DEX Şöleni: Kaçış Adası – Marianne de Pierres / İnceleme


Kitabın Adı : Kaçış Adası

Orijinal Adı : Burn Bright

Serinin Adı : Gecenin Yaratıkları Serisi

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Marianne de Pierres

Çevirmen : Sinem Güldal

Yayınevi : DEX

Sayfa Sayısı : 260

Basım Yılı : Mart, 2012

Ixion’a giden yola hoş geldiniz. Sonsuz-gece, sonsuz-gençlik, uyku-suzluk adası. Yıldızınız parlasın!

Ixion Adası, karanlık ve karanlığında gizli yaratıklarıyla çevrelerinde yaşadığı tüm gençleri kendine çektiği eğlence merkezlerine sahip. Tüm zıtlıkları bünyesinde barındırıyor. Karanlığın zıttı parlak ışıklarla döşenmiş dans pistleri. Gençler buna bayılıyor!

Retra bir Mühürlü. Yüzü peçeli, bilgisi az, daha doğrusu bilginin onlar için yararlı olmadığını düşünen hükümet tarafından eğitimi düzeyi az olan, oturduğu çevresinde dahi arkadaşlarını geç evinde annesi ile konuşamayan, bir yıl önce Ixion’a gitmek için evden kaçan abisinin yasını tutan ve o kaçıştan sonra gelen felaketlere – iz sürücü takılması, evinin her yerine kamera yerleştirilmesi ve evinin dış kapısında bekleyen bir Gözcü’nün olması- direnmesi, her gün kendini iz sürücüsünün acısına alıştırarak kendini acıya dayanıklı hale getirmesi ve bu sayede evden kaçıp, Ixion’a giderek abisini bulmak için can atıyordur.

Ixion karşıdan capcanlı, kendini çeken, dansları, müzikleri ve ortamları ile gençlerin akıllarını başından alıp bir dans alanından öteki dans alanına götüren hayaller kurmalarına neden olan bir yerdir. Ama bunlar tabii ki güzel yanları. Bu kadar şatafatın yanında onu dengeleyecek hatta o muhteşemliği bastıran bir kötülük vardır. Erginler (ki kitap boyunca nasıl bir varlık olduklarını çözemediğim yaratık-insanlar) bu kötülüğün başını çekiyor. Onların arkasından ise Gecenin Yaratıkları geliyor. Onlar Erginlerden de daha kötü. Ama bu neye göre? Kime göre? Belki de aynı şeyler. Bilemeyiz ki. Onu okuyunca anlıyorsunuz. :)

Bu kadar kötülüğün ve zıtlığın arasında Retra abisi Joel’i ararken, Ixion dünyasının nasıl bir yer olduğunu çözmeye çalışır. Daha doğrusu ona hitap etmeyen bir yerdir orası. Bunun sebebi ise o hayatı boyunca hiç dans etmemiştir. O hayatı boyunca şarkı söylememiştir ki şarkıya benzer tek bir şey ağzından çıksa babalarından dayak yemişlerdir abisi ile. Daha doğru düzgün eğitim almayan, annesi de dahil kimseyle konuşamayan bir kişinin dansı veya müziği nereden bilecektir? Ne kadar karanlık bir hayat yaşadığını siz düşünün. Ama o karanlık hayatından daha da karanlık bir hayata gittiğinden haberi yoktur.

Erginlerin her sabah onlara hem kutsanmaları hem de bütün gün coşkulu bir duygu seli içerisinde olmaları için hap veriyorlardır. Ama bu haplar gençlerin sağlıklı düşünmelerini engelliyor ve bir eğlence merkezinden öteki eğlence merkezine sürüklenmelerini sağlıyordur. İşte sırf bunları yaşamamak için Retra hiçbir zaman o hapları almıyordur. Arkadaşları tarafından her gün uyarılmasına rağmen…

Ixion adasında çeşitli gençlik grupları vardır. Bu gruplar kendi aralarında çekişmeleri halinde gençler arasında üstünlük kurmaya çalışıyor ve Erginler tarafından her ne kadar engellenmeye çalışılsalar da onların ilgisini çekecek bir şey yapmıyorlardır. Tek bir grup hariç. Birlik. Yaşı geçen, adada olmaması gereken kişilerin yani artık bir nevi yaşlananların, Ixion dilinde Doygunlar’ın geri çekilmesine, yok olmasına engelleyen, Erginlerin önüne geçen, Erginlerin ilk başta yok etmek istedikleri grup, aynı zamanda başları olan ve Doygunlar’ı yanına çeken ama karşı taraftan ölümcül biri olarak görülen Ruzalia tarafları bir nevi askerleri olan birkaç gencin oluşturduğu grup olan Birlik. O grup her ne kadar kötülense de benim boyunca en sevdiğim karakterlerin olduğu gruptu. En azından küçücük bir hap içip kendilerinden geçmiyor ve Retra gibi önce yon ben Mühürlüyüm yapamam ama bir Ergin gelsin öpsün beni hemen 360 derece değişirim bambaşka birisi olarak ortaya çıkarım demiyorlar ve bir amaç uğruna savaşıyorlar. Evet yukarıda şaka yapmıyordum! Bizim Mühürlü git kendini kaybet sonra Erginlerin efendisine kendini öptür ve bambaşka birisi olarak ortaya çık. Çılgınca dans et, şarkılar söyle vs. vs. vs. Yani kedini direk adanın bir vatandaşı yaptı çıktı. İşte kitapta sevmediğim bir yerde burasıydı. Hatta fazla üstünde düşünüp durdum. Zaten kitap elimde süründü bırak gitsin dedim sırf bu yüzden. Sen o kadar her şeyden buzdolabı gibi kaçıyorsun, kendini koruyorsun ama bir olay oluyor ve pat herkesin karşısına bambaşka bir Retra olarak çıkıyorsun. Tam bir çelişkiler abidesi. Olmamış yani yazar. Sen kızı değiştirmek istemişsin, aklındaki kurguya akış yolunu bulmak, Retra’yı o akışa kaptırmak istemişsin ama olamamış be gülüm. Keşke başka şeyler düşünseymişsin. Zaten kitabın başından sonuna kadar ne ama. İle yazıldığını çözemeyen ben, bir de kitabın yarısında böyle bir olay olunca daha da soğudum kitaptan. Ha karanlık tarafı mükemmel, hatta sonu da süper şaşırtıcı ama dediğim gibi kitapta fazlasıyla boşluklar ve bu boşluklar serinin diğer kitaplarında kapanır mı bilmem. Çünkü ben o kadar serileri takıntılı bir insan olarak devam etmeyi dahi düşünmüyorum. Ama bilmiyorum. Belki birisi okur yorum yapar ona göre daha kesin bir düşünceye sahip olacağım.

Kitabımız iki bölümden oluşuyor. Bir Retra’nın aklı başında olduğu bölüm, bir de Retra’nın Ixion adasında gerçekten yaşamaya başladığı için geçmişini unutarak orada yaşamaya başladığının kanıtı olan ve kendi isteği ile aldığı ismi olan Naif’in bölümü olarak. Geçmiş ile gelecek gibi.

Kitabın çevirisi mükemmeldi. Kapak deseniz 1. kitabından tutunda serinin diğer kitap kapaklarına bayılıyorum. Mükemmel ötesinde güzeller. Zaten kitaba yüksek puan vermemin sebebi ise bir yazarın oluşturduğu karanlık dünya, iki kapaklar. Zaten kitabın sonunu görmemi sağlayanlar da onlar. Yoksa direk yarım bırakırdım.

Bu sebeplerden dolayı kitaba puanım 5 üzerinden 3. :)

3

divider

burnbright2FEATURE

Vazifem sessizliktir.

Mükâfatım sakinliktir.

scrollWithLineCFG_31

Lenoir elini sallayarak bir kez daha sessizliği sağladı. “Ixion’daki inanışlarımız müzik ve partilerden ibarettir. Karanlık rahatlığımızdır. Az sayıda olan kurallarımız koşulsuz ve mutlaktır.”

scrollWithLineCFG_31

“Evet öyle zannediyorum.”

