Tatlı Şeytan – Wendy Higgins / İnceleme


0000000627567-1

Kitabın Adı : Tatlı Şeytan
Orijinal Adı : Sweet Evil
Serinin Adı : The Sweet Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Wendy Higgins
Çevirmen : Demet Orhan
Yayınevi : GO! Kitap
Basım : Aralık, 2014
Sayfa Sayısı : 536
Tür : Young Adult / Paranormal / Fantastik

Neden bir kitabın 80%’ini duygusal, karamsar ve de mutsuz olur ki?! Hem de bu kitap daha serinin ilk kitabı olmasına karşın. Neden? Neden? Acaba bütün bu mutsuzluklar, karamsarlıklar, duygusallıklar şeytanlar yüzünden mi? Evet, evet yanlış duymadınız! Bu sefer ki melekli kitabımız kötü melekleri yani şeytanları anlatıyor. Ve de onların biricik müritleri, Lejyonerleri ve de çocuklarını… Yani anlayacağınız bu kitap bildiğimiz, okuduğumuz kitaplara hiç mi hiç benzemiyor. Ama şu gerçeği söylemeden geçemeyeceğim kitap çok güzeldi! Çünkü klasiklerden dışarı çıkmış kendine özgü bir konusu ve de bir havası vardı.

Klasik melek kitaplarında Melek ve çocukları Nefilleri anlatırken, bu kitabımızda Şeytan ve Nefillerini anlatıyorlar. Bu da bizim başka bir bakış açısı ile bakmamızı sağlıyor. Acımasızlığı, cezalandırmayı, kötülüğü ve siyahın tüm tonlarını canlı canlı görüyoruz.

Kitabımızın ana karakterlerinden birisi olan Anna Whitt, bebekliğinde Pattie Whitt tarafından evlat edinilmiş 16 yaşında bir lise öğrencisidir. 8 yaşından itibaren özel güçler kazanan kızımız yavaş yavaş bu güçlerini genişletmiş ama herkesten saklar olmuştur. Bu bakımdan dolayıda neredeyse lise yıllarına kadar hiç arkadaşı yoktur. Ama lise yıllarında yetenekli söz yazarı Jay ile tanışarak çok yakın arkadaş olmuşlardır. Anna ne zaman ki Jay’in en sevdiği grubun konserine gitmiştir işte o an da kendince normal olan sırlarla dolu hayatı tepe taklak olmuştur. Ne zaman ki masum kızımız Raidan Rowe ile tanışmıştır işte o an da gerçek yaşamının nasıl bir şey olduğu ile tanışmıştır.

Raidan Rowe, 18 yaşında, lise son sınıf öğrencisi, gerçek hayatını noktasına virgülüne kadar bilen bir gençtir. O da Anna ile tanıştıktan sonra kurulu olan tüm düzeni alt üst olmuş, tabiri caiz ise feleği şaşmıştır. O andan sonra her ikisini de çok zorlu bir hayat bekliyordur. Hem de en karanlığından, en duygusalından ve en mutsuzundan…

Raidan, Anna’ya gerçek hayatını yani onun bir Nefil yani bir Şeytanın çocuğu olduğunu söyledikten sonra Anna bunu inkar etmiş ama daha sonra özel güçlerinin olmasının sebebinin bu olduğunu anlamıştır. Ama hala inanamadığı gerçekler vardır. Ve bu inanmadığı gerçekleri de zamanla yaşayarak kavramış ve gerçek hayatla yüz yüze gelmiştir.

Kaidan kaşlarını çatıp, “Su sızdırıyorsun,” dedi.
Ellerimle ıslak yanaklarımı sildim. Offf! Elimi sinirli sinirli salladım. “Ben duygulandığım zaman hep ağlarım, her zaman da duygulanırım zaten.”

Ve de zamanla Raidan’a gönlünü kaptırmıştır. Oğluşumuzda kızımıza karşı boş değildir ama oğluşumuz önlerinde ki engellerin farkındadır. Bu bakımdan dolayı Anna’dan uzak kalabildiği kadar kalıyordur ki bu yüzden kitabımız inanılmaz duygusal olup okuyucuları hüzünlendiriyordur.

“Lütfen,” diye yalvardım. “Beni kendinden uzaklaştırma. Arkadaş olabiliriz, hem…”
Çenemi sıkı sıkı tutup gözlerime baktı.
“Biz asla arkadaş olamayız, Anna. Bunu kafana şimdiden yaz. Biz, hiçbir şey olamayız.”

Genel hatları ile kitabı çok beğendim. Serinin ilk kitabı olmasına rağmen inanılmaz açıklayıcı olup bundan sonra ki kitaplarda neler olacağını hakkında okuyucuyu bir meraka sürüklemiş ve tırnaklarını yemesini sağlamıştır. Bana bu kitap neden Ölümcül Oyuncaklar Serisinin ilk kitabını anımsatmıştır ki sanırım bu yüzden bu seriyi çok seveceğim. Aynı ilk kitabı çok sevdiğim gibi. Bunların yanı sıra kitabın karakterlerini de çok fazla sevdim. Nedense kitabı okurken onlar benim arkadaşım gibi hissettim. Sanırım bu yüzden bir an önce ikinci kitaba başlayacağım. Büyük ihtimal o da bir solukta bitecektir.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 5!

5

damy (1)

Gölgeler – Paula Weston / İnceleme


unnamedKitabın Adı : Gölgeler
Orijinal Adı : Shadows
Serinin Adı : The Rephaim Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Paula Weston
Çevirmen : İnci Nazlı
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Ocak, 2015
Sayfa Sayısı : 334
Tür : New Adult / Paranormal / Melekler

Gölgeler bitti ama kafamda çok soru işaretleri bırakarak. Bir kere kitap resmen soru işaretleri üzerine kurulu. Zaman geçtikçe bu soru işaretleri gidiyor ama yerlerine yenisi geliyor. O bakımdan dolayı “Acaba bu nedir?” “Bundan sonra ne olacak?” “Ama ama ama neden?” ifadelerini veremeden duramadım. Bu zamana kadar çok meleklerle alakalı kitap okudum ama bu kitap kadar karışığını da görmedim arkadaş!

Kitap başlar başlamaz olaylar o kadar hızlı ilerledi ki dengem şaştı resmen. Sonra “Daha kitabın yarısında bile değilim bundan sonra kitap nasıl ilerleyecektim dostum?!” diyerek bir ara kitaba ara verdim. Ama daha sonra kitaba devam etme kararı alarak okumaya kaldığım yerden devam ettim. Peki, pişman mıyım? Hayır! Çünkü gerçekten kitap çok güzel ilerledi ama tatmin etmedi. Çünkü gerçekten kitabın çok arapsaçı bir konusu var. Bir kere içine girildiği anda çıkamıyorsunuz işin içinden.

