Tatlı Şeytan – Wendy Higgins / İnceleme


0000000627567-1

Kitabın Adı : Tatlı Şeytan
Orijinal Adı : Sweet Evil
Serinin Adı : The Sweet Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Wendy Higgins
Çevirmen : Demet Orhan
Yayınevi : GO! Kitap
Basım : Aralık, 2014
Sayfa Sayısı : 536
Tür : Young Adult / Paranormal / Fantastik

Neden bir kitabın 80%’ini duygusal, karamsar ve de mutsuz olur ki?! Hem de bu kitap daha serinin ilk kitabı olmasına karşın. Neden? Neden? Acaba bütün bu mutsuzluklar, karamsarlıklar, duygusallıklar şeytanlar yüzünden mi? Evet, evet yanlış duymadınız! Bu sefer ki melekli kitabımız kötü melekleri yani şeytanları anlatıyor. Ve de onların biricik müritleri, Lejyonerleri ve de çocuklarını… Yani anlayacağınız bu kitap bildiğimiz, okuduğumuz kitaplara hiç mi hiç benzemiyor. Ama şu gerçeği söylemeden geçemeyeceğim kitap çok güzeldi! Çünkü klasiklerden dışarı çıkmış kendine özgü bir konusu ve de bir havası vardı.

Klasik melek kitaplarında Melek ve çocukları Nefilleri anlatırken, bu kitabımızda Şeytan ve Nefillerini anlatıyorlar. Bu da bizim başka bir bakış açısı ile bakmamızı sağlıyor. Acımasızlığı, cezalandırmayı, kötülüğü ve siyahın tüm tonlarını canlı canlı görüyoruz.

Kitabımızın ana karakterlerinden birisi olan Anna Whitt, bebekliğinde Pattie Whitt tarafından evlat edinilmiş 16 yaşında bir lise öğrencisidir. 8 yaşından itibaren özel güçler kazanan kızımız yavaş yavaş bu güçlerini genişletmiş ama herkesten saklar olmuştur. Bu bakımdan dolayıda neredeyse lise yıllarına kadar hiç arkadaşı yoktur. Ama lise yıllarında yetenekli söz yazarı Jay ile tanışarak çok yakın arkadaş olmuşlardır. Anna ne zaman ki Jay’in en sevdiği grubun konserine gitmiştir işte o an da kendince normal olan sırlarla dolu hayatı tepe taklak olmuştur. Ne zaman ki masum kızımız Raidan Rowe ile tanışmıştır işte o an da gerçek yaşamının nasıl bir şey olduğu ile tanışmıştır.

Raidan Rowe, 18 yaşında, lise son sınıf öğrencisi, gerçek hayatını noktasına virgülüne kadar bilen bir gençtir. O da Anna ile tanıştıktan sonra kurulu olan tüm düzeni alt üst olmuş, tabiri caiz ise feleği şaşmıştır. O andan sonra her ikisini de çok zorlu bir hayat bekliyordur. Hem de en karanlığından, en duygusalından ve en mutsuzundan…

Raidan, Anna’ya gerçek hayatını yani onun bir Nefil yani bir Şeytanın çocuğu olduğunu söyledikten sonra Anna bunu inkar etmiş ama daha sonra özel güçlerinin olmasının sebebinin bu olduğunu anlamıştır. Ama hala inanamadığı gerçekler vardır. Ve bu inanmadığı gerçekleri de zamanla yaşayarak kavramış ve gerçek hayatla yüz yüze gelmiştir.

Kaidan kaşlarını çatıp, “Su sızdırıyorsun,” dedi.
Ellerimle ıslak yanaklarımı sildim. Offf! Elimi sinirli sinirli salladım. “Ben duygulandığım zaman hep ağlarım, her zaman da duygulanırım zaten.”

Ve de zamanla Raidan’a gönlünü kaptırmıştır. Oğluşumuzda kızımıza karşı boş değildir ama oğluşumuz önlerinde ki engellerin farkındadır. Bu bakımdan dolayı Anna’dan uzak kalabildiği kadar kalıyordur ki bu yüzden kitabımız inanılmaz duygusal olup okuyucuları hüzünlendiriyordur.

“Lütfen,” diye yalvardım. “Beni kendinden uzaklaştırma. Arkadaş olabiliriz, hem…”
Çenemi sıkı sıkı tutup gözlerime baktı.
“Biz asla arkadaş olamayız, Anna. Bunu kafana şimdiden yaz. Biz, hiçbir şey olamayız.”

