Aylardan Ask – Meral Kır / Inceleme


oQWyam

Kitabın Adı : Aylardan Aşk
Yazarın Adı : Meral Kır
Yayınevi : Müptelâ Yayınları
Sayfa Sayısı : 576
Basım : Haziran, 2014
Tür : Romantik / Yetişkin

XW1lj7

Mükemmel bir işe, mükemmel bir aileye, mükemmel bir hayata yani kısacası yaşamınızda mükemmel olan her şeye sahip olsanız ve birkaç saat içerisinde tüm bu mükemmel olaylar dizisi tepe taklak olsa ne yapardınız? Nasıl bir boşluğun içine düşerdiniz? Neler hissederdiniz? Düşünemiyorsunuz değil mi? Tanem de düşünememişti…

24 yaşına girmesine bir gün kala, her şey hayatında mükemmel bir düzen içerisinde giderken, hayatındaki en büyük toplantıya dakikalar kala bir telefon görüşmesi ile Tanem’in mükemmel hayatı tepe taklak olmuştur.

Telefon görüşmesinden sonra dünyası başına yıkılan Tanem, gözyaşlarının ardı arkası kesilmeden arabasına binmiş ve körlemesine sürmeye başlamıştır. Daha fazla gidemeyeceğini anlayan Tanem, araba öyle durdurulamayacak bir yerde durdurur ki hayatından 2 koca yılı hastane yatağında yatarak geçirir.

2 yıl boyunca bilinci kapalı bir şekilde, başında daha 33 yaşında olmasına rağmen bir beyin cerrahı olan Yağız, Tanem’i tekrardan o mükemmel hayatına kavuşabilmesi için elinden geleni yapıyordur. Buna yeni bir ilaç bulunmasından tutunda, tüm dünyada uygulanmış ve işe yaramış tüm tedavilerin Tanem için uygun olup olmadığını araştırıyor ki eğer uygunsa tedaviye başlıyordur. Ama en büyük tedavi onun yeni bir ilaç üretmesi ile sonuçlanmış ve Tanem 2 yıl boyunca ondan ümidi kesmeyen ailesi ile kavuşmuştur.

Kavuşmasına ama bu sefer mükemmel bir şekilde değildir.

Yaklaşık 10 yıl önce tüm ailesini yani annesini, babasını ve kardeşini bir trafik kazasında kaybeden Yağız, yatağında yatan bu bir içim su kız için elinden gelen her şeyi yapmak istiyor, çabalıyor ve emeklerinin karşılığını da yavaş yavaş alıyordur. Amerika ile beraber çalıştığı ilaç Tanem üzerinde işe yaramış ve tıpta yeni bir çağ açmasına rağmen Tanem gözlerini açtığı zaman, geçirdiği uzun ameliyatlar ve kazanın şokundan dolayı hafızası kaybetmiştir. Ne o mükemmel yaşamını hatırlıyordur ne ailesini ne de o kaza gününü…

Onlar abiydi, babaydı, anneydi, abla ya da arkadaştı. Tanem’in sevenleri Tanem’den, Tanem de sevdiklerinden vazgeçmiyorken, onun da başka şansı yoktu.

O zümrüt yeşili cennet gözlerini açtığı zaman neye uğradığını şaşıran Yağız, bu kızın acaba daha ne kadar güzel olabilir ki diye düşünerek yavaş yavaş kalbini Tanem’e kaptırmaya başlamıştır. Sonuçta kızımız hiçbir şeyi hatırlamıyordur ve 2 yıl boyunca onun yanında olan, onu tedavi eden bir o kadar zeki ve bir o kadar da yakışıklı olan doktoruna güvenmeye, pardon pardon âşık olmaya başlamıştır. :))

Savaşta ve aşkta her şey mubahtır diyen Tanem, Yağız’ı elde etmek için elinden geleni arkasına koymaz ve resmen savaş gardını kuşanmış bir savaşçı edası ile Yağız’a kendini âşık edebilmek için savaşmaktadır. Ama kiminle mi? Yoksa neyle mi? Tabii ki Yağız’ın katır gibi inadı ile ve bir türlü eğitilemeyen odun duyguları ile.

Yağız’ın bulduğu ilaç sayesinde tekrardan dünyaya gözlerini açan Tanem, ailesini hatırlayamadığı için onlardan uzak duruyor ve aynı zamanda da onları ve kaza gününü hatırlayabilmek için hafızasını zorluyordur. Tabii bu sırada ailesi hiçbir şekilde desteklerini onun üstünden çekmiyor ve ellerinden gelen desteği veriyordur. Özellikle ablası Asya…

Asya kitabımızın bir diğer deli kızımız. :) Kardeşinden bir gün desteği kesmeyen, her gün hastaneye uğrayarak destek veren Asya, bir gün çok komik bir olay sayesinde hem Yağız’ın en yakın arkadaşı hem ev arkadaşı hem de kardeşi olan Doruk ( <3……) (Evet, evet ona aşığım! Her ne yaparsa yapsın!)  ile tanışır ve yakuşukluma gönlünü kaptırır. Hatta evli birer çift edası ile onun evinde yaşamaya başlar. Asya’nın Doruk’un evine taşınması demek Yağız’ın evine taşınmış olması demek olduğu için Tanem de bunu bir fırsata dönüştürerek biricik ablasının yanına taşınır. Yani Yağız’ın dibine… Yani savaşta ve aşkta her şey mubahtır diyerek…

Acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, kahkahalarıyla, hüznüyle, mutluluğuyla, sırlarıyla, hastalığıyla sağlığıyla Yağız’ın ve Tanem’in aşkını nefes kesmeden okuyoruz.

Kitabımızın ilk 100 sayfası geçmiş ve günümüzdeki olayları, karakterleri tanıyarak başlıyoruz. Hem de tüm karakterlerin gözünden yazılan bölümler ile. İlk 100 sayfada hangi karakterimizin kişiliği nasılmış, bir konu hakkındaki düşünceleri nasılmış yani kısacası her şeyi öğreniyoruz. Yazarımızın bu bakış açısı ile kitabını yazması gerçekten harika olmuş. Sonuçta şu karakter acaba şu olayda nasıl düşünürdü acaba diye tahminler yürütmek yerine, evet evet şu karakter şu olay için şöyle düşünürdü diyerek tahminlerden uzak duruyoruz. Ayrıca olayların hepsi kitapta o kadar güzel bir şekilde bağlanmış ki sanki dizi izler gibi bir başka bölüm gelmesi için çıldırıyor ve kitapta sayfa üstüne sayfa çeviriyoruz. Ee şimdi her şeye değinmişken kapağa da değinmezsek olmaz değil mi? O ne güzel kapaktır öyle <3 O nasıl güzel iç tasarımdır. Ayların tek tek arkalarındaki hikâyelerin yer aldığı renkli sayfalara ne denmeli? Veya veya o kurdeleli şahane ayraç? Kısacası şunu demek istiyorum ki uzun soluklu acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, kahkahalarıyla bir aşk hikâyesi mi okumak istiyorsunuz? Ee buyurun o zaman sizi Aylardan Aşk okumaya davet ediyorum!

damy (1)

Damaged – H. M. Ward / Inceleme


17231976

 

Kitabın Adı : Damaged
Serinin Adı : Damaged Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : H. M. Ward
Yayınevi : Laree Bailey Press
Basım : Nisan, 2013
Sayfa Sayısı : 341
Tür : New Adult / Romance / Günümüz

En sevdiğim öğretmenim ölmüştü. Dün akşam neredeyse bir erkekle yatıyordum ama o, beni kovdu. Ah ve de söylemeden geçemeyeceğim o benim yeni patronum. Hayatım daha ne kadar karmakarışık bir hal alabilir ki?!

Sidney Colleli bir üniversite öğrencisi ve aynı zamanda da üniversitede asistan. Kendince bir güzelliği olan kızımız, bu güzelliğini diğer arkadaşları gibi erkekleri avlamak için kullanmıyor tam tersine onlardan kaçıyordur. Arkadaşı Millie’nin zorla ayarlamaya çalıştığı erkeklerle sırf arkadaşının kalbi kırılmasın diye bir kez yemeğe gidiyor ama bundan daha fazlasının olmasını istemiyordur. Aralarında ki ilişkiyi yenilen yemek ile noktalayıp, arkasına bakmadan yurt odasına kaçıyordur.

Yine bir gün Mille’nın ayarladığı bir erkek ile yemek çıkacak olan kızımız; giyinmiş, süslenmiş ve buluşacakları yere erkenden gitmiştir. Erkenden gittiği için arkadaşı Millie’nin gelmediğini sonradan fark etmiş ve kulaklarını çınlatmaya başlamıştır. Arkadaşına eşi benzeri olmayan güzel laflar dile getirirken tam karşısına gök rengi gözleri ile etrafı süzen yakışıklı hatta yakışıklılıktan da öte çok seksi bir kişinin masasında tek başına oturduğunu görür. Onun tek başına oturması Sidney’in aklında bazı ışıkların parlamasına neden olur ve bu ışıklar ona “İşte seninle buluşacak o!” gibi sinyaller göndererek Sidney’in o yakışıklıya bakarak ağzının sulanmasına neden olur. Tabii bu arada arkadaşına karşı nadide sözcükleri kesip daha da hoş şeyler söylemeye başar. Sonuçta bu sefer Millie turnayı gözünden vurmuştur.

Yalnız başına oturan seksiyi daha fazla bekletmemek için hızlı adımlarla masaya gider ve tek kelimeden oturup garsona siparişini verir. Tabii bu arada karşısında ki seksinin yüzünde oluşan hayret ifadesinin farkında olmadan kendini tanıtmaya başlar. Onu bozmak istemeyen seksimizde muhabbete katılır ve güzel bir ortam yaratmaya çalışır. En sonunda ikisinin de yüzünde oluşan gülümsemeden anlaşılacağı üzere seksimiz başarıya ulaşmıştır.  Ta ki Millie gelene kadar….

