Aylardan Ask – Meral Kır / Inceleme


oQWyam

Kitabın Adı : Aylardan Aşk
Yazarın Adı : Meral Kır
Yayınevi : Müptelâ Yayınları
Sayfa Sayısı : 576
Basım : Haziran, 2014
Tür : Romantik / Yetişkin

XW1lj7

Mükemmel bir işe, mükemmel bir aileye, mükemmel bir hayata yani kısacası yaşamınızda mükemmel olan her şeye sahip olsanız ve birkaç saat içerisinde tüm bu mükemmel olaylar dizisi tepe taklak olsa ne yapardınız? Nasıl bir boşluğun içine düşerdiniz? Neler hissederdiniz? Düşünemiyorsunuz değil mi? Tanem de düşünememişti…

24 yaşına girmesine bir gün kala, her şey hayatında mükemmel bir düzen içerisinde giderken, hayatındaki en büyük toplantıya dakikalar kala bir telefon görüşmesi ile Tanem’in mükemmel hayatı tepe taklak olmuştur.

Telefon görüşmesinden sonra dünyası başına yıkılan Tanem, gözyaşlarının ardı arkası kesilmeden arabasına binmiş ve körlemesine sürmeye başlamıştır. Daha fazla gidemeyeceğini anlayan Tanem, araba öyle durdurulamayacak bir yerde durdurur ki hayatından 2 koca yılı hastane yatağında yatarak geçirir.

2 yıl boyunca bilinci kapalı bir şekilde, başında daha 33 yaşında olmasına rağmen bir beyin cerrahı olan Yağız, Tanem’i tekrardan o mükemmel hayatına kavuşabilmesi için elinden geleni yapıyordur. Buna yeni bir ilaç bulunmasından tutunda, tüm dünyada uygulanmış ve işe yaramış tüm tedavilerin Tanem için uygun olup olmadığını araştırıyor ki eğer uygunsa tedaviye başlıyordur. Ama en büyük tedavi onun yeni bir ilaç üretmesi ile sonuçlanmış ve Tanem 2 yıl boyunca ondan ümidi kesmeyen ailesi ile kavuşmuştur.

Kavuşmasına ama bu sefer mükemmel bir şekilde değildir.

Yaklaşık 10 yıl önce tüm ailesini yani annesini, babasını ve kardeşini bir trafik kazasında kaybeden Yağız, yatağında yatan bu bir içim su kız için elinden gelen her şeyi yapmak istiyor, çabalıyor ve emeklerinin karşılığını da yavaş yavaş alıyordur. Amerika ile beraber çalıştığı ilaç Tanem üzerinde işe yaramış ve tıpta yeni bir çağ açmasına rağmen Tanem gözlerini açtığı zaman, geçirdiği uzun ameliyatlar ve kazanın şokundan dolayı hafızası kaybetmiştir. Ne o mükemmel yaşamını hatırlıyordur ne ailesini ne de o kaza gününü…

Onlar abiydi, babaydı, anneydi, abla ya da arkadaştı. Tanem’in sevenleri Tanem’den, Tanem de sevdiklerinden vazgeçmiyorken, onun da başka şansı yoktu.

O zümrüt yeşili cennet gözlerini açtığı zaman neye uğradığını şaşıran Yağız, bu kızın acaba daha ne kadar güzel olabilir ki diye düşünerek yavaş yavaş kalbini Tanem’e kaptırmaya başlamıştır. Sonuçta kızımız hiçbir şeyi hatırlamıyordur ve 2 yıl boyunca onun yanında olan, onu tedavi eden bir o kadar zeki ve bir o kadar da yakışıklı olan doktoruna güvenmeye, pardon pardon âşık olmaya başlamıştır. :))

Savaşta ve aşkta her şey mubahtır diyen Tanem, Yağız’ı elde etmek için elinden geleni arkasına koymaz ve resmen savaş gardını kuşanmış bir savaşçı edası ile Yağız’a kendini âşık edebilmek için savaşmaktadır. Ama kiminle mi? Yoksa neyle mi? Tabii ki Yağız’ın katır gibi inadı ile ve bir türlü eğitilemeyen odun duyguları ile.

Yağız’ın bulduğu ilaç sayesinde tekrardan dünyaya gözlerini açan Tanem, ailesini hatırlayamadığı için onlardan uzak duruyor ve aynı zamanda da onları ve kaza gününü hatırlayabilmek için hafızasını zorluyordur. Tabii bu sırada ailesi hiçbir şekilde desteklerini onun üstünden çekmiyor ve ellerinden gelen desteği veriyordur. Özellikle ablası Asya…

Asya kitabımızın bir diğer deli kızımız. :) Kardeşinden bir gün desteği kesmeyen, her gün hastaneye uğrayarak destek veren Asya, bir gün çok komik bir olay sayesinde hem Yağız’ın en yakın arkadaşı hem ev arkadaşı hem de kardeşi olan Doruk ( <3……) (Evet, evet ona aşığım! Her ne yaparsa yapsın!)  ile tanışır ve yakuşukluma gönlünü kaptırır. Hatta evli birer çift edası ile onun evinde yaşamaya başlar. Asya’nın Doruk’un evine taşınması demek Yağız’ın evine taşınmış olması demek olduğu için Tanem de bunu bir fırsata dönüştürerek biricik ablasının yanına taşınır. Yani Yağız’ın dibine… Yani savaşta ve aşkta her şey mubahtır diyerek…

Acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, kahkahalarıyla, hüznüyle, mutluluğuyla, sırlarıyla, hastalığıyla sağlığıyla Yağız’ın ve Tanem’in aşkını nefes kesmeden okuyoruz.

Kitabımızın ilk 100 sayfası geçmiş ve günümüzdeki olayları, karakterleri tanıyarak başlıyoruz. Hem de tüm karakterlerin gözünden yazılan bölümler ile. İlk 100 sayfada hangi karakterimizin kişiliği nasılmış, bir konu hakkındaki düşünceleri nasılmış yani kısacası her şeyi öğreniyoruz. Yazarımızın bu bakış açısı ile kitabını yazması gerçekten harika olmuş. Sonuçta şu karakter acaba şu olayda nasıl düşünürdü acaba diye tahminler yürütmek yerine, evet evet şu karakter şu olay için şöyle düşünürdü diyerek tahminlerden uzak duruyoruz. Ayrıca olayların hepsi kitapta o kadar güzel bir şekilde bağlanmış ki sanki dizi izler gibi bir başka bölüm gelmesi için çıldırıyor ve kitapta sayfa üstüne sayfa çeviriyoruz. Ee şimdi her şeye değinmişken kapağa da değinmezsek olmaz değil mi? O ne güzel kapaktır öyle <3 O nasıl güzel iç tasarımdır. Ayların tek tek arkalarındaki hikâyelerin yer aldığı renkli sayfalara ne denmeli? Veya veya o kurdeleli şahane ayraç? Kısacası şunu demek istiyorum ki uzun soluklu acısıyla, tatlısıyla, gözyaşlarıyla, kahkahalarıyla bir aşk hikâyesi mi okumak istiyorsunuz? Ee buyurun o zaman sizi Aylardan Aşk okumaya davet ediyorum!

damy (1)

Konusan Kitaplar #26 Blog Tur / Sınırları Zorlamak – Katie McGarry / Inceleme


eopr97

Kitabın Adı : Sınırları Zorlamak
Orijinal Adı : Pushing The Limits
Serinin Adı : Pushing The Limits Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Katie McGarry
Çevirmen : Tuğçe Nida Sevin
Yayınevi : Aspendos
Basım : Şubat, 2014
Sayfa Sayısı : 416
Tür : Young Adult / Romance / Günümüz

“Babam kontrol manyağı, üvey annemden nefret ediyorum, ağabeyim öldü ve annemin… annemin sorunları var. Sizce nasıl olabilirim?”

