Kalbim Aşktan Yana -Jennifer Apodaca / İnceleme


0000000711748-1

Kitabın Adı : Kalbim Aşktan Yana
Orijinal Adı : The Baby Bargain
Serinin Adı : Once a Marine Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jennifer Apodaca
Çevirmen : Merve Altıparmak
Yayınevi : Nemesis Kitap
Basım : Eylül, 2016
Sayfa Sayısı : 289
Tür : Yetişkin / Romantik / Günümüz

Tamam dövmeyin biliyorum söz verdim çok yakın bir zamanda aşk romanı okumayacaktım ama n’apayım Kalbim Aşktan Yana kitabının kapağına vuruldum. Çok şirindi, çok şekerdi, çok tatlıydı. Onu en yakın zamanda okumasaydım çok üzülürdüm. Affedin n’olur! Ayrıca hem elimdeki aşk kitapları bitti ki başka kalmadı. Yani yeni almazsam. :P Ve hazırladığım okuma listesi ile gözüken o ki Ekim ayında bol bol fantastik, bilim-kurgu türevlerini okuyacağım. Ve ayrıca son zamanlarda şu dikkatimi çekmeye başladı; nedense hep evli kadınları, evlenmeye yakın olan gençlerimizi, bekar anne olan ve bir şekilde ölümsüz aşkını geri bulan kadınlarımızı okur oldum. Acaba bunlar evrenin bana birer mesajlarımı bilemiyorum. Evlen artık sinyallerimi gönderiyorsun evrenciğim bilmiyorum şekerim ama ben okuyorum benden uzak dur. Daha çook var o yola. İşte bu sebepten dolayıdır ki fantastik edebiyata direk geçiş yapıyorum yoksa psikoloji elden gidecek. :D

Ve şimdi ilk önceliği oğlunu korumaktı. Bunun için hoşlansa da hoşlanmasa da Adam’a, oğlunun babasına ihtiyacı vardı. 

Kalbim Aşktan Yana, Eylül ayı içerisinde okuduğum son kitap olarak listeme girdi. Resmen dakikalarla oynadım. Saat gece 12’de kitabı bitirdim ve Eylül ayında tam 12 kitap okumuş oldum. Bu ay resmen kitap okumayı kendime depo ettim. Kitabımıza gelecek olursak eğer, kitabımızda neredeyse her konu işlenmişti. Aşk, hırs, intikam, gerilim; yani kısacası her şey vardı kitabın kurgusunda. Dr. Megan Young, 30-35 yaşlarında bir veterinerdir. Hayvanları özellikle de köpekleri çok seviyordur. Aynı şekilde 2 yaşındaki oğlu Cole’da köpekleri çok seviyordur. Evlerinin sadık koruyucuları Max, yazarın deyimi ile onun kankasıdır. Bebekliklerinden beraber olan ikili her anlarını beraber geçirmektedirler. Dr. Young, güzelliğinin yanı sıra zeki bir kadındır ama bu onun aşkta mantığı bırakacağı anlamına gelmemektedir. Öyle ki 3 yıl önce sevdiği adamdan hamile kaldığında hamile olduğunu ondan saklamıştır. Bunun sebebi ise Mega küçükken onu istemeyen babasından çok çekmiştir ama oğlunun yine aynı şeyleri yaşamasını istememektedir. Çünkü, sevdiği adam onu istemeyip 2 kez onu terk etmiştir. bu onun kolayca sindiremediği bir şey olup oğullarının da terk edilmesini istememektedir.

Adam’ın içinde kilitlenmiş ve orada tutsak kalmış şeyler vardı. Kimseye bahsetmeyeceği şeyler. Kelimeleri gerçekten söyleyemiyordu bile. Denediği takdirde gırtlağı kapanıyor, onu boğmaya başlıyordu. O kadar batmış durumdaydı. Sadece kabuslarında ortaya çıkıyordu.

