu kitap, kitap kulüpleri için mükemmel bir seçimdir veya ikili anlatımların yer aldığı ve yaşam ile aile arasında karşılıklı bağlantıları sevenler için harika bir şanstır.

Booking Mama

Böğürtlen Kışı’ndan oldukça zevk aldığımı düşünüyorum – hikayesinden, gizemli bakış açısından, yazım şeklinden, hikayenin geliştiği yoldan…

Books and Movies

Benim görüşüme göre, Jio’nun yazılarının en büyük gücü, kitaplarında hikayelerinin ağırlıklarını ve derinliklerini eşit olarak verebilmektedir.

Book of Secret

Böğürtlen Kışı’nın hem canlandırıcı hem de kalp kırıklıkları ile dolu bir anlatımı var ve bu yüzden okuduğum sırada bir kutu peçeteyi mahvetmemi sağladı!

That’s what She Read

Böğürtlen Kışı, Jio’nun yeteneklerini son derece çağrışım yaptıran ve tamamen unutulmaz bir şekilde karşımıza çıkartıyor.

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #18 Blog Tur 3. Gün / Umutsuz – Colleen Hoover / İnceleme


umutsuz-gif

Umutsuz turumuzun 3. gününden herkese merhaba!!!

Bugün;

 Yorum Durağım ve Kördüğüm Hayaller kitabımızı yorumluyoruz.
Kitaplarım ve Ben kitabımızdan minik alıntılar paylaşıyor.
Ve Kitap Sayfaları 6 maddede kitabımızı neden okumalıyız açıklıyor.

Ayrıca 3 şanslı kişinin Umutsuz kazanacağı yarışmamıza katılmayı unutmayın!!!
Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

umutsuz-3d

Kitabın Adı : Umutsuz
Orijinal Adı : Hopeless
Serinin Adı : Hopeless Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Çevirmen : Kübra Tekneci
Yayınevi : Epsilon
Sayfa Sayısı : 429
Basım Tarihi : Ekim, 2013
Tür : YA / NA

Kitapların sevdiğim yanlarından biri karakterlerin hayatlarının belirli kısımlarının bölümler halinde özetlenmesidir. Merak uyandırıcıdır, çünkü gerçek hayatta bunu yapmak mümkün değildir. Bir bölümü bitirip yaşamak istediğimiz şeyleri atlayarak ruh halinize uya istediğiniz bir bölümden hayatı yaşamaya devam edemezsiniz. Hayat bölümlere değil… dakikalara bölünebilir. Hayatınız boyunca olan olaylar hızlı çekim, boş sayfalar ya da bölüm araları olmaksızın ardı ardına devam eden dakikalara hapsolur, çünkü ne olursa olsun hayat devam eder, kelimeler akar, gerçekler hoşunuza gitse de gitmese de ortaya çıkar ve hayat asla durup soluklanmanıza izin vermez.

Hani bazı kitaplar vardır, okuduktan sonra okuma kalitenizi yükseltir, böyle bir kitabın daha bulamayacağınızı düşündürür, yoğun ve saf anlatımı ile sizi mest eder, elinizden bıraktırmaz, 1 gün, hatta ve hatta saatler içerisinde bitirir ve tadı damağınızda kalır, sonra kitabın kapağını kapatır yazara ve kitabın böyle bir kurguya sahip olduğu için lanetler okursunuz, hatta kendinizi frenleyemez küfürler edersiniz, daha sonra ise kendinize geçer bir daha böyle bir kitabı nerede bulacağınızı kara kara düşünür ve sonra bulamayacağınızı fark ederek kendinize de küfürler etmeye başlarsınız. Çünkü artık okuma seviyeniz aynı değildir. Değişmiştir. Seviyeniz yukarılara çıkmıştır. Seçici olmaya başlarsınız. Elinizde ki kitapların çoğu bile bir hiç gibi görünür gözünüze.

İşte bu ve bundan daha fazlasını Umutsuz yaşattı bana. Aylar önce İngilizcesinden okumaya başlamıştım kitabı. Ama daha sonra tamda en heyecanlı sahnelerin olduğu yerde kitabı kapatıp bir köşeye bırakmıştım. Şimdi o hareketi yaptığıma o kadar pişmanım ki anlatamam. O zaman okusaydım eğer hiç zaman kaybetmeden yazarın diğer kitaplarını okumuş olurdum ve zaman kaybetmezdim.

