Kitap Dostları #5 Kitap Tur / Bir Isırık Daha – Chloe Neill / İnceleme


1010729_483571311720074_1576731499_n

Daha önceden Book Friends olarak karşınıza çıkmıştık. Ama şimdi formatımızı aynı şekilde bırakarak sadece ismimizi değiştirerek Kitap Dostları ile Kitap Turları olduk. Önceki turlarımızda da olduğu gibi kapımız herkese açık. Her turumuza dilediğin gibi katılabilirsin. Turunu yapacağımız kitap elinde mi var, kap gel bizimle beraber yorumla o zaman!

İlk başladığımız günden beri bu 5. turumuz ama yeni ismimizle ilk turumuz. Bu sefer Optimum Yayınevi taraflarından raflarda yerini alan Chloe Neill‘in yazdığı Chicago Vampirleri Serisi‘nin 3. kitabı olan Bir Isırık Daha kitabını inceleyeceğim. Diğer arkadaşlarım ise;

SaklamaKabı – Yazarımızı ve kitabımızı tanıtacak

Yorum Cadısı – Kitabımızı yorumlayacak

Sihirbazın Güncesi – Karakterlerle yaptığı röportajı yayınlayacak.

Ayrıca bugün başlayacak olan yarışmamıza Sihirbazın Güncesini veya SaklamaKabı‘nı ziyaret ederek katılabilirsiniz!!!

1017099_485292094881329_900754402_n

divider

1010272_485611938182678_1866786978_n

Kitabın Adı : Bir Isırık Daha

Orijinal Adı : Twice Bitten

Serinin Adı : Chicago Vampirleri Serisi

Seri Sırası : 3

Yazarın Adı : Chloe Neill

Çevirmen : Zeynep Akdede

Yayınevi : Optimum Kitap

Basım Yılı : Mayıs 2013

Sayfa Sayısı : 336

*Öncelikle yoruma başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum. Kitabımız serinin 3. kitabı olduğu için yorumumda  ilk iki kitap hakkında spoiler bulabilirsiniz. O yüzden eğer ilk iki kitabı okumadıysanız lütfen yorumumu okumayınız. :) 

Öncelikle şunu demek istiyorum ki işte kitap bu! Fantastik kitap dediğin, vampir kitabı dediğin budur işte!

2 kitaptan sonra ki o bayıklık, can sıkıcılık, iç dünyaya iniş, sayfa çevirememe; Mert’in onu mu yapsam bunu mu çelişkileri, Ethan’ı mı  seçsem Morgan’ı mı halleri bu kitapta kesinlikle yok. Artık büyümüş olan –daha doğrusu vampir dönüşümünü tamamlamış desek daha doğru olur- Merit’in artık aklı başında, kendi ayakları üstünde durabilen, aşıkları arasında seçim yapmak zorunda kalmayan, dövüş konusunda kendini geliştirmiş bir Merit’e merhaba diyoruz.

Biliyorsunuz ki 1. kitabımızda 28 yaşında yüksek lisans öğrencisi olan Merit, saldırıya uğradıktan sonra Cadogan Evi’nin Lideri olan Ethan Sullivan tarafından vampire dönüştürülmüş ve ne hikmetse Ethan’ımız kızımızda bir ışık görerek Merit’i, Cadogan Evi’nin muhafızı yapmış ve bunun içinde Catcher adında bir büyücü tarafından dövüş ve kılıç dersleri almaya başlamıştır. Merti’in ev arkadaşı olan Mallory’i ise Catcher’a aşık olmuş ve daha sonradan oğlumuzun kızımızda hissettiği sihirli güç ile aslında Mallory’nin bir insan değil bir büyücü olduğunu söylemiştir. Tabii bundan sonra aşk kıvılcımları ikisinin arasında daha da fazla artmıştır. :D Merit derslerine devam ederken, Ethan’ın sevgilim ol diyen tehditvari cümleleri devam ede dursun, insanların ölümleri devam ediyordur. Ama kitabın sonunda bu ölümlerin sorumlusu Navarre Evi’nin Lideri Celina olduğu anlaşılır ve Cadogan evine de bir casus yerleştirildi ve bu casusunda Ethan’ın sevgilisi Amber olduğu ortaya çıkar. Amber’in Cadogan madalyası boynundan alınırken, Celina’da Greenwich’e Heyet’in yanına gönderilerek mahkeme yapılıp cezası belirlenecektir. Ve tabii bu sırada Navarre Evi’nin yeni Lideri Morgan ile Ethan arasında bir kavga olmuş ve kazanan Merit ile çıkacağına dair iddiaya girmişlerdir. Kazanan ise Morgan olup, Merit onunla çıkmak zorunda kalmıştır, her ne kadar Ethan’ı ve onun kanını istese de…

