İki Hayat Arasında – Jessica Shirvington / İnceleme


26acd6e5-b74a-4ad5-bf8c-c60816b92f68

Kitabın Adı : İki Hayat Arasında
Orijinal Adı : Between the Lives
Yazarın Adı : Jessica Shirvington
Çevirmen : Aslı Tümerkan
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Kasım, 2014
Sayfa Sayısı : 318
Tür : Genç Yetişkin/Romantik/Paranormal

Herkese merhaba ve iyi bayramlar!

10 yıllık arkadaşım olan sevgili Melis ile bir araya geldiğimizde fark ettik ki okumadığımız çok kitabımız var bu kitaplarımızın çoğu da aynı. Ve dedik ki bu kitapları bir etkinlik ile beraber okuyalım ve yorumlayalım. Etkinliğimizin ismini “Starry Books” koyduk ve Instagram’da #starrybooks hashtag’i ile paylaşıyoruz. Bol bol paylaştığımız resimlerimizi o hashtag adı altında bulabilirsiniz. :)

Linklerimizi de vermeden geçmeyelim değil mi? :))

Melis’in blogu: Duydum Zannettiklerim ( http://duydumzannettiklerim.blogspot.com.tr/ )
Melis’in Instagram hesabı:  @mnkbooks ( https://instagram.com/mnkbooks/ )
Yorum  Durağım Instagram hesabı: @yorumduragim ( https://instagram.com/yorumduragim/  )

Starry Books etkinliğimizin ilk kitabı ise Yabancı Yayınları imzası ile çıkan ve şu dakikadan sonra favori kitabım olan İki Hayat Arasında oldu.

“Çünkü bazı şeyler o kadar gerçektir ki onları iliklerine kadar hissedersin. Nerede olduğunun bir önemi yoktur, seninle gelirler.”

Kitaba başladığım an da kafam karışmadı desem yalan olur. Nasıl bir insan hem bir bedende aynı günü yaşarken ertesi gün farklı bir bedene geçip o günü farklı bir şekilde yaşayabilir ki? düşünsenize aynı günü iki kere yaşıyorsunuz. Ama farklı bedenlerde…  Ne kadar zor olduğunu kitabımızın ana karakteri olan Sabine’nın ağzından kitap boyunca dinliyoruz ama yine insan okurken düşünmeden edemiyor. Bir yaşamın bile zor günleri olurken ve o zor yaşamın zor günlerine adapte olmaya çalışırken bir de ikinci bir hayatı yaşamak? İnananın ben düşünürken bile zorlanıyorum.

Sabine’nin iki yaşamı da birbirinden o kadar farklı ki. Roxbury’de yaşadığı yaşamında annesiyle babasının eczanesi olup aynı zamanda küçük bir kız kardeşi vardır. Ve de diğer yaşamına göre çok uçarı yaşayıp serseri gibi takılmaktadır. Tabii ki de arkadaşları bir o kadar çılgındır. Wellesley’de ki yaşamı ise Roxbury’de ki yaşamının tam tersidir. Annesi ile babası ayrı olup çok zenginlerdir ve ailenin en küçüğü olduğu için Sabine’nin her istediği yapılmaktadır. Ayrıca buradaki ailesinde Sabine’ye göre iki tane baş belası abisi vardır. Roxbury ve Wellesley hayatlarında değişmeyen tek şey ise kızımızın ismidir.

18 yaşında olan Sabine, 18 yıl boyunca bu sırrını korumuştur. Çünkü bunu kimsenin bilmemesini istiyordur yoksa söylediği anda onun deli olduğunu düşünmeye başladığını düşünecektir. Zaten son zamanlarda iki dünyası arasında değişen fiziksel olaylardan zaten kendisi kafayı sıyıracak durumdadır. 18 yıldır bir dünyada herhangi bir yerini incitse, herhangi bir hastalık geçirse gece olup diğer dünyasına geçtiğinde bu tip fiziksel özelliklerde onunla beraber diğer dünyaya geçiyordur. Ama 18 yaşından sonra saçını da kestirse, kolunu da kırsa hiçbir şekilde diğer dünyaya geçmediğini gören Sabine artık diğer planları uygulamaya başlayabileceğini anlamıştır. Örneğin; intihar gibi…

18 yıl boyunca iki hayat arasında yaşamak kızımızı o kadar yormuştur ki artık bir hayatından pes etme vaktinin geldiğini düşünüyordur. Ama bu yaşamın hangisi olacağına ise o karar vermek zorundadır. İşte bu kısımlar o kadar acı ki anlatamam. :’(

İki hayatım vardı ama yine de sadece bir hayalettim.

Bir ara Sabine’ye o kadar dolmuştur ki Roxbury hayatındaki ebeveynlerine ona neler olduğunu anlatması ile sonuç deli hastanesinde bitmiştir. İşte oraya adımını atıp iki gün önce gördüğü Ethan’la tanıştıktan sonra tüm yaşamı hatta yaşamları alt üst olmuştur. Çünkü Roxbury’de Ethan’a aşık olması ile Wellesley’de ki ölümsüz aşkı Dex’i bile unutmaya başlamıştır. Düşünün Dex ile öpüşürken Ethan’ı düşünüyordur. O derece gönlünü Ethan’a kaptırmıştır.

Gözlerim birdenbire açıldı.
Ethan.
Cevap veremedim. Onu görmek nedense her şeyi daha gerçek, daha acı dolu hale getirmişti. Gözyaşlarım akıp duruyor, enseme doğru ilerliyordu.
Onun konuşmaya başlamasını diledim. Teselli edici, nazik ya da hatta buyurgan bir şey söylemesini.

Dex’i bilemem ama Ethan cidden aşık olunacak birisi. Bad Boy’un tam tersini düşünün. Good Boy! Resmen bir ara kitabın içerisine girip “Bana aşık ol Ethannnn!!!” diye çığlık çığlığa bağırasım geldi. O derece aşık olunacak, o derece mükemmel, o derece harika birisi.

Kitap olarak çok farklı bir temaya çok farklı bir konuya sahipti. Su gibi akıp giden bir kitaptı. Sayfaları ardı ardına nasıl çevirdiğimi hatırlamıyorum. Ama başlamamla bitmesi bir oldu. O kadar güzel o kadar harika ve o kadar yüreğime dokunan bir hikayesi vardı ki anlatamam. Sabine’nin çektiği acıları resmen ben de çektim. Ethan’a karşı yavaş yavaş aşık oldu ben de yavaş yavaş Ethan’a aşık oldum.  Sabine deli hastanesine yattı ve acı üstüne acı çekti, ben de çektim. O ağladı ben ağladım, o güldü ben de güldüm.

Ama öyle bir sonla bittik ki her şey hava da kaldı. Sanki yazar şimdi gidin yarın gelirsiniz der gibi öyle bi sonla bitir ki kitabı şoka uğradım. Zaten son 20 sayfa salya sümük ağlarken son iki sayfa kahkahalar atıyordum. O kadar iğrenç bir durumdaydım ki ben bile tiksindim kendimden. :D  Şaka bir yana bunun devamı nasıl gelecek ayol. Söylesene yazar! Ama o zamana kadar bu duygu karmaşasını bana yaşattığın için Allah belanı versin yazar!

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 100milyon!