Millie geldiği anda tüm ipler yerinden kopmuş ve Sidney gerçekleri bir bir anlamıştır.

“Hadi Millie. Otur. Eminim Brent her an burada olacaktır. “Omzunun üzerinden, bu arada gelip gelmediğine bakıyordum.”
Millie başını salladı. Yüzünde inanamazmışcasına bir gülümseme vardı. Bana doğru yaklaştı. “Brent zaten burada, seni kaçık. Şimdi benimle gel ve bu kibar adamı yalnız bırak.” Önce ona, sonra bana baktı.
Dudaklarımdaki gülümseme kayboldu. Millie’ye baktım, kalbim hızla çarpıyordu ve sonra karşımda oturan güzel adama. Başımdan aşağı kaynar sular boşandı adeta ve kaskatı kesildim. Omzunda bir noktaya bakarak; gözlerine bakamıyordum. “Benim randevum değilsin, değil mi?” Kafasını salladı, hala gülümsüyordu. Gözlerim yuvalarından çıkarken, yüzümü bir ateş kapladı…

İşte o andan sonra yerin dibine girmek isteyen sevgili kızımız ne yapacağını şaşırmış ama masadan da kalkmayı unutmamıştır. Yüzü pancar gibi kıpkırmızı bir şekilde Millie’nin gösterdiği masasına oturmuş ve yanında oturan doğru kişi ile arasında mesafe bırakmaya özen göstermiştir. Sonuçta o onu değil, yanlışlıkla masasına oturduğu seksiyi istiyordur. Belli bir zaman geçtikten sonra daha fazla doğru kişinin yakınlaşmalarına daha fazla dayanamayan Sidney, restorandan kaçmış ve yine seksi ile karşılaşmıştır. Bu sefer işleri daha ileri götüreceğini düşünen Sidney zorla seksinin evinde kahve içmeye gitmiş ve her şey düşündüğü gibi tıkırında gittikçe mutluluktan havalara uçmaya başlamıştır. Ta ki telefon çalana kadar…

Mutsuzluk, hüzün, aldatılmış (ki daha sevgili olmadan bile aldatıldığını hissediyordur şapşalımız :D ) bir şekilde yurt odasına giderek hayatına normal bir şekilde devam etmeyi amaçlamıştır. Bu normallikler arasında da ertesi gün okula gitmek vardır. Ama ertesi gün okula gittiğinde hiç düşünmediği bir şeyler gerçekleşmiştir. Hem de şoka girmesine neden olacak şeyler. Asistanı olduğu profesörü kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Daha bunun şokunu atlatamayan sevgili kızımız bir de profesörsünün değiştiğini ve hemen o sabah derse başladığını ve onunda o derse katılması gerekmektedir. Tüm duyularını kapatmış bir şekilde sınıfa dalar ve günün şok edici sürprizlerinin bitmediğini bir kez daha anlar.  Süper seksi kişilik karşısında ders anlatıyordur.

Peter, yer değiştiren profesör,
Bir öğretmen,
Ve benim yeni patronum!

Son zamanlarda üniversitedeki öğretmen-öğrenci arasındaki aşkın anlatıldığı kitapların sayısı artmıştır. Ben bu tür kitapları fazla okumasam da elime geçenlerin bazıları çook çok iyi oluyor bazıları ise orta şekerli oluyor. Hiç kötü olmamalarının sebebi sanırım New Adult olmaları :P Şaka bir yana bu zamana kadar bu tür çiftleri anlatan kitaplar arasında Gabriel’in Cehennemi’ni, İlk Defa’yı ve Damaged’ı yani bu kitabı okudum. Peki aralarında bir sıralama yapın deseniz hangisini mi seçerim? Tabii ki gözüm kapalı Gabriel’in Cehennemi’ni. Çünkü iki karakterin arasında ki aşk o kadar saf, o kadar temiz ve o kadar duygusaldı ki kitaba resmen bağlandım, bırakasım gelmedi. Ve tekrar tekrar okuyacağım kitaplar arasında yerini aldı. Peki ufak bir kıyaslama yaparsam Damaged, Gabriel’e göre nasıl mı? Gabriel’in Cehennemi büyümüş, serpilmiş, ama Damaged daha gençlik yıllarında kalmış ve yıllarını yaşamaktan da çok memnun. Bakınız aynı çocuk gibiler ama fazlasıyla eğlenceli. :))

“Pislik.”
“Seksi.”
“Göt.”
“Güzellik.”
“Aghh!!!”

Sidney ve Peter, geçmişlerinden acılar çekmiş ve bu acılarını günümüze gelene kadar bir şekilde bloke etmiş olsalar da o anılar hep peşlerini kovalamıştır. Ve sonsuza kadar da kovalayacağını biliyorlardır. Çünkü her küçük bir olayda geçmişleri su yüzüne çıkmaktadır. Şimdi hangisinin hatıraları daha acı bir karşılaştırma yapamayacağım. Çünkü her ikisinin de kendilerine göre çekmiş oldukları birer kötü olayı başlarından geçirmişlerdir. Yıllar sonra birbirlerini bulup bu acılarını birbirlerini anlatıp, üstesinden gelmeye çalışmaları ama her seferinde önlerine öğretmen-öğrenci ilişkisinin gerçekleri yüzlerine vurulmaları cidden çok üzücü ve duygusaldı. Ahh be kara sevda diye kaç kez yakındığımı sayamadım. :) Ama dediğim gibi romantik bir aşk yaşamaları, yasak bir aşkı gerçek aşka çevirmeleri, duygusallığı en dibine kadar yaşayıp kitabın en sonunda çok kötü bir olay yaşayıp lanet bir yerde kitabın bitmesini sağlamaları ile güzel bir kitaptı ama bir Gabriel’in Cehennemi değildi. Ama Peter’da en az Gabriel kadar düşünceli, en az onun kadar aklı başında, onun kadar olgun birisiydi. Sidney deseniz Julianne kadar güzel, okumaya kendini adamış, ailesinden son sürat kaçan ama öğretmenine aşık birisidir. Gönül istiyordu tüm engelleri yık ve bırak mutluluklarını yaşasınlar. Ama işte romanda da olsa olaya el atamıyor ve sevgili yazar ne yazıyorsa onları okuyorsun. Azıcık gözyaşı, bolca kahkaha ile.

Son aldığım duyumlara göre kitabımız Aspendos Yayınevinden yakın bir zamanda çıkacakmış. O yüzden çıktığı anda alıp ve okuyun derim sevgili okurlar.

Kitaba puanım ise o pis son yüzünden 5 üzerinden 3.5! Devamını okuyacak mıyım? Evetttt!!!!

KgP67R

damy (1)

 

Konuşan Kitaplar #20 Blog Tur 7. Gün / Araf – Jamie McGuire / İnceleme


ug197

Konuşan Kitaplar 20. Blog Turunun 7. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün;
Yorum Durağım ve Yorum Avcısı Araf’ı yorumlarken,
Tuğçe’nin Kitaplığı sevgili yazarımız ile söyleşi yapıyor,
Ve Anime ve Kitap Sever‘de Yurt Dışında Araf’a gelen yorumları bizlerle paylaşıyor.

Ve ayrıca hala yarışmaya katılmadıysanız Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

1465349_672348842799391_1152097180_n

Kitabın Adı : Araf
Orijinal Adı : Providence
Serinin Adı : Providence Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Nergis Karababa
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım Tarihi : Kasım, 2013
Tür : Fantastik, Doğaüstü, New Adult

Düşmüş bir meleğin çocuğu olmasından kendilerine kabaca Yarımkan kibarca ise bir Melez diyen Jared ile kendisini sıradan bir zengin çocuğu zanneden ama o zenginliklerinin arkasında yatan gerçeklerden bir haber olan Nina’nın akıl almaz, durdurulamaz, ölümsüz, soluğunuzu kesecek, hem ağlatacak hem de güldürecek aşkına hazır mısınız? Eee hazırsanız yolculuğumuza başlayalım o zaman!!!

Zamanında bir Arch meleği olup, insan bir koruyucusunu yani Taleh’ini seçerek onu her türlü kötülükten koruyup kollayan ama güzel bir genç kız görmesi ile kalbini ona kaptırdıktan sonra kanatlarını kaybedip askeri eğitimden daha sıkı bir eğitim alarak bir fedaiyeye dönüşen Gabe, Lillian ile evlenmiş ve Talehi Jack’i ve ailesini korumaya başlamıştır. Talehini nasıl sıkı bir şekilde koruyorsa ailesini de o şekilde korumak zorundadır ve aynı zamanda bir Arch meleği ailesi ile bir aileye bağlanmaktadır. Bu kural yüzünden Gabe’in çocuklarından birisi olan Jared, Jack’in kızı olan Nina’dan bir takım elektriksel bir şeyler alıp (nasıl olduğunu sormayın ben de bilmiyorum. Artık dokunarak mı aldı yoksa hissetti mi, orası Jared’a kalmış :D ) Nina’nın Taleh’i olduğunu anlayarak onu korumaya başlamıştır. Tabii ondan sadece birkaç yaş büyük olduğu için bir yandan sıkı eğitimine devam ederken bir yandan da Nina’yı korumak zorundadır. Ve tüm bunlar onun omuzlarına fazladan yük bindirmektir. Ama oğluşumuz hiç bu durumdan şikayetçi değildir. Sebebi ise aldığı elektirğin yavaştan sevgi, aşk, bağlanma gibi elektriklerine döndüğünden dolayı…

Nina’nın nasıl bir şekilde büyüdüğünü, sevgilileri ile ne yaptığını, nasıl bir yaşam sürüp, attığı her adımı izleyen ve gün geçtikçe aşkını içerisinde büyüten Jared, her seferinde babası Gabe ve onun Talehi Jack tarafından uyarı almaktadır ve uzaklaştırılma ile tehdit edilmektedir. Tabii bunların hiçbirisine kulak asmayan über yakışıklımız aşkının kıvılcımlarını büyütmeye devam ediyordur. Tam ona açılacağı sırada, sırf bu gibi çılgın bir düşünce geçtiği anda gölgelerin arasından çıkmak istiyor ve Nina’ya “Ben buradayım, hiç mi görmüyorsun? Hiç mi hissetmiyorsun? Köpekler gibi aşığım sana!” diye itiraflar yağdırmak istiyor ama o deli yanını sırf babasının hatrına susturup gölgelerine geri çekiliyordur.