Adam Waters ise geçmişi kapkaranlık olan bir Deniz Kuvvetleri askeridir. Geçmişi o kadar karanlıktır ki onu hiç kimse anlatamıyor, anlatmaya çalıştığında ise boğazı düğümlenip onu konuşturmuyordur. Geçmişinde yaşadığı olaylardan dolayı kimseye bağlanmak istemiyor, kimsenin sevgisini kabul etmek istemiyordur. Ki bu tutkuyla sevdiği kadını terk etmek anlamına gelse de… Hayatında yaşadığı bazı olaylardan dolayı sırf güçlü olabilmek için, sırf birilerine kendini kanıtlamak istemek için Deniz Kuvvetlerine katılmış ve iyi bir adamdan olmuştur. Yalnız bir adam. 10 yıl önce terk ettiği sevgilisini 7 yıl sonra ailesinin ölümü ile tekrar görmüş ve onu iki kişi olarak bırakmıştır. Ama ne yazık ki Adam’ın bundan haberi yoktur ve de uzun bir sürede haberi olmayacaktır. 3 yıl sonra o nefret ettiği yere yani Raven’s Cove’a yolunun düşmesi ile hem sevdiği kadını görmüş hem de onun sırlarına merhaba demiştir.

Adam artık bir asker değil koruma şirketi olan bir iş adamıdır. Ve yanında çok güvendiği dostları çalışmaktadır. Megan’ın yaşadığı yere yolunun düşmesi ile beraber ailesine ait olan evi satarak artık o iğrenç kasabadan sonsuza kadar kurtulmak istiyordur. Ama bir söz vardır bilir misiniz? Siz plan yaparsınız ve yukarıdan Tanrı size gülmeye başlar diye. İşte Tanrı, Adam’a çok güzel gülmüştür. Çünkü o tamamen o kasabadan çekip gitmeyi düşünürken ne bilsin o kasabaya çapa atacağını.

Megan’ın başının belaya girmesi ile beraber daha doğrusu ona atılan iftira ile gerçekleri apaçık göre Adam neye uğradığını şaşırır ve bir türlü olanları kabul edemez. Ki kitap bu noktada heyecanı tavan yapmış ve de soluksuz okumama sebep olmuştur. Kitabın yarısından itibaren nasıl okuduğunu bilmiyorum. Resmen su gibi akıp gitti ve de bitti… Bir an keşke bitmeseydi diyecektim ama kitap o kadar güzel bir yerde o kadar güzel tadında bitti ki anlatamam size. Kalbim Aşktan Yana kitabı kurgu ise, konusu ile tam bir çerezlik bir kitaplıktı. Alın okumaya başlayın ve de başladığınız gibi bitirin.

Ayrıca söylemeden edemeyeceğim kitabın kapağı muhteşemdi! İç dizaynı ise ondan daha da muhteşemdi! Ba-yıl-dım! Ve merakla serinin diğer kitaplarının kapaklarını bekliyorum! <3

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

b8z5lv

Reklamlar

It Ends With Us – Colleen Hoover / İnceleme


it-ends-with-us-cover

Kitabın Adı : It Ends With Us
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Basım : Ağustos, 2016
Sayfa Sayısı : 384
Tür : New Adult/ Romance/ Günümüz

Herkese merhaba!

Hazır okuma hızım artmışken ve yeni çıkan kitapların sayısı çoğalmışken ben de dayanamayıp yorum üstüne yorum yazasım geliyor. Haliyle ben de koşa koşa buraya geliyorum. Bugün inceleyeceğim kitap ise Colleen Hoover’ın yeni kitabı It Ends With Us. Yaklaşık 6 haftadır raflarda birinciliği hiçbir kitaba bırakmıyor kendileri. İlk çıktığı sıralarda ben de 1Q84 canavarını okuduğum için sadece Kindle’a indirmekle kaldım ve iki gün önce okumaya başladım. Yaklaşık 24 saat içerisinde de bitirdim, hem de boğazımda yutkunamadığım kocaman bir yumru ile…

