It Ends With Us – Colleen Hoover / İnceleme


it-ends-with-us-cover

Kitabın Adı : It Ends With Us
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Basım : Ağustos, 2016
Sayfa Sayısı : 384
Tür : New Adult/ Romance/ Günümüz

Herkese merhaba!

Hazır okuma hızım artmışken ve yeni çıkan kitapların sayısı çoğalmışken ben de dayanamayıp yorum üstüne yorum yazasım geliyor. Haliyle ben de koşa koşa buraya geliyorum. Bugün inceleyeceğim kitap ise Colleen Hoover’ın yeni kitabı It Ends With Us. Yaklaşık 6 haftadır raflarda birinciliği hiçbir kitaba bırakmıyor kendileri. İlk çıktığı sıralarda ben de 1Q84 canavarını okuduğum için sadece Kindle’a indirmekle kaldım ve iki gün önce okumaya başladım. Yaklaşık 24 saat içerisinde de bitirdim, hem de boğazımda yutkunamadığım kocaman bir yumru ile…

Kitabı ilk okumaya başladığım anda çok heyecanlıydım. Çünkü aylardan sonra ilk defa CoHo kitabı okuyacaktım. bu yüzdendir ki kitaba bir açlıkla başladım. Hem de ne açlık, ilk bölümleri okurken gözlerim döndü resmen. It Ends With Us, klasik CoHo romanı şekilde başladı. Günümüzü yaşayan bir erkek ve bir kadının bir şekilde yolları kesişir ama bu iki gencin geçmişleri karanlıktır ve yavaş yavaş birbirlerini tanıdıkça bu karanlık geçmişleri bacalardan sıyrılan siyah dumanlar gibi sıyrılır gün yüzüne çıkar ve birbirlerine anlatmak durumunda kalırlar. Ve de anlatırlar… Anlattıktan sonra belki kısa bir ayrılık olur ya da uzun bir ayrılık. Ama bir şekilde birbirlerine kavuşurlar. Tabii kitapta bunlar işlenirken yavaş yavaş okuyucunun damarlarına kadar işlenir ve okuyucu birer kitap karakteri olur. Karakterle hangi duyguyu hissederse okuyucu da o duyguyu hisseder çünkü artık ortada bir adet okuyucu-karakter ikilisi vardır. İşte ben bu sebepten dolayı CoHo’nun kitaplarını okumayı çok seviyorum. Gerçekten ve gerçekten kaliteli kitaplar yazıyor.

Ama nedense bu kitabında o kaliteyi hissedemedim…

Neden mi? Aslında bir çok sebebi var ama öncelikli sebeplerden bir tanesi ise kitabın çok hızlı işlenmesi. Klasik bir CoHo kitabı gibi değildi. Karakterler tesadüf eseri tanıştı, tamam. Bir şekilde geçmişleri gün yüzüne çıktı, o da tamam. Ama bir an da nasıl sevgili olup nasıl bir an da evlendiler, nasıl bir anda geçmişlerinde yaşadıklarını hatırlayıp günümüzde geçmişlerinde yaşadıklarına bağlandılar veya geçmişlerinde söz verdikleri şeylere bağlandılar hiç bilmiyorum, işte cidden o kısım ben de yok. Üst paragrafta bahsetmeyi unutmuşum ama klasik bir CoHo kitabında bolca hüzün, dram ve de bol bol gözyaşı vardır. Bu kitabında ise bolca acı vardı. Belli bir kısımdan sonra her satırını okudukça içim dağlandı, karakterin yaşadığı acıları hissettim ama açıkçası bu sefer kendimi karakterin yerine koymak istemedim. Yapamadım… O acıyı kaldıramazdım. Zaten okurken yeterince acı çektim bir de kendimi o karakterin yerine koysaydım depresyona girebilirdim.  

