Kalbim Aşktan Yana -Jennifer Apodaca / İnceleme


0000000711748-1

Kitabın Adı : Kalbim Aşktan Yana
Orijinal Adı : The Baby Bargain
Serinin Adı : Once a Marine Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jennifer Apodaca
Çevirmen : Merve Altıparmak
Yayınevi : Nemesis Kitap
Basım : Eylül, 2016
Sayfa Sayısı : 289
Tür : Yetişkin / Romantik / Günümüz

Tamam dövmeyin biliyorum söz verdim çok yakın bir zamanda aşk romanı okumayacaktım ama n’apayım Kalbim Aşktan Yana kitabının kapağına vuruldum. Çok şirindi, çok şekerdi, çok tatlıydı. Onu en yakın zamanda okumasaydım çok üzülürdüm. Affedin n’olur! Ayrıca hem elimdeki aşk kitapları bitti ki başka kalmadı. Yani yeni almazsam. :P Ve hazırladığım okuma listesi ile gözüken o ki Ekim ayında bol bol fantastik, bilim-kurgu türevlerini okuyacağım. Ve ayrıca son zamanlarda şu dikkatimi çekmeye başladı; nedense hep evli kadınları, evlenmeye yakın olan gençlerimizi, bekar anne olan ve bir şekilde ölümsüz aşkını geri bulan kadınlarımızı okur oldum. Acaba bunlar evrenin bana birer mesajlarımı bilemiyorum. Evlen artık sinyallerimi gönderiyorsun evrenciğim bilmiyorum şekerim ama ben okuyorum benden uzak dur. Daha çook var o yola. İşte bu sebepten dolayıdır ki fantastik edebiyata direk geçiş yapıyorum yoksa psikoloji elden gidecek. :D

Ve şimdi ilk önceliği oğlunu korumaktı. Bunun için hoşlansa da hoşlanmasa da Adam’a, oğlunun babasına ihtiyacı vardı. 

Kalbim Aşktan Yana, Eylül ayı içerisinde okuduğum son kitap olarak listeme girdi. Resmen dakikalarla oynadım. Saat gece 12’de kitabı bitirdim ve Eylül ayında tam 12 kitap okumuş oldum. Bu ay resmen kitap okumayı kendime depo ettim. Kitabımıza gelecek olursak eğer, kitabımızda neredeyse her konu işlenmişti. Aşk, hırs, intikam, gerilim; yani kısacası her şey vardı kitabın kurgusunda. Dr. Megan Young, 30-35 yaşlarında bir veterinerdir. Hayvanları özellikle de köpekleri çok seviyordur. Aynı şekilde 2 yaşındaki oğlu Cole’da köpekleri çok seviyordur. Evlerinin sadık koruyucuları Max, yazarın deyimi ile onun kankasıdır. Bebekliklerinden beraber olan ikili her anlarını beraber geçirmektedirler. Dr. Young, güzelliğinin yanı sıra zeki bir kadındır ama bu onun aşkta mantığı bırakacağı anlamına gelmemektedir. Öyle ki 3 yıl önce sevdiği adamdan hamile kaldığında hamile olduğunu ondan saklamıştır. Bunun sebebi ise Mega küçükken onu istemeyen babasından çok çekmiştir ama oğlunun yine aynı şeyleri yaşamasını istememektedir. Çünkü, sevdiği adam onu istemeyip 2 kez onu terk etmiştir. bu onun kolayca sindiremediği bir şey olup oğullarının da terk edilmesini istememektedir.

Adam’ın içinde kilitlenmiş ve orada tutsak kalmış şeyler vardı. Kimseye bahsetmeyeceği şeyler. Kelimeleri gerçekten söyleyemiyordu bile. Denediği takdirde gırtlağı kapanıyor, onu boğmaya başlıyordu. O kadar batmış durumdaydı. Sadece kabuslarında ortaya çıkıyordu.

Adam Waters ise geçmişi kapkaranlık olan bir Deniz Kuvvetleri askeridir. Geçmişi o kadar karanlıktır ki onu hiç kimse anlatamıyor, anlatmaya çalıştığında ise boğazı düğümlenip onu konuşturmuyordur. Geçmişinde yaşadığı olaylardan dolayı kimseye bağlanmak istemiyor, kimsenin sevgisini kabul etmek istemiyordur. Ki bu tutkuyla sevdiği kadını terk etmek anlamına gelse de… Hayatında yaşadığı bazı olaylardan dolayı sırf güçlü olabilmek için, sırf birilerine kendini kanıtlamak istemek için Deniz Kuvvetlerine katılmış ve iyi bir adamdan olmuştur. Yalnız bir adam. 10 yıl önce terk ettiği sevgilisini 7 yıl sonra ailesinin ölümü ile tekrar görmüş ve onu iki kişi olarak bırakmıştır. Ama ne yazık ki Adam’ın bundan haberi yoktur ve de uzun bir sürede haberi olmayacaktır. 3 yıl sonra o nefret ettiği yere yani Raven’s Cove’a yolunun düşmesi ile hem sevdiği kadını görmüş hem de onun sırlarına merhaba demiştir.

Adam artık bir asker değil koruma şirketi olan bir iş adamıdır. Ve yanında çok güvendiği dostları çalışmaktadır. Megan’ın yaşadığı yere yolunun düşmesi ile beraber ailesine ait olan evi satarak artık o iğrenç kasabadan sonsuza kadar kurtulmak istiyordur. Ama bir söz vardır bilir misiniz? Siz plan yaparsınız ve yukarıdan Tanrı size gülmeye başlar diye. İşte Tanrı, Adam’a çok güzel gülmüştür. Çünkü o tamamen o kasabadan çekip gitmeyi düşünürken ne bilsin o kasabaya çapa atacağını.

Megan’ın başının belaya girmesi ile beraber daha doğrusu ona atılan iftira ile gerçekleri apaçık göre Adam neye uğradığını şaşırır ve bir türlü olanları kabul edemez. Ki kitap bu noktada heyecanı tavan yapmış ve de soluksuz okumama sebep olmuştur. Kitabın yarısından itibaren nasıl okuduğunu bilmiyorum. Resmen su gibi akıp gitti ve de bitti… Bir an keşke bitmeseydi diyecektim ama kitap o kadar güzel bir yerde o kadar güzel tadında bitti ki anlatamam size. Kalbim Aşktan Yana kitabı kurgu ise, konusu ile tam bir çerezlik bir kitaplıktı. Alın okumaya başlayın ve de başladığınız gibi bitirin.

Ayrıca söylemeden edemeyeceğim kitabın kapağı muhteşemdi! İç dizaynı ise ondan daha da muhteşemdi! Ba-yıl-dım! Ve merakla serinin diğer kitaplarının kapaklarını bekliyorum! <3

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

b8z5lv

It Ends With Us – Colleen Hoover / İnceleme


it-ends-with-us-cover

Kitabın Adı : It Ends With Us
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Basım : Ağustos, 2016
Sayfa Sayısı : 384
Tür : New Adult/ Romance/ Günümüz

Herkese merhaba!

