Kalbim Aşktan Yana -Jennifer Apodaca / İnceleme


0000000711748-1

Kitabın Adı : Kalbim Aşktan Yana
Orijinal Adı : The Baby Bargain
Serinin Adı : Once a Marine Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jennifer Apodaca
Çevirmen : Merve Altıparmak
Yayınevi : Nemesis Kitap
Basım : Eylül, 2016
Sayfa Sayısı : 289
Tür : Yetişkin / Romantik / Günümüz

Tamam dövmeyin biliyorum söz verdim çok yakın bir zamanda aşk romanı okumayacaktım ama n’apayım Kalbim Aşktan Yana kitabının kapağına vuruldum. Çok şirindi, çok şekerdi, çok tatlıydı. Onu en yakın zamanda okumasaydım çok üzülürdüm. Affedin n’olur! Ayrıca hem elimdeki aşk kitapları bitti ki başka kalmadı. Yani yeni almazsam. :P Ve hazırladığım okuma listesi ile gözüken o ki Ekim ayında bol bol fantastik, bilim-kurgu türevlerini okuyacağım. Ve ayrıca son zamanlarda şu dikkatimi çekmeye başladı; nedense hep evli kadınları, evlenmeye yakın olan gençlerimizi, bekar anne olan ve bir şekilde ölümsüz aşkını geri bulan kadınlarımızı okur oldum. Acaba bunlar evrenin bana birer mesajlarımı bilemiyorum. Evlen artık sinyallerimi gönderiyorsun evrenciğim bilmiyorum şekerim ama ben okuyorum benden uzak dur. Daha çook var o yola. İşte bu sebepten dolayıdır ki fantastik edebiyata direk geçiş yapıyorum yoksa psikoloji elden gidecek. :D

Ve şimdi ilk önceliği oğlunu korumaktı. Bunun için hoşlansa da hoşlanmasa da Adam’a, oğlunun babasına ihtiyacı vardı. 

Kalbim Aşktan Yana, Eylül ayı içerisinde okuduğum son kitap olarak listeme girdi. Resmen dakikalarla oynadım. Saat gece 12’de kitabı bitirdim ve Eylül ayında tam 12 kitap okumuş oldum. Bu ay resmen kitap okumayı kendime depo ettim. Kitabımıza gelecek olursak eğer, kitabımızda neredeyse her konu işlenmişti. Aşk, hırs, intikam, gerilim; yani kısacası her şey vardı kitabın kurgusunda. Dr. Megan Young, 30-35 yaşlarında bir veterinerdir. Hayvanları özellikle de köpekleri çok seviyordur. Aynı şekilde 2 yaşındaki oğlu Cole’da köpekleri çok seviyordur. Evlerinin sadık koruyucuları Max, yazarın deyimi ile onun kankasıdır. Bebekliklerinden beraber olan ikili her anlarını beraber geçirmektedirler. Dr. Young, güzelliğinin yanı sıra zeki bir kadındır ama bu onun aşkta mantığı bırakacağı anlamına gelmemektedir. Öyle ki 3 yıl önce sevdiği adamdan hamile kaldığında hamile olduğunu ondan saklamıştır. Bunun sebebi ise Mega küçükken onu istemeyen babasından çok çekmiştir ama oğlunun yine aynı şeyleri yaşamasını istememektedir. Çünkü, sevdiği adam onu istemeyip 2 kez onu terk etmiştir. bu onun kolayca sindiremediği bir şey olup oğullarının da terk edilmesini istememektedir.

Adam’ın içinde kilitlenmiş ve orada tutsak kalmış şeyler vardı. Kimseye bahsetmeyeceği şeyler. Kelimeleri gerçekten söyleyemiyordu bile. Denediği takdirde gırtlağı kapanıyor, onu boğmaya başlıyordu. O kadar batmış durumdaydı. Sadece kabuslarında ortaya çıkıyordu.

Adam Waters ise geçmişi kapkaranlık olan bir Deniz Kuvvetleri askeridir. Geçmişi o kadar karanlıktır ki onu hiç kimse anlatamıyor, anlatmaya çalıştığında ise boğazı düğümlenip onu konuşturmuyordur. Geçmişinde yaşadığı olaylardan dolayı kimseye bağlanmak istemiyor, kimsenin sevgisini kabul etmek istemiyordur. Ki bu tutkuyla sevdiği kadını terk etmek anlamına gelse de… Hayatında yaşadığı bazı olaylardan dolayı sırf güçlü olabilmek için, sırf birilerine kendini kanıtlamak istemek için Deniz Kuvvetlerine katılmış ve iyi bir adamdan olmuştur. Yalnız bir adam. 10 yıl önce terk ettiği sevgilisini 7 yıl sonra ailesinin ölümü ile tekrar görmüş ve onu iki kişi olarak bırakmıştır. Ama ne yazık ki Adam’ın bundan haberi yoktur ve de uzun bir sürede haberi olmayacaktır. 3 yıl sonra o nefret ettiği yere yani Raven’s Cove’a yolunun düşmesi ile hem sevdiği kadını görmüş hem de onun sırlarına merhaba demiştir.

Adam artık bir asker değil koruma şirketi olan bir iş adamıdır. Ve yanında çok güvendiği dostları çalışmaktadır. Megan’ın yaşadığı yere yolunun düşmesi ile beraber ailesine ait olan evi satarak artık o iğrenç kasabadan sonsuza kadar kurtulmak istiyordur. Ama bir söz vardır bilir misiniz? Siz plan yaparsınız ve yukarıdan Tanrı size gülmeye başlar diye. İşte Tanrı, Adam’a çok güzel gülmüştür. Çünkü o tamamen o kasabadan çekip gitmeyi düşünürken ne bilsin o kasabaya çapa atacağını.

Megan’ın başının belaya girmesi ile beraber daha doğrusu ona atılan iftira ile gerçekleri apaçık göre Adam neye uğradığını şaşırır ve bir türlü olanları kabul edemez. Ki kitap bu noktada heyecanı tavan yapmış ve de soluksuz okumama sebep olmuştur. Kitabın yarısından itibaren nasıl okuduğunu bilmiyorum. Resmen su gibi akıp gitti ve de bitti… Bir an keşke bitmeseydi diyecektim ama kitap o kadar güzel bir yerde o kadar güzel tadında bitti ki anlatamam size. Kalbim Aşktan Yana kitabı kurgu ise, konusu ile tam bir çerezlik bir kitaplıktı. Alın okumaya başlayın ve de başladığınız gibi bitirin.

Ayrıca söylemeden edemeyeceğim kitabın kapağı muhteşemdi! İç dizaynı ise ondan daha da muhteşemdi! Ba-yıl-dım! Ve merakla serinin diğer kitaplarının kapaklarını bekliyorum! <3

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

b8z5lv

Meral Kır ile ‘Aylardan Ask, Aylardan Haziran!’ dedik…


XW1lj7

Herkese merhaba!!!

Konuşan Kitaplar ailesi olarak bir turun daha sonuna geldik. Hem de mükemmel bir kitabın turunun sonuna. :'(

Hüzünlü müyüm? Evet! Neden? Çünkü bu kitaba tur yaparken Konuşan Kitaplar ailesi olarak çok eğlendik. :)

Mutlu muyum? Evvettt! Neden mi? Çünkü Meral Kır adında mükemmel bir insan ile tanışmanın yanı sıra onun mükemmel bir röportaj yaptım ve aynı zamanda onun kaleminden çıkan mükemmel bir kitap okudum! <3 Ayrıca Doruk gibi bir insana da aşık oldum! <3

Az sonraaaa sevgili yazarımız ile yaptığım röportajı okuyacaksınız ama ondan önce yapmanız gerekenler var sevgili kitap kurtları! 