Echo Emerson, bir yıl öncesine kadar okulun en havalı kızı, hatta en havalı züppe kızı olup, yine okulun kralı sayılabilecek birisi olan Luke ile çıkıyordur. Dersleri mükemmel derecede iyi olup, annesinin sanat yeteneğinin genleri taşıyan elleri ile mükemmel tablolar ortaya çıkartıyordur. Her şey yolundadır. Mutlu bir ailesi olup, abisi ile arasında mükemmel bir bağ olup mutluluktan yüzünden gülümseme eksik olmuyordur. Ta ki o geceye kadar…

Bir tek gecede tüm her şeyin paramparça olabileceğini inanır mısınız? Ya da bunu hayalinizde canladırabilir misiniz? Aynı bir camın bir saniye patlayıp tozla buz olması gibi düşünün. İşte Echo’nun hayatı aynı bir cam gibi bir saniyede patlayıp tuzla buz olmuştur.

Önce abisini askeri eğitimine karşı çıkmıştır ama o bunu çok istediği için Afganistan’a gitmiş, görevlerini yerine getirmeye çalışmış ama bu meslekte fazla ilerleyemeden bir bomba yüzünden hayata gözlerini kapatmıştır. Annesi geçmişten beri devam eden ama bir şekilde bastırmayı başardığı krizlerine artık engel olamamış ve etrafına zarar vermeye başlamıştır. Echo’nun babası ise çocuklarının annelerinin bu manzarasını, delilik krizlerini, daha fazla görmemeleri için onu hastaneye yatırıp ondan boşanmış ve geçmişte çocuklarına bakıcılık yapan Ashley ile evlenmiştir. Peki tüm olaylarımız bitti mi? Ne yazık ki hayır! Bir gecede annesini görmeye giden Echo, hatırlayamadığı bir olay başından geçmiştir. O kaza sonunda hastane yatağında uyandığında kollarında derin yaralar ve aklında kocaman bir kara delik vardır. Bu kara delik o geceyi yutması ile beraber, Echo’ya geceleri uyku uyuyamaması için elinden gelen her şeyi yapan bir lanettir. O olaydan sonra Echo her gece bir rutin haline gelen kabuslar görme seanslarını ile boğuşmakla kalmayıp bir zombiye dönüşerek, eski sosyal hayatından çok ama çok uzaklara çekilmiştir. Kolundaki yaralar yüzünden yazın çöl sıcağında bile giymek durumunda kaldığı uzun kollu kazaklar dışında, uzun eldivenleri yüzünden zaten insanların ona sanki üçüncü gözü varmış gibi bakmaları yetmiyormuş gibi bir de uyuşturucu bağımlısı gibi gözlerinin altında mosmor halkalar yüzünden insanların garip bakışlarından rahatsız olup en yakın arkadaşları ile bile zaman geçiremiyordur. Gerçi olan tüm olaylardan sonra kendi köşesine çekilen Echo biraz yalnız kalmak, daha doğrusu köşesine çekilip kolları ve eski mutlu anları ile kendisini sarıp sarmalamak istiyordur.

“Son iki buçuk yıldır bir koruyucu aileden diğerine geçmiş, birçok ev değiştirmişsin. Ailen öldüğünden beri burası senin dördüncü lisen. Benim ilginç bulduğum ise son bir buçuk yıl öncesine kadar hâlâ onu listesindeymişsin ve spor müsabakalarında yarışıyormuşsun. Bunlar genellikle bir disiplin vakasıyla uyuşmayan nitelikler.”

Noah Hutchings, yukarıdaki Bayan Collins’in sözleri ile anlatımının temsili misali. Ama küçük bir kısmı onu anlatıyor. Bana göre Noah, deri ceketli, seksi, yakışıklı, uzun boylu, 17 yaşında geçmişte bol bol acı çekmiş ama bir şekilde bu acıları üstünden atmaya çalışan bir bad boy. Evlenmek istediğin bir bad boy. Kitaba göre ise iki buçuk yıl önce ailesini bir yangında kaybetmiş, belli bir süre iki küçük kardeşi ile beraber başka ailelerin yanında yaşamış ama yerinde rahat duramayan ve haksızlığa gram tahammülü olamayan seksim üvey babasını dövmüş ve bu yüzden Sosyal Hizmetler tarafından tehlikeli sınıfına alınarak kardeşleri ile yolunu ayırmış ve seksimin daha da manyak hale gelemsini sağlamışlardır. O aileden bu aileye, o liseden bu liseye geçip hayatını mahveden sistemin yaptıkları yetmiyormuş gibi kardeşlerini sayılı sayıda görmelerini sağlıyor ve onlara karşı özlemini daha da arttırıyorlardır. Bu özleme daha fazla dayanamayan Noah kendini dizginlemiş, arada bazı şeyleri unutabilmek için içtiği esrarı bırakmış ve hatta içkiyi bile nadir içer konuma gelmiştir. Sırf kardeşlerini elde edebilmek için. Peki bu gayreti neyi mi elde etmesine sebep olmuştur? Artık gelecekte kardeşi olarak kabul edeceği dostu Isaiah’ın da üvey evlat olarak yerleştiği bir ailenin yanına yerleşmiş ve kardeşleri ile görüş günü daha da artmıştır. Ama bunların hiçbirisi Noah ile yeterli değildir. Çünkü o en azından ailesinden geri kalan kısmı bir arada tutmak ve özlemini bu şekilde giderebilmek istiyordur. Çok mu şey istiyordur? Hayır! Ama bazı şeyler için en yazık ki hem maddi hem de manevi gücünün sağlam olması lazımdır. Ve de geçmişinin de. Sonuçta o geçimini bir hamburgercide çalışıp kazandığı para ile devam ettirmektedir. Bu nereye kadar kardeşlerine babalık yapmasını sağlayabilir ki? Ayrıca onlara bu geçinim ile ne kadar huzur veya rahatlık verebilir ki? Değil mi? Bunlar hem benim hem de Bayan Collins’in sözleri.