Hazır okuma hızım artmışken ve yeni çıkan kitapların sayısı çoğalmışken ben de dayanamayıp yorum üstüne yorum yazasım geliyor. Haliyle ben de koşa koşa buraya geliyorum. Bugün inceleyeceğim kitap ise Colleen Hoover’ın yeni kitabı It Ends With Us. Yaklaşık 6 haftadır raflarda birinciliği hiçbir kitaba bırakmıyor kendileri. İlk çıktığı sıralarda ben de 1Q84 canavarını okuduğum için sadece Kindle’a indirmekle kaldım ve iki gün önce okumaya başladım. Yaklaşık 24 saat içerisinde de bitirdim, hem de boğazımda yutkunamadığım kocaman bir yumru ile…

Kitabı ilk okumaya başladığım anda çok heyecanlıydım. Çünkü aylardan sonra ilk defa CoHo kitabı okuyacaktım. bu yüzdendir ki kitaba bir açlıkla başladım. Hem de ne açlık, ilk bölümleri okurken gözlerim döndü resmen. It Ends With Us, klasik CoHo romanı şekilde başladı. Günümüzü yaşayan bir erkek ve bir kadının bir şekilde yolları kesişir ama bu iki gencin geçmişleri karanlıktır ve yavaş yavaş birbirlerini tanıdıkça bu karanlık geçmişleri bacalardan sıyrılan siyah dumanlar gibi sıyrılır gün yüzüne çıkar ve birbirlerine anlatmak durumunda kalırlar. Ve de anlatırlar… Anlattıktan sonra belki kısa bir ayrılık olur ya da uzun bir ayrılık. Ama bir şekilde birbirlerine kavuşurlar. Tabii kitapta bunlar işlenirken yavaş yavaş okuyucunun damarlarına kadar işlenir ve okuyucu birer kitap karakteri olur. Karakterle hangi duyguyu hissederse okuyucu da o duyguyu hisseder çünkü artık ortada bir adet okuyucu-karakter ikilisi vardır. İşte ben bu sebepten dolayı CoHo’nun kitaplarını okumayı çok seviyorum. Gerçekten ve gerçekten kaliteli kitaplar yazıyor.

Ama nedense bu kitabında o kaliteyi hissedemedim…

Neden mi? Aslında bir çok sebebi var ama öncelikli sebeplerden bir tanesi ise kitabın çok hızlı işlenmesi. Klasik bir CoHo kitabı gibi değildi. Karakterler tesadüf eseri tanıştı, tamam. Bir şekilde geçmişleri gün yüzüne çıktı, o da tamam. Ama bir an da nasıl sevgili olup nasıl bir an da evlendiler, nasıl bir anda geçmişlerinde yaşadıklarını hatırlayıp günümüzde geçmişlerinde yaşadıklarına bağlandılar veya geçmişlerinde söz verdikleri şeylere bağlandılar hiç bilmiyorum, işte cidden o kısım ben de yok. Üst paragrafta bahsetmeyi unutmuşum ama klasik bir CoHo kitabında bolca hüzün, dram ve de bol bol gözyaşı vardır. Bu kitabında ise bolca acı vardı. Belli bir kısımdan sonra her satırını okudukça içim dağlandı, karakterin yaşadığı acıları hissettim ama açıkçası bu sefer kendimi karakterin yerine koymak istemedim. Yapamadım… O acıyı kaldıramazdım. Zaten okurken yeterince acı çektim bir de kendimi o karakterin yerine koysaydım depresyona girebilirdim.  

Bana göre bu kitabın yazılmasının iki amacı var; bir yazarın bu kitabı yazmasında ki amaç (ki bu amaç cidden yürekleri paramparça ediyor), iki okuyucunun bu kitaptan çıkartması gereken dersler. İkinci amacı açacak olursak eğer, her kim olursa olsun ister doktor, ister işsiz, ister kral, ister vezir hiç fark etmez eğer ki o erkek şiddete eğilimliyse veya o erkek geçmişinde yaşadığı ağır şokların üstesinden gelememişse ve de bu ağır şokların etkisi ile şiddet gösteriyorsa ve bu şiddeti bir kez gösterdiyse emin olun devamı da geliyor. Yani bir kadın olarak boynu büküp davranıp affetmeyin onları. Kadınlar nasıl acı çekiyorsa onlarda çekmeli. Ama tabii bunu söylerken bazı kadınlar ne yazık ki mağdur. Aynı yazarımızın annesi gibi… Aynı kitabımızın karakteri Lily gibi… Evet kitabımız gerçek bir öyküye dayanıyor. Yazarımızın annesinin hayatına… Bir kadının nasıl geçmişinde eşinden şiddet gördüğünü, nasıl bunun üstesinden gelip kaçtığını, nasıl kendi ayaklarının üstünde durup önce kendine cesaret verip sonra çocuklarını cesaretlendirdiğini görüyoruz. Annesinin hikayesini yazması ilk amaca girdiği için şimdilik onu bir kenara alıyorum ve ikinci amacı açmaya devam ediyorum. Her kim olursa özellikle bir kız çocuğu bir şekilde dönüp dolaşıp babasına benzeyen bir erkeği ya sevgili olarak buluyor ya da bir koca… Yani bu gerçekten bir kaçışımızın olmadığını dolu dolu olarak gösteriyor sevgili yazar.

Yazarın ilk amacına dönecek olursak eğer ‘Yazarın Notu’na kadar kadar bu kitabın gerçek bir hayat hikayesine dayandığını anlamıyoruz ama kitabın konusunun her kadının başına gelebileceğini biliyoruz, hele ki bizim ülkemiz söz konusu olunca bu oran yükseliyor. Ama o son bölümü okuduğumuz zaman yazarın çocukken neler yaşadığını görüyoruz, gerçekten acı bir geçmişi var ama annesi bir şekilde cesaret bulup o hayattan sıyrılmış.

Kitabın karakterlerine ve konusuna kısacak değinecek olursak Lily, 23 yaşında bir şekilde ayaklarının üstünde durabilmek için babasından kaçmış ve üniversiteye gitmiştir. Çünkü annesini bir şekilde o adamı bırakmasını sağlayamamış ama kendisi o adamdan kaçmıştır. Annesi kadar o da babasından acılar çekmiştir. Özelli evsiz bir erkeğe aşık olunca bu şiddet daha da artmıştır. Bu evsiz kim mi? Masmavi gözleri olan yakışıklı erkeğimiz Atlas. Kitapta sevdiğim tek karakter diyebilirim. Tek başına ayaklarının üstünde durabilen, sözünün eri, istediğini başaran ve kararlı birisi… Her ne kadar Lily, Atlas’ın sözünü tutmadığını düşünse de gerçekleri acı bir şekilde öğrenmiştir. Kitabımızın diğer karakteri ise zengin, yakışıklı ve bir beyin cerrahı olan erkeğimiz Ryle’dir. Dış görünüşü mükemmel olsa da her insanın içi bambaşka olabilir ve de Ryle bu savı yüzde yüz kanıtlayan yürüyen canlımızdır. Lily ile birbirleri ile aşık olduktan sonra gerçek yüzü bir şekilde ortaya çıkmıştır ama tabii bu yaptıklarının dayandığı gerçek bir sebep vardır ki bu en acısıdır.