Artık yarışmalara da mı şart koşmaya başladım ne? *ıslıkçalanvepispisgülenifade* *gözlüklüadamıunutmayalım* *:D*

İlk yapmanız gereken Konuşan Kitaplar Facebook sayfası üzerinden devam eden yarışmaya katılmak. Buyurunuz Tık-Tık!!!

‘Ben şansımı daha fazla denemek istiyorummmm!’ diyenlerdenseniz o zaman sizi Rafflecopter üzerinden devam eden yarışmamıza davet ediyorum. Onun için de buyurunuz Tık-Tık!!!

Ha bu arada hediye ettiğimiz kitapların hepsi yazarımızdan imzalı ona göre kitap kurtları! 

Daha fazla sözü uzatmıyorum ve yazarımızla yaptığım röportaj ile sizi baş başa bırakıyorum! Bakalım neler neler öğreneceğiz kitabımız ve serimiz hakkında! :) 

scrollWithLineCFG_31

aaa

1)      Öncelikle beni kırmayıp Yorum Durağım’a konuk olduğun için teşekkürler Meral abla! :* Ve hazırsan seni sorularımla azıcık terletmek istiyorum. *pispissıratanifade* Hadi başlayalım mı?! Kısaca kendinden ve yazarlık hayatından bahseder misin?

Asıl işi muhasebe olan uzun yıllardır rakamlarla uğraşan ancak kelimelere aşık biriyim. Onlu yaşlarımın başında günlük ve şiir yazmaya ardından da kurduğum çocukça hayalleri kağıda dökerek başladı yazarlık hayatım. Yazmak benim için tutku, şimdi de onu Aylardan Aşk’la taçlandırdım.

2)      Yazmaya başlamandaki en büyük etken neydi?

Kendimi yazarak ifade edebilen, konuşmaktan ziyade yazmayı tercih eden biriyim. Bu bir etken midir bilmiyorum ama sanırım sebep budur.

3)      İlk gözden olan Aylardan Aşk, Müptela Yayınlarından aylardan haziran diyerek rengarenk şemsiye konsepti ile biz okuyucuları ile bu ay buluştu. Peki Aylardan Aşk’ın arka planda ki hikayesi nedir? Aylardan Aşk gerçek bir hikaye mi?

Yaşanmış bir hikaye değil ancak içinde yaşanmışlıklar serpiştirildi tabii ki.

4)      Hazır kitaptan muhabbet açılmışken devam edelim. Yazarlarımız der ki her kitaplarından en az bir karakter yaratıcısının izini taşır. Peki kitabımızdaki hangi karakter seni yansıtıyor?

Tanem’le biraz birbirimize benziyoruz. Yeter ki istemeyelim bizi bizden başkası durduramaz.

5)      Aylardan Aşk’ı okuyanlar kitabın genel temasını biliyor. Bilmeyen için kısaca bilgi vermek gerekirse aşkın, dramın, aksiyonun, gerilimin, ihanetin, hüznün kısacası tüm duyguların bir araya gelip bir bütün olması ile Tanem ve Yağız’ın hikayesi ortaya çıkıyor. Bu kadar çok duyguyu bir araya getirirken zorlandın mı?

Kurguyu oluşturduğum da bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim. İyi bir okurum ve öncelikle kendi beklentilerimi karşılamaya çalıştım ama oldu gibi :)

6)      Kitabımızın konusundan devam edecek olursak, kitabımızda görüyoruz ki çok fazla bilimsel, tıbbi ve sağlıkla ile ilgili bilgi ve araştırma gerektirecek yerler var. Peki sen o kısımları yazarken birisinden yardım mı aldın, yoksa o kısımlar uzun bir araştırma döneminden sonra mı ortaya çıktı?

Bir ara özellikle beyin cerrahisinde lisans yapabilecek duruma geldiğime ikna olacak kadar araştırma yaptım. Ancak Tanem’in ilerleyen süreçte yaptıklarının ve yaşadıklarının ikna edici olabilmesi için bu şarttı. Ayrıca her ne kadar kurgu da olsa gerçeğe dayalı olmasını tercih ettim.

7)      Gelelim can alıcı soruya, sence aşk nedir?

Aşkın ne olduğunu Tanem ve Yağız’la birlikte çok sorguladık ama ona bir anlam yükleyemedik. Bence aşk, kişiye ve duruma göre çeşitlilik gösterebilir. Aşk bazen sadece şehvetken bazen de sahibini küle çeviren yangının ilk kıvılcımı. Sahi aşk neydi? Bilen var mı?

8)      Aşktan devam edecek olursak, kitabımızdaki aşkların gözleri hep yaşlı. Neden böyle yazmayı seçtin?

Aşkın mutluluk getirdiğine inanmıyorum. Aşk çoğunda gözyaşıdır. Eğer aşıksanız kırılmaya, en ufak rüzgarda savrulmaya hazırsınız demektir. Öyle olmasaydı “sevgiliye yar denmezdi.” Ve o yardan aşağıya kendimizi bıraktığımız da canımızın acımaması mümkün değil.

9)      Peki gülen bir aşkı ilerideki kitaplarda görecek miyiz? (Blogger aslında kitabımız seri olacak mı diye sormaya çalışıyor :D )

Kesinlikle olacak. Orada bizim hatamız var. Kitabın sonuna “ Doruk ve Asya’nın hikayesinde görüşmek üzere” yazmadık.

10)   Birazda karakterleri tanıyalım. Tanem, Yağız, Doruk (<3), Asya… ve böyle uzayıp giden uzun bir karakter listemiz var. Ve eminim ki hepsi senin göz bebeğin ama illaki bir tanesini daha da fazla seviyorsundur. Peki o şımarık çocuk hangisi? :)

Ben en çok Yağız’ın anne ve babasının aşkını sevdim ve en çok onlar için üzüldüm.  Yağız ve Tanem ise benim gözbebeğim ammaaaa Doruk benim yaramaz çocuklarım.

11)   İtiraf etmek gerekirse ilk sayfalardan beri benim gözdem Doruk. Ama neden öyle bir son? Neden bana “Bu burada bitmemeli!” diye çığlıklar attırdın sevgili yazarım? Neden ha neden? :’(

Aslında Doruk ve Asya, Tanem ve Yağız’ın açıklarını kapatmak için vardı ve sanırım bunu da başardılar. Ancak ve ancak onlarda kendi hikayelerini yaşamayı hak ediyorlar. Kısaca “Bu burada bitmemeli!” diye atılan çığlığa cevabım “ ne bitmesi daha yeni başlıyoruz.”

12)   Sona doğru gelecek olursak gelecek planların nelerdir?

Planlar istekler gelecekten beklentiler değişiklik gösterse de asla bitmez. Benim de bugün için, yarınlardan beklentim Doruk – Asya ve sonrasında Ahmet – Sena çiftlerinin de hikayelerini yazıp okuyucu ile buluşturmak.

13)   Son olarak biz okuyuculara tavsiyelerin veya söylemek istediğin bir şey/ler var mı? Benim var! Seni çook seviyorum! Ama Doruk’u daha fazla! (Nankör okuyucu Damy! :D) 

Hayallerinizin peşini asla bırakmayın. Saygı ve sevgiyle kalın…

Hızlı Soru & Cevap

En son okuduğunuz kitap: Gonca Çiftçioğulları / Gece gelen ölüm

En son izlediğiniz dizi: Behzat Ç.

En son izlediğiniz film: Adını hatırlamıyorum ama çok güzel bir Kore yapımıydı.

