Cinder – Marissa Meyer / İnceleme


44318_b

Kitabın Adı : Cinder
Serinin Adı : The Lunar Chronicles Series / Ay Günlüğü Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Marissa Meyer
Çevirmen : Deniz Arı
Yayınevi : Artemis Yayınları
Basım Tarihi : 2016/4. Basım
Sayfa Sayısı : 421
Tür : Bilim Kurgu / Genç Yetişkin

Ne ağlaması canım? Sadece gözüme toz kaçtı. Ne yani aylar sonra kitap yorumu yazıyorum diye bir de ağlayacak mıyım?! Üstüme iyilik sağlık, sadece bu günleri gördüm diye hüngür hüngür ağlıyorum! Evet, evet şaka değil bu günlerde geldi ve ben yorum yazıyorum, hem de yeni bir serinin ilk kitabına! The Lunar Chronicles serisinin ilk kitabı olan Cinder’a! Diyebileceğim tek bir şey var o da: Welcome to new book World, Damy!

Aylardır kitap açlığı ile savaşırken OkuOku’nun naçizane 9,90 TL kampanyasını görmem ile üstüne atlayıp sipariş vermem bir oldu. Haliyle bu açlığım siparişlerime de yansımış olacak ki hemencecik geliverdi kargom. Neler neler almadım ki? Eğer neler aldığımı merak ediyorsanız bu aşamada sizi Yorum Durağım Instagram sayfasına davet ediyorum. :)

Şimdi gelelim muhteşem kitabımız Cinder’a, daha doğrusu The Lunar Chronicles serisine. Açıkçası bu seriye başlamadan önce ufakta olsa bir soru işareti vardı kafamda. O da çok popüler olmasından kaynaklı bir sorundu. Nedense çok ama çok sevilen ve çok popüler olan bir takım serileri veya kitapları ben beğenemiyorum. Bu seriye karşı tutumumda uzun süre böyleydi. Ama OkuOku kampanyasını görünce “Damy, bu evrenin sana gönderdiği bir mesaj bence artık bir an önce almalısın!” dedim ve de aldım. Kitapları elime aldığım ilk dakika kapaklarına aşık oldum diyebilirim. Demeyelim bence oldum diyelim! Ve de aşık olduğum konusunda da sayfaları hızlı hızlı çevirip aksiyondan aksiyona koşarken anladım ki yanılmamışım. Yani The Lunar Chronicles serisi herkesi etkilediği kadar beni de etkiledi!

Serinin ilk kitabı olan Cinder, Cinderella masalını baz almış ve de yazarın engin hayal gücü ile harmanlanıp karşımıza çıkan yepyeni bir Cinderalla formudur. Gelecekte hatta çook gelecekte bir zamanda geçen kitabımız 4. Dünya Savaşı’nı geride bırakmış üstüne dünya haritası ana kıtalar arasında paylaşılmış ve de yetmemiş başka gezegenlere yelken açmışız. Gerçi Ay bir gezegen değil ama olsun. Sonuçta Dünya sınırlarının dışına çıkıp uzaylıları keşfetmişiz ayol! Işınla beni Scooty! Resmen kitap boyunca bu sözcükleri tekrarlayıp durdum. Ne vardı yani okul, sınav, rapor dertlerinden uzaklaşıp ışınlansam ve de bir mekanik tamircisi olup bir şekilde gelecekteki imparator ile tanışsam. Aynı Cinder gibi!

Cinder kızımız yarı insan yarı robot olup bunun karşılığı da sayborg olan bir canlıdır. Bir mekanik ustasıdır ve de Yeni Doğu Ulusları Topluluğunda yaşıyordur, yani günümüzün Çin’inde. Onu sayborg yapan adamın üvey çocuğudur ve ona kan kusturan bir üvey anne ile iki kız kardeşe sahiptir. Bu hikaye size tanıdık geldi mi? Evet, evet bildiniz! Cinderella! Ama tabii ki hikayemiz sadece bu kadarı ile benzerlik gösteriyor. Geri kalan her şey gelecek zamanda yaşanan bir hikaye ve de Cinder’a ait.

Cinder bir gün tesadüf eseri gelecekti imparator adayı olan Kai ile tanışmıştır. Prens Kai, Cinder’dan bozulan robotunu tamir etmesini ister ve de büyük aşk o ilk bakışmalar ile başlar. Ah Kai’mi, biricik yakışıklım, prensim ne de güzel flört ediyor kızlarla. En saf ve en güzel halleri ile… Resmen kalbinin temizliğine yüzüne yansıtarak flört ediyor. Kai’ye aşık olmamak elde değil aa dostlar!

Bu arada o zaman diliminde bir sürgün hastalık koz geziyor Dünya’da. Bu hastalığın ismi ile Letumosis. Letumosis’e yakalanan hastalar maksimum bir hafta kadar yaşayabiliyorlar. Çünkü bu hastalık çok hızlı ilerleyen ve de herkese bulaşabilen bir hastalık. Örneğin imparatora bile bulaşmış bir hastalık. Tüm Dünya ülkelerinin seferber olmasına rağmen bu hastalığa bir çözüm bulamıyorlar. Zamanla bulurlar mı bilemem (no spoiler noktası) ama bulsalar hiç fena olmaz yani.

Bu arada kapanışı yapmadan önce Aylılar kısmına gelecek olursak eğer: Ay ülkesini yöneten bir kraliçe var ismi de Levena. Bu da masallarda yer alan kötü kraliçelerden bir tanesi. Ayrıca Aylıların bir özel güçleri var ki düşman başına. Efendim bu kara dostlarımız göz boyama büyüsüne sahipler. Yani dışarıdaki her bir canlıya göstermek istedikleri yüzü gösteriyorlar. Ve de onlar istemedikçe bu büyü kalkanını indirmiyorlar. Ama bu büyüyü bozan tek bir şey var ki onlarda aynalar, ekranlar ve de kameralar. Bunlardan ne kadar uzak durdukça o kadar güç hâkimiyetlerini ellerinde tutuyorlar.

Evet sevgili okuyucular kısaca Cinder böyle bir kitap. Gönül ister ki ağzımı bir açayım susmayayım ama burası no spoiler bölgesi olduğu için çok fazla yazamıyorum. Ama içlerinizden bu kitabı okuyan varsa eğer gelin spoilerın dibini görelim. Kai’ye nasıl aşık olduğumu sizlerle de paylaşayım. <3

Kitabı çok beğendiğim için seriye hemen devam etmek istiyorum ki hali hazırda devam kitapları elimin altında yer aldığı içinde bu fırsatı da tepmek istemiyorum. Büyük ihtimal bu yorumu yayınladıktan sonra hemen başlayacağım 2. kitaba. Varsın yansın finaller! :D

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 5!

5

b8z5lv

 

Piyon – Aimeé Carter / İnceleme


32179824

Kitabın Adı : Piyon
Orijinal Adı : Pawn
Serinin Adı : The Blackcoat Rebellion
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Aimeé Carter
Çevirmen : Melda Dinçel
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Eylül, 2016
Sayfa Sayısı : 379
Tür : Distopya / Genç Yetişkin

“Eğer dikkatli biriysen, gözlerini dört açar ve karşıdaki oyuncunun hareketlerini yakından takip eder ve bir de piyonlarını korursan, oyun tahtasının diğer ucuna ulaştıklarında ne olduğunu biliyor musun?” Başımı hayır anlamında salladım ve gülümsedi. “Piyonun kraliçe olur.”