Ta kii bu çekilme Jack öldükten sonra son bulmuştur…

Ne zaman Jack öldü işte o zaman Jared’ın içerisindeki at şahlanmış ve önünde bir engel kalmadığını anlayarak Nina’nın karşısına çıkmıştır. Çünkü bir diğer engel olan Gabe de ölmüştür. Sebebi ise Talehine atanan her Arch meleği, Talehi ile bir bütün haline gelmekte, o ne zaman nefes alırsa o da almakta, o ne zaman yaşama gözlerini kapatırsa o da gözlerini kapatmaktadır. İşte bu yüzden Jack’in ölümünün üzerinden saatler geçmeden Gabe de yaşama gözlerini kapatmış ve bu sayede Jared’ın aşkını itiraf edebilmesi için tüm engeller ortadan kalkmıştır.

Yine ve yeniden kendisini bir yabancıymışçasına cenaze evinden çıkmış okuluna gitmek için otobüs durağında oturmuş, kaçan otobüsün ardından boş boş bakan ve yakalamak için kılını kıpırdatmayan Nina’nın yanında ki boş yere oturmuş ve onunla bir diyalog kurmak içerisindedir. Her ne kadar baba diyerek gördüğü iki adamı da kaybetse de yılların özlemi son bulduğu için sevinci ve umudu bütün duygularına ve hislerine ağır basmaktadır. Sırf bu yüzden hiçbir şeyi gözü görmüyordur Jared’ın. Şeytanları bile…. (Durun durun! Tabii ki hikayemizde şeytanlar var! Hep iyiler mi olmak zorunda ? Veya Jared önündeki engellerin bittiğini mi düşünüyor? İyi düşünmeye devam etsin beyaz atlı prensim ve helalim! )

Ortak taksiye binip onu gideceği yere kadar bırakabileceğini söyleyen Jared’ın sözlerini yarım yamalak işiten Nina daha ne olduğunu daha doğrusu ne cevap verdiğini düşünemeden kendisini taksinin içerisinde, über yakışıklı erkeğimizin yanında bulmuş ve onunla seyehat ettiğini görmüştür. Yetmiyormuş gibi ilk görüşte aşka inanmaya başlamıştır!

Yurduna bırakılması sırasında Jared ona ne ismini söylemiş ne telefon numarasını vermiş ne de başka bir şey yapmadan çekip gitmiştir. Ertesi gün bu olaya çok sinirlenen Nina bir daha onu görmeyeceği için de pişmanlıklar duymaya başlamıştır. Ee sonuçta çocuk yürüyen karizma, kim bir daha görmek istemez ki?!

Hayaller alemine dalan Nina onu bir başka sefer şok yaşamış ve bu tesadüfi karşılaşmalarının devamı geldikçe ona adını bahşetmiş ve sıra telefon numarası vermeye geldiğinde Jared arkasına bakmadan bir hödük gibi çekip gitmiştir. Yakışıklı olsa daha ağzının ortasına bir tane patlatılmayı hak etmiyor mu yahu? Ağzının üstüne bir tane yapıştıracak sonra da üzerinde tepineceksin ki şu hödük hareketlerini bırakabilsin!

Birkaç buluşma, birkaç gözyaşı ve birkaç itiraftan sonra iki gencimiz birbirlerine aşık odluğunu itiraf etmiş, yemeklere çıkar olmuş ve aralarında gerçekleri su yüzüne çıkartmıştır.

Tabii kitabımızda ki tüm olaylar bunlar değil. Keşke her şey engelsiz bir şekilde mutlu sona bağlanabilse. Ama ne yazık ki bağlanılmıyor… Bunlar tam ben mutlu mesut yaşıyorum, aramıza kimse giremez, tatilimizi de yaptık ohh gibi güllük gülistanlık bir hayat sürerken hiç hesapta olmayan meleklerin düşmanları olan ve aynı zamanda meleklerin dahi çözemediği melezlere karşı farklı gözlerle bakan şeytanlarla savaş haline girerler. Savaşa girmelerinin sebebi ise hiç aklınıza gelmeyecek bir sebepten dolayı. Aslında bu sebebin o kadar fantastik öğeye karşı zayıf olduğunu düşünsem de yine de yazarın tökezlemeden bağlamasını beğenmedim diyemem.

Diğer bir başka seriler veya kitaplarda ki gibi kitabımızda meleklerin insanlarla ilişkiye girmesi hoş karşılanmama gibi bu olayı yok. Hatta melezleri incelemeye bile alıyorlar diyebilirim. O kadar kehanetin bir varlığı olmalarına rağmen melezleri çözmek, onları incelemek için yanıp tutuşuyorlar. Ayrıca melezler içlerindeki melek duygularından dolayı iyi olup şeytanın tarafına geçmiyorlar. Ynai onlar yasak elmanın ürünleri değildir bir nevi. İşte bu yüzden şeytanlar bile onların nasıl bir tür olduğunu merak etmektedirler.

Değişik bu olaya karşın saçımı başımı yolmama sebep olan ve “Her kitapta da olmazsa oolmaz!” diye çığlıklar attıran aşk üçgeninin bir diğer elemanı Ryan’ı resmen boğazlamak istedim. Tamam tatlım anlaıyorum tuttuğunu bırakmak istemeyen, zafere giden yolda her şey mübahtır anlaşını benimseyen sevgili gencimiz, bu sözün bu durumda işe yaramayacağını bile bile inadına Nina’nın peşinde koşman sana hiçbir şeyin kazandırmadığını görerek ağzının payını aldın mı? Ha eğer almadıysan göstereceğim de! -.- Ryan cidden çok sinir etti beni. Niye var ki?! Olmasaydı! Zaten tonla işle uğraştı zavallı Ryan’ım <3

Ayrıca Jared’ın kardeşi olan Clarie’ye ise ayrı bir sevgi besliyorum çünkü sevdiği bir kişi yapmayacağı şey kalmayacağını, ayaklarının üstüne sıkı sıkı basarak bize göstermiş oldu. Böyle kararlı, istikrarlı, duygusuz gibi gözüküp içinde ne ateşler yatan karakterlere hastayım! İkili aşk oynayan Nina’ya karşı hastayım sana Clarie!!!

Konuya dönecek olursak, aslında kitap fantastik öğeleri olan meleklerin, ben pek fazla ağırlığını hissedemedim. Özellikle Jared’ın melez olmasına karşın güçlü, kuvvetli, atik özelliklerinin dışında bir melek kanatlarının olmasını veya görünmez bir şekilde hareket edebilmesini veya bir yerden bir yere ışınlanabileceğini düşündüm. Ama bunların yerine yazarımız çok basit özellikler kullanmış. Fazlaca kas yığını olan bir vücut, hızlı hareket etme, sessizce yürüyebilme, mükemmel bir şekilde saklanma (bunların çoğu askeri eğitim almış insanlarda yok mu? Yoksa ben mi yanlış biliyorum? ) ve insanlardan farklı olarak çok fazla uyumaya ihtiyaç duymama, kolayca iyileşme, Taleh’i ölmeden ölmeme gibi bir takım süper güçleri olmasına rağmen ben daha çok bir kanadının olmasını, oradan oraya ışınlanmasını veya uçmalarını beklerdim. Veya Fısıltı serisinde ki gibi kanat izlerinin yerini olmasını. Yani bana onların melek olduğunu hissettirecek bir şeyler aramaya çalıştım ama pek fazla tatmin olamadım. Tam bir melek olan Samuel’in yanlarına gelmesi ile bile onun gerçek melek olduğunu satırları okuduğumda hissedemedim. Her ne kadar kendi için özgün bir fantastik dünya yaratmaya çalışmışsada sevgili yazarımız bu konuda pek başarılı olamamış. Ben şahsen öyle düşünüyorum. Ben o fantastikliği hissedemedim. Şeytan bile doğru düzgün şeytan değildi be! Şeytanın yanındaki manyak herif bile daha şeytanımsı bir yapıya sahipti!

Ama tüm bunların yanı sıra Jared da sevgili Jamie’nin aşık erkek karakter profili kalıbından fazlasıyla payını almış ve hatta Travis’den bile daha koruyucu ve saplantılı ve aşık mı aşık bir erkek ortaya çıkmış. Her ne kadar yapay bir melek olsa da :D Yazarın kitaplarını sevmemin baş nedenlerinden birisi de aslında bu. Çoğu yazarın yapamadığını yaparak erkek karakterlerinin aşklarını başarılı bir şekilde önplana çıkartabiliyor, okuyucuların satıları okurken hissetmelerini sağlıyor, erkek karakterlerinin kul ve kölelerini olmalarını sağladığının yanında ben gibi deli okuyucularının Jared ile imam nikahı kıymalarını sağlıyor. :D

Kısacası sevdiğim en önemli şeylerden birisi bu. Her ne kadar içerisinde yer yer vıcık vıcık aşk olsa da hissediyorum o aşkı arkadaşşşş!!! Bunun dışında dilinin basit, saf ve sayfa çevirtecek kadar sürükleyici olmasına bayılıyorum! O kadar projelerimin ve sınavlarımın arasında sayfa üstüne sayfa çevirmemi sağlayan bu sevgili kitaba yeri gelip beni işimden ettiği için küfretsem de yeri geldiğinde bağrıma basmış, Jared’ı kocam olarak ilan etmiş bulunmaktayım!