En son dinlediğiniz müzik: Adele – Set Fire to the Rain

Çay mı? Kahve mi? : Kesinlikle Kahve

Çikolata mı? Şeker mi? : Kesinlikle çikolata

damy (1)

Aylardan Ask – Meral Kır / Inceleme


oQWyam

Kitabın Adı : Aylardan Aşk
Yazarın Adı : Meral Kır
Yayınevi : Müptelâ Yayınları
Sayfa Sayısı : 576
Basım : Haziran, 2014
Tür : Romantik / Yetişkin

XW1lj7

Mükemmel bir işe, mükemmel bir aileye, mükemmel bir hayata yani kısacası yaşamınızda mükemmel olan her şeye sahip olsanız ve birkaç saat içerisinde tüm bu mükemmel olaylar dizisi tepe taklak olsa ne yapardınız? Nasıl bir boşluğun içine düşerdiniz? Neler hissederdiniz? Düşünemiyorsunuz değil mi? Tanem de düşünememişti…

24 yaşına girmesine bir gün kala, her şey hayatında mükemmel bir düzen içerisinde giderken, hayatındaki en büyük toplantıya dakikalar kala bir telefon görüşmesi ile Tanem’in mükemmel hayatı tepe taklak olmuştur.

Telefon görüşmesinden sonra dünyası başına yıkılan Tanem, gözyaşlarının ardı arkası kesilmeden arabasına binmiş ve körlemesine sürmeye başlamıştır. Daha fazla gidemeyeceğini anlayan Tanem, araba öyle durdurulamayacak bir yerde durdurur ki hayatından 2 koca yılı hastane yatağında yatarak geçirir.

2 yıl boyunca bilinci kapalı bir şekilde, başında daha 33 yaşında olmasına rağmen bir beyin cerrahı olan Yağız, Tanem’i tekrardan o mükemmel hayatına kavuşabilmesi için elinden geleni yapıyordur. Buna yeni bir ilaç bulunmasından tutunda, tüm dünyada uygulanmış ve işe yaramış tüm tedavilerin Tanem için uygun olup olmadığını araştırıyor ki eğer uygunsa tedaviye başlıyordur. Ama en büyük tedavi onun yeni bir ilaç üretmesi ile sonuçlanmış ve Tanem 2 yıl boyunca ondan ümidi kesmeyen ailesi ile kavuşmuştur.

Kavuşmasına ama bu sefer mükemmel bir şekilde değildir.

Yaklaşık 10 yıl önce tüm ailesini yani annesini, babasını ve kardeşini bir trafik kazasında kaybeden Yağız, yatağında yatan bu bir içim su kız için elinden gelen her şeyi yapmak istiyor, çabalıyor ve emeklerinin karşılığını da yavaş yavaş alıyordur. Amerika ile beraber çalıştığı ilaç Tanem üzerinde işe yaramış ve tıpta yeni bir çağ açmasına rağmen Tanem gözlerini açtığı zaman, geçirdiği uzun ameliyatlar ve kazanın şokundan dolayı hafızası kaybetmiştir. Ne o mükemmel yaşamını hatırlıyordur ne ailesini ne de o kaza gününü…

Onlar abiydi, babaydı, anneydi, abla ya da arkadaştı. Tanem’in sevenleri Tanem’den, Tanem de sevdiklerinden vazgeçmiyorken, onun da başka şansı yoktu.

O zümrüt yeşili cennet gözlerini açtığı zaman neye uğradığını şaşıran Yağız, bu kızın acaba daha ne kadar güzel olabilir ki diye düşünerek yavaş yavaş kalbini Tanem’e kaptırmaya başlamıştır. Sonuçta kızımız hiçbir şeyi hatırlamıyordur ve 2 yıl boyunca onun yanında olan, onu tedavi eden bir o kadar zeki ve bir o kadar da yakışıklı olan doktoruna güvenmeye, pardon pardon âşık olmaya başlamıştır. :))

Savaşta ve aşkta her şey mubahtır diyen Tanem, Yağız’ı elde etmek için elinden geleni arkasına koymaz ve resmen savaş gardını kuşanmış bir savaşçı edası ile Yağız’a kendini âşık edebilmek için savaşmaktadır. Ama kiminle mi? Yoksa neyle mi? Tabii ki Yağız’ın katır gibi inadı ile ve bir türlü eğitilemeyen odun duyguları ile.

Yağız’ın bulduğu ilaç sayesinde tekrardan dünyaya gözlerini açan Tanem, ailesini hatırlayamadığı için onlardan uzak duruyor ve aynı zamanda da onları ve kaza gününü hatırlayabilmek için hafızasını zorluyordur. Tabii bu sırada ailesi hiçbir şekilde desteklerini onun üstünden çekmiyor ve ellerinden gelen desteği veriyordur. Özellikle ablası Asya…

Asya kitabımızın bir diğer deli kızımız. :) Kardeşinden bir gün desteği kesmeyen, her gün hastaneye uğrayarak destek veren Asya, bir gün çok komik bir olay sayesinde hem Yağız’ın en yakın arkadaşı hem ev arkadaşı hem de kardeşi olan Doruk ( <3……) (Evet, evet ona aşığım! Her ne yaparsa yapsın!)  ile tanışır ve yakuşukluma gönlünü kaptırır. Hatta evli birer çift edası ile onun evinde yaşamaya başlar. Asya’nın Doruk’un evine taşınması demek Yağız’ın evine taşınmış olması demek olduğu için Tanem de bunu bir fırsata dönüştürerek biricik ablasının yanına taşınır. Yani Yağız’ın dibine… Yani savaşta ve aşkta her şey mubahtır diyerek…

Acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, kahkahalarıyla, hüznüyle, mutluluğuyla, sırlarıyla, hastalığıyla sağlığıyla Yağız’ın ve Tanem’in aşkını nefes kesmeden okuyoruz.

Kitabımızın ilk 100 sayfası geçmiş ve günümüzdeki olayları, karakterleri tanıyarak başlıyoruz. Hem de tüm karakterlerin gözünden yazılan bölümler ile. İlk 100 sayfada hangi karakterimizin kişiliği nasılmış, bir konu hakkındaki düşünceleri nasılmış yani kısacası her şeyi öğreniyoruz. Yazarımızın bu bakış açısı ile kitabını yazması gerçekten harika olmuş. Sonuçta şu karakter acaba şu olayda nasıl düşünürdü acaba diye tahminler yürütmek yerine, evet evet şu karakter şu olay için şöyle düşünürdü diyerek tahminlerden uzak duruyoruz. Ayrıca olayların hepsi kitapta o kadar güzel bir şekilde bağlanmış ki sanki dizi izler gibi bir başka bölüm gelmesi için çıldırıyor ve kitapta sayfa üstüne sayfa çeviriyoruz. Ee şimdi her şeye değinmişken kapağa da değinmezsek olmaz değil mi? O ne güzel kapaktır öyle <3 O nasıl güzel iç tasarımdır. Ayların tek tek arkalarındaki hikâyelerin yer aldığı renkli sayfalara ne denmeli? Veya veya o kurdeleli şahane ayraç? Kısacası şunu demek istiyorum ki uzun soluklu acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, kahkahalarıyla bir aşk hikâyesi mi okumak istiyorsunuz? Ee buyurun o zaman sizi Aylardan Aşk okumaya davet ediyorum!

damy (1)

Konusan Kitaplar #26 Blog Tur / Sınırları Zorlamak – Katie McGarry / Inceleme


eopr97

Kitabın Adı : Sınırları Zorlamak
Orijinal Adı : Pushing The Limits
Serinin Adı : Pushing The Limits Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Katie McGarry
Çevirmen : Tuğçe Nida Sevin
Yayınevi : Aspendos
Basım : Şubat, 2014
Sayfa Sayısı : 416
Tür : Young Adult / Romance / Günümüz

“Babam kontrol manyağı, üvey annemden nefret ediyorum, ağabeyim öldü ve annemin… annemin sorunları var. Sizce nasıl olabilirim?”