Genel hatları ile kitabı çok beğendim. Serinin ilk kitabı olmasına rağmen inanılmaz açıklayıcı olup bundan sonra ki kitaplarda neler olacağını hakkında okuyucuyu bir meraka sürüklemiş ve tırnaklarını yemesini sağlamıştır. Bana bu kitap neden Ölümcül Oyuncaklar Serisinin ilk kitabını anımsatmıştır ki sanırım bu yüzden bu seriyi çok seveceğim. Aynı ilk kitabı çok sevdiğim gibi. Bunların yanı sıra kitabın karakterlerini de çok fazla sevdim. Nedense kitabı okurken onlar benim arkadaşım gibi hissettim. Sanırım bu yüzden bir an önce ikinci kitaba başlayacağım. Büyük ihtimal o da bir solukta bitecektir.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 5!

5

damy (1)

Cehennem – Jamie McGuire / Inceleme


1926681_733926443308297_280152478_n

Kitabın Adı : Cehennem
Orijinal Adı : Requiem
Serinin Adı : Providence Serisi
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Nergis Karababa
Yayınevi : Yabancı
Basım : Şubat, 2014
Sayfa Sayısı : 350
Tür : Fantazya / Paranormal / Romance / New Adult

Yorumu başlamadan önce sevgili okurlar eğer Providence Serisinin ilk kitabı olan Araf’ı eğer okumadıysanız lütfen serinin ikinci kitabı olan Cehennem yorumumu okumayın. Çünkü ilk kitaptan birkaç önemli gelişmeyi yazabilirim baştan uyarıyorum. :)

Ve eğer ki seriye başlamadıysanız ve merak ediyorsanız, Araf yorumumu okumak için tık-tık!

İlk kitap olan Araf’da da bildiğiniz üzere Gabe Ryel, zamanında bir Arch meleği olmuş ama bir insana aşık olunca Talehini seçerek bir fedaiye dönüşmüştür. Onu yeri geldiğinde koruyup ve kollaması, savaşılacaksa savaşması gerekmektedir. Ve bu Taleh sıradan birisi değildir. O Jack Grey’dir. Yani asıl kızımız Nina Grey’in babası. Zengin bir iş adamının temsili misali… Gabe Ryel, Jack’i her ne kadar gözünden de sakında bir noktada bir patlak vermişler ve Koruyucu-Taleh ilişkisinden dolayı Jack’in ölümünden sonra Gabe’de ölmüştür ve Ryel ailesini onsuz bırakmıştır. Koruyucu-Taleh ilişkilerinden bir diğeri ise ailenin en büyüğü hangi insanı koruyorsa melez çocukları da ailenin diğer üyelerini korumak zorundadır. İşte bu yüzden Gabe’in oğlu olan Jared’ın, Nina’ya yaklaşımı yasak olsa da babalarının ölümünden sonra onu korumaya başlamıştır. Yasak diyorum çünkü ona küçüklüğünden beri aşıktır ve bu yasaktır. Sonuçta Jared, Nina’nın koruyucusudur ve aralarında böyle bir duygusal bağ olmaması gerekmemektedir. Yoksa Jared’ın o ultra süper güçleri zayıflar ve düşmanlara karşı ‘Gelin bizi öldürün!’ diye mesajlar iletmiş olur. Ayrıca Jared’ın bazı zamanlarda Nina’nın duygularını aynı şekilde yaşadığını saymıyorum bile.

O anlarda duyduğu öfke ve endişe, aramızdaki özel bağ yüzünden şiddetini daha da arttırıyordu. Bir Melez olarak kan basıncı, hormonal değişiklikler, kalp ritimlerim gibi vücudumdaki ufak değişiklikleri sezebiliyordu ve onun korumak zorunda kaldığı insan, Talehi olduğum için hissettiklerimi sanki kendisi hissediyor gibiydi.

Ha bu arada düşmanlarımız kim mi? Tabii ki Cennet ne nadide varlıkları olan Meleklerin ezeli düşmanı Cehennemin nadide varlıkları Şeytan! Ve hatta bu Şeytan’ımızın bir ismi var Shax!

Hatırlarsınız ki Shax ile ilk kitapta tanışmış, onu yerden yere vurmak, hatta öldürmek istemiştim. Nina’ya ve Jared’a yapmadığını bırakmayan Allah’ın cezası en sonunda onlara çektirdiği acıların yeterli olduğunu lütfedip kaçmış ve saklanmıştır. Tabii elinde önemli bir kitapla beraber!