Çeviriye gelecek olursak eğer Yabancı Yayınları’nın bir kez daha çeviri ve redaksiyona ne kadar önem veridğini bu kitapta gösteriyor ama yazarımızın acemi yıllarında bu kitabı yazdığını ise ister İngilizce okuyalım ister Türkçe fark etmez hemen anlıyoruz. Son olarak değineceğim şey ise kitabın kapağı. Orijinaline bin değil milyon basacak sevgili kapağımız ve iç dizaynı sayesinde “İçeriğine gerek yok, kapağı yeter bana!” gibi övgüleride benden kapmış oldu. :)

Peki bu kadar övgüye karşılık neden mi 4? Çünkü meleğin kanatlarını, meleği veya fantastik öğeleri hissedemediğimden dolayı 4. Bunu bir aşk kitabı, bir New Adult kitabı olarak ele alırsam işte sırf bu yüzden kitaba 5 üzerinden 4 puan veriyorum.

4

scrollWithLineCFG_31

1470118_760678647282760_230652132_n

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #18 Blog Tur 6. Gün / Finding Cinderella – Colleen Hoover / İnceleme


umutsuz-gif

Konuşan Kitaplar 18. Turunun 6. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün turumuzun son günü ve ben de ilk defa bir tur bittiğinden dolayı bir hüzün duygusu oluşuyor. Çünkü ne bu kitaba ne de biraz sonra serinin devamı olan Finding Cinderella‘ya doyamadım. Ve doyamayacağım da… :(

O yüzden blogumda veya FB sayfam da Umutsuz hakkında alıntılar hiç şaşırmayın sevgili takipçiler. :))

Gelelim bugün kimler ne yapıyor kısmına. Bakalım neler yapıyorlarmış.

Bendeniz Yorum Durağım Finding Cinderella’yı inceliyorum.
Küçük Kız Dream Cast’ini yayınlıyor.
Kitap Aşığı, Kitap Telvesi ve Kitap Avcısı yorumlarını paylaşıyor bizlerle.

Ve hala devam etmekte olan ve 3 şanslı kişinin Umutsuz yarışmasına katılma için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

findingggKitabın Adı : Finding Cinderella
Serinin Adı : Hopeless Series
Seri Sırası : 2.5
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Basım Tarihi : 14 Ocak 2013
Tür : YA / NA

Finding Cinderella, Hopeless / Umutsuz Serisinin 2.5 kitabı olan novel (roman) olmasını can-ı gönülden isteyeceğim ama 105 sayfacık bir novella (romancık)…

Novellalardan (romancıklardan) aslında nefret ediyorum diyebilirim. Çünkü okuduğumdan bir şey anlamıyorum, tadı damağımda kalıyor, ‘Bunun devamı nerede arkadaş?’ diye çığlıklar atarak kitabı etrafa savuruyorum ama ne yazık ki bunu yaptığım zaman elime bir şey geçmiyor… Novellalardan nefret etmemin baş sebebi okuduğum ilk novella olan The Selection / Beni Seç serisinin 1.5 kitabı olan The Prince yüzünden. 40 sayfacık o kadar saçma bir kitap ki anlatamam. Okumanızı şahsen tavsiye etmiyorum. Koskoca Beni Seç kitabının en ücra köşesini alıp sevgili yazarımız Prens Maxon’a göre uyarlayarak yazmış ama kusura bakmayın hiçbir şeye benzememiş. Yada ben kitabın amacını anlayamadım. Çünkü kitabı tekrar başa sardığımda ‘Neden yazıldı acaba?’ diye kara kara düşündüm. Novella konusunda ki bu şanssızlığım yüzünden 105 sayfalı Finding Cinderella’ya elim korka korka gitti. Ama turumuzun Ya Sonra çalışması için ya Hopeless / Umutsuz Serisinin 2. kitabı Losing Hope’u inceleyecektim ya da Finding Cinderella’yı. Açıkçası Losinh Hope’u okumak istedim ama okuyan bir arkadaşım Ayaklı Bela nasıl Tatlı Bela’nın sadece birkaç sahne hariç birebir aynısı ve Travis’in bakış açısı ile yazılmış ise Losing Hope’da, Hopeless / Umutsuz’un birkaç sahnesi hariç birebir aynı sahneleri yazılmış ama olayların Holder’un gözünden anlatan bir kitap. İşte bu yüzden ben de romancığımız olan Finding Cinderella’yı elime aldım ve Hopeless / Umutsuz’un içindeki yer alan karakterlerimiz Daniel ve Six’in aşk dünyasına adım attım. Ama ne adım…

3116679

Hem de ne atma! Kitap bitip ‘The End’ yazısını gördüğüm anda saçımı başımı yolmak istedim, kitabı parçalamam imkansız olsa dahi kitabı parçalamak istedim, yazara ağız dolusu küfürler etmek istedim, yazarın bu mükemmel kaleminden ve kurgu zekasından dolayı da ayakta alkışlamak istedim. “İşte yazar budur, arkadaş!” diye az çığlık atmışlığım yok evde.

Ama bu ne yazık ki kitabın az oluşuna, tadı damağımda kalışına karşı bir engel oluşturmuyor! Yine de parçalamak istiyorum arkadaş! Yazarı da gümbürtüye götürmek istiyorum o ayrı mesele…

425277

Kitabın konusuna gelecek olursak sevgili yakuşuklu çapkınımız Daniel, boş olan 5. dersi için her gün tadilat odasına kendini kapatıyordur ve bir gün yanına bir misafir kız gelerek ona katılmıştır. O da şeş kaza hee! Öyle ‘Yakışıklı İtalyan erkeklerine taş çıkartan erkeğimiz, seksi boy Daniel içeride hadi ayağımız takılsın üstüne düşelim!’ bir düşünce ile girmemiştir kızımız. Herkesten nefret edip kaçtığından dolayı yanlışlıkla o odaya yolu düşmüştür ve ne hikmet ayağı takılıp yakışıklı erkeğimizin üstüne düşmüş ve şıp sevdi erkeğimiz gönlünü direk kıza kaptırmıştır. Daha ne ismini biliyorsun, ne cismini, neye benziyor, nasıl biri, nasıl bir kız hiç düşünmeden hayaller kurmaya başlıyor sevgili çapkınımız. O hayaller kura dursun kızımız yanından ayrılıyor ve tam bir hafta oğlumuzu beklettikten sonra tekrar yanı başına geçip oturuyor ve bu sefer işi ileriye götürüp öpüşüp, yiyişmeye başlıyor. Ha bu arada kızımızda oğlumuzu görmedi. Oda zifiri karanlık. Sadece dokunarak anlaşabiliyorlar ama feci bir anlaşma var aralarında lütfen! Ve oğluşumuz saçma sapan kafasında hayaller kurmaya başlıyor. Onun bir Cinderella olduğunu ve kendisi de bir prens olduğunu düşünerek kızımıza Cinderella demeye başlıyor.

Bu tuhaf ve normal ve seksi ve üzücü ve garip ve vazgeçmek istemeyeceğim bir şey. Bu bir an sevinçten havalara uçulacak ve sanki biz bir çeşit peri masalının içerisindeymiş gibi hissettiren bir duygu. Sanki o Tinkerbell ve ben de Peter Pan’ım.
Bir dakika, bir dakika! Ben Peter Pan olmak istemiyorum ki!
Belki o Cinderella olabilir ve ben de onun Prens Charming’i…

İşte oğluşumuz böyle hayaller kurarak kızımla yiyiştikten sonra kızımızı kaybediyor ve koskoca İtalyan okulunda onu aramaya başlıyor. Ve tüm arayışları hazin bir sonla biterek Amerika’ya dönüyor. Dönmesine ama 1 sene boyunca pes etmediği arayışlarına Amerika’da da devam ediyor ve sesi, kokusu, cismi ona benzeyen her kim varsa onunla çıkmaya başlıyor. Ama ne yazık ki tek bir sorunla seçtiği kız Cinderella olmuyor ve onu terk edip gidiyor.

Sadece bir kişi, sadece bir kız Cinderellasını unutturuyor ona. Kim mi? Sky’ın en yakın arkadaşı ağzında dondurma kaşığı ile salına salına Sky’ın odasına girmesi ile Daniel’ın kalbini yerinden oynatması yetmiyormuş gibi dünyasını durduğu yerde tepetaklak ediyor, çenesinin yerlerde sürünmesini sağlıyor, Daniel’ın bu davranışları Holder’ın sinirlerini tepesine çıkartıyor ama bu ve bunun gibi durumlar Daniel’ın hiç umurunda olmayıp “Bu kıza nasıl çıkma teklif ederim?” , “Nasıl aklını çelerim?” gibi fikirleri kafasında fır döndürüyordur. Zar da olsa sonunda kızımıza yemeğe çıkma teklifi ediyor ve kızımızda ne hikmetse hemen kabul ediyor. Kabul etmesine ediyor ama oğluşumuza her seferinde “Benim yüreğimde bir İtalyan erkeği yatıyor, ben ona aşığım,” gibisinden ortalıkta dolanıyor.

