Yolun Sonundaki Okyanus – Neil Geiman /İnceleme


Kitabın Adı : Yolun Sonundaki Okyanus
Orijinal Adı : The Ocean at The End of The Lane
Yazarın Adı : Neil Gaiman
Çevirmen : Zeynep Heyzen Ateş
Yayınevi : İthaki
Basım : Kasım, 2013
Sayfa Sayısı : 181
Tür : Fantazya / Korku / Yetişkin Edebiyatı
Satın almak için: İlknokta

40 yıl sonra doğup büyüdüğü yere bir cenaze için geri dönen kitabımızın kahramanı, 7 yaşında iken tanışıp, bir sürü badire atlattıkları arkadaşı Lettie Hempstock’un evine doğru bilinçsizce sürer. Nedensiz ve amaçsız bir şekilde…. Neden Hempstock çiftliğine doğru sürdüğünü veya neden çiftliğin arkasında ki evi görmek istediğini bilemez.

Çiftliğe gelir… Kapıyı çalar… Ve karşısında 40 yıl sonra karşılaşsa bile değişmediğini gören Bayan Hempstock (Lettie’nin büyükannesi) ile karşılaşır ve göle doğru yürümeye başlarlar. Huzurun orada olduğunu düşünerek…

Bir göl düşünün; gelmiş, geçmiş, gelecek tüm dünyaları içinde barındıran, büyük patlamaları dahi rivayet edilen, içi dipsiz bir kuyu, masmavi berrak bir suya sahip bir göl… Göle bakan çiftlikte yaşan bir kızın ona okyanus dediğini ve o kız ile arkadaş olan küçük bir oğlan çocuğunun onun “okyanus” dediğine inanmayıp, “göl” demekte ısrar ettiğini…

O göl ki bir çok şeyin başlangıcı ve bir çok şeyin bitişidir… Ama her şey 40 yıl öncesine dayanmaktadır.

Mutlu bir çocuk değildim ama hayatımdan memnun olduğum günler vardı. Vaktimin çoğunu kitaplarla geçiriyor, kitaplarla yaşıyordum.

40 yıl önce 7 yaşında bir oğlan çocuğu olan, mutlu bir aileye, baş belası bir kız kardeşe, bir kitap kurdu olduğu için hiç arkadaşa sahip olmayan isimsiz kahramanımız, evine taşınan opal madencisi olan siyahi adamın arabalarını kaçırıp kaza yapıp ölmesinden sonra Lettie ile tanışır ve çiftliklerine giderek, bir bardak sıcak sütlerini içerek Hempstock ailesine -daha doğrusu Hempstock kadınlarından hoşlanmaya başlar. Ve kahramanımızın hayatında ilk defa bir arkadaşı olur. Hem de kız!

Ama kendisinin söylediğine göre uzun zamandır 11 yaşında olan Lettie, kahramanımıza bir abla gibi davranıp onu kendi bilinmez dünyasına çekip, ona yol göstermektedir.

Lettie’ye göre opal madencisinin ölümü karanlık dünyaya ait bir takım olaylara sebep olduğunu ve onları düzeltmesi gerektiğini düşünmektedir. Daha doğrusu bazı şeyler için kendisini kanıtlaması lazımdır ve ninesini bu işin onun düzeltmesi gerektiğini düşünmektedir.

“Seni güvende tutacağımı söyledi mi?” dedi Lettie.
“Söyledin.”
“Zarar görmeyeceğine söz verdim.”
“Evet.”
“Elimi tutmaya devam et. Sakın bırakma,” dedi. “Ne olursa olsun sakın bırakma.”

Bir eli ile oğlumuzun elini tutarken, bir elinde ise iki ucu olan bir dal tutmaktadır. O dal onu “okyanus”un ötesine götürecek ve karanlık dünyanın kapılarını ona açacaktır. Açması ile kalmayıp oğlumuzu yepyeni bir dünya ile tanıştıracak ve bir ton olayın başına gelmesini sağlayacaktır. Bu olaylardan birisi, daha doğrusu bir “şey” iki gencinde başlarına o kadar çok bela örecektir ki, o arapsaçı düğümlerini çözmek, açmak ve yok etmek için ellerinden geleni yapacaklar, hatta canlarını bile feda edeceklerdir.

“Garip derken?”
“Kendisini görüyor ama gözlerinin yerinde dışarı uzanan parmakları var. Ağzından da pençemsi garip şeyler çıkıyor. Yengeçlerin kıskaçlarını bilir misin?”