1888725_744817632195720_1589289669_n

Bayan Collins kim midir? Bayan Collins bu hikayenin demir taşıdır! O olmasa seksi Noah’ım ile yaralı kuş Echo’nun bir araya gelmesi imkansız hale gelirdi. Sonuçta ikisinin konumunu geçin takılacakları ortam bile farklıdır. Peki nasıl mı bir araya geldiler? Hımm… Aslında çok zevkli bir ilk yaklaşımları var :D Sonuçta ikisinin de yaşadığı olaylar yüzünden psikoloji bozuk sayılıyor değil mi? İşte bu yüzden devreye lisenin yeni rehberlik öğretmeni Bayan Collins devreye giriyor. Ama şimdi Aires’ın bozuk arabasını da saymazsak ayıp olur. Echo, ölen abisinin arabasını tamir edip tekrardan çalışır konuma getirebilmek için belli bir miktarda paraya ihtiyacı vardır. Bu parayı kazanabilmek için de bir işe. Çünkü nankör babası milyoncuklarından çok az bir miktarını Echo’ya veremiyordur. Nalçak! Ama olsun sırf bu yüzden ikilimiz bir araya gelmiştir.

1798862_744804338863716_771810471_n

Eski yaşamına göre notlarında düşüş yaşayan Noah, Bayan Collins’in isteği üzerinden bir kişiden ders alacaktır. Kimden mi? Hadi hadi tahmin etmesi çok kolay! Tabii ki de süper ötesi çalışkan ve zeki Echo’dan! Bakmayın Noah, pisliğine çalışmıyordur. Yoksa o da en az Echo kadar zeki ve çalışkandır.

İlk derste bir araya gelen der ceketli yakışıklı çocuk ile kollarındaki yaraları gizlemeye çalışan güzel ve zeki kızımız arasında ilk başta nefret duygusu ortaya çıkmış ama eski sevgilisi Luke’un hissettirdiği duyguların on bin katından daha fazlasını hissettiren ve karnında kelebeklerin uçuşmasını geçin taklalar atmasını sağlayan seksi çocuğa gönlünü kaptırmıştır. Tabii diğer taraf içerisinde aynısı geçerli değil desem yalan olur. Hatta oğlumuz direk bağlanmış ve Echo’yu karısı gibi kabul etmektedir. :D

1920619_744420332235450_1706325785_n

Kitabın en sevdiğim özelleri say say bitmez. Saf aşk olsun, yaşadıkları aşkın gösterimi olsun, birbirlerinden geçerli sebeplerden uzaklaşmaları olsun, karakterlerin yaşadıkları olaylardan dolayı yaşlarından çok ama çok büyük olmaları olsun, birbirlerine nefret kusarken arkalarından birbirlerine öpücük göndermeleri olsun, dostlarına sıkı sıkı bağlı olup onlar ne yaparsa yapsın onlardan ayrı olmamaları olsun, birisi kardeşlerini alabilmek için elinden geleni yapması olsun, bir diğerinin geceleri onu uyutmayan kabuslarının sebebini bulmak için canla başla uğraşması olsun, hepsi ama hepsi sanki yaşanmış olay gibi beni kitaba bağlayan, yer yer kahkaha yer yer gözyaşımı dökememe sebep olan mükemmel ötesi bir kitap diyebilirim. Önce İngilizce sonra Türkçe olarak okumamı saymıyorum bile. Ara ara yine açıp o şahane bölümlere tekrar tekrar bakıyorum. Sanırım bende bir Noah istiyorum! :’( Sevgili evren duy sesimi ve bana seksi bir Noah gönder! Söz nikahı hemen basıp bağlayacağım kendime!

Kitaba puanım mı? 10 numara 5 yıldız! Okuyun, okutun ve gelin Noah için kavga edelim!

5

damy (1)

Konusan Kitaplar #26 Blog Tur / Sınırları Zorlamak – Katie McGarry / Noah Hutchins ile Röportaj


eQNZAG

Konuşan Kitaplar 26. Blog Turundan herkese merhaba!!!

26. Blog Turumuzun konuğu olan Sınırları Zorlamak kitabı benim için çooook özel bir yere sahip! Canımın için sevgili blog ablam, kardeşim, dostum ve biriciğim olan kişi Tuğçe’nin Kitaplığı adlı blogun sahibi, bu cici kitabı çevirdi. Hatta çevirmekle kalmadı kitabın başkarakteri Noah’a beni aşık etti ve şimdiden düğün planları yapmama sebep oldu. :P

26. Blog Turumuzun 2. gününde ise;

Bendeniz Yorum Durağım, sevgili über yakışıklı karakterimiz Noah ile röportaj yapıyor ve kitabımıza yorum yazıyorum.
Kitaplarım ve Ben şahane kitabımızdan alıntılar paylaşıp yorumunu yazıyor.
Kitapların Tatlı Cadısı ise Aspendos Yayınevi’nin kitaplarını tanıtıp yorumunu bizlerle paylaşıyor.

Ayrıca bu güzel kitabımıza güzel bir yarışma yapmazsak ayıp olurdu! O yüzden yazarımızdan imzalı 1 adet Sınırları Zorlamak kazanmak için Tık-Tık!!!

Hadi şimdide Noah ile ne çılgın sorular cevaplamışız bir bakalım mı? ;)

scrollWithLineCFG_31

noah-shaw1

Röportajımıza geçmeden önce azıcık da olsa Noah Hutchins’i tanımaya ne dersiniz?

Görünüş: Neredeyse 180 cm boyunda, gözlerinin üzerini kapatacak kadar kısa kesilmiş koyu saçlı on sekiz yaşında bir delikanlı ve üniversiteye gidebilmek için çalışıyor.

En yakın arkadaşları: Isaiah Walker. Bakıcı ailede beraberce cehenneme doğru yürüdüğü kişi… Onun için yapamayacağı hiçbir şey yoktur.

Favori şarkısı: Phillip Phillips’den Home. Şarkıyı duyduğu her zaman, Echo’yu düşünüyor.

Zayıflıkları: Ruhuna ve kalbine sahip Siren’i: Echo Emerson.

3104680899_1_13_uozY2UTr

Merhaba Noah, bugün blogumu ziyaret ettiğin için çok teşekkür ederim! Seni hala bilmeyen tüm insanlar için (ki onları yüksek merciler tarafından kınıyoruz!) bize kendinden biraz bahsedebilir misin?

Gezegendeki en mükemmel iki çocuğun abisiyim. Kendimi, hayatımda fazlasıyla yer tutan bir kıza, yani Echo’ya ve en iyi iki dostum Isaiah ile Beth’e adadım. Annem ve babam öldüğünden beri iki yıldır koruyucu aile sistemi belasının içindeyim ve liseden daha yeni mezun oldum.

Gelelim can alıcı soruya! İlk tanıştığın zaman Echo hakkında ne düşündün? Ve de şimdi onun hakkında ne düşünüyorsun?

