Cinder – Marissa Meyer / İnceleme


44318_b

Kitabın Adı : Cinder
Serinin Adı : The Lunar Chronicles Series / Ay Günlüğü Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Marissa Meyer
Çevirmen : Deniz Arı
Yayınevi : Artemis Yayınları
Basım Tarihi : 2016/4. Basım
Sayfa Sayısı : 421
Tür : Bilim Kurgu / Genç Yetişkin

Ne ağlaması canım? Sadece gözüme toz kaçtı. Ne yani aylar sonra kitap yorumu yazıyorum diye bir de ağlayacak mıyım?! Üstüme iyilik sağlık, sadece bu günleri gördüm diye hüngür hüngür ağlıyorum! Evet, evet şaka değil bu günlerde geldi ve ben yorum yazıyorum, hem de yeni bir serinin ilk kitabına! The Lunar Chronicles serisinin ilk kitabı olan Cinder’a! Diyebileceğim tek bir şey var o da: Welcome to new book World, Damy!

Aylardır kitap açlığı ile savaşırken OkuOku’nun naçizane 9,90 TL kampanyasını görmem ile üstüne atlayıp sipariş vermem bir oldu. Haliyle bu açlığım siparişlerime de yansımış olacak ki hemencecik geliverdi kargom. Neler neler almadım ki? Eğer neler aldığımı merak ediyorsanız bu aşamada sizi Yorum Durağım Instagram sayfasına davet ediyorum. :)

Şimdi gelelim muhteşem kitabımız Cinder’a, daha doğrusu The Lunar Chronicles serisine. Açıkçası bu seriye başlamadan önce ufakta olsa bir soru işareti vardı kafamda. O da çok popüler olmasından kaynaklı bir sorundu. Nedense çok ama çok sevilen ve çok popüler olan bir takım serileri veya kitapları ben beğenemiyorum. Bu seriye karşı tutumumda uzun süre böyleydi. Ama OkuOku kampanyasını görünce “Damy, bu evrenin sana gönderdiği bir mesaj bence artık bir an önce almalısın!” dedim ve de aldım. Kitapları elime aldığım ilk dakika kapaklarına aşık oldum diyebilirim. Demeyelim bence oldum diyelim! Ve de aşık olduğum konusunda da sayfaları hızlı hızlı çevirip aksiyondan aksiyona koşarken anladım ki yanılmamışım. Yani The Lunar Chronicles serisi herkesi etkilediği kadar beni de etkiledi!

Serinin ilk kitabı olan Cinder, Cinderella masalını baz almış ve de yazarın engin hayal gücü ile harmanlanıp karşımıza çıkan yepyeni bir Cinderalla formudur. Gelecekte hatta çook gelecekte bir zamanda geçen kitabımız 4. Dünya Savaşı’nı geride bırakmış üstüne dünya haritası ana kıtalar arasında paylaşılmış ve de yetmemiş başka gezegenlere yelken açmışız. Gerçi Ay bir gezegen değil ama olsun. Sonuçta Dünya sınırlarının dışına çıkıp uzaylıları keşfetmişiz ayol! Işınla beni Scooty! Resmen kitap boyunca bu sözcükleri tekrarlayıp durdum. Ne vardı yani okul, sınav, rapor dertlerinden uzaklaşıp ışınlansam ve de bir mekanik tamircisi olup bir şekilde gelecekteki imparator ile tanışsam. Aynı Cinder gibi!

Cinder kızımız yarı insan yarı robot olup bunun karşılığı da sayborg olan bir canlıdır. Bir mekanik ustasıdır ve de Yeni Doğu Ulusları Topluluğunda yaşıyordur, yani günümüzün Çin’inde. Onu sayborg yapan adamın üvey çocuğudur ve ona kan kusturan bir üvey anne ile iki kız kardeşe sahiptir. Bu hikaye size tanıdık geldi mi? Evet, evet bildiniz! Cinderella! Ama tabii ki hikayemiz sadece bu kadarı ile benzerlik gösteriyor. Geri kalan her şey gelecek zamanda yaşanan bir hikaye ve de Cinder’a ait.

