Kalbim Aşktan Yana -Jennifer Apodaca / İnceleme


0000000711748-1

Kitabın Adı : Kalbim Aşktan Yana
Orijinal Adı : The Baby Bargain
Serinin Adı : Once a Marine Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jennifer Apodaca
Çevirmen : Merve Altıparmak
Yayınevi : Nemesis Kitap
Basım : Eylül, 2016
Sayfa Sayısı : 289
Tür : Yetişkin / Romantik / Günümüz

Tamam dövmeyin biliyorum söz verdim çok yakın bir zamanda aşk romanı okumayacaktım ama n’apayım Kalbim Aşktan Yana kitabının kapağına vuruldum. Çok şirindi, çok şekerdi, çok tatlıydı. Onu en yakın zamanda okumasaydım çok üzülürdüm. Affedin n’olur! Ayrıca hem elimdeki aşk kitapları bitti ki başka kalmadı. Yani yeni almazsam. :P Ve hazırladığım okuma listesi ile gözüken o ki Ekim ayında bol bol fantastik, bilim-kurgu türevlerini okuyacağım. Ve ayrıca son zamanlarda şu dikkatimi çekmeye başladı; nedense hep evli kadınları, evlenmeye yakın olan gençlerimizi, bekar anne olan ve bir şekilde ölümsüz aşkını geri bulan kadınlarımızı okur oldum. Acaba bunlar evrenin bana birer mesajlarımı bilemiyorum. Evlen artık sinyallerimi gönderiyorsun evrenciğim bilmiyorum şekerim ama ben okuyorum benden uzak dur. Daha çook var o yola. İşte bu sebepten dolayıdır ki fantastik edebiyata direk geçiş yapıyorum yoksa psikoloji elden gidecek. :D

Ve şimdi ilk önceliği oğlunu korumaktı. Bunun için hoşlansa da hoşlanmasa da Adam’a, oğlunun babasına ihtiyacı vardı. 

Kalbim Aşktan Yana, Eylül ayı içerisinde okuduğum son kitap olarak listeme girdi. Resmen dakikalarla oynadım. Saat gece 12’de kitabı bitirdim ve Eylül ayında tam 12 kitap okumuş oldum. Bu ay resmen kitap okumayı kendime depo ettim. Kitabımıza gelecek olursak eğer, kitabımızda neredeyse her konu işlenmişti. Aşk, hırs, intikam, gerilim; yani kısacası her şey vardı kitabın kurgusunda. Dr. Megan Young, 30-35 yaşlarında bir veterinerdir. Hayvanları özellikle de köpekleri çok seviyordur. Aynı şekilde 2 yaşındaki oğlu Cole’da köpekleri çok seviyordur. Evlerinin sadık koruyucuları Max, yazarın deyimi ile onun kankasıdır. Bebekliklerinden beraber olan ikili her anlarını beraber geçirmektedirler. Dr. Young, güzelliğinin yanı sıra zeki bir kadındır ama bu onun aşkta mantığı bırakacağı anlamına gelmemektedir. Öyle ki 3 yıl önce sevdiği adamdan hamile kaldığında hamile olduğunu ondan saklamıştır. Bunun sebebi ise Mega küçükken onu istemeyen babasından çok çekmiştir ama oğlunun yine aynı şeyleri yaşamasını istememektedir. Çünkü, sevdiği adam onu istemeyip 2 kez onu terk etmiştir. bu onun kolayca sindiremediği bir şey olup oğullarının da terk edilmesini istememektedir.

Adam’ın içinde kilitlenmiş ve orada tutsak kalmış şeyler vardı. Kimseye bahsetmeyeceği şeyler. Kelimeleri gerçekten söyleyemiyordu bile. Denediği takdirde gırtlağı kapanıyor, onu boğmaya başlıyordu. O kadar batmış durumdaydı. Sadece kabuslarında ortaya çıkıyordu.

Adam Waters ise geçmişi kapkaranlık olan bir Deniz Kuvvetleri askeridir. Geçmişi o kadar karanlıktır ki onu hiç kimse anlatamıyor, anlatmaya çalıştığında ise boğazı düğümlenip onu konuşturmuyordur. Geçmişinde yaşadığı olaylardan dolayı kimseye bağlanmak istemiyor, kimsenin sevgisini kabul etmek istemiyordur. Ki bu tutkuyla sevdiği kadını terk etmek anlamına gelse de… Hayatında yaşadığı bazı olaylardan dolayı sırf güçlü olabilmek için, sırf birilerine kendini kanıtlamak istemek için Deniz Kuvvetlerine katılmış ve iyi bir adamdan olmuştur. Yalnız bir adam. 10 yıl önce terk ettiği sevgilisini 7 yıl sonra ailesinin ölümü ile tekrar görmüş ve onu iki kişi olarak bırakmıştır. Ama ne yazık ki Adam’ın bundan haberi yoktur ve de uzun bir sürede haberi olmayacaktır. 3 yıl sonra o nefret ettiği yere yani Raven’s Cove’a yolunun düşmesi ile hem sevdiği kadını görmüş hem de onun sırlarına merhaba demiştir.

Adam artık bir asker değil koruma şirketi olan bir iş adamıdır. Ve yanında çok güvendiği dostları çalışmaktadır. Megan’ın yaşadığı yere yolunun düşmesi ile beraber ailesine ait olan evi satarak artık o iğrenç kasabadan sonsuza kadar kurtulmak istiyordur. Ama bir söz vardır bilir misiniz? Siz plan yaparsınız ve yukarıdan Tanrı size gülmeye başlar diye. İşte Tanrı, Adam’a çok güzel gülmüştür. Çünkü o tamamen o kasabadan çekip gitmeyi düşünürken ne bilsin o kasabaya çapa atacağını.

Megan’ın başının belaya girmesi ile beraber daha doğrusu ona atılan iftira ile gerçekleri apaçık göre Adam neye uğradığını şaşırır ve bir türlü olanları kabul edemez. Ki kitap bu noktada heyecanı tavan yapmış ve de soluksuz okumama sebep olmuştur. Kitabın yarısından itibaren nasıl okuduğunu bilmiyorum. Resmen su gibi akıp gitti ve de bitti… Bir an keşke bitmeseydi diyecektim ama kitap o kadar güzel bir yerde o kadar güzel tadında bitti ki anlatamam size. Kalbim Aşktan Yana kitabı kurgu ise, konusu ile tam bir çerezlik bir kitaplıktı. Alın okumaya başlayın ve de başladığınız gibi bitirin.

Ayrıca söylemeden edemeyeceğim kitabın kapağı muhteşemdi! İç dizaynı ise ondan daha da muhteşemdi! Ba-yıl-dım! Ve merakla serinin diğer kitaplarının kapaklarını bekliyorum! <3

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

b8z5lv

Reklamlar

Okuma Etkinliği: Sen Benimsin – Tessa Bailey / İnceleme


d35fb4c6-b653-464b-8d83-8296ec0bbc68

Kitabın Adı : Sen Benimsin
Orijinal Adı : Protecting What’s His
Serinin Adı : Line of Duty Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Tessa Bailey
Çevirmen : Pınar Polat
Yayınevi : Nemesis Kitap
Basım : Ekim, 2015
Sayfa Sayısı : 350
Tür : Yetişkin / Günümüz / Romance

Yeni bir okuma etkinliğinden herkese merhabalarrr!!! Nemesis Kitap imzası ile çıkan Sen Benimsin kitabına 5 blogger; Kitap Arası Kitap Molası, Hayal Perest’in Zaman Yolcuğu, Vera’nın Rüya Kitaplığı, Agnes Wood ve de bendeniz, bir araya geldik ve bir etkinlik yapalım dedik. Etkinliğimiz Pazar gününe kadar devam edecektir ve de etkinlik boyunca Nemesis Kitap’ın FB sayfasında devam edecek yarışmaya katılmayı unutmayın sevgili kitap kurtları. Yarışmaya katılmak için tık-tık!