5

damy (1)

Yaz Okuma Şenliği #4 : Senin Yerinde Olsaydım – Lisa Renee Jones / İnceleme


25744587Kitabın Adı : Senin Yerinde Olsaydım
Orijinal Adı : If I Were You
Serinin Adı : Kayıp Günlükler Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Lisa Renee Jones
Çevirmen : Hülya Bakça
Yayınevi : Arkadya Bitter
Basım : Haziran, 2015
Sayfa Sayısı : 328
Tür : Romantik / Günümüz / Erotik

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba!!! Yaz Okuma Şenliğimiz kısacık bir moladan sonra devam ediyor, sevgili okurlar! :)

Verdiğimiz kısacık moladan sonra takvimimiz azıcık bir yer değişikliğine uğraşmış oldu. Arada bulunan birkaç kitabı atlayıp Merve ile çok okumak istediğimiz Senin Yerinde Olsaydım kitabını geçtik. Peki, bu kadar çok istememize rağmen kitabımız nasıldı mı? Hımm…. Bence orta şekerli Türk kahvesi tadındaydı. :)

Yanılmıştım. O tehlikeli değildi. Çikolata gibi de değildi. O ölümcül bir uyuşturucuydu ve ben korkuyordum.

Kitabımızın ilk bölümünü açtığımız zaman bir günlüğün sayfaları ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu günlük, baya bir mahrem olayların yazan kişi tarafından duygu ve düşüncelerini harmanlayıp ince ince kelimelerle işlendiği bir anı defteridir. Yazan kişi belli midir? Hayır. Sadece bir kadın olduğu bellidir ve sevdiği veya tutkulu olduğu kişiyle neler olduğunu en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır. Bu günlüğü kitabımızın başkarakteri olan Sara McMillan’ın hem en yakın arkadaşı hem de komşusu olan Ella bir depo satışından almıştır. Hatta depo satışından günlüğün sahibi olan kadının bütün özel eşyalarını almıştır. Ve işin komik tarafı bu günlükten bir tane değil bir sürü vardır. Kadın sonsuz aşkını, sevgisini ve tutkusunu sayfalarca, defterlerce yazmıştır.

Sara, bir lisede İngilizce öğretmeni olmasına rağmen sanat tarihi alanın eğitimini tamamlamıştır. Geçmişten tüm hayatını etkileyen olaylar nedeniyle geçimini sağlayabilmek için bir işe ihtiyacı vardı ve o da öğretmen olmayı seçmiştir. Komşusu Ella’da onun gibi öğretmendir. Yaz tatiline çıktıkları ilk gün Ella, zengin sevgilisinin evlenme teklifi ettiğini söyleyerek sahip olduğu Bayan X’in tüm günlüklerini ve eşyalarını Sara’ya bırakarak o çok zengin sevgilisi ile tatile çıkmıştır. Sara’nın Bayan X’in eşyalarının olduğu depoya gitmesi ile tıkır tıkır rayında ilerleyen tüm hayatı raydan çıkmış ve çok imkansız olayların yaşanacağı yollara sapmaya başlamıştır.

Depoya girmesi ile Bayan X’in kim olduğunu öğrenmiş ve hatta özel bir kutudan çıkan broşürler sayesinde Allure’ye yani şehrin en gözde en büyük resim galerisine gitmesi gerektiğini kendine bir zorunluluk haline getirmiştir. Sara, Bayan X’i bulma konusunda resmen ant içmiştir.

Allure’den adımını attığı ilk dakikadan itibaren dünya yakışıklısı bir ressam olan ama hiçbir zaman zenginliğini göstermeyerek salaş salaş ortalıklarda dolaşan Chris Merit ile yollarının kesişmesinden tutunda, Allure’nin patronu olan ve çalışanlar arasında ‘Canavar’ lakabını almış ve bu lakabı layığı ile yansıtan ve kitabın ikinci yakışıklısı ama aynı zamanda jilet gibi takımları ile ‘Ben bir patronum!’ ifadesi ile gezen Mark Campton ile yollarını kesiştirmiştir sevgili Sara.

Mark’a sorduğu Bayan X soruları sayesinde Sara, Allure’de yaz dönemi boyunca çalışması ile ilgili bir iş teklifi almış ve o kadını bulmak için bir adım daha yaklaşmıştır.

Zamanla hatta çoğu zamanla Chris ile yollarının kesişmesi ile aralarında çok güzel bir elektriklenme başlamış ve bu durum Mark’ı sinirlendirmeye başlamıştır. Sonuçta güzel kızımızı o işe almıştır ve resimlerini sattığı ressamda o sevgili kızla flört ediyordu. Sanırım bu durum Mark’a göre acınacak bir durum. :P

“Her seferinde beceriksizliğime şahit olmak için ortaya çıkmak gibi şaşırtıcı bir yeteneğin var,” diye suçladım onu.
Dudakları kıvrıldı, yeşil gözleri parıldadı. Hayır. Daha çok altın rengi parıltılar şeklinde ışık çakmaları gibiydi. “Bunun seni kurtarma yeteneği olduğunu düşünmeyi tercih ederim,” dedi boğuk bir sesle ve yeri silmeden önce bana göz kırptı. Ah Tanrım. Chris Merit’i hademem yapmıştım. O da bana göz kırpmıştı. Zor nefes alıyordum.

Kitap genel çerçeve itibari ile güzeldi ama o kadar saçma sapan bir yerde bitti ki anlatamam. Sevgili yazarcığım bir kitap böyle bitebilir mi allesen? Bu ne biçim sondu? Sana bu yapılsa güzel olur mu? Ha? Ayıp ya! Hayır yani bir kitap böyle bitebilir mi? Tam yüreğim ağzıma geldi ve yazar son noktayı koydu. Direk kalp krizi başka bir şey değil! Hayır zaten böyle bir son olacağı yazarın her bölüm bitişindeki yürek ağza gelme sahnelerinden belliydi ama bu kadarını inan düşünmemiştim. Hayır, yazar direk okuyuculara bugün git yarın gel hesabı yapmış. O yüzden kitaba ne puan vereceğim nasıl değerlendireceğim bilemedim ki hala da bilemiyorum. O yüzden şu an saçma bir yorum yazmış daha bile olabilirim. Çünkü yazara çok sinirliyim. Böyle son mu olur oğlum!!! Ama son sahne dışında genel olarak bakacak olursak Bayan X’in günlüğü baya baya değişik bir şeydi. Ve bunun yanı sıra hikayede dönen karakterlerin geçmiş hikayeleri de çook değişikti. Klasikti ama yazarımız bu klasikliği tuhaflık ile harmanlayıp önümüze sunmuş. Bu açıdan bakarsak güzeldi. Kızımızın iki erkek arasında kalıp en sonunda kalbinin sesini dinleyerek bir erkeği seçmesi ama tabii ki klasik inişli çıkışlı ve geçmiş hikayeleri ile klasik bir aşk hikayesi okumuş olduk. Ama tüm bu olaylar tabii ki son sahnenin eline su dökemez. Kitabı okuyun der miyim? Okuyun ama lütfen seriden 3 veya 5 kitap çıkmasını bekleyin derim. Ya da benim yapacağım gibi gidin İngilizcesinden tüm seriyi okuyun. En azından saçınızı filan yolmayın sinirden. Ve aynı zamanda acaba kızımız bu mu, katil bu mu, Bayan X’e ne oldu diye boşuna karın ağrısı da çekmezsiniz. Çünkü ben şu an çekiyorum!