Son zamanlarda okuduğum kitaplar ile okuma kalitemi yükselttiğimi düşünürken meğersem yanılıyormuşum. Umutsuz kitabı ile karşılaştığım zaman resmen okuma seviyemin yerlerde olduğunu fark ettim. Umutsuz kitabı ben de anlatamayacağım daha doğrusu açıklayamadığım duygular bıraktı. Sadece al, oku ve beraber tartışalım diyeceğim kitaplar kategorisinde. Aslında son zamanlarda okuduğum kitaplar da nedense hep bunu yapıyorum. Çünkü o kitaplar gerçekten ben de silinemez izler bırakıyor. Bakınız Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi  veya Tatlı Bela veya Ayaklı Bela veya veya Fırsatçı, Never Too Far, Korkak ve Canavar… ve kısacası bu liste uzarrr gider. Ve bu kitapların çoğunun tek bir ortak noktası var. O da bu kitapların çoğunu bana sevgili blog kardeşim Tuğçe’nin Kitaplığı’nın önermesi. Bence onun okuduğu kitapların bir takipçisi olun. Şahsen ben artık öyle oldum. Çünkü onun sayesinde okuma seviyem yükseldikçe yükseldi. Seni seviyorum Tuğçe’nin Kitaplığı ve okuma zevkini de… <3 <3 <3

Bence bu kadar aşk itirafı yeter, kitabımıza dönelim lütfen. :P

Umutsuz’a gelecek olursak… Bir kere bu kitabın ben de bıraktığı izleri kelimelere zor aktıracağımı düşünüyorum. Çünkü kitabın kapağını açtığım zaman birkaç tahminde bulundum. Dedim ki bu kız oğlana böyle davranıyor, laubali bir şekilde konuşuyor, oğlanla resmen dalga geçiyor, oğlanda kızın her daim peşinde, hiç yanından ayrılmıyor, hep bir izleme, hep bir güzel laf söyleme peşinde bunlar kesin 25 sayfa sonra sevgili olur, 50 sayfa boyunca canım cicim olurlar, 50. sayfanın sonunda ayrılır arada bir ayrılık rüzgarları eser ama sonra yine birleşirler, son sözde de bir evlenme sahnesi olur ve kitabı kapatır diye düşünüyordum. Ve düşünmemle kaldım! Bu kitap bir güzel avucumu yalamamı sağladı. Hem de afiyetle. Çünkü benim böyle düşünmemin sebebi karakterlerimizin lise çağında gençler olması. Ergenler bunlar ya falan diye düşünüyorum. Ama neredeeee.. Kitap beni bir tuzağa düşürmüş, bir duygu karmaşası yaşatmış, bir fırtınalar kopartmış içimde, ancak okuyan anlayabilir beni…

Kitabımız kızımız Sky’ın ağzından yazılıyor ama diğer karakterlerimizin duygularını da hiç merak etmeden, yazarımız o yoğun kalemi ile hissettiriyor bize. Sky, Karen’in yanına 5 yaşında gelmiş evlatlık birisi. Hiçbir teknoloji aleti yanına yanaşmadan, Karen’in vegan diyeti (şeker, un, et vs.den uzak durarak) ile büyümüş ve evde eğitim almış birisi. Yan komşusu asi genç, erkeklerle gönül eğlendiren Six ile yakın arkadaş. Aslında tek arkadaşı… Arada annesinden gizli odaya aldığı erkekler hariç tabi ki…

Aslında bu tabloya baktığınız zaman ne kadar normal birisi gibi gözüküyor değil mi? Asi, bir o kadar inatçı, kurallara uymayan… Ama değil…

Çünkü onun bilinç altında yatan korkular, karabasanlar, hüzün, acı, mutluluk, sevgi ve bir o kadar da bitmeyen özlem var. Geçmişte tanıdıklarına. Tabii bunların yanında adlandıramadığı duygularda var. Mesela Holder’a karşı… :)

Holder ise içinde kıvılcımlar olan genç bir delikanlı. Nerede kendini frenleyeceğini bilmiyor. Her duyguyu uç nokta da yaşayan ama geçmişini de unutmayan birisi. Acıyı mutluluk ile, sevgiyi hüzün ile karıştırarak hayatına dengesiz bir çizgi çizerek devam ediyor. Ama Sky karşısına çıkana kadar.

