Yolun Sonundaki Okyanus – Neil Geiman /İnceleme


Kitabın Adı : Yolun Sonundaki Okyanus
Orijinal Adı : The Ocean at The End of The Lane
Yazarın Adı : Neil Gaiman
Çevirmen : Zeynep Heyzen Ateş
Yayınevi : İthaki
Basım : Kasım, 2013
Sayfa Sayısı : 181
Tür : Fantazya / Korku / Yetişkin Edebiyatı
Satın almak için: İlknokta

40 yıl sonra doğup büyüdüğü yere bir cenaze için geri dönen kitabımızın kahramanı, 7 yaşında iken tanışıp, bir sürü badire atlattıkları arkadaşı Lettie Hempstock’un evine doğru bilinçsizce sürer. Nedensiz ve amaçsız bir şekilde…. Neden Hempstock çiftliğine doğru sürdüğünü veya neden çiftliğin arkasında ki evi görmek istediğini bilemez.

Çiftliğe gelir… Kapıyı çalar… Ve karşısında 40 yıl sonra karşılaşsa bile değişmediğini gören Bayan Hempstock (Lettie’nin büyükannesi) ile karşılaşır ve göle doğru yürümeye başlarlar. Huzurun orada olduğunu düşünerek…

Bir göl düşünün; gelmiş, geçmiş, gelecek tüm dünyaları içinde barındıran, büyük patlamaları dahi rivayet edilen, içi dipsiz bir kuyu, masmavi berrak bir suya sahip bir göl… Göle bakan çiftlikte yaşan bir kızın ona okyanus dediğini ve o kız ile arkadaş olan küçük bir oğlan çocuğunun onun “okyanus” dediğine inanmayıp, “göl” demekte ısrar ettiğini…

O göl ki bir çok şeyin başlangıcı ve bir çok şeyin bitişidir… Ama her şey 40 yıl öncesine dayanmaktadır.

Mutlu bir çocuk değildim ama hayatımdan memnun olduğum günler vardı. Vaktimin çoğunu kitaplarla geçiriyor, kitaplarla yaşıyordum.

40 yıl önce 7 yaşında bir oğlan çocuğu olan, mutlu bir aileye, baş belası bir kız kardeşe, bir kitap kurdu olduğu için hiç arkadaşa sahip olmayan isimsiz kahramanımız, evine taşınan opal madencisi olan siyahi adamın arabalarını kaçırıp kaza yapıp ölmesinden sonra Lettie ile tanışır ve çiftliklerine giderek, bir bardak sıcak sütlerini içerek Hempstock ailesine -daha doğrusu Hempstock kadınlarından hoşlanmaya başlar. Ve kahramanımızın hayatında ilk defa bir arkadaşı olur. Hem de kız!

Ama kendisinin söylediğine göre uzun zamandır 11 yaşında olan Lettie, kahramanımıza bir abla gibi davranıp onu kendi bilinmez dünyasına çekip, ona yol göstermektedir.

Lettie’ye göre opal madencisinin ölümü karanlık dünyaya ait bir takım olaylara sebep olduğunu ve onları düzeltmesi gerektiğini düşünmektedir. Daha doğrusu bazı şeyler için kendisini kanıtlaması lazımdır ve ninesini bu işin onun düzeltmesi gerektiğini düşünmektedir.

“Seni güvende tutacağımı söyledi mi?” dedi Lettie.
“Söyledin.”
“Zarar görmeyeceğine söz verdim.”
“Evet.”
“Elimi tutmaya devam et. Sakın bırakma,” dedi. “Ne olursa olsun sakın bırakma.”

Bir eli ile oğlumuzun elini tutarken, bir elinde ise iki ucu olan bir dal tutmaktadır. O dal onu “okyanus”un ötesine götürecek ve karanlık dünyanın kapılarını ona açacaktır. Açması ile kalmayıp oğlumuzu yepyeni bir dünya ile tanıştıracak ve bir ton olayın başına gelmesini sağlayacaktır. Bu olaylardan birisi, daha doğrusu bir “şey” iki gencinde başlarına o kadar çok bela örecektir ki, o arapsaçı düğümlerini çözmek, açmak ve yok etmek için ellerinden geleni yapacaklar, hatta canlarını bile feda edeceklerdir.