Kitabı ilk okumaya başladığım anda çok heyecanlıydım. Çünkü aylardan sonra ilk defa CoHo kitabı okuyacaktım. bu yüzdendir ki kitaba bir açlıkla başladım. Hem de ne açlık, ilk bölümleri okurken gözlerim döndü resmen. It Ends With Us, klasik CoHo romanı şekilde başladı. Günümüzü yaşayan bir erkek ve bir kadının bir şekilde yolları kesişir ama bu iki gencin geçmişleri karanlıktır ve yavaş yavaş birbirlerini tanıdıkça bu karanlık geçmişleri bacalardan sıyrılan siyah dumanlar gibi sıyrılır gün yüzüne çıkar ve birbirlerine anlatmak durumunda kalırlar. Ve de anlatırlar… Anlattıktan sonra belki kısa bir ayrılık olur ya da uzun bir ayrılık. Ama bir şekilde birbirlerine kavuşurlar. Tabii kitapta bunlar işlenirken yavaş yavaş okuyucunun damarlarına kadar işlenir ve okuyucu birer kitap karakteri olur. Karakterle hangi duyguyu hissederse okuyucu da o duyguyu hisseder çünkü artık ortada bir adet okuyucu-karakter ikilisi vardır. İşte ben bu sebepten dolayı CoHo’nun kitaplarını okumayı çok seviyorum. Gerçekten ve gerçekten kaliteli kitaplar yazıyor.

Ama nedense bu kitabında o kaliteyi hissedemedim…

Neden mi? Aslında bir çok sebebi var ama öncelikli sebeplerden bir tanesi ise kitabın çok hızlı işlenmesi. Klasik bir CoHo kitabı gibi değildi. Karakterler tesadüf eseri tanıştı, tamam. Bir şekilde geçmişleri gün yüzüne çıktı, o da tamam. Ama bir an da nasıl sevgili olup nasıl bir an da evlendiler, nasıl bir anda geçmişlerinde yaşadıklarını hatırlayıp günümüzde geçmişlerinde yaşadıklarına bağlandılar veya geçmişlerinde söz verdikleri şeylere bağlandılar hiç bilmiyorum, işte cidden o kısım ben de yok. Üst paragrafta bahsetmeyi unutmuşum ama klasik bir CoHo kitabında bolca hüzün, dram ve de bol bol gözyaşı vardır. Bu kitabında ise bolca acı vardı. Belli bir kısımdan sonra her satırını okudukça içim dağlandı, karakterin yaşadığı acıları hissettim ama açıkçası bu sefer kendimi karakterin yerine koymak istemedim. Yapamadım… O acıyı kaldıramazdım. Zaten okurken yeterince acı çektim bir de kendimi o karakterin yerine koysaydım depresyona girebilirdim.  

Bana göre bu kitabın yazılmasının iki amacı var; bir yazarın bu kitabı yazmasında ki amaç (ki bu amaç cidden yürekleri paramparça ediyor), iki okuyucunun bu kitaptan çıkartması gereken dersler. İkinci amacı açacak olursak eğer, her kim olursa olsun ister doktor, ister işsiz, ister kral, ister vezir hiç fark etmez eğer ki o erkek şiddete eğilimliyse veya o erkek geçmişinde yaşadığı ağır şokların üstesinden gelememişse ve de bu ağır şokların etkisi ile şiddet gösteriyorsa ve bu şiddeti bir kez gösterdiyse emin olun devamı da geliyor. Yani bir kadın olarak boynu büküp davranıp affetmeyin onları. Kadınlar nasıl acı çekiyorsa onlarda çekmeli. Ama tabii bunu söylerken bazı kadınlar ne yazık ki mağdur. Aynı yazarımızın annesi gibi… Aynı kitabımızın karakteri Lily gibi… Evet kitabımız gerçek bir öyküye dayanıyor. Yazarımızın annesinin hayatına… Bir kadının nasıl geçmişinde eşinden şiddet gördüğünü, nasıl bunun üstesinden gelip kaçtığını, nasıl kendi ayaklarının üstünde durup önce kendine cesaret verip sonra çocuklarını cesaretlendirdiğini görüyoruz. Annesinin hikayesini yazması ilk amaca girdiği için şimdilik onu bir kenara alıyorum ve ikinci amacı açmaya devam ediyorum. Her kim olursa özellikle bir kız çocuğu bir şekilde dönüp dolaşıp babasına benzeyen bir erkeği ya sevgili olarak buluyor ya da bir koca… Yani bu gerçekten bir kaçışımızın olmadığını dolu dolu olarak gösteriyor sevgili yazar.