2.kitabımız ise ki genel olarak serilerin ikinci kitaplarını sevmem bu da beni yanıltmayarak sayfaları zorla çevirttirdi bana. Yazarımızın sırf önemli olaylara geçmeden önce acaba araya en sıkıştırsam, o iki haftalık açığı nasıl kapatsam diye kara kara düşünmüş ve bu kitabı ortaya çıkarmış ki keşke çıkarmasaydın be Chloe! Valla bak, o zaman daha çok sevap işlerdin. Resmen seriden soğuttun beni. O Merit’in ergen ergen davranışları, oluşturduğu aşk üçgeni, Morgan mı Ethan mı demesi, Mallory ile ergen ergen davranıp bir küsmesi bir barışması, iki yumruk sallayıp ben dövüşemiyorum diye arkasını dönüp gitmeleri, Ethan’ın isteği üzere sosyetik ailesinin partilerine süslenip püslenip katılması falan filan gibi ıvır zıvır şeyleri okumak zorunda kaldım. Ki onu da geçtim çeviri de soğuttu beni bu kitaptan. Hadi o azıcık düzgün olsa bu kadar çok sinirlenmezdim kitaba. Eğer ki kitabın sonunda KM harfleri ile gönderilen kartvizitler ve şekil değiştirenlerin Kuzey Amerika Merkez Grubu lideri Gabriel işin içine girmese bu seriye 2. kitapta noktayı koyardım. Ama onlar işin içine girince bende sırf meraktan –gözü kör olsun şu merakın!- seriye devam ettim.

Kitap Dostları olarak turunu yaptığımız 3. kitapta, ilk sayfalarından KM kartvizitlerinin kime ait olduğunu daha doğrusu o kısaltmanın hangi grubu temsil ettiğini ve amaçlarının ne olduğunu öğreniyoruz. Yüzyıllar önce yapılan savaşlardan sonra bir grup vampirin kurduğu ve daha sonra amaçlarını değiştirerek, herhangi bir savaş durumunda, evlerin liderlerinden bağımsız olarak, vampirleri koruyacaklarına ant içen birkaç vampirin oluşturduğu bu grup Kırmızı Muhafızlar olarak biliniyordur ve KM harfleri ile gizleniyorlardır. Günümüzde kimler o grubun üyelerinin kim olduğunu size söylemeyerek azıcık meraklandırıyorum ama belki yarın yayınlanacak ön okumada yazıyordur, bilemem. :))

Diğer taraftan Kuzey Amerika Grup Lideri olan Gabriel, bütün grupları ve grup üyelerini toplayarak toplantı yapacaktır. Toplantının amacı ise Alaska’da bulunan asıl merkezleri Aurora’ya dönmeyerek Chicago’da kalmak istemelerini öne sürecektir. Ama tabii ki bu duruma itiraz edenler olup ortalığı karıştıranlar vardır ki o ortalığı karıştıranların alnından öpeceğim çünkü tüm kitap boyunca aksiyonu had safhada tuttular. Ve öyle bir gizem vardı ki bu olay konusunda, kitabın sonunda tüm olaylara sebep olan kişi ortaya çıkınca çok şaşırdım. Hiç beklemediğim kişiydi. Belki bu o karakterin geri planda kalmasıydı ya da hiç beklemediğim bir kişiydi. Bence bu iki tahminimde eşit derecede.