Gaby Winters, yaklaşık bir yıl önce ikizi Jude Winters’ı trafik kazasında kaybettikten sonra ailesinden kopup bambaşka bir yerde yaşamaya başlıyor. Orada babasını yeni kaybetmiş ve evden uzaklaşıp tek başına yaşamak isteyen Maggie ile arkadaş olup aynı evde yaşamaya başlarlar. 1 yıl boyunca hayatı normal akışında giderken bir gün Gaby ormanda koşarken birisinin kendisini takip ettiğini düşünürken kendini kötü hissetmeye başlar. Ve aynı gün içerisinde iblislerle ilgili rüyalarda yanında gördüğü erkeği, ona verdiği ismi ile Mayk’ı kasabanın barında görür ve ne yapacağını şaşırır. Ama öpüşmekten de geri kalmaz o çocukla. Tabii oğlumuzun ismi Mayk değil Rafa’dır. Rafa’nın söylediklerine göre Gaby’nin o rüyaları eskiden yaşadıkları olayların bir yansımasıdır ve onlar Düşmüş Meleklerin çocuklarıdır. Onlardan yaklaşık yüzeliden fazlası vardır ve bir çoğu Tapınak dedikleri bir yerde yaşıyordur. Yaşlanmıyorlar, yaralanmıyorlar, üremiyorlar ve de ancak başları kesilerek ölebiliyorlardır. Ayrıca enselerinde hilal şeklinde bir yara izi vardır.

Yani üç aşağı beş yukarı diğer melek kitapları ile aynıdır. Ama bu kitabın farklı olmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi geçmişte arapsaçına dönmüş hayat hikayeleridir. Hatta geçmişi bırakın gelecekte de birbirine girmiş çok fazla hayat hikayesi vardır. Özellikle Jude ve Gaby hakkında.

Örneğin düşmüş meleklerin trafik kazası geçirip ölmeleri imkansızdır. Hatta kaza geçirip geçmişi hatırlamamaları bile imkansızdır. Özellikle Gaby’nin kazadan sonra tüm geçmişinin değişmiş olması ile bambaşka bir gizemdir. Çünkü bambaşka insanların hayat hikayesi ile doludur beyni. Ama aslında o öyle bir geçmişe ait değildir.

Kitap genel olarak. Konusu olarak iyiydi özellikle karakterlerin hepsinin birbiri ile ilişkisine bayıldım. Ve yazar bu geçmiş hikayelerini o kadar güzel bir şekilde yavaş yavaş ortaya çıkardı ki bayıldım. Ama bu kitabın karmakarışık olaylara örülmediğini göstermez. Ve tabii ki kafamın da karışmamasını da. Kitabı sevdim mi? Sevdim ama çok fazla değil. Çünkü bundan daha iyi melek konulu kitap okuduğumu düşünüyorum. Belki ilk okuduğum melek kitaplardan birisi olsa kesin çok severdim ama geç kalınmış bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle daha önce yazmalıydı bu kitabı yazarımız. Ve son olarak yan karakterleri de ayrı ayrı sevdim çünkü hepsi birbirinden farklı. Bu kadar kapsamlı ve geniş düşündüğü için yazarı tebrik ediyorum.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 3.

3

damy (1)

İki Hayat Arasında – Jessica Shirvington / İnceleme


26acd6e5-b74a-4ad5-bf8c-c60816b92f68

Kitabın Adı : İki Hayat Arasında
Orijinal Adı : Between the Lives
Yazarın Adı : Jessica Shirvington
Çevirmen : Aslı Tümerkan
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Kasım, 2014
Sayfa Sayısı : 318
Tür : Genç Yetişkin/Romantik/Paranormal

Herkese merhaba ve iyi bayramlar!

10 yıllık arkadaşım olan sevgili Melis ile bir araya geldiğimizde fark ettik ki okumadığımız çok kitabımız var bu kitaplarımızın çoğu da aynı. Ve dedik ki bu kitapları bir etkinlik ile beraber okuyalım ve yorumlayalım. Etkinliğimizin ismini “Starry Books” koyduk ve Instagram’da #starrybooks hashtag’i ile paylaşıyoruz. Bol bol paylaştığımız resimlerimizi o hashtag adı altında bulabilirsiniz. :)

Linklerimizi de vermeden geçmeyelim değil mi? :))

Melis’in blogu: Duydum Zannettiklerim ( http://duydumzannettiklerim.blogspot.com.tr/ )
Melis’in Instagram hesabı:  @mnkbooks ( https://instagram.com/mnkbooks/ )
Yorum  Durağım Instagram hesabı: @yorumduragim ( https://instagram.com/yorumduragim/  )

Starry Books etkinliğimizin ilk kitabı ise Yabancı Yayınları imzası ile çıkan ve şu dakikadan sonra favori kitabım olan İki Hayat Arasında oldu.

“Çünkü bazı şeyler o kadar gerçektir ki onları iliklerine kadar hissedersin. Nerede olduğunun bir önemi yoktur, seninle gelirler.”

Kitaba başladığım an da kafam karışmadı desem yalan olur. Nasıl bir insan hem bir bedende aynı günü yaşarken ertesi gün farklı bir bedene geçip o günü farklı bir şekilde yaşayabilir ki? düşünsenize aynı günü iki kere yaşıyorsunuz. Ama farklı bedenlerde…  Ne kadar zor olduğunu kitabımızın ana karakteri olan Sabine’nın ağzından kitap boyunca dinliyoruz ama yine insan okurken düşünmeden edemiyor. Bir yaşamın bile zor günleri olurken ve o zor yaşamın zor günlerine adapte olmaya çalışırken bir de ikinci bir hayatı yaşamak? İnananın ben düşünürken bile zorlanıyorum.

Sabine’nin iki yaşamı da birbirinden o kadar farklı ki. Roxbury’de yaşadığı yaşamında annesiyle babasının eczanesi olup aynı zamanda küçük bir kız kardeşi vardır. Ve de diğer yaşamına göre çok uçarı yaşayıp serseri gibi takılmaktadır. Tabii ki de arkadaşları bir o kadar çılgındır. Wellesley’de ki yaşamı ise Roxbury’de ki yaşamının tam tersidir. Annesi ile babası ayrı olup çok zenginlerdir ve ailenin en küçüğü olduğu için Sabine’nin her istediği yapılmaktadır. Ayrıca buradaki ailesinde Sabine’ye göre iki tane baş belası abisi vardır. Roxbury ve Wellesley hayatlarında değişmeyen tek şey ise kızımızın ismidir.