Onlar kaçan kovalanan oyunu oynayadursun, olaylar gelişedursun yazarımız ortaya öyle büyük bir sır atıyor ki aklınız hayaliniz şaşar. Aynı Hopeless / Umutsuz’da çıkan sır gibi nutkum tutuldu diyebilirim. Hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmeyen bir şey ortaya çıktı şaşırdım kaldım. Tam o sırrı sindirmeye çalışırken şakkk diye ‘The End’ yazısı görerek daha da derin bir şoka girdim. Resmen karanlık bulutlar çöktü üstüme. ‘Nasıl biter bu kitap, nasıl, nasıl?!’ diye ortalıklarda dolanıp kitabın bittiğini sindirmeye çalıştım ama ne yazık ki sevgili cici kitabımız mideme oturdu gitmiyor, ey okuyucular…

Bu yazara aşık olmamı sağlayan sevgili arkadaşın bu kitapta kulakların çokça çınladı mı bilmem ama ben her seferinde senin adını andım. Çünkü Colleen’in dili o kadar sağlam, o kadar yoğun, o kadar yetenekli ve kitabın neresi can alıcı noktası olacağını çok ama çok iyi biliyor. Kitap hatta kitapları o kadar basit başlıyor ki anlatamam ama sonra tam kitabın ortasında yazar ortaya öyle bir sır bombası atıyor ve yeri göğü öyle bir sarsıyor ki ağzınız açık kalır, bu da yetmez çeneniz yerleri süpürür. Hatta kitaplarında o sır düğümünü tam çözerken yeni sırların ortaya çıkması okuyuculara ayrı bir zevk veriyor. Özellikle de bana. Ve bu kitabına da gelecek olursak, her ne kadar Hopeless / Umutsuz’un yarı sayfası kadar olsa da güzellik bakımından aynı kulvarda yarışabilir. Size tavsiyem eğer İngilizce kitap okuyorsanız hemen gidip Finding Cinderella’ı okuyun ama eğer İngilizce kitap okuyamıyorsanız hemen gidin yayınevinin başına ekşiyin ve bu kitabı çıkarmaları için ısrar edin. Çünkü eminim ki siz de benim kadar Daniel’a aşık olacaksınız!

Puanıma gelecek olursak eğer sormanız bile ayıp! 5 üzerinden 5 tabii ki! Ayrıca sizin için birkaç alıntı çevirdim, eğer bir hatam varsa şimdiden kusura bakmayın. :)

5

scrollWithLineCFG_31

Bunlar da benim Six ve Daniel’ım <3 <3 <3

5447398

“Onlar fazlasıyla parlak,” diyerek döndü ve fırına doğru yürümeye başladı. “Ayakkabılar asla neon olmamalıdır.”
“Onlar sarı. Neon değil.”
Neon sarı,” diye söyledi sevgili kız kardeşim Chunk.

 45“Ne?! Hani hepiniz Val’i seviyordunuz?”
Biliyorum Val kaltağın teki ama ailem onu seviyormuş gibi görünüyordu. Özellikle annem. Ayrıldığımız zaman annemin gerçekten yürekten çok üzüleceğini düşünüyordum.
“Val’den nefret ediyorum,” dedi Chunk.
“Tanrım! Ben! De!” diye söylendi annem.
“Beni, üç yapalım,” diyerek yanımdan geçip gitti babam.

 45“Bir kaza mıydın?”
Kafasını sallayarak, “Bence de! Annem, bana hamile kaldığında 44 yaşındaymış ama ben dünyaya kız olarak geldiğimde baya bir heyecanlanmışlar,” dedi.
“Kız olarak dünyaya geldiğin için ben de çok memnunum.”
Gülerek, “Ben de,” dedi.

 45“Onu seviyor muydun?” diye sordum. Mükemmel zekamın o anda aramızdaki bağa tamamen etmesine izin vererek.
“Kimi?”
“İtalya’da ki adamı,” dedim açıklayarak. “Hani kalbini inciten adam. Onu seviyor muydun?”
Alnını omzuma dayadı ve bu arada bu soruya cevabını bu şekilde göstererek başarısız bir şekilde yanıtını verdi ama aynı zamanda bu benim içimin daha da fazla sorularla doldurdu.
Hala onu sevip sevmediği, hala onunla olup olmak isteyip istemediği, hala onunla konuşup konuşmadığını ona sormak istiyordum.

 45“Hatta kim olduğunla ilgili hiçbir fikrim yoktu ve şuan lanet olsun ki benim kız arkadaşımsın. Bana neler yapıyorsun böyle?”

 45“Benim en iyi arkadaşımsın, Holder.”
Sky gülerek kafasını salladı ama Holder hala bana sanki ben aklını kaybetmişim gibi bakıyordu.
“Gerçekten,” dedim. “Sen benim en iyi arkadaşımsın ve seni seviyorum. erkeklerimi sevdiğimden hiçbir zaman utanmam. Seni seviyorum, Holder. Daniel Wesley, Dean Holder’ı seviyor. Her zaman ve sonsuza kadar.”
“Daniel, hemen kız arkadaşının yanına git,” dedi bana elini sallayarak.
Kafamı sallayarak, “Bana, seninde beni sevdiğini söyleyene kadar hiçbir yere gitmiyorum,” dedim.
Başını Sky’ın yatak başlığına doğru yasladı, “Lanet olsun ki seni seviyorum ve şimdi DEFOL!” dedi.
Kıkırdadım. “Ben seni daha çok seviyorum ki!”
O, bir tane yastığı kapıp pencereye doğru fırlatırken, “Buradan hemen defol, pislik!” diye bağırdı. 

scrollWithLineCFG_311379821_676890185655132_366492927_nV0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #18 Blog Tur 3. Gün / Umutsuz – Colleen Hoover / İnceleme


umutsuz-gif

Umutsuz turumuzun 3. gününden herkese merhaba!!!

Bugün;

 Yorum Durağım ve Kördüğüm Hayaller kitabımızı yorumluyoruz.
Kitaplarım ve Ben kitabımızdan minik alıntılar paylaşıyor.
Ve Kitap Sayfaları 6 maddede kitabımızı neden okumalıyız açıklıyor.

Ayrıca 3 şanslı kişinin Umutsuz kazanacağı yarışmamıza katılmayı unutmayın!!!
Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

umutsuz-3d

Kitabın Adı : Umutsuz
Orijinal Adı : Hopeless
Serinin Adı : Hopeless Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Çevirmen : Kübra Tekneci
Yayınevi : Epsilon
Sayfa Sayısı : 429
Basım Tarihi : Ekim, 2013
Tür : YA / NA

Kitapların sevdiğim yanlarından biri karakterlerin hayatlarının belirli kısımlarının bölümler halinde özetlenmesidir. Merak uyandırıcıdır, çünkü gerçek hayatta bunu yapmak mümkün değildir. Bir bölümü bitirip yaşamak istediğimiz şeyleri atlayarak ruh halinize uya istediğiniz bir bölümden hayatı yaşamaya devam edemezsiniz. Hayat bölümlere değil… dakikalara bölünebilir. Hayatınız boyunca olan olaylar hızlı çekim, boş sayfalar ya da bölüm araları olmaksızın ardı ardına devam eden dakikalara hapsolur, çünkü ne olursa olsun hayat devam eder, kelimeler akar, gerçekler hoşunuza gitse de gitmese de ortaya çıkar ve hayat asla durup soluklanmanıza izin vermez.

Hani bazı kitaplar vardır, okuduktan sonra okuma kalitenizi yükseltir, böyle bir kitabın daha bulamayacağınızı düşündürür, yoğun ve saf anlatımı ile sizi mest eder, elinizden bıraktırmaz, 1 gün, hatta ve hatta saatler içerisinde bitirir ve tadı damağınızda kalır, sonra kitabın kapağını kapatır yazara ve kitabın böyle bir kurguya sahip olduğu için lanetler okursunuz, hatta kendinizi frenleyemez küfürler edersiniz, daha sonra ise kendinize geçer bir daha böyle bir kitabı nerede bulacağınızı kara kara düşünür ve sonra bulamayacağınızı fark ederek kendinize de küfürler etmeye başlarsınız. Çünkü artık okuma seviyeniz aynı değildir. Değişmiştir. Seviyeniz yukarılara çıkmıştır. Seçici olmaya başlarsınız. Elinizde ki kitapların çoğu bile bir hiç gibi görünür gözünüze.

İşte bu ve bundan daha fazlasını Umutsuz yaşattı bana. Aylar önce İngilizcesinden okumaya başlamıştım kitabı. Ama daha sonra tamda en heyecanlı sahnelerin olduğu yerde kitabı kapatıp bir köşeye bırakmıştım. Şimdi o hareketi yaptığıma o kadar pişmanım ki anlatamam. O zaman okusaydım eğer hiç zaman kaybetmeden yazarın diğer kitaplarını okumuş olurdum ve zaman kaybetmezdim.