Echo Emerson, bir yıl öncesine kadar okulun en havalı kızı, hatta en havalı züppe kızı olup, yine okulun kralı sayılabilecek birisi olan Luke ile çıkıyordur. Dersleri mükemmel derecede iyi olup, annesinin sanat yeteneğinin genleri taşıyan elleri ile mükemmel tablolar ortaya çıkartıyordur. Her şey yolundadır. Mutlu bir ailesi olup, abisi ile arasında mükemmel bir bağ olup mutluluktan yüzünden gülümseme eksik olmuyordur. Ta ki o geceye kadar…

Bir tek gecede tüm her şeyin paramparça olabileceğini inanır mısınız? Ya da bunu hayalinizde canladırabilir misiniz? Aynı bir camın bir saniye patlayıp tozla buz olması gibi düşünün. İşte Echo’nun hayatı aynı bir cam gibi bir saniyede patlayıp tuzla buz olmuştur.

Önce abisini askeri eğitimine karşı çıkmıştır ama o bunu çok istediği için Afganistan’a gitmiş, görevlerini yerine getirmeye çalışmış ama bu meslekte fazla ilerleyemeden bir bomba yüzünden hayata gözlerini kapatmıştır. Annesi geçmişten beri devam eden ama bir şekilde bastırmayı başardığı krizlerine artık engel olamamış ve etrafına zarar vermeye başlamıştır. Echo’nun babası ise çocuklarının annelerinin bu manzarasını, delilik krizlerini, daha fazla görmemeleri için onu hastaneye yatırıp ondan boşanmış ve geçmişte çocuklarına bakıcılık yapan Ashley ile evlenmiştir. Peki tüm olaylarımız bitti mi? Ne yazık ki hayır! Bir gecede annesini görmeye giden Echo, hatırlayamadığı bir olay başından geçmiştir. O kaza sonunda hastane yatağında uyandığında kollarında derin yaralar ve aklında kocaman bir kara delik vardır. Bu kara delik o geceyi yutması ile beraber, Echo’ya geceleri uyku uyuyamaması için elinden gelen her şeyi yapan bir lanettir. O olaydan sonra Echo her gece bir rutin haline gelen kabuslar görme seanslarını ile boğuşmakla kalmayıp bir zombiye dönüşerek, eski sosyal hayatından çok ama çok uzaklara çekilmiştir. Kolundaki yaralar yüzünden yazın çöl sıcağında bile giymek durumunda kaldığı uzun kollu kazaklar dışında, uzun eldivenleri yüzünden zaten insanların ona sanki üçüncü gözü varmış gibi bakmaları yetmiyormuş gibi bir de uyuşturucu bağımlısı gibi gözlerinin altında mosmor halkalar yüzünden insanların garip bakışlarından rahatsız olup en yakın arkadaşları ile bile zaman geçiremiyordur. Gerçi olan tüm olaylardan sonra kendi köşesine çekilen Echo biraz yalnız kalmak, daha doğrusu köşesine çekilip kolları ve eski mutlu anları ile kendisini sarıp sarmalamak istiyordur.

“Son iki buçuk yıldır bir koruyucu aileden diğerine geçmiş, birçok ev değiştirmişsin. Ailen öldüğünden beri burası senin dördüncü lisen. Benim ilginç bulduğum ise son bir buçuk yıl öncesine kadar hâlâ onu listesindeymişsin ve spor müsabakalarında yarışıyormuşsun. Bunlar genellikle bir disiplin vakasıyla uyuşmayan nitelikler.”

Noah Hutchings, yukarıdaki Bayan Collins’in sözleri ile anlatımının temsili misali. Ama küçük bir kısmı onu anlatıyor. Bana göre Noah, deri ceketli, seksi, yakışıklı, uzun boylu, 17 yaşında geçmişte bol bol acı çekmiş ama bir şekilde bu acıları üstünden atmaya çalışan bir bad boy. Evlenmek istediğin bir bad boy. Kitaba göre ise iki buçuk yıl önce ailesini bir yangında kaybetmiş, belli bir süre iki küçük kardeşi ile beraber başka ailelerin yanında yaşamış ama yerinde rahat duramayan ve haksızlığa gram tahammülü olamayan seksim üvey babasını dövmüş ve bu yüzden Sosyal Hizmetler tarafından tehlikeli sınıfına alınarak kardeşleri ile yolunu ayırmış ve seksimin daha da manyak hale gelemsini sağlamışlardır. O aileden bu aileye, o liseden bu liseye geçip hayatını mahveden sistemin yaptıkları yetmiyormuş gibi kardeşlerini sayılı sayıda görmelerini sağlıyor ve onlara karşı özlemini daha da arttırıyorlardır. Bu özleme daha fazla dayanamayan Noah kendini dizginlemiş, arada bazı şeyleri unutabilmek için içtiği esrarı bırakmış ve hatta içkiyi bile nadir içer konuma gelmiştir. Sırf kardeşlerini elde edebilmek için. Peki bu gayreti neyi mi elde etmesine sebep olmuştur? Artık gelecekte kardeşi olarak kabul edeceği dostu Isaiah’ın da üvey evlat olarak yerleştiği bir ailenin yanına yerleşmiş ve kardeşleri ile görüş günü daha da artmıştır. Ama bunların hiçbirisi Noah ile yeterli değildir. Çünkü o en azından ailesinden geri kalan kısmı bir arada tutmak ve özlemini bu şekilde giderebilmek istiyordur. Çok mu şey istiyordur? Hayır! Ama bazı şeyler için en yazık ki hem maddi hem de manevi gücünün sağlam olması lazımdır. Ve de geçmişinin de. Sonuçta o geçimini bir hamburgercide çalışıp kazandığı para ile devam ettirmektedir. Bu nereye kadar kardeşlerine babalık yapmasını sağlayabilir ki? Ayrıca onlara bu geçinim ile ne kadar huzur veya rahatlık verebilir ki? Değil mi? Bunlar hem benim hem de Bayan Collins’in sözleri.

1888725_744817632195720_1589289669_n

Bayan Collins kim midir? Bayan Collins bu hikayenin demir taşıdır! O olmasa seksi Noah’ım ile yaralı kuş Echo’nun bir araya gelmesi imkansız hale gelirdi. Sonuçta ikisinin konumunu geçin takılacakları ortam bile farklıdır. Peki nasıl mı bir araya geldiler? Hımm… Aslında çok zevkli bir ilk yaklaşımları var :D Sonuçta ikisinin de yaşadığı olaylar yüzünden psikoloji bozuk sayılıyor değil mi? İşte bu yüzden devreye lisenin yeni rehberlik öğretmeni Bayan Collins devreye giriyor. Ama şimdi Aires’ın bozuk arabasını da saymazsak ayıp olur. Echo, ölen abisinin arabasını tamir edip tekrardan çalışır konuma getirebilmek için belli bir miktarda paraya ihtiyacı vardır. Bu parayı kazanabilmek için de bir işe. Çünkü nankör babası milyoncuklarından çok az bir miktarını Echo’ya veremiyordur. Nalçak! Ama olsun sırf bu yüzden ikilimiz bir araya gelmiştir.