“He’s not like my father. He can’t be. He’s nothing like that uncaring bastard.”

Bana kalsa bu kitap Atlas ve Lily daha çok ön planda olarak yazılırdı ama yazarımız annesinin gerçek hikayesine dayanarak yazdığı için Lily ve Ryle ön planda olup Atlas, Lily için bir kaçış yoludur. Lily ve Ryle arasında ki aşk ne kadar tutkulu ise Lily ile Atlas arasındaki aşk bir o kadar ölümsüzdür. Ki bu hayatta hangi tarafın kazanacağını bir kez daha görmüş olduk.

“In the future… if by some miracle you ever find yourself in the position to fall in love again… fall in love with me.”

Yukarıdaki yazdıklarımla beraber kitaba karşı hissettiğim duyguları umarım bir şekilde size yansıtabilmişimdir. Veya kitabı kısaca anlatabilmişimdir. Nedense okuduğum kitaplar gerçek yaşam hikayelerine dayandığı zaman bir kat daha üzülüyorum ve hüzünleniyorum. Yazarın notunu okuduğum zaman içim bir kez daha buruldu ve bir kez daha üzüldüm. Umarım kadınların başına gelen bu tip olaylar bir an önce biter ve huzurlu bir şekilde yaşayabilirler.

Bu kitaba puanım ise 5 üzerinden 4.

4

damy (1)

Okuma Etkinliği: Sen Benimsin – Tessa Bailey / İnceleme


d35fb4c6-b653-464b-8d83-8296ec0bbc68

Kitabın Adı : Sen Benimsin
Orijinal Adı : Protecting What’s His
Serinin Adı : Line of Duty Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Tessa Bailey
Çevirmen : Pınar Polat
Yayınevi : Nemesis Kitap
Basım : Ekim, 2015
Sayfa Sayısı : 350
Tür : Yetişkin / Günümüz / Romance

Yeni bir okuma etkinliğinden herkese merhabalarrr!!! Nemesis Kitap imzası ile çıkan Sen Benimsin kitabına 5 blogger; Kitap Arası Kitap Molası, Hayal Perest’in Zaman Yolcuğu, Vera’nın Rüya Kitaplığı, Agnes Wood ve de bendeniz, bir araya geldik ve bir etkinlik yapalım dedik. Etkinliğimiz Pazar gününe kadar devam edecektir ve de etkinlik boyunca Nemesis Kitap’ın FB sayfasında devam edecek yarışmaya katılmayı unutmayın sevgili kitap kurtları. Yarışmaya katılmak için tık-tık!

Etkinlikte bugün ise bendeniz kitabımızdan alıntılarla ve yorumumla karşınızdayım. :)

Kitabımız, ana karakterlerimizden birisi olan Ginger’ın annesinin parasını çalarak Chicago’ya taşınması ile başlıyor. Ginger ve kız kardeşi Willa, yıllarca babaları olmadan ve annelerinin de bir striptiz kulübünde çalışması sonucu piş işleri ile uğraşmışlardır. Ginger, 17 yıl boyunca Willa’nın annesi olmuş ve ona bakmıştır. 17 yıl sonra bir gün annesi eve para dolu bir çanta ile gelince, kardeşini ve para dolu çantayı da alarak kaçmayı planlamışlardır. Ve de kaçmışlardır. Önce ki yaşamlarına göre daha lüks bir daireye taşınmışlar ve bununla birlikte daha bir lüks yaşama adım atmışlardır. Tabii eski sefil yaşantıları düşünülürse bu yaşamları onlara çok lüks geliyordur.

Ama taşındıkları yerde öyle bir sürprizle karşılaşmışlardır ki 40 yıl planlasalar böyle bir durum karşılarına çıkaramazlardır. Bu şans nasıl bir şans mıdır? Hemen anlatayım şekerler! Karşı komşuları bir polistir. Hem de ne polis?! Rütbeli bir polistir. Komiserdir!

Düşünebiliyor musunuz? Sen Ginger yıllarca annenin yanından kaçmak, kardeşini rahat bir hayata adım atması için bir fırsat yaratmak için çabala ve bu fırsat bir çanta ile karşına gelsin ama sen yeni yaşamında karşında komiser komşunla yaşamına devam etmeye çalış. Şans valla yavrum cidden eşek şansı Ginger’cım! :D

Ama şimdi o komşu komiserde bir içim su. Komiser olduğunu gözün filan görmüyor. Ki Ginger ile ilk karşılaşmalarında uzun boylu, otuzlarının başında, mesleğinde zirvelerinde olan Derek Tyler ile karşılaşmaları o kadar ateşliydi ki resmen apartman alev aldı diyebiliriz. :D

Tabi alevler gün geçtikçe büyüdü büyüdü büyüdü ve Ginger’ın dairesinin çatısını çökertti! Şaka değil gerçek aa dostlar. Ama alevlerden çökmedi çatı, üst kattaki tonton nine suyu açık unuttuğu için tavan su aldığı için çöktü. Ee kızlarımız şimdi ne mi yapacak diye düşünüyorsunuz? Tabii ki Derek’in ev arkadaşları oldular! *yaşasınnn!!!*

İşte bu andan itibaren alevler büyüdü ve aşka dönüştü. Tabii zorlu yollardan geçerek…

Kitaba genel bir bakış atarsak güzeldi ama yakın zamanda konuları birbirine yakın olan Şeytan Tüyü’nü okuyunca, Sen Benimsin kitabı bir tık aşağıda kaldı. Ama yine de kızımızın yaşadığı zorluklar içimi cız ederken, oğluşumuz Derek’in yakışıklılığı, seksiliği ve de düşünceli davranışları beni benden aldı. Resmen aşık olunacak birisi. Yerim yerim! <3

Puanıma geçmeden önce alıntılarımı sizlerle paylaşıyorum hemen sevgili kitap dostları;

Kapının önünden geçen erkeksi kahkahaya rağmen Willa’nın yaklaştığını duydu. “Görünüşe göre sonunda ayaklarını kapanmayı istemeyecek tek erkeği bulduk, Ginger.”
Öyle olup olmadığını bekleyip göreceklerdi değil mi?

“Bak şimdi, komiserim. Bir hanımefendiye geçmişteki hırçınlıklarını hatırlatmak pek de centilmence değil.”
“Senin etrafında bir centilmen olduğunu hatırlamakta oldukça güçlük çekiyorum.”

Ginger onun kendisi ile böyle açık saçık konuşmasından hoşlanıyor muydu? Evet. Bu onu kızdırmalı mıydı? Muhtemelen. Ama onun böyle davranması Ginger’a dürüst olduğunu hissettiriyordu ve onun bedeninde uyandırdığı yoğun etkiyi inkar edemezdi.