Son zamanlarda okuduğum kitaplar ile okuma kalitemi yükselttiğimi düşünürken meğersem yanılıyormuşum. Umutsuz kitabı ile karşılaştığım zaman resmen okuma seviyemin yerlerde olduğunu fark ettim. Umutsuz kitabı ben de anlatamayacağım daha doğrusu açıklayamadığım duygular bıraktı. Sadece al, oku ve beraber tartışalım diyeceğim kitaplar kategorisinde. Aslında son zamanlarda okuduğum kitaplar da nedense hep bunu yapıyorum. Çünkü o kitaplar gerçekten ben de silinemez izler bırakıyor. Bakınız Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi  veya Tatlı Bela veya Ayaklı Bela veya veya Fırsatçı, Never Too Far, Korkak ve Canavar… ve kısacası bu liste uzarrr gider. Ve bu kitapların çoğunun tek bir ortak noktası var. O da bu kitapların çoğunu bana sevgili blog kardeşim Tuğçe’nin Kitaplığı’nın önermesi. Bence onun okuduğu kitapların bir takipçisi olun. Şahsen ben artık öyle oldum. Çünkü onun sayesinde okuma seviyem yükseldikçe yükseldi. Seni seviyorum Tuğçe’nin Kitaplığı ve okuma zevkini de… <3 <3 <3

Bence bu kadar aşk itirafı yeter, kitabımıza dönelim lütfen. :P

Umutsuz’a gelecek olursak… Bir kere bu kitabın ben de bıraktığı izleri kelimelere zor aktıracağımı düşünüyorum. Çünkü kitabın kapağını açtığım zaman birkaç tahminde bulundum. Dedim ki bu kız oğlana böyle davranıyor, laubali bir şekilde konuşuyor, oğlanla resmen dalga geçiyor, oğlanda kızın her daim peşinde, hiç yanından ayrılmıyor, hep bir izleme, hep bir güzel laf söyleme peşinde bunlar kesin 25 sayfa sonra sevgili olur, 50 sayfa boyunca canım cicim olurlar, 50. sayfanın sonunda ayrılır arada bir ayrılık rüzgarları eser ama sonra yine birleşirler, son sözde de bir evlenme sahnesi olur ve kitabı kapatır diye düşünüyordum. Ve düşünmemle kaldım! Bu kitap bir güzel avucumu yalamamı sağladı. Hem de afiyetle. Çünkü benim böyle düşünmemin sebebi karakterlerimizin lise çağında gençler olması. Ergenler bunlar ya falan diye düşünüyorum. Ama neredeeee.. Kitap beni bir tuzağa düşürmüş, bir duygu karmaşası yaşatmış, bir fırtınalar kopartmış içimde, ancak okuyan anlayabilir beni…

Kitabımız kızımız Sky’ın ağzından yazılıyor ama diğer karakterlerimizin duygularını da hiç merak etmeden, yazarımız o yoğun kalemi ile hissettiriyor bize. Sky, Karen’in yanına 5 yaşında gelmiş evlatlık birisi. Hiçbir teknoloji aleti yanına yanaşmadan, Karen’in vegan diyeti (şeker, un, et vs.den uzak durarak) ile büyümüş ve evde eğitim almış birisi. Yan komşusu asi genç, erkeklerle gönül eğlendiren Six ile yakın arkadaş. Aslında tek arkadaşı… Arada annesinden gizli odaya aldığı erkekler hariç tabi ki…

Aslında bu tabloya baktığınız zaman ne kadar normal birisi gibi gözüküyor değil mi? Asi, bir o kadar inatçı, kurallara uymayan… Ama değil…

Çünkü onun bilinç altında yatan korkular, karabasanlar, hüzün, acı, mutluluk, sevgi ve bir o kadar da bitmeyen özlem var. Geçmişte tanıdıklarına. Tabii bunların yanında adlandıramadığı duygularda var. Mesela Holder’a karşı… :)

Holder ise içinde kıvılcımlar olan genç bir delikanlı. Nerede kendini frenleyeceğini bilmiyor. Her duyguyu uç nokta da yaşayan ama geçmişini de unutmayan birisi. Acıyı mutluluk ile, sevgiyi hüzün ile karıştırarak hayatına dengesiz bir çizgi çizerek devam ediyor. Ama Sky karşısına çıkana kadar.

Sky ne zaman markette yakışıklı, gamzeli, tapılası seksi Holder ile tanışıyor işte o zaman tüm hayatı alt üst oluyor Sky’ın. Daha doğrusu geçmişi su yüzüne çıkarak Sky’ın hayatını alt üst ediyor. Ama ne geçmiş… Okusanız ağzınız açık kalır. Çünkü yazar öyle bir bağlamış ki sonu hiç tahmin edemeyeceğimiz bir düğüm ve sonuç…

Aslında açık olan bazı olaylar var. Sonuçta kız 5 yaşında Karen’in yanına geliyor ve ufakta olsa bir şeyler gözünün önüne gelmesi lazım. Ama kızımız 5 yaşına kadar ne yaşadıysa 5 yaşında Karen’in yanına gelince bütün o olayları silip atmış ve yeni yaşamına merhaba demiş. İnternetsiz, televizyonsuz, arkadaşsız, asosyal bir yaşama…

Yine bu sınırlamalarla yaşamına devam eden Sky artık 18 yaşına geldiğini ve üniversiteye gitmeyi istediğini ve bu yüzden liseye giderek aktivite derslerini alması gerektiğini Karen ile konuşur, tartışır ve bir sonuca varırlar. Six’in gittiği liseye kaydını yaptırırlar ama aksilikler bir kere üst üste gelecek ya işte bunda da gelir ve Six lise son sınıfında öğrenci değişim programı yüzünden asosyal kızımızı bir başına bırakarak hüzünlü bir şekilde İtalya’ya gider. Bu duruma Sky’da aynı derecede hüzünlü olsa da yine de tek başına kaldığı için mutludur çünkü üniversite yaşamında tek başına kalacağını biliyordur. Annesiz ve Six’siz…

Okulun ilk günü onun için berbat gitmiştir. Çünkü penceresinden odasına aldığı erkekler o okuldadır ve dedikodular her yerde dolaşıyordur. Dolabı iğrenç benzetmeler yazan kağıtlarla doludur ama Sky bunların hiçbirisine aldırmıyor hatta yaratıcı alaycılığını kullanarak onlara cevaplar yazıyordur.

Okulun ilk günü gittiği markette 1 yıl boyunca hem kasabadan hem de okuldan uzak kalan ama o yıl geri dönen Dean Holder ile karşılaşır. Birbirlerini hiç tanımasalar bile sanki Holder, Sky’ı tanıyormuşçasına onu arabasına kadar takip eder ve şüpheli sorular sorar. Bu durumdan işkillenen Sky ne soru sorduysa ona cevap verir ve Holder’ın o yakışıklı yüzünde ki gamzelerini yalamamak için kendini zor tutar. :D

Sorularını cevapladıktan sonra evine dönen Sky, günlük egzersizi olan koşmak için evden dışarı kendini atar ve koşmaya başlar ve ne tesadüftür ki(!) Holder’ın evinin önünde mola verir. Artık siz buna şans mı dersiniz kader mi bilemem ama ben buna eşek şansı diyorum! :D

Kızımız onu umursamıyormuş gibi davranıp evine doğru koşmaya başlarken sevgili tapılası yakışıklımız evine kadar onu takip eder ve 6 kilometrelik koşuya bünyesi dayanamayan sevgili kızımızın bayılırken yere düşmesini engeller ve evine kadar taşır. (Ne kadar romantik değil mi???? )

Buraya kadar ki anlattıklarım her kitaptaki basit tavlama, hadi canım bu kadar basitleşmesin şu kitap dediğimiz sahneler değil mi? Aynen öyle. Ama sakın bu kitabı öyle kitapların aynısıymış gibi düşünerek okumayın! Çünkü değil! Ben de öyle düşünüyordum. Kızın hal ve tavırları ne kadar basit, bundan cacık olmaz, oğlanda çok peşinden koştu ne öyle kız gibi derkennnnn ertesi sabah aralarında bir muhabbet geçip, bir tartışma aralarında patlak vermiş ve bu tartışmadan dolayı okulda Holder’ı karşısında gören Sky öyle bir şaşırmıştır ki işte o dakikadan sonra olaylar soluk almadan ilerledi.

Hele bir bilezik olayı var ki geçmişi su yüzüne çıkartmak için debeleniyor desek yeri.

Holder’ın ‘Hopeless’ dövmesine ise diyebileceğim tek kelimem bile yok. Okuyun ve onun nasıl bir anlama geldiğinizi kendiniz çözün. Çünkü ben ne anlama geldiğine hem de Holder’a o dövmenin ne anlam ifade etmesine bayıldım!

Kitabımız arada geçmişe gidip bize bazı sahneler gösterse de hiçbir şekilde tahmin yürütmemizi sağlamıyor.

Kitabın kurgusuna, yazımına, duygularının yansıtılmasına bayıldım desem az kalır. Çünkü bu kitap tekrar tekrar okuyacağım, kurgusuna tekrar tekrar hasta kalacağım, duygularının saflığına bir daha aşık olacağım, yetmeyip Holder’a bir daha, bir daha hatta dönüp bir daha  aşık olacağım, neden benim böyle sevgilim yok diye yakınacağım,çığlık atacağım, kendimi parçalayacağım, Sky’ın geçmişini düşünüp ortalığı tekrar tekrar dağıtmak isteyeceğim bir kitap.

Böyle karmakarışık duygulara sahip olmamın sebebi yazarın dilinin ham, saf ve tahmin edilemez olması. Sizi bir sonraki sayfaya öyle bir kuvvetle itiyor ki, Newton’un kurallarını deşiyor hatta altüst ediyor bile diyebilirim. :D

Ayrıca kitabın kapağında orijinal kapak resminin kullanılmasına ayrı bir şekilde bayıldım. Çeviriye gelecek olursak birkaç yerde anlatım bozukluğu ve eksiklik olsa da süperdi. Çevirmen esprileri ve duyguları kelimelere o kadar güzel bir şekilde yansıtarak çevirmiş ki bize tadından yenmez bir kitap ortaya çıkarmış. Çevirmenin ellerine sağlık diyorum.