Kitapta beğendiğim diğer şey ise Ethan-Merit arasında sonunda gerçek aşkı okuyabildik ama sadece 15 sayfa. O 15 sayfadan sonra -ki sayfalar ki bu kitabın sonuna kadar oluyor –  Ethan’a lanetler okudum. Ee be şerefsiz sen o kadar uğraş, çabala, kıza güzel laflar söyle, kalbini çal, bir gün sonra da hayvanlık et kıza demediğini bırakma, Liderliğini hatırla. Aşkını itiraf ederken Liderlik ruhun neredeydi. Unuttun mu?! Kitabın sonuna kadar Ethan’ı sildim attım ben, ki hala silik durumda, isterse kendini kalbinden kazıklasın umurumda dahi değil. -.- Ertesi gün Merit’e attığın kazığı, yaşattığın kazığı inşallah Merit burnundan fitil fitil getirir, getirmese dahi ben yorumlarımla sana fitil fitil getireceğim sen hiç merak etme, domuz! -.-

Kitabı genel çerçeve de birinci kitap kadar olmasa da beğendim. Çeviri bazı yerlerde yine kötüydü ama anladım ki bünyem bağışıklık kazanmış ve artık okurken o hataları göz ardı ettiğimi gördüm. Elden ne gelir hesabı :). Diğer taraftan Merit’in artık emeklerinin boşa gitmemesi, kendini ve çevresindekileri savunması, özellikle Gabriel’i korumak için ölümle yüz yüze gelmesi aksiyonu bir çıta daha yükseltti ve bu çıta kitap boyunca da düşmedi. İşte kitap nasıl yazılır gösterdin Chloe! 3. kitabı bu kadar güzel yazdığın için 3. kitabı göz ardı edebilir ve yaşanan o kötü olayları unutabilirim. İnşallah 4. kitapta bu rayını bozmaz ve çıtayı yükselte yükselte devam edersin. Ama bir yanda da merak ediyorum. Bundan sonra ne konu bulacaksın. Tamam Catcher’ın hikayesini çok merak ediyorum ama Ethan’a bir kişi daha ihanet ederse bu işin suyu çıkar. Bari Celina’yı anlat da bizi daha fazla merakta bırakma. Ve Allah aşkına hadi bunları yazdın 10. kitaba kadar neler yazdın veya yazacaksın? Çok merak ediyorum şahsen ve bu merakımı içimde yaşarak araştırma yapmamaya kendime söz veriyorum. :))

Dediğim gibi 3. kitabı beğendim, 2. kitabı göz gezdirerek direk 3. kitaba geçebilirsiniz. Kitabın çevirisi ikinci kitaba göre daha iyi ama birinci kitap gibi olamaz. Aksiyonda birinci kitap kadar fazla, sayfaları kolayca çevirmenizi sağlıyor. Bence alın ve hemen okuyun. :)

Son olarak kitap kapaklarına değinecek gibi olursak, serinin ilk kapağı mükemmeldi ama nedense daha sonraları seriye uymayan kızlar kapak resmi olmaya başladı. Keşke yayınevi buna daha çok dikkat etse. Ya aynı kızı kullansa ya da orijinal kapakları –ki ben orijinal kapakları çok sevdim, en azından bizimkilerden daha güzel duruyor. İnşallah 4.kitapta başka bir kızlı kapak ile buluşmamak dileği ile…

Kitaba puanım 5 üzerinden 4 :))

4

divider

Katkılarından dolayı Optimum Kitap’a çok teşekkür ederiz! 

damy (1)

Gece Isırıkları – Chloe Neill / İnceleme


gece-isiriklari-chloe-neill

 

Kitabın Adı : Gece Isırıkları

Orijinal Adı : Friday Night Bites

Serinin Adı : Chicago Vampirleri Serisi

Seri Sırası : 2

Yazarın Adı : Chloe Neill

Çevirmen : Zeynep Akdede

Yayınevi : Optimum

Sayfa Sayısı : 403

Basım Yılı : Aralık, 2012

Chicago Vampirleri Serisinin 2. kitabı olan Gece Isırıkları, serinin 1. kitabı olan Bazı Kızlar Isırır kitabına göre temposunu düşürmüş, esprilerle harmanlanmış, içinde hiç aksiyon olmayan, daha çok karakterlerin iç dünyalarına odaklanmış, bol bol karakter analizi yapan durgun bir devam kitabı. 