Derek nasıl bir erkek arkadaş olurdu? Kontrolü elinde tutan mı? Sahiplenen mi? Meydan okuyan mı? Yukarıdakilerin hepsi.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)

 

Kurucunun Kızı – Amy Engel / İnceleme


25455536

Kitabın Adı : Kurucunun Kızı
Orijinal Adı : The Book of Ivy
Serinin Adı : Kurucunun Kızı Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Amy Engel
Çevirmen : Merve Özcan
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Mayıs, 2015
Sayfa Sayısı : 270
Tür : Genç Yetişkin / Distopya / Romance

Starry Books etkinliğimizin 2.kitabından herkese merhaba!!!

Etkinliğimizin 2.kitabı olarak Kurucunun Kızı’nı seçtik sevgili Melis ile. :)

İki Hayat Arasında gibi bu kitapta beni konusuyla şoktan şoka sokup, sonunda da beni uçurumun kenarından fırlatıp attı. Öyle bir şoka uğradım ki anlatamam. Böyle bir son olacağını hiç düşünmemiştim. Daha çok kitaba başlarken, kız kesin oğlanı öldürmez beraber bir hükümdarlık kurup mutlu mesut yaşarlar diye düşünürken… Her şey tepetaklak oldu. Sevgili kızımız Ivy sevdiği herkesi kurtaracağım, rahat rahat yaşamalarını sağlayacağım diye kendisini kızgın suların içerisine fırlattı. İyi mi oldu Ivy? Hıı?! Azıcık anlatsana orada havalar nasıl?! -.-

Sinir olduğum, kendimi parçaladığım bir son daha! :’( Sanırım bu sıralar okuduğum kitaplar bana gıcık. Cidden bak. İçimi dağlayıp bırakıyorlar. Ne olurdu Ivy ve sevgili aşkitom Bishop mutlu olsaydı?! :’(

Bu kadar dert yakınma yeter diyerek kitabı anlatmaya yavaş yavaş başlayayım size. Kitabımız Ivy Westfall, yani nam-ı diğer Kurucunun Kızı ile Bishop Lattimer, yani nam-ı diğer Başkanın Oğlunun düğü ile başlıyor. Ama bu bildiğimiz düğünler gibi değil. Westfall ülkesinde her 16 yaşına gelmiş kız ile erkek bir törenle beraber toplu düğün yapıyorlar. Ve bir de şu olay var; ülke veya onların deyimi ile ulus her ne kadar belli sınırlar olmasa da ikiye bölünmüş durumda. Westfall’u kuran kişinin yandaşları ile Başkanın soyu olan Lattimer’in yandaşları. Her yıl belli bir zamanda önce Westfall tarafındaki kızlar Lattimer tarafındaki erkeklerle evleniyorlar. Ama kendileri seçmiyorlar. Hükümet belirliyor kimin kiminle evleneceği. Ve bu olay kış aylarında diğer tarafta yani Westfall tarafında da tekrarlanıyor.

Ayrıca bu evliliğin bazı yazılmayan kuralları var. Mesela çocukların hemen dünyaya gelmesi gibi… Çiftlerden çocuk yapmak için beklenilmesi istenmiyor. Ne kadar çok sağlıklı çocuk doğururlarsa neslin devamı için bir o kadar iyi. Ha bir de anlatmadığım bir olay var. Kitap 2025’den daha ileri bir tarihlerde geçiyor. Yani nükleer savaşların bitip dünyanın mahvolduğu zamanlar. Sağlıklı insan sayısının çok az olduğu zamanlar. İşte bu yüzden Westfall ulusu sağlıklı çocuk düşüncesine körü körüne bağlılar ve bu yüzden gençlerini erken yaşta evlendiriyorlar.

Ivy ve Bishop’ta bu gelenek ile evlenen çiftlerden birisi. Bishop diğer çocuklardan farklı olarak 18 yaşında evlenmeyi tercih ediyor ve iki yıl boyunca Ivy’nin ablası Laccie’ye talip çıkmayarak Ivy’i alıyor. Hiç evlenmeyen kızlar ise hemşire, öğretmen vs. gibi mesleklerini yapma haklarını sahip bu arada. Ama tabii toplum gözünde nasıl bir yere geldiklerini siz düşünün.

İki ailenin düşmanlığından dolayı Ivy, Bishop ile evlendiği için sinir küpü halinde geziyor ve babasının ona verdiği görevini yerine getirmek için çalışmalara hemen başlamak istiyor. Görevi ise: Bishop’ı öldürmek!

Ben çevremdeki tüm kızlardan farklıydım çünkü Bishop Lattimer’la evlenmek benim kaderim değildi. Görevim onu mutlu etmek, çocuklarını taşımak ve karısı olmak değildi.
Görevim onu öldürmekti.

Ne kadar zor bir görev olduğunu a’dan z’ye bilen Ivy, planlarını yaparak adım adım ilerliyor ve sona yaklaşırken her şey rayında giderken beklenmedik bir olay oluyor. Ne mi? Bence çok güzel bir olay. :)

Her ne kadar başkanın oğlu burnu havada, kendini beğenmiş bir tip olarak düşünsek de Bishop tam tersi bir karaktere sahip bir insan. Yakışıklı olduğunu hatta seksi olduğunu kabul ediyorum ama o kaslı vücudunun altında öyle yufka yürekli bir kalp var ki anlatamam. Ancak ve ancak o yufka yürekliliği kitabın satırlarını okurken hissedebilirsiniz. Şimdi burada anlatsam havada kalır resmen. Yani tam aşık olunacak hatta evlenilecek bir oğlan Bishop. Mesela ben evlenebilirim hiç sorun değil. :D

“Buna ne dersin?” dedi Bishop. İnce siyah ciltli bir kitap tutuyordu, kitaptaki isim dikildiğim yerden okumam için çok ufaktı. “Romeo ve Juliet.” Kitabı bana doğru salladı. “Düşman aileler. Talihsiz genç aşıklar.” Yüzü ifadesizdi, ancak gözleri gülüyordu.
“Çok komik.”
“Bana deli diyebilirsin,” dedi. “Ama kulağa ilgi çekici geliyor.”
Bishop sırıtışımı göremeden yüzümü kitaplığa döndüm. 