Kitaba puanım ise lütfen bunu sormanızı bile istemiyorum. 5 + ∞ ! Bu puan bile kitaba az kalır diye düşünüyorum. Sadece şunu diyorum: Okuyun ve gelin hep beraber tartışıp, gözyaşları dökelim…

5

scrollWithLineCFG_31

1379821_676890185655132_366492927_n

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #18 Blog Tur 2. Gün / Umutsuz – Colleen Hoover / Alıntılar


umutsuz-gif

Konuşan Kitaplar 18. Blog Turunun 2. Gününden herkese merhaba!!!!

Dün ki postumda bu tur için ne kadar heyecanlı olduğumu söylemiştim ve bugünde yavaş yavaş tur için görevlerimi yayınlamaya başlıyorum.

Bugün:

Bendeniz yani Yorum Durağım Alıntılar yayınlıyorum.
Kördüğüm Hayaller Önokuma ve kitabımızın Trailerını yayınlıyor.
Kitaplarım ve Ben ile Maria Puder Ölmedi ise kitabımıza yorum yapıyor.

Ayrıca 3 şanslı kişiye Umutsuz kitabını hediye ettiğimiz yarışmaya katılmayı unutmayınız! Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

Erkeklerle birlikte olmaktan hoşlanmıyor değilim. Zevk alıyordum – yoksa, bunu yapmazdım. Sadece diğer kızlar gibi zevk almıyordum. Ayaklarım hiç yerden kesilmiyordu. Karın boşluğumda kelebeklerin uçuştuğunu hissetmiyordum. Doğrusu, birinin beni kendimden geçirdiği düşüncesi bana son derece yabancıydı. Erkeklerle birlikte olmaktan zevk almamın asıl nedeni kendimi tamamen ve rahatça uyuşmuş hissetmemdi.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Ancak beklentileriyle ilgili üç sorun vardı:

  1. Ağlamam. Asla.
  2. O tuvalete bir kez gittim ve bir daha asla gitmeyeceğim.
  3. Parayı severim. Paradan kim kaçar ki?

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Ya vejetaryensem?” diye sordum salatadaki tavuk göğsüne bakarak.
“Etrafındakileri yersin,” diye karşılık verdi.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Ona bakar bakmaz üç şeyi fark ettim:

  1. Baştan çıkarıcı çarpık gülümsemesinin ardına gizlenen kusursuz beyaz dişlerini.
  2. Gülümsediğinde dudaklarının köşelerinde ve yanaklarının arasındaki oyukta oluşan gamzelerini.
  3. Beni ateş bastığına eminim.
    Ya da karın boşluğumda kelebekler uçuşuyordu.
    Ya da bir tür virüsün etkisi altındaydım.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Gözlerim elinden ön kolundaki küçük harflerle yazılı dövmesine kaydı.
Umutsuz.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Bunu yapmak zorunda olmadığımı biliyorum, Sky. Ben ne istersem onu yaparım.” Kulağıma doğru eğilip sesini fısıldarcasına alçalttı. “Ve seninle konuşmak istiyorum.” Geri çekilip bana baktı. Kafamda ve karnımda devam eden karışıklık sebebiyle cevap vermeyi başaramadım.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Beni takip mi ediyorsun yoksa gerçekten okula tekrar kayıt mı oldun?”
Şeytanca gülümseyip parmaklarıyla dolabın üzerinde ritim tuttu. “İkisi de.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Sana vurdu mu?” dedi sesinden hiçbir şey belli etmeyerek. Başı yere doğru eğik olsa da, kirpiklerinin arasından bana baktı. “Sana hiç vurdu mu?”
Yine başlamıştı, tavrını değiştirerek beni boyun eğmeye ikna etmeye çalışıyordu. “Hayır,” dedim kısık bir sesle. “Hayır. Sana söyledim… bu bir kazaydı.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Cep telefonunun olmasına izin verilmediğini sanıyordum,” dedi. “Yoksa bana numaranı vermemek için uydurduğun acınası bir bahane mi?”
“İzin verilmiyor. En iyi arkadaşım onu bana dün verdi. Mesaj göndermekten başka bir şey yapamıyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Mantıklı gelmediğinin farkındayım ve hayır, lezbiyen değilim. Senden önce kimseden hoşlanmadım ve nedenini bilmiyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Okumak, yemek pişirmek ve koşmak. Ve beni hayal etmek. Ne kadar ilgi çekici bir hayatın var.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Bu umutsuz çocuğun bu hafta nasıl girdiğini bilmiyorum, ama girmesi için hazır olmadığımdan kesinlikle emindim.
“Hep böyle alaycı mısın?” diye sordum.
Omuzlarını silkti. “Ya sen?”
“Sorulara hep sorularla mı karşılık verirsin?”
“Ya sen?”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Eğer gerçekten beni öpmek istiyorsan, neden öpmüyorsun?” Kız arkadaş kelimesini içeren bir cevap vermesinden korkuyordum.
Yüzümü iki elinin arasına alıp yukarı doğru kaldırdı. Baş parmaklarını elmacık kemiklerimin üzerinde dolaştırırken göğsünde göğsünün hızla yükselip alçaldığını hissedebiliyordum. “Çünkü,” diye fısıldadı. “Hissetmemenden korkuyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Breckin, bu Holder. Holder erkek arkadaşım değil, ama onu başka bir kızla en iyi ilk öpücük rekorunu kırmaya çalışırken yakalarsam, benim nefes almayan erkek arkadaşım olabilir.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Devam et,” dedi Holder. “Daha sonra ne yaptığımızı duymayı çok isterim.
Gözlerimi devirip Brackin’e döndüm. “Sonra hiç öpüşmeden ilk öpücükler tarihindeki en iyi öpücük rekorunu kırdık.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Yerime oturup elektronik kitabı tekrar elime aldım. “Biliyor musun, Breckin. Sen gerçekten harikasın.”
Bana gülümseyip göz kırptı. “İçimdeki Mormon. Biz aslında harika insanlarız.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Bu beni öldürüyor, bebeğim,” dedi, sesi daha sakin ve kısıktı. “Beni öldürüyor, çünkü senin için hissettiklerimi bilmeden bir gün daha geçirmeni istemiyorum. Ama sana aşık olduğumu söylemeye hazır değilim, çünkü aşık değilim. Henüz değil. Ama bu hissettiğim her neyse –hoşlanmaktan çok daha fazla. Çok daha fazla. Son birkaç haftadır bunu anlamaya çalışıyordum. Neden tarif edebileceğim başka bir kelime olmadığını düşünüyordum. Sana tam olarak ne hissettiğimi söylemeyi istiyorum, ama lanet olası sözlükte hoşlanmak ve sevmek arasındaki noktayı tarif edebilecek bir kelime yok, ve o kelimeye ihtiyacım var. İhtiyacım var, çünkü söylediğimi duymanı istiyorum.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Yaşamak.
Kelime sanki hep orada, sözlükte ait olduğu yerde, hoşlanmak ve sevmek arasına saklı kalmıştı. “Yaşamak,” dedim.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Başka ne çekici biliyor musun?” dedi yine bana doğru yaklaşarak.
İfadesindeki muziplik utancımı hafifletti. “Ne?”
Sırıttı. “Film izlerken birbirimize dokunmamaya çalışmak.”

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Herhangi bir şey hissedip hissetmediğimi umursayan tek çocuk oydu ve sırf bu sebepten kalbimin küçük bir parçasını çalmasına izin verdim. Ama bana yeterli gelmiyordu, o yüzden birden ona kalbimi tamamen vermek istedim.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Kitapların sevdiğim yanlarından biri karakterlerin hayatlarının belirli kısımlarının bölümler halinde özetlenmesidir. Merak uyandırıcıdır, çünkü gerçek hayatta bunu yapmak mümkün değildir. Bir bölümü bitirip yaşamak istediğimiz şeyleri atlayarak ruh halinize uya istediğiniz bir bölümden hayatı yaşamaya devam edemezsiniz. Hayat bölümlere değil… dakikalara bölünebilir. Hayatınız boyunca olan olaylar hızlı çekim, boş sayfalar ya da bölüm araları olmaksızın ardı ardına devam eden dakikalara hapsolur, çünkü ne olursa olsun hayat devam eder, kelimeler akar, gerçekler hoşunuza gitse de gitmese de ortaya çıkar ve hayat asla durup soluklanmanıza izin vermez.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

Sırf artık telefonun olmadığı ve hayatın çok dramatik olduğu için egonun patlamasına izin vereceğimi sanma. Tişörtün ve iç çamaşırınla çok basit görünüyordun. Bütün gece tavuk bacaklarına bakmak zorunda kalmamam için umarım bugün kendine pijama alırsın.

9269740-broken-heart-isolated-on-white

“Mesaj demişken… bu telefonunu geri aldığın anlamına mı geliyor?”
Omuzlarımı silktim. “O telefonu geri istemiyorum. Mağlup erkek arkadaşımın Noel’de iPhone almasını umuyorum.”

scrollWithLineCFG_31

1379821_676890185655132_366492927_n

V0ZpRkE

Kalbimin Sahibi – A. L. Jackson / İnceleme


kalbimin-sahibi-3D

 

Kitabın Adı : Kalbimin Sahibi
Orijinal Adı : When We Collide
Yazarın Adı : A. L. Jackson
Çevirmen : Ayhan Ece Şirin
Yayınevi : Aspendos
Sayfa Sayısı : 392
Basım : Eylül 2013
Tür : Yetişkin / Geçmiş-Günümüz / Duygusal / Hüzünlü / Romantik

Seni sevmekten nasıl vazgeçeceğimi bilmiyorum…

Hani bazı kitaplar vardır okursunuz, kitabı okudukça size zevk verir, okudukça okuyasınız gelir, sizi baymaz, içinize sıkıntılar basmanıza sebep olmaz, sizi karamsarlığa sürüklemez ve kitabı seversiniz, hatta bayılırsınız kitaba. Ama bir de bunun tam tersi kitaplar vardır. Sayfayı çevirmek zor gelir size, karamsarlığa bağlarsınız direk, okurken hiç mutlu olmazsınız. Bu kitabın kötü olmasından veya çevirinin berbat olmasından kaynaklanan bir durum değildir. Bu durum kitabın karanlık, karamsar, sizin hiç hoşlanmayacağınız, sevmeyeceğiniz bir konu üzerinden işlendiği için sevmezseniz. Kitabın karamsarlığı o kadar fazladır ki siz de sayfaları çevirme isteği bile uyandırmaz, en sevdiğiniz anlatım tarzınız olsa dahi kitabın kapağını açar açar kapatır ve okumak istemezsiniz.