Suki alaylı bir bıkkınlıkla kafasına vurdu. “Retra, artık daha az resmi konuşmaya başlamalısın. Yaşlılar gibi konuşuyorsun. Babaannem gibi. ‘Öyledir herhalde,’ demelisin, ‘Öyle zan-ne-di-yo-rum,’ yerine.”

Retra gülümsedi. “Zannediyorum ki haklısın.”

İkisi de güldü.

scrollWithLineCFG_31

Suki ellerini kavuşturdu. “Beko.”

Hepsi anlamaz gözlerle ona baktı.

“Bu Stra’haca,” dedi. “Kutlama anlamına geliyor.”

Beko,” diye tekrarladı Rollo. Ellerini havaya kaldırdı ve omuzlarını oynattı. “Haydi Beko yapalım.”

scrollWithLineCFG_31

“Ixion hedonizmin yeridir. Bencilliğin. Sen ise başkaları için korkunç sonuçlarla karşılaşmayı göze aldın. Merak ediyorum sana bunu yaptıran nedir?”

Naif kollarını birleştirerek savunmaya geçti. “Ben kimseden farklı falan değilim.”

damy (1)

Misafir Yorumcu Obsidiyen ve Oniks’i Yorumladı!!!


Benim için çok değerli olan bir arkadaşım yani Ayşegül, Obsidiyen ve Oniks’i okurken her cümlesine yorumunu ister telefon aracılığı ile olsun isterse sosyal medya ile mesaj yağmuruna tutarak kahkahalara boğmuştu. Ben de bir yerden sonra dedim ki neden bunları bir metin haline getirip blogumda ‘Misafir Yorumcu’ adı altında yayınlamıyoruz. Baktı kafasına yattı bizim arkadaşın, ee tabi bir de yazmayı seviyor durur mu?! Hemen başladı yazmaya! Zaten jet hızı ile okudu kitapları, yorum onun yanında çocuğu kalır. :))

Eh kızımız azıcık komik -azıcık biraz fazla olabilir :D – o yüzden yorumlar ağır espri içermektedir. Ve ayrıca çoğu yer tarafımca sansürlense de ağır spoiler içermektedir. Baştan uyarıyorum sakın kitabı okuyamayanlar okumasın. :) Okuyanlarda diyecek bir şeyim yok saygıyla arkadaşımın kulaklarını çınlatabilirsiniz. :D

Lafı fazla uzatmıyorum ve hem ilk Misafir Yorumcu yazıma hem de karşılaştırılmalı Obsidiyen vs. Oniks yorumuna geçiyorum. Keyifli okumalar!!! :))

divider

1062571_10201952757480380_1902646744_n

Obsidiyen vs Oniks

Evet an itibariyle bitirdiğim Lux serisinin ilk iki kitabı hakkındaki görüşlerim Şimdiden uyarayım bunlar sadece benim fikirlerimdir ve çok çok ağır spoil içerir okumadıysanız pek fazla tavsiye etmem yorumumu okumanızı yoksa “Aaaa ama bu kadar spoil verirli mi?!” diye götü başı dağıtmayın aman.

İki kitabı da iki bitirdim. Gözlerim ve beynim felç. Ama değdi mi derseniz neden olmasın derim size. Biraz aşk biraz aksiyon sevdiğim türden bi kitaptı. Kitabı okurken sürekli Dammy’ye mesaj atıyordum yani Damla’ya. 1. Kitap boyunca susmak bilmedim ettiğim küfürler şoklar ve garip garip yorumlarım üzerine Dammy baya bir güldü. Her okuyanın dediği gibi ilk kitap “biraz” fazla Alacakaranlık. Katy’nin annesi bana fazla Reene’yi hatırlattı. Biraz şapşal, yemek yapmasını bilmez falanda falan. Kitapta pek fazla göremedik kendisini sürekli çalıştığından hangi insan bünyesi bunu kaldırır hiç bilmiyorum. Ve Katy kitabı okuyan herkes kendinden azda olsa bir parça bulmuştur çünkü kız blogger hacı. Kitaplara bayılıyor hattaha sayfalarını kıvırmaya karşı. Aynı Ben! Biz! O sayede kalbimizi kazanmış olsa da ikinci kitapta Daemon’a çektirdikleri yüzünden her sayfada karnına uçan tekme atmak istediğim doğrudur. Neyse oraya sonra gelicez. Dee var elbette. Şuan kitapta Dee’yi nasıl tarif ettiğini hatırlamıyorum bile aklımda canlanan tek kişi Alice karakterini oynayan Ashley Greene. Tam anlamıyla o. Modayı sevişi, alışverişe bayılışı, yerinde duramayışı, arkadaş edinmek için bildiğin kıçını yırtması. Ama onu da sevip bağrımıza bastık mı ? Evet.Ash var birde o da sonradan aramıza katılıyor ona da Rosalie dersek çok doğru ederiz. Güzel ve kibirli ama sonra, çook sonra biraz daha duruluyor (Eeee sen kafeteryada kafana spagettiyi yersen böyle olursun bebişim) Son olarak bahsetmek istediğim kişi tabiî ki karşı konulmaz varlık Daemon. Diğerlerinden de elbette bahsedeceğim ama sonra. Gelelim Daemon’a. Katy’nin de bilhassa salyalarını akıttığı, gördükçe kalbi pır pır ettiği sixpackleri ilk değinmek istediğim konu. Ve o yemyeşil gözleri ile bronz teni ile hepimizin aklını başından gitti. Başta biraz öküzlük ettiği doğru ama biz onu böylede sevdik böyle de bağrımıza bastık. İkinci kitapta o kadar romantik ki bir daha kimse ona öküz dememeli bence yoksa karşısında beni bulur. Ne kadar başta kalkanları kalksa da o da en az Katy kadar kedicik. Yufka yürekli. Ben olsam ikinci kitapta Katy’nin kıçına tekmeyi basmıştım. Kıyamam ne çektirdi kız.

Şimdi kitaba gelmek istiyorum. Herkesinde dediği gibi ilk kitap birçok yönüyle Alacakaranlık. Her sahnede aklınıza aa Bella’da böyleydi Alice’de şöyleydi diyebilirsiniz. Her cümlenin olduğu gibi bunun birde “ama”sı var. Ne kadar sahneler tanıdık gelsede kitabı okumak istiyorsunuz, devam ediyorsunuz. Kendine özgü bir orjinalliği var. Biraz aşk biraz paranormallik istiyorsanız alın okuyun ya da okuduysanızda ben sizin ağzınızı yiyim iyi yapmışsınız. Başta biraz benzerlik var diye okumamak yazara ayıptır. Sonuçta burada vampir yok Katy başta öyle sansa da ya da zombi ya da kurt adam hiç biri yok. Dee’nin şaka amaçlı kurt olmasını saymıyorum tabiî ki. Onlar uzaylı lan. Bildiğin uzaydan gelmiş. Işık küresi pırıl pırıl parlıyorlar. Tabi Katy’nin öğrenmesi baya uzun sürdü. Ne zaman bi gariplik olsa boşveriyordu. Eee bende Daemon’a baksam benimde aklım başımdan gider. Ama o kadar yakışıklı birinin dünyadan olduğunu düşünmekte ayıptır. Öküz gibi davranıp öküz gibi yiyen birinin o sixpacklere sahip olması için “uzaylı” olması gerek. Her neyse ilk kitap klasik biraz Kız oğlan karşılaşır nefret ederler sonra anlaşmaya çalışırlar daha sonra oğlan kızın hayatını kurtarırken ne olduğu anlaşılır. Kız hiç şok olmaz aman sizin sırrınız bende güvende der. Napsın onlarda tamam der. Ama kötü adam yani arumlar -ki ben onları hep Harry Potter’da ki ruh emiciler olarak hayal ediyorum- gelir. Kız seviyor ya onları korumak için dikkati kendi üzerine çeker amma işler o an boka sarar kahramanımız gelir onu kurtarmaya çalışır sonra Voilà! Kurtulurlar ve çocuk ee madem her türlü başımız belaya giriyor hoşlandığımı söyleyeyim diyor. Ama asıl işte işler burada boka sarıyor buradan ikinci kitaba atlıyoruz işte burada biraz klişeden kurtuluyoruz açıkçası bir oh sonunda! dediğinizi duyuyorum evet aynısını bende yaptım ilk kitaptaki kız erkek aşık olur ama erkeğin “garipliği” yüzünden beraber olamazlar ama sonra kız öğrenir kabullenir birlikte “bir şeyi” yenerler ve aşklarını itiraf ederler bu kısım ağır klişe ama her kitapta olan bişey ve itiraf edelim hepimiz bu olaylar dizisine bayılıyoruz yok aman cıks demeyin yoksa evinize arumları gönderirim ve obsidiyeniz olduğunu hiiiiç sanmıyorum Eğer tabi varsa bana da adresini verin bende alayım çünkü bu yazıdan sonra peşime baya bir düşecekler.