Ivy ile Bishop’ın birbirlerine aşık olmasından sonra kitap tadından yenmez hale geldi çünkü olaylar buradan sonra arapsaçına döndü. Ivy kimse mutsuz olmasın herkes yaşamına devam etsin diye kendisini kızgın suların içerisine attı. Ve o dakikadan sonra gözyaşlarım sel olup akmaya başladı. Ahh Ivy kızım sen neler yaptın ya?! :’(

Yukarıda da dediğim gibi bu aralar kitaplar konusunda çok talihsizim. Sonları ile ya beni hüngür hüngür ağlatan kitaplar okuyorum ya da beni mutsuz eden. Veya Kurucunun Kızı gibi karmaşık duygularla beni sarıp sarmalayan… Kitabı sevdim mi? Sevdim. Peki konuyu sağlam buldum mu? Buldum ama yazar bence daha detaya inip daha kalın sayfalı bir kitap ortaya çıkartabilir ve ben de bu sayede daha çok Bishop sahnesi okurdum. Mesela Ivy’nin gün içerisinde ne yaptığını biliyorduk ama Bishop’ın gün içerisinde ne yaptığını bilmiyorduk. Mesela ben Bishop’ın mesleğinin ne olduğunu bile bilmiyorum. Gün içerisinde ne yaptığını da… Babasından sonra başkanlık koltuğuna o oturacak her ne kadar istemese de ama yine de birkaç bölüm Bishop’a ayrılabilirdi. Bunun dışında gerçekten hikayeyi kısa ve yüzeysel buldum. Daha derine inebilirdi. Yani kısacası ben kitabı çok sevdim arkadaş! 270 sayfa yetmedi bana! Nerede ikinci kitap getirin bana! Çabuk! Bishop’ıma ne olacak çooook merak ediyorum.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4,5!

thz3y

damy (1)

Tutku Oyunları – Aleatha Romig / İnceleme


11866268_510085415823614_3689844516026092558_n

Kitabın Adı : Tutku Oyunları
Orijinal Adı : Consequences
Serinin Adı : Tutku Oyunları Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Aleatha Romig
Çevirmen : Gizem Yeşildal
Yayınevi : Arkadya Bitter Yayınları
Basım : Eylül, 2015
Sayfa Sayısı : 650
Tür : Karanlık, Gerilim, Dram, Erotik

İlk defa bir kitap hakkında ne düşüneceğimi, ne yazacağımı bilmiyorum. Öyle bir başlayıp öyle bir bitti ki anlayamadım. Fırtına gibi geldi geçti derler ya, hah öyleydi bu kitap. Fifty gibi başlayıp Tess Gerritsen romanları gibi bir kitap oldu benim için. İntikam soğuk yenir derler ya işte bu cümlenin hakkını çok iyi veriyor Tutku Oyunları.

Kitabın ilk 30 sayfasından sonra büyük bir ara verdim. Okumak istemedim kitabı. Ağır geldi bana. Midemi bulandırdı. Ama okuyucuların yaptıkları yorumları gördükten sonra ki özellikle arkadaşlarımın yaptıkları yorumları gördükte sonra kitaba devam etme kararı aldım. Ama daha sonrası için. Ama Merve’nin kitabı benden önce okumasıyla bu kararımın tarihi öne çekilmiş oldu. Merve, kitabın sonunu o kadar büyük bir şok ifadesiyle belli etti ki dayanamadım ve kitabı elime alarak okumaya başladım. Hazır ikimizde aynı kitabı okurken yarım kalan Yaz Okuma Şenliğimizi de bir şekilde devam ettiririz diye düşündük.

Ama okurken hala kitabı elimden bırakmamı sağlayacak şiddet öğeleri vardı. Bir kadının bu kadar ezilip ve aşağılanıp şiddet görmesi inanın beni çıldırttı. Özellikle bir sahne vardı ki resmen kitabı parçalayacaktım. Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz ve insanlar hala bunu yapabiliyor mu acaba diye düşünüyor insan ama gündemdeki haberler ile çevremize baktığımız zaman bunların gerçekten var olduğunu ve üstünün örtüldüğünü görüyoruz, ne yazık ki…

Kitap dediğim gibi Fifty Shades of Grey gibi başladı. Tabii daha çok Fifty’nin abisi gibiydi Anthony Rawlings. Boy pos, kilo, yakışıklılık bakımından Fifty ile karşılaştıramam ama yaşça cidden çoook büyüktü. Adamımız 45 yaşında. Ama tabii ki yaşını göstermiyor. Ayol tabii göstermez o kadar parası var yaptırmıştır bir botoks diye düşünmüyor değil insan. :D

Erkek karakterimiz bu kadar heybetli iken hem de her yönden, kızımız tam tersi bir o kadar zayıf birisi. Üniversiteyi yeni bitirmiş, meteorolog olarak hem de. Daha sonra bir kanalda çalışmaya başlamış ama ne hikmetse kanal kısa bir süre sonra batmış ve kızımız borç yatağı içinde yüzmeye başlamış. Tabii hemen bir iş bulması gerekiyordu ve o da bir barda barmen olarak çalışmaya başlamış. Bu arada kızımız 25 yaşında. Yani Anthony’e göre bayaaaa bir genç. Ali Ağaoğlu ile sevgilisi gibi düşünün aynı öyle.

Bir gün bara gelen über yakışıklı Anthony, barmen kızımızın dikkatini çekmek için elindne geleni yapar ve başarılarının sonucuna da çoook güzel bir şekilde ulaşır. Hem de ne büyük bir zaferdir onun için. Kızımızı alır ve bir saraydan daha büyük evine hapseder. Hem de o koca eve kıyasla küçük bir odasına. Tabii hapsetmekle kalsa neyse… Ne kadar iğrenç zulüm ve pislik yöntemi varsa kızın üstünde dener. Hem de kızın bunlara katlanmasının şart olduğunu söyleyerek. Çünkü o mükemmel ve kahraman Anthony, kızımızın borç havuzunu boşaltmış ve onu o borç havuzundan kurtararak refah bir yaşamın içine almıştır. Mi acaba?

Şimdi insan oturup düşünüyor. Acaba o kız borç havuzunda yüzüp barmen olarak gece gündüz çalışıp alnının teriyle parasını kazanıp borçlarını mı ödeseydi yoksa bir peçeteye atılan imzalar doğrultusunda zorbacı bir pislik olan Anthony’nin zulmüne boyun mu eğseydi. İnsan gerçekten durup durup bunları düşünüyor.

İlerleyen bölümlerde gerçekten Anthony’i hadım etmek isteyeceksiniz. Hem de defalarca. Milyonlarca. Ben her seferinde bir kaşık suda boğdum. Bu kadar saplantılı bu kadar manyak bu kadar oyuncu bir karakter daha tanımadım ben arkadaş! İnşallah öyle bir belanı bulursun ki neye uğradığını şaşırır, farkına vardığında da iş işten geçmiş ve sen de gebermiş olursun! Özellikle de Claire’ye çektirdiklerin bir bir burnundan gelir.

Her şeyi geçtim, sevgili yazar manyak mısın canım? Cicim bu kitabı hangi kafayla yazdın azıcık anlatsana bize. Ne içtin? Valla söylemeyeceğiz kimseye. Fısılda kulağımıza. Bizden sır çıkmaz bak. Deli karı! Bu kurgu ne?! Resmen kahrettin lan beni! Anthony’den sonra ikinci manyakta sensin be! Resmen şoka girerek bitirdim kitabı. Ama ben, kitabın yarısında karakterleri evlendirdiğin zaman anlamalıydım kitapta bi pokluk olduğunu. Resmen son 50 sayfa ile şok üstüne şok yaşattın bana. Tamam sonunu okumadan ara ara ipuçları yakalamıştım ama o son ki bölüm neydi anacım?! Azıcık anlatsana. Neden yani? Neden böyle devam etmek zorunda?! İlla okutacak mısın ikinci kitabı bana?! Hem de hemen şimdi! Okumuyorum! İsyan ediyorum arkadaş. Önce ağız dolusu Anthony’e küfür etmem lazım. Sonra da belasını bulması için. Daha sonra durgunluk molasına girip sonra devam etmem lazım seriye.