Sky ne zaman markette yakışıklı, gamzeli, tapılası seksi Holder ile tanışıyor işte o zaman tüm hayatı alt üst oluyor Sky’ın. Daha doğrusu geçmişi su yüzüne çıkarak Sky’ın hayatını alt üst ediyor. Ama ne geçmiş… Okusanız ağzınız açık kalır. Çünkü yazar öyle bir bağlamış ki sonu hiç tahmin edemeyeceğimiz bir düğüm ve sonuç…

Aslında açık olan bazı olaylar var. Sonuçta kız 5 yaşında Karen’in yanına geliyor ve ufakta olsa bir şeyler gözünün önüne gelmesi lazım. Ama kızımız 5 yaşına kadar ne yaşadıysa 5 yaşında Karen’in yanına gelince bütün o olayları silip atmış ve yeni yaşamına merhaba demiş. İnternetsiz, televizyonsuz, arkadaşsız, asosyal bir yaşama…

Yine bu sınırlamalarla yaşamına devam eden Sky artık 18 yaşına geldiğini ve üniversiteye gitmeyi istediğini ve bu yüzden liseye giderek aktivite derslerini alması gerektiğini Karen ile konuşur, tartışır ve bir sonuca varırlar. Six’in gittiği liseye kaydını yaptırırlar ama aksilikler bir kere üst üste gelecek ya işte bunda da gelir ve Six lise son sınıfında öğrenci değişim programı yüzünden asosyal kızımızı bir başına bırakarak hüzünlü bir şekilde İtalya’ya gider. Bu duruma Sky’da aynı derecede hüzünlü olsa da yine de tek başına kaldığı için mutludur çünkü üniversite yaşamında tek başına kalacağını biliyordur. Annesiz ve Six’siz…

Okulun ilk günü onun için berbat gitmiştir. Çünkü penceresinden odasına aldığı erkekler o okuldadır ve dedikodular her yerde dolaşıyordur. Dolabı iğrenç benzetmeler yazan kağıtlarla doludur ama Sky bunların hiçbirisine aldırmıyor hatta yaratıcı alaycılığını kullanarak onlara cevaplar yazıyordur.

Okulun ilk günü gittiği markette 1 yıl boyunca hem kasabadan hem de okuldan uzak kalan ama o yıl geri dönen Dean Holder ile karşılaşır. Birbirlerini hiç tanımasalar bile sanki Holder, Sky’ı tanıyormuşçasına onu arabasına kadar takip eder ve şüpheli sorular sorar. Bu durumdan işkillenen Sky ne soru sorduysa ona cevap verir ve Holder’ın o yakışıklı yüzünde ki gamzelerini yalamamak için kendini zor tutar. :D

Sorularını cevapladıktan sonra evine dönen Sky, günlük egzersizi olan koşmak için evden dışarı kendini atar ve koşmaya başlar ve ne tesadüftür ki(!) Holder’ın evinin önünde mola verir. Artık siz buna şans mı dersiniz kader mi bilemem ama ben buna eşek şansı diyorum! :D

Kızımız onu umursamıyormuş gibi davranıp evine doğru koşmaya başlarken sevgili tapılası yakışıklımız evine kadar onu takip eder ve 6 kilometrelik koşuya bünyesi dayanamayan sevgili kızımızın bayılırken yere düşmesini engeller ve evine kadar taşır. (Ne kadar romantik değil mi???? )

Buraya kadar ki anlattıklarım her kitaptaki basit tavlama, hadi canım bu kadar basitleşmesin şu kitap dediğimiz sahneler değil mi? Aynen öyle. Ama sakın bu kitabı öyle kitapların aynısıymış gibi düşünerek okumayın! Çünkü değil! Ben de öyle düşünüyordum. Kızın hal ve tavırları ne kadar basit, bundan cacık olmaz, oğlanda çok peşinden koştu ne öyle kız gibi derkennnnn ertesi sabah aralarında bir muhabbet geçip, bir tartışma aralarında patlak vermiş ve bu tartışmadan dolayı okulda Holder’ı karşısında gören Sky öyle bir şaşırmıştır ki işte o dakikadan sonra olaylar soluk almadan ilerledi.

Hele bir bilezik olayı var ki geçmişi su yüzüne çıkartmak için debeleniyor desek yeri.

Holder’ın ‘Hopeless’ dövmesine ise diyebileceğim tek kelimem bile yok. Okuyun ve onun nasıl bir anlama geldiğinizi kendiniz çözün. Çünkü ben ne anlama geldiğine hem de Holder’a o dövmenin ne anlam ifade etmesine bayıldım!

Kitabımız arada geçmişe gidip bize bazı sahneler gösterse de hiçbir şekilde tahmin yürütmemizi sağlamıyor.