Her şeyin bir para ile başlayıp “okyanus” ile bitmesi ile sonuçlanan bu şahane, muhteşem ve hatta muhteşem ötesi olan bu kitabımızın adını hakkıyla temsil eden Yolun Sonundaki Okyanus, olayları ile bizi kendine zamk gibi yapıştırıp, sayfa üstüne sayfa çevirmemizi sağlayan, hatta yeri gelip benim gibi yazara küfürler ettiren (yazarımız mükemmel ötesi buna hiç mi hiç lafım yok ama lütfen ya o sahne bu kitaba yakıştı mı?! Bu yaptığın ayıp Neil! Hiç yakıştı mı sana? İlla öyle bir sahne yazmak istiyorsan dal damara sonra da çık mutlu sonla! Oldu mu o son? Oldu mu yani? Beni böyle isyankar yaptırdın oldu mu? ) ve görüldüğü üzere kusulan öfkem ve isyankarımdan sonra ne kadar mükemmel bir kitap olduğunu duygularımla ortaya koyduğum, bu mistik, karanlık ve bağımsız bir kurgusu ile okumaya doyamadığım Yolun Sonundaki Okyanus’u herkese ama herkese öneriyorum. İster 10 ister 100 yaşınızda olun, hiç fark etmez! Yeter ki alın bu kitabı okuyun. Emin olun pişman olmayacaksınız. Hatta ben tekrar tekrar dönüp okumayı planlıyorum. O kadar bayıldım kitaba!

Ve ayrıca söylemeden geçemeyeceğim: Hem dili ile hem akıl almaz kurgusu ile Neil Gaiman’a bir daha aşık olduğumu cümle aleme itiraf ediyorum. Hatta böğüre böğüre bağırıyorum. Ve bunun yanı sıra, yaptığı mükemmel çeviri ile Zeynep Heyzen Ateş’e, yaptığı mükemmel kapak çalışması ile de İthaki Yayınlarına çoook teşekkür ediyorum! Mükemmelsiniz dostum! Seviyorum sizi!

Kitaba puanım ise… Lütfen sormanız bile ayıp! 5 ve sonsuz!…5
asdfghjk

Reklamlar

Kitap Dostları #6 Kitap Tur 3. Gün / Anansi Çocukları – Neil Gaiman / İnceleme


1011965_491883960888809_1441914562_n

Kitap Dostları ile 6. turumuzun 3.günüde yani son gününden herkese merhaba!!!

Neil Gaiman‘ı inceleyip, kitaplarını tanıttığımız, Anansi Çocukları‘nın kahramanları ile eğlenceli bir söyleşi yapıp, minik minik alıntılar ve önokuma ile şekillendirdiğimiz turumuzda yorumlarla son noktaları koyduk.

Bugün ise;

Tuğçe’nin Kitaplığı, Yorum Durağım ve Sihirbazın Güncesi yorum yaparken;

SaklamaKabı Anansi Çocukları‘nın yurt dışı kapaklarını inceliyor.

Bugün turumuzun son günü olduğu için katılımlarından dolayı Tuğçe’nin Kitaplığı‘na ve Mai Kalem‘e çok teşekkür ederim! Bir daha ki turlarda görüşmek üzere! :)

Ayrıca devam eden çekilişimize katılmayı unutmayınız! :)

scrollWithLineCFG_31

954707_590576990963122_570893257_n

Kitabın Adı : Anansi Çocukları
Orijinal Adı : Anansi Boys
Yazarın Adı : Neil Gaiman
Çevirmen : Murat Özbank
Yayınevi : İthaki Yayınevi
Sayfa Sayısı : 383
Basım Yılı : Temmuz, 2013

Sizin hiç Örümcek adında bir tanıdığınız oldu mu?

Anansi soyunda gelen birisi. Soylu yani.

Hiç mi?!

Kardeşiniz, arkadaşınız veya komşunuz…

Hadi ama azıcık gözünüzü açın ve yaşadığınız dünyayı soyutlayıp çevrenize daha dikkatli bakın!

Hala mı yok?!

Ehh hadi bari o zaman kemerlerinizi bağlayın da Şişko Charlie’nin yolculuğuna çıkalım. Bakalım kimmiş bu Örümcek, neymiş bu Anansi!

944292_597342736953214_1081534159_n

Bütün olaylar yaşamının bütün evrelerinde dalga geçen –kendi çapında-, bol bol dans etmekten ve şarkı söylemekten hoşlanan –her ne kadar beceremese de- ve sırlarla örülü bir yaşam süren Charlie’nin babasının ölmesi ile başlıyor.

Charlie’ye göre o hayatının büyük bölümünü karartı. Herkese rezil etti bunu. Hem de buna küçükten tombul halinden yola çıkarak ona Şişko Charlie lakabını takmıştır. Bu lakap büyüdüğünde bile, hatta Amerika’dan Londra’ya gittiğinde bile peşini bırakmamıştır.

Rosie ile düğün hazırlıkları yapan muhasebeci Şişko Charlie, bir gün bir bar taburesinde nişanlısı ile babasının düğüne çağırıp çağırmayacağı hakkında hararetli bir konuşmaya girmiştir. Bu konuşmanın galibi ise Rosie çıkmıştır ve Şişko Charlie babasına ulaşarak, düğününe çağıracaktık.