18 yaşında olan Sabine, 18 yıl boyunca bu sırrını korumuştur. Çünkü bunu kimsenin bilmemesini istiyordur yoksa söylediği anda onun deli olduğunu düşünmeye başladığını düşünecektir. Zaten son zamanlarda iki dünyası arasında değişen fiziksel olaylardan zaten kendisi kafayı sıyıracak durumdadır. 18 yıldır bir dünyada herhangi bir yerini incitse, herhangi bir hastalık geçirse gece olup diğer dünyasına geçtiğinde bu tip fiziksel özelliklerde onunla beraber diğer dünyaya geçiyordur. Ama 18 yaşından sonra saçını da kestirse, kolunu da kırsa hiçbir şekilde diğer dünyaya geçmediğini gören Sabine artık diğer planları uygulamaya başlayabileceğini anlamıştır. Örneğin; intihar gibi…

18 yıl boyunca iki hayat arasında yaşamak kızımızı o kadar yormuştur ki artık bir hayatından pes etme vaktinin geldiğini düşünüyordur. Ama bu yaşamın hangisi olacağına ise o karar vermek zorundadır. İşte bu kısımlar o kadar acı ki anlatamam. :’(

İki hayatım vardı ama yine de sadece bir hayalettim.

Bir ara Sabine’ye o kadar dolmuştur ki Roxbury hayatındaki ebeveynlerine ona neler olduğunu anlatması ile sonuç deli hastanesinde bitmiştir. İşte oraya adımını atıp iki gün önce gördüğü Ethan’la tanıştıktan sonra tüm yaşamı hatta yaşamları alt üst olmuştur. Çünkü Roxbury’de Ethan’a aşık olması ile Wellesley’de ki ölümsüz aşkı Dex’i bile unutmaya başlamıştır. Düşünün Dex ile öpüşürken Ethan’ı düşünüyordur. O derece gönlünü Ethan’a kaptırmıştır.

Gözlerim birdenbire açıldı.
Ethan.
Cevap veremedim. Onu görmek nedense her şeyi daha gerçek, daha acı dolu hale getirmişti. Gözyaşlarım akıp duruyor, enseme doğru ilerliyordu.
Onun konuşmaya başlamasını diledim. Teselli edici, nazik ya da hatta buyurgan bir şey söylemesini.

Dex’i bilemem ama Ethan cidden aşık olunacak birisi. Bad Boy’un tam tersini düşünün. Good Boy! Resmen bir ara kitabın içerisine girip “Bana aşık ol Ethannnn!!!” diye çığlık çığlığa bağırasım geldi. O derece aşık olunacak, o derece mükemmel, o derece harika birisi.

Kitap olarak çok farklı bir temaya çok farklı bir konuya sahipti. Su gibi akıp giden bir kitaptı. Sayfaları ardı ardına nasıl çevirdiğimi hatırlamıyorum. Ama başlamamla bitmesi bir oldu. O kadar güzel o kadar harika ve o kadar yüreğime dokunan bir hikayesi vardı ki anlatamam. Sabine’nin çektiği acıları resmen ben de çektim. Ethan’a karşı yavaş yavaş aşık oldu ben de yavaş yavaş Ethan’a aşık oldum.  Sabine deli hastanesine yattı ve acı üstüne acı çekti, ben de çektim. O ağladı ben ağladım, o güldü ben de güldüm.

Ama öyle bir sonla bittik ki her şey hava da kaldı. Sanki yazar şimdi gidin yarın gelirsiniz der gibi öyle bi sonla bitir ki kitabı şoka uğradım. Zaten son 20 sayfa salya sümük ağlarken son iki sayfa kahkahalar atıyordum. O kadar iğrenç bir durumdaydım ki ben bile tiksindim kendimden. :D  Şaka bir yana bunun devamı nasıl gelecek ayol. Söylesene yazar! Ama o zamana kadar bu duygu karmaşasını bana yaşattığın için Allah belanı versin yazar!

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 100milyon!

5

damy (1)

Ejderin Tutkusu – G. A. Aiken / Inceleme


580e6b3d-5331-4db3-9ac9-810b92fecbea

Kitabın Adı : Ejderin Tutkusu
Orijinal Adı : What a Dragon Should Know
Serinin Adı : Ejder Serisi
Seri Sırası : 3
Yazarın Adı : G. A. Aiken
Çevirmen : Öge Nur Küskün
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Ekim, 2013
Sayfa Sayısı : 500
Tür : Fantastik / Romance / Paranormal

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba! Yine ve yeniden tüm planlarımı uygulayamadım –bknz. Colleen Hoover haftası yapacaktım, yapamadım. Bu yüzdendir hayatı anında yaşamaya karar verdim. Gerçi bu da şimdilik bir plan gibi gözüküyor ama olsun. Artık elimi attığım ilk kitabı alıp okuyacağım. :) Ve bu planımın ilk konuğu ise benim çoook severek okuduğum Ejder Serisinin 3. Kitabı olan Ejderin Tutkusu. Bu sefer ki kitabın okuması azıcık uzun sürse de sonunda bitirdim ve yorum yazmak için buraya geldim.

Serinin diğer kitaplarına karşı Ejderin Tutkusu’nun okurken duygularım karman çorman oldu ve kitabın sonuna geldiğimde nasıl hissedeceğimi bilemedim. Çünkü yeri geldi kahkaha attım, yeri geldi güldüm, yeri geldi Yakışıklı Gwenvael’e aşık oldum, yeri geldi o yakışıklı yüzünü paramparça etmek istedim, yeri geldi Kuzey Elleri’nin Canavar’ı olarak bilenen Dagmar’ın yerinde olmak istemedim ve yeri geldi bir ejderha olmak istedim. Bu seri yüzünden resmen bir ejderha olup hayatımı öyle devam etmek istiyorum! Tamam yaşadıkları zorluklar var, tamam bir savaştan diğer savaşa gidiyorlar ama yaşamları o kadar tatlı ki bağrıma basasım geliyor… Özeniyorum… Üzülüyorum…. Neyse bu kadar dram yeter kitabımızın konusuna geçelim. :D

Neden kıskandıklarını itiraf etmiyorlardı ki? Yakışıklı Gwenvael olduğu için onu kıskandıkları? Ejderha Kraliçe’nin dördüncü evladı ve üçüncü oğlu olduğu için, Ejderha Kraliçe’nin Kuzey Ordusu’nun eski komutanı olduğu için, her zaman görkemli, en cömert ve en sevgi dolu bireyi olduğu için?