Klişelerden kurtulduk diyoruz ama gelgelelim Katy’nin kendisi ağır bir klişe. İlk kitapta sevgili Sixpack’miz yani sizin bildiğiniz adıyla Daemon onu kurtarmak için sihirli-uzaylı-ışıklı-yanardönerli meyve tabağı demeyeceğim tabi ki güçlerini kullanarak resmen ona bir hayat verdi ve bu onları bildiğin bağladı. GPS gibi mübarek biri diğerinin yanına gelince anlıyorlar enselerinden kaynar sular boşalıyor falan falan. Daemon Katy’i kaybetmekten korktuğu içinde ondan hoşlandığını söylüyor ama Katy yok anam sen bağdan ötürü böylesin diyor ama onunda bir yerleri –siz orayı biliyorsunuz- tutuşuyor onu gördükçe. Bildiğin götünü çeviriyor sonrada bi malak buluyor kendine. Blake. Normal şartlar altında seve seve kendisini boyfriendim olarak ilan ederdim sörfçü tatlı ve nazik ama meğersem pek bir yalancıymış. Katy’e mutant olduğunu söylüyor Daemon hayatını kurtardığı için onunda öyle olduğunu söylüyor ama o da ajan çıkıyor. Blake’i kıskanan Daemon hala bizim salak kız için kendini paralıyor biz hepimiz burada ölüp bitiyoruz ama Katy burun kıvırıyor. Okkalı bir tokat yese böyle olmayacak. Dawson var bide ondan bahsetmedik. Kendisini pek bilmiyoruz Daemon’un kayıp üçüzü. Kendisine sırf adı için aşığım. Ve evet büyük bir Dawson’s Creek hayranıyım ve adını her okudukça içim bir hoş oluyor. Kitabın sonunda kendisine kavuşuyoruz üçüncü kitapta nasıl olacak bilmiyoruz ama ön okumayı okuduğum için elleri Katy’nin üstünde gezerse kan çıkar söyleyeyim.

Blake dalgasına Dee’nin bir tanecik sevgilisi, yiyişme makinesi gerçek aşkı ölüyor. Katy artık Dee’nin yüzüne nasıl bakar bilmiyorum. Kim ne derse desin ONUN SUÇU. Daemon ona istediğini verebilirdi her şeyi öğretirdi ama o kıçının kenarıyla hepsini tepti ama sonunda Daemon’u da aldı barıştılar, kurtuldu da. Olan biricik Dee ve Adam’a oldu. Teşekkürler Katy çok sağol yani.

İkinci kitabın sonunda evet kavutular yiyiştiler, Dawson geri döndü bakalım üçüncü kitapta ne olacak. Hepimizin meraktan midesine Daemon oturdu ya da öküz. Açıkçası ben Daemon’ı tercih ederim. Kitabı okuduysanız üçüncü okuyun bence yok ben burada her şeyi güzelken bırakayım boka sarar her şey şimdi üçüncü kitapta diyorsanız. Eh öyle bir ihtimal var ama ön okumada gördüğüm üzere Katy’nin odasında ceset var hadi gel buradan yak

Bu kadar uzun bir yazıyı okuduysanız helal olsun ne diyeyim iyi ki okudunuz beni mutlu ettiniz. Tabi ki bütün konulara değinemedim zaten yeterince uzun oldu daha fazla yaka silkmeyin benden dedim. Ama baya eğlendim yazarken. Tüm samimiyetimle Lux serisi benim yani Ayşegül Yardımcı’nın gözünden. Çok ağır spoil var dedim ve hala okuduysanız ve normalde kitabı okumadıysanız yinede okuyun kitabı gerçekten eğlenirsiniz. Eğer filmi olursa Daemon’u görmek için yanıp tutuşuyorum umarım yakışıklı birini bulurlar ama gerçekten yakışıklı birini. Benden bu kadar öpüyorum hepinizi Dammy’nin yazdıklarını okuyun tam bir kitap kurdudur kendisi ve blogu da en az Katy’nin ki kadar iyi hattaha ona bin basar ona göre.

divider

Çoooookkkk teşekkür ederimmm yorumun için Ayşegül! :* <3

481078_10151509026752360_1011133331_n

DEX Şöleni: Oniks – Jennifer L. Armentrout / İnceleme


942612_486013531475852_1946966534_n

DEX Şöleni bugün başladııı!!!!

Uzun zamandır beklediğimiz -ki daha önce SaklamaKabı blogunun sahibi Eren’in başlattığı ama bir türlü devam ettiremediği DEX Şölenini, oturduk düşündük ve Kitap Dostları olarak (Eren, Fehiman, Emin ve ben) ele alalım, tekrar başlatalım dedik. Ve tek biz olmayalım herkes Şölende olsun dedik.

Yapman gereken bir DEX kitabı okuyacaksın ve yorumunu Kitap Dostları’yla Kitap Turları Facebook sayfasına (tık-tık!!!) göndermen.

Bugün de ben DEX Şölen‘inin ilk günü olduğu için Türkiye dahil olmak üzere tüm dünyayı yerle bir eden, okuyanın bir daha okumasını sağlayan, devam kitabı için sabırsızla bekleten Lux Serisinin 2. kitabı olan Oniks‘i inceleyeceğim. Daha doğrusu günah çıkartma gibi olan incelememi okuyacağız. :))

Hadi hep beraber Oniks’e nelere yazmışım bakalım! :)

divider

PBOOK005

Kitabın Adı : Oniks

Orijinal Adı : Onyx

Serinin Adı : Lux Serisi

Seri Sırası : 2

Yazarın Adı : Jennifer L. Armentrout

Çevirmen : Bilge N. Zileli Alkım

Yayınevi : DEX

Sayfa Sayısı : 396

Basım Tarihi : Haziran 2013

Kitap ve sevgili yazarımız hakkında tek kelime ile şunu söyleyebilirim ki; resmen her ikisi de tükürdüğümü yalattı. Ben hayatımda hiç böyle kendi kazdığım kuyuya düşen, düşmekle yetinmeyip salağa dönen, kendine gelemeyen, hiç yapamayacağı şey yapıp hemen kitabın yorumunu yapmaya koşan, duygularını bir şeylere veya bir yerlere dökmeye çalışan, yetmeyip ilk defa bir aşk romanını bayıla bayıla ayıla ayıla okuyan, onunla da yetinmeyip gidip karaktere aşık olan, o saf aşkını alıp bağrına basan veya baş karakter olan o cadalozun saçını başını yolup, en derin mahzenlere tıkmayı veya en sarp uçurumlardan yuvarlaya yuvarlara yeryüzünün bilmem kaç fitlik dibine sokmayı hiç bu kadar istememiştim aa dostlar!!!