Yazarın ilk amacına dönecek olursak eğer ‘Yazarın Notu’na kadar kadar bu kitabın gerçek bir hayat hikayesine dayandığını anlamıyoruz ama kitabın konusunun her kadının başına gelebileceğini biliyoruz, hele ki bizim ülkemiz söz konusu olunca bu oran yükseliyor. Ama o son bölümü okuduğumuz zaman yazarın çocukken neler yaşadığını görüyoruz, gerçekten acı bir geçmişi var ama annesi bir şekilde cesaret bulup o hayattan sıyrılmış.

Kitabın karakterlerine ve konusuna kısacak değinecek olursak Lily, 23 yaşında bir şekilde ayaklarının üstünde durabilmek için babasından kaçmış ve üniversiteye gitmiştir. Çünkü annesini bir şekilde o adamı bırakmasını sağlayamamış ama kendisi o adamdan kaçmıştır. Annesi kadar o da babasından acılar çekmiştir. Özelli evsiz bir erkeğe aşık olunca bu şiddet daha da artmıştır. Bu evsiz kim mi? Masmavi gözleri olan yakışıklı erkeğimiz Atlas. Kitapta sevdiğim tek karakter diyebilirim. Tek başına ayaklarının üstünde durabilen, sözünün eri, istediğini başaran ve kararlı birisi… Her ne kadar Lily, Atlas’ın sözünü tutmadığını düşünse de gerçekleri acı bir şekilde öğrenmiştir. Kitabımızın diğer karakteri ise zengin, yakışıklı ve bir beyin cerrahı olan erkeğimiz Ryle’dir. Dış görünüşü mükemmel olsa da her insanın içi bambaşka olabilir ve de Ryle bu savı yüzde yüz kanıtlayan yürüyen canlımızdır. Lily ile birbirleri ile aşık olduktan sonra gerçek yüzü bir şekilde ortaya çıkmıştır ama tabii bu yaptıklarının dayandığı gerçek bir sebep vardır ki bu en acısıdır.

“He’s not like my father. He can’t be. He’s nothing like that uncaring bastard.”

Bana kalsa bu kitap Atlas ve Lily daha çok ön planda olarak yazılırdı ama yazarımız annesinin gerçek hikayesine dayanarak yazdığı için Lily ve Ryle ön planda olup Atlas, Lily için bir kaçış yoludur. Lily ve Ryle arasında ki aşk ne kadar tutkulu ise Lily ile Atlas arasındaki aşk bir o kadar ölümsüzdür. Ki bu hayatta hangi tarafın kazanacağını bir kez daha görmüş olduk.

“In the future… if by some miracle you ever find yourself in the position to fall in love again… fall in love with me.”

Yukarıdaki yazdıklarımla beraber kitaba karşı hissettiğim duyguları umarım bir şekilde size yansıtabilmişimdir. Veya kitabı kısaca anlatabilmişimdir. Nedense okuduğum kitaplar gerçek yaşam hikayelerine dayandığı zaman bir kat daha üzülüyorum ve hüzünleniyorum. Yazarın notunu okuduğum zaman içim bir kez daha buruldu ve bir kez daha üzüldüm. Umarım kadınların başına gelen bu tip olaylar bir an önce biter ve huzurlu bir şekilde yaşayabilirler.