Etkinlikte bugün ise bendeniz kitabımızdan alıntılarla ve yorumumla karşınızdayım. :)

Kitabımız, ana karakterlerimizden birisi olan Ginger’ın annesinin parasını çalarak Chicago’ya taşınması ile başlıyor. Ginger ve kız kardeşi Willa, yıllarca babaları olmadan ve annelerinin de bir striptiz kulübünde çalışması sonucu piş işleri ile uğraşmışlardır. Ginger, 17 yıl boyunca Willa’nın annesi olmuş ve ona bakmıştır. 17 yıl sonra bir gün annesi eve para dolu bir çanta ile gelince, kardeşini ve para dolu çantayı da alarak kaçmayı planlamışlardır. Ve de kaçmışlardır. Önce ki yaşamlarına göre daha lüks bir daireye taşınmışlar ve bununla birlikte daha bir lüks yaşama adım atmışlardır. Tabii eski sefil yaşantıları düşünülürse bu yaşamları onlara çok lüks geliyordur.

Ama taşındıkları yerde öyle bir sürprizle karşılaşmışlardır ki 40 yıl planlasalar böyle bir durum karşılarına çıkaramazlardır. Bu şans nasıl bir şans mıdır? Hemen anlatayım şekerler! Karşı komşuları bir polistir. Hem de ne polis?! Rütbeli bir polistir. Komiserdir!

Düşünebiliyor musunuz? Sen Ginger yıllarca annenin yanından kaçmak, kardeşini rahat bir hayata adım atması için bir fırsat yaratmak için çabala ve bu fırsat bir çanta ile karşına gelsin ama sen yeni yaşamında karşında komiser komşunla yaşamına devam etmeye çalış. Şans valla yavrum cidden eşek şansı Ginger’cım! :D

Ama şimdi o komşu komiserde bir içim su. Komiser olduğunu gözün filan görmüyor. Ki Ginger ile ilk karşılaşmalarında uzun boylu, otuzlarının başında, mesleğinde zirvelerinde olan Derek Tyler ile karşılaşmaları o kadar ateşliydi ki resmen apartman alev aldı diyebiliriz. :D

Tabi alevler gün geçtikçe büyüdü büyüdü büyüdü ve Ginger’ın dairesinin çatısını çökertti! Şaka değil gerçek aa dostlar. Ama alevlerden çökmedi çatı, üst kattaki tonton nine suyu açık unuttuğu için tavan su aldığı için çöktü. Ee kızlarımız şimdi ne mi yapacak diye düşünüyorsunuz? Tabii ki Derek’in ev arkadaşları oldular! *yaşasınnn!!!*

İşte bu andan itibaren alevler büyüdü ve aşka dönüştü. Tabii zorlu yollardan geçerek…

Kitaba genel bir bakış atarsak güzeldi ama yakın zamanda konuları birbirine yakın olan Şeytan Tüyü’nü okuyunca, Sen Benimsin kitabı bir tık aşağıda kaldı. Ama yine de kızımızın yaşadığı zorluklar içimi cız ederken, oğluşumuz Derek’in yakışıklılığı, seksiliği ve de düşünceli davranışları beni benden aldı. Resmen aşık olunacak birisi. Yerim yerim! <3

Puanıma geçmeden önce alıntılarımı sizlerle paylaşıyorum hemen sevgili kitap dostları;

Kapının önünden geçen erkeksi kahkahaya rağmen Willa’nın yaklaştığını duydu. “Görünüşe göre sonunda ayaklarını kapanmayı istemeyecek tek erkeği bulduk, Ginger.”
Öyle olup olmadığını bekleyip göreceklerdi değil mi?

“Bak şimdi, komiserim. Bir hanımefendiye geçmişteki hırçınlıklarını hatırlatmak pek de centilmence değil.”
“Senin etrafında bir centilmen olduğunu hatırlamakta oldukça güçlük çekiyorum.”

Ginger onun kendisi ile böyle açık saçık konuşmasından hoşlanıyor muydu? Evet. Bu onu kızdırmalı mıydı? Muhtemelen. Ama onun böyle davranması Ginger’a dürüst olduğunu hissettiriyordu ve onun bedeninde uyandırdığı yoğun etkiyi inkar edemezdi.

Derek nasıl bir erkek arkadaş olurdu? Kontrolü elinde tutan mı? Sahiplenen mi? Meydan okuyan mı? Yukarıdakilerin hepsi.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)

 

Yaz Okuma Şenliği #4 : Senin Yerinde Olsaydım – Lisa Renee Jones / İnceleme


25744587Kitabın Adı : Senin Yerinde Olsaydım
Orijinal Adı : If I Were You
Serinin Adı : Kayıp Günlükler Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Lisa Renee Jones
Çevirmen : Hülya Bakça
Yayınevi : Arkadya Bitter
Basım : Haziran, 2015
Sayfa Sayısı : 328
Tür : Romantik / Günümüz / Erotik

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba!!! Yaz Okuma Şenliğimiz kısacık bir moladan sonra devam ediyor, sevgili okurlar! :)

Verdiğimiz kısacık moladan sonra takvimimiz azıcık bir yer değişikliğine uğraşmış oldu. Arada bulunan birkaç kitabı atlayıp Merve ile çok okumak istediğimiz Senin Yerinde Olsaydım kitabını geçtik. Peki, bu kadar çok istememize rağmen kitabımız nasıldı mı? Hımm…. Bence orta şekerli Türk kahvesi tadındaydı. :)

Yanılmıştım. O tehlikeli değildi. Çikolata gibi de değildi. O ölümcül bir uyuşturucuydu ve ben korkuyordum.

Kitabımızın ilk bölümünü açtığımız zaman bir günlüğün sayfaları ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu günlük, baya bir mahrem olayların yazan kişi tarafından duygu ve düşüncelerini harmanlayıp ince ince kelimelerle işlendiği bir anı defteridir. Yazan kişi belli midir? Hayır. Sadece bir kadın olduğu bellidir ve sevdiği veya tutkulu olduğu kişiyle neler olduğunu en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır. Bu günlüğü kitabımızın başkarakteri olan Sara McMillan’ın hem en yakın arkadaşı hem de komşusu olan Ella bir depo satışından almıştır. Hatta depo satışından günlüğün sahibi olan kadının bütün özel eşyalarını almıştır. Ve işin komik tarafı bu günlükten bir tane değil bir sürü vardır. Kadın sonsuz aşkını, sevgisini ve tutkusunu sayfalarca, defterlerce yazmıştır.