Bana göre bu kitabın yazılmasının iki amacı var; bir yazarın bu kitabı yazmasında ki amaç (ki bu amaç cidden yürekleri paramparça ediyor), iki okuyucunun bu kitaptan çıkartması gereken dersler. İkinci amacı açacak olursak eğer, her kim olursa olsun ister doktor, ister işsiz, ister kral, ister vezir hiç fark etmez eğer ki o erkek şiddete eğilimliyse veya o erkek geçmişinde yaşadığı ağır şokların üstesinden gelememişse ve de bu ağır şokların etkisi ile şiddet gösteriyorsa ve bu şiddeti bir kez gösterdiyse emin olun devamı da geliyor. Yani bir kadın olarak boynu büküp davranıp affetmeyin onları. Kadınlar nasıl acı çekiyorsa onlarda çekmeli. Ama tabii bunu söylerken bazı kadınlar ne yazık ki mağdur. Aynı yazarımızın annesi gibi… Aynı kitabımızın karakteri Lily gibi… Evet kitabımız gerçek bir öyküye dayanıyor. Yazarımızın annesinin hayatına… Bir kadının nasıl geçmişinde eşinden şiddet gördüğünü, nasıl bunun üstesinden gelip kaçtığını, nasıl kendi ayaklarının üstünde durup önce kendine cesaret verip sonra çocuklarını cesaretlendirdiğini görüyoruz. Annesinin hikayesini yazması ilk amaca girdiği için şimdilik onu bir kenara alıyorum ve ikinci amacı açmaya devam ediyorum. Her kim olursa özellikle bir kız çocuğu bir şekilde dönüp dolaşıp babasına benzeyen bir erkeği ya sevgili olarak buluyor ya da bir koca… Yani bu gerçekten bir kaçışımızın olmadığını dolu dolu olarak gösteriyor sevgili yazar.

Yazarın ilk amacına dönecek olursak eğer ‘Yazarın Notu’na kadar kadar bu kitabın gerçek bir hayat hikayesine dayandığını anlamıyoruz ama kitabın konusunun her kadının başına gelebileceğini biliyoruz, hele ki bizim ülkemiz söz konusu olunca bu oran yükseliyor. Ama o son bölümü okuduğumuz zaman yazarın çocukken neler yaşadığını görüyoruz, gerçekten acı bir geçmişi var ama annesi bir şekilde cesaret bulup o hayattan sıyrılmış.

Kitabın karakterlerine ve konusuna kısacak değinecek olursak Lily, 23 yaşında bir şekilde ayaklarının üstünde durabilmek için babasından kaçmış ve üniversiteye gitmiştir. Çünkü annesini bir şekilde o adamı bırakmasını sağlayamamış ama kendisi o adamdan kaçmıştır. Annesi kadar o da babasından acılar çekmiştir. Özelli evsiz bir erkeğe aşık olunca bu şiddet daha da artmıştır. Bu evsiz kim mi? Masmavi gözleri olan yakışıklı erkeğimiz Atlas. Kitapta sevdiğim tek karakter diyebilirim. Tek başına ayaklarının üstünde durabilen, sözünün eri, istediğini başaran ve kararlı birisi… Her ne kadar Lily, Atlas’ın sözünü tutmadığını düşünse de gerçekleri acı bir şekilde öğrenmiştir. Kitabımızın diğer karakteri ise zengin, yakışıklı ve bir beyin cerrahı olan erkeğimiz Ryle’dir. Dış görünüşü mükemmel olsa da her insanın içi bambaşka olabilir ve de Ryle bu savı yüzde yüz kanıtlayan yürüyen canlımızdır. Lily ile birbirleri ile aşık olduktan sonra gerçek yüzü bir şekilde ortaya çıkmıştır ama tabii bu yaptıklarının dayandığı gerçek bir sebep vardır ki bu en acısıdır.

“He’s not like my father. He can’t be. He’s nothing like that uncaring bastard.”

Bana kalsa bu kitap Atlas ve Lily daha çok ön planda olarak yazılırdı ama yazarımız annesinin gerçek hikayesine dayanarak yazdığı için Lily ve Ryle ön planda olup Atlas, Lily için bir kaçış yoludur. Lily ve Ryle arasında ki aşk ne kadar tutkulu ise Lily ile Atlas arasındaki aşk bir o kadar ölümsüzdür. Ki bu hayatta hangi tarafın kazanacağını bir kez daha görmüş olduk.

“In the future… if by some miracle you ever find yourself in the position to fall in love again… fall in love with me.”

Yukarıdaki yazdıklarımla beraber kitaba karşı hissettiğim duyguları umarım bir şekilde size yansıtabilmişimdir. Veya kitabı kısaca anlatabilmişimdir. Nedense okuduğum kitaplar gerçek yaşam hikayelerine dayandığı zaman bir kat daha üzülüyorum ve hüzünleniyorum. Yazarın notunu okuduğum zaman içim bir kez daha buruldu ve bir kez daha üzüldüm. Umarım kadınların başına gelen bu tip olaylar bir an önce biter ve huzurlu bir şekilde yaşayabilirler.