Bu kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

damy (1)

Ugly Love – Colleen Hoover / Inceleme


17788401

 

Kitabın Adı : Ugly Love
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Sayfa Sayısı : 320
Basım : Ağustos, 2014
Tür : Günümüz/ Genç Yetişkin / Romantik

Herkese merhabaaa!!!

Uzun zamandır yorum yazmamanın verdiği heyecan ile karşınızdayım efendim! Bir de son zamanın en güzel kitaplarından bir tanesini okumuşum ki sormayın gitsin. O kadar güzel, o kadar güzel ki anlatamam. Zaten kitabın yazarını taparcasına seviyorum. Kadın nasıl damardan dalmasını biliyor. Resmen damardan daldığı aşk hikâyeleri ile okuyucularını önce kıvrandırıyor sonra it gibi ağlatıyor, araya damardan bir geçmiş hikayesi sokuyor okuyucuyu tekrar ağlatıyor, sonra da mutlu son ile okuyucularını sevgi pıtırcığı yapıyor. Biç karı! Sinir oluyorum! Ama lanet olsun ki çok seviyorum! <3

Yorum yapacağım, daha doğrusu azıcık spoilerlı yorum yapacağım kitap olabülür?

Ağustos ayının bomba kitabı, Ugly Love – Colleen Hoover ! Tanrım ne KİTAPtı ama! Cidden o kadar güzeldi ki, anlatamam! Kitabı okurken o kadar inişli- çıkışlı duygular yaşadım ki sormayın gitsin. Hem ağladım hem güldüm. Hem duygulandım hem sevindim. Hem sinirlendim hem acıdım vs. vs. vs. Yani biç karı yine acımamış kelimeleri ile tüm duyguları ince ince işlemiş hikâyeye.  Ve tabi okuyucunun kalbine de!

Aşkın çirkin tarafları ile güzel tarafları arasındaki fark, güzel taraflarının daha parlak olmasıdır. Bu siz de yüzüyormuş gibi bir hissi uyandırır. Sizi yukarıya kaldırır. Sizi taşır.
Aşkın güzel tarafları sizi dünyanın geri kalan kısmının üzerinde tutar. Onlar, sizi kötü şeylerin çok ama çok üzerinde tutarak, her şeye  sadece yukarıdan bakmanızı ve de sadece “Wow, iyi ki buradayım” diye düşünmenizi sağlar.

Kitabımıza gelecek olursak, Tate Collins adında 23 yaşında, kahverengi saçlı, kahverengi gözlü taş bir hatun hafta içinde hemşirelik bölümünde yüksek lisansını yapıyorken, hafta sonu da hastanede çalışıyordur. Neredeyse nefes alacak zamanı yoktur kızcağızın. Bir de bunun üstüne okulu yaşadığı yere uzak olduğu için ondan sadece 2 yaş büyük olup babasından daha fazla koruyucu olan ve aynı zamanda dede ve baba mesleği pilotluğu devam ettiren Corbin’in yanına taşınmak zorunda kalmıştır. Tate aslında bir yandan bu duruma çok seviniyordur çünkü uzun bir süredir Corbin ile görüşmüyorlardır ve aradaki açığı kapatacak tek şeyde bu olaydır.

Tate, pılını pırtısını toplayıp abisinin evinin kapısından içeriye girene kadar bir sürü garip olay yaşamıştır. Önce apartmanda yaşayan pilotları ve onların ailelerini asansöre bindirmesinden dolayı kendisini pilot zanneden 80 yaşındaki Cap adındaki yaşlı bir tontanla tanışmıştır. Daha sonra asansöre binmiş ve Dillon adındaki sapığın göz tacizine maruz kalmıştır. Hem de uçkuru kaçık herif evlidir! Şerefsiz! -.-

