Piyon – Aimeé Carter / İnceleme


32179824

Kitabın Adı : Piyon
Orijinal Adı : Pawn
Serinin Adı : The Blackcoat Rebellion
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Aimeé Carter
Çevirmen : Melda Dinçel
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Eylül, 2016
Sayfa Sayısı : 379
Tür : Distopya / Genç Yetişkin

“Eğer dikkatli biriysen, gözlerini dört açar ve karşıdaki oyuncunun hareketlerini yakından takip eder ve bir de piyonlarını korursan, oyun tahtasının diğer ucuna ulaştıklarında ne olduğunu biliyor musun?” Başımı hayır anlamında salladım ve gülümsedi. “Piyonun kraliçe olur.”

Siz hiç sizi seven bir kişinin sırf sizden ayrılmamak için ölümü göze aldığına şahit oldunuz mu? Ve öldüğünüz zaman ondan ayrılacağını düşündünüz mü? O kadar büyük bir riskin altına girdiniz mi? Veya sırf sevdiğiniz insandan ayrılmamak için kötü yola başvurup kendinizi satar mısınız? Ve de buna 1 ay katlanabilir misiniz, başka adamlarla beraber olmaya? Sırf sevdiğinizden ayrı kalmamak için. Sırf siz 17 yaşınızda girdiğiniz bir sınavda III. sınıf olduğunuz için… Ve sırf onun 1 ay boyunca sizin girdiğiniz sınava girmesini bekleyerek ve de sırf onun bir VI olması için umut ederek 1 ay boyunca kendinizi umutsuzluğun kollarına bırakır mısınız? Bırakmaz mısınız? O zaman sizi Kitty ile tanıştırayım! O, bu umutsuzluk denize kendini bıraktı bile… Hem de bu sularda çırpınarak… Hem de farkında olmadan yeni sulara doğru çırpınarak… Ve de her şey aynı ev içerisinde büyüdüğü, her daim yanında olan ve canı gönülden sevdiği kişi için, Benjy için!

“Seni her zaman isteyeceğim,” dedi ve bana baktı. Yüzü iyice kızarmış ve gözleri yaşlanmıştı. “Rütbem ne olursa olsun… Rütben ne olursa olsun… Ve hayatta kalmak için ne yapmış olursa ol, seni her zaman isteyeceğim.”

Heights’da yaşan diğer insanlar gibi onlarda birer Ekstra olup Doe soyadını almışlardır Kitty ve Benjy. Çünkü onların bu zalim hayatı yaşamalarının ve Ekstra gibi aşağılayıcı bir sınıfa dahil olmalarının tek sebebi 71 yıl sonraki Amerika nüfus kontrol sistemine geçilmesi ve de her ailenin en fazla 1 çocuk yapabilmesidir. Yani onların hiç bir suçu yoktur. Onlar gözlerini 40 çocuğun yer aldığı bir Grup Evi’nde gözlerini açmışlardır. Ve bu 40 çocuğa sadece tek bir kadın bakmaktadır ve bu kadına Grup Evi Annesi diyorlardır. Kısacası 71 yıl sonra Amerika’da hayat çok zalimdir, acımasızdır, fazla olan insanlara yaşayacak alan yoktur. Ve bu olaya da kibarca ‘Nüfus Kontrol Sistemi’ diyordur sevgili Hart Ailesi

Hart Ailesi, ne hikmetse 4 yıl arayla yapılan seçimlere rağmen 71 yıldır Amerika’ya hükmetmektedir, hem de acımasızlıkla. Eğer 17 yaşında girdiğin sınıf belirleme sınavında IV’ün altında yer aldıysan, hırsızlık yapamazsın yoksa cezası Başkayer’e gitmektir, çalışmazsan yine Başkayer’e gidersin, sınıf atlayamazsız, senden bir üst sınıfa hiçbir hakaret edemezsin yoksa Başkayer’e gidersin, Hart ailesine saygı duymazsan yine Başkayer’e gidersin… Yani kısacası Hart ailesinin kurallarına uymazsan sonun Başkayer’dir ve hiç kimse Başkayer’i bilmiyordur. Ama ne olursa olsun 60 yaşına geldiğin an da oraya gidecektin. Tabii bir Hart ailesi üyesi değilsen.

