Injustice:Tanrılar Aramızda, Cilt 2 – Tom Taylor / İnceleme


0000000673178-1-1

Kitabın Adı : Injustice: Tanrılar Aramızda, Cilt 2
Serinin Adı : Injustice: Tanrılar Aramızda
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Tom Taylor
Çevirmen : Tulgan Köksal
Yayınevi : Çizgi Düşler
Sayfa Sayısı : 232
Basım : Kasım, 2015
Tür : Comics / DC Comics / Superheroes

Sanırım bu benim ilk çizgi roman incelemem olacak. Genellikle çizgi roman incelemelerimi Instagram hesabıma yazıyorum ama nedense bu sefer bir değişiklik yapmak istedim ve Injustice: Tanrılar Aramızda, Cilt 2 kitabını blogumda yorumlamak istedim. Aslında Superman beni bu kadar çok sinirlendirmeseydi yine buraya yazı yazmadım ama ne yaparsınız Superman yine karanlık gücünü kullandı…

Injustice: Tanrılar Aramızda Cilt 2, Injustice: Tanrılar Aramızda Cilt 1’e göre daha güzel, daha heyecanlı, daha şiddetli, daha heyecandan ve korkudan tırnaklarınızı yedirtecek ve daha çok sayfalarınızı nasıl çevirdiğinizi bilmediğimiz bir çizgi roman olmuş. Yani kısacası Cilt 2, Cilt 1’den daha da iyiydi. Bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi ise Superman bu ciltte daha acı dolu, daha gözünü kan bürümüş halde karşımıza çıktığından dolayı düşünüyorum. Sonuçta önceki kitapta yaşadıkları kolay şeyler olmayıp sindirmesi ve unutması zor şeyler. Aynı zaman da Superman’in yaşadığı olaylar onun daha da fazla kinle dolmasına, gözünün kan bürümesine ve daha da fazla intikam olmasına sebep olmuştur. Haliyle bu kitapta Superman vs Batman taraftarının bakış açısı daha keskin olup daha da belirgindir. Artık her ikisinin tarafı belli olup herkes ona göre davranıp birbirini desteklemektedir. Ortada tabii ki göz boyayan etkenler vardır ama bir kere bir insan neye inanırsa ne yazık ki ondan vazgeçemediğini bir kez daha görmüş oluyoruz ki isterse bu insan süper güçlere sahip olması bile bir şeyi değiştirmiyor.

Çok ama çok uzun zamandır Batman, The Flash ve Green Arrow üçlüsünü çok severim ve ölümüne desteklerim onları. İsterlerse çok yanlış yollara sapsınlar bir şekilde yollarını bulup kara bataklıktan çıkacaklarına eminim. İşte bu yüzdendir ki The Flash bu seride sevmediğim tarafı seçse de onun kendine göre doğruları olduğunu ve bir şekilde de doğruyu bulacağına eminim. Ve o da tabii ki Batman tarafı! :D Green Arrow ise bu seride beni en çok eğlendiren karakterlerden birisi. Ki beni gözyaşlarına boğana kadar… Keşke o şekilde bitmeseydi bu cilt. Geber iyi mi Superman! Seni zaten çok sevmezdim şimdi hiç sevmiyorum! Pislik! Batman’e ve Batman tarafına yaptıklarının bir gün cezasını bulacaksın. Sonuçta hala yeryüzünde adalet diye bir şey var ve ben adalete inanırım. Yaptıkların cezasız kalmayacak! Ve Robin sen de bir gün gebereceksin. Umarım babana yapmayı planladığın kötü hayallerinle boğulup gidersin.

Batman bu kitapta Superman’e göre bir tık geri planda kalmasına rağmen ön plana çıktığı zamanlarda ise ortalığı kasıp kavurmuş, 9 şiddetinde depremler yaratmış ama ne yazık ki çok fazla sonuca ulaşamamıştır. Pislik Superman yüzünden. -.- Ama ileriki ciltlerde eminim ki bu değişecek Batman’in de sahneye çıkması için bir engel kalmayacaktır.

En yakın zaman da devam edeceğim Injustice: Tanrılar Aramızda serisi beni sinir krizlerine soksa da şu zamana kadar okuduğum en iyi çizgi roman serilerinden birisi diyebilirim. Hem bütün karakterlerin yer aldığı bir seri hem de çoğu karakterin grup içerisinde nasıl davrandığını, nasıl hareket ettiğini çok iyi görüyoruz. Ve bir çok favori karakterimizde iç içe oluyor. Mesela ben muhteşem üçlümün sayısını çok yakın bir zamanda dörde çıkartmayı planlıyorum çünkü Shazam da artık benim göz bebeklerimden birisi olmaya başladı.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 100! FOREVER BATMAN! <3

Dipnot: Bu arada artık imzam değişti ve yeni şekli ile karışınızda sevgili okuyucular. Sevgili Emo Bro’m büyüğüme karar verip beni yeniden çizmiş ve de elime  9 ¾ tabelalı bir gitar vermiş. Artık Yorum Durağım köyünün kavalcısıyım aa dostlarrr!!! :D

5

b8z5lv

Tatlı Şeytan – Wendy Higgins / İnceleme


0000000627567-1

Kitabın Adı : Tatlı Şeytan
Orijinal Adı : Sweet Evil
Serinin Adı : The Sweet Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Wendy Higgins
Çevirmen : Demet Orhan
Yayınevi : GO! Kitap
Basım : Aralık, 2014
Sayfa Sayısı : 536
Tür : Young Adult / Paranormal / Fantastik

Neden bir kitabın 80%’ini duygusal, karamsar ve de mutsuz olur ki?! Hem de bu kitap daha serinin ilk kitabı olmasına karşın. Neden? Neden? Acaba bütün bu mutsuzluklar, karamsarlıklar, duygusallıklar şeytanlar yüzünden mi? Evet, evet yanlış duymadınız! Bu sefer ki melekli kitabımız kötü melekleri yani şeytanları anlatıyor. Ve de onların biricik müritleri, Lejyonerleri ve de çocuklarını… Yani anlayacağınız bu kitap bildiğimiz, okuduğumuz kitaplara hiç mi hiç benzemiyor. Ama şu gerçeği söylemeden geçemeyeceğim kitap çok güzeldi! Çünkü klasiklerden dışarı çıkmış kendine özgü bir konusu ve de bir havası vardı.