 

Nedense seri kitaplarının 2. kitaplarını pek sevmem. Çok nadirdir sevdiğim. O da içindeki bir olayın paçasını tutarım, olay bitene kadar da bırakmam. Ve bu sayede bir nebze bile olsa sıkılmam kitaptan. Daha doğrusu kitap işkenceye dönmez. Ama ne yazık ki bu olay çok ama çok nadirdir. Ve bu küçük dilimin içine Chicago Vampirleri Serisinin 2. kitabı giremedi. Hatta girmemesini bırakın seriden soğuttu diyebilirim. O kadar yavaş o kadar olaysız ki sayfaları çevirmek bile bir işkenceye dönüştü. Hele o çeviri aman tanrım. O çeviri yedi bitirdi beni. Kısa cümlelerde ve konuşmalarda hiçbir şey yok, çevirmenin hakkını yemeyelim ama o uzun cümleler yemin ederim iki kez okuttu bana kitabı. İşkence üstüne işkence. Bir de bazı yerleri çevirmen devrikleştirmeye çalışmış ama olmamış, daha da çıkılmaz bir işin içine girmiş. Ee haliyle bende çıkamadım. Aslında kitaptan soğumamı sağlayan en büyük etkenlerden birisi de bu. İç dünyaların fazlaca anlatılması, Göçebe kitabı sayesinde fazla etkilemedi. Ama şöyle de bir şey var bu bir vampir kitabı. Bana göre ‘nerede vampir, orada savaş, katliam ve olay’ diye düşünüyorum. Ki ben birinci kitabı yorumlarken ilk başta (Tık-Tık), son dönemde çıkan sayıca fazla vampir kitaplarından sıkıldım ve bu yüzden bu türü sevmiyorum ama bu kitap beni sevdirdi demiştim. İzninizle lafımı geri alıyorum. Ben vampir kitabı cidden okuyamıyorum. Ya da pasif giden, bazı kitap veya serilerin karakterleri değiştirilip yazılan vampir kitaplarını okuyamıyorum ve kesinlikle okumamam lazım. Bana göre boşa zaman kaybı. Aslında bu bütün kitaplar için geçerli. İster polisiye, ister distopya, isterse başka bir tür olsun, işin içine bir kitabın kopyacılığı girince o kitap isterse yok satsın okuyamıyorum. Çünkü o kitap hiçbir şekilde gözümde orijinal değil.

 

Diyeceksiniz bu kitapla ne alakası var? Diğer okuyan arkadaşlarım serinin bazı yönlerden Sookie Stackhouse serisine benzediğini söyledi. Ben o seriyi okumadım o yüzden bilmiyorum ne kadar benzeyip benzemediğini ama bunu duymam bile serinin seviyesi gözümde bir tık düştü. Tamam doğru, vampirlerle ilgili artık neredeyse orijinal bir şey kalmadı, sonuçta tonlarca farklı konularda kitaplar yazıldı. Mecbur bir yerden sonra orijinallerden kopya çekiliyor. Şahsen bu ne kadar etik en kadar değil onu tartışmayacağım ama bana göre bu tür kitaplar zaman kaybından başka bir şey değil. Boş zamanın oturacaksın okuyacaksın ondan sonra iki kitabı karşılaştıracaksın. Ama okuyacak o kadar fazla kitabım var ki buna zaman ayırabileceğimi bile düşünemiyorum. Ama dediğim gibi ben diğer seriyi okumadım. Bu yüzden sadece kitabın kendisini inceleyeceğim, yani karşılaştırma yapmayacağım.