“Çok çalış, iyi notlar al, öğrenebildiğin kadar şey öğren ve özel olduğunu işaret et. On yedi yaşına geldiğin zaman sınava gir ve ödülün, iyi bir iş, yaşayacak güzel bir yer ve topluma katkılarından dolayı memnuniyet olsun. Anlamlı bir hayat sürdürebilmek için ihtiyacın olabilecek her şey…”

Kitty, girdiği sınav sonucunda bir III olmuştur. Benjy’i hayal kırıklığına uğrattığını düşündüğü için bu durumdan nasıl kurtulacağını bilmiyordur. Çünkü görevi Denver’a yani ülkenin bir ucuna giderek kanalizasyonları temizlemektir. Ve bu Benjy’den sonsuza kadar ayrılmak anlamına gelmektedir. Tek umudu, tek çıkış yolu bir ay sonra sınava girecek olan Benjy’nin bir VI olmasıdır. Eğer o bir VI olursa istediği kişi ile evlenebilir. Ama bu bir ay boyunca Kitty’nin bedenini satmak anlamına geldiği için Benjy buna ölümüne karşı çıkmaktadır. Kitty’nin bu yolu seçmesinin sebebi ise hükümetin barlara dokunmamasıdır. Bir şekilde Kitty, barlara girmeyi başarır ve hiç kimsenin başaramadığını başararak ilk geceden kendisini 30bin altın tanesine satar. Bunun eşini benzerini kimse görmemiştir. Ama zavallı Kitty nereden bilsin o 30bin altın tanesinin altında yatan gerçekleri. O 30bin altın tanesi ile hayatının bir gecede değişebileceğini, tepetaklak olabileceğini… O geceden sonra artık o, yani bir Kitty olamayacağını nereden bilsin. Sonuçta Amerika’nın en önemli adamından çok büyük bir teklif almıştır.

“Hayattaki seçeneklerim, kanalizasyon temizlemek ve kendimi tanımadığım erkeklere pazarlamak seviyesine düştü. Aklımdakiler tam olarak bunlar değildi.”

Bütün macera, heyecan, olaylar, dram, gerilim, her şey ama her şey o geceden itibaren başlamıştır. Bir sır kapısı açılıyor diğer, sır kapısı kapanıyordur. Ve bunlar o kadar kısa bir süre içerisinde oluyordur ki Kitty bu olayların bu akışına ayak uyduramıyordur. Sır perdeleri aralandıkça daha ne kadar şok geçirebileceğini daha ne kadar bunlara katlanabileceğini bilmiyordur. Ama eninde sonunda bu işin de bir sonu olacağına emindir. Ve benim de tüm iyi niyetlerim bu yönde… Umarım her şey güzel biter.

Uzun zamandır bu kadar güzel bir kitap okumamıştım cidden. Özellikle de Aimeé Carter’ın Tanrıça Serisi elimin altında olmasına rağmen başlamadığıma o kadar pişmanım ki anlatamam. Çünkü, Piyon’u okuduktan sonra yazarın o kadar akıcı, o kadar mükemmel, o kadar kurgusal bir kalemi varmış ki hayran kalmamak elde değil. Keşke ama keşke daha önce tanışsaydım bu yazarla… Zaten bu yorumu yazdıktan sonra ilk işim Tanrıça Serisine başlamak olacak. Eminim ki yazarın diğer kitapları Piyon kadar güzeldi, Piyon kadar kurgusaldır, Piyon kadar akıcıdır.

Piyon’a puanım ise 5 üzerinden 5! Serinin devamını dört gözle bekliyorum…

5

b8z5lv

 

Reklamlar

Ejderin Tutkusu – G. A. Aiken / Inceleme


580e6b3d-5331-4db3-9ac9-810b92fecbea

Kitabın Adı : Ejderin Tutkusu
Orijinal Adı : What a Dragon Should Know
Serinin Adı : Ejder Serisi
Seri Sırası : 3
Yazarın Adı : G. A. Aiken
Çevirmen : Öge Nur Küskün
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Ekim, 2013
Sayfa Sayısı : 500
Tür : Fantastik / Romance / Paranormal

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba! Yine ve yeniden tüm planlarımı uygulayamadım –bknz. Colleen Hoover haftası yapacaktım, yapamadım. Bu yüzdendir hayatı anında yaşamaya karar verdim. Gerçi bu da şimdilik bir plan gibi gözüküyor ama olsun. Artık elimi attığım ilk kitabı alıp okuyacağım. :) Ve bu planımın ilk konuğu ise benim çoook severek okuduğum Ejder Serisinin 3. Kitabı olan Ejderin Tutkusu. Bu sefer ki kitabın okuması azıcık uzun sürse de sonunda bitirdim ve yorum yazmak için buraya geldim.