Kitabın kurgusuna, yazımına, duygularının yansıtılmasına bayıldım desem az kalır. Çünkü bu kitap tekrar tekrar okuyacağım, kurgusuna tekrar tekrar hasta kalacağım, duygularının saflığına bir daha aşık olacağım, yetmeyip Holder’a bir daha, bir daha hatta dönüp bir daha  aşık olacağım, neden benim böyle sevgilim yok diye yakınacağım,çığlık atacağım, kendimi parçalayacağım, Sky’ın geçmişini düşünüp ortalığı tekrar tekrar dağıtmak isteyeceğim bir kitap.

Böyle karmakarışık duygulara sahip olmamın sebebi yazarın dilinin ham, saf ve tahmin edilemez olması. Sizi bir sonraki sayfaya öyle bir kuvvetle itiyor ki, Newton’un kurallarını deşiyor hatta altüst ediyor bile diyebilirim. :D

Ayrıca kitabın kapağında orijinal kapak resminin kullanılmasına ayrı bir şekilde bayıldım. Çeviriye gelecek olursak birkaç yerde anlatım bozukluğu ve eksiklik olsa da süperdi. Çevirmen esprileri ve duyguları kelimelere o kadar güzel bir şekilde yansıtarak çevirmiş ki bize tadından yenmez bir kitap ortaya çıkarmış. Çevirmenin ellerine sağlık diyorum.

Kitaba puanım ise lütfen bunu sormanızı bile istemiyorum. 5 + ∞ ! Bu puan bile kitaba az kalır diye düşünüyorum. Sadece şunu diyorum: Okuyun ve gelin hep beraber tartışıp, gözyaşları dökelim…

5

scrollWithLineCFG_31

1379821_676890185655132_366492927_n

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #18 Blog Tur 2. Gün / Umutsuz – Colleen Hoover / Alıntılar


umutsuz-gif

Konuşan Kitaplar 18. Blog Turunun 2. Gününden herkese merhaba!!!!

Dün ki postumda bu tur için ne kadar heyecanlı olduğumu söylemiştim ve bugünde yavaş yavaş tur için görevlerimi yayınlamaya başlıyorum.

Bugün:

Bendeniz yani Yorum Durağım Alıntılar yayınlıyorum.
Kördüğüm Hayaller Önokuma ve kitabımızın Trailerını yayınlıyor.
Kitaplarım ve Ben ile Maria Puder Ölmedi ise kitabımıza yorum yapıyor.

Ayrıca 3 şanslı kişiye Umutsuz kitabını hediye ettiğimiz yarışmaya katılmayı unutmayınız! Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

Erkeklerle birlikte olmaktan hoşlanmıyor değilim. Zevk alıyordum – yoksa, bunu yapmazdım. Sadece diğer kızlar gibi zevk almıyordum. Ayaklarım hiç yerden kesilmiyordu. Karın boşluğumda kelebeklerin uçuştuğunu hissetmiyordum. Doğrusu, birinin beni kendimden geçirdiği düşüncesi bana son derece yabancıydı. Erkeklerle birlikte olmaktan zevk almamın asıl nedeni kendimi tamamen ve rahatça uyuşmuş hissetmemdi.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Ancak beklentileriyle ilgili üç sorun vardı:

  1. Ağlamam. Asla.
  2. O tuvalete bir kez gittim ve bir daha asla gitmeyeceğim.
  3. Parayı severim. Paradan kim kaçar ki?

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Ya vejetaryensem?” diye sordum salatadaki tavuk göğsüne bakarak.
“Etrafındakileri yersin,” diye karşılık verdi.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Ona bakar bakmaz üç şeyi fark ettim:

  1. Baştan çıkarıcı çarpık gülümsemesinin ardına gizlenen kusursuz beyaz dişlerini.
  2. Gülümsediğinde dudaklarının köşelerinde ve yanaklarının arasındaki oyukta oluşan gamzelerini.
  3. Beni ateş bastığına eminim.
    Ya da karın boşluğumda kelebekler uçuşuyordu.
    Ya da bir tür virüsün etkisi altındaydım.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Gözlerim elinden ön kolundaki küçük harflerle yazılı dövmesine kaydı.
Umutsuz.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Bunu yapmak zorunda olmadığımı biliyorum, Sky. Ben ne istersem onu yaparım.” Kulağıma doğru eğilip sesini fısıldarcasına alçalttı. “Ve seninle konuşmak istiyorum.” Geri çekilip bana baktı. Kafamda ve karnımda devam eden karışıklık sebebiyle cevap vermeyi başaramadım.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Beni takip mi ediyorsun yoksa gerçekten okula tekrar kayıt mı oldun?”
Şeytanca gülümseyip parmaklarıyla dolabın üzerinde ritim tuttu. “İkisi de.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Sana vurdu mu?” dedi sesinden hiçbir şey belli etmeyerek. Başı yere doğru eğik olsa da, kirpiklerinin arasından bana baktı. “Sana hiç vurdu mu?”
Yine başlamıştı, tavrını değiştirerek beni boyun eğmeye ikna etmeye çalışıyordu. “Hayır,” dedim kısık bir sesle. “Hayır. Sana söyledim… bu bir kazaydı.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Cep telefonunun olmasına izin verilmediğini sanıyordum,” dedi. “Yoksa bana numaranı vermemek için uydurduğun acınası bir bahane mi?”
“İzin verilmiyor. En iyi arkadaşım onu bana dün verdi. Mesaj göndermekten başka bir şey yapamıyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Mantıklı gelmediğinin farkındayım ve hayır, lezbiyen değilim. Senden önce kimseden hoşlanmadım ve nedenini bilmiyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Okumak, yemek pişirmek ve koşmak. Ve beni hayal etmek. Ne kadar ilgi çekici bir hayatın var.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Bu umutsuz çocuğun bu hafta nasıl girdiğini bilmiyorum, ama girmesi için hazır olmadığımdan kesinlikle emindim.
“Hep böyle alaycı mısın?” diye sordum.
Omuzlarını silkti. “Ya sen?”
“Sorulara hep sorularla mı karşılık verirsin?”
“Ya sen?”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Eğer gerçekten beni öpmek istiyorsan, neden öpmüyorsun?” Kız arkadaş kelimesini içeren bir cevap vermesinden korkuyordum.
Yüzümü iki elinin arasına alıp yukarı doğru kaldırdı. Baş parmaklarını elmacık kemiklerimin üzerinde dolaştırırken göğsünde göğsünün hızla yükselip alçaldığını hissedebiliyordum. “Çünkü,” diye fısıldadı. “Hissetmemenden korkuyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Breckin, bu Holder. Holder erkek arkadaşım değil, ama onu başka bir kızla en iyi ilk öpücük rekorunu kırmaya çalışırken yakalarsam, benim nefes almayan erkek arkadaşım olabilir.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Devam et,” dedi Holder. “Daha sonra ne yaptığımızı duymayı çok isterim.
Gözlerimi devirip Brackin’e döndüm. “Sonra hiç öpüşmeden ilk öpücükler tarihindeki en iyi öpücük rekorunu kırdık.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Yerime oturup elektronik kitabı tekrar elime aldım. “Biliyor musun, Breckin. Sen gerçekten harikasın.”
Bana gülümseyip göz kırptı. “İçimdeki Mormon. Biz aslında harika insanlarız.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Bu beni öldürüyor, bebeğim,” dedi, sesi daha sakin ve kısıktı. “Beni öldürüyor, çünkü senin için hissettiklerimi bilmeden bir gün daha geçirmeni istemiyorum. Ama sana aşık olduğumu söylemeye hazır değilim, çünkü aşık değilim. Henüz değil. Ama bu hissettiğim her neyse –hoşlanmaktan çok daha fazla. Çok daha fazla. Son birkaç haftadır bunu anlamaya çalışıyordum. Neden tarif edebileceğim başka bir kelime olmadığını düşünüyordum. Sana tam olarak ne hissettiğimi söylemeyi istiyorum, ama lanet olası sözlükte hoşlanmak ve sevmek arasındaki noktayı tarif edebilecek bir kelime yok, ve o kelimeye ihtiyacım var. İhtiyacım var, çünkü söylediğimi duymanı istiyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Yaşamak.
Kelime sanki hep orada, sözlükte ait olduğu yerde, hoşlanmak ve sevmek arasına saklı kalmıştı. “Yaşamak,” dedim.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Başka ne çekici biliyor musun?” dedi yine bana doğru yaklaşarak.
İfadesindeki muziplik utancımı hafifletti. “Ne?”
Sırıttı. “Film izlerken birbirimize dokunmamaya çalışmak.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Herhangi bir şey hissedip hissetmediğimi umursayan tek çocuk oydu ve sırf bu sebepten kalbimin küçük bir parçasını çalmasına izin verdim. Ama bana yeterli gelmiyordu, o yüzden birden ona kalbimi tamamen vermek istedim.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Kitapların sevdiğim yanlarından biri karakterlerin hayatlarının belirli kısımlarının bölümler halinde özetlenmesidir. Merak uyandırıcıdır, çünkü gerçek hayatta bunu yapmak mümkün değildir. Bir bölümü bitirip yaşamak istediğimiz şeyleri atlayarak ruh halinize uya istediğiniz bir bölümden hayatı yaşamaya devam edemezsiniz. Hayat bölümlere değil… dakikalara bölünebilir. Hayatınız boyunca olan olaylar hızlı çekim, boş sayfalar ya da bölüm araları olmaksızın ardı ardına devam eden dakikalara hapsolur, çünkü ne olursa olsun hayat devam eder, kelimeler akar, gerçekler hoşunuza gitse de gitmese de ortaya çıkar ve hayat asla durup soluklanmanıza izin vermez.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Sırf artık telefonun olmadığı ve hayatın çok dramatik olduğu için egonun patlamasına izin vereceğimi sanma. Tişörtün ve iç çamaşırınla çok basit görünüyordun. Bütün gece tavuk bacaklarına bakmak zorunda kalmamam için umarım bugün kendine pijama alırsın.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Mesaj demişken… bu telefonunu geri aldığın anlamına mı geliyor?”
Omuzlarımı silktim. “O telefonu geri istemiyorum. Mağlup erkek arkadaşımın Noel’de iPhone almasını umuyorum.”