Sara, bir lisede İngilizce öğretmeni olmasına rağmen sanat tarihi alanın eğitimini tamamlamıştır. Geçmişten tüm hayatını etkileyen olaylar nedeniyle geçimini sağlayabilmek için bir işe ihtiyacı vardı ve o da öğretmen olmayı seçmiştir. Komşusu Ella’da onun gibi öğretmendir. Yaz tatiline çıktıkları ilk gün Ella, zengin sevgilisinin evlenme teklifi ettiğini söyleyerek sahip olduğu Bayan X’in tüm günlüklerini ve eşyalarını Sara’ya bırakarak o çok zengin sevgilisi ile tatile çıkmıştır. Sara’nın Bayan X’in eşyalarının olduğu depoya gitmesi ile tıkır tıkır rayında ilerleyen tüm hayatı raydan çıkmış ve çok imkansız olayların yaşanacağı yollara sapmaya başlamıştır.

Depoya girmesi ile Bayan X’in kim olduğunu öğrenmiş ve hatta özel bir kutudan çıkan broşürler sayesinde Allure’ye yani şehrin en gözde en büyük resim galerisine gitmesi gerektiğini kendine bir zorunluluk haline getirmiştir. Sara, Bayan X’i bulma konusunda resmen ant içmiştir.

Allure’den adımını attığı ilk dakikadan itibaren dünya yakışıklısı bir ressam olan ama hiçbir zaman zenginliğini göstermeyerek salaş salaş ortalıklarda dolaşan Chris Merit ile yollarının kesişmesinden tutunda, Allure’nin patronu olan ve çalışanlar arasında ‘Canavar’ lakabını almış ve bu lakabı layığı ile yansıtan ve kitabın ikinci yakışıklısı ama aynı zamanda jilet gibi takımları ile ‘Ben bir patronum!’ ifadesi ile gezen Mark Campton ile yollarını kesiştirmiştir sevgili Sara.

Mark’a sorduğu Bayan X soruları sayesinde Sara, Allure’de yaz dönemi boyunca çalışması ile ilgili bir iş teklifi almış ve o kadını bulmak için bir adım daha yaklaşmıştır.

Zamanla hatta çoğu zamanla Chris ile yollarının kesişmesi ile aralarında çok güzel bir elektriklenme başlamış ve bu durum Mark’ı sinirlendirmeye başlamıştır. Sonuçta güzel kızımızı o işe almıştır ve resimlerini sattığı ressamda o sevgili kızla flört ediyordu. Sanırım bu durum Mark’a göre acınacak bir durum. :P

“Her seferinde beceriksizliğime şahit olmak için ortaya çıkmak gibi şaşırtıcı bir yeteneğin var,” diye suçladım onu.
Dudakları kıvrıldı, yeşil gözleri parıldadı. Hayır. Daha çok altın rengi parıltılar şeklinde ışık çakmaları gibiydi. “Bunun seni kurtarma yeteneği olduğunu düşünmeyi tercih ederim,” dedi boğuk bir sesle ve yeri silmeden önce bana göz kırptı. Ah Tanrım. Chris Merit’i hademem yapmıştım. O da bana göz kırpmıştı. Zor nefes alıyordum.

Kitap genel çerçeve itibari ile güzeldi ama o kadar saçma sapan bir yerde bitti ki anlatamam. Sevgili yazarcığım bir kitap böyle bitebilir mi allesen? Bu ne biçim sondu? Sana bu yapılsa güzel olur mu? Ha? Ayıp ya! Hayır yani bir kitap böyle bitebilir mi? Tam yüreğim ağzıma geldi ve yazar son noktayı koydu. Direk kalp krizi başka bir şey değil! Hayır zaten böyle bir son olacağı yazarın her bölüm bitişindeki yürek ağza gelme sahnelerinden belliydi ama bu kadarını inan düşünmemiştim. Hayır, yazar direk okuyuculara bugün git yarın gel hesabı yapmış. O yüzden kitaba ne puan vereceğim nasıl değerlendireceğim bilemedim ki hala da bilemiyorum. O yüzden şu an saçma bir yorum yazmış daha bile olabilirim. Çünkü yazara çok sinirliyim. Böyle son mu olur oğlum!!! Ama son sahne dışında genel olarak bakacak olursak Bayan X’in günlüğü baya baya değişik bir şeydi. Ve bunun yanı sıra hikayede dönen karakterlerin geçmiş hikayeleri de çook değişikti. Klasikti ama yazarımız bu klasikliği tuhaflık ile harmanlayıp önümüze sunmuş. Bu açıdan bakarsak güzeldi. Kızımızın iki erkek arasında kalıp en sonunda kalbinin sesini dinleyerek bir erkeği seçmesi ama tabii ki klasik inişli çıkışlı ve geçmiş hikayeleri ile klasik bir aşk hikayesi okumuş olduk. Ama tüm bu olaylar tabii ki son sahnenin eline su dökemez. Kitabı okuyun der miyim? Okuyun ama lütfen seriden 3 veya 5 kitap çıkmasını bekleyin derim. Ya da benim yapacağım gibi gidin İngilizcesinden tüm seriyi okuyun. En azından saçınızı filan yolmayın sinirden. Ve aynı zamanda acaba kızımız bu mu, katil bu mu, Bayan X’e ne oldu diye boşuna karın ağrısı da çekmezsiniz. Çünkü ben şu an çekiyorum!

Puanım ise 5 üzerinden 4!

4

Ayrıca Yaz Okuma etkinliğimizi takip etmeyi unutmayın sevgili okurlar!
Etkinlik boyunca devam edecek yarışmaları da sakın unutmayın! 

11535738_706438129502689_8293325722443096025_n

damy (1)

Yaz Okuma Şenliği #1 : Şeytan Tüyü – Julie James / İnceleme


11391120_886014601437280_8119828934595798707_n

Kitabın Adı : Şeytan Tüyü
Orijinal Adı : Something About You
Serinin Adı : FBI/US Attorney
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Julie James
Çevirmen : Süreyya Çalıkoğlu
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Haziran, 2015
Sayfa Sayısı : 470
Tür : Romantik / Günümüz / Yetişkin

Evet, Chicago kentindeki otuz bin otel odasının içinden kendisini Jack’e götürecek olanını bulmayı başarmıştı.

Cameron Lynde, 32 yaşında uzun kestane rengi saçlara sahip 1.60 boyunda ve boy takıntısından dolayı topuklu ayakkabılara hasta alımlı, güzel ve tabii ki başına buyruk Chicago eyaletinin savcı yardımcısıdır. Başına buyrukluğu yüzünden başına birçok iş açmasının yanı sıra da ismini çok güzel duyurmuş ve bölgenin en gözde savcı yardımcılarından birisi olmuştur. Neredeyse girdiği her davayı kazanmasının yanı sıra en çok davaya bakan, en çok dosyaya sahip savcı yardımcısıdır. Bu yüzdendir ki hem itibarını hem de otoritesini koruyabilmek için en az 8 cm topuklularla gününü geçiyordur deli kızımız.