Bu kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

damy (1)

Reklamlar

Rush Too Far – Abbi Glines / Inceleme


8745789

 

Kitabın Adı : Rush Too Far
Serinin Adı : Too Far Series / Rosemary Beach Series
Serisi Sırası : 1.1
Yazarın Adı : Abbi Glines
Yayınevi : Atria Books
Basım : Mayıs, 2014
Sayfa Sayısı : 256
Tür : New Adult / Günümüz / Romantik

Çocukken meleklerin gerçek olup olmadığını düşünürdüm. Ama 10 yaşımda, onların gerçek olmadığına karar verdim. Hepsinin birer saçmalık olduğuna…  Ama  şu an hatalı olduğumu fark ettim.
Blaire, benim meleğim!

Öncelikle bu seriyi ne kadar çooook özlediğimin çığlıklarını atmak istiyorum, sevgili kitap kurtları! Özelliklede yürüyen seksi evladım Rush için. Rushhhhhhhhhhhh!!!

Ne çok özlemişim oğlum seni! Bir de yaklaşık olarak 2 ay önce Too Far Serisinin 3. Kitabı olan Forever Too Far ve artık Blaire ile Rush ikilisinin mutlu, huzurlu ve çocuklu gördükten sonra bir huzura erdim bi mutlu oldum anlatamam. Ama Too Far Serisinin de bağlantılı olan Rosemary Beach Serisinin 6. Kitabı ve Change Serisinin 1. Kitabı olan Take a Change için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitabın esas karakterleri Rush’un üvey kardeşi Grant ve ilk defa Forever Too Far kitabında karşımıza çıkan Harlow arasındaki aşkı, hüznü ve mutluluğu anlatıyor ama nedendir bilinmez ben bu kitabı çook fazla sevemedim. Grant’ı çok karaktersiz gördüğümden dolayı olabilir. :( Bir dönüp Nan’a gitmesi, bir dönüp Harlow’a gelmesi, aşkına sadık kalmaması yeminle okurken bezdirdi beni. Bir de yazarın çok duygusal ve basit bir şekilde sonunu bağlaması şahsen gözümde sıradanlar listesine girdi. Ha peki bu kadar taşlamadan sonra seriye devam eder miyim? Kesinlikle! Abbi nokta yazsa utanmam gider onu da okurum. :D İşte Abbi konusunda bu kadar da yüzsüzüm. :D Peki bahsettiğim bu iki kitaba yorum gelir mi? Onu ben de bilmiyorum aaa dostlar! :D

Bu kadar çene düşüklüğü yeter. Gelelim Rush Too Far’a! Yeminle bu seriyi özlemişim. Cidden! Hatta şöyle söyleyeyim Rosemary Beach Serisinin ve Too Far serisinin ilk kitabı olan Fallen Too Far’ı özlemişim! Rush’u (<3 <3 <3 ) ayrı özlemişim, Blaire’yi ayrı özlemişim, Woods’u (<3 <3 <3 ) ayrı özlemişim. Hatta abartıp Nan’ı bile özledim diyeceğim şu an :D Yok yok o kaltağı özlemedim! Bu kitapta da Nan, yine kaltak Nan’dı! -.-

Rush Too Far, Fallen Too Far’da olan olayların benim biricik gözdem, yürüyen seksi kovboyum, bir o kadar düşünceli ve bir o kadar da aşk adamı olan Rush’un gözünden yazılması ile ortaya çıkan bir kitap, daha doğrusu bir novella. Fallen Too Far kitabında hangi olaylar olduysa, onların aynısını, benim bakış açımdan daha romantik, daha duygusal, daha içten bir anlatım ile Rush’un bakış açısı ile okuyoruz.

Fallen Too Far kitabının konusunu merak ediyorsanız sizi şöyle yorumuma alayım. (Tık-Tık!!!)