Siz hiç sizi seven bir kişinin sırf sizden ayrılmamak için ölümü göze aldığına şahit oldunuz mu? Ve öldüğünüz zaman ondan ayrılacağını düşündünüz mü? O kadar büyük bir riskin altına girdiniz mi? Veya sırf sevdiğiniz insandan ayrılmamak için kötü yola başvurup kendinizi satar mısınız? Ve de buna 1 ay katlanabilir misiniz, başka adamlarla beraber olmaya? Sırf sevdiğinizden ayrı kalmamak için. Sırf siz 17 yaşınızda girdiğiniz bir sınavda III. sınıf olduğunuz için… Ve sırf onun 1 ay boyunca sizin girdiğiniz sınava girmesini bekleyerek ve de sırf onun bir VI olması için umut ederek 1 ay boyunca kendinizi umutsuzluğun kollarına bırakır mısınız? Bırakmaz mısınız? O zaman sizi Kitty ile tanıştırayım! O, bu umutsuzluk denize kendini bıraktı bile… Hem de bu sularda çırpınarak… Hem de farkında olmadan yeni sulara doğru çırpınarak… Ve de her şey aynı ev içerisinde büyüdüğü, her daim yanında olan ve canı gönülden sevdiği kişi için, Benjy için!

“Seni her zaman isteyeceğim,” dedi ve bana baktı. Yüzü iyice kızarmış ve gözleri yaşlanmıştı. “Rütbem ne olursa olsun… Rütben ne olursa olsun… Ve hayatta kalmak için ne yapmış olursa ol, seni her zaman isteyeceğim.”

Heights’da yaşan diğer insanlar gibi onlarda birer Ekstra olup Doe soyadını almışlardır Kitty ve Benjy. Çünkü onların bu zalim hayatı yaşamalarının ve Ekstra gibi aşağılayıcı bir sınıfa dahil olmalarının tek sebebi 71 yıl sonraki Amerika nüfus kontrol sistemine geçilmesi ve de her ailenin en fazla 1 çocuk yapabilmesidir. Yani onların hiç bir suçu yoktur. Onlar gözlerini 40 çocuğun yer aldığı bir Grup Evi’nde gözlerini açmışlardır. Ve bu 40 çocuğa sadece tek bir kadın bakmaktadır ve bu kadına Grup Evi Annesi diyorlardır. Kısacası 71 yıl sonra Amerika’da hayat çok zalimdir, acımasızdır, fazla olan insanlara yaşayacak alan yoktur. Ve bu olaya da kibarca ‘Nüfus Kontrol Sistemi’ diyordur sevgili Hart Ailesi

Hart Ailesi, ne hikmetse 4 yıl arayla yapılan seçimlere rağmen 71 yıldır Amerika’ya hükmetmektedir, hem de acımasızlıkla. Eğer 17 yaşında girdiğin sınıf belirleme sınavında IV’ün altında yer aldıysan, hırsızlık yapamazsın yoksa cezası Başkayer’e gitmektir, çalışmazsan yine Başkayer’e gidersin, sınıf atlayamazsız, senden bir üst sınıfa hiçbir hakaret edemezsin yoksa Başkayer’e gidersin, Hart ailesine saygı duymazsan yine Başkayer’e gidersin… Yani kısacası Hart ailesinin kurallarına uymazsan sonun Başkayer’dir ve hiç kimse Başkayer’i bilmiyordur. Ama ne olursa olsun 60 yaşına geldiğin an da oraya gidecektin. Tabii bir Hart ailesi üyesi değilsen.

“Çok çalış, iyi notlar al, öğrenebildiğin kadar şey öğren ve özel olduğunu işaret et. On yedi yaşına geldiğin zaman sınava gir ve ödülün, iyi bir iş, yaşayacak güzel bir yer ve topluma katkılarından dolayı memnuniyet olsun. Anlamlı bir hayat sürdürebilmek için ihtiyacın olabilecek her şey…”

Kitty, girdiği sınav sonucunda bir III olmuştur. Benjy’i hayal kırıklığına uğrattığını düşündüğü için bu durumdan nasıl kurtulacağını bilmiyordur. Çünkü görevi Denver’a yani ülkenin bir ucuna giderek kanalizasyonları temizlemektir. Ve bu Benjy’den sonsuza kadar ayrılmak anlamına gelmektedir. Tek umudu, tek çıkış yolu bir ay sonra sınava girecek olan Benjy’nin bir VI olmasıdır. Eğer o bir VI olursa istediği kişi ile evlenebilir. Ama bu bir ay boyunca Kitty’nin bedenini satmak anlamına geldiği için Benjy buna ölümüne karşı çıkmaktadır. Kitty’nin bu yolu seçmesinin sebebi ise hükümetin barlara dokunmamasıdır. Bir şekilde Kitty, barlara girmeyi başarır ve hiç kimsenin başaramadığını başararak ilk geceden kendisini 30bin altın tanesine satar. Bunun eşini benzerini kimse görmemiştir. Ama zavallı Kitty nereden bilsin o 30bin altın tanesinin altında yatan gerçekleri. O 30bin altın tanesi ile hayatının bir gecede değişebileceğini, tepetaklak olabileceğini… O geceden sonra artık o, yani bir Kitty olamayacağını nereden bilsin. Sonuçta Amerika’nın en önemli adamından çok büyük bir teklif almıştır.

“Hayattaki seçeneklerim, kanalizasyon temizlemek ve kendimi tanımadığım erkeklere pazarlamak seviyesine düştü. Aklımdakiler tam olarak bunlar değildi.”

Bütün macera, heyecan, olaylar, dram, gerilim, her şey ama her şey o geceden itibaren başlamıştır. Bir sır kapısı açılıyor diğer, sır kapısı kapanıyordur. Ve bunlar o kadar kısa bir süre içerisinde oluyordur ki Kitty bu olayların bu akışına ayak uyduramıyordur. Sır perdeleri aralandıkça daha ne kadar şok geçirebileceğini daha ne kadar bunlara katlanabileceğini bilmiyordur. Ama eninde sonunda bu işin de bir sonu olacağına emindir. Ve benim de tüm iyi niyetlerim bu yönde… Umarım her şey güzel biter.

Uzun zamandır bu kadar güzel bir kitap okumamıştım cidden. Özellikle de Aimeé Carter’ın Tanrıça Serisi elimin altında olmasına rağmen başlamadığıma o kadar pişmanım ki anlatamam. Çünkü, Piyon’u okuduktan sonra yazarın o kadar akıcı, o kadar mükemmel, o kadar kurgusal bir kalemi varmış ki hayran kalmamak elde değil. Keşke ama keşke daha önce tanışsaydım bu yazarla… Zaten bu yorumu yazdıktan sonra ilk işim Tanrıça Serisine başlamak olacak. Eminim ki yazarın diğer kitapları Piyon kadar güzeldi, Piyon kadar kurgusaldır, Piyon kadar akıcıdır.

Piyon’a puanım ise 5 üzerinden 5! Serinin devamını dört gözle bekliyorum…

5

b8z5lv

 

İki Hayat Arasında – Jessica Shirvington / İnceleme


26acd6e5-b74a-4ad5-bf8c-c60816b92f68

Kitabın Adı : İki Hayat Arasında
Orijinal Adı : Between the Lives
Yazarın Adı : Jessica Shirvington
Çevirmen : Aslı Tümerkan
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Kasım, 2014
Sayfa Sayısı : 318
Tür : Genç Yetişkin/Romantik/Paranormal

Herkese merhaba ve iyi bayramlar!