Puanım ise 5 üzerinden 4!

4

Ayrıca Yaz Okuma etkinliğimizi takip etmeyi unutmayın sevgili okurlar!
Etkinlik boyunca devam edecek yarışmaları da sakın unutmayın! 

11535738_706438129502689_8293325722443096025_n

damy (1)

Yaz Okuma Şenliği #1 : Şeytan Tüyü – Julie James / İnceleme


11391120_886014601437280_8119828934595798707_n

Kitabın Adı : Şeytan Tüyü
Orijinal Adı : Something About You
Serinin Adı : FBI/US Attorney
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Julie James
Çevirmen : Süreyya Çalıkoğlu
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Basım : Haziran, 2015
Sayfa Sayısı : 470
Tür : Romantik / Günümüz / Yetişkin

Evet, Chicago kentindeki otuz bin otel odasının içinden kendisini Jack’e götürecek olanını bulmayı başarmıştı.

Cameron Lynde, 32 yaşında uzun kestane rengi saçlara sahip 1.60 boyunda ve boy takıntısından dolayı topuklu ayakkabılara hasta alımlı, güzel ve tabii ki başına buyruk Chicago eyaletinin savcı yardımcısıdır. Başına buyrukluğu yüzünden başına birçok iş açmasının yanı sıra da ismini çok güzel duyurmuş ve bölgenin en gözde savcı yardımcılarından birisi olmuştur. Neredeyse girdiği her davayı kazanmasının yanı sıra en çok davaya bakan, en çok dosyaya sahip savcı yardımcısıdır. Bu yüzdendir ki hem itibarını hem de otoritesini koruyabilmek için en az 8 cm topuklularla gününü geçiyordur deli kızımız.

Jack Pallas ise 35 yaşında uzun boylu, yakışıklı, kaslı yani kısacası seksi bir FBI özel ajanıdır. Yıllarca gizli görevlerde yer aldıktan sonra en son ki görevindeki başarısızlıktan dolayı kariyeri bitme noktasına gelmiştir. Kariyerin bitiş noktasına gelmesinde ise az da olsa Cameron’un katkısı vardır. 3 yıl önce üzerine çalıştıkları ortak bir dosyada bazı işler ters gitmiş ve Jack’in bin bir emek verdiği dosya sonuçlanmadan kapanmış ve bu olaya çok sinirlenen Jack ise tüm kameraların önünde Cameron’a ağzına geleni söylemiş ve hem kendisini hem de Cameron’u rezil ederek kariyerini bitirme noktasına gelmiştir. Ama adam da haklı yahu! Sen 2 yıl boyunca yeme içme o gizli görev için emek ver, kendini tehlike sularından sularına atla ve dava nedensiz bir şekilde kapatılsın ve sen o bölgenin en iyi ajanıyken iken saçma sapan bir yere sürül. Adalet mi şimdi bu?! Evet adalet çünkü sevgili Jack yavrucuğum, kameraların karşısına geçip öyle ağzına geleni söylemeyecektin ve milleti ayağa kaldırmayacaktın. Sonucu kendin gördün işte.

Hıyardan ziyade, içi erimiş çikolata dolu volkan tatlısı gibi.

Cameron ile Jack’in tanışmaları böyle oluyor işte sevgili okurken. Kariyerinde başarılı iki insan aynı dosya üzerinde çalışmaya başlıyor, yavaş yavaş aralarında bir çekim başlayarak aralarındaki mesafe kapanarak iş arkadaşlığından sevgili olayına tam dönecekken yukarıda anlattığım olaylar patlak veriyor ve her ikisi de birbirine kanlı bıçaklı düşman haline geliyor.

“Sizinle tekrar görüşmek güzeldi, Ajan Pallas. Nebraska’daki üç yılın, hıyarlığınızı azaltmadığını gördüğüme sevindim.”

3 yıl aradan sonra ise bir gün sevgili kızımız evinde olan tadilat dolayısıyla kendini şımartmak istiyor ve kendini bölgenin en pahalı otellerinden birisine atıyor. Ama kader onun yüzüne gülmüyor ve hayal ettiği her ne güzel bir şey varsa hepsi ters dönüyor ve o gece Cameron için bir zehir haline geliyor. Yan odadaki sevgili komşuları o kadar gürültülü – oyunlar diyelim :D – oyunlar oynuyor ki sevgili kızımız dinlenmeyi geçin uyuyamıyor bile ve lanetler üzerine lanetler yağdırıyor. 2 saat bu gürültülü seslere katlanan Cameron – ki bence çok bile katlandı – otelin güvenliğini arayarak yan odasındaki kişileri şikâyet ediyor ve sessiz olmaları için onları uyarmalarını istiyor. İşteeee tüm olaylar güvenlik görevlilerinin yan odaya gelmeleri ile başlıyor.

“Teşekkürler. Peki, güya beni tanıyan bu meçhul özel ajanın söyleyecek başka bir şeyi var mıymış?”
“Sadece yaygara koparmaya başlarsanız onu çağırmamı söyledi.” Cameron’a şöyle bir baktı. “Yaygaraya şimdi başlayacaksınız, değil mi?”

Buradan sonra spoiler kısmına gireceğini düşünerek anlatmıyorum ama efendim 3 yıl aradan sonra Cameron ile Jack’in karşılaşması şahaneydi. Özellikle birbirlerinin suratlarında oluşan ifadeler görmeye değerdi. Sevgili kızımız ayağında topuklular olmadığı için kendini savunmasız hissederken, sevgili oğlumuz ise 3 yıl aradan sonra ilk defa Chicago’ya geliyordur ve daha ilk görevinde Cameron ile karşılaşmasını kaderin bir oyunu olarak görerek kaderine tonlarca küfürler ediyordur. Geçen sefer ki hazin görevden sonra yolları bir şekilde çok ayrı düşmüştür ama bu seferki görevde ise tam tersi olmuştur ve Cameron ile Jack’in yolları hiç olmadığı kesişip yakınlaşmıştır. Acaba nasıl yakınlaşmalar? *ıslıkçalanifade* Okuyun da görün sevgili kitap kurtları. Okurken gülmekten karnınıza ağrılar girecek inanın.

“Bu bir cevap değil.” Cameron onun ortağına döndü. “Hadi ama Wilkins, sen iyi polissin. Açık konuş benimle.”
Wilkins gülümsedi. “Şaşırtıcı, ama bence bu kez Jack kötü polisi oynamaya çalışmıyor. Korunmanı öneren oydu.”
“O zaman yandım demektir.”