 

Serinin ilk kitabı olan Bazı Kızlar Isırır’da bir yüksek lisans öğrencisi olan Merit’in, vampirler arasında oluşan bazı çıkar ilişkilerinden dolayı yanlışlıkla Cadogan evinin sahibi Ethan Sullivan tarafından vampire dönüştürülmüş ve bir gece yaşayan olmuştur. Tabii vampir olması başına gelen tek şey değildir. 3 yıldır ev arkadaşı olan Mollary’nin –nam-ı diğer Mal (söyledikçe gülesim geliyor :) )- büyücü olduğunu öğrenirler ve Merit’in kendisini geliştirmesi için kılıç dersleri aldığı hocası ve bir büyücü olan Catcher ile birbiri ile sevgili olarak Merit’in, en büyük isteği olan Cadogan evine taşınmasını sağlarlar. Merit ayaklarını sürüye süreye, daha doğrusu birinci kitapta yıllardır boş olan Muhafızlık görevine getirilmiştir ve bu yüzden korumak için yemin ettiği Cadogan evine ve sahibi Ethan’a acil bir saldırı durumunda hazır beklemek için 7/24 evde kalmak durumundadır. Bunlar yetmiyormuş gibi birinci kitapta başladı dövüş ve savunma derslerine ikinci kitapta devam etmektedir. Tabii daha da kötüleşerek. Çünkü sebebi bilinmeyen bir nedenden –aslında bu nedeni kitabın sonunda öğreniyoruz- Merit insanlığını ve vampirliğini iki ayrı cisim şeklinde bedeninde gizliyordur. Çünkü kendisi vücudunda iki ayrı kişiliğinin farkındadır. Çok fazla sinirlendiği zaman vampir kişiliği ortaya çıkıyordur, özellikle dövüş antrenmanları sırasında ve bu yüzden kendini kaybederek Catcher’ın ilgisini üzerine çekip, ilerleme kaydetmeyip gerilediğini düşündürtüyordur. Ama normal hayatta ise eski Merit nasılsa öyle devam ediyordur. Şakacı, yemeğe düşkün, gıcık olduğu insanlar arkasından yapmadığını bırakmayan ve birinci kitapta başının belası olan, daha doğrusu bütün vampirlerin başının belası olan Celina’yı bulup öldürmek için elinden geleni yapıyordur, tabii korkarak. Çünkü daha doğru düzgün bir eğitimi bile yoktur.

 

İkinci kitabımız Merit’in eve taşındıktan sonra daha sıkı dövüş derslerini almasını sağlamıştır ve vampir camiasında karanlık işlerin döndüğünü ortaya çıkartmaya çalışan bazı insanlar, ki bunlar gazeteciler oluyor, ile uğraşmak durumda kalıyorlardır. Her gün Cadogan Evi’nin çevresinde bir sürü muhabir korumalardan röportaj almaya çalışıyor, alamazlar ise fotoğraflarını çekerek gazetelerde manşet yaparak, vampirlerin geçmişte başlayıp günümüzde de devam eden karanlık partileri –insandan kan içtikleri partiler- satır aralarına gizliyorlardır. Ve özellikle bir muhabir bunun için özel araştırmalar yapmaya başlamıştır. Bu araştırmalar ise Merit’in büyükbabasının başında olduğu ve tüm insan dışı varlıkların birlik ve beraberliğini sağladı Temsilcinin Ofisi tarafından duyulup, hemen önlenmeye çalışılmıştır. Ama ne yazık ki tam bir sonuç alamamış, sadece kimin veya kimlerin bu işin arkasında olduğunu bulmuşlardır. Bu kişi veya kişiler ise Merit’in eski sevgili, yüksek sosyeteden, babasının işlerinin başına geçmeyip hedefinde ilerleyerek gazeteci olmuş Nicholas Breckenridge’dir. (Kitap boyunca doğru dürüst şu soyadı telaffuz edemedim ya, yanarım yanarım ona yanarım, aa dostlar!)

 