Ama şimdi kısaca bahsetmezsem de olmaz değil mi? :)

Blaire, kitabımızın esas kızı. İkizini, babasının kullandığı arabanın kaza geçirmesi sonucu kaybetmiş, aradan çok az bir zaman geçtikten sonra babası evi terk etmiş ve 2 yıl sonrada kanser olan annesini kaybetmiştir. Kısacası Blaire yaklaşık olarak 3 yıl içerisinde tüm destekçilerini, ailesini, varını yoğunu kaybetmiştir ve cebinde beş kuruş olmadan yola çıkmıştır. Kime mi? Babasının evi diye gözüken ama aslında Rush’un evine. Kızımız bir o kadar kızgın, bir o kadar üzgün, bir o kadar sinirli, bir o kadar da son umuduna tutunan bir insanın çaresizliği ile Rush’un evine cebinde sadece 20 dolar ile sürüyordur. Tabii elinde ki silahı unutmayalım lütfen. Bu silahtan ilk nasibini alan Grant’ı ise hiç unutmayalım. :)

Yaz günlerini evinde olan partilere adayan, işi gücü kızlarla gönül eğlendirmek olan bir o kadar seksi ve bir o kadarda zengin olan esas oğlanımız Rush, gerçek yüzünün arkasında neler neler saklayan birisidir. Yine günlerinden birisini evindeki partilerin birisinde harcayan yürüyen seksimizin, tüm hayatı Blaire’nin evine adım atmasından sonra tepe taklak olmuş ve gerçeklerle yüzleşmeye başlamıştır. Hem de ne yüzleşme! O yüzleşme peşi sıra ne duygular getirecektir.

Ama o sıradan bir kız değildi. O bir melekti. Benim meleğim. Kamyoneti ve elinde taşıdığı silahı ile hayatıma giren güzel, güçlü, ateşli ve sadık melek.

İşte o Melek’in Rush’un evine ve hayatına girdikten sonra onun karabasanı olmuştur. İlk başta yaşanan tüm olayları Blaire’nin üstüne atsa da yavaş yavaş onu tanımaya başlamış ve olayların gerçek yüzünü gördükçe bu olaylarda her kim suçlu ise onların cezasını kendisi kesmek istemiş ve hatta hayatlarını zindan etmek istemiştir. Ve hayal ettiği kadar ağır olmasa da bir şekilde bunları gerçekleştirmiştir. Acısıyla, tatlısıyla…

İlk başta da dediğim gibi bu seriyi özlediğimden dolayı bir anda okuyup bitirdim ve Rush aşkım kabardı da kabardı. Ama tabii bu kadar sevmeme rağmen gereksiz bir kitap olduğunu da düşünmüyor değilim. Eğer ki Fallen Too Far, Blaire’nin ağzından değil de Rush’un ağzından yazılsaymış işte o zaman bu kitap 5 değil milyon yıldızı hak ediyordu. Tekrar tekrar aynı hikayeyi farklı bir karakterin gözünden okumak güzel olsa da bir yerden sonra insanı sıkıyor. Ama işte işin ucunda Rush olunca 4 yıldızın altında da bir puanı hak etmiyor. O karşı konulamaz aşkına veririm uleyn 4 yıldızı! Rush’u getirin bana, aşkımızı yaşayacağız!

Pegasus Yayınları bu kitabı çevirir mi bilemem ama dili gerçekten çok kolay bence okuyun! Kesinlikle okuyun! Okuyun ama Rush benim, bunu bilerek okuyun! :P

Puanım ise 5 üzerinden 4 gibi görünen 5! :D

4

damy (1)

 

Konuşan Kitaplar #18 Blog Tur 6. Gün / Finding Cinderella – Colleen Hoover / İnceleme


umutsuz-gif

Konuşan Kitaplar 18. Turunun 6. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün turumuzun son günü ve ben de ilk defa bir tur bittiğinden dolayı bir hüzün duygusu oluşuyor. Çünkü ne bu kitaba ne de biraz sonra serinin devamı olan Finding Cinderella‘ya doyamadım. Ve doyamayacağım da… :(

O yüzden blogumda veya FB sayfam da Umutsuz hakkında alıntılar hiç şaşırmayın sevgili takipçiler. :))

Gelelim bugün kimler ne yapıyor kısmına. Bakalım neler yapıyorlarmış.

Bendeniz Yorum Durağım Finding Cinderella’yı inceliyorum.
Küçük Kız Dream Cast’ini yayınlıyor.
Kitap Aşığı, Kitap Telvesi ve Kitap Avcısı yorumlarını paylaşıyor bizlerle.