İkinci kitabımız Cehennem ise Nina’nın iyileşip, stajyer olarak Titan’da (kendileri babasının şirketi olur) çalışmaya başlamış ve yavaştan şirketteki kontrolleri ellerinin arasına almak zorunda olduğunu kat be kat hissetmeye başlamıştır. Herkes gelecekte onun burada çalışmasını isterken o babasının her bir köşesinde imzası olan bu dev gibi yerde çalışmayı istemiyordur. Çünkü ne zaman bütün günü orada geçirse tüm gece boyu kabus görüyor ve hatta yaz mevsiminin tüm günlerinin hepsi birbirini hep böyle kovalayarak Nina’yı bir zombiye çevirmişlerdir. Çünkü doğru düzgün uyuyamıyor ve bir ruh gibi ortalıkta gezdiği yetmiyormuş gibi bu duyguları yüzünden Jared’ın da etkilenmesini de sağlıyordur.

Peki rüyalarında neler mi görüyordur?

O banka oturduğum günden bu yana çok şey değişmişti. Hayatımdaki her şey önce kötüye gitmişti; sonra harika günler geçirmiş ve ardında da inanılmaz şeyler yaşamıştım. Şimdiyse herhangi bir üniversite öğrencisininki gibi sıradan bir hayatım vardı. İstediğim tek şey gözlerimi kapattığımda babamı görmemekti, ama çok fazla şey dileğimi biliyordum.

Babasının ve koruyucusu Gabe’in ellerinde bir kitap, her defasında tekrarlanan bir kabusu farklı bakış açıları ile tekrar ve tekrar şeytanlar tarafından aynı her şey canlıymış gibi izliyordur. Babasını çok seven Nina için bu çok zor bir durum olmasının yanında onu içten içe bitiriyor ve ne yapacağını bilemez hale getiriyordur. Peki soracaksınız Jared nerede? Ne işe yarar o diye? Aslında o da ne yapacağını bilemiyor ama yine de ellerinden geleni yapmaya çalışıyordur. Ama aylarca çalışmanın sonunda bile bir sonuç elde edememiş ve Nina’nın rüyalarını durdurmayı başaramamıştır. Ta ki ortaya Bex’in ortaya attı muhteşem fikre kadar… Her ne kadar sevgililerimiz için üzücü bir fikir olsa da denemişler ve işe yaramıştır.

Cehennem’de yan karakterler –Bex, Ryan, Claire- diğer kitaba kıyasla daha fazla ön plana çıkmış ve hatta üzerlerine önemli görevler düşmüştür. Hepsinin ayrı ayrı planladıkları işleri layıkıyla yerine getirmeleri –ki Ryan’dan bahsediyoruz, Nina’ya aşık olan adamdan!- Nina&Jared aşkına ne kadar önem verdiklerinin yanı sıra onları ne kadar çok korumak istediklerini de göstermektedir. Tabii Nina’yı Jared’dan daha fazla seven olmaz ya neyse :D Seksi melezim benim <3

“Şu an nasıl hissettiğini hayal bile edemiyorum,” diye fısıldadı. “Ama iki şeyi unutmamanı istiyorum; Cyntha kendini çaresiz hissediyor ve bu da başa çıkabildiği bir duygu değil ve sana, seni sevdiğimi, sana karşı hissettiğim bu aşkın; hayatım boyunca hissettiğim hiçbir şeye benzemediğini hatırlatmak istiyorum. Sana kendini değersiz ya da bir şekilde istenmediğini hissettirdiyse… aldığın her nefesin benim için ne kadar kıymetli olduğunu bilmeni istiyorum.”

Böyle diyen sevgiliyi yirim ben! Bağrıma basarım koca yaparım!  Benim Jared aşkım bitemeyeceği gibi bu kitapta bir de Bex aşkım patlak verdi! Çocuk daha 13 yaşında ama öyle bir anlatıyorlar ki zannedersin ki çocuk abisi ile aynı yaşta. Boy desen var kas desen tonlarca zeka dersen var yakışıklılık desen söylememe gerek yok baş sırada! Eğer ki kitapta azıcık daha Bex’e ağırlık verselermiş utanmaz ona da aşık olurdum. :D Ki olmuş bile olabilirim, farkında değilim.

Cehennem, ilk kitaba göre zaman bakımından daha hızlıydı ve olaylarında belli bir ağırlığı vardı. Artık işler gençlikten yetişkinlik çağına atlamış gibiydi. Yani artık yaşanan olayları okuduğumda yeri gelip kitabın içerisine dalıp bir çözüm bulmak ve Nina’yı kurtarmak istedim. Tabii o sırada Jared’ı alıp kaçabilirim, hiç fark etmez. :)) Anlayacağınız gibi 2. kitapta zaman daha hızlı, olaylar birbirine  bağlı olup daha da önemsenecek derecedeydi. Ama yine de daha güzel olabilir miydi? Evet daha da güzel olabilirdi. Örneğin zaman daha yavaş ilerleyebilir ve o önemli olaylar 1,5 yıl içerisinde değil 3 ayda da olabilirdi. Gerçi bunlar kitabın sonunda olan olaylara karşı birazcık önemsiz kalıyor. Eğer ki son olayı da azıcık daha yoğun yazsaymış sevgili yazarız tadından yenmezmiş.