Sırf geçmiş ve geleceği mükemmel bir şekilde bağlayıp harika bir kurgu ortaya çıktığı için 5 üzerinden 4 veriyorum kitaba. O beni çıldırtan ve yer yer midemi bulandıran sahneler olmasaydı 5 üzerinden 100 alacaktın sevgili kitap. Ama ne yazık ki veremicem içimden gelmiyor…

Ve son olarak: ALLAH BELANI VERSİN ANTHONY!

4

damy (1)

Ejderin Tutkusu – G. A. Aiken / Inceleme


580e6b3d-5331-4db3-9ac9-810b92fecbea

Kitabın Adı : Ejderin Tutkusu
Orijinal Adı : What a Dragon Should Know
Serinin Adı : Ejder Serisi
Seri Sırası : 3
Yazarın Adı : G. A. Aiken
Çevirmen : Öge Nur Küskün
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Ekim, 2013
Sayfa Sayısı : 500
Tür : Fantastik / Romance / Paranormal

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba! Yine ve yeniden tüm planlarımı uygulayamadım –bknz. Colleen Hoover haftası yapacaktım, yapamadım. Bu yüzdendir hayatı anında yaşamaya karar verdim. Gerçi bu da şimdilik bir plan gibi gözüküyor ama olsun. Artık elimi attığım ilk kitabı alıp okuyacağım. :) Ve bu planımın ilk konuğu ise benim çoook severek okuduğum Ejder Serisinin 3. Kitabı olan Ejderin Tutkusu. Bu sefer ki kitabın okuması azıcık uzun sürse de sonunda bitirdim ve yorum yazmak için buraya geldim.

Serinin diğer kitaplarına karşı Ejderin Tutkusu’nun okurken duygularım karman çorman oldu ve kitabın sonuna geldiğimde nasıl hissedeceğimi bilemedim. Çünkü yeri geldi kahkaha attım, yeri geldi güldüm, yeri geldi Yakışıklı Gwenvael’e aşık oldum, yeri geldi o yakışıklı yüzünü paramparça etmek istedim, yeri geldi Kuzey Elleri’nin Canavar’ı olarak bilenen Dagmar’ın yerinde olmak istemedim ve yeri geldi bir ejderha olmak istedim. Bu seri yüzünden resmen bir ejderha olup hayatımı öyle devam etmek istiyorum! Tamam yaşadıkları zorluklar var, tamam bir savaştan diğer savaşa gidiyorlar ama yaşamları o kadar tatlı ki bağrıma basasım geliyor… Özeniyorum… Üzülüyorum…. Neyse bu kadar dram yeter kitabımızın konusuna geçelim. :D

Neden kıskandıklarını itiraf etmiyorlardı ki? Yakışıklı Gwenvael olduğu için onu kıskandıkları? Ejderha Kraliçe’nin dördüncü evladı ve üçüncü oğlu olduğu için, Ejderha Kraliçe’nin Kuzey Ordusu’nun eski komutanı olduğu için, her zaman görkemli, en cömert ve en sevgi dolu bireyi olduğu için?

Altın sarısı Gwenvael, yakışıklılığını üstün bir yetenek olduğunu düşünerek her istediği çılgınlığı yapıyor, her istediği kızla yatıp kalkıyor, dilediğince gönlünü eğlendirerek ‘Fahişe’ unvanını lakıyla karşılıyordur. Karaovaların eli kanlı kraliçesi Annwyl’e hamileliği konusunda yaptığı şakadan sonra Annwyl,  Kuzey Elleri’nin toprak sahiplerinden birisi olan Reinholdt’un 13. evladı ve tek kızı olan Dagmar’dan gelen yardım mektubunun direktifi ile Gwenvael’i  Kuzey Elleri’ne göndermiştir. Gwenvael’in kalbini bir Canavar’a kaptıracağı yere…

Gwenvael’in Kuzey Elleri’ne giderek Reinholdt klanı ile tanışması ve vicdan azabı yaparak Altın saçlı ejderhaya kapılarını açmalarını sağlamıştır. Tabii bu arada zeki ve aklını kullanması bilen birisi olan Dagmar’ın ise aklını çelmeye çalışıyor ve ona yakınlaşmak için elinden geleni yapıyordur. Ve eline geçen bir fırsat sayesinde ise Dagmar’ı alıp Spikenhammer’a götürmüş ve gitmeden önce ise Dagmar ile babasının toprakları uğruna çarpışacağı savaş için ordu göndermesi için bir anlaşma imzalamıştır.

“Fearghus,” diye sordu Gwenvael, görünüşte samimi bir ifadeyle. “Annwyl bundan sonra her zaman çıplak savaşabilir mi?”
“Kendini öldürtme bana. Neşem yerinde ve bunu yaparsam sadece annemi üzerim.”

Dagmar ve Gwenvael’in Kuzey Ellerinden Güney Ellerine olan yolculuğunu çok eğlenerek okudum. Özellikle Gwenvael’in şapşik şapşik hareketleri ile kitap daha da eğlenceli bir hale geldi. Özellikle kendini beğenmiş halleri yok mu? Beni benden alıyor. :)

“Pekala, belki yaralarındaki kabuklar döküldüğü zaman.”
Gwenvael onun ne demek istediğini anlayamadı ve eğilip vücuduna baktı. Dehşete kapılmış bir halde doğrularak oturdu. “Bu da nedir? Neler oldu bana?”
“Sakin ol. Eminim yaralar çabucak iyileşecektir.”
“İyileşmek mi? İğrenç görünüyorum!”
“Hayattasın.”
“İğrenç bir şekilde hayattayım.” Gwenvael, Dagmar’ın yüzünü elleriyle kapattı. “Bakma bana! Başka tarafa bak!”
“Kes şunu!” Dagmar onun ellerini yüzünden çekti. “Aklını mı yitirdin sen?”
Gwenvael kendini tekrar yatağa attı ve yüzünü duvara döndü. “Bunun ne demek olduğunu biliyorsun, değil mi?”
“Gwenvael…”
“Bir yerlerde bir kalenin tepesinde tek başıma yaşamam gerekecek. Gün ışığından saklanacağım ve yalnızca geceleri ortaya çıkacağım.”
“Lütfen kes şunu.”
“Yapayalnız kalacağım, ama bu fazla uzun sürmeyecek, çünkü beni daha çok arzu edeceksin. Bir zamanlar tanıdığın güzel savaşçıyı gittikçe daha çok arzulayacaksın ve dönüştüğüm bu iğrenç yaratığa acıyacaksın. En önemlisi de, acımı dindirmek isteyeceksin.”