scrollWithLineCFG_31

1379821_676890185655132_366492927_n

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar 17. Blog Tur 3. Gün / Kır Çiçeği Tepesi – Kimberley Freeman / İnceleme


1238037_554550897945319_1120482378_n

Kitabın Adı : Kır Çiçeği Tepesi
Orijinal Adı : Wildflower Hill
Yazarın Adı : Kimberley Freeman
Çevirmen : Duygu Parsadan
Yayınevi : Arkadya
Sayfa Sayısı : 534
Basım Tarihi : Ekim, 2013
Tür : Geçmiş-Günümüz / Aşk / Duygusal / Hüzünlü / Aile İlişkileri

Sanki ben doğduğumda, sen gökyüzünde beni sabırla bekleyen bir yıldızdın…

Bir anne, bir kız çocuğun ve bir kız torunun hayattaki zorluklara nasıl göğüs gerdikleri, yaşamak için nasıl ayakları üstünde durdukları, nasıl bir zor yaşamla mücadele ettiklerini anlatıp yer yer sizi güldürüp, yer yer ağlatan ve yeri geldiğinde feministlik duygularınızı şahlandıran kitabımız Kır Çiçeği Tepesi ile karşı karşıyayız…

Yaşamının belli bir süresince zengin yaşayıp daha sonra babasının işsiz kalıp yoksuzlaşıp çalışmak zorunda kalan ve hayatının zorlukları ile karşı karşıya kalan kızımız Beattie’nin, bir gün evli ama karısından nefret eden Henry MacConell’a aşık olması ile tüm yaşamı sarsılmıştır ve her aksilikler üst üste gelerek onların üstesinden gelmeye çalışmıştır 19 yaşında ki kızımız.

İlk aksiliği olan hamileliği yüzünden annesi Beattie’yi kapı dışarı ederek, eve adımını dahi atmamasını nereye giderse gitsin umurunda olmadığını, yeter ki ailesinin yanına dönmemesini söylemiştir.

“Hayır,” diye yanıt verdi annesi merhametsizce. “Değilsin. Artık bir kızımız yok.”

Ailesinden aldığı bu ilk darbe ile Henry’e giderek bir şeyler yapmasını söylemiştir. Ve mümkünse ona sahip çıkmasını istemiştir. Ama Henry ona hemen sahip çıkmazdır çünkü onun hala boşanmadığı bir karısı vardır. İşte bu yüzden ona beklemesini söyleyerek ortadan kaybolmuştur. Bu durumu gururuna yediremeyen Beattie, arkadaşı Cora’nın yanına giderek yardım istemiştir ve onu bir öğüt vererek teyzesinin yanına göndermiştir. Orada Beattie çocuğunu doğuracak ve bir aileye evlatlık verecektir.