“Garip derken?”
“Kendisini görüyor ama gözlerinin yerinde dışarı uzanan parmakları var. Ağzından da pençemsi garip şeyler çıkıyor. Yengeçlerin kıskaçlarını bilir misin?”

Her şeyin bir para ile başlayıp “okyanus” ile bitmesi ile sonuçlanan bu şahane, muhteşem ve hatta muhteşem ötesi olan bu kitabımızın adını hakkıyla temsil eden Yolun Sonundaki Okyanus, olayları ile bizi kendine zamk gibi yapıştırıp, sayfa üstüne sayfa çevirmemizi sağlayan, hatta yeri gelip benim gibi yazara küfürler ettiren (yazarımız mükemmel ötesi buna hiç mi hiç lafım yok ama lütfen ya o sahne bu kitaba yakıştı mı?! Bu yaptığın ayıp Neil! Hiç yakıştı mı sana? İlla öyle bir sahne yazmak istiyorsan dal damara sonra da çık mutlu sonla! Oldu mu o son? Oldu mu yani? Beni böyle isyankar yaptırdın oldu mu? ) ve görüldüğü üzere kusulan öfkem ve isyankarımdan sonra ne kadar mükemmel bir kitap olduğunu duygularımla ortaya koyduğum, bu mistik, karanlık ve bağımsız bir kurgusu ile okumaya doyamadığım Yolun Sonundaki Okyanus’u herkese ama herkese öneriyorum. İster 10 ister 100 yaşınızda olun, hiç fark etmez! Yeter ki alın bu kitabı okuyun. Emin olun pişman olmayacaksınız. Hatta ben tekrar tekrar dönüp okumayı planlıyorum. O kadar bayıldım kitaba!

Ve ayrıca söylemeden geçemeyeceğim: Hem dili ile hem akıl almaz kurgusu ile Neil Gaiman’a bir daha aşık olduğumu cümle aleme itiraf ediyorum. Hatta böğüre böğüre bağırıyorum. Ve bunun yanı sıra, yaptığı mükemmel çeviri ile Zeynep Heyzen Ateş’e, yaptığı mükemmel kapak çalışması ile de İthaki Yayınlarına çoook teşekkür ediyorum! Mükemmelsiniz dostum! Seviyorum sizi!

Kitaba puanım ise… Lütfen sormanız bile ayıp! 5 ve sonsuz!…5
asdfghjk

Reklamlar

Otekiler Arasında – Jo Walton / Inceleme


Ötekiler Arasında-Kapak

 

Kitabın Adı : Ötekiler Arasında
Orijinal Adı : Among Others
Yazarın Adı : Jo Walton
Çevirmen : M. İhsan Tatari
Yayınevi : İthaki Yayınları
Basım : Kasım, 2013
Sayfa Sayısı : 381
Tür : Fantazya / Bilim-Kurgu / Young Adult

O, bir yıl önce kız kardeşinin daha doğrusu ikizinin ölmeden, kaçık cadı annesini terk edip yıllar önce onları terk edip giden babasının yanına gitmeden önce Morwenna Phelps idi. Ama tüm bu olaylar yaşanıp ikizi öldükten, dedesi felç geçirdikten, kaçık cadı annesini terk edip adını sanını dahi bilmediği babası Daniel’ın yanına kaçıp, Daniel’ın 3 kız kardeşi ile yaşamaya başladıktan ve Arlinghurst adındaki yatılı kız okula gittikten sonra Morwenna Markova olmuştur.

“Morwenna Markova’nın telaffuzu biraz zor,” dedim uzunca bir aradan sonra.
Güldü. “Doğduğunuzda ben de aynı şeyi söylemiştim. Morwenna ve Morganna.”