1798862_744804338863716_771810471_n

Eski yaşamına göre notlarında düşüş yaşayan Noah, Bayan Collins’in isteği üzerinden bir kişiden ders alacaktır. Kimden mi? Hadi hadi tahmin etmesi çok kolay! Tabii ki de süper ötesi çalışkan ve zeki Echo’dan! Bakmayın Noah, pisliğine çalışmıyordur. Yoksa o da en az Echo kadar zeki ve çalışkandır.

İlk derste bir araya gelen der ceketli yakışıklı çocuk ile kollarındaki yaraları gizlemeye çalışan güzel ve zeki kızımız arasında ilk başta nefret duygusu ortaya çıkmış ama eski sevgilisi Luke’un hissettirdiği duyguların on bin katından daha fazlasını hissettiren ve karnında kelebeklerin uçuşmasını geçin taklalar atmasını sağlayan seksi çocuğa gönlünü kaptırmıştır. Tabii diğer taraf içerisinde aynısı geçerli değil desem yalan olur. Hatta oğlumuz direk bağlanmış ve Echo’yu karısı gibi kabul etmektedir. :D

1920619_744420332235450_1706325785_n

Kitabın en sevdiğim özelleri say say bitmez. Saf aşk olsun, yaşadıkları aşkın gösterimi olsun, birbirlerinden geçerli sebeplerden uzaklaşmaları olsun, karakterlerin yaşadıkları olaylardan dolayı yaşlarından çok ama çok büyük olmaları olsun, birbirlerine nefret kusarken arkalarından birbirlerine öpücük göndermeleri olsun, dostlarına sıkı sıkı bağlı olup onlar ne yaparsa yapsın onlardan ayrı olmamaları olsun, birisi kardeşlerini alabilmek için elinden geleni yapması olsun, bir diğerinin geceleri onu uyutmayan kabuslarının sebebini bulmak için canla başla uğraşması olsun, hepsi ama hepsi sanki yaşanmış olay gibi beni kitaba bağlayan, yer yer kahkaha yer yer gözyaşımı dökememe sebep olan mükemmel ötesi bir kitap diyebilirim. Önce İngilizce sonra Türkçe olarak okumamı saymıyorum bile. Ara ara yine açıp o şahane bölümlere tekrar tekrar bakıyorum. Sanırım bende bir Noah istiyorum! :’( Sevgili evren duy sesimi ve bana seksi bir Noah gönder! Söz nikahı hemen basıp bağlayacağım kendime!

Kitaba puanım mı? 10 numara 5 yıldız! Okuyun, okutun ve gelin Noah için kavga edelim!

5

damy (1)

Damaged – H. M. Ward / Inceleme


17231976

 

Kitabın Adı : Damaged
Serinin Adı : Damaged Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : H. M. Ward
Yayınevi : Laree Bailey Press
Basım : Nisan, 2013
Sayfa Sayısı : 341
Tür : New Adult / Romance / Günümüz

En sevdiğim öğretmenim ölmüştü. Dün akşam neredeyse bir erkekle yatıyordum ama o, beni kovdu. Ah ve de söylemeden geçemeyeceğim o benim yeni patronum. Hayatım daha ne kadar karmakarışık bir hal alabilir ki?!

Sidney Colleli bir üniversite öğrencisi ve aynı zamanda da üniversitede asistan. Kendince bir güzelliği olan kızımız, bu güzelliğini diğer arkadaşları gibi erkekleri avlamak için kullanmıyor tam tersine onlardan kaçıyordur. Arkadaşı Millie’nin zorla ayarlamaya çalıştığı erkeklerle sırf arkadaşının kalbi kırılmasın diye bir kez yemeğe gidiyor ama bundan daha fazlasının olmasını istemiyordur. Aralarında ki ilişkiyi yenilen yemek ile noktalayıp, arkasına bakmadan yurt odasına kaçıyordur.

Yine bir gün Mille’nın ayarladığı bir erkek ile yemek çıkacak olan kızımız; giyinmiş, süslenmiş ve buluşacakları yere erkenden gitmiştir. Erkenden gittiği için arkadaşı Millie’nin gelmediğini sonradan fark etmiş ve kulaklarını çınlatmaya başlamıştır. Arkadaşına eşi benzeri olmayan güzel laflar dile getirirken tam karşısına gök rengi gözleri ile etrafı süzen yakışıklı hatta yakışıklılıktan da öte çok seksi bir kişinin masasında tek başına oturduğunu görür. Onun tek başına oturması Sidney’in aklında bazı ışıkların parlamasına neden olur ve bu ışıklar ona “İşte seninle buluşacak o!” gibi sinyaller göndererek Sidney’in o yakışıklıya bakarak ağzının sulanmasına neden olur. Tabii bu arada arkadaşına karşı nadide sözcükleri kesip daha da hoş şeyler söylemeye başar. Sonuçta bu sefer Millie turnayı gözünden vurmuştur.

Yalnız başına oturan seksiyi daha fazla bekletmemek için hızlı adımlarla masaya gider ve tek kelimeden oturup garsona siparişini verir. Tabii bu arada karşısında ki seksinin yüzünde oluşan hayret ifadesinin farkında olmadan kendini tanıtmaya başlar. Onu bozmak istemeyen seksimizde muhabbete katılır ve güzel bir ortam yaratmaya çalışır. En sonunda ikisinin de yüzünde oluşan gülümsemeden anlaşılacağı üzere seksimiz başarıya ulaşmıştır.  Ta ki Millie gelene kadar….

Millie geldiği anda tüm ipler yerinden kopmuş ve Sidney gerçekleri bir bir anlamıştır.

“Hadi Millie. Otur. Eminim Brent her an burada olacaktır. “Omzunun üzerinden, bu arada gelip gelmediğine bakıyordum.”
Millie başını salladı. Yüzünde inanamazmışcasına bir gülümseme vardı. Bana doğru yaklaştı. “Brent zaten burada, seni kaçık. Şimdi benimle gel ve bu kibar adamı yalnız bırak.” Önce ona, sonra bana baktı.
Dudaklarımdaki gülümseme kayboldu. Millie’ye baktım, kalbim hızla çarpıyordu ve sonra karşımda oturan güzel adama. Başımdan aşağı kaynar sular boşandı adeta ve kaskatı kesildim. Omzunda bir noktaya bakarak; gözlerine bakamıyordum. “Benim randevum değilsin, değil mi?” Kafasını salladı, hala gülümsüyordu. Gözlerim yuvalarından çıkarken, yüzümü bir ateş kapladı…

İşte o andan sonra yerin dibine girmek isteyen sevgili kızımız ne yapacağını şaşırmış ama masadan da kalkmayı unutmamıştır. Yüzü pancar gibi kıpkırmızı bir şekilde Millie’nin gösterdiği masasına oturmuş ve yanında oturan doğru kişi ile arasında mesafe bırakmaya özen göstermiştir. Sonuçta o onu değil, yanlışlıkla masasına oturduğu seksiyi istiyordur. Belli bir zaman geçtikten sonra daha fazla doğru kişinin yakınlaşmalarına daha fazla dayanamayan Sidney, restorandan kaçmış ve yine seksi ile karşılaşmıştır. Bu sefer işleri daha ileri götüreceğini düşünen Sidney zorla seksinin evinde kahve içmeye gitmiş ve her şey düşündüğü gibi tıkırında gittikçe mutluluktan havalara uçmaya başlamıştır. Ta ki telefon çalana kadar…

Mutsuzluk, hüzün, aldatılmış (ki daha sevgili olmadan bile aldatıldığını hissediyordur şapşalımız :D ) bir şekilde yurt odasına giderek hayatına normal bir şekilde devam etmeyi amaçlamıştır. Bu normallikler arasında da ertesi gün okula gitmek vardır. Ama ertesi gün okula gittiğinde hiç düşünmediği bir şeyler gerçekleşmiştir. Hem de şoka girmesine neden olacak şeyler. Asistanı olduğu profesörü kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Daha bunun şokunu atlatamayan sevgili kızımız bir de profesörsünün değiştiğini ve hemen o sabah derse başladığını ve onunda o derse katılması gerekmektedir. Tüm duyularını kapatmış bir şekilde sınıfa dalar ve günün şok edici sürprizlerinin bitmediğini bir kez daha anlar.  Süper seksi kişilik karşısında ders anlatıyordur.