Ama şahsen şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; Yazarın Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarına karşın Providence Serisinin kitapları beni tatmin etmiyor ve bu yüzden kişisel olarak yazarımızın kitaplarına paranormal öğeler katmasını sevmiyor. Çünkü konudan sapılıyor, aşk daha baskın oluyor vs. vs. Şahsen ben bu seriyi okuduğum zaman, ilk kitaba yazdığım yorumda da söylediğim gibi- melekleri daha farklı olmasını isterdim. Ve sanırım bu düşüncem seri bitse dahi devam edecek. :)

Ama şimdi her iki tarafın savaşını dört gözle beklemiyorum desem yalan olur. Eğer bunu dersem taşa tutun olur mu? :D Ayrıca öyle son mu olur arkadaş! Bu yazar okuyucularına resmen işkence çektiriyor. İngilizce okumayacağım diye dirensem de sanırım en sonunda okuyacağım! Bir kez daha serilerin 2. kitaplarından nefret ettiğimi fark ettiğimi söylemeden geçemeyeceğim. -.-

Son olarak ise kitabın kapağı 2. kitabın konusuna çok güzel uyuyor ve kitabın çevirisiyle edisyonunun mükemmelliğine de değinmeden geçmeyeceğim.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4damy (1) 

Konuşan Kitaplar #20 Blog Tur 7. Gün / Araf – Jamie McGuire / İnceleme


ug197

Konuşan Kitaplar 20. Blog Turunun 7. ve son gününden herkese merhaba!!!

Bugün;
Yorum Durağım ve Yorum Avcısı Araf’ı yorumlarken,
Tuğçe’nin Kitaplığı sevgili yazarımız ile söyleşi yapıyor,
Ve Anime ve Kitap Sever‘de Yurt Dışında Araf’a gelen yorumları bizlerle paylaşıyor.

Ve ayrıca hala yarışmaya katılmadıysanız Tık-Tık!!!

scrollWithLineCFG_31

1465349_672348842799391_1152097180_n

Kitabın Adı : Araf
Orijinal Adı : Providence
Serinin Adı : Providence Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Nergis Karababa
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım Tarihi : Kasım, 2013
Tür : Fantastik, Doğaüstü, New Adult

Düşmüş bir meleğin çocuğu olmasından kendilerine kabaca Yarımkan kibarca ise bir Melez diyen Jared ile kendisini sıradan bir zengin çocuğu zanneden ama o zenginliklerinin arkasında yatan gerçeklerden bir haber olan Nina’nın akıl almaz, durdurulamaz, ölümsüz, soluğunuzu kesecek, hem ağlatacak hem de güldürecek aşkına hazır mısınız? Eee hazırsanız yolculuğumuza başlayalım o zaman!!!

Zamanında bir Arch meleği olup, insan bir koruyucusunu yani Taleh’ini seçerek onu her türlü kötülükten koruyup kollayan ama güzel bir genç kız görmesi ile kalbini ona kaptırdıktan sonra kanatlarını kaybedip askeri eğitimden daha sıkı bir eğitim alarak bir fedaiyeye dönüşen Gabe, Lillian ile evlenmiş ve Talehi Jack’i ve ailesini korumaya başlamıştır. Talehini nasıl sıkı bir şekilde koruyorsa ailesini de o şekilde korumak zorundadır ve aynı zamanda bir Arch meleği ailesi ile bir aileye bağlanmaktadır. Bu kural yüzünden Gabe’in çocuklarından birisi olan Jared, Jack’in kızı olan Nina’dan bir takım elektriksel bir şeyler alıp (nasıl olduğunu sormayın ben de bilmiyorum. Artık dokunarak mı aldı yoksa hissetti mi, orası Jared’a kalmış :D ) Nina’nın Taleh’i olduğunu anlayarak onu korumaya başlamıştır. Tabii ondan sadece birkaç yaş büyük olduğu için bir yandan sıkı eğitimine devam ederken bir yandan da Nina’yı korumak zorundadır. Ve tüm bunlar onun omuzlarına fazladan yük bindirmektir. Ama oğluşumuz hiç bu durumdan şikayetçi değildir. Sebebi ise aldığı elektirğin yavaştan sevgi, aşk, bağlanma gibi elektriklerine döndüğünden dolayı…