10 yıllık arkadaşım olan sevgili Melis ile bir araya geldiğimizde fark ettik ki okumadığımız çok kitabımız var bu kitaplarımızın çoğu da aynı. Ve dedik ki bu kitapları bir etkinlik ile beraber okuyalım ve yorumlayalım. Etkinliğimizin ismini “Starry Books” koyduk ve Instagram’da #starrybooks hashtag’i ile paylaşıyoruz. Bol bol paylaştığımız resimlerimizi o hashtag adı altında bulabilirsiniz. :)

Linklerimizi de vermeden geçmeyelim değil mi? :))

Melis’in blogu: Duydum Zannettiklerim ( http://duydumzannettiklerim.blogspot.com.tr/ )
Melis’in Instagram hesabı:  @mnkbooks ( https://instagram.com/mnkbooks/ )
Yorum  Durağım Instagram hesabı: @yorumduragim ( https://instagram.com/yorumduragim/  )

Starry Books etkinliğimizin ilk kitabı ise Yabancı Yayınları imzası ile çıkan ve şu dakikadan sonra favori kitabım olan İki Hayat Arasında oldu.

“Çünkü bazı şeyler o kadar gerçektir ki onları iliklerine kadar hissedersin. Nerede olduğunun bir önemi yoktur, seninle gelirler.”

Kitaba başladığım an da kafam karışmadı desem yalan olur. Nasıl bir insan hem bir bedende aynı günü yaşarken ertesi gün farklı bir bedene geçip o günü farklı bir şekilde yaşayabilir ki? düşünsenize aynı günü iki kere yaşıyorsunuz. Ama farklı bedenlerde…  Ne kadar zor olduğunu kitabımızın ana karakteri olan Sabine’nın ağzından kitap boyunca dinliyoruz ama yine insan okurken düşünmeden edemiyor. Bir yaşamın bile zor günleri olurken ve o zor yaşamın zor günlerine adapte olmaya çalışırken bir de ikinci bir hayatı yaşamak? İnananın ben düşünürken bile zorlanıyorum.

Sabine’nin iki yaşamı da birbirinden o kadar farklı ki. Roxbury’de yaşadığı yaşamında annesiyle babasının eczanesi olup aynı zamanda küçük bir kız kardeşi vardır. Ve de diğer yaşamına göre çok uçarı yaşayıp serseri gibi takılmaktadır. Tabii ki de arkadaşları bir o kadar çılgındır. Wellesley’de ki yaşamı ise Roxbury’de ki yaşamının tam tersidir. Annesi ile babası ayrı olup çok zenginlerdir ve ailenin en küçüğü olduğu için Sabine’nin her istediği yapılmaktadır. Ayrıca buradaki ailesinde Sabine’ye göre iki tane baş belası abisi vardır. Roxbury ve Wellesley hayatlarında değişmeyen tek şey ise kızımızın ismidir.

18 yaşında olan Sabine, 18 yıl boyunca bu sırrını korumuştur. Çünkü bunu kimsenin bilmemesini istiyordur yoksa söylediği anda onun deli olduğunu düşünmeye başladığını düşünecektir. Zaten son zamanlarda iki dünyası arasında değişen fiziksel olaylardan zaten kendisi kafayı sıyıracak durumdadır. 18 yıldır bir dünyada herhangi bir yerini incitse, herhangi bir hastalık geçirse gece olup diğer dünyasına geçtiğinde bu tip fiziksel özelliklerde onunla beraber diğer dünyaya geçiyordur. Ama 18 yaşından sonra saçını da kestirse, kolunu da kırsa hiçbir şekilde diğer dünyaya geçmediğini gören Sabine artık diğer planları uygulamaya başlayabileceğini anlamıştır. Örneğin; intihar gibi…

18 yıl boyunca iki hayat arasında yaşamak kızımızı o kadar yormuştur ki artık bir hayatından pes etme vaktinin geldiğini düşünüyordur. Ama bu yaşamın hangisi olacağına ise o karar vermek zorundadır. İşte bu kısımlar o kadar acı ki anlatamam. :’(

İki hayatım vardı ama yine de sadece bir hayalettim.

Bir ara Sabine’ye o kadar dolmuştur ki Roxbury hayatındaki ebeveynlerine ona neler olduğunu anlatması ile sonuç deli hastanesinde bitmiştir. İşte oraya adımını atıp iki gün önce gördüğü Ethan’la tanıştıktan sonra tüm yaşamı hatta yaşamları alt üst olmuştur. Çünkü Roxbury’de Ethan’a aşık olması ile Wellesley’de ki ölümsüz aşkı Dex’i bile unutmaya başlamıştır. Düşünün Dex ile öpüşürken Ethan’ı düşünüyordur. O derece gönlünü Ethan’a kaptırmıştır.

Gözlerim birdenbire açıldı.
Ethan.
Cevap veremedim. Onu görmek nedense her şeyi daha gerçek, daha acı dolu hale getirmişti. Gözyaşlarım akıp duruyor, enseme doğru ilerliyordu.
Onun konuşmaya başlamasını diledim. Teselli edici, nazik ya da hatta buyurgan bir şey söylemesini.

Dex’i bilemem ama Ethan cidden aşık olunacak birisi. Bad Boy’un tam tersini düşünün. Good Boy! Resmen bir ara kitabın içerisine girip “Bana aşık ol Ethannnn!!!” diye çığlık çığlığa bağırasım geldi. O derece aşık olunacak, o derece mükemmel, o derece harika birisi.

Kitap olarak çok farklı bir temaya çok farklı bir konuya sahipti. Su gibi akıp giden bir kitaptı. Sayfaları ardı ardına nasıl çevirdiğimi hatırlamıyorum. Ama başlamamla bitmesi bir oldu. O kadar güzel o kadar harika ve o kadar yüreğime dokunan bir hikayesi vardı ki anlatamam. Sabine’nin çektiği acıları resmen ben de çektim. Ethan’a karşı yavaş yavaş aşık oldu ben de yavaş yavaş Ethan’a aşık oldum.  Sabine deli hastanesine yattı ve acı üstüne acı çekti, ben de çektim. O ağladı ben ağladım, o güldü ben de güldüm.

Ama öyle bir sonla bittik ki her şey hava da kaldı. Sanki yazar şimdi gidin yarın gelirsiniz der gibi öyle bi sonla bitir ki kitabı şoka uğradım. Zaten son 20 sayfa salya sümük ağlarken son iki sayfa kahkahalar atıyordum. O kadar iğrenç bir durumdaydım ki ben bile tiksindim kendimden. :D  Şaka bir yana bunun devamı nasıl gelecek ayol. Söylesene yazar! Ama o zamana kadar bu duygu karmaşasını bana yaşattığın için Allah belanı versin yazar!

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 100milyon!

5

damy (1)

Yaz Okuma Şenliği #3 : İşgalci – Melissa Landers / İnceleme


Untitled-1Kitabın Adı : İşgalci
Orijinal Adı : Invaded
Serinin Adı : Alienated Series
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Melissa Landers
Çevirmen : Demet Orhan
Yayınevi : GO! Kitap
Basım : Haziran, 2015
Sayfa Sayısı : 428
Tür : Bilim Kurgu / Genç Yetişkin / Uzaylılar

Öncelikle yoruma başlamadan önce sizleri uyarmam gerekiyor sevgili kitap kurtları. İşgalci, serinin ikinci kitabı olduğu için onun yorumunu yazarken ilk kitapta yer alan önemli gelişmeler hakkında spoiler alabilirsiniz. O bakımdan olayı serinin ilk kitabı olan Yabancı kitabını okumadıysanız lütfen İşgalci yorumumu okumayın, yoksa üzülebilirsiniz, yapmayın etmeyin okumayın yalvarıyorum size!