Klasik melek kitaplarında Melek ve çocukları Nefilleri anlatırken, bu kitabımızda Şeytan ve Nefillerini anlatıyorlar. Bu da bizim başka bir bakış açısı ile bakmamızı sağlıyor. Acımasızlığı, cezalandırmayı, kötülüğü ve siyahın tüm tonlarını canlı canlı görüyoruz.

Kitabımızın ana karakterlerinden birisi olan Anna Whitt, bebekliğinde Pattie Whitt tarafından evlat edinilmiş 16 yaşında bir lise öğrencisidir. 8 yaşından itibaren özel güçler kazanan kızımız yavaş yavaş bu güçlerini genişletmiş ama herkesten saklar olmuştur. Bu bakımdan dolayıda neredeyse lise yıllarına kadar hiç arkadaşı yoktur. Ama lise yıllarında yetenekli söz yazarı Jay ile tanışarak çok yakın arkadaş olmuşlardır. Anna ne zaman ki Jay’in en sevdiği grubun konserine gitmiştir işte o an da kendince normal olan sırlarla dolu hayatı tepe taklak olmuştur. Ne zaman ki masum kızımız Raidan Rowe ile tanışmıştır işte o an da gerçek yaşamının nasıl bir şey olduğu ile tanışmıştır.

Raidan Rowe, 18 yaşında, lise son sınıf öğrencisi, gerçek hayatını noktasına virgülüne kadar bilen bir gençtir. O da Anna ile tanıştıktan sonra kurulu olan tüm düzeni alt üst olmuş, tabiri caiz ise feleği şaşmıştır. O andan sonra her ikisini de çok zorlu bir hayat bekliyordur. Hem de en karanlığından, en duygusalından ve en mutsuzundan…

Raidan, Anna’ya gerçek hayatını yani onun bir Nefil yani bir Şeytanın çocuğu olduğunu söyledikten sonra Anna bunu inkar etmiş ama daha sonra özel güçlerinin olmasının sebebinin bu olduğunu anlamıştır. Ama hala inanamadığı gerçekler vardır. Ve bu inanmadığı gerçekleri de zamanla yaşayarak kavramış ve gerçek hayatla yüz yüze gelmiştir.

Kaidan kaşlarını çatıp, “Su sızdırıyorsun,” dedi.
Ellerimle ıslak yanaklarımı sildim. Offf! Elimi sinirli sinirli salladım. “Ben duygulandığım zaman hep ağlarım, her zaman da duygulanırım zaten.”

Ve de zamanla Raidan’a gönlünü kaptırmıştır. Oğluşumuzda kızımıza karşı boş değildir ama oğluşumuz önlerinde ki engellerin farkındadır. Bu bakımdan dolayı Anna’dan uzak kalabildiği kadar kalıyordur ki bu yüzden kitabımız inanılmaz duygusal olup okuyucuları hüzünlendiriyordur.

“Lütfen,” diye yalvardım. “Beni kendinden uzaklaştırma. Arkadaş olabiliriz, hem…”
Çenemi sıkı sıkı tutup gözlerime baktı.
“Biz asla arkadaş olamayız, Anna. Bunu kafana şimdiden yaz. Biz, hiçbir şey olamayız.”

Genel hatları ile kitabı çok beğendim. Serinin ilk kitabı olmasına rağmen inanılmaz açıklayıcı olup bundan sonra ki kitaplarda neler olacağını hakkında okuyucuyu bir meraka sürüklemiş ve tırnaklarını yemesini sağlamıştır. Bana bu kitap neden Ölümcül Oyuncaklar Serisinin ilk kitabını anımsatmıştır ki sanırım bu yüzden bu seriyi çok seveceğim. Aynı ilk kitabı çok sevdiğim gibi. Bunların yanı sıra kitabın karakterlerini de çok fazla sevdim. Nedense kitabı okurken onlar benim arkadaşım gibi hissettim. Sanırım bu yüzden bir an önce ikinci kitaba başlayacağım. Büyük ihtimal o da bir solukta bitecektir.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 5!

5

damy (1)

Ejderin Tutkusu – G. A. Aiken / Inceleme


580e6b3d-5331-4db3-9ac9-810b92fecbea

Kitabın Adı : Ejderin Tutkusu
Orijinal Adı : What a Dragon Should Know
Serinin Adı : Ejder Serisi
Seri Sırası : 3
Yazarın Adı : G. A. Aiken
Çevirmen : Öge Nur Küskün
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Ekim, 2013
Sayfa Sayısı : 500
Tür : Fantastik / Romance / Paranormal

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba! Yine ve yeniden tüm planlarımı uygulayamadım –bknz. Colleen Hoover haftası yapacaktım, yapamadım. Bu yüzdendir hayatı anında yaşamaya karar verdim. Gerçi bu da şimdilik bir plan gibi gözüküyor ama olsun. Artık elimi attığım ilk kitabı alıp okuyacağım. :) Ve bu planımın ilk konuğu ise benim çoook severek okuduğum Ejder Serisinin 3. Kitabı olan Ejderin Tutkusu. Bu sefer ki kitabın okuması azıcık uzun sürse de sonunda bitirdim ve yorum yazmak için buraya geldim.