Eski komşusuna telefon etmesiyle bütün olaylar birden bire oluşmaya başlamıştır.

Babasının öldüğünü, hatta yaşamının bütün evresinde peşini bırakmayan utanç duygusu ile öldüğünü öğrendiği zaman Charlie yerin dibine girmiştir ve ondan itibaren bütün salaklıkları boy göstermiştir.

Önce babasının cenazesi yerine yanlış bir cenazeye gitmiştir ve babası gömülürken yanında olamamıştır ama komşusu onun için bir toprak parçası ayırarak onun son görevini yapmak istemiştir. Tabii komşunun bütün iyilikleri bununla sınırlı değil! Bütün cenaze olayları bittikten sonra, Şişko Charlie’ye bir kardeşi olduğunu söylemiş ve bununla da yetinmeyip kardeşini bulmak için bir örümceğe kardeşi ile konuşmak istediğini söylemesinin yeterli olacağını belirtmiştir. İşte bu kitaptaki en az çılgınca şeydi. Örümcekle mi konuşmak? Hem de bir örümcek vasıtasıyla kardeşini bulmak mı? Kamon! Bu daha ne ki! Neil baba bizi bambaşka bir dünyanın derinlerine sürüklüyor. Bayılacağınız bir dünyanın derinliklerine!

2dc66e783d96de7c9b73c4efb584aa75

Şişko Charlie bir anlık tereddüdün ardından evinde gezinen bir örümceğe kardeşi ile konuşmak istediğini söylüyor. Söylüyor söylemesine ama bununda salakça ve utanç verici bir durum olduğunu bilerek kahkaha atarak vazgeçiyor ve normal hayatına geri dönüyor. Peki Charlie’nin normal hayatı nasıl mı? Hemen anlatıyorum. Çünkü feci derecede sıradan. Gerizekalı, müşterilerinden para kaçıran, paranoyak, şizofren, iftiracı, kendini bir halt zanneden bir patronu olan bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyordur. Aşık olduğu kızla evlenmek isteyen ama Rosie’nin annesinin hiç rızası olmayan bu evliliğe direnen bir genç adamın yaşamı. Normal ve sıradan değil mi? Ama sıkı durun bütün her şey o örümcekle konuşmasından sonra tepe taklak oluyor!

Örümcekle konuşmasından sonra kardeşi çat kapı çıkageliyor. Hem de bitmek tükenmez bir özgüven, sarsılmaz bir karizma, her şeyi ben yaparım havaları ile… Yani Şişko Charlie ile birbirine hem karakter hem de görünüş olarak tamamen zıtlar. Ak ile kara gibi… Gece ve gündüz gibi…

Peki bu kardeşin ismi ne mi? Durun durun şaşırmayın ama şahane bir ismi var bu kardeşin. :) Örümcek. Evet evet şaka yapmıyorum Şişko Charlie’nin kardeşinin ismi ÖRÜMCEK! Ve bir Tanrı. Ne isterse yapabiliyor. Mesela bir mekanın resmine bakıp , konsantre olarak, oraya ışınlanabiliyor. Veya mesela Şişko Charlie’nin evinde ardiye olarak kullandığı bir minik, karanlık ve basık bir odayı, camları muhteşem ve gözünüzü alamayacağınız bir şelaleye bakan, içinde dört direkli dev bir yatağın, jakuzinin, şöminenin, hatta envayı çeşit aklınızı başınızda alıp götürebilecek eşyaların olduğu kocaman bir odaya çeviriyor. Ehh artık söylememe gerek yok değil mi? Örümcek, Şişko Charlie’nin yanına taşınıyor.

images

Taşınmakla kalsa neyse, Charlie’nin bütün hayatını elinden alıyor. İşini olsun -ki afiyetle elini yüzüne bulaştırıyor-, arkadaşlarını olsun –pardon bu bölümü es geçiyorum çünkü Charlie’nin nişanlısından başka arkadaşı yok-, evi olsun, hatta nişanlısı dahi olsa elinden alıyor!