Altın sarısı Gwenvael, yakışıklılığını üstün bir yetenek olduğunu düşünerek her istediği çılgınlığı yapıyor, her istediği kızla yatıp kalkıyor, dilediğince gönlünü eğlendirerek ‘Fahişe’ unvanını lakıyla karşılıyordur. Karaovaların eli kanlı kraliçesi Annwyl’e hamileliği konusunda yaptığı şakadan sonra Annwyl,  Kuzey Elleri’nin toprak sahiplerinden birisi olan Reinholdt’un 13. evladı ve tek kızı olan Dagmar’dan gelen yardım mektubunun direktifi ile Gwenvael’i  Kuzey Elleri’ne göndermiştir. Gwenvael’in kalbini bir Canavar’a kaptıracağı yere…

Gwenvael’in Kuzey Elleri’ne giderek Reinholdt klanı ile tanışması ve vicdan azabı yaparak Altın saçlı ejderhaya kapılarını açmalarını sağlamıştır. Tabii bu arada zeki ve aklını kullanması bilen birisi olan Dagmar’ın ise aklını çelmeye çalışıyor ve ona yakınlaşmak için elinden geleni yapıyordur. Ve eline geçen bir fırsat sayesinde ise Dagmar’ı alıp Spikenhammer’a götürmüş ve gitmeden önce ise Dagmar ile babasının toprakları uğruna çarpışacağı savaş için ordu göndermesi için bir anlaşma imzalamıştır.

“Fearghus,” diye sordu Gwenvael, görünüşte samimi bir ifadeyle. “Annwyl bundan sonra her zaman çıplak savaşabilir mi?”
“Kendini öldürtme bana. Neşem yerinde ve bunu yaparsam sadece annemi üzerim.”

Dagmar ve Gwenvael’in Kuzey Ellerinden Güney Ellerine olan yolculuğunu çok eğlenerek okudum. Özellikle Gwenvael’in şapşik şapşik hareketleri ile kitap daha da eğlenceli bir hale geldi. Özellikle kendini beğenmiş halleri yok mu? Beni benden alıyor. :)

“Pekala, belki yaralarındaki kabuklar döküldüğü zaman.”
Gwenvael onun ne demek istediğini anlayamadı ve eğilip vücuduna baktı. Dehşete kapılmış bir halde doğrularak oturdu. “Bu da nedir? Neler oldu bana?”
“Sakin ol. Eminim yaralar çabucak iyileşecektir.”
“İyileşmek mi? İğrenç görünüyorum!”
“Hayattasın.”
“İğrenç bir şekilde hayattayım.” Gwenvael, Dagmar’ın yüzünü elleriyle kapattı. “Bakma bana! Başka tarafa bak!”
“Kes şunu!” Dagmar onun ellerini yüzünden çekti. “Aklını mı yitirdin sen?”
Gwenvael kendini tekrar yatağa attı ve yüzünü duvara döndü. “Bunun ne demek olduğunu biliyorsun, değil mi?”
“Gwenvael…”
“Bir yerlerde bir kalenin tepesinde tek başıma yaşamam gerekecek. Gün ışığından saklanacağım ve yalnızca geceleri ortaya çıkacağım.”
“Lütfen kes şunu.”
“Yapayalnız kalacağım, ama bu fazla uzun sürmeyecek, çünkü beni daha çok arzu edeceksin. Bir zamanlar tanıdığın güzel savaşçıyı gittikçe daha çok arzulayacaksın ve dönüştüğüm bu iğrenç yaratığa acıyacaksın. En önemlisi de, acımı dindirmek isteyeceksin.”

Ama kitapta yeri geldi o kadar hüzünlendim ki anlatamam. Ejder ailesinin acısı resmen benim acım oldu. Tamam seri boyunca yazar ufakta olsa böyle sahneler yerleştiriyor ama Ejderin Tutkusunda yer alan hüzünlü sahne resmen içimi parçaladı. Bir de okuyucularına gıcıklık olsun diye resmen yazar her karakterin gözünden ayrı ayrı bu hüzünlü sahneyi yazması resmen okuyucunun damara dalmasına neden olmuş. Özellikle Fearghus’un Annwyl’e karşı sonsuz aşkı yok mu? Aman Tanrım o sahneleri hatırlamak istemiyorum yoksa gözyaşlarımı tutamayacağım! :(

Ama bu kadar damara dalınan sahnelerden sonra yazarımız ustalıkla kitabın sonunu bağlamış ve yüzümüzde büyük bir gülümsemenin oluşmasını sağlamış. Diğer kitaplara oranla bu kitapta daha çok olay vardı. Ejder Ailesinin neredeyse hepsi ayrı ayrı olaylara karıştı ama her biri tek başına bu düğümleri çözdükçe meğersem bu düğümlerin tek bir yerde toplandığını görerek bir araya gelerek bu düğümü çözmeye çalıştılar.

Kitapta bu kadar çok olayın olmasından dolayı ilk iki kitapta gördüğümüz aşkın, tutkunun ve sevginin bu kitapta birazcık arka planda kaldığını düşünüyorum. Yukarıda da dediğim gibi kitapta fazlası ile olay var. Diğer kitaplarda da vardı ama yine de aşk ve tutku bir şekilde ön plana çıkıyordu. Ve ayrıca bu kadar olayın sonunu görebilmek için resmen çıldırdım. Zaten o hüzünlü sahneden sonra kitaptan kopsam da bir şekilde toparlandım ve kitaba devam ettim. Tabii bunda ki en önemli etken ise Gwenvael’in şapşal hareketleri ve esprileri oldu. :)

Bunları dışında kitabı beğendim ama yine de favorilerim serinin ilk iki kitabı. Her seride olduğu gibi bu kitabı da Ejder Serisinin ara kitabı olarak düşünüyorum ve diğer kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. Eğer serinin ilk iki kitabını okuduysanız kesinlikle bu kitabı da okuyun ve serinin 4. Kitabında Keita ile savaşmayı öğrenelim. ;)

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)

 

 

Cehennem – Jamie McGuire / Inceleme


1926681_733926443308297_280152478_n

Kitabın Adı : Cehennem
Orijinal Adı : Requiem
Serinin Adı : Providence Serisi
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Çevirmen : Nergis Karababa
Yayınevi : Yabancı
Basım : Şubat, 2014
Sayfa Sayısı : 350
Tür : Fantazya / Paranormal / Romance / New Adult

Yorumu başlamadan önce sevgili okurlar eğer Providence Serisinin ilk kitabı olan Araf’ı eğer okumadıysanız lütfen serinin ikinci kitabı olan Cehennem yorumumu okumayın. Çünkü ilk kitaptan birkaç önemli gelişmeyi yazabilirim baştan uyarıyorum. :)

Ve eğer ki seriye başlamadıysanız ve merak ediyorsanız, Araf yorumumu okumak için tık-tık!