Cinder bir gün tesadüf eseri gelecekti imparator adayı olan Kai ile tanışmıştır. Prens Kai, Cinder’dan bozulan robotunu tamir etmesini ister ve de büyük aşk o ilk bakışmalar ile başlar. Ah Kai’mi, biricik yakışıklım, prensim ne de güzel flört ediyor kızlarla. En saf ve en güzel halleri ile… Resmen kalbinin temizliğine yüzüne yansıtarak flört ediyor. Kai’ye aşık olmamak elde değil aa dostlar!

Bu arada o zaman diliminde bir sürgün hastalık koz geziyor Dünya’da. Bu hastalığın ismi ile Letumosis. Letumosis’e yakalanan hastalar maksimum bir hafta kadar yaşayabiliyorlar. Çünkü bu hastalık çok hızlı ilerleyen ve de herkese bulaşabilen bir hastalık. Örneğin imparatora bile bulaşmış bir hastalık. Tüm Dünya ülkelerinin seferber olmasına rağmen bu hastalığa bir çözüm bulamıyorlar. Zamanla bulurlar mı bilemem (no spoiler noktası) ama bulsalar hiç fena olmaz yani.

Bu arada kapanışı yapmadan önce Aylılar kısmına gelecek olursak eğer: Ay ülkesini yöneten bir kraliçe var ismi de Levena. Bu da masallarda yer alan kötü kraliçelerden bir tanesi. Ayrıca Aylıların bir özel güçleri var ki düşman başına. Efendim bu kara dostlarımız göz boyama büyüsüne sahipler. Yani dışarıdaki her bir canlıya göstermek istedikleri yüzü gösteriyorlar. Ve de onlar istemedikçe bu büyü kalkanını indirmiyorlar. Ama bu büyüyü bozan tek bir şey var ki onlarda aynalar, ekranlar ve de kameralar. Bunlardan ne kadar uzak durdukça o kadar güç hâkimiyetlerini ellerinde tutuyorlar.

Evet sevgili okuyucular kısaca Cinder böyle bir kitap. Gönül ister ki ağzımı bir açayım susmayayım ama burası no spoiler bölgesi olduğu için çok fazla yazamıyorum. Ama içlerinizden bu kitabı okuyan varsa eğer gelin spoilerın dibini görelim. Kai’ye nasıl aşık olduğumu sizlerle de paylaşayım. <3

Kitabı çok beğendiğim için seriye hemen devam etmek istiyorum ki hali hazırda devam kitapları elimin altında yer aldığı içinde bu fırsatı da tepmek istemiyorum. Büyük ihtimal bu yorumu yayınladıktan sonra hemen başlayacağım 2. kitaba. Varsın yansın finaller! :D

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 5!

5

b8z5lv

 

Reklamlar

Injustice:Tanrılar Aramızda, Cilt 2 – Tom Taylor / İnceleme


0000000673178-1-1

Kitabın Adı : Injustice: Tanrılar Aramızda, Cilt 2
Serinin Adı : Injustice: Tanrılar Aramızda
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Tom Taylor
Çevirmen : Tulgan Köksal
Yayınevi : Çizgi Düşler
Sayfa Sayısı : 232
Basım : Kasım, 2015
Tür : Comics / DC Comics / Superheroes

Sanırım bu benim ilk çizgi roman incelemem olacak. Genellikle çizgi roman incelemelerimi Instagram hesabıma yazıyorum ama nedense bu sefer bir değişiklik yapmak istedim ve Injustice: Tanrılar Aramızda, Cilt 2 kitabını blogumda yorumlamak istedim. Aslında Superman beni bu kadar çok sinirlendirmeseydi yine buraya yazı yazmadım ama ne yaparsınız Superman yine karanlık gücünü kullandı…