Bunlar yetmiyormuş gibi Corbin’in kapısının önünde bir leş yığını gibi yıkılıp kalmış birisi vardır. O birisi çoook uzun boylu, yakışıklı, kumral saçlı, açık mavi gözlü, 24 yaşındaki başarılı mı başarılı bir pilot olan Miles Archer’dır. Kitabımızın yegane ve biricik yakuşuklusu! Sevdiceğim! Biriciğim! Kalbimin efendisi! (Tamam burada abartmış olabilirim, sonuçta harem geniş bende :D ) (Ama bu kitap için kalbimin efendisi cidden *.* )

Ha bu arada söyledim mi bilmem ama Miles’ın çenesinde geçmişinden kalma yara izleri vardır ve lanet olsun ki bu yara izleri onu daha seksi yapıyordurrrrrrrr! <3

Tamam bu kadar aşk itirafı yeter yoksa konuya geçemeyeceğim. :D

Şimdi efendim, kızımız Tate kapıya geliyor ve bu ayyaş ile ne yapacağını bilemiyordur. Sonuçta adam öküz gibi ağır bir de leş olmuş. Kapıyı azıcık da açabilmek için onu kenara çekiyor ama tam kapıdan girecekken ayyaş birden zombi edası ile uyanıp kızcağızın bileğini tutuyordur. Bu durumda ne yapacağını bilemeyen Tate, güç bela kapıyı kapatıp Corbin’i arıyor ve kapının önündeki leş ile ne yapacağını soruyordur. Abisi süper sonik bir teklif sunup yan komşusundan yardım istemesini söylemiştir ki yan komşusunu aradığı zaman o leşin aslında yan komşusu olduğunu öğrenmiştir. Tabii bunu Tate’e söyleyiş şekli vardır ki tadından yenmez. :D

Corbin’in hatırına Miles’ı içeri taşımış ve kendisini direk yatağa atmıştır. Ve sabah gözlerini açması ile tüm olaylar iplik söküğü gibi hızla gerçekleşmeye başlamıştır.

Gözleri hayatımda gördüğüm en açık mavi. Akşamdan kalma kanlı ve yarı açık gözler… Gözleri o kadar açık mavi ki neredeyse renksizler. Denizdeki dalgalara yaklaşır gibi o gözlere bakmaya devam ettim. Onların, Karayip Denizlerinin suları kadar berrak bir mavi olduğunu söyleyebilirim. Ve ben hiç Karayipler’e gitmediğim için bunun doğru olduğunu söyleyemem.

Öncelikle Tate’in Mile ile tanışmaları vardır ki tam bir olay. Geceki leşliğinden sonraki sabah Miles ile Tate’in adam akıllı tekrar tanışmaları var ki gerçekten eriyip bitilecek bir olay. Asansörde oldu oğlummm! (Ve okuyucunun ağzının suları akar, akar ve akar….) Sonuçta kızımız kalbini çoktan kaptırdı. Şıp sevdi pislik! O benim uzak dur -,-

Daha sonra Corbin’in evinde Ian, Dillon sapığı ve yakuşuklu Miles’ın geleneksel oyun gecesinde bulunmaları var ki sormayın. Yakuşuklumuz, kızımızı hemen evine göndermiş ve orada dersini çalışmasını istemiştir. Çok düşünceli yahu! Ama ipler ise Collins ailesinin evinde Şükran Günü yemeği yenmesi ve o gece orada kalınması ile kopmuştur. Her şey bir masum öpücük ile başladı gibi klasik bir deyiş var ya işte Tate ile Miles arasındaki her şey masum bir öpücük ile başlamış, aralarına sınır çekmek için Miles tarafından kurallar konulmuş ve Tate tarafından da bu kurallara uyulmuştur.

Sonuçta Miles içine kapanık, geçmişte yaşadığı ağır, üzücü ve yürek burkan olaylardan dolayı hem duygularına hem beynine bir zırh örmüş ve bu zırhı 6 yıl boyunca da güçlendirmiştir. Yaşadığı yürek burkan olaydan dolayı 6 yıl boyunca kadınlardan uzak durmuş ve önce kendisini pilotluk eğitimine adamış daha sonra da işine. Ama Tate’i ne zaman görmüştür işte o vakit o zırh kendisinin bile farkında olmadığı bir şekilde erimeye başlamıştır. Ama yakuşuklumuz aklınca o zırhı koyduğu iki kural ile sağlam tutmaya çalışmıştır. Ama hayat bu Miles’cığım ne olacağı bile belli olmaz. Bakarsın minik bir hemşire o zırhı delip geçer ve sen bunun farkında olmadığın için feleğin şaşar.