Serinin diğer kitaplarına karşı Ejderin Tutkusu’nun okurken duygularım karman çorman oldu ve kitabın sonuna geldiğimde nasıl hissedeceğimi bilemedim. Çünkü yeri geldi kahkaha attım, yeri geldi güldüm, yeri geldi Yakışıklı Gwenvael’e aşık oldum, yeri geldi o yakışıklı yüzünü paramparça etmek istedim, yeri geldi Kuzey Elleri’nin Canavar’ı olarak bilenen Dagmar’ın yerinde olmak istemedim ve yeri geldi bir ejderha olmak istedim. Bu seri yüzünden resmen bir ejderha olup hayatımı öyle devam etmek istiyorum! Tamam yaşadıkları zorluklar var, tamam bir savaştan diğer savaşa gidiyorlar ama yaşamları o kadar tatlı ki bağrıma basasım geliyor… Özeniyorum… Üzülüyorum…. Neyse bu kadar dram yeter kitabımızın konusuna geçelim. :D

Neden kıskandıklarını itiraf etmiyorlardı ki? Yakışıklı Gwenvael olduğu için onu kıskandıkları? Ejderha Kraliçe’nin dördüncü evladı ve üçüncü oğlu olduğu için, Ejderha Kraliçe’nin Kuzey Ordusu’nun eski komutanı olduğu için, her zaman görkemli, en cömert ve en sevgi dolu bireyi olduğu için?

Altın sarısı Gwenvael, yakışıklılığını üstün bir yetenek olduğunu düşünerek her istediği çılgınlığı yapıyor, her istediği kızla yatıp kalkıyor, dilediğince gönlünü eğlendirerek ‘Fahişe’ unvanını lakıyla karşılıyordur. Karaovaların eli kanlı kraliçesi Annwyl’e hamileliği konusunda yaptığı şakadan sonra Annwyl,  Kuzey Elleri’nin toprak sahiplerinden birisi olan Reinholdt’un 13. evladı ve tek kızı olan Dagmar’dan gelen yardım mektubunun direktifi ile Gwenvael’i  Kuzey Elleri’ne göndermiştir. Gwenvael’in kalbini bir Canavar’a kaptıracağı yere…

Gwenvael’in Kuzey Elleri’ne giderek Reinholdt klanı ile tanışması ve vicdan azabı yaparak Altın saçlı ejderhaya kapılarını açmalarını sağlamıştır. Tabii bu arada zeki ve aklını kullanması bilen birisi olan Dagmar’ın ise aklını çelmeye çalışıyor ve ona yakınlaşmak için elinden geleni yapıyordur. Ve eline geçen bir fırsat sayesinde ise Dagmar’ı alıp Spikenhammer’a götürmüş ve gitmeden önce ise Dagmar ile babasının toprakları uğruna çarpışacağı savaş için ordu göndermesi için bir anlaşma imzalamıştır.

“Fearghus,” diye sordu Gwenvael, görünüşte samimi bir ifadeyle. “Annwyl bundan sonra her zaman çıplak savaşabilir mi?”
“Kendini öldürtme bana. Neşem yerinde ve bunu yaparsam sadece annemi üzerim.”

Dagmar ve Gwenvael’in Kuzey Ellerinden Güney Ellerine olan yolculuğunu çok eğlenerek okudum. Özellikle Gwenvael’in şapşik şapşik hareketleri ile kitap daha da eğlenceli bir hale geldi. Özellikle kendini beğenmiş halleri yok mu? Beni benden alıyor. :)

“Pekala, belki yaralarındaki kabuklar döküldüğü zaman.”
Gwenvael onun ne demek istediğini anlayamadı ve eğilip vücuduna baktı. Dehşete kapılmış bir halde doğrularak oturdu. “Bu da nedir? Neler oldu bana?”
“Sakin ol. Eminim yaralar çabucak iyileşecektir.”
“İyileşmek mi? İğrenç görünüyorum!”
“Hayattasın.”
“İğrenç bir şekilde hayattayım.” Gwenvael, Dagmar’ın yüzünü elleriyle kapattı. “Bakma bana! Başka tarafa bak!”
“Kes şunu!” Dagmar onun ellerini yüzünden çekti. “Aklını mı yitirdin sen?”
Gwenvael kendini tekrar yatağa attı ve yüzünü duvara döndü. “Bunun ne demek olduğunu biliyorsun, değil mi?”
“Gwenvael…”
“Bir yerlerde bir kalenin tepesinde tek başıma yaşamam gerekecek. Gün ışığından saklanacağım ve yalnızca geceleri ortaya çıkacağım.”
“Lütfen kes şunu.”
“Yapayalnız kalacağım, ama bu fazla uzun sürmeyecek, çünkü beni daha çok arzu edeceksin. Bir zamanlar tanıdığın güzel savaşçıyı gittikçe daha çok arzulayacaksın ve dönüştüğüm bu iğrenç yaratığa acıyacaksın. En önemlisi de, acımı dindirmek isteyeceksin.”

Ama kitapta yeri geldi o kadar hüzünlendim ki anlatamam. Ejder ailesinin acısı resmen benim acım oldu. Tamam seri boyunca yazar ufakta olsa böyle sahneler yerleştiriyor ama Ejderin Tutkusunda yer alan hüzünlü sahne resmen içimi parçaladı. Bir de okuyucularına gıcıklık olsun diye resmen yazar her karakterin gözünden ayrı ayrı bu hüzünlü sahneyi yazması resmen okuyucunun damara dalmasına neden olmuş. Özellikle Fearghus’un Annwyl’e karşı sonsuz aşkı yok mu? Aman Tanrım o sahneleri hatırlamak istemiyorum yoksa gözyaşlarımı tutamayacağım! :(

Ama bu kadar damara dalınan sahnelerden sonra yazarımız ustalıkla kitabın sonunu bağlamış ve yüzümüzde büyük bir gülümsemenin oluşmasını sağlamış. Diğer kitaplara oranla bu kitapta daha çok olay vardı. Ejder Ailesinin neredeyse hepsi ayrı ayrı olaylara karıştı ama her biri tek başına bu düğümleri çözdükçe meğersem bu düğümlerin tek bir yerde toplandığını görerek bir araya gelerek bu düğümü çözmeye çalıştılar.