Jack Pallas ise 35 yaşında uzun boylu, yakışıklı, kaslı yani kısacası seksi bir FBI özel ajanıdır. Yıllarca gizli görevlerde yer aldıktan sonra en son ki görevindeki başarısızlıktan dolayı kariyeri bitme noktasına gelmiştir. Kariyerin bitiş noktasına gelmesinde ise az da olsa Cameron’un katkısı vardır. 3 yıl önce üzerine çalıştıkları ortak bir dosyada bazı işler ters gitmiş ve Jack’in bin bir emek verdiği dosya sonuçlanmadan kapanmış ve bu olaya çok sinirlenen Jack ise tüm kameraların önünde Cameron’a ağzına geleni söylemiş ve hem kendisini hem de Cameron’u rezil ederek kariyerini bitirme noktasına gelmiştir. Ama adam da haklı yahu! Sen 2 yıl boyunca yeme içme o gizli görev için emek ver, kendini tehlike sularından sularına atla ve dava nedensiz bir şekilde kapatılsın ve sen o bölgenin en iyi ajanıyken iken saçma sapan bir yere sürül. Adalet mi şimdi bu?! Evet adalet çünkü sevgili Jack yavrucuğum, kameraların karşısına geçip öyle ağzına geleni söylemeyecektin ve milleti ayağa kaldırmayacaktın. Sonucu kendin gördün işte.

Hıyardan ziyade, içi erimiş çikolata dolu volkan tatlısı gibi.

Cameron ile Jack’in tanışmaları böyle oluyor işte sevgili okurken. Kariyerinde başarılı iki insan aynı dosya üzerinde çalışmaya başlıyor, yavaş yavaş aralarında bir çekim başlayarak aralarındaki mesafe kapanarak iş arkadaşlığından sevgili olayına tam dönecekken yukarıda anlattığım olaylar patlak veriyor ve her ikisi de birbirine kanlı bıçaklı düşman haline geliyor.

“Sizinle tekrar görüşmek güzeldi, Ajan Pallas. Nebraska’daki üç yılın, hıyarlığınızı azaltmadığını gördüğüme sevindim.”

3 yıl aradan sonra ise bir gün sevgili kızımız evinde olan tadilat dolayısıyla kendini şımartmak istiyor ve kendini bölgenin en pahalı otellerinden birisine atıyor. Ama kader onun yüzüne gülmüyor ve hayal ettiği her ne güzel bir şey varsa hepsi ters dönüyor ve o gece Cameron için bir zehir haline geliyor. Yan odadaki sevgili komşuları o kadar gürültülü – oyunlar diyelim :D – oyunlar oynuyor ki sevgili kızımız dinlenmeyi geçin uyuyamıyor bile ve lanetler üzerine lanetler yağdırıyor. 2 saat bu gürültülü seslere katlanan Cameron – ki bence çok bile katlandı – otelin güvenliğini arayarak yan odasındaki kişileri şikâyet ediyor ve sessiz olmaları için onları uyarmalarını istiyor. İşteeee tüm olaylar güvenlik görevlilerinin yan odaya gelmeleri ile başlıyor.

“Teşekkürler. Peki, güya beni tanıyan bu meçhul özel ajanın söyleyecek başka bir şeyi var mıymış?”
“Sadece yaygara koparmaya başlarsanız onu çağırmamı söyledi.” Cameron’a şöyle bir baktı. “Yaygaraya şimdi başlayacaksınız, değil mi?”

Buradan sonra spoiler kısmına gireceğini düşünerek anlatmıyorum ama efendim 3 yıl aradan sonra Cameron ile Jack’in karşılaşması şahaneydi. Özellikle birbirlerinin suratlarında oluşan ifadeler görmeye değerdi. Sevgili kızımız ayağında topuklular olmadığı için kendini savunmasız hissederken, sevgili oğlumuz ise 3 yıl aradan sonra ilk defa Chicago’ya geliyordur ve daha ilk görevinde Cameron ile karşılaşmasını kaderin bir oyunu olarak görerek kaderine tonlarca küfürler ediyordur. Geçen sefer ki hazin görevden sonra yolları bir şekilde çok ayrı düşmüştür ama bu seferki görevde ise tam tersi olmuştur ve Cameron ile Jack’in yolları hiç olmadığı kesişip yakınlaşmıştır. Acaba nasıl yakınlaşmalar? *ıslıkçalanifade* Okuyun da görün sevgili kitap kurtları. Okurken gülmekten karnınıza ağrılar girecek inanın.

“Bu bir cevap değil.” Cameron onun ortağına döndü. “Hadi ama Wilkins, sen iyi polissin. Açık konuş benimle.”
Wilkins gülümsedi. “Şaşırtıcı, ama bence bu kez Jack kötü polisi oynamaya çalışmıyor. Korunmanı öneren oydu.”
“O zaman yandım demektir.”

Kitaba genel bakış atacak olursak inanılmaz derecede gerçekten inanılmaz derecede eğlenceli bir kitaptı. Nasıl başladım nasıl bitirdim anlamadım bile. Resmen su gibi akıp gitti. Yazar ikili arasındaki konuşmaları o kadar kıvrakça, zekice ve iğneleyici bir espri anlayışı ile yazmış ki ortaya mükemmel bir kurgu çıkmış. Bir ara sırf ikili arasındaki diyalogları okumak için satır aralarını atlamayı bile planladım düşünün. Normalde öldürseniz böyle bir şey yapmam. Prensiplerime ters ayol! Kitaptaki noktasını virgülünü okuyan bir insanım ben. :D Düşünün yani ikili arasında ne kadar komik replikler geçiyor ki beni bile bu hale getirdi. Bunun dışında karakterlerimiz kitaba cuk oturuyordu. Yazarımız o kadar güzel karakter özellikleri seçmiş ki anlatamam resmen bu karakterler bu kitaba aitmiş ve başka kitapta yer alırsa çok pis sırıtırmış gibi durur. Yani kısacası yazarımız kitabın karakterlerini okuyucunun çok seveceği özelliklere sahip, kitaba özgün karakterler yaratmış. Ayrıca başkarakterlerin yanı sıra yan karakterlerde süperdi dostum. Hepsine tek tek bayıldım dostum! Son olarak ise şunu söylemeden geçemeyeceğim, kitapta işlenen cinayet her ne kadar yazar tarafından planlanıp, süslenip püslenmiş ve bize sunulmuşsa da yine de çok basitti. Tamam yer yer yüreğim ağzıma gelse de, yazar bölümleri birbirine mükemmel bir şekilde bağlayıp sayfa üstüne sayfa çevirmemi sağlasa da yine de basitti. Ama tabii ki bu açığı karakterlerimiz kapatıyordu. Yazarımız bir şekilde olayları dengelemişti. Sırf bu yüzden yani basit bir cinayet planı olduğu için puan kırıyorum. Yoksa benden tam puanı hak eden bir kitaptı Şeytan Tüyü.

Puanım 5 üzerinden 4.5!

thz3y

Ayrıca Yaz Okuma etkinliğimizi takip etmeyi unutmayın sevgili okurlar!
Etkinlik boyunca devam edecek yarışmaları da sakın unutmayın! :* 

11535738_706438129502689_8293325722443096025_n

damy (1)

Başka Dilde Aşk – Mia Sheridan / İnceleme


10998006_1014480271919578_26810054018711723_n

Kitabın Adı : Başka Dilde Aşk
Orijinal Adı : Archer’s Voice
Yazarın Adı : Mia Sheridan
Çevirmen : Hanife Albayrak
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Mayıs, 2015
Tür : New Adult / Romantik / Günümüz

“Sadece sen, Bree” dedim sessizce. “Yalnızca sen kasabanın yerli, dilsiz ve yalnız adamına aşık olabilirdin.”