Benimle tanışmadan önce burnu havada bir züppe olduğunu düşünüyordum ama ne de olsa seksiydi.

Peki şimdi mi? Hımm… Hala seksi bir kız, ama şu an onun zeki ve yetenekli olduğunu düşünüyorum. Kardeşlerim dışında tüm dünyam o.

Önce anne ve babanı kaybetmenin ve daha sonra da kardeşlerinden ayrı düşürülmenin üstesinden nasıl gelebildin?

Eski hayatımı sürdürmeye çalıştım: yüksek notlar almaya, top oynamaya devam ettim mesela. Bütün hepsi bir anda hızlıca parçalandığı için ben de beynimdeki acıyı bir şekilde uyuşturabilmeye çalıştım. Akıllıca kararlar almadım ama sonuçta geçmişte yaptığım şeyleri değiştiremem, bu yüzden ben de hatalarımı öğrenmeye ve onlardan kaçınmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Eğer ki kardeşlerinle istediğin yerde istediğin şekilde harcayabileceğin bir günün olsa (hiç masraftan kaçınmadan), onlarla birlikte ne yapmak isterdin?

Annem ile babam beni bir kez Disney World’e götürmüşlerdi. En güzel anılarımdan biridir. Onları oraya götürmeyi, annem ve babamla bindiğim tüm oyuncaklara onları da bindirmeyi çok isterdim.
Peki Beth’in hayatında olmasının en iyi yanı nedir? Ve en kötü yanı?

Beth, bana bir ailem varmış gibi hissettiriyor. O beni kızdırabildikten sonra kendisini kızdırabilen tek kişi ama yine de günün sonuna kadar birbirimizin yanında oluyoruz. Bunu her ikimiz de koşulsuz şartsız yapıyoruz.

Aynı zamanda onun hakkında sevdiğim şey ise, hayatımı karmakarışık bir hale getirmenin her zaman bir yolunu bulmasıdır. Yeni olan herkese veya her şeye karşı temkinli olup sevgilim Echo’ya karşı kabul ettiğimden daha da fazlasını gösterir.

Şu an dünyada herhangi sihirli bir şey hayal etsen o ne olurdu?

Ailemden kalan daha fazla fotoğrafa sahip olmak isterdim. Bir videoları olsa daha da iyi olurdu. Sahip olduğumuz her şey o geceki yangında yanıp kül oldu. Bazen, onların nasıl göründüklerini veya seslerini unutmaktan ölesiye korkuyorum.

Gelecek için planların neler?

Kardeşlerimin hayatının bir parçası olmayı, Echo ile zaman geçirmeyi, bir de üniversiteden mezun olup babam gibi bir mimar olmayı istiyorum.

Son olarak, seninle ilgili yeni haberler neler? Seni ve Echo’yu serinin ilerleyen kitaplarında daha fazla görebilecek miyiz?

Şu an üniversitedeyim ve Echo ile hala beraberiz. Daima arkadaşlarımıza zaman ayırıyoruz, özellikle başları dertte olduğunda. Bu yüzden Isaiah’ın bize her zaman ihtiyacı olduğunun yerinde olduğunu düşünüyorum.

Hızlıca Sorular!

– Çay veya kahve? Kahve.
– Boxer veya külot? Boxer.
– Hogwarts veya Narnia? Narnia.
– Bardağın boş yanı mı yoksa dolu yanı mı? Güne göre değişir.
Şeker kamışları veya şeker kurabiyeleri? Şeker kurabiyeleri.
– Favori yemeğin? Hamburger
– Favori filmin? The Jason Bourne filmleri.

scrollWithLineCFG_31

Röportaj bir çok yabancı blogtan alınıp ben tarafından çevrilip üstene eklemeler yapılmıştır. Bu yüzden eğer bir hatam varsa kusura bakmayın sevgili kitap kurtları! :*

damy (1)

Konusan Kitaplar #24 Blog Tur / Labirent: Olümcül Kacıs – James Dashner / Inceleme


4a967cb7-d387-42ae-9180-3fd89807186f

Kitabın Adı : Labirent: Ölümcül Kaçış
Orijinal Adı : The Maze Runner
Serinin Adı : The Maze Runner Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : James Dashner
Çevirmen : Gizem Yeşildal
Yayınevi : Pegasus
Basım : Ocak, 2014
Sayfa Sayısı : 408
Tür : Distopya / Young Adult / Bilim-Kurgu

Hatıla.
Hayatta Kal.
Koş.

Thomas, hafızasını kaybetmiş sadece adını hatırlar bir şekilde tepeden onlarca erkeğin ona dik dik bakışları altında bir Kutu’nun içerisinde uyanmıştır. Geçmişinde ne oldu, nasıl bir yaşamı olduğu veya her şeyin dışında geçmişe dair anılarını nasıl hatırlamayıp, sadece ismini hatırladığı konusunda hiçbir fikri yoktur. Bunların dışında ise neden o çocukların arasına geldiğini, nasıl geldiğini hiç bilmiyordur. Ve özellikle o çocukların ona neden hortlak görmüş gibi batkılarını kesinlikle bilmiyordur.

Sadece bir kutudan çıkıp, çocukların dediğine göre Kayran denilen bir yere gelmiştir.

“Tanıştığımıza memnun oldum, çaylak,” dedi çocuk. “Kayran’a hoş geldin.”

Hala neden geldiğini bilmiyormuş halde, Thomas salak salak etrafına bakarak dolaşırken, etrafında hangi Kayranlı varsa ona tonlarca soru sormaktadır. Tabii ki de her sorduğu sorunun cevabını alamayınca buraya karşı nefreti de bir o kadar artmaktadır. Ama o kadar ergence davranıp o kadar deli saçması soru soruyordur ki utanmasam kitabın içerisine girip ağzının ortasına bir tane çarpasım geldi.

Her neyse Thomas durmaksızın sorularına devam ederken, Kayran’da yaşayan çocuklarda onun kim olduğunu, neden geldiğini çözmeye çalışıyorlardır. Tabii bu arada Izdırap Veren denilen canavarlar da Kayran’ın dışarısında, Labirent dedikleri yerde bulunmaktadır. Bu canavarlar ısırdıkları zaman ya ısırılanı öldürüyordur ya da Değişim adını verdikleri ızdıraplı bir evreden geçmelerini sağlıyordur. Ve Değişim sırasında ısırılan kişi geçmişine dair bir takım hatıralar hatırlamaktadır. Mesela neden oraya gönderildikleri, eski yaşadıkları dünyanın nasıl oldukları ile vs. Yani kısacası Değişim onlar için bir geçiş evresi gibi bir şeydir. Geçmiş ile geleceğini birbirine bağlıyor, bir takım şeyler görmelerini sağlıyor ama bunları bir başkalarına anlatamıyorlardır çünkü onları engelleyici bir güç ortaya çıkıyordur.