Ve hala devam etmekte olan ve 3 şanslı kişinin Umutsuz yarışmasına katılma için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

findingggKitabın Adı : Finding Cinderella
Serinin Adı : Hopeless Series
Seri Sırası : 2.5
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Basım Tarihi : 14 Ocak 2013
Tür : YA / NA

Finding Cinderella, Hopeless / Umutsuz Serisinin 2.5 kitabı olan novel (roman) olmasını can-ı gönülden isteyeceğim ama 105 sayfacık bir novella (romancık)…

Novellalardan (romancıklardan) aslında nefret ediyorum diyebilirim. Çünkü okuduğumdan bir şey anlamıyorum, tadı damağımda kalıyor, ‘Bunun devamı nerede arkadaş?’ diye çığlıklar atarak kitabı etrafa savuruyorum ama ne yazık ki bunu yaptığım zaman elime bir şey geçmiyor… Novellalardan nefret etmemin baş sebebi okuduğum ilk novella olan The Selection / Beni Seç serisinin 1.5 kitabı olan The Prince yüzünden. 40 sayfacık o kadar saçma bir kitap ki anlatamam. Okumanızı şahsen tavsiye etmiyorum. Koskoca Beni Seç kitabının en ücra köşesini alıp sevgili yazarımız Prens Maxon’a göre uyarlayarak yazmış ama kusura bakmayın hiçbir şeye benzememiş. Yada ben kitabın amacını anlayamadım. Çünkü kitabı tekrar başa sardığımda ‘Neden yazıldı acaba?’ diye kara kara düşündüm. Novella konusunda ki bu şanssızlığım yüzünden 105 sayfalı Finding Cinderella’ya elim korka korka gitti. Ama turumuzun Ya Sonra çalışması için ya Hopeless / Umutsuz Serisinin 2. kitabı Losing Hope’u inceleyecektim ya da Finding Cinderella’yı. Açıkçası Losinh Hope’u okumak istedim ama okuyan bir arkadaşım Ayaklı Bela nasıl Tatlı Bela’nın sadece birkaç sahne hariç birebir aynısı ve Travis’in bakış açısı ile yazılmış ise Losing Hope’da, Hopeless / Umutsuz’un birkaç sahnesi hariç birebir aynı sahneleri yazılmış ama olayların Holder’un gözünden anlatan bir kitap. İşte bu yüzden ben de romancığımız olan Finding Cinderella’yı elime aldım ve Hopeless / Umutsuz’un içindeki yer alan karakterlerimiz Daniel ve Six’in aşk dünyasına adım attım. Ama ne adım…

3116679

Hem de ne atma! Kitap bitip ‘The End’ yazısını gördüğüm anda saçımı başımı yolmak istedim, kitabı parçalamam imkansız olsa dahi kitabı parçalamak istedim, yazara ağız dolusu küfürler etmek istedim, yazarın bu mükemmel kaleminden ve kurgu zekasından dolayı da ayakta alkışlamak istedim. “İşte yazar budur, arkadaş!” diye az çığlık atmışlığım yok evde.

Ama bu ne yazık ki kitabın az oluşuna, tadı damağımda kalışına karşı bir engel oluşturmuyor! Yine de parçalamak istiyorum arkadaş! Yazarı da gümbürtüye götürmek istiyorum o ayrı mesele…

425277

Kitabın konusuna gelecek olursak sevgili yakuşuklu çapkınımız Daniel, boş olan 5. dersi için her gün tadilat odasına kendini kapatıyordur ve bir gün yanına bir misafir kız gelerek ona katılmıştır. O da şeş kaza hee! Öyle ‘Yakışıklı İtalyan erkeklerine taş çıkartan erkeğimiz, seksi boy Daniel içeride hadi ayağımız takılsın üstüne düşelim!’ bir düşünce ile girmemiştir kızımız. Herkesten nefret edip kaçtığından dolayı yanlışlıkla o odaya yolu düşmüştür ve ne hikmet ayağı takılıp yakışıklı erkeğimizin üstüne düşmüş ve şıp sevdi erkeğimiz gönlünü direk kıza kaptırmıştır. Daha ne ismini biliyorsun, ne cismini, neye benziyor, nasıl biri, nasıl bir kız hiç düşünmeden hayaller kurmaya başlıyor sevgili çapkınımız. O hayaller kura dursun kızımız yanından ayrılıyor ve tam bir hafta oğlumuzu beklettikten sonra tekrar yanı başına geçip oturuyor ve bu sefer işi ileriye götürüp öpüşüp, yiyişmeye başlıyor. Ha bu arada kızımızda oğlumuzu görmedi. Oda zifiri karanlık. Sadece dokunarak anlaşabiliyorlar ama feci bir anlaşma var aralarında lütfen! Ve oğluşumuz saçma sapan kafasında hayaller kurmaya başlıyor. Onun bir Cinderella olduğunu ve kendisi de bir prens olduğunu düşünerek kızımıza Cinderella demeye başlıyor.