Kitaba genel bakış atacak olursak inanılmaz derecede gerçekten inanılmaz derecede eğlenceli bir kitaptı. Nasıl başladım nasıl bitirdim anlamadım bile. Resmen su gibi akıp gitti. Yazar ikili arasındaki konuşmaları o kadar kıvrakça, zekice ve iğneleyici bir espri anlayışı ile yazmış ki ortaya mükemmel bir kurgu çıkmış. Bir ara sırf ikili arasındaki diyalogları okumak için satır aralarını atlamayı bile planladım düşünün. Normalde öldürseniz böyle bir şey yapmam. Prensiplerime ters ayol! Kitaptaki noktasını virgülünü okuyan bir insanım ben. :D Düşünün yani ikili arasında ne kadar komik replikler geçiyor ki beni bile bu hale getirdi. Bunun dışında karakterlerimiz kitaba cuk oturuyordu. Yazarımız o kadar güzel karakter özellikleri seçmiş ki anlatamam resmen bu karakterler bu kitaba aitmiş ve başka kitapta yer alırsa çok pis sırıtırmış gibi durur. Yani kısacası yazarımız kitabın karakterlerini okuyucunun çok seveceği özelliklere sahip, kitaba özgün karakterler yaratmış. Ayrıca başkarakterlerin yanı sıra yan karakterlerde süperdi dostum. Hepsine tek tek bayıldım dostum! Son olarak ise şunu söylemeden geçemeyeceğim, kitapta işlenen cinayet her ne kadar yazar tarafından planlanıp, süslenip püslenmiş ve bize sunulmuşsa da yine de çok basitti. Tamam yer yer yüreğim ağzıma gelse de, yazar bölümleri birbirine mükemmel bir şekilde bağlayıp sayfa üstüne sayfa çevirmemi sağlasa da yine de basitti. Ama tabii ki bu açığı karakterlerimiz kapatıyordu. Yazarımız bir şekilde olayları dengelemişti. Sırf bu yüzden yani basit bir cinayet planı olduğu için puan kırıyorum. Yoksa benden tam puanı hak eden bir kitaptı Şeytan Tüyü.

Puanım 5 üzerinden 4.5!

thz3y

Ayrıca Yaz Okuma etkinliğimizi takip etmeyi unutmayın sevgili okurlar!
Etkinlik boyunca devam edecek yarışmaları da sakın unutmayın! :* 

11535738_706438129502689_8293325722443096025_n

damy (1)

Başka Dilde Aşk – Mia Sheridan / İnceleme


10998006_1014480271919578_26810054018711723_n

Kitabın Adı : Başka Dilde Aşk
Orijinal Adı : Archer’s Voice
Yazarın Adı : Mia Sheridan
Çevirmen : Hanife Albayrak
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Mayıs, 2015
Tür : New Adult / Romantik / Günümüz

“Sadece sen, Bree” dedim sessizce. “Yalnızca sen kasabanın yerli, dilsiz ve yalnız adamına aşık olabilirdin.”

Diyor sevgili baş kızımız. Bu kızımız ayrıca bir şeylerden kaçıp geliyor o dilsiz ve yalnız adamın bulunduğu kasabaya.

Altı ay öncesinde yaşadığı acı olaylarla birlikte bulunduğu yer onu bunaltıyor ve her şey üstüne üstüne geliyormuş gibi geliyor ve baskıdan, bunaltıcı yaşamdan kaçabilmek için yollara düşüyor Bree Prescott. Yanında da çok sevgili köpeği Phoebs var. Birbirlerinin yol arkadaşı olup kalacakları yeni yeri bulmaya çalışıyorlar. Ve sonunda bir tatil kasabasında karar kılıyorlar. Bree, burada çok kısa bir süre kalmayı düşünerek bir ev kiralıyor ama düşündüğü hiçbir zamanla gerçekleşmiyor ve yepyeni olaylar, fırsatlar ve durumlar ortaya çıkıyor.

Bu fırsatlardan bir tanesi de yerli kasaba lokantalarından bir tanesinde garson olarak çalışmaya başlıyor ve bir diğer olay ise kitabımızın yakışıklı kasaba yerlisi Archer Hale ile karşılaşıyor. Hem de Bree kendini rezil ederek. Hem de nasıl rezillik. :))

Sessizliği getirdin sen,
Duyduğum en güzel sesti,
Çünkü senin olduğun yerdi.
Şimdi bunu benden alıyorsun.
Ve artık dünyadaki tüm o sesler,
Kırık kalbimi tamir edebilecek kadar yüksek seste değil.
Sonsuz, uçsuz bucaksız yıldızlara bakıyor ve fısıldıyorum,
Bana geri dön,
Bana geri dön,
Bana geri dön.

Tabii sadece bir kez karşılaşıyor bu oğlumuzla ve kızımızın içi içini yiyordur. Bu oğlan kimdir, nasıl biridir, onunla konuştuğu halde ona neden cevap vermemiştir ve hatta neden ona bir gülümsemeyi bile bahşetmemiştir. Bu deli sorular kafasında dönüp dururken tanıştığı ve konuşmayı ilerlettiği kasaba yerlilerine bu sakallı, evsiz gibi görünene ama yakışıklı ve konuşmayan delikanlının kim olduğunu soruyordur.

Zaman içerisinde Archer’ın kim olduğunu, daha 7 yaşındayken neler yaşadığını öğreniyordur ama başkalarından duyduğu şeyler Bree’ye yetmiyordur ve direk yaşadığı olayları Archer’ın ağzından duymak istiyordur. Onu birebir tanımak istiyordur. Özellikle Archer’dan kaçan kasabalılara inat onunla zaman geçirmek ve arkadaş olmak istiyordur. Çünkü Archer, Bree için bir kapalı kutudur ve Bree o kapalı kutuyu açmak istiyordur.

Ben de gözlerimle yapılı çıplak göğsünü, pürüzsüz kaslarını, baklava şeklindeki karın kaslarını süzdüm. Daha önce sekiz tane karın kası görmemiştim ama işte tam karşımdaydı. Bunun biraz tuhaf olduğunu tahmin ettim. Sessiz münzeviler harika vücutlarıyla ünlü değillerdi. Aferin ona.

Ama kutuyu yavaş yavaş açarken karşılarına zamanla engeller çıkıyor. Örneğin kasabanın polisi ve Archer’ın kuzeni olan Travis Hale ile Travis’in annesi Victoria Hale gibi. Her iki insanda Archer’ı kasabada dışlamak için ellerinden geleni yapmış ve onu çocuk yaşlardan ezmeye, hor görmeye ve deli muamelesi yapmışlardır. Özellikle Travis, çocukluklarından beri kandırıp arkasından bıçaklamıştır.

Yeni bir kişinin özellikle Bree gibi farklı bir kızın kasabaya gelmesi ile beraber Travis, Bree’nin etrafında dönmeye başlamış ve onu etkilemek için elinden geleni yapmıştır. Dış görünüşünü, yakışıklılığını ve kıvrak bir zekası olduğunu düşündüğü ama bir gram aklı olmayan Traviscik bir koz olarak kullanmış ve Bree’yi kısa bir sürecik de olsa elde etmiş ama ne yazık ki kitabımızın baş oğluşu kızımızı bataklıktan kurtarmıştır.

Zaman su gibi akıp giderken Archer ile Bree zaman zaman göklerde uçarak zaman zaman ise önüne engeller çıkarak yerlerde yuvarlanmış ama her seferinde ayağa kalkarak hayatlarına devam etmiştir.

Senin için buradayım. Sen olduğun için buradayım. Buradayım çünkü beni sadece gözlerinle değil, aynı zamanda kalbinle gördün. Buradayım çünkü ne söylemem gerektiğini bilmek istedin çünkü haklıydın… Herkesin arkadaşa ihtiyacı var. Senin için buradayım ve her zaman senin için burada olacağım.