Injustice: Tanrılar Aramızda Cilt 2, Injustice: Tanrılar Aramızda Cilt 1’e göre daha güzel, daha heyecanlı, daha şiddetli, daha heyecandan ve korkudan tırnaklarınızı yedirtecek ve daha çok sayfalarınızı nasıl çevirdiğinizi bilmediğimiz bir çizgi roman olmuş. Yani kısacası Cilt 2, Cilt 1’den daha da iyiydi. Bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi ise Superman bu ciltte daha acı dolu, daha gözünü kan bürümüş halde karşımıza çıktığından dolayı düşünüyorum. Sonuçta önceki kitapta yaşadıkları kolay şeyler olmayıp sindirmesi ve unutması zor şeyler. Aynı zaman da Superman’in yaşadığı olaylar onun daha da fazla kinle dolmasına, gözünün kan bürümesine ve daha da fazla intikam olmasına sebep olmuştur. Haliyle bu kitapta Superman vs Batman taraftarının bakış açısı daha keskin olup daha da belirgindir. Artık her ikisinin tarafı belli olup herkes ona göre davranıp birbirini desteklemektedir. Ortada tabii ki göz boyayan etkenler vardır ama bir kere bir insan neye inanırsa ne yazık ki ondan vazgeçemediğini bir kez daha görmüş oluyoruz ki isterse bu insan süper güçlere sahip olması bile bir şeyi değiştirmiyor.

Çok ama çok uzun zamandır Batman, The Flash ve Green Arrow üçlüsünü çok severim ve ölümüne desteklerim onları. İsterlerse çok yanlış yollara sapsınlar bir şekilde yollarını bulup kara bataklıktan çıkacaklarına eminim. İşte bu yüzdendir ki The Flash bu seride sevmediğim tarafı seçse de onun kendine göre doğruları olduğunu ve bir şekilde de doğruyu bulacağına eminim. Ve o da tabii ki Batman tarafı! :D Green Arrow ise bu seride beni en çok eğlendiren karakterlerden birisi. Ki beni gözyaşlarına boğana kadar… Keşke o şekilde bitmeseydi bu cilt. Geber iyi mi Superman! Seni zaten çok sevmezdim şimdi hiç sevmiyorum! Pislik! Batman’e ve Batman tarafına yaptıklarının bir gün cezasını bulacaksın. Sonuçta hala yeryüzünde adalet diye bir şey var ve ben adalete inanırım. Yaptıkların cezasız kalmayacak! Ve Robin sen de bir gün gebereceksin. Umarım babana yapmayı planladığın kötü hayallerinle boğulup gidersin.

Batman bu kitapta Superman’e göre bir tık geri planda kalmasına rağmen ön plana çıktığı zamanlarda ise ortalığı kasıp kavurmuş, 9 şiddetinde depremler yaratmış ama ne yazık ki çok fazla sonuca ulaşamamıştır. Pislik Superman yüzünden. -.- Ama ileriki ciltlerde eminim ki bu değişecek Batman’in de sahneye çıkması için bir engel kalmayacaktır.

En yakın zaman da devam edeceğim Injustice: Tanrılar Aramızda serisi beni sinir krizlerine soksa da şu zamana kadar okuduğum en iyi çizgi roman serilerinden birisi diyebilirim. Hem bütün karakterlerin yer aldığı bir seri hem de çoğu karakterin grup içerisinde nasıl davrandığını, nasıl hareket ettiğini çok iyi görüyoruz. Ve bir çok favori karakterimizde iç içe oluyor. Mesela ben muhteşem üçlümün sayısını çok yakın bir zamanda dörde çıkartmayı planlıyorum çünkü Shazam da artık benim göz bebeklerimden birisi olmaya başladı.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 100! FOREVER BATMAN! <3

Dipnot: Bu arada artık imzam değişti ve yeni şekli ile karışınızda sevgili okuyucular. Sevgili Emo Bro’m büyüğüme karar verip beni yeniden çizmiş ve de elime  9 ¾ tabelalı bir gitar vermiş. Artık Yorum Durağım köyünün kavalcısıyım aa dostlarrr!!! :D

5

b8z5lv

1Q84 – Haruki Murakami / İnceleme


0000000395746-1

Kitabın Adı : 1Q84
Yazarın Adı : Haruki Murakami
Çevirmen : Hüseyin Can Erkin
Yayınevi : Doğan Kitap
Basım : Nisan, 2012
Sayfa Sayısı : 1256
Tür : Dünya Edebiyatı / Bilim-Kurgu

Aylardan sonra herkese merhabaaaaaaaaaa!!!