Ve bu Değişimi geçirenlerden birisi de Gally adında ki bir çocuktur. Thomas, Kayran’a ayak basar basmaz onu suçlamaya, iftiralar atmaya, onun bir düşman hatta kötü bir insan olduğu hakkında Kayranlıları dolduruyordur. Daha neden oraya geldiğini bilemeyen Thomas bir de bu tür şeylerin yüzüne çarpılması ile neye uğradığını şaşırmıştır. Ve o dakikadan sonra Kayranlılardan köşe bucak kaçmaya başlamıştır.

Ta ki Chuck denilen çocuk yanına gelene kadar…

O geldiği anda bir çocuğun ne kadar çok konuşabileceğini bilmeyen Thomas, bun ugörmüş, duymuş ve deneyimlemiştir. Tabii her ne kadar Chuck’dan şikayet ettiyse de Thomas’ın ondan başka adam akıllı bir arkadaşı yoktur ve ondan başkasına güvenemiyordur.

Thomas’ın Kayran’a ayak bastıktan sonra tüm kötü olayların yavaş yavaş başlarına geldiğini söylemiş miydim? Eğer söylemediysem söylüyorum. Thomas ne zaman Kayran’a ayak basmıştır işte o andan itibaren felaketler bir bir gerçekleşmeye aşlamıştır. Örneğin Kayran’da iki yıldır sadece erkek çocukları olmasına rağmen Thomas’ın Kutu’dan çıktığının ertesi günü Kutu’dan bir kız çıkmıştır. Kızın oradan çıkması ile neye uğradıklarını şaşıran Kayranlılar birden kızı kendileri kapmaları için aralarında kıyasıya bir mücadeleye girişmişlerdir. Ama oranın lideri olan Alby, şoku hemen üstünden atıp kızı Tıpçıların yanına götürmelerini söylemiştir. Ki kızı tam götürecekleri an elinde bir kağıt parçası tuttuklarını fark eder ve hemen alıp okuyarak neye uğradıklarını şaşırmışlardır.

Çünkü kağıtta Kayran’a gönderilen son kişi olduğu yazıyordur. Bunun üzerine çoğu Kayran’lı bunun sorumlusunun Thomas olduğunu düşünerek üstüne yürümeye başlamıştır. Ama liderin ve Newt’in koruması ile Thomas onlardan uzaklaştırılmış ve çalışma alanını seçmek üzere tek tek gezmekte ve her bir gün farklı yerlerde çalışmaktadır. Ama Thomas herkesin dişini tırnağına takarak o konuma geldiği ve seçimlerle seçilen görev olan aynı zaman Kayran’da ki en zor görev olan Koşuculuğu seçerek, Labirent’e girmek istiyordur. Her ne kadar nedenini bilmese oraya girmek ve keşfetmek istiyordur. Çünkü Labirent onu çekiyordur.

Buraya kadar aslında kitabın ilk 50 sayfasında olan olaylar ve bu olaylar beni o kadar sıktı ki anlatamam. Özellikle Thomas’ın bir ergen gibi davranıp, etrafındaki çocuklara salak salak sorular sorması saçımı başıma yolmama sebep oldu. Ee be çocuk oraya gelen çocuklarda bir şey bilmiyor zaten. Yavaş yavaş öğrenmişler. Sence dişlerine tırnaklarını takıp öğrendikleri o az bilgiyi de şıp diye sana anlatmalarını filan mı bekliyorsun? C’mon! Bu kadar delirme dostum. Bir otur düşün taşın onlar senin felaket tanrısı diye görüyor, sence sana Kayran’ın veya Labirent’in en bilinmeyen sırlarını anlatır mı? Yapma etme gülüm. Ama tam ben, Thomas’ın bu tip hareketlerine küfür üstüne küfür ederken yavaş yavaş aklı başına geldi oğluşumuşumuzun ve adam gibi davranmaya başladı. Bu tam olarak kitapların ortalarına denk geliyor. Eğer bu davranışları kitabın ortalarına doğru değişmeseydi kesinlikle bırakırdım. Bu kadar bir ergen çocuk olamaz. Delirtti resmen yahu!

Ama kitap işte o dediğim andan itibaren öyle bir açıldı ki anlatmam! Hayran bıraktı beni resmen! Bir sonraki sayfayı çevirmek için resmen maraton koşucusu gibi deli gibi hızlı bir şekilde çevirdim. Çünkü sırlar öyle hızlı bir şekilde açıklandı ki neye uğradığımı şaşırdım. Hele ki o olayların akışı, aksiyonun sonu gelmeyecek gibi heyecanı tavan yapması. İşte o anda kitaba aşık oldum! Ve son 250 sayfayı kitabı elimden bırakmayarak deli gibi okudum.

Eğer ki kitabın ilk başı bu kadar içimi baymasaydı eminim ki kitaba daha çok puan verirdim. Ama dediğim gibi o ilk başı neredeyse kitabı bıraktırıyordu bana. Ama o son. Özellikle o çocukların neden oraya gönderilişinin sırrı beni öyle bir gaza getirdi ki The Maze Runner serisinin bir diğer kitabı olan The Maze Runner Files’ı okudum. Ve bu kitap sayesinde birkaç tane daha sırrın cevabını öğrenmiş oldum. Ayrıca o kitap sayesinde tekrardan ve tekrardan Newt ve Minho’ya aşkım arttı. Ve fangirllik derecesinde peşlerini bırakmayı planlanmıyorum :D

Kitabın çevirisine gelecek olursak gerçekten iyiydi, sevgili çevirmenin ellerine sağlık. Ayrıca kapağın orijinal kullanılması da kitaba ayrı bir hava katmıştı. Gerçekten kitaplığımda şahane duruyor. Orijinal kapak kullandığın için teşekkürler Pegasus!

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

scrollWithLineCFG_31

Turumuzda 5. ve son gününde:
Anime ve Kitap Sever yazarımızla yapılan röportajı paylaşıyor.
Tuğçe’nin Kitaplığı, Yorum Durağım ve SaklamaKabı ise kitap hakkında ki düşüncelerini paylaşıyor.

Ayrıca iki şanslı kişinin kazanacağı Labirent: Ölümcül Kaçış yarışmasına herkesi davet ediyoruz.

Yarışmaya katılmak için Tık-Tık!!!

damy (1)

Konuşan Kitaplar #23 Blog Tur / İlk Defa – Cora Carmack / Cora Carmack ile Röportaj


1513303_724232487587568_1271125708_n

Konuşan Kitaplar 23. Blog turunun son gününden herkese merhaba! 

Bu zamana kadar kitabımızı ve yazarımızı tanımış, kitabımızdan alıntılar paylaşıp yorumlamıştık. Ve hatta hayalimdeki Bliss ve Garrick’i bile sizlerle paylaşmıştık. Ve şimdi sıra yazarımızda röportajda! 