Kitap genel çerçevede güzeldi ama çıkış zamanı biraz geç kalınmıştı. Özellikle okuduğumuz o kadar çok New Adult kitabından sonra, Başka Dilde Aşk diğerlerinin yanında hem basit kaldı hem de diğer kitapları tekrar ediyormuş gibi oldu. Özellikle sonunu tahmin etmemek elde değildi. Tamam, kabul ediyorum sonunda yüreğim ağzıma geldi, gözlerim doldu ama bir sayfa çevirmem ile her şey açıklığa kavuştu. Ve sonu sanki aceleye getirilmiş gibiydi. Yazarımız az daha mesela 3-5 sayfa daha acı çektirebilirdi biz sevgili okuyucularına. Biz sevgili okuyucular olarak az daha gözyaşı dökebilirdik. Çünkü bu hali ile yazarımız 2 sayfada sonucu başlamış ve bir sayfa içerisinde hem hüznü hem acıyı hem de mutluluğu yaşattı bizi. Bildiğin duygu karmaşası… Yukarıda da dediğim gibi keşke ülkemizde çıkan ilk New Adult kitaplarından birisi olsaydı. Çünkü karakterleri kendine özgündü. Kız ne o kadar ön plandaydı ne de oğlumuz bir işadamıydı veya zengindi. Kendi halinde yaşayan küçük yaştan beri acı çekmiş yetim bir dilsizdi. Karakterlerin bu özelliklerini ne yazık ki çoğu kitapta göremiyoruz değil mi? İşte tüm bu özelliklerin bir arada toplanması ile kendine özgü bir kitap, Başka Dilde Aşk. Ama bunların dışında güzel kitaptı, kendini okuttu hatta su gibi akıp bitti. Farklı karakterler tanımak adına okuyun derim.

Puanım 5 üzerinden 4.

4

damy (1)

Kızıl Tepe – Jamie McGuire / İnceleme


unnamed

Kitabın Adı : Kızıl Tepe
Orijinal Adı : Red Hill
Serinin Adı : Red Hill Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Şubat 2015
Tür : Korku / Zombi / Romantik / New Adult

Jamie McGuire’nin bambaşka bir kurgu ile karşımıza çıkmasına hazır mısınız? Bol aksiyonun ve bol maceranın yanı sıra aile bağlarının ve aşkın ne kadar kuvvetli olduğunu anladığımız bir kitaba…

Kızıl Tepe, Jamie’nin klasik New Adult kitaplarından bağımsız, içerisinde bol bol zombinin, kanın, savaşın, aksiyonun ve maceranın olduğu bir kitap. Kitaba ilk başladığım da kesin Jamie’nin diğer kitaplarında olduğu gibi bol bol saf aşkın yer alacağını ya da paranormal bir öğe ile masum bir insanın saf aşkının yer aldığı diğer kitapları gibi olacağını düşünerek Kızıl Tepe’nin de bir azılı bir zombinin bir insana aşık olması ile ortaya çıkan bir kitap olduğunu düşünmüştüm ama Jamie beni çok yanılttı. Hem de öyle böyle değil! Kızıl Tepe kendine has konusu ile tek kitaplık bir kitap. Serinin devamını beklemek için tırnaklarını yemenize gerek kalmıyor. :) O bakımdan dolayı Jamie’nin bu kitabını diğer kitaplarına kıyasla daha da bir sevdim.

Kitabımızın baş kahramanlarından birisi olan Scarlet, otuzlu yaşlarının ortasında, eşinden yeni boşanmış iki çocuk annesini olmasının yanı sıra hastane de senelerdir bir röntgen teknisyeni olarak çalışıyordur. Felaketin patlak verdiği sabah kızlarını okula bırakmak için arabasını sürerken bir yandan kızlarının bir ağızdan konuşmalarını dinlemeye çalışıyor bir yandan da radyoda yayınlanan Almanya’da ortaya çıkan ölümcül virüs hakkındaki son dakika haberlerini dinlemeye çalışıyordur. Ama Almanya onun ülkesinden kilometrelerce uzakta olduğu için bu virüsün ülkesine gelemeyeceğini düşünmüştür. Okul çıkışında kızlarını babasının alması ile 2 gün göremeyeceğini düşünene Scarlet’ın aslında uzun bir süre göremeyeceğini nereden bilsin ki? Hele ki o cumanın, 13. Cuma olacağını nereden bilsin ki? Veya Almanya’da ortaya çıkan o ölümcül virüsün ülkesine kadar gelebileceğini nereden bilsin?

Korku o sinsi varlığını giderek artan şekilde hissettirdikçe ben de kendime, kızlarımın bana ihtiyaç duyduklarını daha sık hatırlatıyordum. Büyük ihtimalle ölesiye korkmuşlardı ve ne olmuş olursa olsun, ne durumda olurlarsa olsunlar onların yanında olmak istiyordum.

Çocuklarını okula bıraktıktan sonra işe giden Scarlet, bu kadar rahat, vurdumduymaz, haberlere kulak asman bir şekilde arkadaşlarına cevap veriyor ve aynı zamanda işini yapıyordur. Röntgenini çekeceği hastalardan birisi odaya girince kızın yürüyen bir ölüden farklı olmadığını düşünmüş ve ama ona bir virüsün bulaşabileceğini düşünememiştir. Dana, sevgilisinin askerden gelişini kutlamak için dışarı çıkan masum birisi olup, bar çıkışı psikopat birisi tarafından ısırılmış ve zararsız bir virüsün ona geçtiğini düşünmüştür ama hiçte öyle bir şey olmamıştır… Çünkü bir gün içerisinde tamı tamına 10 kilo kaybetmiştir. Ve Scarlet farkında olmasa dahi bu Avrupalı bilim adamlarının bahsettiği virüsün etkilerinden birisidir. Ama nereden bilsin ki? Sonuçta Scarlet hafta sonu babalarında kalacak kızlarını düşünmektedir.

Her zaman elimizin altında olacağını düşündüğümüz, varlıklarının farkına bile varmadığımız şeylerin artık olmaması. O gerçeğin farkına varmak, bir dehşet duygusuna kapılmama neden oldu.

Kitabımızın bir diğer kahramanı olan Nathan, lise aşkı ile evlenmiş ama mutsuz bir evliliği küçük, tatlı kızı ile devam ettirmeye çalışan otuzlu yaşlarındaki mutsuz bir ofiste unuttuğum bir departmanda masa başı bir işte çalışıyordur. Yani kısacası kızı Zoe dışında her şey Nathan için bomboktur. Eğer evden kaçmamasına bir engel vardı ise o ada kızının güzel olmaya yakın bir aile ortamında büyümesini istiyor ve kaltak karısına kıyasla elinden gelen her şeyi yapıyordur. Felaketin yaşandığı 13. Cuma’da işten çıkmış ve kızını almak için okuluna gitmiştir. Otoparka park ettiği anda diğer velilerin koşarak sınıflara daldığını ve çocuklarını alıp evlerine veya güvenli bir yere kaçtıklarını görmüştür. Virüsün ülkelerine kadar yayıldığı haberini çoğu aile ciddiye almıştır ve güvenli bir yere sığınmaya çalışıyorlardır. Nathan’da onlara katılarak Zoe’yi okuldan alarak eve gitmiş ve bencil kaltak karısının not ile karşılaşmış ve karısının erkek kardeşinin yanına gideceğini düşünerek kızını da alarak evden kaçmıştır. Yolda giderken bu yaşına kadar karşılaşmayacağı şeylerle karşılaşmış ve biricik kızını korumak için elinden gelen her şeyi yaparak karısının erkek kardeşinin evine ulaşmıştır.