İki çeşit kadın… Bir şeyler yapanlar ve kendisine bir şeyler yapılanlar…

Beattie bu sözü aklına kazıyarak Cora’nın teyzesinin yanına gitmiş ve tıpki onun gibi olan kadınlarla yaşamaya başlamıştır. Ta kii Henry gelip, hadi Avustralya’ya gidelim diye aklını çelene çalarak… Beattie ona evet diyerek iki çeşit kadından kendisine bir şeyler yapılanlar grubunu seçmiştir ve ister Avustralya’ya kadar olan yolculukları olsun, isterse Lucy’i doğurduktan sonra olan eziyetleri olsun, Beattie kendi kuyusunu kendisi kazmıştır.

Tabii bu eziyetleri kumarcı ve ayyaş Henry’den kaçıp kızı ile Tazmanya’ya yerleşene kadar sürmüştür. Ondan sonra çalışıp kendi parasını kazandıktan sonra bir şey yapan kadınlar kısmına girmiştir.

Çalışma hayatı düşündüğü kadar kolay geçmemiştir çünkü çalıştığı Kır Çiçeği Tepesi çiftliği kasabada hiç hoş olmayan sohbetlere yer verilen bir yerdir ve orada çalışan kişiler hakkında da hiç hoş olmayan dedikodular ortaya çıkıyordur. Orada çalışmaya başlayan Beattie’nin başına da aynısı gelmiştir ve yanında kaldığı ve o çalıştığı zaman Lucy’e bakan Margaret Day Henry’nin pişmanlıkla süslenmiş sözlüklerine inanarak eve çağırmış ve o dedikodulardan daha beteri başına gelerek kızı elden gidiyordur. Beattie’nin bu durumu durdurmaya gücü yetmiyordur çünkü kızı babasını çok seviyordur ve bu yüzden Henry’den gelen teklife karşı çıkamamıştır. Kızı artık her ay bir hafta boyunca babası ve boşanmadığı karısı Molly ile beraber kalacaktır. Zaten Henry’i bir kaşık suda boğacağım yetmiyormuş gibi bir de ortaya Molly gibi cadaloz, kendini beğenmiş, her şey benim olsun havasında gezen, gıcık olduğum, öldüresiye dövmek istediğim bir kadın ortaya çıktı. Ki o kadının ileri ki zamanlarda yapmayacağı şey kalmayacaktır. Mesela anne kızı ayırmak için elinden geleni ardına koymayacaktır.

Kızının babası ile daha fazla yaşamaya başladığında Beattie artık düzenli bir yaşama geçmeyi ve kesin bir işinin olmasını düşünüyordur. Bu iş içinde durumu kötü olan ve bu durumdan sahibinin hiç umurunda olmamasından dolayı ortaya çıkan fikri ile yola koyulmuştur ve hayatta yapmayacağım dediği bir şeyi yaparak, beş parası dahi olmadan bir kumar oyunu ile çiftliği almak için oranın sahibi ile iddiaya girmiştir. Ve eğer kaybederse o kadar kötü bir duruma düşecektir ki bir daha kızını dahi alamayacağı bir durumdur. Çünkü ismi kötüye çıkacaktır.

“Ne istiyorsun?” diye soruverdi Raphael aniden. “Herhangi bir şey.”
“Bu evi istiyorum. Hayvanlarla ve araziyle birlikte.”
“Sen çıldırmışsın. Böyle bir şeyi asla-”
“Armağan olarak değil. Bahis olarak. Benim bedenime karşılık.”

Böyle bir iddiaya girip kazanamayıp kaybedeceğini düşünen herkesi şoka uğratan Beattie bir kuruş dahi harcamadan bir borç batağı ile birlikte çiftliği almıştır. Almasına ama ne Raphael’in işçileri onunla kalmıştır ne de eşyaları. Bomboş bir evde sadece bir şoför ile yaşamına devam ettiren Beattie, Tazmanya’ya gelirken nehre düşen Lucy’i kurtaran Charlie Harris’i bulur ve çiftliğe çağrılır. Ama kasaba Aborjin kanına sahip yani siyahi olan Charlie hoş karşılanmaz ve bu sefer de Beattie ile ikisi arasında dedikodu çıkartırlar.

Ve bu ortaya çıkan dedikodularda yalan değil gerçektir. Çünkü ufaktan başlayarak büyüyen bir ateş vardır aralarında. Ve en sonunda aşklarını birbirlerine itiraf ederek mutlu sona ulaşmışlardır. Mi acaba? Bilemeyeceğim artık okuyup öğrenin gerçekten mutlu sona mı ulaşmışlar. :)

1375929_562139733853102_1072990653_n

Kitabımız geçmiş ile geleceğin harmanlanarak anlatıldığı için iki bölümden oluşuyor. Geçmişi acılarla dolu bir yaşamı olan ve her bir olayda acı çeken Beattie anlatırken, geleceği mesleğinin doruğunda olan ama önce sevgilisinden ayrılıp daha sonra merdivenlerden düşerek dans hayatının bitmesine neden olan kazanın başına gelmesi ile Londra’dan Avustralya’ya taşınan balerin Emma’nın hayatını anlatıyor.