Serinin diğer kitaplarına karşı Ejderin Tutkusu’nun okurken duygularım karman çorman oldu ve kitabın sonuna geldiğimde nasıl hissedeceğimi bilemedim. Çünkü yeri geldi kahkaha attım, yeri geldi güldüm, yeri geldi Yakışıklı Gwenvael’e aşık oldum, yeri geldi o yakışıklı yüzünü paramparça etmek istedim, yeri geldi Kuzey Elleri’nin Canavar’ı olarak bilenen Dagmar’ın yerinde olmak istemedim ve yeri geldi bir ejderha olmak istedim. Bu seri yüzünden resmen bir ejderha olup hayatımı öyle devam etmek istiyorum! Tamam yaşadıkları zorluklar var, tamam bir savaştan diğer savaşa gidiyorlar ama yaşamları o kadar tatlı ki bağrıma basasım geliyor… Özeniyorum… Üzülüyorum…. Neyse bu kadar dram yeter kitabımızın konusuna geçelim. :D

Neden kıskandıklarını itiraf etmiyorlardı ki? Yakışıklı Gwenvael olduğu için onu kıskandıkları? Ejderha Kraliçe’nin dördüncü evladı ve üçüncü oğlu olduğu için, Ejderha Kraliçe’nin Kuzey Ordusu’nun eski komutanı olduğu için, her zaman görkemli, en cömert ve en sevgi dolu bireyi olduğu için?

Altın sarısı Gwenvael, yakışıklılığını üstün bir yetenek olduğunu düşünerek her istediği çılgınlığı yapıyor, her istediği kızla yatıp kalkıyor, dilediğince gönlünü eğlendirerek ‘Fahişe’ unvanını lakıyla karşılıyordur. Karaovaların eli kanlı kraliçesi Annwyl’e hamileliği konusunda yaptığı şakadan sonra Annwyl,  Kuzey Elleri’nin toprak sahiplerinden birisi olan Reinholdt’un 13. evladı ve tek kızı olan Dagmar’dan gelen yardım mektubunun direktifi ile Gwenvael’i  Kuzey Elleri’ne göndermiştir. Gwenvael’in kalbini bir Canavar’a kaptıracağı yere…

Gwenvael’in Kuzey Elleri’ne giderek Reinholdt klanı ile tanışması ve vicdan azabı yaparak Altın saçlı ejderhaya kapılarını açmalarını sağlamıştır. Tabii bu arada zeki ve aklını kullanması bilen birisi olan Dagmar’ın ise aklını çelmeye çalışıyor ve ona yakınlaşmak için elinden geleni yapıyordur. Ve eline geçen bir fırsat sayesinde ise Dagmar’ı alıp Spikenhammer’a götürmüş ve gitmeden önce ise Dagmar ile babasının toprakları uğruna çarpışacağı savaş için ordu göndermesi için bir anlaşma imzalamıştır.

“Fearghus,” diye sordu Gwenvael, görünüşte samimi bir ifadeyle. “Annwyl bundan sonra her zaman çıplak savaşabilir mi?”
“Kendini öldürtme bana. Neşem yerinde ve bunu yaparsam sadece annemi üzerim.”