Kitabın diğer anlatıcılarından birisi olan Miranda ise Scarlet’ın yanında çalıştığı doktorun kızlarından birisidir. Miranda ve ablası Ashley, hafta sonu için babalarını ziyarete Kızıl Tepe çiftliğine gidiyorlardır. Hem de yanlarında sevgilileri ile… Hem de hayatlarında görüp görebilecekleri bir yolculuk yaparak…

Her ne kadar ben burada kitabımızın anlatıcıları olan Scarlet, Nathan ve Miranda’dan bahsetsem de aslında Kızıl Tepe’de birbirleri ile bir şekilde bağlantı kurup çiftlik evinde buluşan 10 yakın bir insan grubu var. Ve bunlar Jamie’nin anlatımı ile mükemmel bir şekilde yolları birbirleri ile kesişmiş insanlar. Ve bu olay gerçekten kitabı mükemmel bir hava katmış. Kitabın başında bir karakterin diğer bir karakter ile karşılaşmasını görüyorsunuz ve o karşılaşılan karakterin çok zor bir zamanda olduğunu görüyor ve diğer karakterin ona yardım etmesi için çığlık atıyorsunuz ama diğer karakter zor durumdaki karakteri bir hiçe sayarak yoluna devam ederken sinirden saçınızı başınızı yolarsınız ya, ha işte bu kitapta böyle tonlarca sahne var! O yüzden başımda resmen saç kalmadı Jamie! Ve sana kızmaktan, küfretmekten kitabı nasıl bitirdiğimin farkında değilim. Ha bir de bölümden bölüme geçerken, sayfadan sayfaya geçerken yüreğimin ağzıma geldiği anları saymıyorum bile. Bir an manyak zombinin birisinin bir karakteri yiyecek diye kitabı gözlerimi kapatarak okudum. :P

Bunların dışında kitapta aile ilişkileri ile karakter arasındaki aşk duyguları, bağlantıları çok güzel bir şekilde anlatılmıştı. Hem de saf bir şekilde!

Ama kitabın öyle bir yeri geldi ki sinirden saçımı başımı daha da fazla yoldum. Scarlet’ın bencil bir pisliğe dönüştüğü ve Jamie McGuire’nin George R.R. Martin’e bağladığı an. Resmen kitabı bir kenara fırlatıp atasım geldi. (İmkansız, tabletimin geberip gitmesi kalbimin kaldırabileceği en son şey :D )

Son olarak ise kitabın bir sonunun olması ve bir sonraki kitapta acaba ne olacak diye tırnaklarımı yememe gerek kalmadan kitabı mükemmel bir son ile Jamie’nin bağlaması kitabı sevmemi sağlayan bir diğer özelliklerden bir tanesiydi.

Eğer ki zombileri seviyorsanız ve bir TWD hayranı iseniz bence hiç beklemeyin ve kitap çıktığı anda hemen gidin alın ve okuyun. Pişman olmayacaksınız.

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4,5!

thz3y

damy (1)

 

Aska Var Mısın? – Natasha Boyd / Inceleme


10580245_834820583218882_1428413993979953632_n

 

Kitabın Adı : Aşka Var Mısın?
Orijinal Adı : Eversea
Serinin Adı : Eversea Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Natasha Boyd
Çevirmen : Filiz Tülek
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Ağustos, 2014
Sayfa Sayısı : 389
Tür : Günümüz – Yeni Yetişkin – Romantik

TANRIMMMM BU NASIL BİR SONDUUU??!!!

YA DA BİR SON MUYDU?!!!

Kesin çevirmen son sayfaları çevirmeyi unuttu. Veya sevgili yazar sonunu yazarken uyuyakaldı! Lanet SON!

BÖYLE SON MU OLUR OĞLUM?!!

Soruyorum sana eyyy Natasha Boyd? Hiç mi insanlığın yok senin? Hadi saf saf kitabın son sayfalarına bakan biz okuyucuları geçtim hiç mi cici kızımız Keri Ann’a acımadın? Hiç mi boynu bükük kızcağızımızın doğum günü mumlarını üflemesini istemedin? Lanet karı! Biç!

Sanırım bir kitaba daha doğrusu bir kitabın sonuna bu kadar sinirleneli baya uzun zaman oldu. Zaten bir kitaba veya sonuna sinirlendiğim nadirdir. Mesela Fırsatçı kitabı… Tanrım kitabın sayfalarını resmen parçalamak istemiştim. Veya Fallen Too Far… Resmen tableti kıracaktım o son yüzünden. Peki ya Colleen Hoover kitapları? Onlara söyleyecek sözlerim kifayetsiz kalıyor. O kitaplara küfür ede ede bir hal aldım ki sormayın. Ve evet bu listeye bir kitap daha katıldı! Eversea! Gözü kör olasıca yazar kitabı nasıl bitirdi! Aman tatlım siz zaten sevgili okuyucuları acı çektirmeyi çok seversiniz! Devam edin devam! Biz kuduralım yerimizde. Zaten kitaplarınızın arkası da yarın geliyor ya! Yine de Eversea için şanslı kişilerdenim. Serinin ikinci kitabı Forever Jack’i indirdim ve bu yorum bittikten sonra hemen başlayacağım. Yoksa saçımı başımı yolmaktan akıl sağlığımı kaybedeceğim yahu! Ve bu arada ikinci kitabı bekleyenleri düşünüyorum da… Düşünemedi! Oğlum şu an ki halim bile feci bir de işim gücüm yok onları mı düşüneceğim! Deli gibi ikinci kitabı okumayı düşünüyorum! Şu yorum bir an önce bitse de kitaba başlasam. Natasha gör bu hallerimi gör, beni ne durumlara soktun! Sen de artık kara listemdesin. Her kitabını okurken senin yüzünden tabletimi parçalayacağım biç karı!

Neyse bu kadar kendini kaybetme yeter. Şimdiiiii kitaba gelelimmm!

Keri Ann Butler, kahverengi saçlı, mavi gözlü, güzel mi güzel 22 yaşındaki kızımız. Okumuyor ama boş da durmayıp Snapper Grill’de garsonluk yapıp kasabanın gözde evi olan Butler malikânesinde yaşayıp gidiyordur. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybettikten sonra büyükannesinin yanına Butler Cove’a abisi Joey ile birlikte taşınmışlardır. Aradan çok az bir zaman geçtikten sonra büyükannelerini kaybeden iki gence belli bir miktar miras kalması ile aralarında bir anlaşma yapmışlar ve Joey üniversitede tıp okumaya giderken Keri Ann miras kalan nadide evi korumak ve ayakta tutabilmek için kasabada kalmıştır. Kalmasına ama ne özel bir hayatı vardır ne de geleceğe dönük planları. Çünkü onun düşüncelerine göre Butler Cove kök salmak istemiyordur. Tam hayatı bu planladığı rotada devam ederken bir akşam kırmızı şapkalı, uzun boyu bir delikanlının restoranın kapısından içeriye girmesi ile bütün planları rotasından sapmış, tepe taklak olmuş ve kalıplaştırdığı bu planın hiç olmaması için her gece gözyaşları eşliğinde dualar etmeye başlamıştır.

Peki kırmızı şapkalı bu yakışıklı kim mi? Tabisi Jack Eversea!

Ben, Keri Ann Butler, dokuz bin nüfuslu Butler cove’da Snapper Grill adını taşıyan bu restoranın önündeyim ve karşımda duran adam; olması beklenen yerden, Hollywood’dan binlerce kilometra uzakta benimle aynı restoranın önünde duran bu adam, Jack Eversea’den başkası değildi!