Serinin ilk kitabı Yabancı’yı okuyanlar bilir, kitabın sonunda her şey karman çorman olmuş, milletin çoğu birbirine girmiş, olmayacak şeyler olmuştu. Yani olaylar olaylar diyeceğimiz şey gerçekleşmişti. L’eihlilerin dünyamıza gelmesi L’eihr ve Dünya arasında kurulacak ittifak için çok önemli olsa da planlanan çoğu şey geri tepmiş ve neredeyse ittifakın bitmesine sebebiyet verilecek olaylar olmuştur. Örneğin; Aeylx’in sh’alear bitkisini gezegenimize getirerek, tarım ürünlerine zarar vermesi gibi veya bilim adamlarımızın L’eihrlilerden aldığı nanoteknolojik bir şeyle suyumuzu kirletmeleri gibi ya da Dünyaperverlerin, Eron’u öldürmesi gibi. En acısı da bu olsa gerek. Eron, gezegenimizi kurtarmak için sh’alear bitkisini sökmek için yola çıktığı zaman linç edilerek öldürülmüştür. Bu olaydan sonra L’eihrlilerin İhtiyar heyeti uzaylılarını yurtlarına çağırmış ve dünyaya ne gibi zararlar verdiklerini bir bir anlatmalarını istemiştir. Bunun karşılığında da cevaplar almışlardır. Mesela en büyük cezalarından birisi olan iphet gibi. Ama bunun dışında Cara dünyasına dönememiş ve L’eihr gezegeninde kalmak zorunda kalmıştır. Yani değişim programı erkenden başlamıştır. Aeylx ise dünyalıların daha fazla düşman olmamaları için Syrine ile birlikte gezegenimize gönderilmiştir ve dünyamıza ayak basar basmaz da turnelere basmışlardır.

Aeylx, sabah bambaşka bir şehirde gözünü açıyordur, akşam bambaşka bir şehirde gözlerini yumuyordur. Zaten zar zor dünyaya adapte olması yetmiyormuş gibi bir de bu Cara’sız, onun desteği olmaksızın tek tek geziyordur şehirleri… Bu işin zorluğunu birden beşe katlıyordur. Ayrıca tüm bu zorlukların yanı sıra arka arkası kesilmeyen suikast girişimlerden sağ çıkmaya çalışıyordur.  Her nereye giderse gitsin yanında muhakkak bir güvenlik görevlisi olmak zorundadır. Bakınız: korumaları David Shape gibi. David, Syrine ile Aeylx’i gölgesi gibi takip ediyor ve onları canla başla koruyordur. Tabii son dakika yaptığın şerefsizliği hiçbir zaman unutmayacağız ya neyse sevgili Shape. Yaptığın o şerefsizlik üzerine ağzına burnuna ıslak odunla dalasım geldi. Ki biliyorsun ki son damlasına kadar bunu hak ediyorsun, boşuna inkâr etme ciciş!

L’eihr gezegenine hoş geldin. Bir haltlar karıştırmaya kalkarsan fişini çekeriz. Hadi iyi günler!

Aeylx bu tür zorluklar yaşarken kızımız Cara ise bambaşka zorluklara karşı göğüs geriyordur. Örneğin; onu istemeyen L’eihrliler gibi ya da onu istemedikleri için elinden gelen yapan L’eihrliler gibi ya da ya da  ileri seviye dersleri ile onu hayattan bezdirmek isteyen yönetim gibi. Bak onu aşağılayan uzaylıları saymadım bile. Onlara girersek işin içinden çıkamayız zaten. Cara’nın hem oda arkadaşı hem de en yakın arkadaşı olan Elle ve Elle’nin desteği olmasa resmen hayatı zindan olur ve bu tür zorluklara göğüs geremezdi. Elle ise hem Eron’un l’ihanı yani biz Dünyalıların tabiri ile eşi hem de Aeylx’in biyolojik genetik materyal bakımından kız kardeşidir. Kısacası Cara, L’eihr gezegeninde güvenebileceği tek kişi Elle’dir. Bu yüzden de kızı hiçbir zaman yanından ayırmıyordur.

“Cah-ra Sweeney, birinci Aegis’ten Aelyx’in l’ihan’ı,” diye başladı Alona. “Özgürce, kendi iradenle ve hiçbir baskı altında kalmadan kaderini Kutsal Ana ile birleştiriyor musun?”
Cara hafifçe öksürerek “Evet,” dedi.
“Varlığını L’eihr gezegeninin gelişimine adayacak mısın?”
“Evet.”
“Ve istisnasız her konuda Yazgı’ya itaat edecek misin?”
Cara tereddüt etti. İtaat onun doğasına ters düşüyordu ama biraz daha beklerse liderlerine hakaret etmiş olacağının da farkındaydı. Bir saniye daha beklemeden dudaklarını yalayıp kaderini mühürledi.
“Evet.”
“O zaman sana hoş geldin diyorum, kardeşim,” diyen Alona’nın bulutlu gri gözleri parıldayarak canlandı.

Serinin ikinci kitabı ile beraber hikayemize yeni kişiler olaya dahil olmuştur ve bu karakterlerin bazıları iyiyken bazıları kötüdür. Ki bazıları vardır ki en korkulası olanlar onlardı çünkü ne oldukları belli değildir. Bakınız kurulda yer alan Jaxen ile Aisly gibi. Renklerini belli etmeyen sözde kardeşler etrafında negatif enerji yayıyorlardır ve Cara bir şekilde bu iki uzaylıdan uzak durmaya çalışıyordur ama kader ya bu bir şekilde yollarını kesiştiriyordur. Bu durumu elinden geldiğinde Aeylx’e anlatmıyordur çünkü onun gezegeninden ona yardım edemeyeceğini bunun yerine kendini yiyip bitireceğini biliyordur. Aynı şekilde Aeylx’de ona karşı düzenlenen suikastları Cara’dan saklıyordur.

Genel olarak kitabımız inişli çıkışlı bir şekilde olayları bize can damarımdan bize vererek yüreklerimizi ağzımıza getirmiştir ama serinin ara kitabı görevi gördüğü içinde sonuca doğru yaklaşılan olayların başlangıcını yapmıştır. Ya da ben öyle düşünüyorum. Bu yüzdende her seri için geçerli olan görüşüm ya da ara kitapları okurken beni sıkması bu kitapta yaşanmamış ve beni resmen seriye başlamıştır. Nasıl başlayıp bitirdiğimi bilmiyorum çünkü bir bölümde Aeylx’in yaşadığı zorlukları okuyarak bir başka bölüme geçerek Cara’nın çektiği zorlukları okumak hem yüreğimi ağzıma getirdi hem de sayfaları hızlıca çevirmemi sağladı. Özellikle kitabın sonu süperdi! O son dakikalarda yaşanan aksiyon dolu sahneler yok mu, aman tanrım! Bir ara küfür ederek kitabı kapattığımı biliyorum. :)) Ama sonra gözyaşlarımı bastırdım ve dişlerimi sıkarak okumaya devam ettim ama tabii bu ardı ardına küfür etmemi engellemedi canlar. İşgalci’yi okurken benden size tavsiye sakinleştirici alarak okuyun bu kitabı anacım. Yoksa saçını başınızı yolup sinir hastası olursunuz benim gibi. Yapmayın etmeyin tavsiyemi dinleyin lütfen!