İlk kitap olan Araf’da da bildiğiniz üzere Gabe Ryel, zamanında bir Arch meleği olmuş ama bir insana aşık olunca Talehini seçerek bir fedaiye dönüşmüştür. Onu yeri geldiğinde koruyup ve kollaması, savaşılacaksa savaşması gerekmektedir. Ve bu Taleh sıradan birisi değildir. O Jack Grey’dir. Yani asıl kızımız Nina Grey’in babası. Zengin bir iş adamının temsili misali… Gabe Ryel, Jack’i her ne kadar gözünden de sakında bir noktada bir patlak vermişler ve Koruyucu-Taleh ilişkisinden dolayı Jack’in ölümünden sonra Gabe’de ölmüştür ve Ryel ailesini onsuz bırakmıştır. Koruyucu-Taleh ilişkilerinden bir diğeri ise ailenin en büyüğü hangi insanı koruyorsa melez çocukları da ailenin diğer üyelerini korumak zorundadır. İşte bu yüzden Gabe’in oğlu olan Jared’ın, Nina’ya yaklaşımı yasak olsa da babalarının ölümünden sonra onu korumaya başlamıştır. Yasak diyorum çünkü ona küçüklüğünden beri aşıktır ve bu yasaktır. Sonuçta Jared, Nina’nın koruyucusudur ve aralarında böyle bir duygusal bağ olmaması gerekmemektedir. Yoksa Jared’ın o ultra süper güçleri zayıflar ve düşmanlara karşı ‘Gelin bizi öldürün!’ diye mesajlar iletmiş olur. Ayrıca Jared’ın bazı zamanlarda Nina’nın duygularını aynı şekilde yaşadığını saymıyorum bile.

O anlarda duyduğu öfke ve endişe, aramızdaki özel bağ yüzünden şiddetini daha da arttırıyordu. Bir Melez olarak kan basıncı, hormonal değişiklikler, kalp ritimlerim gibi vücudumdaki ufak değişiklikleri sezebiliyordu ve onun korumak zorunda kaldığı insan, Talehi olduğum için hissettiklerimi sanki kendisi hissediyor gibiydi.

Ha bu arada düşmanlarımız kim mi? Tabii ki Cennet ne nadide varlıkları olan Meleklerin ezeli düşmanı Cehennemin nadide varlıkları Şeytan! Ve hatta bu Şeytan’ımızın bir ismi var Shax!

Hatırlarsınız ki Shax ile ilk kitapta tanışmış, onu yerden yere vurmak, hatta öldürmek istemiştim. Nina’ya ve Jared’a yapmadığını bırakmayan Allah’ın cezası en sonunda onlara çektirdiği acıların yeterli olduğunu lütfedip kaçmış ve saklanmıştır. Tabii elinde önemli bir kitapla beraber!

İkinci kitabımız Cehennem ise Nina’nın iyileşip, stajyer olarak Titan’da (kendileri babasının şirketi olur) çalışmaya başlamış ve yavaştan şirketteki kontrolleri ellerinin arasına almak zorunda olduğunu kat be kat hissetmeye başlamıştır. Herkes gelecekte onun burada çalışmasını isterken o babasının her bir köşesinde imzası olan bu dev gibi yerde çalışmayı istemiyordur. Çünkü ne zaman bütün günü orada geçirse tüm gece boyu kabus görüyor ve hatta yaz mevsiminin tüm günlerinin hepsi birbirini hep böyle kovalayarak Nina’yı bir zombiye çevirmişlerdir. Çünkü doğru düzgün uyuyamıyor ve bir ruh gibi ortalıkta gezdiği yetmiyormuş gibi bu duyguları yüzünden Jared’ın da etkilenmesini de sağlıyordur.

Peki rüyalarında neler mi görüyordur?

O banka oturduğum günden bu yana çok şey değişmişti. Hayatımdaki her şey önce kötüye gitmişti; sonra harika günler geçirmiş ve ardında da inanılmaz şeyler yaşamıştım. Şimdiyse herhangi bir üniversite öğrencisininki gibi sıradan bir hayatım vardı. İstediğim tek şey gözlerimi kapattığımda babamı görmemekti, ama çok fazla şey dileğimi biliyordum.

Babasının ve koruyucusu Gabe’in ellerinde bir kitap, her defasında tekrarlanan bir kabusu farklı bakış açıları ile tekrar ve tekrar şeytanlar tarafından aynı her şey canlıymış gibi izliyordur. Babasını çok seven Nina için bu çok zor bir durum olmasının yanında onu içten içe bitiriyor ve ne yapacağını bilemez hale getiriyordur. Peki soracaksınız Jared nerede? Ne işe yarar o diye? Aslında o da ne yapacağını bilemiyor ama yine de ellerinden geleni yapmaya çalışıyordur. Ama aylarca çalışmanın sonunda bile bir sonuç elde edememiş ve Nina’nın rüyalarını durdurmayı başaramamıştır. Ta ki ortaya Bex’in ortaya attı muhteşem fikre kadar… Her ne kadar sevgililerimiz için üzücü bir fikir olsa da denemişler ve işe yaramıştır.

Cehennem’de yan karakterler –Bex, Ryan, Claire- diğer kitaba kıyasla daha fazla ön plana çıkmış ve hatta üzerlerine önemli görevler düşmüştür. Hepsinin ayrı ayrı planladıkları işleri layıkıyla yerine getirmeleri –ki Ryan’dan bahsediyoruz, Nina’ya aşık olan adamdan!- Nina&Jared aşkına ne kadar önem verdiklerinin yanı sıra onları ne kadar çok korumak istediklerini de göstermektedir. Tabii Nina’yı Jared’dan daha fazla seven olmaz ya neyse :D Seksi melezim benim <3

“Şu an nasıl hissettiğini hayal bile edemiyorum,” diye fısıldadı. “Ama iki şeyi unutmamanı istiyorum; Cyntha kendini çaresiz hissediyor ve bu da başa çıkabildiği bir duygu değil ve sana, seni sevdiğimi, sana karşı hissettiğim bu aşkın; hayatım boyunca hissettiğim hiçbir şeye benzemediğini hatırlatmak istiyorum. Sana kendini değersiz ya da bir şekilde istenmediğini hissettirdiyse… aldığın her nefesin benim için ne kadar kıymetli olduğunu bilmeni istiyorum.”