Nina’nın nasıl bir şekilde büyüdüğünü, sevgilileri ile ne yaptığını, nasıl bir yaşam sürüp, attığı her adımı izleyen ve gün geçtikçe aşkını içerisinde büyüten Jared, her seferinde babası Gabe ve onun Talehi Jack tarafından uyarı almaktadır ve uzaklaştırılma ile tehdit edilmektedir. Tabii bunların hiçbirisine kulak asmayan über yakışıklımız aşkının kıvılcımlarını büyütmeye devam ediyordur. Tam ona açılacağı sırada, sırf bu gibi çılgın bir düşünce geçtiği anda gölgelerin arasından çıkmak istiyor ve Nina’ya “Ben buradayım, hiç mi görmüyorsun? Hiç mi hissetmiyorsun? Köpekler gibi aşığım sana!” diye itiraflar yağdırmak istiyor ama o deli yanını sırf babasının hatrına susturup gölgelerine geri çekiliyordur.

Ta kii bu çekilme Jack öldükten sonra son bulmuştur…

Ne zaman Jack öldü işte o zaman Jared’ın içerisindeki at şahlanmış ve önünde bir engel kalmadığını anlayarak Nina’nın karşısına çıkmıştır. Çünkü bir diğer engel olan Gabe de ölmüştür. Sebebi ise Talehine atanan her Arch meleği, Talehi ile bir bütün haline gelmekte, o ne zaman nefes alırsa o da almakta, o ne zaman yaşama gözlerini kapatırsa o da gözlerini kapatmaktadır. İşte bu yüzden Jack’in ölümünün üzerinden saatler geçmeden Gabe de yaşama gözlerini kapatmış ve bu sayede Jared’ın aşkını itiraf edebilmesi için tüm engeller ortadan kalkmıştır.

Yine ve yeniden kendisini bir yabancıymışçasına cenaze evinden çıkmış okuluna gitmek için otobüs durağında oturmuş, kaçan otobüsün ardından boş boş bakan ve yakalamak için kılını kıpırdatmayan Nina’nın yanında ki boş yere oturmuş ve onunla bir diyalog kurmak içerisindedir. Her ne kadar baba diyerek gördüğü iki adamı da kaybetse de yılların özlemi son bulduğu için sevinci ve umudu bütün duygularına ve hislerine ağır basmaktadır. Sırf bu yüzden hiçbir şeyi gözü görmüyordur Jared’ın. Şeytanları bile…. (Durun durun! Tabii ki hikayemizde şeytanlar var! Hep iyiler mi olmak zorunda ? Veya Jared önündeki engellerin bittiğini mi düşünüyor? İyi düşünmeye devam etsin beyaz atlı prensim ve helalim! )

Ortak taksiye binip onu gideceği yere kadar bırakabileceğini söyleyen Jared’ın sözlerini yarım yamalak işiten Nina daha ne olduğunu daha doğrusu ne cevap verdiğini düşünemeden kendisini taksinin içerisinde, über yakışıklı erkeğimizin yanında bulmuş ve onunla seyehat ettiğini görmüştür. Yetmiyormuş gibi ilk görüşte aşka inanmaya başlamıştır!

Yurduna bırakılması sırasında Jared ona ne ismini söylemiş ne telefon numarasını vermiş ne de başka bir şey yapmadan çekip gitmiştir. Ertesi gün bu olaya çok sinirlenen Nina bir daha onu görmeyeceği için de pişmanlıklar duymaya başlamıştır. Ee sonuçta çocuk yürüyen karizma, kim bir daha görmek istemez ki?!

Hayaller alemine dalan Nina onu bir başka sefer şok yaşamış ve bu tesadüfi karşılaşmalarının devamı geldikçe ona adını bahşetmiş ve sıra telefon numarası vermeye geldiğinde Jared arkasına bakmadan bir hödük gibi çekip gitmiştir. Yakışıklı olsa daha ağzının ortasına bir tane patlatılmayı hak etmiyor mu yahu? Ağzının üstüne bir tane yapıştıracak sonra da üzerinde tepineceksin ki şu hödük hareketlerini bırakabilsin!

Birkaç buluşma, birkaç gözyaşı ve birkaç itiraftan sonra iki gencimiz birbirlerine aşık odluğunu itiraf etmiş, yemeklere çıkar olmuş ve aralarında gerçekleri su yüzüne çıkartmıştır.

Tabii kitabımızda ki tüm olaylar bunlar değil. Keşke her şey engelsiz bir şekilde mutlu sona bağlanabilse. Ama ne yazık ki bağlanılmıyor… Bunlar tam ben mutlu mesut yaşıyorum, aramıza kimse giremez, tatilimizi de yaptık ohh gibi güllük gülistanlık bir hayat sürerken hiç hesapta olmayan meleklerin düşmanları olan ve aynı zamanda meleklerin dahi çözemediği melezlere karşı farklı gözlerle bakan şeytanlarla savaş haline girerler. Savaşa girmelerinin sebebi ise hiç aklınıza gelmeyecek bir sebepten dolayı. Aslında bu sebebin o kadar fantastik öğeye karşı zayıf olduğunu düşünsem de yine de yazarın tökezlemeden bağlamasını beğenmedim diyemem.