Azıcık daha beklesem resmen bir yıl sonra yeni bir kitap incelemesi yazmış olacaktım. Ama n’apim dayanamadım daha fazla… Şaka bir yana yurt dışı eğitimimdi, seyahatlerimdi, sınavlarımdı vs. derken ancak yeni yeni kitaplarıma kavuşabildim. 6 ay resmen bebeklerimden uzak kaldım. Her gün resimlerine bakarak hasret giderdim. Sanki sevgilisine kavuşacak bir aşık gibi günler saydım onlara kavuşabilmek. O kadar çok özledim ki onlara kavuşur kavuşmaz yanlarına yeni yeni kardeşler almaya başladım. Tabii bu arada her daim yanımda olan Kindle’ımı ise hiçbir zaman sevgisiz bırakmadım ve hala da bırakmıyorum. Zaten bırakamam da o benim İngilizce aşkımın ateşini her gün tazeleyen bir kaynak. Bebeğim benim, gözüm gibi bakıyorum ben ona. Bu kadar sevgi konuşmasından anlayacağınız üzere kitaplarımı çok özledim, kitap okumayı çok özledim, kitapla ilişkili olan herhangi bir şeyi bile çok ama çok özledim. Ve bugün burada aylar sonra elime aldığım ilk basılı kitap olan 1Q84’ü sizlere inceleyeceğim.

Görünüş sizi aldatmasın. Gerçek daima tektir.

Kitabın incelemesine başlamadan önce neden aylar sonra bu kitabı seçtiğimi size kısaca açıklamak istiyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi tamı tamına 6 ay kitaplarımdan uzak kaldım. Haliyle üstümde bir kitap okuma açlığı vardı ve ben de elime geçen ilk kalın kitaba resmen saldırarak başladım. Altını çizerek söylüyorum gerçekten saldırarak okumaya başladım. Bu yüzdendir ki bir oturuşta kitabın neredeyse yarısını bitirdim. Bu arada belirtmek zorundayım kitap 1300 sayfacık… Kitaba çok güzel bir sevinçle başladım ama buruk bir sevinçle de bitirmek zorunda kaldım. Bu benim ilk Haruki Murakami kitabımdı. 1Q84 ile bu yazara başlamakla doğru bir şey mi yaptım yoksa yanlış bir şey mi bilmiyorum ama bu yazara uzun bir ara verdikten sonra yeni bir kitabını okumak istiyorum. Çünkü yazarın dili akıcı olmasının yanı sıra bir o kadar da okuyucuyu tatmin eden bir özelliğe sahip. Yani kısacası kitapları okuyucuyu doyuruyor. Ben de 1Q84’ü okurken doydum hatta neredeyse kusma kısmına geldim ve bu noktaya geldiğim anda da kitap elimde resmen sürünmeye başladı. Keşke bu hale gelmeseydim… Genel bakış açısıyla baktığımızda 1Q84’e düşüncelerim bunlar. Hadi gelin bir de incelemesini yapalım.

1Q84, 3 kitaptan oluşuyor ve her kitap 3 aylık bir süreci kapsıyor. 1300 sayfalık kitabın toplam süreci ise 8 aydan oluşuyor. Şimdi buradan yola çıkarak kitabın ne kadar dolu dolu olduğunu tahmin edebilirsiniz. 1Q84, 3 kitaptan oluştuğu için ben ona bir seri diyorum. İlk kitap olaylara giriş kitabıydı. Karakterler kimdir, nereden gelmiştir, ne yapıyordur, birbirleri ile ilişkileri nasıldır, bundan sonra ilişkileri nasıl olacaktır, karakterlerin yaşamları nasıl olacak, hangi olaylara buluşacaklarının az çok tahmin edebileceğimiz klasik bir serinin ilk kitabı olarak düşünün. Bu kitapta baş karakterlerimiz Aomema’yı, Tengo’yu, Fukaeri’yi, Komatsu’yu, Madam’ı ve Tamaru’yu yakından tanıyoruz. Genel hatlarıyla baktığımızda her 3 kitabında tüm karakterleri bu kişilerden ibaret. 2 veya maksimum 3 kişi ek olarak 1Q84 kitabına katılıyor. Haliyle kitabı okurken karakterleri çok yakından tanıyabiliyoruz ve belli bir zaman geçtiği taktirde onların yerine düşünüp neler yapabileceğini tahmin edebiliyoruz. Ben ikinci kitaptan sonra çoğu olay örgüsünü çözmüştüm ve de bundan sonra neler olabileceğini tahmin edebiliyordum. İkinci kitaptan sonra beni şaşırtan 2 veya 3 olay olmuştur. Onun dışında zaten 3. kitabı bayılarak okudum. 3. kitaptan sonra 1Q84 resmen elimde 2 hafta süründü. Hatta okurken bir ara Harry Potter and the Cursed Child kitabını araya sokup okuyup bitirdim. Düşünün ben ki bir kitabı bitirmeden başka bir kitaba geçmeyen insan başka bir kitabı okudum bitirdim. Şimdi burada küçük bir reklam arası verecek olursam eğer Harry Potter’ında 8. kitabı bana göre çok ama çok kötüydü. Şahsen yazar alelen eline alınmış bir taş parçasını denize fırlatıp atarmışçasına çocukluk hayallerimi fırlatıp attı. Keşke ama keşke o kitap denilen ama benim için hayallerimi yıkan yaratığı hiç okumasaydım da Harry Potter hayal dünyamda ki gibi kalabilseydi… Ve de reklamlar bitti…