Talihsiz bir olayın sonucunda ikizi Morganna’yı kaybeden Morwenna (Mori), daha fazla kaçık annesi ile kalamayacağını anlamıştır. Çünkü tam da o sıralarda az da olsa annesi ile yaşamasını kolaylaştıran dedesi de felç geçirmiş ve hastanede yatıyordur. İşte bu nedenlerden Mori evden kaçmış ve Sosyal Hizmetler Kurumuna giderek orada yaşamak istediğini söylemiş ama onlar uzun araştırmalar sonucu babası Daniel’ı bulmuş ve Mori’yi onun yanına göndermişlerdir. Yıllar sonra Mori’nin yanlarına gelmesini şaşkınlıkla karşılayan Daniel ve üç kız kardeşi, hemen hazırlıklara başlayarak onu yaşadıkları yerin en iyi okulu olan Arlinghurst’a göndermek için hazırlıklara başlamışlardır. Okula özel kıyafetler, ayakkabılar, eşyalar vs. Sonuçta birbirlerine fazlasıyla benzeyen ve ayırt edilemeyen üç kız kardeşin bitmek bilmeyen para yığınları vardır. En azından Mori böyle düşünüyordur.

Aslında Mori için kalacak bir yer ve üniversiteye girebilmek için toplamak zorunda kalacağı puanı toplamasını sağlayacak bir lise olduktan sonra diğer kusurların bir önemi yoktur. Babasının onunla çok fazla ilgilenmemesinin veya halalarının onunla fazla ilgilenmesi gibi… Çünkü onun hayatta hiçbir şeye değişmeyeceği, zor zamanlarında yanında olan, zorluklarla karşılaştığı hayatında bir dayanak olan bir kitaptır. Aynı Mor’un öldüğü gece yaralanıp sakat kalan bacağına destek olan dedesinin eski bastonu gibi…

Önemli değil. Kitaplarım var, yeni kitaplar ve onlar olduğu müddetçe her şeye göğüs gerebilirim.

Bu düşünceyi sırtına alarak Arlinghurst’a giden Mori, yeni arkadaşlar edineceğini hiçbir zaman düşünmüyordur. Çünkü o diğer kızlar gibi değildir. O süslenip püslenmeyi sevmeyen, sevgilim olsun diye Cumartesi günü izin günlerinde eteğini kısaltmayan veya dedikoduları takip etmeyip, dedikodu yapmayan birisidir. Çünkü o, çatlak cadı annesinin büyülerinden kaçmakta, bu büyülerden kaçmak için yapacağı büyüleri sormak için deli gibi çevresinde perileri aramaktadır. Evet, evet yanlış yazmadım. Kızımız perileri görüyor! Sonuçta annesi cadı, yapmayın ama!

Gerçekte bir bilim-kurgu arazisinde yaşıyor olmamıza rağmen fantastik bir arazide yaşıyormuş gibi eğitilmiştik. Cahilce elflerin ve devlerin bize bıraktıkları şeyler arasında oynamış, perilerin mülkleri üzerinde hak iddia etmiştik.

İlk başta bu olaya ben de şaşırdıysam da belli bir süre sonra sayfalar kendi kendini çevirdiği an da alıştığımı fark ettim. Hatta perilere ve perilerin yaşadıklara yerlere Tolkien’in kitabında olan yer alan yerlerin ve kişilerin isimlerini vermişlerdir. İşte bu yüzden perilere elf olarak seslenmektedirler. Tabii bir zamanlar Mori bunu ikizi Mor ile yapıyordur. O öldükten sonra bu işe kendisi devam etmiştir.

Mor’u severdim, ama değerini hiçbir zaman yeterince bilememiştim. Neden bahsettiğimi her zaman anlayan ve ne tür oyunlar oynamak istediğimi bilen birine sahip olmanın ne kadar harika olduğunu asla anlayamayacağım.

Mori, Arlinghurst’a başlayıp yavaş yavaş oraya alışmaya çalışırken, kendisi gibi kitap kurdu olan babası, Daniel’a her hafta bilim-kurgu ve fantastik kitaplar hakkında mektuplar yazıyordur. Babasının haricinde bir türlü aklımda tutamadığım, çünkü kızımızın o kadar çok akrabası var ki, birkaç akrabası ile de mektuplaşıyordur.