 

Beni bilen bilir. Aşk romanları haz etmem. Yapay gelir. Okuduğum kelimeden, sayfalardan, kitaplardan zevk alamam. Ama bir kitapta ister fantastik olsun ister en baba distopya kitabı en saf aşk olmayınca da içimde boşluk hissederim. Yani anlayacağınız çok az dozajda aşk isteyenlerdenim ben. Saf olsun, temiz olsun, bizim olsun hesabı. Ama istediği kadar saf aşk olsun, istediği kadar kızımız erkeği peşinden koşturtsun, istediği kadar kız erkeğin peşinden koşsun, ya da her ikisi de birbirinin peşinden koşsun ( :D ) hiç fark etmez kitabın tüm konusu böyle aşk olunca kendimi kaybediyorum, okuyamıyorum, depresyonlara giriyorum, kahroluyorum, okuma aşkım yok oluyor ve düşününün daha kitabın sonuna gelmeden sadece üç beş sayfa ilerlediğim halde bu hallere düşüyorum. Ha illa inat edip bitirmek istersem o kitabı atlaya atlaya okurum o ayrı mesele :D ama nedense son zamanlar beni şaşırtan sonuna kadar ayıla bayılta okutan romanlar oldu. Mesela Tatlı Bela. Nasıl bir bağlandıysam kitaba hızımı alamadım ikinci kitabını İngilizceden okudum. Her ne kadar 1.kitapta aynı repliklerin aynısı birebir içerisinde de olsa da bir kere kitap Travis’in ağzından yazılıyordu ki bunu beni benden almasına yeter artar bile. Ki işte bu Tatlı Bela –cidden bela!- yüzünden New Adult denilen kör olası bir türe manyak derecesinden kendimi sardım, çıkamıyorum içinden ve yetmiyor her yayınevinin bu türü kapsayan az kitap çıkarttığı için itina ile kulaklarını çınlatıyorum. Gerçi benim bu okumama engel değil, düşe kalka ilerleyen İngilizcem ile bir şekilde kendimi tatmin ediyorum ama olsun bu hiçbir şeyi değiştirmez! Sevgili yayınevlerim artık New Adult türünü keşfediniz ve bize yeni ciciler sununuz, sevgiler…

 

Yayınevlerine de içimi döktüğüme göre yorumuma kaldığım yerden devam edebilirim. Nerede kalmıştım? Hım.. tamam! Yani yukarıda da dediğim gibi vıcık vıcık aşk romanlarını sevmiyorum. İster Historical olsun ister günümüz ister geleceğimiz hiç fark etmez. O kitabın içinde bir kötü dünya, bir ejderha, bir büyü, bir büyü olmadığı sürece okumam. Ama tabi istisnalar var. Lafı şuna getirmeye çalışıyorum sevgili motorla çalışan, ki ben nefes almayıp hep roman yazdığını düşünüyorum(en son bir yerde okuduğuma göre 20 kitabı varmış ve hala yazmaya devam ediyormuş, düşünün), manyak, kitaplarını kendine bağlatan yazarımız Jennifer L. Armentrout yüzünden tükürdüğümü afiyetleee yaladımmmm. Teşekkürler Jennifer!

 

Lux Serisinin 1.kitabı olan Obsidiyen’e nasıl yorum yaptığımı okuyan bilir. Resmen verdim veriştirdim. İsterseniz buradan bakabilirsiniz tık-tık!!! Boşa da değil o verip veriştirmem. Kitap resmen bazı sahneleri Alacakaranlık’ın birebir kopyası. (Ki gerçi yazarımızın bir diğer serisi olan Melez Sözleşmeleri Serisinin ilk kitabı olan Melez de Vampir Akademisi Serisinin bir kopyası ve şahsi tarafımdan ona az güzel yorum yapmışlığım vardır. :D Ona da buradan bakabilirsiniz tık-tık!!!) Yok çayır sahnesi yerine göl sahnesi, yok arabanın önüne atlamalar, kurtarmalar, yok imkansız komşu, imkansız aşk, hayvansı cazibeli erkek, birbirlerine benzeyen kendilerini toplumdan dışlamış bir grup genç, lise öğrenciliği falan filan. Ana hatları olarak aynı ve lanet olası bir huyum var ki bir kitabın veya serinin kopya iskeleti üzerine kurulu kitaplardan hoşlanmıyorum. Nedendir bilinmez, çözemedim daha :). Ama farklı yerleri tabii ki vardı. Oğlanımızın ve kendini dışlayan gençlerin uzaylı olması. Başka gezegenden bizim dünyamıza gelmeleri, SD –Savunma Departmanı-  adını verdikleri bir grup insanın veya bilim adamı grubunun onları denetlemeleri -yani bir nevi Fringe dizisinde ki FBI’ın Fringe Departmanı gibi- şeyler kitabının konusunun özgünlüğünü ön plana çıkartıyor. Ama ben de ne yazık ki çıkartmadı o yüzden sevmedim. Ama bir başka berbat huyum –serilere devam etmem içim içimi yiyip yiyip bitiren lanet olası arzu- yüzünden seriye devam ettim. Ha iyi ki devam etmiş miyim? Köpek gibi uluyarak evet derim arkadaş! Bir kere yazar kendini aşmış, Everest’i beş kez tırmanıp inmiş, yetmemiş kendine roket bağlayıp uzay boşluğunda dolaşıp geri inmiş. Kitap bitince ne yaptın be Jennifer abla diye balkona çıkıp bağırasım geldi. Manyak karı! Bu kadar güzel kitap yazılır mı? Bu kadar olay tek kitaba sığdırıl mı? Sen bu olayların bir kaçını ilk kitaba kaydırsaydın ya? Kızımızı 2. kitapta yaptığın gibi çatlak, daha çok kendi ayakları üstünde durmak için inat eden bir karakter yapsaydın ya. Tamam yine Öküz Daemon’u görünce salyalarını akıtsın hiç önemli değil ama 2. kitapta ki Katy ile 1. kitap arasında ki Katy arasında fark yoktu eyy kitabı okuyan e-hali, söyleyin bana. Tamam Daemon azıcık değişti, yani tam olarak değişmedi sonuçta aşk çocuğu oldu, bu bir değişim için yeterli bence. Ama yani çok talı olmamış mııı? Yirim yirim. Gerçi ben bunu söylüyorum ama bazı kişiler beni kesmesin. :P

 

Her neyse kan çıkmadan ben bu konuyu kapatıp bu seriye aşık olmamı sağlayan 2. kitaptan birazcık bahsedeyim. Ama dikkat kitabımız serinin 2.kitabı olduğu için 1. kitaptan bir şeyler bulabilirsiniz ona göre :). Birinci kitabımda öküzümüz Daemon’u ve kardeşi Dee’yi öldürmeye çalışan Arum’lardan kurtarmak için kendini ölüme atan Katy, yine Daemon tarafından kurtarılmış ve birbirlerini özel bir bağ ile birbirlerine bağlamışlardır. Bağlamakla kalmayıp Katy’i bir floresan gibi parlamasını sağlamıştır. Sonuçta öpüştüklerinde bile Katy’nin kaç gün parlak Ayşe gibi dolaştığını hepimiz biliyoruz! Yani buna az bile diyebilirsiniz. Ee şimdi bir de bu ışığın azalması içinde kızımızın enerji atması lazım, ki en büyük problemde odur ama sevgili öküzümüzde az parlak, iç acıcı fikirleri yok değildir hani :D Ama uyuz kızımız gözleri pörtlete pörtlete, ayaklarını vura vura öküzden kaçtığı için –çaktırmayın kızımız aşık oluyor- onu dinlemiyordur bile. Ki öpüştüklerinde bile ‘Bağ yüzünden bana bir şeyler hissediyorsun Daemonnn’ diye bir yerlerini yırtan kızdan en bekliyorsunuz ki yahu?! Evet evet doğru söylüyorsunuz, kızı bir kaşık suda boğmak, türlü türlü cinayet sahnelerinde öldürmek istiyorum, çok haklısınız! Her neyse işte kızımız bu gibi düşüncelerle boğuşadursun bir gece ateşten yatak döşek olmuş, yetmemiş manyak, beynini yiyen sivri zekalı Katy yataktan kalkmış göle girmiştir, Daemon olmasa ateşten ve zatürreeden felç geçirip tahtalı köyü boylayacaktı. Ama meğersem bu ateşin, ayılıp bayılmanın, kendini kaybetmenin sebebi hep o bağ yüzündenmiş. Bir de yetmemiş bu bağ Katy’nin insan DNA ile uzaylı DNA’sını karıştırarak mutant olmasını sağlamıştır. İşte ipler burada kopuyor sayın ve sevgili okuyucular. Bundan sonrası mavi ekran. Şaka şaka :D İşte bu mutant olaylarını öğrenmelerinin sebebi ise başka bir taş oğlumuz Blake yani kısacası Daemon tarafından hiçbir zaman doğru düzgün ismi söylenemeyen zavallı! Ezik! Loser! Bakmayın öyle çok gıcık kaptım üç kağıtçı domuza -.- Hala düşündükçe sinirlerimi bozuluyor. Bataklıkta boğulsun inşallah! Klasik sonradan giren şahsın bir takım karanlık işleri var ama kitabın sonuna kadar çözülemiyor. Yani anlayacağınız klişe bir şey. Ama hiç beklemediğiniz bir karakter sizin suratınıza öyle bir tokat atıyor ki mavi ekran hal etmiş, düşünün. Yayın yok. :D Ki ben kitabın sonunda onu öğrendiğimde parçalıyordum kitabı. Blake’e bin bir beddua ettim ya, işte o bedduaları alın binle çarpın o lanet olası karaktere uygulayın ya da siz zahmet etmeyin ben uygularım. Ya işte ben böyle ağzımı boza boza okudum aa dostlar kitabı. Hakkettiler ama lütfen. :)