Böyle diyen sevgiliyi yirim ben! Bağrıma basarım koca yaparım!  Benim Jared aşkım bitemeyeceği gibi bu kitapta bir de Bex aşkım patlak verdi! Çocuk daha 13 yaşında ama öyle bir anlatıyorlar ki zannedersin ki çocuk abisi ile aynı yaşta. Boy desen var kas desen tonlarca zeka dersen var yakışıklılık desen söylememe gerek yok baş sırada! Eğer ki kitapta azıcık daha Bex’e ağırlık verselermiş utanmaz ona da aşık olurdum. :D Ki olmuş bile olabilirim, farkında değilim.

Cehennem, ilk kitaba göre zaman bakımından daha hızlıydı ve olaylarında belli bir ağırlığı vardı. Artık işler gençlikten yetişkinlik çağına atlamış gibiydi. Yani artık yaşanan olayları okuduğumda yeri gelip kitabın içerisine dalıp bir çözüm bulmak ve Nina’yı kurtarmak istedim. Tabii o sırada Jared’ı alıp kaçabilirim, hiç fark etmez. :)) Anlayacağınız gibi 2. kitapta zaman daha hızlı, olaylar birbirine  bağlı olup daha da önemsenecek derecedeydi. Ama yine de daha güzel olabilir miydi? Evet daha da güzel olabilirdi. Örneğin zaman daha yavaş ilerleyebilir ve o önemli olaylar 1,5 yıl içerisinde değil 3 ayda da olabilirdi. Gerçi bunlar kitabın sonunda olan olaylara karşı birazcık önemsiz kalıyor. Eğer ki son olayı da azıcık daha yoğun yazsaymış sevgili yazarız tadından yenmezmiş.

Ama şahsen şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; Yazarın Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarına karşın Providence Serisinin kitapları beni tatmin etmiyor ve bu yüzden kişisel olarak yazarımızın kitaplarına paranormal öğeler katmasını sevmiyor. Çünkü konudan sapılıyor, aşk daha baskın oluyor vs. vs. Şahsen ben bu seriyi okuduğum zaman, ilk kitaba yazdığım yorumda da söylediğim gibi- melekleri daha farklı olmasını isterdim. Ve sanırım bu düşüncem seri bitse dahi devam edecek. :)

Ama şimdi her iki tarafın savaşını dört gözle beklemiyorum desem yalan olur. Eğer bunu dersem taşa tutun olur mu? :D Ayrıca öyle son mu olur arkadaş! Bu yazar okuyucularına resmen işkence çektiriyor. İngilizce okumayacağım diye dirensem de sanırım en sonunda okuyacağım! Bir kez daha serilerin 2. kitaplarından nefret ettiğimi fark ettiğimi söylemeden geçemeyeceğim. -.-

Son olarak ise kitabın kapağı 2. kitabın konusuna çok güzel uyuyor ve kitabın çevirisiyle edisyonunun mükemmelliğine de değinmeden geçmeyeceğim.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4damy (1) 

Konusan Kitaplar #25 Blog Tur /Derin Sularla Seytan Arasında – April Genevieve Tucholke / Anket / Inceleme


wMVklk

Yorumuma geçmeden önce azıcık eğlenmeye ne dersiniz? ;)  ‘Eveeeeeetttt!!!’ seslerini şimdiden duyar gibiyim!

Eğlencemiz ve takvimde bahsettiğim süpürüzüm şu:

100 kişiye kitabımızın ile alakalı bir soru sordum (Külliyen yalan!) ve birbirinden farklı cevaplar aldım(Belki benzer de olabülür!).

Sorumuz ne mi? Peki cevaplar?

Hadi hep beraber bakalım! :)

SORU: 

Annen ve baban seni uzun bir süreliğine ikiz erkek kardeşinle evde yalnız bırakıp Avrupa tatiline çıkarlarsa ve belli bir zaman sonra da bıraktıkları paranın suyunu çekip bir şekilde para bulmanın yollarını düşünmeye başladığınızda, kardeşinle aklına evinizin arka bahçesinde bulunan misafir evinizi kiraya vermek gibi dahiyane bir fikir gelse ve misafir evinizi kendine has yakışıklılığı olan ve azıcık da anormal olan River West kiralasaydı ne yapardın? 

CEVAPLAR:

Yorum Durağım (D) & Yorum Cadısı (F)
D : Arka bahçemize bir yakuşuklu taşınsın maceradan maceraya koşalım.
F : Burası Türkiye, bize gelse gelse komşunun 5-6 yaşlarındaki yaramaz çocuğu gelir -.-
D : River gibi değilde Neely gibi birisi taşınsa kesin nikahı basarım! <3
F : Nikahı basmasan sen kimsin ve Damla’ya ne yaptın derdim! :D

Maria Puder Ölmedi
Dolma, mantı yaparım. Kalbine midesinden ulaşmaya çalışırım. :P Kardeşimin yemeğine de uyku ilacı katarım. :D

Kitap Avcısı
Nerede yaşıyoruz? Ütopyada mı?

Kitapların Tatlı Cadısı
Anne baba yokken bizde kesin amca dayı bişi olur o yüzden fantezi bile yapamadım.  :D Hadi tüm bunları kenara koyalım korkudan evden çıkmazdım sanırım. :D Gerçi Türküz biz  illa bir yolunuz bulur iki dakka kaçıveririz bahçeye :D

Anime ve Kitap Sever
İkizi başımdan atar atmaz soluğu River’ın yanında alırdım. Azcucuk aklı varsa geri çevirmez. Zaten Şeytan girmiş kanımıza de mi? XD

Sihirbazın Güncesi
(O sadece oğlumuzu tanıttı ve Küçük Kız’ın ne söyleyeceğini düşündü…)
-Egzotik birisi *.* Egzotik taşlara benziyor. (River için)
– Küçük Kız’ın tahmini cevabı : “Etek giydiririm ben ona. Artik benimdir”  *.* River in kilt. :*
(Ve kendi cevabı)
Misafir evime gelen çok seksiyse kötü taraflarını görmezden gelmenin ve onu tavlamanın bir yolunu bulurdum.

Tuğçe’nin Kitaplığı
(Onun cevabının üstünü çiziyoruz -.- )
Sanırım buradan edindiğim bilgiler doğrultusunda bir kız annesi olarak kendisini evde bırakmayacağım kesin! Özellikle River yan evdeyken :P

Küçük Kız
(River West’i, Henry Cavill olarak düşündü ve hayal kurdu! )
Henüz tanışmasak da Henry bebeğim, madem komşum oldun, bu karizmayla dibime kadar, taşındın bana da seni alıkoymaktan başka bir şey düşmüyor. :)  Ben onu yirim! :*

Kitaplarım ve Ben
Ben çok sık yalnız kalıyorum ama maalesef River gibi bir yakışıklı düşmedi misafir evimize ,ay odamıza  Çok misafir perverimdir oysa :) Gerçi aşırı saldırgan köpeğim hadım etme girişiminde bulunurdu ama … Yani hayal etmesi bile zor.