Bu tuhaf ve normal ve seksi ve üzücü ve garip ve vazgeçmek istemeyeceğim bir şey. Bu bir an sevinçten havalara uçulacak ve sanki biz bir çeşit peri masalının içerisindeymiş gibi hissettiren bir duygu. Sanki o Tinkerbell ve ben de Peter Pan’ım.
Bir dakika, bir dakika! Ben Peter Pan olmak istemiyorum ki!
Belki o Cinderella olabilir ve ben de onun Prens Charming’i…

İşte oğluşumuz böyle hayaller kurarak kızımla yiyiştikten sonra kızımızı kaybediyor ve koskoca İtalyan okulunda onu aramaya başlıyor. Ve tüm arayışları hazin bir sonla biterek Amerika’ya dönüyor. Dönmesine ama 1 sene boyunca pes etmediği arayışlarına Amerika’da da devam ediyor ve sesi, kokusu, cismi ona benzeyen her kim varsa onunla çıkmaya başlıyor. Ama ne yazık ki tek bir sorunla seçtiği kız Cinderella olmuyor ve onu terk edip gidiyor.

Sadece bir kişi, sadece bir kız Cinderellasını unutturuyor ona. Kim mi? Sky’ın en yakın arkadaşı ağzında dondurma kaşığı ile salına salına Sky’ın odasına girmesi ile Daniel’ın kalbini yerinden oynatması yetmiyormuş gibi dünyasını durduğu yerde tepetaklak ediyor, çenesinin yerlerde sürünmesini sağlıyor, Daniel’ın bu davranışları Holder’ın sinirlerini tepesine çıkartıyor ama bu ve bunun gibi durumlar Daniel’ın hiç umurunda olmayıp “Bu kıza nasıl çıkma teklif ederim?” , “Nasıl aklını çelerim?” gibi fikirleri kafasında fır döndürüyordur. Zar da olsa sonunda kızımıza yemeğe çıkma teklifi ediyor ve kızımızda ne hikmetse hemen kabul ediyor. Kabul etmesine ediyor ama oğluşumuza her seferinde “Benim yüreğimde bir İtalyan erkeği yatıyor, ben ona aşığım,” gibisinden ortalıkta dolanıyor.

Onlar kaçan kovalanan oyunu oynayadursun, olaylar gelişedursun yazarımız ortaya öyle büyük bir sır atıyor ki aklınız hayaliniz şaşar. Aynı Hopeless / Umutsuz’da çıkan sır gibi nutkum tutuldu diyebilirim. Hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmeyen bir şey ortaya çıktı şaşırdım kaldım. Tam o sırrı sindirmeye çalışırken şakkk diye ‘The End’ yazısı görerek daha da derin bir şoka girdim. Resmen karanlık bulutlar çöktü üstüme. ‘Nasıl biter bu kitap, nasıl, nasıl?!’ diye ortalıklarda dolanıp kitabın bittiğini sindirmeye çalıştım ama ne yazık ki sevgili cici kitabımız mideme oturdu gitmiyor, ey okuyucular…