Peter, yer değiştiren profesör,
Bir öğretmen,
Ve benim yeni patronum!

Son zamanlarda üniversitedeki öğretmen-öğrenci arasındaki aşkın anlatıldığı kitapların sayısı artmıştır. Ben bu tür kitapları fazla okumasam da elime geçenlerin bazıları çook çok iyi oluyor bazıları ise orta şekerli oluyor. Hiç kötü olmamalarının sebebi sanırım New Adult olmaları :P Şaka bir yana bu zamana kadar bu tür çiftleri anlatan kitaplar arasında Gabriel’in Cehennemi’ni, İlk Defa’yı ve Damaged’ı yani bu kitabı okudum. Peki aralarında bir sıralama yapın deseniz hangisini mi seçerim? Tabii ki gözüm kapalı Gabriel’in Cehennemi’ni. Çünkü iki karakterin arasında ki aşk o kadar saf, o kadar temiz ve o kadar duygusaldı ki kitaba resmen bağlandım, bırakasım gelmedi. Ve tekrar tekrar okuyacağım kitaplar arasında yerini aldı. Peki ufak bir kıyaslama yaparsam Damaged, Gabriel’e göre nasıl mı? Gabriel’in Cehennemi büyümüş, serpilmiş, ama Damaged daha gençlik yıllarında kalmış ve yıllarını yaşamaktan da çok memnun. Bakınız aynı çocuk gibiler ama fazlasıyla eğlenceli. :))

“Pislik.”
“Seksi.”
“Göt.”
“Güzellik.”
“Aghh!!!”

Sidney ve Peter, geçmişlerinden acılar çekmiş ve bu acılarını günümüze gelene kadar bir şekilde bloke etmiş olsalar da o anılar hep peşlerini kovalamıştır. Ve sonsuza kadar da kovalayacağını biliyorlardır. Çünkü her küçük bir olayda geçmişleri su yüzüne çıkmaktadır. Şimdi hangisinin hatıraları daha acı bir karşılaştırma yapamayacağım. Çünkü her ikisinin de kendilerine göre çekmiş oldukları birer kötü olayı başlarından geçirmişlerdir. Yıllar sonra birbirlerini bulup bu acılarını birbirlerini anlatıp, üstesinden gelmeye çalışmaları ama her seferinde önlerine öğretmen-öğrenci ilişkisinin gerçekleri yüzlerine vurulmaları cidden çok üzücü ve duygusaldı. Ahh be kara sevda diye kaç kez yakındığımı sayamadım. :) Ama dediğim gibi romantik bir aşk yaşamaları, yasak bir aşkı gerçek aşka çevirmeleri, duygusallığı en dibine kadar yaşayıp kitabın en sonunda çok kötü bir olay yaşayıp lanet bir yerde kitabın bitmesini sağlamaları ile güzel bir kitaptı ama bir Gabriel’in Cehennemi değildi. Ama Peter’da en az Gabriel kadar düşünceli, en az onun kadar aklı başında, onun kadar olgun birisiydi. Sidney deseniz Julianne kadar güzel, okumaya kendini adamış, ailesinden son sürat kaçan ama öğretmenine aşık birisidir. Gönül istiyordu tüm engelleri yık ve bırak mutluluklarını yaşasınlar. Ama işte romanda da olsa olaya el atamıyor ve sevgili yazar ne yazıyorsa onları okuyorsun. Azıcık gözyaşı, bolca kahkaha ile.

Son aldığım duyumlara göre kitabımız Aspendos Yayınevinden yakın bir zamanda çıkacakmış. O yüzden çıktığı anda alıp ve okuyun derim sevgili okurlar.

Kitaba puanım ise o pis son yüzünden 5 üzerinden 3.5! Devamını okuyacak mıyım? Evetttt!!!!

KgP67R

damy (1)

 

Cehennem – Jamie McGuire / Inceleme


1926681_733926443308297_280152478_n

Kitabın Adı : Cehennem
Orijinal Adı : Requiem
Serinin Adı : Providence Serisi
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Nergis Karababa
Yayınevi : Yabancı
Basım : Şubat, 2014
Sayfa Sayısı : 350
Tür : Fantazya / Paranormal / Romance / New Adult

Yorumu başlamadan önce sevgili okurlar eğer Providence Serisinin ilk kitabı olan Araf’ı eğer okumadıysanız lütfen serinin ikinci kitabı olan Cehennem yorumumu okumayın. Çünkü ilk kitaptan birkaç önemli gelişmeyi yazabilirim baştan uyarıyorum. :)

Ve eğer ki seriye başlamadıysanız ve merak ediyorsanız, Araf yorumumu okumak için tık-tık!

İlk kitap olan Araf’da da bildiğiniz üzere Gabe Ryel, zamanında bir Arch meleği olmuş ama bir insana aşık olunca Talehini seçerek bir fedaiye dönüşmüştür. Onu yeri geldiğinde koruyup ve kollaması, savaşılacaksa savaşması gerekmektedir. Ve bu Taleh sıradan birisi değildir. O Jack Grey’dir. Yani asıl kızımız Nina Grey’in babası. Zengin bir iş adamının temsili misali… Gabe Ryel, Jack’i her ne kadar gözünden de sakında bir noktada bir patlak vermişler ve Koruyucu-Taleh ilişkisinden dolayı Jack’in ölümünden sonra Gabe’de ölmüştür ve Ryel ailesini onsuz bırakmıştır. Koruyucu-Taleh ilişkilerinden bir diğeri ise ailenin en büyüğü hangi insanı koruyorsa melez çocukları da ailenin diğer üyelerini korumak zorundadır. İşte bu yüzden Gabe’in oğlu olan Jared’ın, Nina’ya yaklaşımı yasak olsa da babalarının ölümünden sonra onu korumaya başlamıştır. Yasak diyorum çünkü ona küçüklüğünden beri aşıktır ve bu yasaktır. Sonuçta Jared, Nina’nın koruyucusudur ve aralarında böyle bir duygusal bağ olmaması gerekmemektedir. Yoksa Jared’ın o ultra süper güçleri zayıflar ve düşmanlara karşı ‘Gelin bizi öldürün!’ diye mesajlar iletmiş olur. Ayrıca Jared’ın bazı zamanlarda Nina’nın duygularını aynı şekilde yaşadığını saymıyorum bile.

O anlarda duyduğu öfke ve endişe, aramızdaki özel bağ yüzünden şiddetini daha da arttırıyordu. Bir Melez olarak kan basıncı, hormonal değişiklikler, kalp ritimlerim gibi vücudumdaki ufak değişiklikleri sezebiliyordu ve onun korumak zorunda kaldığı insan, Talehi olduğum için hissettiklerimi sanki kendisi hissediyor gibiydi.

Ha bu arada düşmanlarımız kim mi? Tabii ki Cennet ne nadide varlıkları olan Meleklerin ezeli düşmanı Cehennemin nadide varlıkları Şeytan! Ve hatta bu Şeytan’ımızın bir ismi var Shax!