Kitap Sayfaları
Benim misafir evime gelseydi – ki gelmez bizde nerde o şansss!! – tarkanın şarkısında da dediğii gibiii: “tut kolumdan çek götürr beniii dırırırıırıırmmm….” *.*

Booker Like A Hooker
Yemekler yapar habire kapısını çalardım :D

Kitap Karnavalı
Salla ikizi verin bana River’ı! <3

Zeyno
Ne yapacağım kardeşi ekarte ederim.

Alican
Anam eve birini attığımı duysa dayak manyağa yapar beni! 

e7avGW

1558407_687541851296282_1883771779_n

Kitabın Adı : Derin Sularla Şeytan Arasında
Orijinal Adı : Between the Devil and the Deep Blue Sea
Serinin Adı : Between Series / Işıltı Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : April Genevieve Tucholke
Çevirmen : Handan Sağlanmak
Yayınevi : Parodi
Basım : Ocak, 2014
Tür : Fantazya / Paranormal / Romance

Geçmişi sırlarla dolu esrarengiz Freddie…
Ölü Freddie’nin hatıralarına düğümlü Violet White…
Çarpık gülüşlü, mükemmel yalancı River West…

Okyanus kıyısına konuşlanmış bir kasaba olan Echo sessiz, sakin, olaysız, mutlu, huzurlu, zenginin ve fakirin iç içe geçerek yaşadığı bir yerden, tek bir kişinin bu kasabaya adım atması ile geçmişi yattığı yerden kaldırması ile birlikte kasaba sakinlerinin huzurunu kaçıracak bir takım olaylara sebep olması ile birlikte o mutlu tabloyu parçalamış, yerine bambaşka bir tablo asmış, geçmişin sırlarını ortaya çıkarmıştır… Normal olan kasaba artık normal değildir bir takım doğaüstü yaratıklar ile çevrelenmiştir artık.

Viloet White, 5 sene önce tam 12 yaşındayken her daim yanında olan, büyükannesinden çok onun için bir anne olan Freddie’yi kaybetmesi ile dünyasına başına yıkılmıştır. Çünkü Freddie onun için hem bir anne hem bir akıl uzmanı hem bir büyükanne hem bir arkadaş hem de bir yoldaştır. Geçmişindeki hikayeleri Vi’ye anlatması ile onu diğer yaşıtları gibi olmasını (partiden partiye, sevgiliden sevgiliye koşan yaşıtları) etkilemiştir. Vi daha çok içine kapanık olmuş, erkek peşinde koşan bir ergen değil de kitap peşinde koşan bir kız olmuştur. Aslında bunda ki en büyük etkenlerden bir tanesi de Vi’nin annesinin ve babasının birer ressam olup çoğu zaman onu ve ikizi Luke ile Freddie’nin tanımı ile okyanusun kıyısında bulunan malikanenin yani Citizen Kane’de yalnız bırakıp gitmektedirler. Yani yaşları ne olursa olsun onları koskoca evde tek başlarına bırakıyor ve zorluklarla mücadele etmelerini sebep oluyorlardır. Çünkü Vi’nin ebeveynleri azıcık (evet evet azıcık!) rahatlarına düşkün insanlardır (fazla para böyle bozuyor işte) ve çocuklarının da rahat yetişmelerine sebep olmuşlardır.

Luke White ise ikiz kardeşi Violet’in tam tersi, çılgın, zorba, ukala, bir kızdan diğer kıza koşan, içki manyağı ama bir yandan da süper yetenekli bir ressamdır veya ressam çırağıdır. Kendince bir şeyler yapıyordur ve Vi’ye göre çalışmaları mükemmeldir. Ama bu mükemmellik salaklığını örtbas etmiyordur. -.- Kitabın başında Vi’ye karşı davranışları yüzünden bir güzel dövmek istedim ama sağ olsun bu işi benim yerime birisi yaptı bunu <3

Kim mi?

Tabii ki River White!

River White, yalancılar kulübünün kralı, seksi, yakışıklı, kaslı, boylu poslu ve azıcık da anormal. Hımm… bu anormallik belki azıcık olamayabilir. Yani bence de değil! :D River, Vi’nin ailesinin Avrupa tatiline çıkmadan önce bıraktığı parayı bitirdiklerinden Vi, Luke ile Citizen Kane’in misafir evini birisine kiraya verme kararı almışlardır. Zavallı Vi nereden bilsin orayı kiralayacak kişinin River White olduğunu!

River White dışarıdan normal birisi gibi gözükse de aslında içinde nadide bir cevheri barındırmaktadır ve bunu da yalanları ile örtbas etmeye çalışsa da misafir evine taşındığından beri yanından ayrımayan ve ayırmak istemeyen Vi’nin yüzünden bazı yalanları ortaya çıkmakta ve yalanları ortaya çıktıkça River’ın etekleri tutuşmaktadır. Sonuçta Echo’ya bazı sırları içinde saklayarak gelmiştir ve kendi yaşında ki bir kız tarafından tek tek ortaya dökülmektedir. Her ne kadar bu durumu engellemeye çalışsa da bir yerden sonra yavaş yavaş Vi’ye çekildiğini görmüştür ve ipin ucunu yavaş yavaş bırakmaya başlamıştır. Hımm sanırım havada aşk kokuları dolaşıyor. :)

“Cehalet mutluluktur. Neden sadece arkana yaslanıp olacakları kabullenemiyorsun? Biliyorsun bu da bir seçenek. O sarışın kafanda oluşan tüm soruları görmezden gelebilir ve benimle yatağa girebilirsin. Kollarımı sana sarmama izin ver ve ikimiz de birlikte keyifli bir uykuya dalalım. Cahil ama mutlu. Ben kabuslarım olmadan, sen de cevapların.” 

Mutlu, huzurlu, şahane bir aile tablosu olan Echo kasabasına River West’in adım atması ile kasabanın tüm dengeleri şaşmış, çılgın olaylar patlak vermeye başlamıştır. En yakınında, yanı başında olan Vi, River’ın normal birisi olmadığını düşünmekte ve aklını kurcalayan sorular ile onu soru yağmuruna tutmaktadır. Her bir soru yeni bir soruyu doğursa da bazı gerçekler ortaya çıkmıştır ve bu gerçeklerde hoş şeyler değillerdir. Bu bir takım gerçekler paranormal şeyleri kapsamaktadır. Her ne kadar bu gerçeklerden korkan Vi kaçmaya çalışsa da sanki bir mıknatıs gibi yavaş yavaş River’a çekiliyor ve gitgide ona kapılmaya başlıyordur.