 

İşte bu tatsız olayların dışında bir aşk kıvılcımları yok mu, işte onlar beni benden aldı. O beyinsiz, her şeyde bir bit yeniği arayan, cadaloz kızımız, bizim öküzümüz, biriciğimizin, baş tacımız Daemon’ın saf aşkını bir türlü kabul etmiyor. Bir naz, biz naz! Aman aman! Sanki zannedersin kendisi sütten çıkmış ak kaşık. Cadaloz işte ne olacak! Ağzına sakız gibi dolamış, her seferinde bi bağ, aşağı bağ, yukarı bağ. Kızım aş şunları aç gözünü, bak etrafa, gör öküzün saf aşkını, Yok anacığım yok! Bu ondan öküz! Anlamıyor, basmıyor beyin. Ne zaman tehlikeli olay oluyor, ölümle yüz yüze geliyor işte o zaman kızımızın beynine kan gider, bir silkeleniyor kendine geliyor işte o zaman adam akıllı düşünüp, ‘Vay halimeee!!’ diye yakınmaya başlıyor. Ahh o Daemon olmasa, atı alan Üsküdar.2ı geçti diyeceğim de dua et sen Daemon’a. Ama Allah için son sahnelerde çektiği acı için üzüldüm, kahroldum. Yazıktır yahu. Birinci kitapta bile bu kadar çekmedin be Katy!

 

Son olarak kitabımızın isminin bir anlamı olduğundan bahsetmek istiyorum. Nasıl birinci kitabımızın ismi Obsidiyen idi ve bir taştan ismini alıyor ve Luxenleri, Arumlardan koruyordu aynı şekilde Oniks de bir takım kimyasal maddelerin birleşerek ortaya çıkan bir taştır ve bu seferki taşımızın yani Oniks’in hiçbir şekilde koruma ve iyi amaçlı yönü yoktur, aksine tam tersidir. Okuyunuz ve görünüz :) Ama şahsen şimdiden Opal için hayaller kurmaya başladım bile. Her ne kadar kaçık olsa da :D

 

Kitabımız yukarıda da dediğim gibi 1. kitabı solda sıfır bırakan, yazarın kendini mutasyona uğratıp yazdığı, bir şaheser, bir baş yapıt, buram buram aşkın ve fantastik dünyanın olduğu ve hem yazar hem kitap tarafından tükürdüğümü yalatan bir anlatılması imkansız bir şey olmuş. Öncelikle bu kitabı yazan, elleri dert görmeyip son hızla roman yazmaya devam eden Jennifer’a, benim ve bizim bu kitabı okumamızı sağlayan DEX’e ve ayrıca dilimizde okumamızı sağlayan sevgili çevirmenimize çok çok teşekkür ederim. <3

 

Çeviri mükemmel, konu mükemmel, erkek mükemmel hem de Öküz, daha ne istiyorsunuz hemen alın okuyun sevgili kitap kurtları! :)

 

Kitaba puanım 10 numara 5 yıldız! :D

5

divider

deneme (1)

“Avucunu yalarsın,” dedim sonunda.

“Karşı koyman işe yaramaz Kedicik.”

“Senin cazibende öyle.”

“Görürüz bakalım.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Sen iyi misin?” diye sordu.

“Pek sayılmaz. Niye sordun?”

“Bok gibi görünüyorsun.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Galiba hastalanıyorum.”

Kaşları çatıldı. Hasta olma kavramı Daemon’a yabancıydı. Luxenler hasta olmazdı. Hem de hiç. “Neyin var?”

“Bilmem. Muhtemelen uzaylı biti geçmiştir.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Bahse varım, yılbaşına kadar itiraf edeceksin. Bana çılgınca, sırılsıklam…”

“Vay be. Oraya bir zarf daha koymak ister misin?” Yanaklarım yanıyordu.

“Karşı konulamaz, nasıl?”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Bu Daemon Black.”

Gülümsemesi donup kaldı. “Evet, ben de onun kim olduğunu biliyorum.”

Daemon sessizce gülerek, doğruldu. Tamamen doğrulduğunda Blake’den en az bir baş uzundu. “Hayranlarımla tanışmak her zaman güzeldir.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Ona döndüm, boynumdaki obsidiyenle oynarken kaşlarımı çattım. “Kasten yapsan ancak bu kadar öküzlük edebilirdin.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Ağzım açık ona bakakaldım. “Yüzüne ne oldu?”

Simon ağzına bir cep şişesi götürdü. “Yüzüme erkek arkadaşın oldu.”

“Kim?”

Bir yudum alıp yüzünü buruşturdu. “Daemon Black.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Gür sesten ürkmüş şekilde çığlığı bastım ve hızla arkamı döndüm. Ayağım, zeminin iyi temizlenmiş kısmında kaydı ve kıç üstü yere oturdum.

“Ayy,” diye soludum göğsümü tutarak. “Galiba kalpten gidiyorum.”

“Galiba kıçını kırdın.” Daemon’ın sesi, kahkahayla doluydu.

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Hey” Arabanın dışından kaşlarını çatarak baktı. “Sinirini Dolly’den çıkartma.”

“Arabana Dolly ismini mi taktın?”

“Nesi varmış?”

Gözlerimi devirdim.

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Gülerek ellerini havaya kaldırdı. “Ne olmuş yani? Komikti ama. Boo’nun yüzündeki ifade paha biçilemezdi. Bir de sana verdiği öpücük var ya… Neydi o be? Yunusların bile bundan daha ateşli öpüştüğünü görmüştüm.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Üstümü değiştireyim,” dedim.

“Yardım ister misin?”

“Vay be. Amma da centilmensin, Daemon.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Gözlerim fal taşı gibi açıldı. “Ne… ne yapıyorsun sen?”

“Yatmaya hazırlanıyorum.”

“Ama soyunuyorsun!”

Kaşını havaya kaldırdı. “Altımda paçalı donum var. Ne o? Kotumla mı uyuyacaktım yani?”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

Blake ona yarı gönülsüz el salladı. “Bize yeniden katılman ne hoş.”

Ağzı kulaklarına varan Daemon Blake’in yanına pat diye oturdu ve kolunu kanepenin arkasına uzatıp Blake’i sıkıştırdı. “Beni özlediğini biliyorum, bak geldim işte.”

1011791_10151697512342360_1219324780_t

“Vücut yastığın olmayı seviyorum,” diye itiraf etti, sesinde bir gülümsemeyle. “Her ne kadar salyanı üzerime akıtıyor olsan da seviyorum.”

damy (1)

OKK #2 Blog Tur 2.Gün / Kaçığın Kızı – Megan Shepherd / İnceleme


Kitabın Adı : Kaçığın Kızı

Orijinal Adı : The Madman’s Daughter

Serinin Adı : The Madman’s Daughter Series

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Megan Shepherd

Çevirmen : Belgin Selen Haktanır Us

Yayınevi : DEX

Basım Yılı : Nisan 2013

Orijinal Dili : İngilizce

AŞAĞILANDI,

BABASININ GÜNAHI YÜZÜNDEN.

AŞIK OLDU,

ESKİ HAYATINDAN ÇIKIP GELEN ERKEĞE.