Dagmar ve Gwenvael’in Kuzey Ellerinden Güney Ellerine olan yolculuğunu çok eğlenerek okudum. Özellikle Gwenvael’in şapşik şapşik hareketleri ile kitap daha da eğlenceli bir hale geldi. Özellikle kendini beğenmiş halleri yok mu? Beni benden alıyor. :)

“Pekala, belki yaralarındaki kabuklar döküldüğü zaman.”
Gwenvael onun ne demek istediğini anlayamadı ve eğilip vücuduna baktı. Dehşete kapılmış bir halde doğrularak oturdu. “Bu da nedir? Neler oldu bana?”
“Sakin ol. Eminim yaralar çabucak iyileşecektir.”
“İyileşmek mi? İğrenç görünüyorum!”
“Hayattasın.”
“İğrenç bir şekilde hayattayım.” Gwenvael, Dagmar’ın yüzünü elleriyle kapattı. “Bakma bana! Başka tarafa bak!”
“Kes şunu!” Dagmar onun ellerini yüzünden çekti. “Aklını mı yitirdin sen?”
Gwenvael kendini tekrar yatağa attı ve yüzünü duvara döndü. “Bunun ne demek olduğunu biliyorsun, değil mi?”
“Gwenvael…”
“Bir yerlerde bir kalenin tepesinde tek başıma yaşamam gerekecek. Gün ışığından saklanacağım ve yalnızca geceleri ortaya çıkacağım.”
“Lütfen kes şunu.”
“Yapayalnız kalacağım, ama bu fazla uzun sürmeyecek, çünkü beni daha çok arzu edeceksin. Bir zamanlar tanıdığın güzel savaşçıyı gittikçe daha çok arzulayacaksın ve dönüştüğüm bu iğrenç yaratığa acıyacaksın. En önemlisi de, acımı dindirmek isteyeceksin.”

Ama kitapta yeri geldi o kadar hüzünlendim ki anlatamam. Ejder ailesinin acısı resmen benim acım oldu. Tamam seri boyunca yazar ufakta olsa böyle sahneler yerleştiriyor ama Ejderin Tutkusunda yer alan hüzünlü sahne resmen içimi parçaladı. Bir de okuyucularına gıcıklık olsun diye resmen yazar her karakterin gözünden ayrı ayrı bu hüzünlü sahneyi yazması resmen okuyucunun damara dalmasına neden olmuş. Özellikle Fearghus’un Annwyl’e karşı sonsuz aşkı yok mu? Aman Tanrım o sahneleri hatırlamak istemiyorum yoksa gözyaşlarımı tutamayacağım! :(

Ama bu kadar damara dalınan sahnelerden sonra yazarımız ustalıkla kitabın sonunu bağlamış ve yüzümüzde büyük bir gülümsemenin oluşmasını sağlamış. Diğer kitaplara oranla bu kitapta daha çok olay vardı. Ejder Ailesinin neredeyse hepsi ayrı ayrı olaylara karıştı ama her biri tek başına bu düğümleri çözdükçe meğersem bu düğümlerin tek bir yerde toplandığını görerek bir araya gelerek bu düğümü çözmeye çalıştılar.

Kitapta bu kadar çok olayın olmasından dolayı ilk iki kitapta gördüğümüz aşkın, tutkunun ve sevginin bu kitapta birazcık arka planda kaldığını düşünüyorum. Yukarıda da dediğim gibi kitapta fazlası ile olay var. Diğer kitaplarda da vardı ama yine de aşk ve tutku bir şekilde ön plana çıkıyordu. Ve ayrıca bu kadar olayın sonunu görebilmek için resmen çıldırdım. Zaten o hüzünlü sahneden sonra kitaptan kopsam da bir şekilde toparlandım ve kitaba devam ettim. Tabii bunda ki en önemli etken ise Gwenvael’in şapşal hareketleri ve esprileri oldu. :)

Bunları dışında kitabı beğendim ama yine de favorilerim serinin ilk iki kitabı. Her seride olduğu gibi bu kitabı da Ejder Serisinin ara kitabı olarak düşünüyorum ve diğer kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. Eğer serinin ilk iki kitabını okuduysanız kesinlikle bu kitabı da okuyun ve serinin 4. Kitabında Keita ile savaşmayı öğrenelim. ;)

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)

 

 

Pabucumun Ajanı – Asude / Inceleme


papucumun ajanı

Kitabın Adı : Pabucumun Ajanı
Serinin Adı : Ajan Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Asude
Yayınevi : Ephesus
Basım : 2014
Sayfa Sayısı : 496
Tür : Romantik – Komedi / Türk Edebiyatı

“Hayatta doğru düzgün yaptığın bir iş yok mu?” Ses tellerine yüksek gerilim hattı döşenmişlerdi sanki.
Aynı sinirle yanıt verdim. “Var işte, sana katlanıyorum. Tam zamanlı berbat bir iş!”