Okulda çok başarılı olan kızımız tek izin günü olan Cumartesi kasabaya gidiyor ve kasaba kütüphanesinden yeni kitaplar alıyor, okuyor ve teslim ediyordur. Ve bu kütüphane onun için bir şans kapısı olmuştur. Kütüphane sayesinde artık Salı akşamları okuldan çıkıp kitap kulübü ile buluşuyor ve en sonunda kendisi gibi aynı kafadan insanlarla yaşı ne olursa olsun arkadaşları olmuştur. Her ne kadar bazı yazarlarda düşünceleri birbirleri ile çelişse de onları okuldaki kızlardan daha çok seviyordur. Tabii aralarından Wim’i daha da çok seviyordur. :D

Bu Wim kim midir? Hım… Wim, İngiliz aksanına ve sarı uzun saçlara sahip, yakışıklı, 17 yaşında seksi bir oğluştur.

Wim hafif bir rüzgarla sallanan yeni çiçek açmış dallara ya da yanınıza konan ve uçmasın diye nefesinizi tutarak izlediğiniz nadide bir kelebeğe benziyor. Bu aynı türden bir soluksuzluk.

Tabii yeni yeni duyguları canlanan sevgili kızımız Mori, Wim hakkındaki kötü söylentilere rağmen ona bakmaya devam ediyordur. Ve sonunda bu bakışmalar buluşmalara, buluşmalarda ikisinin sevgili olmasına kadar dönüşmüştür.

Aslında kitabın en şirin yerlerinden birisi de buralardı. Tama oğlumuz kızımıza göre daha deneyimli olsa da aralarında oluşan bir takım şeyleri nasıl ilerleteceklerinin veya buluşma anında ne yapacakları hakkında kararsız kalmalarında ki acemilikleri o kadar güzeldi ki o yerleri gülümseyerek okudum. Kitapta sevdiğim bir yer ise kızımızın perileri veya elfleri tanıtış şekli ve onlarla konuşma çabalarıydı. Ayrıca Ötekiler Arasında sayesinde perilerden tiksindim diyebilirim. Oğlum hiç nasırlı peri mi olur? Peri dediğin yüzü ak pak, erkek peri dünyanın en seksi varlığı, kız peri ise bir nevi Victoria’s Secret olması gerekir. Ama bu kitapta periler tam tersi. Ya çok çok güzel periler var ya da yüzüne dahi bakamayacağız –ki görebiliyorsanız tabii- çok ama çok kötü periler var. İşte bu noktada azıcık hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Tüm çocukluk, gençlik, ergenlik ve şimdiki zaman ki olan hayallerim çöpe gitti diyebilirim. “Nasıl olur nasıl nasıl?” diyerek evde dolaştığımı ben bilirim. :)) Bunların dışında bir de kitapta sevdiğim bir diğer özellikle ise kitabın günlük şeklinde olmasıydı. Bütün olaylar kızımızın düzden, soldan, sağdan, hem tersten hem dünden, hem sağdan hem soldan yazdığı bir günlüğün sayfalarından okuyoruz. Bu günlük gibi yazılış şekli olayları daha samimi bir dille yazılmasını sağlamış ve okurken sanki biz yaşıyormuşuz gibi bir duygu katmış. Bu yüzden yazarımızın kitabı bu şekilde yazmasına bayıldım diyebilirim.

Son olarak ise Mori’nin okuduğu tüm kitaplar hakkında neredeyse her sayfanın sonunda bir dipnot olması ve kitabın sonunda bu kitaplarının isimlerinin olduğu bir listenin yer almasıdır. Mori’nin okuduğu kitapların birkaçının okumuş olduğum veya ismini duymuş veya hiç duymamış olduğum halde kendimi kızımızın yerine o kadar kolay koymuşum ki sanki bütün olayları ben yaşıyormuşum gibi hissettim.