Hatırlarsınız ki Shax ile ilk kitapta tanışmış, onu yerden yere vurmak, hatta öldürmek istemiştim. Nina’ya ve Jared’a yapmadığını bırakmayan Allah’ın cezası en sonunda onlara çektirdiği acıların yeterli olduğunu lütfedip kaçmış ve saklanmıştır. Tabii elinde önemli bir kitapla beraber!

İkinci kitabımız Cehennem ise Nina’nın iyileşip, stajyer olarak Titan’da (kendileri babasının şirketi olur) çalışmaya başlamış ve yavaştan şirketteki kontrolleri ellerinin arasına almak zorunda olduğunu kat be kat hissetmeye başlamıştır. Herkes gelecekte onun burada çalışmasını isterken o babasının her bir köşesinde imzası olan bu dev gibi yerde çalışmayı istemiyordur. Çünkü ne zaman bütün günü orada geçirse tüm gece boyu kabus görüyor ve hatta yaz mevsiminin tüm günlerinin hepsi birbirini hep böyle kovalayarak Nina’yı bir zombiye çevirmişlerdir. Çünkü doğru düzgün uyuyamıyor ve bir ruh gibi ortalıkta gezdiği yetmiyormuş gibi bu duyguları yüzünden Jared’ın da etkilenmesini de sağlıyordur.

Peki rüyalarında neler mi görüyordur?

O banka oturduğum günden bu yana çok şey değişmişti. Hayatımdaki her şey önce kötüye gitmişti; sonra harika günler geçirmiş ve ardında da inanılmaz şeyler yaşamıştım. Şimdiyse herhangi bir üniversite öğrencisininki gibi sıradan bir hayatım vardı. İstediğim tek şey gözlerimi kapattığımda babamı görmemekti, ama çok fazla şey dileğimi biliyordum.

Babasının ve koruyucusu Gabe’in ellerinde bir kitap, her defasında tekrarlanan bir kabusu farklı bakış açıları ile tekrar ve tekrar şeytanlar tarafından aynı her şey canlıymış gibi izliyordur. Babasını çok seven Nina için bu çok zor bir durum olmasının yanında onu içten içe bitiriyor ve ne yapacağını bilemez hale getiriyordur. Peki soracaksınız Jared nerede? Ne işe yarar o diye? Aslında o da ne yapacağını bilemiyor ama yine de ellerinden geleni yapmaya çalışıyordur. Ama aylarca çalışmanın sonunda bile bir sonuç elde edememiş ve Nina’nın rüyalarını durdurmayı başaramamıştır. Ta ki ortaya Bex’in ortaya attı muhteşem fikre kadar… Her ne kadar sevgililerimiz için üzücü bir fikir olsa da denemişler ve işe yaramıştır.

Cehennem’de yan karakterler –Bex, Ryan, Claire- diğer kitaba kıyasla daha fazla ön plana çıkmış ve hatta üzerlerine önemli görevler düşmüştür. Hepsinin ayrı ayrı planladıkları işleri layıkıyla yerine getirmeleri –ki Ryan’dan bahsediyoruz, Nina’ya aşık olan adamdan!- Nina&Jared aşkına ne kadar önem verdiklerinin yanı sıra onları ne kadar çok korumak istediklerini de göstermektedir. Tabii Nina’yı Jared’dan daha fazla seven olmaz ya neyse :D Seksi melezim benim <3

“Şu an nasıl hissettiğini hayal bile edemiyorum,” diye fısıldadı. “Ama iki şeyi unutmamanı istiyorum; Cyntha kendini çaresiz hissediyor ve bu da başa çıkabildiği bir duygu değil ve sana, seni sevdiğimi, sana karşı hissettiğim bu aşkın; hayatım boyunca hissettiğim hiçbir şeye benzemediğini hatırlatmak istiyorum. Sana kendini değersiz ya da bir şekilde istenmediğini hissettirdiyse… aldığın her nefesin benim için ne kadar kıymetli olduğunu bilmeni istiyorum.”

Böyle diyen sevgiliyi yirim ben! Bağrıma basarım koca yaparım!  Benim Jared aşkım bitemeyeceği gibi bu kitapta bir de Bex aşkım patlak verdi! Çocuk daha 13 yaşında ama öyle bir anlatıyorlar ki zannedersin ki çocuk abisi ile aynı yaşta. Boy desen var kas desen tonlarca zeka dersen var yakışıklılık desen söylememe gerek yok baş sırada! Eğer ki kitapta azıcık daha Bex’e ağırlık verselermiş utanmaz ona da aşık olurdum. :D Ki olmuş bile olabilirim, farkında değilim.

Cehennem, ilk kitaba göre zaman bakımından daha hızlıydı ve olaylarında belli bir ağırlığı vardı. Artık işler gençlikten yetişkinlik çağına atlamış gibiydi. Yani artık yaşanan olayları okuduğumda yeri gelip kitabın içerisine dalıp bir çözüm bulmak ve Nina’yı kurtarmak istedim. Tabii o sırada Jared’ı alıp kaçabilirim, hiç fark etmez. :)) Anlayacağınız gibi 2. kitapta zaman daha hızlı, olaylar birbirine  bağlı olup daha da önemsenecek derecedeydi. Ama yine de daha güzel olabilir miydi? Evet daha da güzel olabilirdi. Örneğin zaman daha yavaş ilerleyebilir ve o önemli olaylar 1,5 yıl içerisinde değil 3 ayda da olabilirdi. Gerçi bunlar kitabın sonunda olan olaylara karşı birazcık önemsiz kalıyor. Eğer ki son olayı da azıcık daha yoğun yazsaymış sevgili yazarız tadından yenmezmiş.

Ama şahsen şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; Yazarın Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarına karşın Providence Serisinin kitapları beni tatmin etmiyor ve bu yüzden kişisel olarak yazarımızın kitaplarına paranormal öğeler katmasını sevmiyor. Çünkü konudan sapılıyor, aşk daha baskın oluyor vs. vs. Şahsen ben bu seriyi okuduğum zaman, ilk kitaba yazdığım yorumda da söylediğim gibi- melekleri daha farklı olmasını isterdim. Ve sanırım bu düşüncem seri bitse dahi devam edecek. :)

Ama şimdi her iki tarafın savaşını dört gözle beklemiyorum desem yalan olur. Eğer bunu dersem taşa tutun olur mu? :D Ayrıca öyle son mu olur arkadaş! Bu yazar okuyucularına resmen işkence çektiriyor. İngilizce okumayacağım diye dirensem de sanırım en sonunda okuyacağım! Bir kez daha serilerin 2. kitaplarından nefret ettiğimi fark ettiğimi söylemeden geçemeyeceğim. -.-

Son olarak ise kitabın kapağı 2. kitabın konusuna çok güzel uyuyor ve kitabın çevirisiyle edisyonunun mükemmelliğine de değinmeden geçmeyeceğim.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4damy (1) 

Cocuk Da Yapamadım Kariyer De – Vefa Enver / Inceleme


b18c5121-4c0b-4082-aae8-dc4122802265

Kitabın Adı : Çocuk Da Yapmadım Kariyer De
Serinin Adı : Çocuk Da Yapamadım Kariyer De Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Vefa Enver
Yayınevi : Ephesus
Basım : Ekim, 2013
Sayfa Sayısı : 304
Tür : Romantik -Komedi

Aslı, Sibel ve Ahu birbirinden farklı üç kızımız. Üçü de çılgın. Üçü de işkolik. Üçü de romantikliğin dibine vuran ama ben öyle değilim diye geçinenlerden. Ve üçü de 30 yaşında kariyerinde bir noktaya gelmiş ama hala evlenememiş çocuk sahibi olamamış evde kalmış kızlar.