Bu yazara aşık olmamı sağlayan sevgili arkadaşın bu kitapta kulakların çokça çınladı mı bilmem ama ben her seferinde senin adını andım. Çünkü Colleen’in dili o kadar sağlam, o kadar yoğun, o kadar yetenekli ve kitabın neresi can alıcı noktası olacağını çok ama çok iyi biliyor. Kitap hatta kitapları o kadar basit başlıyor ki anlatamam ama sonra tam kitabın ortasında yazar ortaya öyle bir sır bombası atıyor ve yeri göğü öyle bir sarsıyor ki ağzınız açık kalır, bu da yetmez çeneniz yerleri süpürür. Hatta kitaplarında o sır düğümünü tam çözerken yeni sırların ortaya çıkması okuyuculara ayrı bir zevk veriyor. Özellikle de bana. Ve bu kitabına da gelecek olursak, her ne kadar Hopeless / Umutsuz’un yarı sayfası kadar olsa da güzellik bakımından aynı kulvarda yarışabilir. Size tavsiyem eğer İngilizce kitap okuyorsanız hemen gidip Finding Cinderella’ı okuyun ama eğer İngilizce kitap okuyamıyorsanız hemen gidin yayınevinin başına ekşiyin ve bu kitabı çıkarmaları için ısrar edin. Çünkü eminim ki siz de benim kadar Daniel’a aşık olacaksınız!

Puanıma gelecek olursak eğer sormanız bile ayıp! 5 üzerinden 5 tabii ki! Ayrıca sizin için birkaç alıntı çevirdim, eğer bir hatam varsa şimdiden kusura bakmayın. :)

5

scrollWithLineCFG_31

Bunlar da benim Six ve Daniel’ım <3 <3 <3

5447398

“Onlar fazlasıyla parlak,” diyerek döndü ve fırına doğru yürümeye başladı. “Ayakkabılar asla neon olmamalıdır.”
“Onlar sarı. Neon değil.”
Neon sarı,” diye söyledi sevgili kız kardeşim Chunk.

 45“Ne?! Hani hepiniz Val’i seviyordunuz?”
Biliyorum Val kaltağın teki ama ailem onu seviyormuş gibi görünüyordu. Özellikle annem. Ayrıldığımız zaman annemin gerçekten yürekten çok üzüleceğini düşünüyordum.
“Val’den nefret ediyorum,” dedi Chunk.
“Tanrım! Ben! De!” diye söylendi annem.
“Beni, üç yapalım,” diyerek yanımdan geçip gitti babam.

 45“Bir kaza mıydın?”
Kafasını sallayarak, “Bence de! Annem, bana hamile kaldığında 44 yaşındaymış ama ben dünyaya kız olarak geldiğimde baya bir heyecanlanmışlar,” dedi.
“Kız olarak dünyaya geldiğin için ben de çok memnunum.”
Gülerek, “Ben de,” dedi.

 45“Onu seviyor muydun?” diye sordum. Mükemmel zekamın o anda aramızdaki bağa tamamen etmesine izin vererek.
“Kimi?”
“İtalya’da ki adamı,” dedim açıklayarak. “Hani kalbini inciten adam. Onu seviyor muydun?”
Alnını omzuma dayadı ve bu arada bu soruya cevabını bu şekilde göstererek başarısız bir şekilde yanıtını verdi ama aynı zamanda bu benim içimin daha da fazla sorularla doldurdu.
Hala onu sevip sevmediği, hala onunla olup olmak isteyip istemediği, hala onunla konuşup konuşmadığını ona sormak istiyordum.

 45“Hatta kim olduğunla ilgili hiçbir fikrim yoktu ve şuan lanet olsun ki benim kız arkadaşımsın. Bana neler yapıyorsun böyle?”

 45“Benim en iyi arkadaşımsın, Holder.”
Sky gülerek kafasını salladı ama Holder hala bana sanki ben aklını kaybetmişim gibi bakıyordu.
“Gerçekten,” dedim. “Sen benim en iyi arkadaşımsın ve seni seviyorum. erkeklerimi sevdiğimden hiçbir zaman utanmam. Seni seviyorum, Holder. Daniel Wesley, Dean Holder’ı seviyor. Her zaman ve sonsuza kadar.”
“Daniel, hemen kız arkadaşının yanına git,” dedi bana elini sallayarak.
Kafamı sallayarak, “Bana, seninde beni sevdiğini söyleyene kadar hiçbir yere gitmiyorum,” dedim.
Başını Sky’ın yatak başlığına doğru yasladı, “Lanet olsun ki seni seviyorum ve şimdi DEFOL!” dedi.
Kıkırdadım. “Ben seni daha çok seviyorum ki!”
O, bir tane yastığı kapıp pencereye doğru fırlatırken, “Buradan hemen defol, pislik!” diye bağırdı. 

scrollWithLineCFG_311379821_676890185655132_366492927_nV0ZpRkE