Puanım ise 5 üzerinden 4,5!

thz3y

Ayrıca Yaz Okuma etkinliğimizi takip etmeyi unutmayın sevgili okurlar!
Etkinlik boyunca devam edecek yarışmaları da sakın unutmayın! 

11535738_706438129502689_8293325722443096025_n

damy (1)

Yaz Okuma Şenliği #2 : Yabancı – Melissa Landers / İnceleme


e1304ea4-e571-4f2d-a4f0-2638c1f3c0ec-1

Kitabın Adı : Yabancı
Orijinal Adı : Alienated
Serinin Adı : Alienated Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Melissa Landers
Çevirmen : Demet Orhan
Yayınevi : GO! Kitap
Basım : Ekim, 2014
Sayfa Sayısı : 424
Tür : Bilim Kurgu / Genç Yetişkin / Uzaylılar

Hiç Dünya’nın uzaylılar tarafından ziyaret edildiğini düşündünüz mü? Hem de dostça bir şekilde gelip sizlerle arkadaş olduğunu? Hatta aradan 2 yıl geçtikten sonra kendi vatandaşlarından 3 tanesini ‘Değişim Programı’ adı altında Dünya’ya gönderip Dünyadan da 3 insanı alıp kendi gezegenlerine götürdüklerini düşünün. Düşünemediniz değil mi? Ben de düşünememiştim ta ki Yabancı kitabını okuyana kadar. Uzaylı oğlum bu diyorsun, alır seni uzay gemisi ile kaçırır bir güzel de üstünde deneyler yaparlar diye düşünüyorsun. Yok efendim L’eihr gezegeninden gelen uzaylılarımız böyle değil. Pek efendiler, pek masumlar, pek dost canlısılar. ‘Mi acaba?’ diyesim geldi şu an. Siz yarı yarıya öyle düşünün çünkü kitabından sonuna kadar benim hep umudum vardı. İnişli-çıkışlı da olsa bu sevimli uzaylılar dostumuz.

Kazanmak. Cara Sweeney, bunu kendine iş edinmişti ve işleri yolundaydı. Şeref Öğrencileri Topluluğu başkanı olmuş muydu? Evet. Genç Liderler Ödülünü almış mıydı? Evet. İki yıl üst üste eyalet münazara şampiyonu olmuş muydu? İki kere evet. Okul birinciliğini elinden kaçırınca, bu unvanı da söke söke almanın bir yolunu bulmuştu.

Cara Sweeney, ergenlikten yetişkinliğe geçti yaşlardaki evresini yaşayan, zeki, mutlu ve güzel kızımız. Kendileri o über zekâsını kullanarak okul birinciliği koltuğuna oturmuştur. Yaklaşık 2 yıl öncesinde L’eihrliler gezegenimizi keşfederken, sevgili kızımız Cara’nın annesi kanser ile mücadele ediyordur. L’eihrliler kendilerini dost göstermek için mi yoksa çok iyi niyetli duygulara sahip olduklarından dolayı mı bilinmez ama Cara’nın annesine yardım etmişler ve kullandıkları bir ilaç ile kanseri tamamen atlatmıştır. Cara ve ailesi bu duruma o kadar şaşırmıştır ki evlerine gelen L’eihrliye kadar onları kandırdıklarını ve annesinin tekrar hastalanacağını düşünmektedirler. Ama düşündüklerinin tam tersi çıkmış ve annesi ölene kadar dipdiri bir şekilde hayatına devam edecektir.

İlk defa gerçekleşecek olan LDEPL’eihr Değişim Elçisi Programı – ilk defa gezegenimizden Çinli, Fransalı ve Amerikalı bir aile seçilmiş, L’eihrlilerden ise Aelyx, Eron ve Syrine adında 3 genç seçilmiştir. Ve tahmin edin bakalım Amerika’dan hangi zeki, okul birincisi ve duruma göre L’eihrlilere minnet borcu olan birisi seçilmiştir? Tabii ki de Cara! Ahh deli kız başına ne çılgınlıklar gelecek bir bilsennn! *pispissırıtmaifadesi*

LDEP kapsamı altında okul birincisi, zeki ve ülkesini çok güzel bir şekilde savunup misafirini baş üstünde tutacak olan kızımız Cara’ya düşen L’eihrlimiz ise ensesinde atkuyruğu yaptığı saçları ile bir o kadar yakışıklı, bir o kadar kaslı ve bir o kadar soğuk, suratsız ve bomboş duygusuz gözlerle etrafa bakan Aelyx’tir. Bu çılgın oğlumuzun çılgın ismi Ey-liks diye okunuyormuş. Resmen müzik gibi değil mi? Âşık olabilirsiniz genç kızlar! Ben şimdiden nikâhı bastım bile. :D

Uzaktan bakınca sıradan görünmüştü ama yakından bakınca çocuğun görüntüsü muazzamdı. Midtown’daki sporcuların hepsinden daha uzundu; üzerine oturan üniforması, göğüs ve kol kaslarını ortaya koyuyor, üniformasının kumaşı geniş omuzlarının üzerinde gözle görülür şekilde geriliyordu. Tokasından kurtulan açık kestane rengi saç, sivri çenesinin kenarına düşmüştü. Bakışlarını Cara’ya çevirdiği zaman, kızın neredeyse dibi düşecekti. Onu afallatan, çocuğun gözleri olmuştu; vücudunun geri kalanı gibi kahverengi değildi; grinin en nefis tonuydu. Yoksa bu bakışlar için de mi özel üreme programı uyguluyorlardı? Hiç normal değildi bu.

Bu çocuğumuzun daha doğrusu çocuklarımızın gezegenimize gelmesi insanları iki gruba toplamış durumda. Her ne kadar dış görünüşten insan gibi görünseler de aslında içleri boş kutu gibi bir takım doğrularla büyümüş ve bu doğruların dışına çıkmak istemeyen gelişmiş canlılardır. İşte bu yüzden insanlar kendi içerisinde gruplaşmaya başlamışlardır. Bu gruplaşmalar Cara’nın okuluna kadar sıçramış ve LİKİHL’eihr İşgaline Karşı İnsan Hareketi – grubuna katılan öğrenci sayısı gün geçtikçe artmış ve 8 ay boyunca bir L’eihrliyi evinde yaşatacak Sweeney ailesine karşıda cephe almaya başlamışlardır. Gün geçti tehdit dozajlarını yükselten bu LİKİH grubu sonuçları iyi olmayan denize doğru yelkenlerini açmış ilerlemektedirler.

Rahatlık ve mutluluk: Aeylx’in Dünya üzerinde hiçbir zaman yaşayamayacağı iki şey.