Nefeslerinizi ahenkle dışarıya verdiğinizi duyar gibiyim. Ama ne yazık ki fazla heyecanlanmayın kızlar çünkü ünlü oyuncumuz bir kaçak. ;) Evet, evet yanlış duymadınız kırmızı şapkalı yakışıklımız bir aktör. Hem de Hollywood aktörü! Dünyaca ünlü. Peki bu para içende yüzüp ben ünlüyüm havaları ile ülkeden ülkeye gezip boy boy fotoğraf çektiren, filmden filme koşan aktör neden mi kaçıyor? Veya neden mi saklıyor? Ya da şöyle mi sorsam: Kimden mi kaçıyor? Tabii dünyanın en büyük biçlerinden birisi olan ve bu yakışıklımızı aldatan Audrey Lane yüzünden! Tam bir evire çevirip dövülesi kadınlardan birisi. -.-

Kısacası aldatılan ve bundan dolayı boynu eğik olan Jack, birazcık popüler yaşamından uzaklaşmak birazcık kafasını dinlemek için Butler Cove kasabasına adım atmış ve hem kendi hayatını hem de bu zamana kadar saf bir şekilde yaşamını sürdüren Keri Ann’ın hayatını tepetaklak etmiştir.

Aman Tanrım! Ne yapacaktım şimdi ben? Bu noktaya nasıl gelmiştim? Kendi halimle yaşayıp gidiyordum, nasıl olmuş da birileri hayatıma Javk Eversea formunda bir bomba bırakıp ortadan kaybolmuştu?

Restorandan içeri adımı atmış, sipariş vermiş ve daha sonra Keri Ann’ın en yakın arkadaşı ve canı olan Jazz’ın kendisi hakkındaki haberi okuması ile bir hışımla restorandan kaçıp kendisine deli damgası yemesini sağlamıştır. Ama özünde bir beyefendi olan yakuşuklumuz restorana geri dönmüş, Keri Ann’dan özür dilemiş ve bir elinde süpürge diğer elinde faraş ile bularak bir güzel Snapper Grill’in yerlerini temizlerken bulmuştur. (Şaka değil gerçek! Okuyun görün o satıları ve gelin beraber kahkaha atalım!) Tabii bu sırada oğluşumuz ile kızımız daha fazla konuşmuşlar, oğluşumuzun kızımızı evine bırakması kadar ileri gitmişler ve daha sonrada 4 gün içerisinde hayatlarını tepe taklak etmişlerdir.

Ama ne aşktı beeee!

Aralarında o kadar saf, o kadar temiz, o kadar şahane bir aşk kıvılcımları başladı ki anlatamam. Her satırı okurken resmen içime işledi. Gerçekten çok güzeldi. Tabii ki bir yere kadar! O yerden sonra –sanırım son 100 sayfaya denk geliyor- resmen kitabı parçalamak istedim. Keri Ann üzüldü ben üzüldüm. Jack zırladı ben zırladım. Kuzucummm… Nasılda yüreği parçalandı! Aslında buna sebebiyet verenleri bir güzel benzeteceksin ya neyse… -.-

Tamam, bu kadar şiddet yeterli! Gelelim Keri Ann’ın biricik arkadaşı Jazz’a. Gerçek ismini hatırlamasam da bu lakabı Jazz türünü çok sevdiği için almış ve hayatınızda nadir bulunabilecek dostlar vardır ya işte Jazz, Keri Ann için öyle birisi. Jazz, Keri Ann’ın yeri geldi ailesi oluyor, yeri geliyor dostu, yeri geliyor kız kardeşi… Kısacası her şeyi…

Bazen çok şapşal olsa da, şu hayatta beni Jazz kadar önemseyen biri daha yoktu. Aynı anda hem kız kardeşim hem de çok sevdiğim çılgın teyzem hem de en yakın arkadaşımdı.

Joey ise tıp fakültesinde okuduğundan dolayı ne kız kardeşine ne de eve zaman ayırabiliyordur. Ama yine de elinden geldiğince sorumluluklarını üstlenmeye çalışıyordur. Ve Keri Ann’a karşı delicesine koruyucu bir yapıya sahiptir ve yeri geldiğinde erkekleri bir güzel uyarabilme yeteneği vardır. Yani Joey her ne kadar Keri Ann’ın hayatından uzakta olsa da sevdiğim karakter arasında yerini almış oldu.

Kitap mükemmel olarak New Adult türünün mihenk taşlarını başarılı bir şekilde okuyucuya sunuyor. Acılı ve hüzünlü birer geçmişe sahip olmanın yanı sıra başarılı gençlerin imkansız gözüken bir anda bir araya gelmeleri, aşık olmaları, mutlu olmaları veya hüzünlü olmaları, ayrılmaları, barışmaları ve mutlu son. Pardon pardon bu kitapta bir MUTLU SON YOK Kİ! Ama MUTSUZ SON DA YOK Kİ! YANİ KİTAPTA BİR SON YOK! Keşke yazarımız unuttu filan desek ama ne yazık ki diyemiyoruz. Ve şu an ikinci kitaba başlamak için içim içimi yiyor. Kendimi zor tutuyorum. Ve şu an saçma saçma bir son ile sonu gelmeyen bu yorumu sonlandırmak istiyorum. O yüzden kısa keseceğim cicişler. Alın şu lanet kitabı okuyun! Ve nasıl sonu olmayan kitap olurmuş görün. Ve bu arada kendini beğenmiş Jack’in sözlerine kahkaha atın, ayakları üzerinde mükemmel bir şekilde duran Keri Ann’ı sonuna kadar destekleyin ve tabii ki Keri Ann yeşil-gri gözlü über yakışıklımıza aşık olurken siz de olun, kendinizi kaybedin ve hayallere dalın! Öpüldünüz!

Kitaba puanım 5 üzerinden 5!

Pabucumun Ajanı – Asude / Inceleme


papucumun ajanı

Kitabın Adı : Pabucumun Ajanı
Serinin Adı : Ajan Serisi
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Asude
Yayınevi : Ephesus
Basım : 2014
Sayfa Sayısı : 496
Tür : Romantik – Komedi / Türk Edebiyatı

“Hayatta doğru düzgün yaptığın bir iş yok mu?” Ses tellerine yüksek gerilim hattı döşenmişlerdi sanki.
Aynı sinirle yanıt verdim. “Var işte, sana katlanıyorum. Tam zamanlı berbat bir iş!”

Yoruma başlamadan önce izninizle sesli bir kahkaha patlatmak istiyorum, sevgili kitap kurtları! Uzun bir aradan sonra ilk defa bu kadar komik bir kitap elime aldığım için korkarak söylüyorum ki yorumumun çoğu kahkahalardan oluşacak. :D

Kitabın kapağını nasıl açtığımı veya nasıl kapattığımı bilmiyorum ama kitabın kapağını kapattığım zaman çenem inanılmaz derecede ağrıyordu. Şapşal Deniz sağ olsun! Ama hakkını yemeyelim hödük Tuna sayesinde de az kahkaha atmadım. Bir insan bu kadar hödük, odun veya kalas olabilir mi diye düşünmeyin direk elinize Pabucumun Ajanı’nı alın, okumaya başlayın ve Tuna ile tanışın. Eğilmemiş odun!