“Bu sadece senden hoşlanmamla alakalı bir şey değil, Tate.” Derince bir iç çekti ve ellerini saçlarından geçirerek sıkıca ensesini kavradı. “Sadece senden hoşlanmak istemiyorum. Hiç kimseden hoşlanmak istemiyorum. Hiç kimseyle çıkmak istemiyorum. Hiç kimseye aşık olmak istemiyorum. Ben sadece….” Kollarını göğsünde bağladı ve yere bakmaya başladı ve “Sana ilgi duyuyorum, Tate,” dedi fısıldayarak.

Kısacası hikayemizin arka planında Miles çok ama çok acı çekmiştir. O kadar acı bir hikayesi vardır ki anlatamam. Gözyaşlarıma tekrar yenilmek istemiyorum. :( İnsan 18 yaşında bu kadar ağır bir acıyı nasıl kaldırır? O acı ile nasıl yaşar diye kendinize soruyorsanız açın Ugly Love’ı okuyun. Gerçekten de Ugly Love! Birebir Miles’ın hikayesi… Yazık kuzum neler çekmiş! Kıyamam :(

Düşüncelerim artık birer düşünce değildi.
Düşüncelerim artık Rachel’dı.
Sana aşık olamam, Rachel.
Lavaboya baktım. Ama Rachel’a bakmak istiyorum.
Havayı derince içime çektim. Ama Rachel’ı içime çekmek istiyorum.
Gözlerimi kaptım. Ama sadece Rachel’ı görüyorum.
Ellerimi yıkadım. Ama Rachel’a dokunmak istiyorum.

Sonuç olarak ben kitaba bayıldım, karaktere aşık oldum, onların yerine kendimi koydum, önce Miles’ın Rachel’a aşkını yaşadım, daha sonra Tate’e olan duygularını nasıl saklamaya çalıştığını, zırhını indirmemek için neleri göze aldığını gördüm, en sonda ise artık tüm bunlara dayanamadığını anlayan Miles’ın pes edişini gördüm. Hem onun gözyaşları ile okudum o satırları hem de kendi gözyaşlarım ile…

Her ikimizde gözyaşlarımız akarken derin derin nefesler alıyorduk. Yoğun… Yürük burkucu… Ve yıkıcı bir şekilde…
Ve bu çok çirkindi.
Ama bitti.

Yukarıda da dediğim gibi Colleen’in kalemine bayılıyorum. Özellikle Umutsuz kitabından sonra (yorumum için tık-tık) kadının kalemine ve kurgusuna aşık oldum. Ugly Love’da en az Umutsuz kadar güzeldi, harikaydı, şahaneydi! Colleen nasıl yapıyor bilmiyorum ama kitaplarını okuyan okuyucularının resmen duygularını çok güzel bir şekilde çalkama ayran yapıp okuyucuya sunuyor. Resmen boşluğa düşürüyor bizi. Biç karı! Sinir oluyorum sanaaa! Ama çok da seviyorum! Lanet olsun! Ugly Love’ıda çok sevdim, Umutsuz’u da! Okuyun, okutun! Miles’ın acı hikayesi ile azıcık sizde gözyaşı dökün. Ben çok döktüm! Artı bir de Miles ile Tate aşkını yaşayın tatlı niyetine. Gerçekten bayılacaksınız. Ben çok sevdim siz de seveceksiniz. Kısacası okuyun işte deli etmeyin adamı! :D

Önce 5 yıldız resmini şuraya yapıştırayım. Ha bu arada yukarıda ki çeviriler bana ait hatam varsa affola! :)

5

 

damy (1)