Kitap hakkında değineceğim son nokta ise sonunu hiç beğenmem olacak. O kadar saçma bir şekilde bitti ki anlatamam. 5 dakika önce kitaba kendimi kaptırmış, paldür küldür okuyup sayfa çeviriyorken bir dakika sonra bi’ baktım ki kitap bitmiş, devamı yok. Öyle saçma bir yerde bitti ki saçımı başımı yolasım geldi. Kitap hakkında ne mutlu son diyebilirim ne de mutsuz. Çünkü o kadar belirsizliklerle bitti ki kitabı fırlatasım geldi. Bir öyle bitemez dostum! Anla beni sevgili yazar! Ya bunun devamını yaz ya da sonu değiştir tekrar yaz, çıldırtma adamı! -.-

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)

Kitap Dostları #7 Blog Tur 3. Gün / Korkak ve Canavar – Barış Müstecaplıoğlu / Yazar ile Röportaj


1383068_530927530317785_1902813961_n

Kitap Dostları 7. Blog Turunun 3. ve son gününden herkese merhaba!!!

7. Blog Turumuzda Korkak ve Canavar‘ı tanıttık, yazarımız Barış Müstecaplıoğlu‘nu tanıdık, tadımlık önokuma paylaştık, Türk Fanstatik Edebiyatının ne olduğunu, hangi konumda olduğunu öğrendik ve kitabımızın bizlerde ne izler bıraktığını sözcüklere döktük.

Sevgili yazarımız bizi kırmayarak bir röportaj yaptı. Bugün ise o röportajı yayınlayacağız ve aynı zamanda yine kitabın bizde nasıl izler bıraktığını kelimelere dökeceğiz.

Ayrıca hala devam eden yarışmamıza katılmayı unutmayınız!!!

Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

1)       Kısaca kendinizden ve yazarlık hayatınızdan bahsedebilir misiniz?

Boğaziçi Mezunu bir İnşaat Mühendisiyim ama hiç mühendislik yapmadım, mezuniyetten bu yana İnsan Kaynakları ve Eğitim sektöründe çalışıyorum. Kendimi bildim bileli de yazıyorum, yazmak en uzun zamandır yaptığım iş.

2)       Yazı yazma hayatınıza nasıl başladınız?

Güzel bir roman okuduğum zaman içimde bir coşku uyanırdı, ben de başkalarında böyle duygular uyandırmak, hayatımı renklendiren o güzel eserler gibi eserler yaratmak isterdim. Öyküler yazarak başladım, kendimi hazır hissettiğimde de ilk romanımı kaleme aldım.

3)       İlk kitabınızı yazarken hiç bu noktaya geleceğinizi düşündünüz mü? Sonuçta hem ülkemizde hem de yurtdışında tanınan bir yazarsınız.

İyi romanlar yazmayı hayal etmiştim, kendimi buna hazırlamak için çok çalıştım. Öykülerimin beğenilmesini bekliyordum, ama yurtdışındaki başarı umduğumdan hızlı oldu. Türkçe yurtdışında çok bilinen bir lisan olmadığından farklı dillerde yayınlanmak Türk yazarlar için kolay değil. Kitaplarım Avrupa ülkelerinden Çin’e, Arabistan’dan Hindistan’a çok farklı coğrafyalarda beğenildiğine göre evrensel bir tat yakalamışlar.

4)       Perg Efsanesinin karakterlerini yazarken hangisinin psikolojisini daha iyi yansıttığınızı düşünüyorsunuz?

Karakterlerim arasında bir ayrım yapamam, Leofold da Guorin de, sonradan öyküye dahil olan Nume ve Nela da farklı açılardan sevdiğim karakterler. Hepsinin yeri ayrı.

5)       Perg nasıl oluştu? İsminin bir anlamı var mı?

Denizi ve denizde geçen öyküleri çok sevdiğim için adalardan oluşan bir diyar hayal ettim. Böylece uzun deniz yolculukları, efsanevi gemiler ve deniz yaratıkları düşleyebilecektim. Perg isminin gerçek dünyayı referans alan bir anlamı yok, içimden gelen bir kelimeydi sadece.