Deniz Akın, daha 25 yaşında olmasına rağmen annesine göre evde kalmış bir kız kurusudur ama Deniz’in şahsi düşüncesi ise daha iş bulamamış bir ev kızıdır. Ve bir iş bulabilmek içinde yapılan her şey mubahtır diyerek kolları sıvamış ardı arkasına tonlarca delilik yapmıştır. Bu deliliklerin çoğunu ne yazık ki kader engellemiştir. Ama bir deliliği Deniz’e öyle bir engelsiz koşu parkuru sağlamıştır ki Deniz bile neye uğradığını şaşırmıştır. Üstüne kot pantolonu ve tişörtü ile Ankara’nın en büyük şirketlerinin bir tanesinde yönetici katında artık bir sekreter olarak çalışmaya başlamıştır. Hem de karşısında eğilmiş bir hödük olan ama aynı zamanda Uranüs gezegeninin baş yakışıklısı Tuna Üstüner adında bir patron dururken ve hem de o Uranüslü elinde Deniz’in saçma sapan CV’sini tutarken ve ve Deniz sekterlik denilen mesleğinin ‘s’ini bilmeden ve ve ve en önemlisi de Ahmet adlı şirketin bir diğer yöneticisi olan adamın kuzeni sıfatı olarak. Uranüslü’nün Ahmet’ten nefret ettiğini söylemiş miydim? Söylemedim mi? Ehh söyleyeyim o zaman: Tuna Üstüner, günahını bile Ahmet’e tercih edecek kadar ondan nefret ediyordur! Hatta şöyle söyleyebilirim, Tuna’nın duygularının, nefret masum bir duygu kalır. Ne kadar şekerler değil mi? Aynı kat içerisinde birbirini boğazlamak isteyen iki kuzen, oraya nasıl geldiğini bilmeyen bir kız…

Kitabımız Deniz’in iş başvurusu maceraları ile başlıyor. O şirketten diğer şirkette koşarken, her yerden aynı cevabı almasından bıkmış ve en sonunda kendisini ve vasıflarını beğenmeyen şirketler ile birazcık dalga geçmek ve birazcık da hıncını alabilmek için über komedi bir CV hazırlamıştır. Hazırladığı über komedi Cv’yi en yakındaki şirkete vermeye ant içerek, en yakındaki şirkete doğru yola koyulmuş, kapısından içeri girmiş ve görevliler tarafından ‘Niçin geldiniz?’ sorusuna karşılık bir akrabamı göreceğim cevabını vermiş ve kader ona yine ve yeniden oyun oynayarak o akrabasını şirketin ortaklarından bir tanesi olarak karşısına çıkarmış, bu da yetmezmiş gibi asansöre binip yönetim katına çıkarken hödük, eğilmemiş odun, şiddet tarafı insanlık tarafından daha baskın olan ama tüm bu olumsuz davranışlarına karşılık bir o kadar yakışıklı olan Tuna Üstüner ile tanışmıştır.

Sevgili kızımızın çenesi bir saniye bile kapanmadığı için başına o kadar çok işler açmıştır ki say say bitmez. Örneğin yeni şirkete alınmasının sebebi çenesi yüzündendir. O yazdığı saçma sapan CV’de. Ki CV’yi hatırladıkça kahkahalar atıyorum. Hayatımda bu kadar komedi bir CV görmedim. Okuyan birisi Deniz’i kesinlikle astral seyahate yollar ki okuyan kişi bundan daha azını yapmamıştır. Eheheh hödük Tuna! Bir diğer örnek ile çenesi ile hödük Tuna’ya aşık olmasıdır. Yetmemiş o çene ile ne delilikler yapmış, şirketten kendisini attırmış ama yine çenesi sayesinde şirkete geri gelmiş ve bu sefer daha güzel zeminler hazırlayarak Tuna’yı kendisine bağlamaya ant içmiştir. Ehh gerçek olur mu olmaz mı bu büyüleri bilemem ama über komedi olduğunu itiraf edebilirim. :D Hele saçlarını boyadıktan sonra kafasına geçirdiği BİM poşeti yüzünden gül gül geberdim. :D Deniz’e kaç kez ‘deli oğlum bu kız’ dediğimi hatırlamıyorum. :D

Bu yaz sıcaklarına bire bir devam olan Pabucumun Ajanı sayesinde bir günde kitap nasıl biter bir kez daha gördüm. Hatta yetmedi bu sıcak havalarda onun yüzünden uykusuz kaldım ama bu çılgın kitap sayesinde de kahkahalar üstüne kahkahalar attım. :D

Deniz ve Tuna arasındaki ulaşılamaz ve imkansız gibi gözüken aşk her ne kadar klasikleşmiş olsa da sevgili yazarımız Asude bu klasik olayı o kadar güzel bir şekilde yoğurmuş, şekil vermiş ve pişirip önümüze koymuş ki bizi sitcom tadında über komedi bir kitap ile karşı karşıya bırakmış. Kitabı bu kadar geç okuduğuma pişman mıyım? Evet! Ama sonuçta geç olsun güç olmasın değil mi? ;)

Ayrıca yazarın ilk basılı kitabı olan Gül ve Avcı’ya yaptığım yorumda (yorumu okumak için tık-tık!) yazarın daha ilk basılı kitabı olduğunu ve bu yüzden bazı acemilikleri yansıttığını söylemiştim. Ve eminim ki diğer çıkacağı kitaplarda yazarın kendini geliştireceğini ve bu tip hataları kitaplarında artık görmeyeceğimizi yani kısacası kendisini geliştireceğini söylemiştim. Ve tahminlerim bir bir tuttu! Asude, Pabucumun Ajanı’nda hem dilini, hem kendisini geliştirmenin yanı sıra, konuyu daha derinlemesine inceleyerek kitabın sayfalarını ardı arkasına çevirmemi sağladı. Ve über komedi kalemine yavaş yavaş bağlanmamı sağladı! :) Ve inanarak söylüyorum ki sevgili yazarımız daha da ileride Pabucumun Ajanı’ndan daha da mükemmel kitapları ellerimizin arasına koyacak. :)

Ama bu kadar olumlu özelliğe karşılık, bir olumsuzluğa değinmeden olmaz değil mi? :) Kızımız resmen Pabucumun Ajanı! Cidden bakın! Bu kadar kutsal(!) bir görev ona bahşedilirken o ne bir çekmece karıştırıyor, adamdan ne koparsam kardır edası ile ne adamın ağzını yokluyor, ne de gizli bir bilgi edinebilmek için kendisini paralıyor. Ama bunun yerine aşkına aşk katıyor ve bu arada o kutsal görevini (!) aşkı ile boğuyor. Kitabın sadece çok küçük bir kısmında ajanlık yapan kızımız, kitabın o über komedi sonu ile ajanlık kariyerine son mu koyuyor yoksa koymuyor mu bilemem ama serinin ikinci kitabını ölümüne merak ettiriyor. Galiba hemen gidip alacağım kitabı! Çünkü merakımdan çatlıyorum. Devamında ne olacak!!!! Ama şundan eminim ki deli kızımız ne sekreter olsun ne de ajan, o sadece ve sadece Tuna’ya aşık, kafasında BİM poşeti ile sokaklarda koşan pijamalı kız olsun bana yeter! :D

Kitaba puanım ise 5 üzerinden 4!

4

damy (1)