Ha bu arada demiyorum ki bizim L’eihrliler masum? Sizce de öyle bir durum söz konusu olabilir mi? Sonuçta adamlar yıllardır yaşadıkları yaşam biçimden çekip alınıyor ve kendi gezegenlerine göre pislik içindeki bir gezegene gönderiliyorlar ve nefret ettikleri canlı kolonisi ile birlikte yaşamaya zorlanıyorlar. Sizce bu durumda ne yapardınız? Eğer birazcık isyankârsanız bu duruma isyan eder, baş kaldırır ve yaşadığınız süre boyunca gizli gizli her pisliği yapardınız değil mi? İşte bizim hikâyemizdeki isyankâr, pislik yapan gencimiz ise Aelyx. Hem ne pislikler yapacak!!! Sakın dış görünüşüne aldanıp benim gibi hemen nikâhı basmayın aa sevgili kitap kurtları. Yaptıklarını öğrenince şok geçireceksiniz resmen. Tabii sonunda yola gelse de olsun. Adam sonuçta bir kere kötü şeyler yaptı değil mi? Neyse zamanla bakarsınız affederiz. :P

Genel olarak kitap hakkında yorum yapmam gerekecek olursa güzeldi. Özellikle vampirler, kurt adamlar, büyücüler, cadılar, zombiler dışında uzaylılara el atmamız, onların gezegenimize gelmesi gibi olaylar çok güzeldi. Ayrıca farklıydı da. Özellikle Aelyx’in Dünya’ya geldikten sonra küllerinden doğmuş gibi bambaşka bir insan olması ve emekle emekleye yürüme aşamasına geçerek bir insana benzemesi de harikaydı. Tabii bu harika olay örgüsünü ortaya çıkartan yazarımızın da hakkını yememek lazım… Sonuçta ortaya mükemmel bir konu çıkartmış ve bunu çok güzel olay örgüleri ile bağlayarak bizlerin önüne sunmuş. Yer yer çoook uzattın be sevgili yazarım desem de yine de kitabı çok sevdim. Bunların dışında yan karakterlerde tam yerinde dengeli bir şekildeydi. ‘Bir kötü dostun varken neden bir de iyi dostun olmasın ki?’ tezini ortaya koyan arkadaşlıklar yer alıyordu kitapta. Son olarak ise kitap o kadar güzel yerde bitti ki devamını okumamak için kendimi resmen çok zor tutuyorum. Yakın hatta çoook yakın bir zamanda onun da yorumu ile sizlerle beraber olacağım.

Puanım 5 üzerinden 4!

4

Ayrıca Yaz Okuma etkinliğimizi takip etmeyi unutmayın sevgili okurlar!
Etkinlik boyunca devam edecek yarışmaları da sakın unutmayın! 

11535738_706438129502689_8293325722443096025_n

damy (1)

Yaz Okuma Şenliği #1 : Şeytan Tüyü – Julie James / İnceleme


11391120_886014601437280_8119828934595798707_n

Kitabın Adı : Şeytan Tüyü
Orijinal Adı : Something About You
Serinin Adı : FBI/US Attorney
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Julie James
Çevirmen : Süreyya Çalıkoğlu
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Haziran, 2015
Sayfa Sayısı : 470
Tür : Romantik / Günümüz / Yetişkin

Evet, Chicago kentindeki otuz bin otel odasının içinden kendisini Jack’e götürecek olanını bulmayı başarmıştı.

Cameron Lynde, 32 yaşında uzun kestane rengi saçlara sahip 1.60 boyunda ve boy takıntısından dolayı topuklu ayakkabılara hasta alımlı, güzel ve tabii ki başına buyruk Chicago eyaletinin savcı yardımcısıdır. Başına buyrukluğu yüzünden başına birçok iş açmasının yanı sıra da ismini çok güzel duyurmuş ve bölgenin en gözde savcı yardımcılarından birisi olmuştur. Neredeyse girdiği her davayı kazanmasının yanı sıra en çok davaya bakan, en çok dosyaya sahip savcı yardımcısıdır. Bu yüzdendir ki hem itibarını hem de otoritesini koruyabilmek için en az 8 cm topuklularla gününü geçiyordur deli kızımız.

Jack Pallas ise 35 yaşında uzun boylu, yakışıklı, kaslı yani kısacası seksi bir FBI özel ajanıdır. Yıllarca gizli görevlerde yer aldıktan sonra en son ki görevindeki başarısızlıktan dolayı kariyeri bitme noktasına gelmiştir. Kariyerin bitiş noktasına gelmesinde ise az da olsa Cameron’un katkısı vardır. 3 yıl önce üzerine çalıştıkları ortak bir dosyada bazı işler ters gitmiş ve Jack’in bin bir emek verdiği dosya sonuçlanmadan kapanmış ve bu olaya çok sinirlenen Jack ise tüm kameraların önünde Cameron’a ağzına geleni söylemiş ve hem kendisini hem de Cameron’u rezil ederek kariyerini bitirme noktasına gelmiştir. Ama adam da haklı yahu! Sen 2 yıl boyunca yeme içme o gizli görev için emek ver, kendini tehlike sularından sularına atla ve dava nedensiz bir şekilde kapatılsın ve sen o bölgenin en iyi ajanıyken iken saçma sapan bir yere sürül. Adalet mi şimdi bu?! Evet adalet çünkü sevgili Jack yavrucuğum, kameraların karşısına geçip öyle ağzına geleni söylemeyecektin ve milleti ayağa kaldırmayacaktın. Sonucu kendin gördün işte.

Hıyardan ziyade, içi erimiş çikolata dolu volkan tatlısı gibi.

Cameron ile Jack’in tanışmaları böyle oluyor işte sevgili okurken. Kariyerinde başarılı iki insan aynı dosya üzerinde çalışmaya başlıyor, yavaş yavaş aralarında bir çekim başlayarak aralarındaki mesafe kapanarak iş arkadaşlığından sevgili olayına tam dönecekken yukarıda anlattığım olaylar patlak veriyor ve her ikisi de birbirine kanlı bıçaklı düşman haline geliyor.

“Sizinle tekrar görüşmek güzeldi, Ajan Pallas. Nebraska’daki üç yılın, hıyarlığınızı azaltmadığını gördüğüme sevindim.”

3 yıl aradan sonra ise bir gün sevgili kızımız evinde olan tadilat dolayısıyla kendini şımartmak istiyor ve kendini bölgenin en pahalı otellerinden birisine atıyor. Ama kader onun yüzüne gülmüyor ve hayal ettiği her ne güzel bir şey varsa hepsi ters dönüyor ve o gece Cameron için bir zehir haline geliyor. Yan odadaki sevgili komşuları o kadar gürültülü – oyunlar diyelim :D – oyunlar oynuyor ki sevgili kızımız dinlenmeyi geçin uyuyamıyor bile ve lanetler üzerine lanetler yağdırıyor. 2 saat bu gürültülü seslere katlanan Cameron – ki bence çok bile katlandı – otelin güvenliğini arayarak yan odasındaki kişileri şikâyet ediyor ve sessiz olmaları için onları uyarmalarını istiyor. İşteeee tüm olaylar güvenlik görevlilerinin yan odaya gelmeleri ile başlıyor.

“Teşekkürler. Peki, güya beni tanıyan bu meçhul özel ajanın söyleyecek başka bir şeyi var mıymış?”
“Sadece yaygara koparmaya başlarsanız onu çağırmamı söyledi.” Cameron’a şöyle bir baktı. “Yaygaraya şimdi başlayacaksınız, değil mi?”

Buradan sonra spoiler kısmına gireceğini düşünerek anlatmıyorum ama efendim 3 yıl aradan sonra Cameron ile Jack’in karşılaşması şahaneydi. Özellikle birbirlerinin suratlarında oluşan ifadeler görmeye değerdi. Sevgili kızımız ayağında topuklular olmadığı için kendini savunmasız hissederken, sevgili oğlumuz ise 3 yıl aradan sonra ilk defa Chicago’ya geliyordur ve daha ilk görevinde Cameron ile karşılaşmasını kaderin bir oyunu olarak görerek kaderine tonlarca küfürler ediyordur. Geçen sefer ki hazin görevden sonra yolları bir şekilde çok ayrı düşmüştür ama bu seferki görevde ise tam tersi olmuştur ve Cameron ile Jack’in yolları hiç olmadığı kesişip yakınlaşmıştır. Acaba nasıl yakınlaşmalar? *ıslıkçalanifade* Okuyun da görün sevgili kitap kurtları. Okurken gülmekten karnınıza ağrılar girecek inanın.