Kitapta bu kadar çok olayın olmasından dolayı ilk iki kitapta gördüğümüz aşkın, tutkunun ve sevginin bu kitapta birazcık arka planda kaldığını düşünüyorum. Yukarıda da dediğim gibi kitapta fazlası ile olay var. Diğer kitaplarda da vardı ama yine de aşk ve tutku bir şekilde ön plana çıkıyordu. Ve ayrıca bu kadar olayın sonunu görebilmek için resmen çıldırdım. Zaten o hüzünlü sahneden sonra kitaptan kopsam da bir şekilde toparlandım ve kitaba devam ettim. Tabii bunda ki en önemli etken ise Gwenvael’in şapşal hareketleri ve esprileri oldu. :)

Bunları dışında kitabı beğendim ama yine de favorilerim serinin ilk iki kitabı. Her seride olduğu gibi bu kitabı da Ejder Serisinin ara kitabı olarak düşünüyorum ve diğer kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. Eğer serinin ilk iki kitabını okuduysanız kesinlikle bu kitabı da okuyun ve serinin 4. Kitabında Keita ile savaşmayı öğrenelim. ;)

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)

 

 

Hobbit: Smaug’un Çorak Topraklar’dan Yeni Kareler!


THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

 

13 Aralık’ta seyircileri ile bulaşacak olan Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları filminden yeni yeni kareler hız kesmeden gelmeye devam ediyor!

Bir sürü, Hobbit aşkımızı yenileyen fotoğraflarla bizi kavuşturan frpnet.net çoooook teşekkürler!!! 

*Bütün resimler frpnet.net‘ten alınmıştır.

orlando-bloom-hobbit-desolation-of-smaug

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

ian-mckellanhobbit-desolation-of-smaug

hobbit-desolation-of-smaug-ian-mckellan

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-lake-town1

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-martin-freeman

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-martin-freeman-6

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-richard-armitage1

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

THE HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG

hobbit-desolation-of-smaug-image

hobbit-desolation-of-smaug-ian-mckellan-2

Konuşan Kitaplar #20 Blog Tur 7. Gün / Araf – Jamie McGuire / İnceleme


ug197

Konuşan Kitaplar 20. Blog Turunun 7. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün;
Yorum Durağım ve Yorum Avcısı Araf’ı yorumlarken,
Tuğçe’nin Kitaplığı sevgili yazarımız ile söyleşi yapıyor,
Ve Anime ve Kitap Sever‘de Yurt Dışında Araf’a gelen yorumları bizlerle paylaşıyor.

Ve ayrıca hala yarışmaya katılmadıysanız Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

1465349_672348842799391_1152097180_n

Kitabın Adı : Araf
Orijinal Adı : Providence
Serinin Adı : Providence Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Nergis Karababa
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım Tarihi : Kasım, 2013
Tür : Fantastik, Doğaüstü, New Adult

Düşmüş bir meleğin çocuğu olmasından kendilerine kabaca Yarımkan kibarca ise bir Melez diyen Jared ile kendisini sıradan bir zengin çocuğu zanneden ama o zenginliklerinin arkasında yatan gerçeklerden bir haber olan Nina’nın akıl almaz, durdurulamaz, ölümsüz, soluğunuzu kesecek, hem ağlatacak hem de güldürecek aşkına hazır mısınız? Eee hazırsanız yolculuğumuza başlayalım o zaman!!!

Zamanında bir Arch meleği olup, insan bir koruyucusunu yani Taleh’ini seçerek onu her türlü kötülükten koruyup kollayan ama güzel bir genç kız görmesi ile kalbini ona kaptırdıktan sonra kanatlarını kaybedip askeri eğitimden daha sıkı bir eğitim alarak bir fedaiyeye dönüşen Gabe, Lillian ile evlenmiş ve Talehi Jack’i ve ailesini korumaya başlamıştır. Talehini nasıl sıkı bir şekilde koruyorsa ailesini de o şekilde korumak zorundadır ve aynı zamanda bir Arch meleği ailesi ile bir aileye bağlanmaktadır. Bu kural yüzünden Gabe’in çocuklarından birisi olan Jared, Jack’in kızı olan Nina’dan bir takım elektriksel bir şeyler alıp (nasıl olduğunu sormayın ben de bilmiyorum. Artık dokunarak mı aldı yoksa hissetti mi, orası Jared’a kalmış :D ) Nina’nın Taleh’i olduğunu anlayarak onu korumaya başlamıştır. Tabii ondan sadece birkaç yaş büyük olduğu için bir yandan sıkı eğitimine devam ederken bir yandan da Nina’yı korumak zorundadır. Ve tüm bunlar onun omuzlarına fazladan yük bindirmektir. Ama oğluşumuz hiç bu durumdan şikayetçi değildir. Sebebi ise aldığı elektirğin yavaştan sevgi, aşk, bağlanma gibi elektriklerine döndüğünden dolayı…

Nina’nın nasıl bir şekilde büyüdüğünü, sevgilileri ile ne yaptığını, nasıl bir yaşam sürüp, attığı her adımı izleyen ve gün geçtikçe aşkını içerisinde büyüten Jared, her seferinde babası Gabe ve onun Talehi Jack tarafından uyarı almaktadır ve uzaklaştırılma ile tehdit edilmektedir. Tabii bunların hiçbirisine kulak asmayan über yakışıklımız aşkının kıvılcımlarını büyütmeye devam ediyordur. Tam ona açılacağı sırada, sırf bu gibi çılgın bir düşünce geçtiği anda gölgelerin arasından çıkmak istiyor ve Nina’ya “Ben buradayım, hiç mi görmüyorsun? Hiç mi hissetmiyorsun? Köpekler gibi aşığım sana!” diye itiraflar yağdırmak istiyor ama o deli yanını sırf babasının hatrına susturup gölgelerine geri çekiliyordur.

Ta kii bu çekilme Jack öldükten sonra son bulmuştur…

Ne zaman Jack öldü işte o zaman Jared’ın içerisindeki at şahlanmış ve önünde bir engel kalmadığını anlayarak Nina’nın karşısına çıkmıştır. Çünkü bir diğer engel olan Gabe de ölmüştür. Sebebi ise Talehine atanan her Arch meleği, Talehi ile bir bütün haline gelmekte, o ne zaman nefes alırsa o da almakta, o ne zaman yaşama gözlerini kapatırsa o da gözlerini kapatmaktadır. İşte bu yüzden Jack’in ölümünün üzerinden saatler geçmeden Gabe de yaşama gözlerini kapatmış ve bu sayede Jared’ın aşkını itiraf edebilmesi için tüm engeller ortadan kalkmıştır.