Diyor sevgili baş kızımız. Bu kızımız ayrıca bir şeylerden kaçıp geliyor o dilsiz ve yalnız adamın bulunduğu kasabaya.

Altı ay öncesinde yaşadığı acı olaylarla birlikte bulunduğu yer onu bunaltıyor ve her şey üstüne üstüne geliyormuş gibi geliyor ve baskıdan, bunaltıcı yaşamdan kaçabilmek için yollara düşüyor Bree Prescott. Yanında da çok sevgili köpeği Phoebs var. Birbirlerinin yol arkadaşı olup kalacakları yeni yeri bulmaya çalışıyorlar. Ve sonunda bir tatil kasabasında karar kılıyorlar. Bree, burada çok kısa bir süre kalmayı düşünerek bir ev kiralıyor ama düşündüğü hiçbir zamanla gerçekleşmiyor ve yepyeni olaylar, fırsatlar ve durumlar ortaya çıkıyor.

Bu fırsatlardan bir tanesi de yerli kasaba lokantalarından bir tanesinde garson olarak çalışmaya başlıyor ve bir diğer olay ise kitabımızın yakışıklı kasaba yerlisi Archer Hale ile karşılaşıyor. Hem de Bree kendini rezil ederek. Hem de nasıl rezillik. :))

Sessizliği getirdin sen,
Duyduğum en güzel sesti,
Çünkü senin olduğun yerdi.
Şimdi bunu benden alıyorsun.
Ve artık dünyadaki tüm o sesler,
Kırık kalbimi tamir edebilecek kadar yüksek seste değil.
Sonsuz, uçsuz bucaksız yıldızlara bakıyor ve fısıldıyorum,
Bana geri dön,
Bana geri dön,
Bana geri dön.

Tabii sadece bir kez karşılaşıyor bu oğlumuzla ve kızımızın içi içini yiyordur. Bu oğlan kimdir, nasıl biridir, onunla konuştuğu halde ona neden cevap vermemiştir ve hatta neden ona bir gülümsemeyi bile bahşetmemiştir. Bu deli sorular kafasında dönüp dururken tanıştığı ve konuşmayı ilerlettiği kasaba yerlilerine bu sakallı, evsiz gibi görünene ama yakışıklı ve konuşmayan delikanlının kim olduğunu soruyordur.

Zaman içerisinde Archer’ın kim olduğunu, daha 7 yaşındayken neler yaşadığını öğreniyordur ama başkalarından duyduğu şeyler Bree’ye yetmiyordur ve direk yaşadığı olayları Archer’ın ağzından duymak istiyordur. Onu birebir tanımak istiyordur. Özellikle Archer’dan kaçan kasabalılara inat onunla zaman geçirmek ve arkadaş olmak istiyordur. Çünkü Archer, Bree için bir kapalı kutudur ve Bree o kapalı kutuyu açmak istiyordur.

Ben de gözlerimle yapılı çıplak göğsünü, pürüzsüz kaslarını, baklava şeklindeki karın kaslarını süzdüm. Daha önce sekiz tane karın kası görmemiştim ama işte tam karşımdaydı. Bunun biraz tuhaf olduğunu tahmin ettim. Sessiz münzeviler harika vücutlarıyla ünlü değillerdi. Aferin ona.

Ama kutuyu yavaş yavaş açarken karşılarına zamanla engeller çıkıyor. Örneğin kasabanın polisi ve Archer’ın kuzeni olan Travis Hale ile Travis’in annesi Victoria Hale gibi. Her iki insanda Archer’ı kasabada dışlamak için ellerinden geleni yapmış ve onu çocuk yaşlardan ezmeye, hor görmeye ve deli muamelesi yapmışlardır. Özellikle Travis, çocukluklarından beri kandırıp arkasından bıçaklamıştır.

Yeni bir kişinin özellikle Bree gibi farklı bir kızın kasabaya gelmesi ile beraber Travis, Bree’nin etrafında dönmeye başlamış ve onu etkilemek için elinden geleni yapmıştır. Dış görünüşünü, yakışıklılığını ve kıvrak bir zekası olduğunu düşündüğü ama bir gram aklı olmayan Traviscik bir koz olarak kullanmış ve Bree’yi kısa bir sürecik de olsa elde etmiş ama ne yazık ki kitabımızın baş oğluşu kızımızı bataklıktan kurtarmıştır.

Zaman su gibi akıp giderken Archer ile Bree zaman zaman göklerde uçarak zaman zaman ise önüne engeller çıkarak yerlerde yuvarlanmış ama her seferinde ayağa kalkarak hayatlarına devam etmiştir.

Senin için buradayım. Sen olduğun için buradayım. Buradayım çünkü beni sadece gözlerinle değil, aynı zamanda kalbinle gördün. Buradayım çünkü ne söylemem gerektiğini bilmek istedin çünkü haklıydın… Herkesin arkadaşa ihtiyacı var. Senin için buradayım ve her zaman senin için burada olacağım.

Kitap genel çerçevede güzeldi ama çıkış zamanı biraz geç kalınmıştı. Özellikle okuduğumuz o kadar çok New Adult kitabından sonra, Başka Dilde Aşk diğerlerinin yanında hem basit kaldı hem de diğer kitapları tekrar ediyormuş gibi oldu. Özellikle sonunu tahmin etmemek elde değildi. Tamam, kabul ediyorum sonunda yüreğim ağzıma geldi, gözlerim doldu ama bir sayfa çevirmem ile her şey açıklığa kavuştu. Ve sonu sanki aceleye getirilmiş gibiydi. Yazarımız az daha mesela 3-5 sayfa daha acı çektirebilirdi biz sevgili okuyucularına. Biz sevgili okuyucular olarak az daha gözyaşı dökebilirdik. Çünkü bu hali ile yazarımız 2 sayfada sonucu başlamış ve bir sayfa içerisinde hem hüznü hem acıyı hem de mutluluğu yaşattı bizi. Bildiğin duygu karmaşası… Yukarıda da dediğim gibi keşke ülkemizde çıkan ilk New Adult kitaplarından birisi olsaydı. Çünkü karakterleri kendine özgündü. Kız ne o kadar ön plandaydı ne de oğlumuz bir işadamıydı veya zengindi. Kendi halinde yaşayan küçük yaştan beri acı çekmiş yetim bir dilsizdi. Karakterlerin bu özelliklerini ne yazık ki çoğu kitapta göremiyoruz değil mi? İşte tüm bu özelliklerin bir arada toplanması ile kendine özgü bir kitap, Başka Dilde Aşk. Ama bunların dışında güzel kitaptı, kendini okuttu hatta su gibi akıp bitti. Farklı karakterler tanımak adına okuyun derim.

Puanım 5 üzerinden 4.

4

damy (1)

Aska Var Mısın? – Natasha Boyd / Inceleme


10580245_834820583218882_1428413993979953632_n

 

Kitabın Adı : Aşka Var Mısın?
Orijinal Adı : Eversea
Serinin Adı : Eversea Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Natasha Boyd
Çevirmen : Filiz Tülek
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Ağustos, 2014
Sayfa Sayısı : 389
Tür : Günümüz – Yeni Yetişkin – Romantik

TANRIMMMM BU NASIL BİR SONDUUU??!!!