“Bu bir cevap değil.” Cameron onun ortağına döndü. “Hadi ama Wilkins, sen iyi polissin. Açık konuş benimle.”
Wilkins gülümsedi. “Şaşırtıcı, ama bence bu kez Jack kötü polisi oynamaya çalışmıyor. Korunmanı öneren oydu.”
“O zaman yandım demektir.”

Kitaba genel bakış atacak olursak inanılmaz derecede gerçekten inanılmaz derecede eğlenceli bir kitaptı. Nasıl başladım nasıl bitirdim anlamadım bile. Resmen su gibi akıp gitti. Yazar ikili arasındaki konuşmaları o kadar kıvrakça, zekice ve iğneleyici bir espri anlayışı ile yazmış ki ortaya mükemmel bir kurgu çıkmış. Bir ara sırf ikili arasındaki diyalogları okumak için satır aralarını atlamayı bile planladım düşünün. Normalde öldürseniz böyle bir şey yapmam. Prensiplerime ters ayol! Kitaptaki noktasını virgülünü okuyan bir insanım ben. :D Düşünün yani ikili arasında ne kadar komik replikler geçiyor ki beni bile bu hale getirdi. Bunun dışında karakterlerimiz kitaba cuk oturuyordu. Yazarımız o kadar güzel karakter özellikleri seçmiş ki anlatamam resmen bu karakterler bu kitaba aitmiş ve başka kitapta yer alırsa çok pis sırıtırmış gibi durur. Yani kısacası yazarımız kitabın karakterlerini okuyucunun çok seveceği özelliklere sahip, kitaba özgün karakterler yaratmış. Ayrıca başkarakterlerin yanı sıra yan karakterlerde süperdi dostum. Hepsine tek tek bayıldım dostum! Son olarak ise şunu söylemeden geçemeyeceğim, kitapta işlenen cinayet her ne kadar yazar tarafından planlanıp, süslenip püslenmiş ve bize sunulmuşsa da yine de çok basitti. Tamam yer yer yüreğim ağzıma gelse de, yazar bölümleri birbirine mükemmel bir şekilde bağlayıp sayfa üstüne sayfa çevirmemi sağlasa da yine de basitti. Ama tabii ki bu açığı karakterlerimiz kapatıyordu. Yazarımız bir şekilde olayları dengelemişti. Sırf bu yüzden yani basit bir cinayet planı olduğu için puan kırıyorum. Yoksa benden tam puanı hak eden bir kitaptı Şeytan Tüyü.

Puanım 5 üzerinden 4.5!

thz3y

Ayrıca Yaz Okuma etkinliğimizi takip etmeyi unutmayın sevgili okurlar!
Etkinlik boyunca devam edecek yarışmaları da sakın unutmayın! :* 

11535738_706438129502689_8293325722443096025_n

damy (1)

Ugly Love – Colleen Hoover / Inceleme


17788401

 

Kitabın Adı : Ugly Love
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Sayfa Sayısı : 320
Basım : Ağustos, 2014
Tür : Günümüz/ Genç Yetişkin / Romantik

Herkese merhabaaa!!!

Uzun zamandır yorum yazmamanın verdiği heyecan ile karşınızdayım efendim! Bir de son zamanın en güzel kitaplarından bir tanesini okumuşum ki sormayın gitsin. O kadar güzel, o kadar güzel ki anlatamam. Zaten kitabın yazarını taparcasına seviyorum. Kadın nasıl damardan dalmasını biliyor. Resmen damardan daldığı aşk hikâyeleri ile okuyucularını önce kıvrandırıyor sonra it gibi ağlatıyor, araya damardan bir geçmiş hikayesi sokuyor okuyucuyu tekrar ağlatıyor, sonra da mutlu son ile okuyucularını sevgi pıtırcığı yapıyor. Biç karı! Sinir oluyorum! Ama lanet olsun ki çok seviyorum! <3

Yorum yapacağım, daha doğrusu azıcık spoilerlı yorum yapacağım kitap olabülür?

Ağustos ayının bomba kitabı, Ugly Love – Colleen Hoover ! Tanrım ne KİTAPtı ama! Cidden o kadar güzeldi ki, anlatamam! Kitabı okurken o kadar inişli- çıkışlı duygular yaşadım ki sormayın gitsin. Hem ağladım hem güldüm. Hem duygulandım hem sevindim. Hem sinirlendim hem acıdım vs. vs. vs. Yani biç karı yine acımamış kelimeleri ile tüm duyguları ince ince işlemiş hikâyeye.  Ve tabi okuyucunun kalbine de!

Aşkın çirkin tarafları ile güzel tarafları arasındaki fark, güzel taraflarının daha parlak olmasıdır. Bu siz de yüzüyormuş gibi bir hissi uyandırır. Sizi yukarıya kaldırır. Sizi taşır.
Aşkın güzel tarafları sizi dünyanın geri kalan kısmının üzerinde tutar. Onlar, sizi kötü şeylerin çok ama çok üzerinde tutarak, her şeye  sadece yukarıdan bakmanızı ve de sadece “Wow, iyi ki buradayım” diye düşünmenizi sağlar.

Kitabımıza gelecek olursak, Tate Collins adında 23 yaşında, kahverengi saçlı, kahverengi gözlü taş bir hatun hafta içinde hemşirelik bölümünde yüksek lisansını yapıyorken, hafta sonu da hastanede çalışıyordur. Neredeyse nefes alacak zamanı yoktur kızcağızın. Bir de bunun üstüne okulu yaşadığı yere uzak olduğu için ondan sadece 2 yaş büyük olup babasından daha fazla koruyucu olan ve aynı zamanda dede ve baba mesleği pilotluğu devam ettiren Corbin’in yanına taşınmak zorunda kalmıştır. Tate aslında bir yandan bu duruma çok seviniyordur çünkü uzun bir süredir Corbin ile görüşmüyorlardır ve aradaki açığı kapatacak tek şeyde bu olaydır.

Tate, pılını pırtısını toplayıp abisinin evinin kapısından içeriye girene kadar bir sürü garip olay yaşamıştır. Önce apartmanda yaşayan pilotları ve onların ailelerini asansöre bindirmesinden dolayı kendisini pilot zanneden 80 yaşındaki Cap adındaki yaşlı bir tontanla tanışmıştır. Daha sonra asansöre binmiş ve Dillon adındaki sapığın göz tacizine maruz kalmıştır. Hem de uçkuru kaçık herif evlidir! Şerefsiz! -.-

Bunlar yetmiyormuş gibi Corbin’in kapısının önünde bir leş yığını gibi yıkılıp kalmış birisi vardır. O birisi çoook uzun boylu, yakışıklı, kumral saçlı, açık mavi gözlü, 24 yaşındaki başarılı mı başarılı bir pilot olan Miles Archer’dır. Kitabımızın yegane ve biricik yakuşuklusu! Sevdiceğim! Biriciğim! Kalbimin efendisi! (Tamam burada abartmış olabilirim, sonuçta harem geniş bende :D ) (Ama bu kitap için kalbimin efendisi cidden *.* )