Yine ve yeniden kendisini bir yabancıymışçasına cenaze evinden çıkmış okuluna gitmek için otobüs durağında oturmuş, kaçan otobüsün ardından boş boş bakan ve yakalamak için kılını kıpırdatmayan Nina’nın yanında ki boş yere oturmuş ve onunla bir diyalog kurmak içerisindedir. Her ne kadar baba diyerek gördüğü iki adamı da kaybetse de yılların özlemi son bulduğu için sevinci ve umudu bütün duygularına ve hislerine ağır basmaktadır. Sırf bu yüzden hiçbir şeyi gözü görmüyordur Jared’ın. Şeytanları bile…. (Durun durun! Tabii ki hikayemizde şeytanlar var! Hep iyiler mi olmak zorunda ? Veya Jared önündeki engellerin bittiğini mi düşünüyor? İyi düşünmeye devam etsin beyaz atlı prensim ve helalim! )

Ortak taksiye binip onu gideceği yere kadar bırakabileceğini söyleyen Jared’ın sözlerini yarım yamalak işiten Nina daha ne olduğunu daha doğrusu ne cevap verdiğini düşünemeden kendisini taksinin içerisinde, über yakışıklı erkeğimizin yanında bulmuş ve onunla seyehat ettiğini görmüştür. Yetmiyormuş gibi ilk görüşte aşka inanmaya başlamıştır!

Yurduna bırakılması sırasında Jared ona ne ismini söylemiş ne telefon numarasını vermiş ne de başka bir şey yapmadan çekip gitmiştir. Ertesi gün bu olaya çok sinirlenen Nina bir daha onu görmeyeceği için de pişmanlıklar duymaya başlamıştır. Ee sonuçta çocuk yürüyen karizma, kim bir daha görmek istemez ki?!

Hayaller alemine dalan Nina onu bir başka sefer şok yaşamış ve bu tesadüfi karşılaşmalarının devamı geldikçe ona adını bahşetmiş ve sıra telefon numarası vermeye geldiğinde Jared arkasına bakmadan bir hödük gibi çekip gitmiştir. Yakışıklı olsa daha ağzının ortasına bir tane patlatılmayı hak etmiyor mu yahu? Ağzının üstüne bir tane yapıştıracak sonra da üzerinde tepineceksin ki şu hödük hareketlerini bırakabilsin!

Birkaç buluşma, birkaç gözyaşı ve birkaç itiraftan sonra iki gencimiz birbirlerine aşık odluğunu itiraf etmiş, yemeklere çıkar olmuş ve aralarında gerçekleri su yüzüne çıkartmıştır.

Tabii kitabımızda ki tüm olaylar bunlar değil. Keşke her şey engelsiz bir şekilde mutlu sona bağlanabilse. Ama ne yazık ki bağlanılmıyor… Bunlar tam ben mutlu mesut yaşıyorum, aramıza kimse giremez, tatilimizi de yaptık ohh gibi güllük gülistanlık bir hayat sürerken hiç hesapta olmayan meleklerin düşmanları olan ve aynı zamanda meleklerin dahi çözemediği melezlere karşı farklı gözlerle bakan şeytanlarla savaş haline girerler. Savaşa girmelerinin sebebi ise hiç aklınıza gelmeyecek bir sebepten dolayı. Aslında bu sebebin o kadar fantastik öğeye karşı zayıf olduğunu düşünsem de yine de yazarın tökezlemeden bağlamasını beğenmedim diyemem.

Diğer bir başka seriler veya kitaplarda ki gibi kitabımızda meleklerin insanlarla ilişkiye girmesi hoş karşılanmama gibi bu olayı yok. Hatta melezleri incelemeye bile alıyorlar diyebilirim. O kadar kehanetin bir varlığı olmalarına rağmen melezleri çözmek, onları incelemek için yanıp tutuşuyorlar. Ayrıca melezler içlerindeki melek duygularından dolayı iyi olup şeytanın tarafına geçmiyorlar. Ynai onlar yasak elmanın ürünleri değildir bir nevi. İşte bu yüzden şeytanlar bile onların nasıl bir tür olduğunu merak etmektedirler.

Değişik bu olaya karşın saçımı başımı yolmama sebep olan ve “Her kitapta da olmazsa oolmaz!” diye çığlıklar attıran aşk üçgeninin bir diğer elemanı Ryan’ı resmen boğazlamak istedim. Tamam tatlım anlaıyorum tuttuğunu bırakmak istemeyen, zafere giden yolda her şey mübahtır anlaşını benimseyen sevgili gencimiz, bu sözün bu durumda işe yaramayacağını bile bile inadına Nina’nın peşinde koşman sana hiçbir şeyin kazandırmadığını görerek ağzının payını aldın mı? Ha eğer almadıysan göstereceğim de! -.- Ryan cidden çok sinir etti beni. Niye var ki?! Olmasaydı! Zaten tonla işle uğraştı zavallı Ryan’ım <3

Ayrıca Jared’ın kardeşi olan Clarie’ye ise ayrı bir sevgi besliyorum çünkü sevdiği bir kişi yapmayacağı şey kalmayacağını, ayaklarının üstüne sıkı sıkı basarak bize göstermiş oldu. Böyle kararlı, istikrarlı, duygusuz gibi gözüküp içinde ne ateşler yatan karakterlere hastayım! İkili aşk oynayan Nina’ya karşı hastayım sana Clarie!!!