1Q84’e geri dönecek olursak eğer Aomema, 30 yaşına adım adım yaklaşan görünürde bir spor hocası gerçekte ise bir katildir. Ama katil olmasının temellerinde haklı sebepler yatmaktadır. Öldürdüğü insanlar, genellikle bunlar erkek oluyor, eşlerine eziyet çektirmiş ve hatta eşlerini intihara sürükleyen insanlardır. Aomema, bu arada adının anlamı Bezelye’dir, bu işi yapmasını isteyen neredeyse 70 yaşındaki varlıklı bir kadın olan Madam’dan emir alıyor ve kendilerince toplumsal görevini/görevlerini yerine getiriyordur. Şimdi ben bu cümleleri yazınca kitabın bir cinayet romanı olduğunu düşündünüz değil mi? Cıkss! Ne yazık ki bir cinayet-polisiye romanı değil. Ben de ilk bölümleri okurken bunu düşünmüş hatta doğra sonra hayal kırıklığına uğrayacağımı düşünmüştüm. Ama hayal kırıklığım başlamadan sonra erdi çünkü kitap yer yer bir ütopya kitabı yer yer paralel evren konusu işleyerek bir bilim-kurgu kitabı çıktı. Böyle güzel karışımlı bir kitap olunca da benim için tadından yenmez bir kitap haline geldi. Ta ki 3 kitaba kadar… Aomema’ya geri dönecek olursak bir gün yine karanlık işini yapmak için yola çıkmıştır ve taksici 3. Başkent Otoban hattının daha boş olacağını düşünerek oradan yoluna devam etmektedir. Ama her şey taksicinin düşündüğü gibi gitmemektedir ve 3. Başkent Otoban hattında milim kımıldanacak yer yoktur. Haliyle taksici Aomema’ya bir öneri sunar ve acil durum merdiveninden inerek hızlıca gideceği yere varabileceğini söylemektedir. Ama bir sorun vardır Aomema bu zamana kadar o hatta bir tane acil durum merdivenin olduğunu bilmemektedir ve de bu durum onu şüphe içerisinde sokmuştur. Ama gideceği yere geç kalmak istemeyen Aomema, taksiciyi dinleyip merdivenlerden inmeye karar verir ve de orada gerçekten de bir merdiven vardır. Ve de o merdivenden inmesiyle beraber Aomema’nın tüm hayatı değişmiştir. Hem de ne değişme… Dip not olarak 1Q84 isminin Aomema’dan geldiğini söylemeden geçemeyeceğim.

İstesem de istemesem de, ben bu “1Q84”teyim. Benim bildiğim 1984 artık yok. Şimdi 1Q84 yılındayız. Hava değişti, manzara değişti. Ben bu soru işareti ekli dünyanın haline, olabildiğince çabuk ayak uydurmak zorundayım. Yeni bir ormana bırakılmış bir hayvanla aynı durumdayım. Kendimi koruyup, hayatta kalabilecek için o yerin kurallarını bir an önce özümsemeli, uyum sağlamalıyım.