Ama kitapta yeri geldi o kadar hüzünlendim ki anlatamam. Ejder ailesinin acısı resmen benim acım oldu. Tamam seri boyunca yazar ufakta olsa böyle sahneler yerleştiriyor ama Ejderin Tutkusunda yer alan hüzünlü sahne resmen içimi parçaladı. Bir de okuyucularına gıcıklık olsun diye resmen yazar her karakterin gözünden ayrı ayrı bu hüzünlü sahneyi yazması resmen okuyucunun damara dalmasına neden olmuş. Özellikle Fearghus’un Annwyl’e karşı sonsuz aşkı yok mu? Aman Tanrım o sahneleri hatırlamak istemiyorum yoksa gözyaşlarımı tutamayacağım! :(

Ama bu kadar damara dalınan sahnelerden sonra yazarımız ustalıkla kitabın sonunu bağlamış ve yüzümüzde büyük bir gülümsemenin oluşmasını sağlamış. Diğer kitaplara oranla bu kitapta daha çok olay vardı. Ejder Ailesinin neredeyse hepsi ayrı ayrı olaylara karıştı ama her biri tek başına bu düğümleri çözdükçe meğersem bu düğümlerin tek bir yerde toplandığını görerek bir araya gelerek bu düğümü çözmeye çalıştılar.

Kitapta bu kadar çok olayın olmasından dolayı ilk iki kitapta gördüğümüz aşkın, tutkunun ve sevginin bu kitapta birazcık arka planda kaldığını düşünüyorum. Yukarıda da dediğim gibi kitapta fazlası ile olay var. Diğer kitaplarda da vardı ama yine de aşk ve tutku bir şekilde ön plana çıkıyordu. Ve ayrıca bu kadar olayın sonunu görebilmek için resmen çıldırdım. Zaten o hüzünlü sahneden sonra kitaptan kopsam da bir şekilde toparlandım ve kitaba devam ettim. Tabii bunda ki en önemli etken ise Gwenvael’in şapşal hareketleri ve esprileri oldu. :)

Bunları dışında kitabı beğendim ama yine de favorilerim serinin ilk iki kitabı. Her seride olduğu gibi bu kitabı da Ejder Serisinin ara kitabı olarak düşünüyorum ve diğer kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. Eğer serinin ilk iki kitabını okuduysanız kesinlikle bu kitabı da okuyun ve serinin 4. Kitabında Keita ile savaşmayı öğrenelim. ;)

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)

 

 

Ugly Love – Colleen Hoover / Inceleme


17788401

 

Kitabın Adı : Ugly Love
Yazarın Adı : Colleen Hoover
Yayınevi : Atria Books
Sayfa Sayısı : 320
Basım : Ağustos, 2014
Tür : Günümüz/ Genç Yetişkin / Romantik

Herkese merhabaaa!!!

Uzun zamandır yorum yazmamanın verdiği heyecan ile karşınızdayım efendim! Bir de son zamanın en güzel kitaplarından bir tanesini okumuşum ki sormayın gitsin. O kadar güzel, o kadar güzel ki anlatamam. Zaten kitabın yazarını taparcasına seviyorum. Kadın nasıl damardan dalmasını biliyor. Resmen damardan daldığı aşk hikâyeleri ile okuyucularını önce kıvrandırıyor sonra it gibi ağlatıyor, araya damardan bir geçmiş hikayesi sokuyor okuyucuyu tekrar ağlatıyor, sonra da mutlu son ile okuyucularını sevgi pıtırcığı yapıyor. Biç karı! Sinir oluyorum! Ama lanet olsun ki çok seviyorum! <3

Yorum yapacağım, daha doğrusu azıcık spoilerlı yorum yapacağım kitap olabülür?

Ağustos ayının bomba kitabı, Ugly Love – Colleen Hoover ! Tanrım ne KİTAPtı ama! Cidden o kadar güzeldi ki, anlatamam! Kitabı okurken o kadar inişli- çıkışlı duygular yaşadım ki sormayın gitsin. Hem ağladım hem güldüm. Hem duygulandım hem sevindim. Hem sinirlendim hem acıdım vs. vs. vs. Yani biç karı yine acımamış kelimeleri ile tüm duyguları ince ince işlemiş hikâyeye.  Ve tabi okuyucunun kalbine de!

Aşkın çirkin tarafları ile güzel tarafları arasındaki fark, güzel taraflarının daha parlak olmasıdır. Bu siz de yüzüyormuş gibi bir hissi uyandırır. Sizi yukarıya kaldırır. Sizi taşır.
Aşkın güzel tarafları sizi dünyanın geri kalan kısmının üzerinde tutar. Onlar, sizi kötü şeylerin çok ama çok üzerinde tutarak, her şeye  sadece yukarıdan bakmanızı ve de sadece “Wow, iyi ki buradayım” diye düşünmenizi sağlar.

Kitabımıza gelecek olursak, Tate Collins adında 23 yaşında, kahverengi saçlı, kahverengi gözlü taş bir hatun hafta içinde hemşirelik bölümünde yüksek lisansını yapıyorken, hafta sonu da hastanede çalışıyordur. Neredeyse nefes alacak zamanı yoktur kızcağızın. Bir de bunun üstüne okulu yaşadığı yere uzak olduğu için ondan sadece 2 yaş büyük olup babasından daha fazla koruyucu olan ve aynı zamanda dede ve baba mesleği pilotluğu devam ettiren Corbin’in yanına taşınmak zorunda kalmıştır. Tate aslında bir yandan bu duruma çok seviniyordur çünkü uzun bir süredir Corbin ile görüşmüyorlardır ve aradaki açığı kapatacak tek şeyde bu olaydır.

Tate, pılını pırtısını toplayıp abisinin evinin kapısından içeriye girene kadar bir sürü garip olay yaşamıştır. Önce apartmanda yaşayan pilotları ve onların ailelerini asansöre bindirmesinden dolayı kendisini pilot zanneden 80 yaşındaki Cap adındaki yaşlı bir tontanla tanışmıştır. Daha sonra asansöre binmiş ve Dillon adındaki sapığın göz tacizine maruz kalmıştır. Hem de uçkuru kaçık herif evlidir! Şerefsiz! -.-

Bunlar yetmiyormuş gibi Corbin’in kapısının önünde bir leş yığını gibi yıkılıp kalmış birisi vardır. O birisi çoook uzun boylu, yakışıklı, kumral saçlı, açık mavi gözlü, 24 yaşındaki başarılı mı başarılı bir pilot olan Miles Archer’dır. Kitabımızın yegane ve biricik yakuşuklusu! Sevdiceğim! Biriciğim! Kalbimin efendisi! (Tamam burada abartmış olabilirim, sonuçta harem geniş bende :D ) (Ama bu kitap için kalbimin efendisi cidden *.* )

Ha bu arada söyledim mi bilmem ama Miles’ın çenesinde geçmişinden kalma yara izleri vardır ve lanet olsun ki bu yara izleri onu daha seksi yapıyordurrrrrrrr! <3

Tamam bu kadar aşk itirafı yeter yoksa konuya geçemeyeceğim. :D

Şimdi efendim, kızımız Tate kapıya geliyor ve bu ayyaş ile ne yapacağını bilemiyordur. Sonuçta adam öküz gibi ağır bir de leş olmuş. Kapıyı azıcık da açabilmek için onu kenara çekiyor ama tam kapıdan girecekken ayyaş birden zombi edası ile uyanıp kızcağızın bileğini tutuyordur. Bu durumda ne yapacağını bilemeyen Tate, güç bela kapıyı kapatıp Corbin’i arıyor ve kapının önündeki leş ile ne yapacağını soruyordur. Abisi süper sonik bir teklif sunup yan komşusundan yardım istemesini söylemiştir ki yan komşusunu aradığı zaman o leşin aslında yan komşusu olduğunu öğrenmiştir. Tabii bunu Tate’e söyleyiş şekli vardır ki tadından yenmez. :D

Corbin’in hatırına Miles’ı içeri taşımış ve kendisini direk yatağa atmıştır. Ve sabah gözlerini açması ile tüm olaylar iplik söküğü gibi hızla gerçekleşmeye başlamıştır.