6)       Kitaplarınızı oluştururken önceden tasarlıyor musunuz yoksa kaleminizi elinize aldığınız da mı dökülüyor?

Herhalde mühendis kökenli olduğum için çok planlı yazıyorum, romana başlamadan önce on beş, yirmi sayfalık bir özet hazırlıyorum, hangi bölümde ne olacağını daha baştan biliyor oluyorum. Elbette bir seneyi aşan yazma sürecinde olaylarda, karakterlerde birçok değişiklik yapıyorum, ama romanın ana iskeleti değişmiyor.

7)       Kitaplarınızın veya serilerinizin sonuna geldiğinizde nasıl bir ruh haline bürünüyorsunuz? Hiç boşluğa düştüğünüz oluyor mu?

Aklımda yazacak çok öykü, yaratacak çok karakter var, bu yüzden herhangi bir boşluğa düşmüyorum, bilakis bir sonraki kitaba başlamadan önce biraz dinlenebilmek, diğer işlerimi halledebilmek için yüreğimdeki yazma isteğini dizginlemem gerekiyor.

8)       Ufukta yeni kitaplar veya seriler var mı?

Şamanlar Diyarı serisinin ikincisi Kasım’daki Tüyap Kitap Fuarı’na yetişecek. Serinin üçüncü ve son kitabını da seneye bitirmeyi umuyorum. Sonrasında yazacağım romana henüz karar vermedim, aklımda iki ya da üç farklı öykü var, ama her koşulda bir seri olmayacak, bu sefer tek kitaplık bir öykü olacak.

9)       Türkiye’de fantastik roman yazmak neden bu kadar zor? Siz hangi zorluklarla karşılaştınız? Karşılaştığınız zorlukların nasıl üstesinden geldiniz?

Aslında bence pek zor değil, bilakis şamanlardan ve göçebe Türklerden, Bizans’a ve Osmanlı İmparatorluğu’na kadar uzanan çok zengin bir kültürel mirasa sahibiz. Bu mirası günümüz fantastik romanına taşıyarak son derece renkli romanlar yazılabilir. Türkiye’de zor olan bu romanları yazmak değil, bu romanlar sayesinde geçinebilmek, başka bir işle ilgilenmeden sadece yazmaya odaklanabilmek. Çünkü kitap satışları çok düşük, yayınevleri de hayatta kalabilmek için popüler kitaplar basmaya yöneliyor. Benim gibi bir yandan geçinebilmek için profesyonel hayatta çalışıp diğer yandan bu seviyede romanlar yazabilmek yıpratıcı bir mücadele. Ama bu mücadeleyi göze alıyorsanız, yazmanızı engelleyecek bir durum görmüyorum. Ülkemizde daha önce bu tür kitaplar yazılmadığı için beceremeyeceğimize karşı ciddi bir önyargı vardı, yayınevleri Türk yazar basmaktan kaçınırdı, Perg Efsaneleri ve sonrasında gelen kitaplarla, birkaç sene önce kurduğumuz FABİSAD’ın çalışmalarıyla bu önyargı da önemli ölçüde kırıldı. Genç arkadaşların işi artık daha kolay.

10)    Ve sizce neden fantastik türü ülkemizde okullardan uzak tutuluyor? Veya bir kişi fantastik bir kitap okuduğu zaman olumsuz eleştiri alıyor?

Biz de belli bir yaştan sonra hayal kurmak, sıra dışı olmak yadırganır, hayal kurmak yalnızca çocuklara özgü görülür ve küçümsenir. Bu yüzden de Amerika ve Japonya gibi sadece fantastik edebiyatta, fantastik sinemada değil, bilimde, teknolojide, iş dünyasında da hayal gücünü kullanıp yaratıcı işler yapan toplumların çok gerisindeyiz. Bu konu sadece fantastik roman özelinde değil, toplumumuzda hayal gücü ve yaratıcılığa verilen değer açısından ele alınmalı, konuşulmalı.