Konuya dönecek olursak, aslında kitap fantastik öğeleri olan meleklerin, ben pek fazla ağırlığını hissedemedim. Özellikle Jared’ın melez olmasına karşın güçlü, kuvvetli, atik özelliklerinin dışında bir melek kanatlarının olmasını veya görünmez bir şekilde hareket edebilmesini veya bir yerden bir yere ışınlanabileceğini düşündüm. Ama bunların yerine yazarımız çok basit özellikler kullanmış. Fazlaca kas yığını olan bir vücut, hızlı hareket etme, sessizce yürüyebilme, mükemmel bir şekilde saklanma (bunların çoğu askeri eğitim almış insanlarda yok mu? Yoksa ben mi yanlış biliyorum? ) ve insanlardan farklı olarak çok fazla uyumaya ihtiyaç duymama, kolayca iyileşme, Taleh’i ölmeden ölmeme gibi bir takım süper güçleri olmasına rağmen ben daha çok bir kanadının olmasını, oradan oraya ışınlanmasını veya uçmalarını beklerdim. Veya Fısıltı serisinde ki gibi kanat izlerinin yerini olmasını. Yani bana onların melek olduğunu hissettirecek bir şeyler aramaya çalıştım ama pek fazla tatmin olamadım. Tam bir melek olan Samuel’in yanlarına gelmesi ile bile onun gerçek melek olduğunu satırları okuduğumda hissedemedim. Her ne kadar kendi için özgün bir fantastik dünya yaratmaya çalışmışsada sevgili yazarımız bu konuda pek başarılı olamamış. Ben şahsen öyle düşünüyorum. Ben o fantastikliği hissedemedim. Şeytan bile doğru düzgün şeytan değildi be! Şeytanın yanındaki manyak herif bile daha şeytanımsı bir yapıya sahipti!

Ama tüm bunların yanı sıra Jared da sevgili Jamie’nin aşık erkek karakter profili kalıbından fazlasıyla payını almış ve hatta Travis’den bile daha koruyucu ve saplantılı ve aşık mı aşık bir erkek ortaya çıkmış. Her ne kadar yapay bir melek olsa da :D Yazarın kitaplarını sevmemin baş nedenlerinden birisi de aslında bu. Çoğu yazarın yapamadığını yaparak erkek karakterlerinin aşklarını başarılı bir şekilde önplana çıkartabiliyor, okuyucuların satıları okurken hissetmelerini sağlıyor, erkek karakterlerinin kul ve kölelerini olmalarını sağladığının yanında ben gibi deli okuyucularının Jared ile imam nikahı kıymalarını sağlıyor. :D

Kısacası sevdiğim en önemli şeylerden birisi bu. Her ne kadar içerisinde yer yer vıcık vıcık aşk olsa da hissediyorum o aşkı arkadaşşşş!!! Bunun dışında dilinin basit, saf ve sayfa çevirtecek kadar sürükleyici olmasına bayılıyorum! O kadar projelerimin ve sınavlarımın arasında sayfa üstüne sayfa çevirmemi sağlayan bu sevgili kitaba yeri gelip beni işimden ettiği için küfretsem de yeri geldiğinde bağrıma basmış, Jared’ı kocam olarak ilan etmiş bulunmaktayım!

Çeviriye gelecek olursak eğer Yabancı Yayınları’nın bir kez daha çeviri ve redaksiyona ne kadar önem veridğini bu kitapta gösteriyor ama yazarımızın acemi yıllarında bu kitabı yazdığını ise ister İngilizce okuyalım ister Türkçe fark etmez hemen anlıyoruz. Son olarak değineceğim şey ise kitabın kapağı. Orijinaline bin değil milyon basacak sevgili kapağımız ve iç dizaynı sayesinde “İçeriğine gerek yok, kapağı yeter bana!” gibi övgüleride benden kapmış oldu. :)

Peki bu kadar övgüye karşılık neden mi 4? Çünkü meleğin kanatlarını, meleği veya fantastik öğeleri hissedemediğimden dolayı 4. Bunu bir aşk kitabı, bir New Adult kitabı olarak ele alırsam işte sırf bu yüzden kitaba 5 üzerinden 4 puan veriyorum.

4

scrollWithLineCFG_31

1470118_760678647282760_230652132_n

V0ZpRkE

Konuşan Kitaplar #19 Blog Tur 2. Gün / Yıkılan Krallıklar – Morgan Rhodes / Yabancı Bloglarda Yıkılan Krallıklar


yıkılan-krallıklarKonuşan Kitaplar 19. Blog Turunun 2. gününden herkese merhaba!!!

Aylarca çıkmasını beklediğimiz Yıkılan Krallıklar, DEX imzası ile bu ay raflarda yerini aldı. Konuşan Kitaplar olarak biz de bu muhteşem kitaba tur yapıyoruz.

Tur boyunca çeşitli etkinliklerimiz olacak. Ve bugün ise;

Bendeniz Yorum Durağım, yabancı bloglar Yıkılan Krallıklar neler demiş bakıyoruz.
Kitaplarım ve Ben kitabımızdan şahane alıntılar paylaşıyor.
Kördüğüm Hayaller kitabımızın önokumasını ve trailerını bizlerle paylaşıyor.
Ve son olarak Tuğçe’nin Kitaplığı ise kitabımız hakkında düşüncelerini paylaşıyor.

Ayrıca 3 şanslı kişinin Yıkılan Krallıklar kazanacağı yarışmamıza katılmayı unutmayın!!! Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

Dark Faerie Tales

Ama şunu eklemek zorundayım ki Rhodes’in fantastik yazım şekli inanılmaz derecede eğlenceli. Bağımlılık yapsa dahi… Rebel Spring’i okumak için sabırsızlanıyorum!!!

The Midnight Garden

Evet, Yıkılan Krallıklar şaşırtıcı ve tatmin edici.

The Book Sugglers

Kitap marjinal bir şekilde yetenekli –rahatsız edici bir şekilde karakterlerin saçlarının ve kostümlerinin belirgin bir tanımlayıcı bir zenginliği ile, mükemmel gözlerinin genişlemesi ve keskin bir şekilde nefesinizi içinize çekmenizi sağlayan şok edici bir zenginliğe sahiptir. Ama tamamen unutulabilir. En iyi ihtimalle, Yıkılan Krallıklar tam olarak:  marjinal bir şekilde yetenekli, ama fazlasıyla unutulabilir.

Dazzling Readers

Genel olarak, Yıkılan Krallıkların daha uzun olmasını isterdim.

Cuddlebuggery

O kadar ki, bitirdikten uzun süre sonra bile kendimi hikayeyi düşünürken buldum.