YA DA BİR SON MUYDU?!!!

Kesin çevirmen son sayfaları çevirmeyi unuttu. Veya sevgili yazar sonunu yazarken uyuyakaldı! Lanet SON!

BÖYLE SON MU OLUR OĞLUM?!!

Soruyorum sana eyyy Natasha Boyd? Hiç mi insanlığın yok senin? Hadi saf saf kitabın son sayfalarına bakan biz okuyucuları geçtim hiç mi cici kızımız Keri Ann’a acımadın? Hiç mi boynu bükük kızcağızımızın doğum günü mumlarını üflemesini istemedin? Lanet karı! Biç!

Sanırım bir kitaba daha doğrusu bir kitabın sonuna bu kadar sinirleneli baya uzun zaman oldu. Zaten bir kitaba veya sonuna sinirlendiğim nadirdir. Mesela Fırsatçı kitabı… Tanrım kitabın sayfalarını resmen parçalamak istemiştim. Veya Fallen Too Far… Resmen tableti kıracaktım o son yüzünden. Peki ya Colleen Hoover kitapları? Onlara söyleyecek sözlerim kifayetsiz kalıyor. O kitaplara küfür ede ede bir hal aldım ki sormayın. Ve evet bu listeye bir kitap daha katıldı! Eversea! Gözü kör olasıca yazar kitabı nasıl bitirdi! Aman tatlım siz zaten sevgili okuyucuları acı çektirmeyi çok seversiniz! Devam edin devam! Biz kuduralım yerimizde. Zaten kitaplarınızın arkası da yarın geliyor ya! Yine de Eversea için şanslı kişilerdenim. Serinin ikinci kitabı Forever Jack’i indirdim ve bu yorum bittikten sonra hemen başlayacağım. Yoksa saçımı başımı yolmaktan akıl sağlığımı kaybedeceğim yahu! Ve bu arada ikinci kitabı bekleyenleri düşünüyorum da… Düşünemedi! Oğlum şu an ki halim bile feci bir de işim gücüm yok onları mı düşüneceğim! Deli gibi ikinci kitabı okumayı düşünüyorum! Şu yorum bir an önce bitse de kitaba başlasam. Natasha gör bu hallerimi gör, beni ne durumlara soktun! Sen de artık kara listemdesin. Her kitabını okurken senin yüzünden tabletimi parçalayacağım biç karı!

Neyse bu kadar kendini kaybetme yeter. Şimdiiiii kitaba gelelimmm!

Keri Ann Butler, kahverengi saçlı, mavi gözlü, güzel mi güzel 22 yaşındaki kızımız. Okumuyor ama boş da durmayıp Snapper Grill’de garsonluk yapıp kasabanın gözde evi olan Butler malikânesinde yaşayıp gidiyordur. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybettikten sonra büyükannesinin yanına Butler Cove’a abisi Joey ile birlikte taşınmışlardır. Aradan çok az bir zaman geçtikten sonra büyükannelerini kaybeden iki gence belli bir miktar miras kalması ile aralarında bir anlaşma yapmışlar ve Joey üniversitede tıp okumaya giderken Keri Ann miras kalan nadide evi korumak ve ayakta tutabilmek için kasabada kalmıştır. Kalmasına ama ne özel bir hayatı vardır ne de geleceğe dönük planları. Çünkü onun düşüncelerine göre Butler Cove kök salmak istemiyordur. Tam hayatı bu planladığı rotada devam ederken bir akşam kırmızı şapkalı, uzun boyu bir delikanlının restoranın kapısından içeriye girmesi ile bütün planları rotasından sapmış, tepe taklak olmuş ve kalıplaştırdığı bu planın hiç olmaması için her gece gözyaşları eşliğinde dualar etmeye başlamıştır.

Peki kırmızı şapkalı bu yakışıklı kim mi? Tabisi Jack Eversea!

Ben, Keri Ann Butler, dokuz bin nüfuslu Butler cove’da Snapper Grill adını taşıyan bu restoranın önündeyim ve karşımda duran adam; olması beklenen yerden, Hollywood’dan binlerce kilometra uzakta benimle aynı restoranın önünde duran bu adam, Jack Eversea’den başkası değildi!

Nefeslerinizi ahenkle dışarıya verdiğinizi duyar gibiyim. Ama ne yazık ki fazla heyecanlanmayın kızlar çünkü ünlü oyuncumuz bir kaçak. ;) Evet, evet yanlış duymadınız kırmızı şapkalı yakışıklımız bir aktör. Hem de Hollywood aktörü! Dünyaca ünlü. Peki bu para içende yüzüp ben ünlüyüm havaları ile ülkeden ülkeye gezip boy boy fotoğraf çektiren, filmden filme koşan aktör neden mi kaçıyor? Veya neden mi saklıyor? Ya da şöyle mi sorsam: Kimden mi kaçıyor? Tabii dünyanın en büyük biçlerinden birisi olan ve bu yakışıklımızı aldatan Audrey Lane yüzünden! Tam bir evire çevirip dövülesi kadınlardan birisi. -.-

Kısacası aldatılan ve bundan dolayı boynu eğik olan Jack, birazcık popüler yaşamından uzaklaşmak birazcık kafasını dinlemek için Butler Cove kasabasına adım atmış ve hem kendi hayatını hem de bu zamana kadar saf bir şekilde yaşamını sürdüren Keri Ann’ın hayatını tepetaklak etmiştir.

Aman Tanrım! Ne yapacaktım şimdi ben? Bu noktaya nasıl gelmiştim? Kendi halimle yaşayıp gidiyordum, nasıl olmuş da birileri hayatıma Javk Eversea formunda bir bomba bırakıp ortadan kaybolmuştu?

Restorandan içeri adımı atmış, sipariş vermiş ve daha sonra Keri Ann’ın en yakın arkadaşı ve canı olan Jazz’ın kendisi hakkındaki haberi okuması ile bir hışımla restorandan kaçıp kendisine deli damgası yemesini sağlamıştır. Ama özünde bir beyefendi olan yakuşuklumuz restorana geri dönmüş, Keri Ann’dan özür dilemiş ve bir elinde süpürge diğer elinde faraş ile bularak bir güzel Snapper Grill’in yerlerini temizlerken bulmuştur. (Şaka değil gerçek! Okuyun görün o satıları ve gelin beraber kahkaha atalım!) Tabii bu sırada oğluşumuz ile kızımız daha fazla konuşmuşlar, oğluşumuzun kızımızı evine bırakması kadar ileri gitmişler ve daha sonrada 4 gün içerisinde hayatlarını tepe taklak etmişlerdir.

Ama ne aşktı beeee!