Diğer bir başka seriler veya kitaplarda ki gibi kitabımızda meleklerin insanlarla ilişkiye girmesi hoş karşılanmama gibi bu olayı yok. Hatta melezleri incelemeye bile alıyorlar diyebilirim. O kadar kehanetin bir varlığı olmalarına rağmen melezleri çözmek, onları incelemek için yanıp tutuşuyorlar. Ayrıca melezler içlerindeki melek duygularından dolayı iyi olup şeytanın tarafına geçmiyorlar. Ynai onlar yasak elmanın ürünleri değildir bir nevi. İşte bu yüzden şeytanlar bile onların nasıl bir tür olduğunu merak etmektedirler.

Değişik bu olaya karşın saçımı başımı yolmama sebep olan ve “Her kitapta da olmazsa oolmaz!” diye çığlıklar attıran aşk üçgeninin bir diğer elemanı Ryan’ı resmen boğazlamak istedim. Tamam tatlım anlaıyorum tuttuğunu bırakmak istemeyen, zafere giden yolda her şey mübahtır anlaşını benimseyen sevgili gencimiz, bu sözün bu durumda işe yaramayacağını bile bile inadına Nina’nın peşinde koşman sana hiçbir şeyin kazandırmadığını görerek ağzının payını aldın mı? Ha eğer almadıysan göstereceğim de! -.- Ryan cidden çok sinir etti beni. Niye var ki?! Olmasaydı! Zaten tonla işle uğraştı zavallı Ryan’ım <3

Ayrıca Jared’ın kardeşi olan Clarie’ye ise ayrı bir sevgi besliyorum çünkü sevdiği bir kişi yapmayacağı şey kalmayacağını, ayaklarının üstüne sıkı sıkı basarak bize göstermiş oldu. Böyle kararlı, istikrarlı, duygusuz gibi gözüküp içinde ne ateşler yatan karakterlere hastayım! İkili aşk oynayan Nina’ya karşı hastayım sana Clarie!!!

Konuya dönecek olursak, aslında kitap fantastik öğeleri olan meleklerin, ben pek fazla ağırlığını hissedemedim. Özellikle Jared’ın melez olmasına karşın güçlü, kuvvetli, atik özelliklerinin dışında bir melek kanatlarının olmasını veya görünmez bir şekilde hareket edebilmesini veya bir yerden bir yere ışınlanabileceğini düşündüm. Ama bunların yerine yazarımız çok basit özellikler kullanmış. Fazlaca kas yığını olan bir vücut, hızlı hareket etme, sessizce yürüyebilme, mükemmel bir şekilde saklanma (bunların çoğu askeri eğitim almış insanlarda yok mu? Yoksa ben mi yanlış biliyorum? ) ve insanlardan farklı olarak çok fazla uyumaya ihtiyaç duymama, kolayca iyileşme, Taleh’i ölmeden ölmeme gibi bir takım süper güçleri olmasına rağmen ben daha çok bir kanadının olmasını, oradan oraya ışınlanmasını veya uçmalarını beklerdim. Veya Fısıltı serisinde ki gibi kanat izlerinin yerini olmasını. Yani bana onların melek olduğunu hissettirecek bir şeyler aramaya çalıştım ama pek fazla tatmin olamadım. Tam bir melek olan Samuel’in yanlarına gelmesi ile bile onun gerçek melek olduğunu satırları okuduğumda hissedemedim. Her ne kadar kendi için özgün bir fantastik dünya yaratmaya çalışmışsada sevgili yazarımız bu konuda pek başarılı olamamış. Ben şahsen öyle düşünüyorum. Ben o fantastikliği hissedemedim. Şeytan bile doğru düzgün şeytan değildi be! Şeytanın yanındaki manyak herif bile daha şeytanımsı bir yapıya sahipti!