Kitabımızın diğer ana karakterlerinden birisi olan Tengo Kavana ise üniversitede matematik bölümünü bitirip bir dershanede matematik öğretmenliği yapmaktadır ve de derslerine giren her öğrenci ona hayrandır. Çünkü matematik gibi zor bir dersi öğrencilerine eğlenceli ve sevgili bir dille öğreterek öğrencilerinin bu dersi sevmelerini sağlamaktadır. Tengo’da Aomema gibi aynı şekilde 30 yaşına yaklaşmaktadır. Bir işkillendiniz değil mi, değil mi? Ben de okurken işkillenmiştim. Çünkü bu baş karakterlerimizin bir şekilde birbirine bağlı olduğunu düşünüyordum ve de bu bende ampulün yanmasına neden oldu. Belli bir süre geçtikten sonra karakterimizin ilkokul arkadaşı olduğunu öğrendikten sonra hikayenin konusu ve hikayenin karakterleri bir şekilde birbirine bağlanmaya başladı. Hem de yavaş yavaş, ilmek ilmek… Tengo öğretmenlikten kalan boş zamanlarında amatör yazarlık yapmaktadır ve bir gün karşısına Pupa Hava gibi çok değişik bir ise sahip bir kitabı yazan Fukaeri ile yolları kesişir. Hem de ne kesişme! Resmen kitaptaki herkesin tüm hayatı tepe takla olmuş ve yuvarlana yuvarlana hayatlarına devam etmektedir. Çünkü bu kitabı yazan sevgili kızımız çok değişik bir yerden gelmektedir. Fukaeri’nin geçmişi o kadar farklıdır ki bu farklılıktan dolayı da kitabımızın yazarı olan kızımızda bir o kadar farklıdır. Kısacası kendisi farklıdır, geçmişi farklıdır, kitabı da haliyle çok farklıdır ama bundan sonra değiştireceği insan yaşamları ise daha da farklıdır.

Ben birilerinden tiksinerek, nefret ederek, öfke duyarak yaşamaktan yoruldum. Hiç kimseyi sevemeden yaşamaktan da yoruldum. Tek bir arkadaşım bile yok. Bir kişi bile. Dahası kendimi sevmeyi bile başaramıyorum. Neden kendimi sevemiyorum, çünkü başkasını sevemediğim için. İnsan birilerini sevmek ve birileri tarafından sevilmek yoluyla, kendini sevme yöntemi bulur. Söylediklerimi anlıyor musun? Birilerini sevemeyen bir insan, kendisini de doğru dürüst sevemez.”

Kısaca söylemek gerekirse Pupa Hava kitabı her şeyi değiştirmiş, değiştirmekle kalmamış her şeyi kördüğüm haline getirmiştir.

Yukarıda kısaca bahsettiğim gibi kitapta fazla karakter yok ve bu da kitabın kalitesini fazlasıyla arttırıyor çünkü kitabın karakterlerini yakından tanıdığımızla kalmayıp onların benliğine bürünüyoruz. Ayrıca kitabın konusununda diğer kitaplardan farklı olması, yazarın bu konuyu ince ince dokumasıyla resmen tadından yenmez bir eser ortaya çıkartıyor. Ama ne yazık ki çok uzun bir eser ortaya çıkıyor. Şu an Doğan Yayıncılık her ne kadar 1Q84’ü 3 ayrı kitap şeklinde çıkartsa da ne yazık ki benim elimdeki tek kitap şeklindeydi ve kitap bitmeden elimden bırakamadım. İlk iki kitapta bütün olaylar anlatıldığı ve bu anlatılanlara karşılık az buçuk gelecekte olanları tahmin ettiğimden dolayı 3. kitap çok sıkıcı geldi bana. Bu yüzdende kitabı bitirmem uzadı da uzadı. Ama bir şekilde kitabı bitirdim. Bitirir bitirmez de yorum girmeye karar verdim yoksa kitaptan gittikçe soğuyacak yorumunu da yazmayacaktım. Kendimi şahsen bu konularda gayet iyi biliyorum. Uzun lafın kısası bu benim ilk Murakami kitabım ve de son olmayacak. Diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum. Ama uzun bir aradan sonra…

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

damy (1)