Aralarında o kadar saf, o kadar temiz, o kadar şahane bir aşk kıvılcımları başladı ki anlatamam. Her satırı okurken resmen içime işledi. Gerçekten çok güzeldi. Tabii ki bir yere kadar! O yerden sonra –sanırım son 100 sayfaya denk geliyor- resmen kitabı parçalamak istedim. Keri Ann üzüldü ben üzüldüm. Jack zırladı ben zırladım. Kuzucummm… Nasılda yüreği parçalandı! Aslında buna sebebiyet verenleri bir güzel benzeteceksin ya neyse… -.-

Tamam, bu kadar şiddet yeterli! Gelelim Keri Ann’ın biricik arkadaşı Jazz’a. Gerçek ismini hatırlamasam da bu lakabı Jazz türünü çok sevdiği için almış ve hayatınızda nadir bulunabilecek dostlar vardır ya işte Jazz, Keri Ann için öyle birisi. Jazz, Keri Ann’ın yeri geldi ailesi oluyor, yeri geliyor dostu, yeri geliyor kız kardeşi… Kısacası her şeyi…

Bazen çok şapşal olsa da, şu hayatta beni Jazz kadar önemseyen biri daha yoktu. Aynı anda hem kız kardeşim hem de çok sevdiğim çılgın teyzem hem de en yakın arkadaşımdı.

Joey ise tıp fakültesinde okuduğundan dolayı ne kız kardeşine ne de eve zaman ayırabiliyordur. Ama yine de elinden geldiğince sorumluluklarını üstlenmeye çalışıyordur. Ve Keri Ann’a karşı delicesine koruyucu bir yapıya sahiptir ve yeri geldiğinde erkekleri bir güzel uyarabilme yeteneği vardır. Yani Joey her ne kadar Keri Ann’ın hayatından uzakta olsa da sevdiğim karakter arasında yerini almış oldu.

Kitap mükemmel olarak New Adult türünün mihenk taşlarını başarılı bir şekilde okuyucuya sunuyor. Acılı ve hüzünlü birer geçmişe sahip olmanın yanı sıra başarılı gençlerin imkansız gözüken bir anda bir araya gelmeleri, aşık olmaları, mutlu olmaları veya hüzünlü olmaları, ayrılmaları, barışmaları ve mutlu son. Pardon pardon bu kitapta bir MUTLU SON YOK Kİ! Ama MUTSUZ SON DA YOK Kİ! YANİ KİTAPTA BİR SON YOK! Keşke yazarımız unuttu filan desek ama ne yazık ki diyemiyoruz. Ve şu an ikinci kitaba başlamak için içim içimi yiyor. Kendimi zor tutuyorum. Ve şu an saçma saçma bir son ile sonu gelmeyen bu yorumu sonlandırmak istiyorum. O yüzden kısa keseceğim cicişler. Alın şu lanet kitabı okuyun! Ve nasıl sonu olmayan kitap olurmuş görün. Ve bu arada kendini beğenmiş Jack’in sözlerine kahkaha atın, ayakları üzerinde mükemmel bir şekilde duran Keri Ann’ı sonuna kadar destekleyin ve tabii ki Keri Ann yeşil-gri gözlü über yakışıklımıza aşık olurken siz de olun, kendinizi kaybedin ve hayallere dalın! Öpüldünüz!

Kitaba puanım 5 üzerinden 5!

Ugly Love – Colleen Hoover / Inceleme


17788401

 

Kitabın Adı : Ugly Love
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Sayfa Sayısı : 320
Basım : Ağustos, 2014
Tür : Günümüz/ Genç Yetişkin / Romantik

Herkese merhabaaa!!!

Uzun zamandır yorum yazmamanın verdiği heyecan ile karşınızdayım efendim! Bir de son zamanın en güzel kitaplarından bir tanesini okumuşum ki sormayın gitsin. O kadar güzel, o kadar güzel ki anlatamam. Zaten kitabın yazarını taparcasına seviyorum. Kadın nasıl damardan dalmasını biliyor. Resmen damardan daldığı aşk hikâyeleri ile okuyucularını önce kıvrandırıyor sonra it gibi ağlatıyor, araya damardan bir geçmiş hikayesi sokuyor okuyucuyu tekrar ağlatıyor, sonra da mutlu son ile okuyucularını sevgi pıtırcığı yapıyor. Biç karı! Sinir oluyorum! Ama lanet olsun ki çok seviyorum! <3

Yorum yapacağım, daha doğrusu azıcık spoilerlı yorum yapacağım kitap olabülür?

Ağustos ayının bomba kitabı, Ugly Love – Colleen Hoover ! Tanrım ne KİTAPtı ama! Cidden o kadar güzeldi ki, anlatamam! Kitabı okurken o kadar inişli- çıkışlı duygular yaşadım ki sormayın gitsin. Hem ağladım hem güldüm. Hem duygulandım hem sevindim. Hem sinirlendim hem acıdım vs. vs. vs. Yani biç karı yine acımamış kelimeleri ile tüm duyguları ince ince işlemiş hikâyeye.  Ve tabi okuyucunun kalbine de!

Aşkın çirkin tarafları ile güzel tarafları arasındaki fark, güzel taraflarının daha parlak olmasıdır. Bu siz de yüzüyormuş gibi bir hissi uyandırır. Sizi yukarıya kaldırır. Sizi taşır.
Aşkın güzel tarafları sizi dünyanın geri kalan kısmının üzerinde tutar. Onlar, sizi kötü şeylerin çok ama çok üzerinde tutarak, her şeye  sadece yukarıdan bakmanızı ve de sadece “Wow, iyi ki buradayım” diye düşünmenizi sağlar.

Kitabımıza gelecek olursak, Tate Collins adında 23 yaşında, kahverengi saçlı, kahverengi gözlü taş bir hatun hafta içinde hemşirelik bölümünde yüksek lisansını yapıyorken, hafta sonu da hastanede çalışıyordur. Neredeyse nefes alacak zamanı yoktur kızcağızın. Bir de bunun üstüne okulu yaşadığı yere uzak olduğu için ondan sadece 2 yaş büyük olup babasından daha fazla koruyucu olan ve aynı zamanda dede ve baba mesleği pilotluğu devam ettiren Corbin’in yanına taşınmak zorunda kalmıştır. Tate aslında bir yandan bu duruma çok seviniyordur çünkü uzun bir süredir Corbin ile görüşmüyorlardır ve aradaki açığı kapatacak tek şeyde bu olaydır.

Tate, pılını pırtısını toplayıp abisinin evinin kapısından içeriye girene kadar bir sürü garip olay yaşamıştır. Önce apartmanda yaşayan pilotları ve onların ailelerini asansöre bindirmesinden dolayı kendisini pilot zanneden 80 yaşındaki Cap adındaki yaşlı bir tontanla tanışmıştır. Daha sonra asansöre binmiş ve Dillon adındaki sapığın göz tacizine maruz kalmıştır. Hem de uçkuru kaçık herif evlidir! Şerefsiz! -.-

Bunlar yetmiyormuş gibi Corbin’in kapısının önünde bir leş yığını gibi yıkılıp kalmış birisi vardır. O birisi çoook uzun boylu, yakışıklı, kumral saçlı, açık mavi gözlü, 24 yaşındaki başarılı mı başarılı bir pilot olan Miles Archer’dır. Kitabımızın yegane ve biricik yakuşuklusu! Sevdiceğim! Biriciğim! Kalbimin efendisi! (Tamam burada abartmış olabilirim, sonuçta harem geniş bende :D ) (Ama bu kitap için kalbimin efendisi cidden *.* )

Ha bu arada söyledim mi bilmem ama Miles’ın çenesinde geçmişinden kalma yara izleri vardır ve lanet olsun ki bu yara izleri onu daha seksi yapıyordurrrrrrrr! <3