Ama tüm bunların yanı sıra Jared da sevgili Jamie’nin aşık erkek karakter profili kalıbından fazlasıyla payını almış ve hatta Travis’den bile daha koruyucu ve saplantılı ve aşık mı aşık bir erkek ortaya çıkmış. Her ne kadar yapay bir melek olsa da :D Yazarın kitaplarını sevmemin baş nedenlerinden birisi de aslında bu. Çoğu yazarın yapamadığını yaparak erkek karakterlerinin aşklarını başarılı bir şekilde önplana çıkartabiliyor, okuyucuların satıları okurken hissetmelerini sağlıyor, erkek karakterlerinin kul ve kölelerini olmalarını sağladığının yanında ben gibi deli okuyucularının Jared ile imam nikahı kıymalarını sağlıyor. :D

Kısacası sevdiğim en önemli şeylerden birisi bu. Her ne kadar içerisinde yer yer vıcık vıcık aşk olsa da hissediyorum o aşkı arkadaşşşş!!! Bunun dışında dilinin basit, saf ve sayfa çevirtecek kadar sürükleyici olmasına bayılıyorum! O kadar projelerimin ve sınavlarımın arasında sayfa üstüne sayfa çevirmemi sağlayan bu sevgili kitaba yeri gelip beni işimden ettiği için küfretsem de yeri geldiğinde bağrıma basmış, Jared’ı kocam olarak ilan etmiş bulunmaktayım!

Çeviriye gelecek olursak eğer Yabancı Yayınları’nın bir kez daha çeviri ve redaksiyona ne kadar önem veridğini bu kitapta gösteriyor ama yazarımızın acemi yıllarında bu kitabı yazdığını ise ister İngilizce okuyalım ister Türkçe fark etmez hemen anlıyoruz. Son olarak değineceğim şey ise kitabın kapağı. Orijinaline bin değil milyon basacak sevgili kapağımız ve iç dizaynı sayesinde “İçeriğine gerek yok, kapağı yeter bana!” gibi övgüleride benden kapmış oldu. :)

Peki bu kadar övgüye karşılık neden mi 4? Çünkü meleğin kanatlarını, meleği veya fantastik öğeleri hissedemediğimden dolayı 4. Bunu bir aşk kitabı, bir New Adult kitabı olarak ele alırsam işte sırf bu yüzden kitaba 5 üzerinden 4 puan veriyorum.

4

scrollWithLineCFG_31

1470118_760678647282760_230652132_n

V0ZpRkE

Melek – L. A. Weatherly / İnceleme


MELEK – L. A. WEATHERLY

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki  kitaba başlarken hayallerimde olan düşmüş meleklerin bu kitapta yer almadığını söylemek istiyorum. Her ne kadar o hevesle başlasam da bu kitaba beni hayal kırıklığına uğratmayıp bambaşka meleklerle tanımamı sağladı.

Ve kitapta anlatılan o melek türünün çok ama çok garibe gittiğini söylemeden geçemeyeceğim.

Kitapta anlatılan melek türü Baskın denilen olayla kendi dünyalarından bizim dünyamıza gelerek burada yaşamaya başlıyorlar ve kendi dünyalarında hava iler beslenirken burada insanların ruhları ile beslenerek onda iz bırakıyor ve hiçbir meleğin o insana dokunmasını engelleyerek onu kendi malı gibi yapıyor yan, mühürlüyor ve o insan ölene kadar ruhundan besleniyor.

Beslenilen insan kendisine melek dokunduğu için mutluluktan uçtuğunu zannederken halbuki bedeni bu olaya yavaş yavaş karşı çıkarak halsiz ve hastalıklı hissediyor ve kanserli hasta gibi yavaş yavaş ölüme yaklaşıyor. Tabi mühürlenen insan meleklerin toplandığı yerlere, bütün insanları yavaş yavaş mıknatıs gibi çeken yere Melekler Kilisesine çağırarak orada yer alan melekler onlardan daha fazla besleniyorlar. Ve bu hastanelerin yetersiz kaldığını gösteren bir takım facialara neden oluyor.

Tabi ki iyi melekler hayatta bulunmakta. Onlarda insan ruhuyla besleniyor ama kendileri avutarak. Mühürlenmiş insanlardan beslenerek ve bazıların ruhunu alıp mühürlenmişlere vererek az da olsa vicdanlarını rahatlatıyorlar.

Kitapta yer alan melekleri bu kadar ince detayınca anlatmamın sebebi garibime gitmesi. Sonuçta insan ruhunu emenlerin şeytan olduğunu bilirken bu kitapta bambaşka bir hayal dünyası ile karşılaşıp iyiliğin ve saflığın sembolü olan meleklerin böyle bir şekilde görmek beni şaşırttı. Hatta garibe gitti demek daha doğru olur. Kitaba ilk başlarken ve yorumuma başlarken dediğim gibi bu kitapta düşmüş melekler hayali ile başladım ama değişik bir türle karşılaştım.