İşte A. L. Jackson’ın yazdığı Kalbimin Sahibi kitabı ben de bu duyguları hissettirdi. Bir kitap normalde en fazla 3 gün sürünürken bu kitap 2 hafta boyunca süründü. Açtım açtım kapattım kitabı. Okumak istemedim, kapağını açmak istemedim, o karamsarlığı yaşamak istemedim, Maggie’nin acısını daha fazla çekmek istemedim. Ki kitabı okumak istemememin en büyük sebebi sanırım bu: Maggie’nin acıları…

Maggie yıllar boyunca babasından işkence görmüş, aşağılanmış, kimsenin koruyucu kanatlarının altına alınmamış bir genç kız. Diğer yaşıtları gibi özel hiçbir şeyi yok. Özel bir sevgilisi, mutlu bir ailesi, ilk aşkı babası veya özenip süsleneceği harika bir sevgilisi… Babası var ama ilk aşkı değil. Hayatında ilk nefret ettiği kişi. Çünkü o hem kendisine hem de küçük kız kardeşine çektirmediği çile bırakmayan pislik herifin teki. Peki sevgilisi mi? Sevgilisi olan Troy en az babası kadar pisliğin teki. Maggie’nin evde çektikleri yetmiyormuş gibi bir de Troy’dan aynı acıları çekmesi yaşamdan soğumasına neden oluyor ve sırf iki kuruş para cebine girebilmesi ve bu kötülüklerden azıcık uzaklaşıp kafasını dağıtabilmek için William’ların evinde çalışmaya başlıyor. Belirli günlerde gelip evi temizliyor ve huzura kavuşuyor.

William ise iyi aile çocuğu… Başarılı, çalışkan, iyi bir insan olabilmesi için teyzesi ve ailesi elinden gelen her şeyi yapıyor. Böyle bir ortamda ve insanlarla büyüdüğü için büyüdüğü zaman iyi yürekli, mükemmel ve başarılı bir öğrenci oluyor. Üniversite tatillerinde eve gelen ailenin gözde çocuğu olduğunu saymıyorum bile. :) Tabi bu iyi yanlarının dışında Will yakışıklı, uzun boylu kısacası tapılası bir insan…

Yaşamı tepe taklak olmadan önce son bir kez yaz tatili için evine geliyor. O yaz yaşadığı olaylardan sonra bambaşka bir insan oluyor Will. Artık daha içine kapanık, acıyı tatmış ve kalp kırılması nasıl bir duygu bilen birisi oluyor ve yaşadığı bu olaylardan dolayı evini terk ediyor. Ve de uzun yıllar boyunca da evine dönmüyor. Tam 6 yıl boyunca… 6 yıl boyunca bambaşka bir yerde bambaşka bir hayat kuruyor kendine. Yeni bir iş, yeni bir sevgili… Ailesini komple unutuyor. Ama tek bir şey ona ne ailesini ne de ilk aşkını unutturuyor… 6 ay önceki yazın yaşadığı her bir olaylar hiçbir zaman peşini bırakmıyor.

Ta ki abisi ona acı bir olay için telefonla arayana kadar kendini soyutladığı yaşamına devam ediyor. Abisi, teyzesinin çok hasta olduğunu, ölüm döşeğinde olduğunu, son kez canından çok teyzesini görmek istiyorsa ailesinin evine gelmesini istiyor. Bu tür bir acıya kalbi dayanamayan William, yeni yaşamını arkasında bırakarak evine doğru yola çıkıyor. Eve her yaklaştığı kilometre boyunca eski William’da bedenine geri dönüyor ve o yaz yaşadıklarını tek tek hatırlamaya başlıyor.

Her anı mutluluğu, sevgiyi, saygıyı, huzuru, acıyı, hüznü, ilkleri beraberinde getiriyor. Hem aynı anda onu mutlu ediyor, hem de gözyaşlarına boğuluyor. Çünkü o yaz yaşadıkları bir ömre sığdırılacak kadar önemli şeyler…

Evine vardığı zaman teyzesinin son nefeslerini verdiğini görerek 6 yıl sonra bir kez daha kalbi paramparça oluyor… Ve bu kalp kırıklığı ile eski acıları canlanıyor… Hem de acıların baş karakteri karşısında dururken… Hem de bir erkek çocuğun elini tutarak… Hem de sol elinin bir parmağında yüzüğü ile…

İşte bu acı tüm acıların üstüne çıkıyor… Çünkü o evlenmiş, çocuk sahibi olmuş ve hala acı çekerken ki yüz ifadesi ile karşısında dururken o hiçbir yapmadan 6 yıl önce kaçıp yeni bir yaşam kurarken bunları düşünmüyor, düşünemiyor… Ve işte onu gördükten sonra kendi acısının üstüne onun acısı ekleniyor…

Tam William bu acılarla boğuşurken abisi ona bir teklifle geliyor. Onun yılları boyu ailesinden uzak kaldığını ve artık bir yere kaçmasını istemiyor ve ailesi ile birlikte yaşamasını istiyor. Hem de evinin misafir kulübesinde kalmasını teklif ediyor. İlk başta geçici olarak kalayım gibisinden sallama bir cevap verse de Maggie’nin kız kardeşinin evin karşıda oturduğunu öğrendiği zaman fikrini değiştirerek bir süre daha –uzun bir süre daha- kalmaya karar vermiştir. Tabii yengesi bu sürenin uzunluğunu anlamış, hatta daha başka bir takım şeyleri de anlamıştır. Mesela Maggie ile William’ın ölmeyen ve ölmeyecek aşkı gibi… O ikisinin neden bu kadar acı çektiğini, neden William’ın 6 yıl önce kaçtığını, o yaz iki gencin neler yaşadığını, hangi acıları, hangi mutlulukları tattıklarını tek tek öğrenmiştir.

William’ın yıllar sonra Maggie ve hatta oğlu için uğraştığı çabalar, Troy’u öldürmemek için elinden gelen sabrı sonuna kadar kullanmaya çalışması, ailesinin yavaş yavaş o yaz neler yaşadığını öğrenmesi, William’ın yeni yaşamını arkada bırakıp eski yaşamına yeniden bir sayfa açıp kaldığı yerden devam etmesi, yeni bir yaşam, yeni insanlar, yeni duygular, yeni suçlamalar, yeni aşklar ve bitmek bilmez karmakarışık duygular….

Yazarımız sağlam kalemi ile her iki baş karakterimizin ağzından yazılan bölümler ile tüm duyguların karışması ve karamsarlığında eklenmesi ile gerçekçi bir roman ortaya çıkartmış. Aslında tüm bu olayları diğer kitaplarda bulabiliriz ama hem yazarın kalemini kullanma şekli ile hem de karakterin hikayeye tam uymasından ve rayından çıkmadan kitabın sonuna kadar kararlarından sapmadan sarsılmaz olmalarından dolayı bu kitapta bambaşka durmuş. Kitapta özellikle bir geçmişe gidip bir günümüze gelinmesi hem de her iki karakterinde ağzından yazılması beni mest etti. Sırf sağlam kurgusu ve bu şekilde anlatılmasından dolayı kitabımız 5 puanı hak ediyor ve açıkça söylemek gerekirse bu kitaba 5 puan vermek istedim, cidden istedim. Ama veremedim… Çünkü kitabın karamsarlığı, Maggie’nin çektiği acılar beni bitirdi. Resmen ruhumu daralttı. Boğdu. Hatta kitabı okurken bir ara, ara verip okumadım. Ama yine de sonunda çifte ne olacağını merak ettiğim için dayanamadım kitabın kapağını tekrardan açtım ve okumaya başladım. Ve o açışımda bir daha kapatmayacağıma söz vererek kitabın sonuna geldim. Hem de gözyaşlarım gözlerimden akmaya direnerek… Çünkü Maggie daha sonra o kadar çok acı çekti ki acımasız bir insanın bile kalbinin dayanabileceğini zannetmiyorum. William onun yaşamının her evresinde bir kurtarıcısı oldu ve olmaya da devam edecekte… Kitapta ki nefret ettiğim, elimden gelse boğmak istediğim o kendini çok beğenmiş, çevresindeki insanlara çektirmediğini bırakmamış o pislik kişi en sonunda hak ettiğini buldu ya içim gam yemeden kitabın kapağını kapattım ya resmen içim huzurla doldu. İşte sırf bu yüzden, ayrıca kitabın çevirisinden, ayrıca yazarın sağlam kaleminden kitaba çok çok düşük puan veremeyeceğimi ama çok çok yüksek bir puan da veremeyeceğimi biliyorum.

O yüzden ben de en az puan ile en yüksek puanım ortalamasını alarak kitaba 3 puan verdim. Ama bu sizin okumanıza sakın engel olmasın. Çünkü gerçek bir aşkı bir de William ve Maggie’nin aşkı ile tadın. Birazcık bitter bir aşk ama olsun tadın yinede…

 3

V0ZpRkE