Aslında aralarında yavaş yavaş oluşan aşk çok tatlıydı ama yine de hem bu aşkın oluşmasında hem de paranormal öğelerin ortaya çıkmasında bir takım beni tatmin etmeyen kusurlar vardı. Bir kere o kadar korkunç karakterin yani Şeytan gibi kötücül bir varlığın daha fazla katliam benzeri olayların yaşatmasını sağlayacağını düşünürken, kitabın son 30 sayfasında ‘işte olay budur!’ dediğim yerde yaşanması ve ara olayların çok yavan gelmesinden dolayı aslında kitap elimde 3 gün süründü diyebiliriz. Aslında 3 gün değil 3 saatte bitirecek bir kitap olmasına rağmen. Neden öyle oldu bilmiyorum. Belki de kitabın büyük çoğunluğunda Neely’nin olmamasından dolayı da olabülürrrrr. :D Yakışıklı kardeş sen gel bizim evin bir odasına taşın seni her gün hamur işleri ile balla çörekle beslerim :* <3 Cidden her ne kadar sonradan olaylara dahil olsa da sarışınlığı, yakışıklılığı ve uzun boyu ile kalbimi çaldın normal çocuk!

“Sana inanmak istiyorum River. Sana delicesine inanmak istiyorum. Seni seviyorum kardeşim. Seni bu dünyada ki her şeyden daha fazla seviyorum. Ama sen, beni öldürüyorsun. Yaptığın şeylerden nefret ediyorum. Bu yüzden hiç tanımadığım insanlarla dövüşüp duruyorum. Onlardan çıkarıyorum hırsımı yoksa delirecek gibi oluyorum. Bazen aklımı kaçıracağımı düşünüyorum. Bu beni korkutuyor River. Korkuyorum.”

Bunların dışında Sunshine ile Violet arasındaki arkadaşlık ilişkisi de çok hoştu. Yazarın bu dostluk bağını çok güzel yansıttığını düşünüyorum. Her ne kadar Luke ile arasındaki kardeşlik bağının ilk başlarda kötü olsa da yavaş yavaş düzelip ‘İşte kardeşlik budur!’ dediğim yere gelmesi de çok iyi kurgulanmıştı. Özellikle olaylar arasındaki baya cidden iyiydi. Ama dediğim gibi Şeytan gibi bir varlığın işin içinde olduğunu düşündüğümüzde daha kanlı, daha vahşi şeyler düşünüyoruz. Ya da ben çok fazla korku filmi izledim. :D Bilmiyorum ama bana olaylar çok sade geldi. Ama bir yandan da son sayfalarda ki aksiyonda bir harikaydı dostum! Hele o sırların ortaya çıkıp bütün bilinenlerin arapsaçı olması harikaydı! Bu tip yani bir sürü sırın ortada dolaşması ve çözememesi ama bir an da tüm sırların ardı arkasına çözüldüğü anlara bayılıyorum! <3 Çünkü o onlar, sayfalarda yazılan o yerler resmen beni kitaba bağlıyor ve elimden düşürmüyor. İşte yine bu yüzden son 150 sayfa beni kitaba bağladı ve bir solukta okumamı sağladı. Cidden sırlarda, sırların çözülmesi de, çözümden doğan etkilerin üzerinde ki duygularda gerçekten iyiydi.

Son olarak ise kitabın ciltli olması ise ayrı bir güzeldi, hoştu, mükemmeldi! Ve çeviri ve edisyonda çok güzeldi. Teşekkürler Parodi!

tumblr_m1rkzpHj1n1r6aoq4o1_500

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 3.5!

KgP67R

damy (1)

Konusan Kitaplar #25 Blog Tur / Between The Spark and The Burn- April Genevieve Tucholke / Tanıtım


wMVklk

Konuşan Kitaplar 25. Blog Turundan herkese merhaba!!!

Bugün 25. Blog Turumuzun misafiri olan Derin Sularla Şeytan Arasında kitabına:

Yorum Durağım yani bendeniz kitabımızı inceliyor, devam kitabını tanıyor ve eğlenceli bir süpürüz yapıyorum. ;)
Kitap Sayfaları hem kitap yorumluyor hem de kitabı okurken dinleyeceğimiz müzikleri bizlerle paylaşıyor.
Sihirbazın Güncesi o da hem kitabı yorumluyor hem de karakterlerimizle eğlenceli bir röportaj yapıyor.

Ayrıca tur sonuna kadar devam eden ve bir şanslı kişinin Derin Sularla Şeytan Arasında kitabını kazanacağı yarışmamıza katılmak için
Tık-Tık!!!

Hadi Işıltı Serisinin 2. kitabı olan Between The Spark and The Burn tanıyalım!

e7avGW

between-the-spark-and-burn_april-tucholke_book

Kitabın Adı : Between The Spark and The Burn
Serinin Adı : Between Series / Işıltı Serisi
Seri Sırası : 2
Yazarın Adı : April Genevieve Tucholke
Yayınevi : Dial
Çıkış Tarihi : 14 Ağustos 2014 (Yurtdışı)
Tür : Young Adult / Fantazya / Paranormal / Romance

Derin Sularla Şeytan Arasında’ya bir sonuç niteliği taşıyan bu gotik ve heyecanlı aşk kitabı Stephen King’le Daphne du Maurier‘den izlerden taşıyor ve Muhteşem Yaratıklar ve Anna Kan Giyinmiş Kız hayranlarının bu kitabı kesinlikle okuması gerekiyor.

Freddie, Şeytan’ın dünyadaki korkuyu yarattığını söylemişti bana. Ama sonra Şeytan’ın kendisi, bir insanı seni korkuttuğu için affetmek, üzdüğü için affetmekten daha kolay olduğunu söylemişti. River West Redding bana her ikisini de yaptı.

Çarpık gülüşlü, Violet’ın hayatına birden girip onu paramparça eden River West Redding gitti. Violet ve River’ın kardeşi Neely ise endişe içinde- ta ki uzak bir dağdaki kasabada bir dizi tuhaf olayın gerçekleştiği gecenin ikisinde radyodan duyurulana kadar. River’ı aramaya çıksalar da hep bir adım gerideler ve tek buldukları deliye dönmüş kasabalar, cadı avları ve garip, bilinmeyen olayların keşfedilmeyi beklediği rüzgarlı bir ada. Violet’ın ise çok geçmeden aklına tüm kalbiyle güvendiği Neely’nin kendi sırrını saklıyor olabileceği geliyor…

Between the Spark and the Burn; özenle işlenmiş, esrarengiz bir romantizmle güzelce yüreğinizi burkan Derin Sularla Şeytan Arasında‘ya kalp hoplatan bir son getiriyor. —Melissa Marr

damy (1)