Yoruma başlamadan önce izninizle sesli bir kahkaha patlatmak istiyorum, sevgili kitap kurtları! Uzun bir aradan sonra ilk defa bu kadar komik bir kitap elime aldığım için korkarak söylüyorum ki yorumumun çoğu kahkahalardan oluşacak. :D

Kitabın kapağını nasıl açtığımı veya nasıl kapattığımı bilmiyorum ama kitabın kapağını kapattığım zaman çenem inanılmaz derecede ağrıyordu. Şapşal Deniz sağ olsun! Ama hakkını yemeyelim hödük Tuna sayesinde de az kahkaha atmadım. Bir insan bu kadar hödük, odun veya kalas olabilir mi diye düşünmeyin direk elinize Pabucumun Ajanı’nı alın, okumaya başlayın ve Tuna ile tanışın. Eğilmemiş odun!

Deniz Akın, daha 25 yaşında olmasına rağmen annesine göre evde kalmış bir kız kurusudur ama Deniz’in şahsi düşüncesi ise daha iş bulamamış bir ev kızıdır. Ve bir iş bulabilmek içinde yapılan her şey mubahtır diyerek kolları sıvamış ardı arkasına tonlarca delilik yapmıştır. Bu deliliklerin çoğunu ne yazık ki kader engellemiştir. Ama bir deliliği Deniz’e öyle bir engelsiz koşu parkuru sağlamıştır ki Deniz bile neye uğradığını şaşırmıştır. Üstüne kot pantolonu ve tişörtü ile Ankara’nın en büyük şirketlerinin bir tanesinde yönetici katında artık bir sekreter olarak çalışmaya başlamıştır. Hem de karşısında eğilmiş bir hödük olan ama aynı zamanda Uranüs gezegeninin baş yakışıklısı Tuna Üstüner adında bir patron dururken ve hem de o Uranüslü elinde Deniz’in saçma sapan CV’sini tutarken ve ve Deniz sekterlik denilen mesleğinin ‘s’ini bilmeden ve ve ve en önemlisi de Ahmet adlı şirketin bir diğer yöneticisi olan adamın kuzeni sıfatı olarak. Uranüslü’nün Ahmet’ten nefret ettiğini söylemiş miydim? Söylemedim mi? Ehh söyleyeyim o zaman: Tuna Üstüner, günahını bile Ahmet’e tercih edecek kadar ondan nefret ediyordur! Hatta şöyle söyleyebilirim, Tuna’nın duygularının, nefret masum bir duygu kalır. Ne kadar şekerler değil mi? Aynı kat içerisinde birbirini boğazlamak isteyen iki kuzen, oraya nasıl geldiğini bilmeyen bir kız…

Kitabımız Deniz’in iş başvurusu maceraları ile başlıyor. O şirketten diğer şirkette koşarken, her yerden aynı cevabı almasından bıkmış ve en sonunda kendisini ve vasıflarını beğenmeyen şirketler ile birazcık dalga geçmek ve birazcık da hıncını alabilmek için über komedi bir CV hazırlamıştır. Hazırladığı über komedi Cv’yi en yakındaki şirkete vermeye ant içerek, en yakındaki şirkete doğru yola koyulmuş, kapısından içeri girmiş ve görevliler tarafından ‘Niçin geldiniz?’ sorusuna karşılık bir akrabamı göreceğim cevabını vermiş ve kader ona yine ve yeniden oyun oynayarak o akrabasını şirketin ortaklarından bir tanesi olarak karşısına çıkarmış, bu da yetmezmiş gibi asansöre binip yönetim katına çıkarken hödük, eğilmemiş odun, şiddet tarafı insanlık tarafından daha baskın olan ama tüm bu olumsuz davranışlarına karşılık bir o kadar yakışıklı olan Tuna Üstüner ile tanışmıştır.