The Reading Addict

Bu kadar muhteşem bir fantastik roman için bir enayiyim.

Teenreads

Tarafını seçmek için okuyucuya bol fırsat verir ama seçim tamamen basit değildir

V0ZpRkE

Kitap Dostları #7 Blog Tur 3. Gün / Korkak ve Canavar – Barış Müstecaplıoğlu / İnceleme


korkak-ve-canavar1

 

Kitabın Adı : Korkak ve Canavar
Serinin Adı : Perg Efsanesi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Barış Müstecaplıoğlu
Yayınevi : İthaki
Sayfa Sayısı : 307
Basım Tarihi : 2013
Tür : Türk Edebiyatı / Fantastik

Hepimiz bir gün öleceğiz. Belki genç belki yaşlı. Belki acıyla belki de huzurlu. Ama bir gün mutlaka yokluğa karışacağız. Bundan kaçamayız. Bununla savaşamayız. Fakat tümden çaresiz de değiliz. Onurumuzu koruyarak ölmek elimizde.

perg-haritasi

Küçük yaşta kısa yol olarak tünele girip bir daha oradan çıkamayan ailesi sonucunda güçlü, kuvvetli, yakışıklı ve savaşçı olan Leofold öksüz kalır ve Miryatek’in babasının onu bulması ile yaşamını onların yanında devam eder. Ta ki Kadi’de Kozan ile Asuber’in savaşı patlak verene kadar. Miryatek’in Kozan’ın tarafını tutmasından dolayı hiçbir savaşa katılmak istemeyen güçlü ve yakışıklı askerimiz Leofold da zorunlu olarak Kozan’ın safhasında savaşmaya başlar.

“Aziz dostum!” diye kükredi genç şövalye. “Sensiz başlamak üzereydik! Beni gerçekten meraklandırdın… Sözünün eri olduğunu biliyorum; bu kadar gecikince başına bir iş gelmiş olmasından korktum.”
Leofold ona uzanan elleri sevgiyle yakaladı. Gülümseyerek, “Beni hoş gör,” dedi. “Bu savaş katılma iznini alana dek neler çektiğimi bir ben bir Tanrı bilir. İnan ki Ermira’yı razı etmek savaşın en zor kıskmıydı!”

Her şey onların kazanmasının tarafında takır takır işlerken bir gün savaşta Asuber’in tarafında yer alan, türü çözülemeyen siyah cübbeleri ve başlıkları olup öldürülemeyen askerler ortaya çıkar. İşte o gün her olay tersine döner ve Kozan’ın tarafı güçsüzleşmeye başlayarak tek tek askerleri ölmeye başlar. Ve bu askerlerinden birisi ise Misyatek’tir.

Kardeşinin ölümünün yükünü kaldıramayan ve kan gölünün içerinde daha fazla kalmaya cesaret edemeyen Leofold kaçmaya başlar. Hem de yıllar önce annesi ile babasının öldüğü tünele kadar atını dört nala sürer. Kötü hatıralar zihnini doldursa da lanetli tünele yine girerek kısa yoldan evine ulaşmak ister genç savaşçı. Ama başına geleceklerden habersiz bir şekilde…

Dört nala hiç durmadan devam ederken birden toprak ayağının altından kayar ve bir çukura düşer. O çukura düşüp, iğrenç yaratık Asherta ile karşılaşmasından sonra tüm yaşamı tepe taklak olur. Asherta’nın bekçiliğinden kurtulduktan sonra artık eski güçlü, kuvvetli ve yakışıklı bir savaşçı değildir Leofold. O artık bambaşka türe ait birisi olmuştur.

Karşısında duran şey ne bir insandı ne de bir hayvan. İki metreden uzundu. Geyfor ayısını kıskandıracak irilikteki vücudu, onu tamamen saran ağaç kabuğuna benzer katman ve el yerine taşıdığı dev pençeler dışında  bir insan vücudunun çizgilerine sahipti. Bu vücudun üzerinde ufacık kalan yüzü tarif edilemeyecek kadar çirkin ve ürkütücüydü. Ama en dayanılmazı, bu yüzün içinde eğreti duran gözlerin hiç kuşkusuz insan gözleri olmasıydı.

Yakışıklı ve kuvvetli savaşçımız bir insandan yarı insan-yarı hayvan konumundaki bir canlıya dönüştükten sonra belli bir süre Asherta’nın bekçiliğini yapmış ve ona insan avlayarak karnının doymasını sağlamıştır. Ta ki bir gün insan çocuklarla karşılaşana kadar… O çocuklarla karşılaşınca efendisine karşı damarlarında dolaşan itaat duygusu ölmüş, öfkeye dönüşmüştür ve o hırsı ile sahibi Asherta’yı öldürerek onun bedduasını almıştır.

“İhanet ettin…” diye inledi. Sesi her kelime de biraz daha zayıflıyordu. “Ama sen de öleceksin… Damarlarındaki kanım intikamımı alacak… Günbegün seni zehirleyecek… Gün gelecek bir şeytana dönüşeceksin… Çevrendeki herkese ölüm kustuktan sonra kendi kendini de yok edeceksin…”

Efendisinin son nefesini harcadığı bu sözler kulaklarında çınlaya çınlaya kaçarak ormana saklanmıştır. Ve romanımızın Canavar’ı da bu sayede ortaya çıkmıştır.

Diğer yanda ise romanımızın Korkak’ı ise sırf savaştan kaçmak için sakat rolü yapıp savaşa gitmemiş, köyün yaşlıları ve hamile karısı ile köyde kalmıştır. Aslında yüreğinde kocaman bir kahraman taşıyan Guorin, karısının ve doğmamış bebeğinin gözü dönmüş bir komutan tarafından öldürmesinden sonra hiçbir şey yapmamasının hatta bunun üstüne köyden koşa koşa ormana dalması ile kendi kendisine ‘korkak’ unvanı takarak, gece gündüz hiç durmadan karanlık ormanlarda koşmuştur, koşmuştur… Hem de hiç durmadan… Ta ki bir gün bir Geyfor ayısı onu saldırana kadar… Onu bu saldıran kurtaran Leofold ‘Bekçi’ ile karşılaşana kadar. İşte o andan sonra Guorin ve Leofold beraber hareket etmeye başlamışlardır.