Yazarımızla röportajımız Girls In The Stacks sitesinden alınmıştır ama çeviri bana aittir. O yüzden bir hatam varsa kusura bakmayın. :)

scrollWithLineCFG_31

Cora Carmack

New Adult (NA) bu günlerde sıcak ve çok tartışılan bir konu, bize sana göre NA’nın ne olup ne olmadığını anlatabilir misin?

New Adult, Young Adult ile Adult edebiyatı arasında kalan bir köprü gibi. Daha az olgunlaşmış içerik, ses veya bakış açısına sahip ama eğer ille de 16 ve 30 yaşlarında bulunan düzenli bir işe ve kendisini bilen kadınları okumak istiyorsanız, işte tam da bu noktadasınız. Hayat, karmakarışıklığın ortasından atlayamıyor ve bu yüzden neden kitaplar? Benim için, New Adult, karakterlerin kanatlarının gün geçtikçe büyümesiyle, onların geldiği yaşlarda yeni yeni özgürlükleri keşfetmeleriyle ve hepimizin sahip olduğu gibi çocukluk resimlerine bakarak ‘Ben ne zaman büyüdüm?’ düşüncelerini geçirdikleri yetişkin olduklarını öğrenmeleriyle ilgili. Çoğu tartışmaların ortasında bu türün gerekli olup olmadığı hakkında düşünceler dönmekte. Kitapçılarda bu kitapların nasıl satacağı ile ilgili de bir sürü konuşmalar var. Ama benim için burada mükemmel bir soru yatıyor, insanlar bu tür kitaplar okumak istiyorlar mı? Söyleyebileceklerim bu kadar.

Hadi, azıcık İlk Defa kitabının baş karakteri Bliss hakkında konuşalım. İlk olarak Bliss ismi aklına nereden geldi? Biz bu ismi çok seviyoruz!

Tanrım, keşke bilebilseydim. Onun tam ismi (Bliss Edwards) bir gün aklımda bitiriverdi. Garrick veya Cade’in  (aslında Wade)  isimlerinin nereden geldiğini hatırlıyorum. Ama ne zaman Bliss’in isminin geldi yeri düşünüyorum, işte o zaman kocaman bir boşluk oluşuyor. O kim olduğunu biliyor ve bu yüzden bir yazar olarak ben de biliyorum. İşte bu kadar basit.

Bliss hikaye boyunca bizim tapılası olduğunu düşündüğümüz bazı oldukça eğlenceli ve garip şeylere sahip. Okuyucuların Bliss’in beceriksizliğini onunla ilişkilendirdiğini mi düşünüyorsun?

Evet, öyle düşünüyorum. Genellikle Bliss gibi kızlar kitaplarda ikincil karakterler oluyorlar hem de ilginç bir arkadaş olarak. O kızların kendilerine ait bir hikayelerinin olması benim için çok önemli. Çünkü çoğunlukla onda kendimi buluyorum. Çoğu kahramanlar gibi utangaç ve hassas ya da cesur ve kendine güvenen birisi gibi hissediyorum. Her zaman bir yerlere düşen birisiyim. Ve bu konuda tek başıma olmadığımı düşünüyorum. Bana elini uzatan bir çok okuyucuya sahibim ve kendilerini tanımlayacak kahramanları yazmamı bekliyorlar. Ve bu da çok fazla duymak istediğim bir şey!

AYDINLANMA NOKTASI

Star Wars mu Star Trek mi? Beni öldürün ama bu soruyu cevap vermemi istemeyin!
Downton Abbey mi Dr. Who mu? Downton Abbey
Ağır Metal mi Pop mu? Pop
Romance mı Erotika mı? Romance
Çocukluğunun favori kitabı? Ellerimden düşmeyen Harry Potter. Ama ayrıca The Dark is Rising Serisine de bayılıyorum!
Son zamanlarda okuyup seni kızartan bir kitap? J. Lynn’nın Gamble Brothers kitabı olabilir.
Son zamanlarda bir oturuşta bitirdiğin kitap? Unravel Me – Taherah Mafi. ( Çok şanslıydım ve kitabın ARC’sine sahiptim. Bu o kadar güzeldi ki bir oturuşta ikinci seferi de okumayı düşündüm.)
Pancake mi waffle mı? Waffle!

scrollWithLineCFG_31damy (1)

Konuşan Kitaplar #23 Blog Tur / İlk Defa – Cora Carmack / İnceleme


25

Kitabın Adı : İlk Defa
Orijinal Adı : Losing It
Serinin Adı : Losing It Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Cora Carmack
Çevirmen : İmge Tan
Yayınevi : Pena Yayınları
Basım : Aralık, 2013
Sayfa Sayısı : 280
Tür : New Adult / Romance / Günümüz

Bliss Edwards, geleceğinde daha en yapacağına karar verememiş bir üniversite dördüncü sınıf öğrencisi. Tiyatrocu. Güzel. Alımlı. Zeki. Her şeyin yerli yerinde, her olayın tamı tamına zamanında yapılması için uğraşan bir mekanik. Tam bir kontrol manyağı…  Ama bu yaşına kadar nasıl başardıysa bir bakire…

Garrick Taylor, üniversitede tiyatro bölümü okumuş yetmemiş üzerine yüksek lisansını yapmış. Yani tiyatro dalında eskiden öğrenciyken şimdi öğretmen… Yakışıklı. Sarışın. Kaslı. Seksi. İngiliz. Seksi bir aksana sahip seksi bir İngiliz… Ama öğretmen. Ne yazık ki bir öğretmen! Hem de öğrencisi tarafından çıplak olarak yüzüstü bırakılan bir öğretmen…

Bliss Edwards, üniversiteden de bakire olarak ayrılacağı için en yakın arkadaşlarından birisi olan Kelsey’e dert yakınırken, en yakın arkadaşı Kelsey daha fazla yakarışlarına dayanamayarak, seksi kıyafetleri Bliss’in üstüne geçirdiği gibi en yakın bara doğru sürükler. Sürükler sürüklemesine ama bizim bakire kızımız bir yandan seks yapmaktan korkarken bir yandan da seks yapacağı erkeği bulamamakta veya beğenmemektedir. Arkadaşının bulup getirdiği her erkeği ret etmiş veya sırt çevirmiştir. Tabii bu davranışlarına daha fazla dayanamayan Kelsey, sinirden küplere binmiştir.

Arkadaşı sinir küplerine binerken bizim biricik kızımız lavaboya doğru yol almıştır. Tam yolunun üzerinde Shakspeare okuyan bir erkek ile karşı karşıya geldiğinde laf atmadan duramamıştır.

“Eğer bu bir kız tavlama yöntemiyse, daha kalabalık bir bölüme geçmeni öneririm.”