Gözleri hayatımda gördüğüm en açık mavi. Akşamdan kalma kanlı ve yarı açık gözler… Gözleri o kadar açık mavi ki neredeyse renksizler. Denizdeki dalgalara yaklaşır gibi o gözlere bakmaya devam ettim. Onların, Karayip Denizlerinin suları kadar berrak bir mavi olduğunu söyleyebilirim. Ve ben hiç Karayipler’e gitmediğim için bunun doğru olduğunu söyleyemem.

Öncelikle Tate’in Mile ile tanışmaları vardır ki tam bir olay. Geceki leşliğinden sonraki sabah Miles ile Tate’in adam akıllı tekrar tanışmaları var ki gerçekten eriyip bitilecek bir olay. Asansörde oldu oğlummm! (Ve okuyucunun ağzının suları akar, akar ve akar….) Sonuçta kızımız kalbini çoktan kaptırdı. Şıp sevdi pislik! O benim uzak dur -,-

Daha sonra Corbin’in evinde Ian, Dillon sapığı ve yakuşuklu Miles’ın geleneksel oyun gecesinde bulunmaları var ki sormayın. Yakuşuklumuz, kızımızı hemen evine göndermiş ve orada dersini çalışmasını istemiştir. Çok düşünceli yahu! Ama ipler ise Collins ailesinin evinde Şükran Günü yemeği yenmesi ve o gece orada kalınması ile kopmuştur. Her şey bir masum öpücük ile başladı gibi klasik bir deyiş var ya işte Tate ile Miles arasındaki her şey masum bir öpücük ile başlamış, aralarına sınır çekmek için Miles tarafından kurallar konulmuş ve Tate tarafından da bu kurallara uyulmuştur.

Sonuçta Miles içine kapanık, geçmişte yaşadığı ağır, üzücü ve yürek burkan olaylardan dolayı hem duygularına hem beynine bir zırh örmüş ve bu zırhı 6 yıl boyunca da güçlendirmiştir. Yaşadığı yürek burkan olaydan dolayı 6 yıl boyunca kadınlardan uzak durmuş ve önce kendisini pilotluk eğitimine adamış daha sonra da işine. Ama Tate’i ne zaman görmüştür işte o vakit o zırh kendisinin bile farkında olmadığı bir şekilde erimeye başlamıştır. Ama yakuşuklumuz aklınca o zırhı koyduğu iki kural ile sağlam tutmaya çalışmıştır. Ama hayat bu Miles’cığım ne olacağı bile belli olmaz. Bakarsın minik bir hemşire o zırhı delip geçer ve sen bunun farkında olmadığın için feleğin şaşar.

“Bu sadece senden hoşlanmamla alakalı bir şey değil, Tate.” Derince bir iç çekti ve ellerini saçlarından geçirerek sıkıca ensesini kavradı. “Sadece senden hoşlanmak istemiyorum. Hiç kimseden hoşlanmak istemiyorum. Hiç kimseyle çıkmak istemiyorum. Hiç kimseye aşık olmak istemiyorum. Ben sadece….” Kollarını göğsünde bağladı ve yere bakmaya başladı ve “Sana ilgi duyuyorum, Tate,” dedi fısıldayarak.

Kısacası hikayemizin arka planında Miles çok ama çok acı çekmiştir. O kadar acı bir hikayesi vardır ki anlatamam. Gözyaşlarıma tekrar yenilmek istemiyorum. :( İnsan 18 yaşında bu kadar ağır bir acıyı nasıl kaldırır? O acı ile nasıl yaşar diye kendinize soruyorsanız açın Ugly Love’ı okuyun. Gerçekten de Ugly Love! Birebir Miles’ın hikayesi… Yazık kuzum neler çekmiş! Kıyamam :(

Düşüncelerim artık birer düşünce değildi.
Düşüncelerim artık Rachel’dı.
Sana aşık olamam, Rachel.
Lavaboya baktım. Ama Rachel’a bakmak istiyorum.
Havayı derince içime çektim. Ama Rachel’ı içime çekmek istiyorum.
Gözlerimi kaptım. Ama sadece Rachel’ı görüyorum.
Ellerimi yıkadım. Ama Rachel’a dokunmak istiyorum.

Sonuç olarak ben kitaba bayıldım, karaktere aşık oldum, onların yerine kendimi koydum, önce Miles’ın Rachel’a aşkını yaşadım, daha sonra Tate’e olan duygularını nasıl saklamaya çalıştığını, zırhını indirmemek için neleri göze aldığını gördüm, en sonda ise artık tüm bunlara dayanamadığını anlayan Miles’ın pes edişini gördüm. Hem onun gözyaşları ile okudum o satırları hem de kendi gözyaşlarım ile…

Her ikimizde gözyaşlarımız akarken derin derin nefesler alıyorduk. Yoğun… Yürük burkucu… Ve yıkıcı bir şekilde…
Ve bu çok çirkindi.
Ama bitti.

Yukarıda da dediğim gibi Colleen’in kalemine bayılıyorum. Özellikle Umutsuz kitabından sonra (yorumum için tık-tık) kadının kalemine ve kurgusuna aşık oldum. Ugly Love’da en az Umutsuz kadar güzeldi, harikaydı, şahaneydi! Colleen nasıl yapıyor bilmiyorum ama kitaplarını okuyan okuyucularının resmen duygularını çok güzel bir şekilde çalkama ayran yapıp okuyucuya sunuyor. Resmen boşluğa düşürüyor bizi. Biç karı! Sinir oluyorum sanaaa! Ama çok da seviyorum! Lanet olsun! Ugly Love’ıda çok sevdim, Umutsuz’u da! Okuyun, okutun! Miles’ın acı hikayesi ile azıcık sizde gözyaşı dökün. Ben çok döktüm! Artı bir de Miles ile Tate aşkını yaşayın tatlı niyetine. Gerçekten bayılacaksınız. Ben çok sevdim siz de seveceksiniz. Kısacası okuyun işte deli etmeyin adamı! :D

Önce 5 yıldız resmini şuraya yapıştırayım. Ha bu arada yukarıda ki çeviriler bana ait hatam varsa affola! :)

5

 

damy (1)