Bu duruma feci şekilde içerlenen, sinirlenen, köpüren ve bu duygular sebebi ile kendi gibi davranamayan Charlie, bir hafta içerisinde tekrardan kıta değiştirerek yan komşusuna (hani kardeşini görebilmesi için bir örümcekle konuşmasını söyleyen komşusu) geliyor ve bütün hıncını onun üstüne kusarak anlatıyor. Yetmiyor ondan çözüm yolarlı istiyor. Peki çözüm yolu buluyorlar mı? Evet hem de en çılgınından bir tane! Mahallenin bütün kocakarıları –ki zaten bunlar 4 tane- toplanarak, bir masanın etrafına oturup, Şişko Charlie’yi de aralarına alarak büyü yapmaya başlıyor. Neden mi? Şişko Charlie’ye göre dünyanın sonu, Örümcek’e göre dünyanın başlangıcı olan yere gönderebilmek için. Peki gidiyor mu Charlie? Evet ve gitmekle kalmayıp Anansi’nin ne olduğunu, Anansi hikayelerinin ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, hayvanların nasıl babalarına düşman olduklarını, kardeşini hayatından göndermek için kimlerle ve nasıl bir anlaşma yaptıklarını tek tek öğreniyor ve bundan sonra da ipler kopuyor! İşte en heyecanlı, tırnaklarınızı yiyeceğiniz azıcık polisiyeli, azıcık gizemli, birazcık göz yaşlı, bolca mutluluk içeren, bolca küfür edeceğiniz, yetmeyip bir daha küfür edeceğiniz, bazı kişileri boğazlamak isteyeceğiniz, bazı kişilere el uzatıp kurtarmak isteyeceğiniz bölümler sizi bekliyor…

anansi_boys_grey

Neil Gaiman’ın kitaplarında ki dünya bambaşka bir dünya. Okuduğunuz satırlara sizi hapseden, içine çeken, inandıran ve sanki aslında o dünyada yaşıyormuşsunuz gibi bir his bırakan dünya/dünyalar. Kitapta Tanrı mı var? Siz Tanrı’nın olduğu satırları okuduğunuz zaman, o kısımları öyle bir benimsiyorsunuz ki aslında siz o dünyada yaşıyor ve çevreniz de bir Tanrı var. Veya bir örümcek ile konuşup kardeşinizi çağırabiliyorsunuz. Yetmedi mi? Kitabın satırlarındaki aksiyonu bile siz yaşıyorsunuz. İşte bu yüzden ilk Neil kitabım olmasına rağmen yazarın şahane anlatımında ve dünyasında kayboldum ve çıkamadım.

Yer yer Şişko Charlie’nin başını okşamak istedim ama yer yer de onu boğazlamak, yok etmek, ayağına taş bağlayıp denize atmak istedim. Yer yer Örümcek’i evire çevire dövdüm, yetmedim karşısına geçip hakaretler ettim ama yeri geldi yaralarına merhem sürmek, aşkını taze tutabilmek içinde nasihat vermek istedim. Rosie mi? Kitap boyunca aşkına inanmadım. Hissettiği duygular yavan geldi bana. Her seferinde saçından tutup yerlere sürükleyip pas pas yapmak istediğim. Annesi mi? Ona kıl oldum. Hem de ilk satırdan. Hangi insan su ve kraker ile beslenir Allah aşkına?! Kafan mu güzel hatun? Ve Charlie’ye davranışları bir kaşık suda boğ ve yanında Charlie’nin patronu da eşlik etsin. Gerçi o boğulmaktan daha acımasız bir ölümü hak ediyor ya neyseee… Ve son olarak tonton teyzeler ile Charlie’nin babası. Önce babadan başlıyorum. Hangi baba çocuğu ile dalga geçer ki? Bu dalga geçmeler yüzünden çocuğuna kıta değiştirmek zorunda bırakır? Ya da hayatı hiçe sayarak ben her istediğimi yaparım diye ortalıklarda dolanır. Tamam hakkını yemeyim iyilikleri var ama ne yazık ki bu kötülüklerini bastırmıyor ki. Sen de bir güzel geber be babalık! Tonton teyzeler. Ah o tonton teyzeler! Ortalığı birbirine karıştıran tonton teyzeler! Ama sevdim yahu! Çok şekerler. Kitap boyunca yaptıkları yemekler, içtikleri kahveleri ve içkileri veya iyilikleri unutmayacağım. Bağrıma basarım yahu onları!

Artık yorumumda son noktayı koyacak olursam –ki artık zamanı geldi fazlasıyla uzattım yorumu :)- kitabın dili mükemmel. Yazarın dili zaten bir harika. Özellikle betimlemeler beni benden aldı ama kitabın çevirisinin de hakkını yemeyelim ince espriler bile çok güzel çevrilmiş dilimize. Teşekkürler çevirmen! :) Ve kapağa gelecek olursak, kitabın içinde ki en önemli sahnelerin bir somut çalışması o kapak. İçeriğini o kadar güzel yansıtıyor ki, aslında kapağa bakarak tahminler yürütebilirsiniz.

Bu da herkesin alıp okumasını, çevresindeki insanlara okutmasını isteyeceğim kitaplardan birisi ve en iyi listeme ilk satırlarından girdi. O yüzden puanım 10 numara 5 yıldız! :))

5

scrollWithLineCFG_31

Katkılarından dolayı İthaki Yayınları’na teşekkür ederiz!!!

damy (1)