Bu lafı attıktan sonra tabire caizse oluşumuzda mavi ekran belirmiş ve karşısında ki çıtırın ne demek istediğini idrak etmeye çalışmaktadır. Ama espritüel bir şekilde… Onlar birbirleri ile sakalaşmaya devam ederken birisi okudu kitabı kapatmış, birisi ise bir sandalye çekerek masaya oturmuştur. Muhabbet uzayıp gittikçe kızımızın karşısında ki sarışın İngiliz aksanlı seksi konuştukça, içinin yağları erimeye başlamış ve seks yapıp bekaretini kaybetmek artık daha cazip bir iş haline gelmiştir. Tabii gönderdiği sinyaller karşısında yürüyen bay seksi de ona bir takım sinyaller göndererek, kapısında bir çilingirin beklediği evine davet etmiştir. Hem de motoruyla… Hem motorlu hem seksi hem İngiliz hem seksi bir aksana sahip bir erkek hayal edebiliyor musunuz? Hah! İşte o Garrick Taylor’un ta kendisi!

Garrick ile hayallerimizi süslemeye devam ederken kızımız onun motoru görmesi ile neredeyse kalp krizi geçirmiş ve oğluşumuzun zoru ile kaskı takarak motora binmiş ve oğluşumuza bir ahtapot gibi dolanmıştır.

Seks.
Seks yapacaktım.
Bir erkekle.
Yakışıklı bir erkekle.
Yakışıklı bir İngiliz erkeğiyle.

Söylemeyi unutmuş olabilirim. Ayıptır söylemesi kızımız azıcık eşek şanslıdır. Olmayacak zamanlarda başına olmayacak şeyler gelmektedir. Bakınız motordan aceleyle inmesi sonucu sıcak egzozdan bacağını yakması gibi. Bakınız yakışıklı erkeğimizi tam sevişecekleri zaman terk edip gitmesi gibi. Çıplak ve dumura uğramış bir şekilde. Tüm bu eşek şansları yetmiyormuş gibi bir gece önce çıplak bir şekilde terk edip gittiği seksi bir aksana sahip seksi İngilizin yeni Üst Hazırlık öğretmeni olması gibi…

Çünkü yeni öğretim üyesi sadece sekiz saat önce yatağımda çırılçıplak yatan adamdı.

Evet, evet! Yanlış duymadınız! Bir gece önce kendi evinde, kendi yatağında çıplak bir şekilde bırakıp, terk ettiği yakışıklı İngiliz evladı, Bliss son senesinin son döneminin son dersinin öğretmeni. Hem de haftada üç gün mecburiyetten yüz yüze geleceği öğretmeni! Yıl sonu galasında hazırlayacak kişi bile o! Yani uzun lafın kısası bir dönem boyu yüz yüzeler.

İlk başta her ne kadar birbirlerini görmezden gelseler bile, önce aralarında uzun uzun bakışmalar başlamış daha sonra bu uzun bakışmalara dokunuşlara geçmiş, bunlarda yetmeyip birbirlerine kaçamak öpücükler vermeye başlamışlardır. Ama birbirlerine tam olarak bağlanmalarına sebep olan şey ise 7 ölümcül günahtan birisi sayılan, en kudretli hatta en kutsal duygu olan kıskançlık duygusu ile bu iki gencimiz birbirlerine bağlanmıştır.

Tabii kızımızın yine her şeyi düşünen fikirleri ile bu birazcık zor olmuştur…

Tanrı yardımcın olsun ama ben öğretmenimin erkek arkadaşım olmasını istiyordum.

Sonuçta birisi öğrenci birisi öğretmendir ve bir takım kurallara göre birbirleri ile aşk yaşamaları ve aşık olmaları yasaktır. İşte kızımız bunları düşünürken oğluşumuz ‘Aman canım banane!’ diyerek önündeki yasak elmanın tadını çıkartmaktadır. Çıkartır çıkartmasına ama yukarıda bahsettiğim kudretli duygu yine aralarına girmiş ve ayrılmalarına sebebiyet vermiştir. Kısacık bir süreliğine… Daha sonra köpek gibi aşık bir şekilde birbirlerine geri dönmüşlerdir.

Kitabımız klasik bir romantik-komedi ve New Adult olduğu için mutsuz sonla bitmeyeceğini biliyordum ama böylede bir sonla biteceğini hiç düşünmemiştim! Kamonnnn sevgili yazarım! Böyle son mu olur?! Ne öyle bugün git yarın gel devamını okuyacaksın gibi! Hiç ama hiç olmadı! Adam gibi bitirip yarım bırakmasaydın ya! Beğenmedim. -.- Hani Garrick benim olacaktı?! El kızına kaçmayacaktı? Çok pis bir şekilde duygularımla oynadın ey sevgili yazar! :’(

Şaka bir yana aşk, kıskançlık, dostluk, aile, pişmanlık, duygusallık, ikinci aşık, itiraflar vs. vs. vs. Bir romantik-komedide üç aşağı beş yukarı hangi duygular varsa bunda da aynı duygular dozajında vardı. Azıcık rahatlamak, azıcık gülmek, hatta azıcık kahkaha atmak, yeri geldiğinde ağlamak istiyorsanız buyurun sizi İlk Defa okumaya devam ediyorum.

Mor aşkımdan dolayı aşık olduğum kapağı ile, mükemmele yakın çevirisi ile, mükemmel bir şekilde editlenmiş hali…

Yetmeyip benim gibi Cade denen aptal çocuğu boğmak üzere sizi kitabı okumaya davet ediyorum.

Kitabı puanım ise kızımızın eşek şansından, oğluşumuzun yürüyen seksi aksanlı seksi bir İngiliz olmasından dolayı 5 üzerinden 5 veriyorum!

5

damy (1)

Konuşan Kitaplar #22 Blog Tur / Aşka İkinci Şans – Jennifer Probst / İnceleme


1422505_619312221468760_1423568196_n

Kitabın Adı : Aşka İkinci Şans
Orijinal Adı : The Marriage Trap
Serinin Adı : Marriage to a Billionaire Series
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Jennifer Probst
Çevirmen : Mutlusel Reyhan Tuncay
Yayınevi : Nemesis
Sayfa Sayısı : 288
Basım : Aralık, 2013
Tür : Romance / Yetişkin / Günümüz Edebiyatı

Maggie, manken gibi muhteşem bir güzelliğe sahip, zeki, işinde yani fotoğrafçılıkta başarılı ve bir o kadar da zengin ama ne yazık ki mutlu olamayan bir kadındır.

Michael, İtalyan kanının temsili imsalidir! Bir selvi kadar uzun, bir taş heykel kadar yakışıklı, bir sporcudan daha fazla kasa sahip, seksi, başarılı, zeki ve zengi bir iş adamıdır.