Dans konusuna gelince… Bu bir daha mümkün olmayacaktı.
Ve bu benim dünyamın sonuydu.

Kaza geçirdikten sonra bir daha dans edemeyeceğini öğrenen Emma kalbi kırık bir şekilde Avustralya’ya döner ve bir sürpriz ile karşılaşır. Büyükannesi çektiği acılardan sonra zenginliğine zenginlik katarak yaşamına gözlerini yummuştur ama ne çocuklarına ne de başka birisine miras bırakmıştır. Hepsini hayır kuruluşlarına vermiştir. Ama tek bir şeyi sadece tek bir şeyi bağışlayamamış veya satamamıştır. Kır Çiçeği Tepesini…

Kır Çiçeği Tepesini, Emma’ya miras bırakmıştır ve 6 aydan önce oraya satamayacağı ile ilgili de bir kural koymuştur. Çünkü orada Beattie geçmişini saklıyordur ve bu geçmişini de canından çok sevdiği, kendisine çok benzeyen Emma’ya miras bırakmıştır.

Emma annesinin evinden Tazmanya’ya giderek Kır Çiçeği Tepesinde bulanan eve taşınır ve her odasında ağzına kadar dolu kolileri boşaltarak bir sırrı çözmeye çalışır. Bu sırrı çözerken yanında kasabada yaşayan Monica’yı alır. Monica bir yandan ona yardım ederken bir yandan abisi Patrick’in Emma’ya karşı aşkının kıvılcımlanmasını sağlar. Ee Emma da bu durumda boş değil, Patrick Emma’ya ne kadar aşıksa, Emma’da Patrick’e aşıktır.

Ona inanmıyordum, ama yine de gidecektim. Mina’ya gittikçe bağlanıyordum. Patrick’e ise gittikçe daha çok bağlanıyordum.

Onlar birbirlerine bağlana dursun yavaş yavaş sırrı çözüyorlar ve benim hiç mi hiç beğenmediğim, nefret ettiğim, hiç ama hiç sevmediğim, sanki yarın görüşürüz diyen 3.sınıf günlük diziler gibi bir mutlu son ile bitiyor. Sevgili yazarım o sevgili karakterinin 25 yıl hatta daha fazla süresince hiç mi içinde bir şeyler birikmedi? Hiç mi içerisinde bir nefret biriktirmedi içinde? Hiç mi özlemedi onu? Hiç mi karşı çıkmadı ona bakan insanlara? Hiç mi aramadı o kişiyi? Hiç mi ha hiç mi?! Çok sinirliyim. Bu kadar güzel bir kitabın böyle saçma sapan bir son ile bittiği için. Kendimi kitaba o kadar kaptırmışım ki kitabın bittiğini bile anlamadım. Boş sayfaları bile çevirdim acaba bir şeyler yazıyor mu diye. Ama yazmıyordu! Neden yazmıyordu ey sevgili yazarım? Neden böyle saçma sapan bir yerde bitirdin?! Hadi hazır içimi dökmüşken biraz daha dökeyim! O adamdan ne istedin de öldürdün? Eline en geçti sevgili yazar? Farkında mısın bilmem ama bu davranışın ile aynı George R.R.Martin ile yarışırsın. En sevilen karakterleri öldürmekte üstünüze tanımıyorum resmen!

Ohh be içimi döktüm resmen! :)

Kitap hakkında diğer şeylere değinecek olursam eğer bir kere kitabın konusu MUHTEŞEMDİ!!! Bayıldım, bayıldım! Sayfaları birbiri arkasına çevirdim resmen ve sona yaklaştıkça bitmemesi için dua ettim. Yazara o kadar sitem etmeme rağmen böyle şahane bir konu yazdığı için teşekkür ediyorum.

Ayrıca yurtdışı kapaklarının 5 katı hatta milyon katı kadar daha şahane bir kapak yaptığı için ise Arkadya Yayınlarına ayrı bir teşekkür ediyorum. Zevkle kitap okumama ekstralar katıyorsunuz bu kapaklarla. <3

Kitaba puanım ise o acı olay yüzünden ve saçma sapan son yüzünden 5 üzerinden 4.5!

thz3y