Tamam bu kadar aşk itirafı yeter yoksa konuya geçemeyeceğim. :D

Şimdi efendim, kızımız Tate kapıya geliyor ve bu ayyaş ile ne yapacağını bilemiyordur. Sonuçta adam öküz gibi ağır bir de leş olmuş. Kapıyı azıcık da açabilmek için onu kenara çekiyor ama tam kapıdan girecekken ayyaş birden zombi edası ile uyanıp kızcağızın bileğini tutuyordur. Bu durumda ne yapacağını bilemeyen Tate, güç bela kapıyı kapatıp Corbin’i arıyor ve kapının önündeki leş ile ne yapacağını soruyordur. Abisi süper sonik bir teklif sunup yan komşusundan yardım istemesini söylemiştir ki yan komşusunu aradığı zaman o leşin aslında yan komşusu olduğunu öğrenmiştir. Tabii bunu Tate’e söyleyiş şekli vardır ki tadından yenmez. :D

Corbin’in hatırına Miles’ı içeri taşımış ve kendisini direk yatağa atmıştır. Ve sabah gözlerini açması ile tüm olaylar iplik söküğü gibi hızla gerçekleşmeye başlamıştır.

Gözleri hayatımda gördüğüm en açık mavi. Akşamdan kalma kanlı ve yarı açık gözler… Gözleri o kadar açık mavi ki neredeyse renksizler. Denizdeki dalgalara yaklaşır gibi o gözlere bakmaya devam ettim. Onların, Karayip Denizlerinin suları kadar berrak bir mavi olduğunu söyleyebilirim. Ve ben hiç Karayipler’e gitmediğim için bunun doğru olduğunu söyleyemem.

Öncelikle Tate’in Mile ile tanışmaları vardır ki tam bir olay. Geceki leşliğinden sonraki sabah Miles ile Tate’in adam akıllı tekrar tanışmaları var ki gerçekten eriyip bitilecek bir olay. Asansörde oldu oğlummm! (Ve okuyucunun ağzının suları akar, akar ve akar….) Sonuçta kızımız kalbini çoktan kaptırdı. Şıp sevdi pislik! O benim uzak dur -,-

Daha sonra Corbin’in evinde Ian, Dillon sapığı ve yakuşuklu Miles’ın geleneksel oyun gecesinde bulunmaları var ki sormayın. Yakuşuklumuz, kızımızı hemen evine göndermiş ve orada dersini çalışmasını istemiştir. Çok düşünceli yahu! Ama ipler ise Collins ailesinin evinde Şükran Günü yemeği yenmesi ve o gece orada kalınması ile kopmuştur. Her şey bir masum öpücük ile başladı gibi klasik bir deyiş var ya işte Tate ile Miles arasındaki her şey masum bir öpücük ile başlamış, aralarına sınır çekmek için Miles tarafından kurallar konulmuş ve Tate tarafından da bu kurallara uyulmuştur.

Sonuçta Miles içine kapanık, geçmişte yaşadığı ağır, üzücü ve yürek burkan olaylardan dolayı hem duygularına hem beynine bir zırh örmüş ve bu zırhı 6 yıl boyunca da güçlendirmiştir. Yaşadığı yürek burkan olaydan dolayı 6 yıl boyunca kadınlardan uzak durmuş ve önce kendisini pilotluk eğitimine adamış daha sonra da işine. Ama Tate’i ne zaman görmüştür işte o vakit o zırh kendisinin bile farkında olmadığı bir şekilde erimeye başlamıştır. Ama yakuşuklumuz aklınca o zırhı koyduğu iki kural ile sağlam tutmaya çalışmıştır. Ama hayat bu Miles’cığım ne olacağı bile belli olmaz. Bakarsın minik bir hemşire o zırhı delip geçer ve sen bunun farkında olmadığın için feleğin şaşar.

“Bu sadece senden hoşlanmamla alakalı bir şey değil, Tate.” Derince bir iç çekti ve ellerini saçlarından geçirerek sıkıca ensesini kavradı. “Sadece senden hoşlanmak istemiyorum. Hiç kimseden hoşlanmak istemiyorum. Hiç kimseyle çıkmak istemiyorum. Hiç kimseye aşık olmak istemiyorum. Ben sadece….” Kollarını göğsünde bağladı ve yere bakmaya başladı ve “Sana ilgi duyuyorum, Tate,” dedi fısıldayarak.

Kısacası hikayemizin arka planında Miles çok ama çok acı çekmiştir. O kadar acı bir hikayesi vardır ki anlatamam. Gözyaşlarıma tekrar yenilmek istemiyorum. :( İnsan 18 yaşında bu kadar ağır bir acıyı nasıl kaldırır? O acı ile nasıl yaşar diye kendinize soruyorsanız açın Ugly Love’ı okuyun. Gerçekten de Ugly Love! Birebir Miles’ın hikayesi… Yazık kuzum neler çekmiş! Kıyamam :(

Düşüncelerim artık birer düşünce değildi.
Düşüncelerim artık Rachel’dı.
Sana aşık olamam, Rachel.
Lavaboya baktım. Ama Rachel’a bakmak istiyorum.
Havayı derince içime çektim. Ama Rachel’ı içime çekmek istiyorum.
Gözlerimi kaptım. Ama sadece Rachel’ı görüyorum.
Ellerimi yıkadım. Ama Rachel’a dokunmak istiyorum.

Sonuç olarak ben kitaba bayıldım, karaktere aşık oldum, onların yerine kendimi koydum, önce Miles’ın Rachel’a aşkını yaşadım, daha sonra Tate’e olan duygularını nasıl saklamaya çalıştığını, zırhını indirmemek için neleri göze aldığını gördüm, en sonda ise artık tüm bunlara dayanamadığını anlayan Miles’ın pes edişini gördüm. Hem onun gözyaşları ile okudum o satırları hem de kendi gözyaşlarım ile…

Her ikimizde gözyaşlarımız akarken derin derin nefesler alıyorduk. Yoğun… Yürük burkucu… Ve yıkıcı bir şekilde…
Ve bu çok çirkindi.
Ama bitti.

Yukarıda da dediğim gibi Colleen’in kalemine bayılıyorum. Özellikle Umutsuz kitabından sonra (yorumum için tık-tık) kadının kalemine ve kurgusuna aşık oldum. Ugly Love’da en az Umutsuz kadar güzeldi, harikaydı, şahaneydi! Colleen nasıl yapıyor bilmiyorum ama kitaplarını okuyan okuyucularının resmen duygularını çok güzel bir şekilde çalkama ayran yapıp okuyucuya sunuyor. Resmen boşluğa düşürüyor bizi. Biç karı! Sinir oluyorum sanaaa! Ama çok da seviyorum! Lanet olsun! Ugly Love’ıda çok sevdim, Umutsuz’u da! Okuyun, okutun! Miles’ın acı hikayesi ile azıcık sizde gözyaşı dökün. Ben çok döktüm! Artı bir de Miles ile Tate aşkını yaşayın tatlı niyetine. Gerçekten bayılacaksınız. Ben çok sevdim siz de seveceksiniz. Kısacası okuyun işte deli etmeyin adamı! :D

Önce 5 yıldız resmini şuraya yapıştırayım. Ha bu arada yukarıda ki çeviriler bana ait hatam varsa affola! :)

5

 

damy (1)