YEMİN ETTİ,

AİLESİNİN GEÇMİŞİ HAKKINDAKİ GERÇEĞİ BULMAYA.

Yıllar önce ülkenin en tanınmış cerrah olan Henry Moreau ve ailesi güzel bir hayat sürerken ve kim hastalanırsa veya şifa bulmak isterse onun kapısını çalarken belli bir süre sonra cerrahın yaptığı bir takım deneyler sonucunda hem her gün evlerinde ağırladıkları ve partilere davet ettikleri sosyetik çevresi hem de hastaları ondan ve ailesinden uzaklaşmaya başlamıştır. Mr.Moreau’nun canlı hayvanlara yaptığı viviseksiyon deneyleri ile hayvanların anatomilerini incelediği ortaya çıkmıştır. Tabii kendisine göre. Ama dışarıdan bir kişi bunu bir inceleme olarak değil bir acı çekme operasyonu olarak görmektedir.

Bu deneylerin sosyete tarafından ifşa edildikten sonra Mr.Moreau suçlu bulunmuş ve hapis cezası ile cezalandırılmış ve tabii ki kitabımız 1880 yıllarında geçtiği için idam cezası ile bile cezalandırılmış olabilir – ki yaptıklarına karşı o adama idam bile az ya neyse – Mahkemeye çağrılan Mr.Moreau sırf cezalandırılmamak için ve deneylerinden vazgeçmemek için İngiltere’yi terk etmiştir ve ismi bile belli olmayan bir adaya göç etmiştir. Hem de hayvanları ve Montgomery ile birlikte.

Montgomery kim midir?

Kitabımızın yakuşuklu oğlanlarından birisidir. ( Diğerini de geleceğiz merak etmeyin :D )

Montgomery, sevgili Juliet’imizin hem çocukluk arkadaşı hem çocukluk arkadaşı hem de evlerinde çalışan bir uşaktır. Tabii uşak olmanın yanı sıra psikopat Mr.Moreau’nun erkek çocuğunun yerini doldurmuştur. Çünkü sevgili manyağımız kızını bir türlü erkek çocuğu yerine koyamamış hatta gerçek çocuğu yerini koyamamış ve ona tıp eğitimi veya biyoloji hakkında tek bir kelime bile öğretmemiştir. Peki bu kızımıza engel midir? Tabii ki de hayır? İnatçı Juliet’imiz yakuşuklu Montgomery’nin ağzından girmiş burnundan çıkarak ona biyoloji ve tıp eğitimi hakkında ne biliyorsa anlatmasını istemiştir. Ve bu sayede az çok bir 1.sınıf tıp öğrencesi kadar tıp bilgisine sahip olmuştur. Eh tabi bu dersler yakuşuklu ve datlu Montgomery’mizin de işine gelir. Buldu tabii fıstık gibi kızı, akılları da uyuyor, ders verme ayağına aşkını büyütmeye başlar ama tabii şöyle bir şey vardır ki bu aşk içinde gizli kalmıştır. Tabii yıllar sonra bunu ortaya çıkarmıştır ama çıksa ne fark eder yılları geçip gitmiştir.

Montgomery’nin, Mr.Moraeu’nun kaçışının ardından kaybolması bazı kişilerde kafalarında soru işaretleri bırakmıştır ama belli bir süre sonra kimse onunla ilgilenmemiştir çünkü o bir uşaktır. Ama aynısı Juli için geçerli değildir. Sonuçta çocukluk aşkı, hayatında ilk aşkı olan babasının ortadan kaybolmasından sonra yok olmuştur ve hiçbir yerde bulamamıştır. Ve babasının mahkemesinden dolayı hükümet bütün mallarına el koymuştur ve Jüli ile annesi sokakta kalmıştır. Yani kısacası her şey üst üste gelmiştir ve bu üst üste gelmesinden sonra annesi ne yapacağını şaşırmıştır ve kızının hayatta kalması ve sosyete camiasında gözden düşmemeleri için bir adamın metresi olarak kızına ve kendisine bakmaya başlamıştır. Tabii bu sefer isimleri kötü çıkması kat be kat artmıştır.

Ama ne yazık ki bu lüks hayatları kısa sürmüş ve annesi hastalıktan dolayı vefat etmiş ve Juliet tek başına kalmıştır. Hiçbir akrabası adlarının çıkmasından dolayı kızımızı yanına almıştır ve sokaklarda kaderine teslim etmiştir. Juli’ye yardım eden tek kişi ise babasının en yakın bir doktor arkadaşıdır ve o da sadece bir hastane de temizlikçi olarak iş bulmuştur. Sevgili kızımızda sırf her akşam başını soktuğu odanın kirasını ödeyebilmek için işi kabul etmiş ve pis doktorların tacizlerine maruz kalarak yerleri silmeye başlamıştır. Ve o ne yazık ki daha 16 yaşındadır. Adaletsiz dünyasının dengesizliğini burada tekrardan görüyoruz.

Kızımız orada ki temizlik hayatına devam ederken bir akşam iş çıkışı en yakın –eski hayatında- Lucy ile buluşmuş ve yakuşuklu tıp öğrencilerinin olduğu bir eve gitmişlerdir. Amaç sadece tanışmak iken onlar kendilerini Juli’nin çalıştığı hastanede bulmuşlardır ve tıp öğrencilerinin canlı bir tavşan üzerinde viviseksiyon deneyi yaparken onlara katılmışlardır ve deney sırasında Juli deneyin nasıl yapıldığını gösteren kağıdı görerek şok yaşamıştır. Çünkü o kağıt babasına aittir ve hemen öğrencilere kağıdı kimden aldıklarını sorup kafasında babasının yaşayıp yaşamadığını düşüncelerini uçurmaktadır. Öğrenciler kağıdı bir handan çaldıklarını söylediklerinde hemen o hana gitmek için planlar yapmaktadır Juli. Yaptığı plandan ve gelen deli cesareti ile hana gitmiş ve hiç tahmin etmeyeceği bir kişi ile karşılaşmıştır.

Kim mi bu kişi? Tahmin etmişsinizdir yahu? Tabii ki de yakuşuklu Montgomery <3

Pat diye Juli’mizin karşısına çıkınca kızımız ufak çaplı bir şok yaşar ama ben seni çok ama çok özledim değil de çok şaşırdım ayağına yatarak numara yapmaya çalışır ama bizim delikanlı bunu yemez tabii. O çarpık gülüşünü kızımıza göndererek Juli’nin kalbini tekrardan çalar :))

Sevgili kızımız ayrıca Mont’un yanında ki insandan çok uzak bir yapıya sahip – ki Mont onu yaşadığı yerdeki yaşayan bir insan olduğunu ve o klanın vücut yapısının böyle olduğunu söylemiştir – birisini gördükten sonra daha çok şok yaşamıştır ama asıl en büyük şokunu aklında düşüncelere oturtmaya çalıştığı babasının yaşadığı düşüncesi ortaya çıkması ile yaşamıştır.

Babasının ıssız bir adada yaşadığını duyan Juli, Mont’u onu babasına götürmesi için ısrar etmeye başlamıştır ve göndermezse elinde hiçbir şeyinin kalmadığının ve sokak kızı olup çıkacağını, gönlünün buna elvereceği mi ile ilgili duygu sömürüsü yapmıştır. Kızımızın kafasının nasıl çalıştığını görüyoruz değil mi? Zeki Juli. Kozunu nasıl kullanmasını biliyor. :))

Velhasıl kelam sevgili delikanlımız kızımızın tehditlerine ve yalvarmalarına daha fazla dayanamıyor ve onu da yanına alarak ki yanında bir sürü hayvanla ( psikopat cerrah adada boş duramayıp deneylerine devam ettiğini burada da görüyoruz -.- ) ve yarı insan yarı yaratık ada insanı ile gemi yolculuğuna çıkıyorlar.

Günler geçiyor aylar geçiyor ama yollar bir türlü bitmiyor ve Juli o kadar erkeğin arasında olmaktan rahatsız olmaya devam ediyor. Ki aralarına bir erkek katılıncaya kadar.

İşte bu da kitabımızın ikinci yakuşuklu gencimiz Edward!