Ha bu arada söyledim mi bilmem ama Miles’ın çenesinde geçmişinden kalma yara izleri vardır ve lanet olsun ki bu yara izleri onu daha seksi yapıyordurrrrrrrr! <3

Tamam bu kadar aşk itirafı yeter yoksa konuya geçemeyeceğim. :D

Şimdi efendim, kızımız Tate kapıya geliyor ve bu ayyaş ile ne yapacağını bilemiyordur. Sonuçta adam öküz gibi ağır bir de leş olmuş. Kapıyı azıcık da açabilmek için onu kenara çekiyor ama tam kapıdan girecekken ayyaş birden zombi edası ile uyanıp kızcağızın bileğini tutuyordur. Bu durumda ne yapacağını bilemeyen Tate, güç bela kapıyı kapatıp Corbin’i arıyor ve kapının önündeki leş ile ne yapacağını soruyordur. Abisi süper sonik bir teklif sunup yan komşusundan yardım istemesini söylemiştir ki yan komşusunu aradığı zaman o leşin aslında yan komşusu olduğunu öğrenmiştir. Tabii bunu Tate’e söyleyiş şekli vardır ki tadından yenmez. :D

Corbin’in hatırına Miles’ı içeri taşımış ve kendisini direk yatağa atmıştır. Ve sabah gözlerini açması ile tüm olaylar iplik söküğü gibi hızla gerçekleşmeye başlamıştır.

Gözleri hayatımda gördüğüm en açık mavi. Akşamdan kalma kanlı ve yarı açık gözler… Gözleri o kadar açık mavi ki neredeyse renksizler. Denizdeki dalgalara yaklaşır gibi o gözlere bakmaya devam ettim. Onların, Karayip Denizlerinin suları kadar berrak bir mavi olduğunu söyleyebilirim. Ve ben hiç Karayipler’e gitmediğim için bunun doğru olduğunu söyleyemem.

Öncelikle Tate’in Mile ile tanışmaları vardır ki tam bir olay. Geceki leşliğinden sonraki sabah Miles ile Tate’in adam akıllı tekrar tanışmaları var ki gerçekten eriyip bitilecek bir olay. Asansörde oldu oğlummm! (Ve okuyucunun ağzının suları akar, akar ve akar….) Sonuçta kızımız kalbini çoktan kaptırdı. Şıp sevdi pislik! O benim uzak dur -,-

Daha sonra Corbin’in evinde Ian, Dillon sapığı ve yakuşuklu Miles’ın geleneksel oyun gecesinde bulunmaları var ki sormayın. Yakuşuklumuz, kızımızı hemen evine göndermiş ve orada dersini çalışmasını istemiştir. Çok düşünceli yahu! Ama ipler ise Collins ailesinin evinde Şükran Günü yemeği yenmesi ve o gece orada kalınması ile kopmuştur. Her şey bir masum öpücük ile başladı gibi klasik bir deyiş var ya işte Tate ile Miles arasındaki her şey masum bir öpücük ile başlamış, aralarına sınır çekmek için Miles tarafından kurallar konulmuş ve Tate tarafından da bu kurallara uyulmuştur.

Sonuçta Miles içine kapanık, geçmişte yaşadığı ağır, üzücü ve yürek burkan olaylardan dolayı hem duygularına hem beynine bir zırh örmüş ve bu zırhı 6 yıl boyunca da güçlendirmiştir. Yaşadığı yürek burkan olaydan dolayı 6 yıl boyunca kadınlardan uzak durmuş ve önce kendisini pilotluk eğitimine adamış daha sonra da işine. Ama Tate’i ne zaman görmüştür işte o vakit o zırh kendisinin bile farkında olmadığı bir şekilde erimeye başlamıştır. Ama yakuşuklumuz aklınca o zırhı koyduğu iki kural ile sağlam tutmaya çalışmıştır. Ama hayat bu Miles’cığım ne olacağı bile belli olmaz. Bakarsın minik bir hemşire o zırhı delip geçer ve sen bunun farkında olmadığın için feleğin şaşar.

“Bu sadece senden hoşlanmamla alakalı bir şey değil, Tate.” Derince bir iç çekti ve ellerini saçlarından geçirerek sıkıca ensesini kavradı. “Sadece senden hoşlanmak istemiyorum. Hiç kimseden hoşlanmak istemiyorum. Hiç kimseyle çıkmak istemiyorum. Hiç kimseye aşık olmak istemiyorum. Ben sadece….” Kollarını göğsünde bağladı ve yere bakmaya başladı ve “Sana ilgi duyuyorum, Tate,” dedi fısıldayarak.

Kısacası hikayemizin arka planında Miles çok ama çok acı çekmiştir. O kadar acı bir hikayesi vardır ki anlatamam. Gözyaşlarıma tekrar yenilmek istemiyorum. :( İnsan 18 yaşında bu kadar ağır bir acıyı nasıl kaldırır? O acı ile nasıl yaşar diye kendinize soruyorsanız açın Ugly Love’ı okuyun. Gerçekten de Ugly Love! Birebir Miles’ın hikayesi… Yazık kuzum neler çekmiş! Kıyamam :(

Düşüncelerim artık birer düşünce değildi.
Düşüncelerim artık Rachel’dı.
Sana aşık olamam, Rachel.
Lavaboya baktım. Ama Rachel’a bakmak istiyorum.
Havayı derince içime çektim. Ama Rachel’ı içime çekmek istiyorum.
Gözlerimi kaptım. Ama sadece Rachel’ı görüyorum.
Ellerimi yıkadım. Ama Rachel’a dokunmak istiyorum.

Sonuç olarak ben kitaba bayıldım, karaktere aşık oldum, onların yerine kendimi koydum, önce Miles’ın Rachel’a aşkını yaşadım, daha sonra Tate’e olan duygularını nasıl saklamaya çalıştığını, zırhını indirmemek için neleri göze aldığını gördüm, en sonda ise artık tüm bunlara dayanamadığını anlayan Miles’ın pes edişini gördüm. Hem onun gözyaşları ile okudum o satırları hem de kendi gözyaşlarım ile…

Her ikimizde gözyaşlarımız akarken derin derin nefesler alıyorduk. Yoğun… Yürük burkucu… Ve yıkıcı bir şekilde…
Ve bu çok çirkindi.
Ama bitti.

Yukarıda da dediğim gibi Colleen’in kalemine bayılıyorum. Özellikle Umutsuz kitabından sonra (yorumum için tık-tık) kadının kalemine ve kurgusuna aşık oldum. Ugly Love’da en az Umutsuz kadar güzeldi, harikaydı, şahaneydi! Colleen nasıl yapıyor bilmiyorum ama kitaplarını okuyan okuyucularının resmen duygularını çok güzel bir şekilde çalkama ayran yapıp okuyucuya sunuyor. Resmen boşluğa düşürüyor bizi. Biç karı! Sinir oluyorum sanaaa! Ama çok da seviyorum! Lanet olsun! Ugly Love’ıda çok sevdim, Umutsuz’u da! Okuyun, okutun! Miles’ın acı hikayesi ile azıcık sizde gözyaşı dökün. Ben çok döktüm! Artı bir de Miles ile Tate aşkını yaşayın tatlı niyetine. Gerçekten bayılacaksınız. Ben çok sevdim siz de seveceksiniz. Kısacası okuyun işte deli etmeyin adamı! :D

Önce 5 yıldız resmini şuraya yapıştırayım. Ha bu arada yukarıda ki çeviriler bana ait hatam varsa affola! :)

5

 

damy (1)