Kitabın konusuna gelecek olursak Willow adında medyum ve arabalardan iyi anlayan kızımızın Beth adında okulda gördüğü bir kızın yanına gelip geleceğini okuması ile başlıyor olaylar. Beth’in geleceğini okuyan kızımız, onun melek çarpması yaşadığını görüyor ve karşılaştığı melekten uzaklaşmasını ve başarılı olduğu okul yaşamına devam etmesini söylüyor ama biricik Beth’imiz çenesini tutamıyor ve Willow’un söylediği her şeyi tek tek meleğine anlatıyor ve melek o gece Willow’un evini basıyor. Zorla benimde geleceğimi oku diyerek elini tuttuğunda kızımızın yarı-melek olduğunu görüyor ve başları olarak kabul ettikleri Raziel’in yanına giderek anlatıyor.

Raziel de aslında bir zamanlar CIA’yin görevi olan ama ele geçirdikleri Melek Katilleri kısaca MK’da yer alan bir üyeye emir vererek bu kızı öldürmesini istiyor.

İşte burada devreye giren Alex ile olaylar iyice yoldan sapıyor ve aksiyon başlıyor (: Willow’u öldürmek için evine gizlice girişi, onu ve üstünde uyuyan meleğini görüşü ve şoka uğraması ve onu öldürememesi. Daha sonra Beth’i kurtarmak isteyen Willow’un arkasından Melekler Kilisesine gidişi, orada yaşanan olaylar, Willow’u yanında götürüşü, onunla zaman geçirmesi, ona aşık olması, beraber savaşa katılmaları ile devam eden uzun soluklu olaylar zinciri…

Kitapta en ama an çok sevdiğim yer aşklarını saf ve tertemiz bir şekilde, diğer kitaplarda ki gibi abartmadan narin bir şekilde yaşamaları mükemmeldi. Bu konu da yazara kocaman bir teşekkür ediyorum. Sırf bu yüzden kitaba tam puan verebilirim (:

Seri bir kitap olduğu ve değişik bir konu anlatıldığından dolayı ve ve yazarın dilinin akıcı ve sizi bir arka sayfayı çevirtecek kadar güzel bu kitabı okuyun derim. Hayallerim gerçekleşmese de çok güzel bir kitaptı. İkinci kitabı okumak için can atıyorum. (:

579570_10151433581942360_1260439767_n

Mefisto – Trinity Faegen / İnceleme


MEFİSTO – TRINITY FAEGEN

Kitaba başlarken hafiften bir Alacakaranlık esintisi esse de belli bir zaman sonra araya meleklerin, şeytanların, Lucifer’ın, Mefisto ırkının, Anabo ırkının işin içine karışınca aslında öyle olmadığını sadece yer yer hissettirdiğini okudukça anlayacaksınız.

Kitabımız genel çerçevede Anabo ve Mefisto’nun oğullarının yani Cehennem’in çocuklarının, Tanrı’nın duymadığı evlatlar, Cennet’e girmek için hiçbir fırsatları olmayan sadece Mefisto Akdi ile bu şansı yakalayan bir hikayeyi anlatıyor.

Kızımız Sasha’nın babasının kimin öldürdüğünü bulmak için ilk defa katılacağı Kuzgunların toplantısı yanı Mefisto’nun ilk oğlu, annesinin katili, Lucifer’ı devirmek isteyen Eryx’in müritleri. Toplantı yerine adım atması ile taşlanmaya başlayan Sahsa hayatının dönüm noktası olacak bir gerçeği öğreniyor. Anabo olduğunu. Anabo olduğunu öğrendiği yetmiyormuş gibi bir de taşlandığı için neredeyse ölüm eşiğine gelip Jax tarafından iyileştirmesi. Hani şu meşhur Cehennem’in çocuğu. Mefisto’nun oğlu. Karşısında ki bir Anabo. Ne mi oldu? Tabi ki de ilk görüşte aşk ama sadece Jax tarafından ama o da bin yıl sonra gördüğü ilk Anaboya gerçekten aşık olduğunu bilip bilmemesi ile. Aşkın ne olduğunu, sevmek kelimesinin ne anlama geldiğini bilmeden.

Olayların böyle başlayıp annesinin aslında Rusya’dan kaçtığı ve Amerikan vatandaşı olmaması ve tekrar Rusya’ya dönemsi Sasha’nın hiç bilmediği halasının ve eniştesinin yanına taşınması ve ne tesadüftür ki Jax’in de orada ki bir dağda klanı ile yaşaması ile devame den olaylarla kitap soluksuz bir şekilde okutuyor kendini.

Kitapta en çok garibime giden ise tükürük ile iki ırkın özelliklerinin birbirine geçmesi. Bu fikri bulabilmek için yazarın yemeden içmeden geceli gündüzlü düşünmesi gerekti sanırım (:

Ama genel olarak kitabın konusu ve dili çok güzel ve akıcıydı. İkinci kitabının çıkmasını dört gözle bekliyorum…

541461_10151433581812360_1092084213_n

Sevgiler…