11)    Eğitimciler veya aileler fantastik türü hakkında ne kadar bilgi sahibi?

Son dönemde özel okullardan öğrencilerine seminer vermem için birçok teklif alıyorum, bu nedenle gelecek için umutluyum. Ama daha alınması gereken önemli bir mesafe var. Devlet okulları fantastik edebiyatın ve hayal gücünün gençler için, bir toplumun kalkınması için değerini henüz pek fark edebilmiş değil.

12)    Son dönem okuyucuların, ister yurtdışı olsun ister ülkemiz olsun, gelecek duruşu hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce fantastik edebiyatını ilerletirler mi yoksa gittikçe geriye mi götürürler?

Okurların beklentilerini yüksek tutmalarını umuyorum. Özensiz yazılmış, özgünlüğü olmayan kitaplara pek yüz vermesinler. Yoksa her önüne gelen fantastik roman yazmaya kalkıyor. Fantastik romanın edebiyatın bir dalı olduğunu, fantastik öykülerden edebi bir tat da almak gerektiğini unutmasınlar. Böyle yaparlarsa yazarları daha iyi yazmaya sevk ederler, aksi takdirde kolaya kaçanlarla cümlelerini elmas işçisi sabrıyla işleyenler arasında bir fark kalmıyor.

13)    Her kitabınızın muhakkak sizde ayrı bir yeri vardır. Perg Efsaneleri sizin için nasıl bir yere sahip?

İlk yazdığım kitaplar oldukları için bu serinin yüreğimde her zaman ayrı bir yeri olacak. Farklı olana karşı önyargıları, farklı olanı sevebilmeyi işlediğim bir seri oldu, bu temalar da benim için son derece önemli.

14)    Korkak ve Canavar’daki karakterleri yaratırken kimlerden ilham aldınız?

Karakter yaratırken tanıdığım herkesin farklı farklı yönlerini kullandığım oluyor. Mesleğim gereği bugüne kadar binlerce insanla mülakat yaptım, hayat hikâyelerini dinledim, bunlar da ilginç fikirler verebiliyor. Tarihteki şahsiyetler, izlediğim bir film, bir gazete haberi, hayattaki her şey ilham kaynağı olarak kullanılabilir. Ama epey bir kısmı da sadece hayal gücü.

15)    Bu türün çoğu yazarı gibi sizde FRP oyuncusu musunuz?

Üniversitede okurken FRP’ye değil ama FRP tabanlı bilgisayar oyunlarına çok düşkündüm, yazmaya başladığımdan beridir pek fırsatım olmuyor. Günün birinde kitaplarımdan oyun yapılırsa belki onu oynarım.

16)    Ejderha Mızrağı mı? Unutulmuş Diyarlar mı?

Her iki serinin de ilk kitapları çok iyiydi, sonrasında gelen devam kitapları ilk kitapların tekrarı gibiydi, beni pek cezbetmedi. Kitapları kıyaslamak kolay bir iş değil, zira hepsini farklı sebeplerden sevebiliyorsunuz. Unutulmuş Diyarlar bence daha özgün bir kurgu, ama Ejderha Mızrağı’nda da Raistlin gibi unutulmaz karakterler var.

17)    En sevdiğiniz fantastik yazarları, kitapları ve karakterleri nedir?

Ursula K.Leguin’in Yerdeniz Büyücüsü serisi ve bu serinin kahramanı Ged. Terry Pratchet’in Disk Dünya serisi ve hemen hemen tüm karakterleri. Stephen King ve Peter Straub’un birlikte yazdıkları Tılsım. Neil Gaiman’ın hemen hemen tüm kitapları.

18)    Son olarak fantastik okuyucularına söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Hayal kurmaktan hiç vazgeçmemelerini diliyorum. Hayatın en güzel renklerinden biri hayal gücü.

*Bu güzel röportajı bizimle yaptığı için Barış Müstecaplıoğlu’na tekrardan teşekkür ederiz! 

V0ZpRkE