Maggie ve Michael, Maggie’nin mimar abisinin ve aynı zamanda Aşka İkinci Şans ver kitabının ilk kitabı olan İlk Öpücüğün Büyüsü’nün başkahramanı  Nick’in , Michael’ın aile tatlı restoran zinciri olan La Dolce Famiglia’nın Amerika kolundaki dükkanı düzenleyen, tertipleyen ve yeniden oluşturan kişi olması ile bir araya geldikleri yetmiyormuş gibi, Maggie, Michael’ı abisinin karısı olan Alexa’ya karşı bir şeyler beslediğini, abisinin mutluluğunu bozacağını, ortaya bir sürü tatsızlık çıkartacağını öne sürerek hep Michael’ı takip ediyor, yeri geliyor onu tehdit ediyor, bu da yetmiyor vücudunu kullanarak onu baştan çıkartmaya çalışıyor ama başka bir değişle kendisine elletmiyordur. Çünkü, eğer ilk kitabı okuduysanız Michael ve Maggie, Alexa’nın ayarlaması ile yemeğe çıkmış, yemeğin güzel geçmesi ile Maggie bir gece daha randevulaşmak istemiş ama Michael teklifini kabul etmemiş ve arkasına bakmadan gitmiştir. Bu olayın sinirini 1 yıldır üstünden atamayan Maggie, Michael ile her yan yana gelişinde bu “öküzlüğünü” dile getiriyor ve yüzüne okkalı bir tokat çarpar gibi çarpıyordur.

Yine böyle tersleme gününü Alexa’nın doğum gününde yaşayan çiftimiz, birbirlerine laf sokuyor, yetmiyor imalı sözler ile birbirlerini tahrik ediyorlardır. Ama bunların dışında Michael’ın çok ama çok önemi bir sorunu vardır. Kendisi ile evlenecek bayan arıyordur! Evet şaka yapmıyorum! Aile içi sorunlardan dolayı kendisi ile formaliteden evlenecek kadın arıyordur! Sebebi ise kendisinden sonra gelen kız kardeşi Venezia, erkek arkadaşı ile evlenme kararı almış ve annesine sunmuş ama annesi hem eski bir gelenek olduğu hem de babaları ölmeden önce öyle vasiyet ettiği için ilk çocuk Michael evlenmeden diğer küçük kardeşlerin evlenemeyeceği, yani kısacası herkesin sırası ile evleneceği eski bir gelenekten dolayı evlenemiyordur ve Venezia, Michael’ın evlenebilmesi için yalvar yakar ağlamış, sızlamış, annesinin kalp sorununu hatırlatarak evden kaçıp erkek arkadaşı ile evleneceği ile ilgili tehditler savurmuş, bunun üzerine dayanamayan Michael annesini kandıracağını ve onun annesinin gönül rahatlığı ile onlara izin vereceğini, gelenekleri göz ardı edeceği sözü vermiştir. Ama Michael kız kardeşine ne söz verdiyse onun tam tersi gelişmiş ve annesi geleneklerinin ve babası ölmeden önce ona ne söz verdiyseler onu tutacağına, tutacaklarına dair ültimatomlar vermiştir. Annesini daha fazla üzmeye dayanamayan Michael ikinci seçeneği gözüne kestirmiştir ve onunla formaliteden evlenebilecek birisi arıyordur.

Ne tesadüftür ki Michael’ın aklına sadece bir kişi geliyordur! Sanki gerçekten evlenecek kadın arar gibi etrafta gözlerini gezdiriyor, istediği özellikleri kafasında bir bir geçiriyor, eviriyor çeviriyor ve tek bir kişinin üzerinde duruyordur. Ve o kişi de tabii ki Maggie’dir!

Geçen yıl ki yaptığı eşekkliği, daha doğrusu öküzlüğü unutmayan Michael acaba bu teklifi nasıl yapacağını kara kara düşünüyor, eğip büküyor ama bir türlü Maggie’nin karşısına çıkamıyordur.

Michael doğruldu ve harekete geçmeye karar verdi.
“Maggie? Gitmeden önce seninle biraz konuşabilir miyim?”
Maggie omuz silkti. “Elbette. Ne konuda?”
“Özel olarak konuşalım lütfen.”
Nick ve Alexa birbirlerine baktılar. Maggie gözlerini devirerek onlara döndü. “Sakin olun çocuklar. Bana evlenme teklifi falan edecek değil ya.”

Diye aralarında replik geçmiş ve Maggie bilmesede evlenme teklifini dile getirmiştir. Aslında bilmiyordur ki Michael gerçekten evlenme teklif edecektir, her ne kadar formalite olsa da…

Tabii hala dalga geçmeye devam eden Maggie, güzel vücudu ile onunla dalga geçiyor, oyunlar oynuyordur ama bu oyuna daha fazla dayanamayan Michael pat diye lafa dalmış ve bütün itirafları birbiri ardına sıralamış ve en sonunda onunla formaliteden olsa da evlenmesini istemiştir. Tabii Maggie bu durumu ağzı bir karış açık bir şekilde karşılamıştır. Acaba Michael onunla dalga mı geçiyordur yoksa gerçekten kafayı mı yemiştir, bilmiyordur ama bu durumu oldukça komik bulmuş ve kahkahalarla katıla katıla gülmüş ve Michael’ın kendisini salak gibi hissetmesini sağlamıştır. Ama Michael’ın istediğin her şeyi yaparım teklifini de geri çevirmek istemiyordur. Çünkü hayatta istediği tak bir şey vardır. O da abisi ile mutlu bir evliliği olan Alexa’dan uzak durması ve romantik duygularını bastırıp yok etmesidir. Her ne kadar ortada ortada böyle bir durumun olduğunu bin severdir söyleyen Michael, gözü kapalı bu sözü tutacağını söylemiştir ama yine de kardeşi gibi gördüğü Alexa’dan uzaklaşmak içinde fırtınalar kopartıyordur.

Her kötü duruma karşılık Maggie’nin teklifini kabul etmiş ve beraber İtalya’ya gitmişler ve evcilik oyunu oynamaya başlamışlardır. Tabii araya gerçek evlilik figürleri ekleyerek. ;)

İtalya’ya gittikleri zaman eski anılarına dair ne varsaoratay dökmüşler, itiraflar alıp başını götürmüş, Maggie ilk defa gerçekten aile saadetini tatmış, ilk defa bir adama kör kütük aşık olmuş, Michael ilk defa hayallerinin peşinden koşmuş ve yıllardır arayıp bulamadığı ruh eşini bulmuştur.

Kitapta en en en çok iki karakter arasında ki atışmalar hoşuma gitti. Her konuşmaya başladıklarında kahkahalar ile güldüm. Ama en sevmediğim bölüm ise son bölümdü. İnsan sevgisini öyle mi anlatır arkadaş. Hiç sevmedim ve bu kitaba yakıştıramadım. Tamam kitap azıcık +18 ama o bölüm hiç güzel değildi. Koskoca İtalyan erkeğisin sen hiç mi aklına başka fikir gelmiyor öyle itiraf ediyorsun. Sevmedim, sevemeyeceğim. Ama hunların dışında karakterin yapısının cuk oturması, kurgu, yazım şekli ve çeviri mükemmeldi. Kapağa gelecek olursak ki eğer kız karakterimizin saçı kızıl, erkeğimizin saçı azıcık uzun olsaymış cuk otururmuş. :)

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

1474362_712606925416791_1906531393_n

damy (1)