Bir gün yeniden savaş başladığı haberini alan Leofold, savaşçı kanının kabarması ile Guorin’a savaşa katılacağını söylemiştir. Ve Guorin de onu yalnız bırakmayarak onunla beraber gelmişti.

İşte o savaşa katılmaları ise Asuber’in gerçek yüzünü görmüş, şeytanla nasıl anlaşma yapıp hangi canavarlarla işbirliği yaptığını görmüşlerdir. Ve Leofold’un Kozan’ı yutan büyük kuşu öldürmesin sonra peşlerine bir büyücü katılmıştır, isminin ise Geryan olduğunu söyleyerek, neden peşlerine katıldığını geçmişinden başlayarak anlatmıştır. Ve Tshermon’un Kitabı adında şeytanın bir kitabı olduğunu söylemiştir.

Elinde tuttuğu eski, kalın bir kitabı göstererek “Tshermon’un Kitabı!” diye haykırmış. Öte Diyarlar’ın bu korkunç savaş tanrısının kitabını kullanarak tüm diyarları ele geçireceğini, Perg’in hakimi olacağını onu engellemeye kalkarsa kendisini yok etmekten çekinmeyeceğini söylemiş.

Büyücü bu kadim kitabın peşine düşülmesi ve yok edilmesini gerektiğini, o kitabı yok edecek kişilerinde ancak Leofold ile Guorin olduğunu defalarca dile getirerek, onunla beraber Kruzeron’a gelmelerini ikna etmiştir.

Kruzeron’a doğru yola çıktıklarından sonra bu iki dostun başına gelmeyen kalmamıştır ve o zararlardan aynı derecede Büyücü de yararlanmıştır. Gözlerinin önünde korsan gemisi mi batmamıştır, değişik değişik Asuber’in oluşturduğu canavarlara karşı mı savaşmamıştır, yoksa bir zamanlar iyi geçinemedikleri Promlar ile dost mu olmamışlardır, bunlar yetmezmiş gibi Tshermon’un Kitabı’nı yok etmek için Merhamet Tanrısını mı aramaya kalkmamışlardır ve sırf o Tanrıyı bulmak için ayrı mı düşmemişlerdir, Leofold bu ayrı düşmelerinden sonra lanetlenen insanlarla tanışıp, tatlı mı tatlı aynı bir kediye benzeyen Liddek ile mi tanışmamıştır. Bunların haricinde ise Leofold hayatında hiç mi hiç karşılaşmayacağını düşündüğü, sadece bir efsane olan Göklerin Kralı Srenah ile bile karşılaşmış ve hayatı pahasına ondan söz almıştır.

Kitabımız hiçbir şekilde aksiyon seviyesini düşürmeden devam ettiğinden dolayı çok sevdim. Özellikle ‘İşte bak şu, şunu yapacak” dediğim an da o kişini, onu yapmaması beni hayal kırıklığına değil, kitaba daha da fazla elle sarılmama neden oldu ve soluksuz bir şekilde okumamı sağladı. Özellikle kahramanlarımızın Öte Diyarlara geçtikleri anda heyecan ve aksiyon seviyesinin bir tık daha arttırması kitabı elimden bırakamama sebebim oldu.

Kitapta diğer fantastik kitapta da olduğu gibi bu kitapta da değişik isimlerde tonlarca karakter vardı. ilk okuduğum zaman “Bu kimdi ya?” gibi tepkiler versem de zamanla bu duruma alıştım ve kitabın su gibi akıp gittiğini gördüm.

Dediğim gibi kitapta bir çok karakter vardı ama bir karakteri o kadar çok sevdim ki size o karakteri tanıtmadan edemeyeceğim. Adı Liddek. Yukarıda da dediğim gibi minnacık bir şey ve aynı kediye benziyor. Kitaptan onunla ilgili en sevdiğim alıntıyı paylaşarak sizin onun daha iyi tanımanızı sağlayacağım. :)

Emin'in çizimi ile Liddek :))

“Meyve!” diye zorlanarak bağırdı Liddek. “Bebekler! Yesin! Acele!”
“Sen muhteşemsin Liddek. O küçücük gövdede böyle büyük bir kalbi nasıl taşıdığını aklım almıyor.”

En iğrendiğim ve sevmediğim ve hatta bir kaşık suda boğmak istediğim karakterler ise: birisi tabii ki Asuber, diğeri ise Gerf Kediler idi. Ben hiçbir kitapta bir karakterden veya karakterden bu kadar nefret ettiğimi bilmem. Neredeyse kitabın içerisine girip boğasım geldi. O derece sinirlendim bu karakterlere!

Tamam sakinim. :))

Kitabın dili konusuna gelecek olursak eğer; kitabın dili sade ve saf idi ama yer yer ağırlaştığı da oldu tabii ki. Konusuna gelecek olursak eğer; bu benim okuduğum ilk Türk Fantastiği edebiyatına ait bir kitaptı ve size şu kadar söyleyebilirim ki okuduğum yabancı fantastik edebiyatı kitapları kadar güzel hatta taş çıkartacak kadar güzel bir konuya sahip bir kitaptı. Zaten de bu yüzden kitabımız yurt dışında da tanınıyor ya! :)

Kitaba ilk başladığım anda 5 puan vermeyi düşündüm ama zamanla çok fazla yabancı kelimenin bulunmasından (cidden çok fazlaydı) ve kitabının sonunun bu kitabın ilk baştaki sayfalara yakışmadığından daha doğrusunu yakışmadığını düşündüğümden (belki de öyle bitmesini kendime yediremediğimden ve çıldırdığımdan) kitaba 5 üzerinden 4.5 verdim! Her fantastik okuyucusunun bu kitabı beğeneceğini hatta bayılacağını düşünüyorum. Çünkü ben devamını okumak için sabırsızlanıyorum!!!

 thz3y

scrollWithLineCFG_31

th4sf

V0ZpRkE