Aslı, 30 yaşında, bir televizyon şirketinin pazarlama departmanında 5 yıllık bir personeldir. 5 yıldır önce şirkete hangi konumda girdiyse halen o konumdadır. Yani konumundan ne ileri bir adım atmıştır ne de geri… Ama son zamanlarda o kadar çok çalışıyordur ki neredeyse hayatından bezmiş bir noktaya gelmiş, bu kadar çok çalıştığı halde terfi edemediği için delirme noktasına gelmiştir. Hele ki çalışmaktan kafayı yiyip evde kalan patroniçesini gördükçe daha da çok kariyer dünyasından korkmaya başlamış ve patroniçesinin daha da fazla görev vermemesi için dualar etmeye başlamıştır. Ama ne yazık ki bu duaları kabul olmuyor, iş üstüne iş gelmeye devam ediyordur. Peki bu kadar iş hayatına karşın aşk hayatı nasıl mıdır? Tek kelime ile berbat!

Metin adında ne olduğu belirsiz, kimin nesi kimin sesi olduğu ortada olmayan birisidir ve 2 senedir ilişkilerine bir ad koymadan Aslı ile yuvarlanıp gidiyordur. Her buluşmalarında Aslı’yı ayağına çağıran heriften zaten bir şey beklenilmemeli değil mi Aslıcım? Adam direk ‘Ben öküzüm önünde gideniyim’ diye bağırıyor ve sen senelerdir bu adama katlanıyorsun. Pes! Sibel ve Ahu aklını başına getirmese hala saftirikçe onun seni sevdiğini düşünerek pembe baloncuğunda yaşamaya devam edeceksin. Ki Allahtan Sibel ve Ahu gibi ilişki uzmanı iki süper arkadaşın var da seni o öküzün ellerinden çekip aldılar. Hayır sen o öküzle çıkmaya devam etsen, sen hala hayal etmeye devam edeceksin, o öküz seni kullanmaya devam edecek ve bunun sonuncunda da o şeker gibi yumuşak kalbin paramparça olacaktı. Ama herkesin bir cankurtaranı olduğu gibi arkadaşları cankurtaranı olmuştur.

Peki Metin’den sonra hayatına kim veya kimler mi olmuştur? Ehh benden söylemesi Aslı hiç beklemediğiniz bir kişiye aşık olacak ve aşka yaşamaya başlayacaktır. Hatta aşk kelebeklerinin bile karnında hissetmiştir. Düşünün o kadar romantik bir aşk yaşacaktır Aslı. Hem de tüm şehvetiyle, tüm aşkıyla, tüm kıskançlık krizleri ile. Yani kısacası her şeyi ile.

Sibel, Aslı gibi 30 yaşında, bir erkekten başka bir erkeğe konan, Kazanova erkeğin kız hali bir şekilde yaşamına devam ediyordur. Yani tam bir seks manyağıdır. O kadar çok sevgilisi olmuştur ki yazsa yüz sayfalık bir defter çıkar. Tamam azıcık abartmış olabilirim ama öyle. :D Sibel’in kariyer hayatı ise Aslı veya Ahu gibi çok çalışmayı sevmeyen bir bünyeye sahip olmadığı için, Aslı’nın tam tersine basit bir üniversiteye gitmiş ve bir inşaat şirketinde genel müdürün sekreterliğini yapıyordur. Yani çalışmaya az vakit ayırıp zevklerine daha çok zaman ayırıyordur. Sonuçta Sibel için zevkleri ilk sırada geliyordur. Yine bir gün yine o böcekten bu böceği konarken bir böceğe o kadar çok kapılmıştır ki ne onun peşinin bırakabiliyordur ne de kalbinin ona doğru uçuşunu durdurabiliyordur. Onu deli gibi sıksa da, kıskançlıklar krizi geçirmesinden sonra Sibel’i sinir küpü yapsa da alttan alta ona aşık olmaya başlamış ama bunu onu terk ettikten sonra fark etmiştir. Azıcık –tabii bu azıcıktan fazla olabilir- aşk acısından sonra mutlu sona ulaşmışlardır. Hele o son buluşmaları o kadar romantik ve şekerdi ki Sibel bu planı yapan arkadaşına tüm sevgi sözcüklerine boğsa yeridir. :)

Ahu da diğer iki arkadaşı gibi 30 yaşındadır. Kariyer dünyasında ise diğer arkadaşlarına göre tam bir işkolik, deli gibi çalışan, terfi alabilmek için gecesini gündüzüne katan tam bir çalışma makinesidir. Tabii bu çalışma hayatına ayırdığı zamandan dolayı aşk hayatına zaman ayıramıyordur. Bu iş yüzünden 3 yıldır çıktığı Can ile ilişkileri gittikçe sarpa sarıyor, en küçük bir konudan kavga çıkıyor, daha sonra köpek gibi pişman oluyorlar, birbirlerine deli gibi özür diliyor ve barışıyorlardır. Ama bu kısır döngü her daim devam ediyordur. Ta ki Ahu kürtaj olana, Can da onu aldatana kadar… Bu iki önemli olay birbirlerinden ayrılmalarına daha doğrusu kopmakta ısrar eden iplerin kopmasına neden olmuştur. Ahu, Can’ın kendisine yaptığı ihanetin acısını üzerinden uzun süre atamazken bir yandan da aşk acısı çekiyordur. Her ne kadar hala aşık olmadığını inkar etse de. Ama her aşkın bir belirti noktası, gel bana bebeğim dediği nokta vardır ya, işte bunu Ahu da yaşamış ve hayatında bazı önemli kararlar vermişlerdir.

Kitapta yer alan yan karakterleri ile, Serkan olsun Baran olsun Can olsun Kaan olsun Hakan olsun hiç fark etmez, hepsi kızlarımız gibi farklı farklı özelliklere sahip olup, eğlenceli, okundukça yüzünüzde farklı duyguların oluşmasına sebep olacak bir kitap ortaya çıkarmıştı. Özellikle Ahu’nun, Sibel ile sevgilisine kıro esprileri yaparak gülmekten sayfaları çeviremediğim sahneleri ile, Aslı’nın yaşadığı hayal kırıklığı sonucunda hüzünlenmemi sağlayan sahneleri ve Ahu’nun işe olan aşkından dolayı diğer önemli gelişmeleri görememesinden dolayı sinir olmamı sağlayan sahneleri ile kitabı çok sevdim. Ama yer yer de sıkılmadığımı da söylemeden geçemeyeceğim. Sıkılmamın sebebi ise yazarımızın ilk kitabının olmasının acemiliğinden dolayı ortaya çıkan hatalardan olabilir veya kitabımızda yer alan bazı olayların kafamda uyuşmamasından dolayı ortaya çıkan bağlantı bozukluğunda da olabileceğini düşünüyorum. Ama bunun dışında, 3 farklı kişiliğe sahip bu üç kızımızı okumanızı isterim. Belki içlerinden birisi size benziyordur değil mi? Ben kendime karakterle fazla uyuşamadım ama aralarından da en çok Aslı’yı sevdim. Çünkü o kadar saftirik, o kadar saf, o kadar sakar bir insan ki onun sahnelerini okurken eğlendiğimi göz ardı edemem. Şahsen onun saftirik sahnelerini okuyabilmek için Ahu’nun ve Sibel’in sahnelerini hızlı hızlı geçtiğimi de itiraf etsem sorun olmaz herhalde. :))

Kitabın 4. Basımının kapağına gelecek olursak, çok şeker bir kapağa sahip. Hem kitabımızın kapağını oldukça iyi anlatıyor, hem de pembe kraliçemiz Vefa Enver’i çok şeker bir şekilde yansıtıyor. Bu konuda tüm emeği geçen herkese ve Ephesus Yayınlarına teşekkürler!

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)