Bir gemi kazası sonucunda tek kurtulan kişi olduğunu söyleyen her tarafı yara bere içinde ölümün eşeğinde ki kişimizi Juli görüyor ve gemiye almaları için hem Mont’a hem de nefesi leş gibi içki kokan pislik kaptana yalvarıyor. Bir süre yalvardıktan sonra dayanamıyorlar ve adamı gemiye alıyorlar ve genç doktorumuz Mont istemeye istemeye gencimizi tedavi ediyor.

Bir doktor neden bir hastayı tedavi etmek istemesin ki sorularını duyar gibiyim? Neden mi?

Bu yakuşuklu gencimiz sevgili Edward’ımız geminin zeminine çekildiğinde bir anlığına açtığı gözleri ile Juli’ye bakmış ve yüzünü aydınlatan bir gülümseme ile bakmıştır. Ee o öyle bakarsa Mont çıldırır ve gönülsüz bir şekilde Ed’i tedavi etmeye başlar.

Ed tedaviye devam ederken, Mont hem kendisini hem diğerlerini korurken hem de doktorculuk oynarken, Juli babası onu görünce nasıl tepki vereceğini düşünürken yollar bir türlü bitmemektedir. Ama bittiğinde de ise babası sanki Juli’nin geldiğini anlamış gibi bir ifade ile onları beklemektedirler.

Ama yanlarında yabancı bir kişinin gelmesi ile hepsi gergindir ve babası yabancıyı görünce pek misafirperver davranmaz. Gıcık işte ne beklerseniz. -.-

Kitabımızın başlarında yaşanan olaylar aşağı yukarı böyledir ve devamında aksiyon had safhada, deli doktorun deli deneyleri devam etmekte, eski sırların ortaya çıkıp ve çözülmesi, yeni sırların ortaya çıkması ve bu sırların hepsinden Juli, Mont ve Ed aşk üçgeninin etkilenmesi ve bu kişileri etkileyenin ise deli doktor olması ise Mr.Moreaun’un ne kadar kaçık olduğunu görüyoruz.

En büyük sırlar kitabın sonunda çıkıyor ama bu sırların hepsi tek bir sırra bağlıdır ve bunun kaynağı ise ada insanlarıdır. İnsan mı acaba onlar? İşte bunların hepsi doktorun işidir. Okuduğum zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız burada daha fazla kopya veremiyorum kusura bakmayın :)

Kitabın konusuna ben tek kelime ile BA-YIL-DIM!!! Diğer çoğu kitaba göre konusu o kadar farklı ki okuduğunuz zaman çok şaşıracaksınız. Daha doğrusu doktorun yaptığı deneyleri ilk okuduğunuz zaman benimseyemeyeceksiniz ama oturup düşündüğünüz zaman ve evrim hakkında azıcık araştırma yaptığınız zaman bazı şeyler mantıklı gelecektik. Belki Fen’e olan aşkımdan belki bu tür gotik/karamsar kitapları sevmemden dolayı bu kitabı çok sevdim. Ve bir yazarın içine hayal dünyası artı bilimi katması beni çok etkiledi.

Ama kitabın sonunu hiç ama hiç beğenmedim. Şahsen kitap zaten karamsar bir de üstüne o son hiç yakışmamış. Beğenmedim. Ve yazarın kitaba nasıl devam edeceğini dört gözle bekliyorum. Ki bekliyor muyum o da belirsiz. Çünkü o son beni bitirdi. Kahretti. Öldürdü. :)

Bunun dışında kitabın kapağı da çoook hoş! Özellikle arkasında dikişli bir tenin görüntüsü olması kitap hakkında bize birazcık kopya veriyor ve okuma hevesimizi daha da arttırıyor. Diline ve çeviriye gelecek olursak ufak tefek harf hataları dışında yine mükemmeldi. Dex farkını yine gösterdi anlayacağınız :)

Kapanış olarak tur kapsamında bizi desteklediği için DEX Yayınlarına çok teşekkür ediyorum. :)

Kitaba puanım ise sırf o gıcık son için 5 üzerinden 4 :))

579570_10151433581942360_1260439767_n

481078_10151509026752360_1011133331_n

OKK #2 Blog Tur 2. Gün Tur Takvimi

12 Nisan 2013
Yorum:
Pudra Tozu 
Yorum Durağım 
The Reading Lady
Playlist: Pudra Tozu
Kitapta Geçen Mekanlar: Kütüphanemden Kitap Manzaraları

Okuyan Kızlar #2 Blog Tur / Kaçığın Kızı – Megan Shepherd


Merhabalar!
Kaçık Kızlar Kulübü olarak pardon Okuyan Kızlar Kulübü olarak :) 2. Blog Turumuzla sizlerleyizzz… Ve kitabımız da Dex yayınlarında taze taze sıcak sıcak Megan Shepherd’in Kaçığın Kızı romanı…

Kitabı tanırsak:
Aşağılandı,
Babasının Günahı Yüzünden.
Âşık Oldu,
Eski Hayatından Çıkıp Gelen Erkeğe.
Yemin Etti,
Ailesinin Geçmişi Hakkındaki Gerçeği Bulmaya.

Juliet Moreau Londrada temizlikçi olarak çalışıyor ve hayatını yerle bir eden skandalı düşünmemeye çalışıyordu. Yıllar önce babası, yaptığı korkunç deneyler yüzünden suçlanınca, ortadan kaybolmuştu. Bir gün babasının ölmediğini, çalışmalarına devam ettiğini öğrendi. Böylece, babasının genç asistanı Montgomery ve gizemli kazazede Edwardla birlikte babasını bulacağı adaya doğru yolculuğa çıktı. Juliet, adada korkunç gerçeklerle yüz yüze gelecek; kendi kanında da taşıdığı, babasının dehasının ve deliliğinin sınırlarını keşfedecek…
Dr. Moreaunun Adasından esinlenen Kaçığın Kızı karanlık ve nefes kesen bir gotik korku romanı.

Blog Takvimimiz ise şöyle:

11 Nisan 2013
Ön Okuma: Pudra Tozu 
Alıntılar: Yorum Durağım
Yurtdışı Kapakları: Yorum Durağım
Yazar Bilgisi: The Reading Lady
Çekiliş Duyurusu: Fighting!!!

12 Nisan 2013
Yorum:
Pudra Tozu 
Yorum Durağım 
The Reading Lady
Playlist: Pudra Tozu
Kitapta Geçen Mekanlar: Kütüphanemden Kitap Manzaraları

13 Nisan 2013
Yorum:
Kitap Tutkusu
Kütüphanemden Kitap Manzaraları
Fighting!!!
Karakter analizleri: Kütüphanemden Kitap Manzaraları
Cast: Fighting!!!

Bizden ayrılmayın… :)
Sevgiler…

* Desteklerinden dolayı DEX yayınlarına çoook teşekkür ederiz… :))

simge (1)

Gece Okulu – C. J. Daugherty / İnceleme


 

Kitabın Adı : Gece Okulu

Orijinal Adı : Night School

Serinin Adı : Night School Series

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : C. J. Daugherty

Çevirmen : Deniz Başkaya

Yayınevi : DEX

Sayfa Sayısı : 448

Basım Yılı : Ekim 2012

Orijinal Dili : İngilizce

Cimmeria Akademisi sıradan bir okul değil.

Gece Okulu’nun öğrencilerinin ne yaptığını kimse bilmiyor.

Öğretmenler büyük bir saklıyorlar.

Allie okulun ne kadar tehlikeli olduğunu anlıyor…

Hepsi korkunç bir sona doğru sürükleniyor.