Sevgili kızımızın çenesi bir saniye bile kapanmadığı için başına o kadar çok işler açmıştır ki say say bitmez. Örneğin yeni şirkete alınmasının sebebi çenesi yüzündendir. O yazdığı saçma sapan CV’de. Ki CV’yi hatırladıkça kahkahalar atıyorum. Hayatımda bu kadar komedi bir CV görmedim. Okuyan birisi Deniz’i kesinlikle astral seyahate yollar ki okuyan kişi bundan daha azını yapmamıştır. Eheheh hödük Tuna! Bir diğer örnek ile çenesi ile hödük Tuna’ya aşık olmasıdır. Yetmemiş o çene ile ne delilikler yapmış, şirketten kendisini attırmış ama yine çenesi sayesinde şirkete geri gelmiş ve bu sefer daha güzel zeminler hazırlayarak Tuna’yı kendisine bağlamaya ant içmiştir. Ehh gerçek olur mu olmaz mı bu büyüleri bilemem ama über komedi olduğunu itiraf edebilirim. :D Hele saçlarını boyadıktan sonra kafasına geçirdiği BİM poşeti yüzünden gül gül geberdim. :D Deniz’e kaç kez ‘deli oğlum bu kız’ dediğimi hatırlamıyorum. :D

Bu yaz sıcaklarına bire bir devam olan Pabucumun Ajanı sayesinde bir günde kitap nasıl biter bir kez daha gördüm. Hatta yetmedi bu sıcak havalarda onun yüzünden uykusuz kaldım ama bu çılgın kitap sayesinde de kahkahalar üstüne kahkahalar attım. :D

Deniz ve Tuna arasındaki ulaşılamaz ve imkansız gibi gözüken aşk her ne kadar klasikleşmiş olsa da sevgili yazarımız Asude bu klasik olayı o kadar güzel bir şekilde yoğurmuş, şekil vermiş ve pişirip önümüze koymuş ki bizi sitcom tadında über komedi bir kitap ile karşı karşıya bırakmış. Kitabı bu kadar geç okuduğuma pişman mıyım? Evet! Ama sonuçta geç olsun güç olmasın değil mi? ;)

Ayrıca yazarın ilk basılı kitabı olan Gül ve Avcı’ya yaptığım yorumda (yorumu okumak için tık-tık!) yazarın daha ilk basılı kitabı olduğunu ve bu yüzden bazı acemilikleri yansıttığını söylemiştim. Ve eminim ki diğer çıkacağı kitaplarda yazarın kendini geliştireceğini ve bu tip hataları kitaplarında artık görmeyeceğimizi yani kısacası kendisini geliştireceğini söylemiştim. Ve tahminlerim bir bir tuttu! Asude, Pabucumun Ajanı’nda hem dilini, hem kendisini geliştirmenin yanı sıra, konuyu daha derinlemesine inceleyerek kitabın sayfalarını ardı arkasına çevirmemi sağladı. Ve über komedi kalemine yavaş yavaş bağlanmamı sağladı! :) Ve inanarak söylüyorum ki sevgili yazarımız daha da ileride Pabucumun Ajanı’ndan daha da mükemmel kitapları ellerimizin arasına koyacak. :)

Ama bu kadar olumlu özelliğe karşılık, bir olumsuzluğa değinmeden olmaz değil mi? :) Kızımız resmen Pabucumun Ajanı! Cidden bakın! Bu kadar kutsal(!) bir görev ona bahşedilirken o ne bir çekmece karıştırıyor, adamdan ne koparsam kardır edası ile ne adamın ağzını yokluyor, ne de gizli bir bilgi edinebilmek için kendisini paralıyor. Ama bunun yerine aşkına aşk katıyor ve bu arada o kutsal görevini (!) aşkı ile boğuyor. Kitabın sadece çok küçük bir kısmında ajanlık yapan kızımız, kitabın o über komedi sonu ile ajanlık kariyerine son mu koyuyor yoksa koymuyor mu bilemem ama serinin ikinci kitabını ölümüne merak ettiriyor. Galiba hemen gidip alacağım kitabı! Çünkü merakımdan çatlıyorum. Devamında ne olacak!!!! Ama şundan eminim ki deli kızımız ne sekreter olsun ne de ajan, o sadece ve sadece Tuna’ya aşık, kafasında BİM poşeti ile sokaklarda koşan pijamalı kız olsun bana yeter! :D

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)