 

Allie, evde ki biricik dostu olan, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, sanki göbek bağları birbirlerine bağlı erkek kardeşinin onu ve ailesini terk ettikten sonra bambaşka bir kız haline gelmiştir. Eski çalışkan mı çalışkan, mutlu mu mutlu kızın yerine, serseri, dediğim dedik, her çılgınlığı yapmaktan korkmayan, her deliliği yapmaya hazır bir kız haline gelmiştir ama bu kızın başında büyük bir bela vardır. Panik atak. Çok heyecanlandığı veya çok korktuğu zaman  – evet bu deli kız da korkuyor – nefes borusu tıkanıyor ve ciğerlerine hava gitmeyerek panikleşiyor ve bu da erkek kardeşi hayatı çıktıktan sonra en korktuğu şeyler arasında yerini alıyor. Bir diğeri ise sevdikleri kişilerin kendisini terk etmesi. Bir örneği erkek kardeşi. Onun son zamanlarda eskisi gibi olmadığı, neden değiştiğini veya neden terk edip gittiğini kimse bilmiyor. Bu terk edişin sonucunda Allie’nin annesi ve babası da değişiyor. Bu değişimden ne yazık ki Allie de payını alıyor ve bunu davranışları ile, okulda ki çılgınlığı ile gösteriyor.

 

Ama son yaptığı olay onu hem evinden hem de arkadaşlarından uzaklaştırılmasına neden oluyor.

 

Tam değiştirdiği son okul müdürünün odasını mahvetmeye çalışırken polislere yakalanması sonucu 1 yıl içinde 3. tutuklanmasını yaşayarak ailesinin sınırlarını zorlamıştır ve İngiltere’de ki çoğu kişinin hiçbir şekilde ismini duymadığı yatılı bir okul olan Cimmeria Akademisi’ne gönderilecektir. Ve bu okul öyle bir okuldur ki sır içinde sır, çözüm içinde çözüm vardır.

 

Okul çok eski köklere sahiptir ve bu kökleri ise eski zamanlardan kalma dev gibi yarı gotik yarı kiliseden bozma binalar ile gösterilmektedir. Ve oraya kabul edilen öğrenciler ise ya aileleri orada okumuş olması lazımdır ya da ailelerin çok fazla paraları olması gerekmektedir. Ama Allie bu kategorilerin ikisine de girmemektedir?

 

Mi acaba? Allie’nin o okula gelmesi öğrenciler arasında fısıldaşmalar başlamıştır çünkü hiçbir öğrenci köklü aileye sahip olmadır ya da cidden özel olmalıdır. Ama Allie dış görüşünü ile hiçbir şekilde bu kategorilere girmiyordur :))

 

Allie okula ilk geldiği zaman okulun müdiresi olan Isabella ile tanışmış ve tatlı yüzü ve sempatik ifadeleri ile hemen Allie’nin kalbini çalmış ve bir anne tavuk gibi onu koltuğunun altına almıştır. Kitapta ki karakterler arasında en çok Isabella’ya kanım ısındı ve çok sevdim. Kitabın sonuna kadar hiçbir şekilde yanlış bir yapmamış ve davranışlarını değiştirmemiştir. Ve hayatta ki zorluklara karşı ayakta sapsağlam durması hayranlık sayımı gittikçe arttırdı :)

 

Allie’nin daha okula başlamadan tuğla gibi bir ağırlığa sahip kurallar listesi onu çok şaşırtmıştır ve kitaplardan tutun kalem, kağıda hatta kıyafetlerin bile okul tarafından verilmesi Allie’yi çok şaşırtmıştır. Bu okulun nasıl bir yer olduğunu bir türlü anlam verdirememiştir hatta aynı zamanda bu gotik havasına bir türlü alışamayıp nasıl bir yere geldiğini deli gibi düşünmektedir. Ailesi onu buraya gönderecek kadar nasıl bıkmıştır ondan kara kara düşünür. :)

 

Okulda ki dersler ise yaz dönemi olduğu için normal döneme göre daha ağırdır ve çok fazla ödev verilmektedir çünkü yaz dönemine seçilmiş öğrenciler veya evi olmayan öğrenciler kalmaktadır. Ve Allie son zamanlarda ki kötü not ortalamalarına karşı nasıl bir ışık görüp de onu kabul edildiğini bir türlü anlamamaktadır.

 

Allie’nin okuldan ve derslerinden bahsettikten sonra arkadaşlarına gelecek olursak Jo adında tatlı mı tatlı bir kızla arkadaş olmuştur ve onun sevgilisi olan Gabe ve onun arkadaşları ile de yakın olmuştur. Ama yaşanan bazı olaylardan sonra Jo çıldırmış ve Allie’den uzak durmaya başlamıştır. Jo’nun sevgilisi Gabe ve onun bazı arkadaşları da bazı söylentilere inanarak Allie’den uzak durmaya başlamıştır ama sınıf başkanları Jules, sonradan en yakın arkadaşı olan Rachel ve Lucas onun yanından ayrılmamış hatta çok güzel bir grup oluşturmuşlardır. Tabii bunların yanı sıra Slyvain adında yakışıklı mı yakışlı, köklü mü köklü bir aileye sahip, hiçbir kıza pas vermeyen narin duygulara sahip oğluşumuzla sevgili olmuştur ama ne yazık ki oğluşumuz balo gecesi içinden ki canavarı ortaya çıkartıp kızımıza saldırınca Allie şoka uğramış ve sevgili Carter’ımızın kollarına atlamıştır. Carter’da Carter’dır. Şimdi hakkını yemeyelim bu oğluşumuzun da. :D

 

Carter’da zeki mi zeki, yakışıklı mı yakışıklı, kızların en nefret ettiği bir erkektir çünkü herkes onun kızları kullanıp attığını düşünüyordur ama o bunu sadece doğru kızı bulmak için yapmaktadır ve doğru kız kavramını da Allie ile bulmuştur. Yaşadıkları aşk hem saf hem de heyecan vericidir. <3

 

Kitabımızın ismini de taşıyan Gece Okulu ise kısaca okulda belli seviyeye gelmiş öğrencilerin özel eğitim aldıkları yerdir. Bu okul o kadar gizlidir ki okul kurallarının bulunduğu sayfalarda kesinlikle Gece Okulu’nda okuyan veya Gece Okulu’nda yapılanlar hiçbir şekilde 3.bir kişiye söylenemeyeceği hakkında katı kurallar vardır ve bu katı kurallara uymayanlara da katı cezalar vardır. Gece Okulu’na giren bir öğrenci gelecek hayatını hiçbir şekilde düşünmemeli sadece önüne bakmalıdır. Çünkü orada verilen eğitim bambaşkadır ve dünyayı ele geçirilecek bir şekilde eğitim almaktadırlar. Allie’e göre Carter, Lucas, Gabe, Jules ve Sylvain bu kişiler arasındadır ama kesin olarak emin olamamaktadır.

 

Velhasıl kelam kitabın konusunu ilk başta beğenmemiştim çünkü fantastikten uzak ama bir fantastik kitaba yakışacak bir isme sahipti. Hatta bir umut kitabın yarısına kadar kitapta fantastik olmasını bekledim ama ne yazık ki her bir sayfayı çevirdikçe umutlarım söndü ve ben de bu kitabı sonunda fantastik olarak değil gotik olarak kabul ettim- her ne kadar uzun zaman aldıysa da :)) Kitabın devamı gelir mi bilmiyorum ama gelirse kesinlikle okurum çünkü kitabın sonu çok dehşet bir yerde bitti ki kötü bitseydi bile sırf Slyvain ve Carter oğluşlarımın hatırına okurdum :D

Kitabın diline ve çevirisine gelecek olursak yine mükemmel bir çeviri ve sayfaları ardı ardına çevirtecek bir dil ile karşı karşıyayız.

 

Ben bu kitabı çok sevdim eğer fantastikten uzak azıcık mistik azıcık gotik azıcık sırlarla ve yakuşuklu oğluşlarla harmanlaşmış kitap okumak istiyorsunuz bence hemen elinize alın ve okuyun. :))

 

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4 :)

579570_10151433581942360_1260439767_n

 

481078_10151509026752360_1011133331_n

 

 

DEX Şöleni #1 Kitap Obsidiyen – Jennifer L. Armentrout


 

Kardeş blogum Saklama Kabı‘nın sahibi Eren’in yaptığı DEX Şöleni bugün başladı.

Şölenin ilk kitabı Jennifer L. Armantrout’un yeni serisi ilk kitabı olan Obsidiyen oldu.

Şölene katılan bloggerlardan birisi de benim. :)

Obsidiyen yorumlarımızı okumak için aşağıdaki linklere tık-tık!

Yorum Durağım

Saklama Kabı