Sosyetenin bu işin içine girmesinden dolayı, Merit soyadını kullanarak Ethan ile birlikte yüksek sosyetenin içine girebilmek için partilerine, kokteyllerine katılmaya başlarlar. Tabii bu şekilde ikisi daha çok sevgili gibi görünüyordur. Zaten biricik sarışınımız, servi boylumuz, yürüyen takım elbisemiz kısacası yakışıklılık abidemiz Ethan’ın biricik isteğidir. Ve birkaç saat olsa da onunla baş başa kalarak bu istediğini yerine getiriyordur. Tabii bu partilerin sönük amacı, gerçek amacı ise Merit’in abası ile arkadaşlık kurup, bağlarını güçlendirerek, kaynaklarından yararlanmaktır.  Ama kurnaz baba Merit onları kendi zekasıyla alaşağı etmeye çalışarak, sözünü dinlettirmeye çalışıyordur. Bir yere kadar böyle olsa da bir yerden sonra bomba patlamış ve olay baba Merit’in kaynaklarından, başka yöne kaymıştır. İşte kitabımızda ki tek heyecanlı gizemli olayda buydu. Tabii bir tane daha var ama o da Merit’in içinde neden iki cismin yer aldığıydı. Şahsen ben ona olay gözüyle değil, bir açıklama gözüyle bakıyorum. Kitabın son 50 sayfasında olan bu tüm olaylara şekil değiştirenlerin başı olan Gabriel’in katılması ile son noktayı koyuyoruz.

 

Evet sayarsak toplam alarak, altı üstü 3 olay var. Bu 3 olaya da olay olur mu bilemem, ben şahsen demem çünkü 400 sayfalık bir kitabın bu kadar az olay içermesini anlayamıyorum. Ki bir de vampir kitabı. Eğer elimde 3. kitap olmasa ve şu kahrolası Gabriel’in neci olduğunu öğrenmek istemesem ve sonradan gizliden gizliye aşk mektubu gibi Merit’in kapısının altından atılan zarfların içinden çıkan, üstünde KM harfleri yazan kartvizitleri kimin gönderdiğini öğrenmek için kendimi yiyip bitirmesem asla bu seriye devam etmem, 2. kitapta noktayı koyarım ve bende o şekilde kalırdı. Ama kör olası devam olayları yüzünden 3.kitabı okumak durumundayım ve başladım bile diyebilirim. Hem de ne başlama. İlk bölümden olayların olacağı sinyalini verdi. Hem de serinin vazgeçilmez olayı ile, Ethan’a nasıl ihanet etsek? İlk kitabı okuyan bilir Ethan’a yapılan bir ihanet vardı, hiç merak etmeyin 2. kitapta da oldu ve bu gidişle 3. kitapta da olacak gibi gözüküyor. Bence serinin adını Ethan’a ihanet diye değiştirmesi lazım yazarımız. :D

 

Kitap kapağı ile –biliyorsunuz ne orijinal kapağa uyuyor ne de Türkiye’de çıkan 1.kitabın kapağına. Çünkü kızlarımız bambaşka ki 3. kitap tam bir facia. Keşke düz siyah bir zemin üstüne vampir dişleri olsa inanın daha cazibeli olurmuş. Başka bir rahatsız edici olay ise başta da söylediğim gibi çeviri. Ben şunu düşünüyorum çevirmenimiz uzun cümlelere ve devrik cümlelere hakim değil. Çünkü o kadar kötü ki anlatamam. İlk başlarda iki kez okumak durumunda kaldım. Ama bir yerden sonra bu durumdan sıkılıp bıraktım. Artık ne olursa olsun düşüncesi içerisindeydim çünkü. Kısa cümleler ve konuşmalar, özellikle espriler güzel bir şekilde çevrilmiş. O esprilerde zaten kitaba tutunduğum nadir noktalardan birisi.

Kitabı tavsiye eder miyim? Eğer cidden vampir aşkınız varsa, ben vampirlerle yatıp kalkıyorum, onlarsız yapamıyorum, onlarsız yapamıyorum, sanki onların dünyasında yaşıyorum diyen bir Allah’ın kulu varsa gitsin alsın. Ama normal seviyede vampirleri seviyorsanız gidin başka adam akıllı bir seri okuyun ve benim gibi zamanınızı boşa harcamayın. Ve benim gibi lanet bir merakınız olup seriyi devam ettirmeyin ben size anlatırım, siz hiç merak etmeyin. :D

 

Kitaba puanım 5 üzerinden 2.5.

 

iki buççuh

 

deneme (1)

Bana baktı, sonra göz kırpıp elini kalbinin üzerine koydu. “Sen, Mer ki bunu tüm kalbimle söylüyorum, tam bir moronsun.”

sticker,375x360

“Çok toysun!”

“Mavi kafa! Sana söyleyeceğim tek şey bu.”

“Isır beni, acımasız kız!”

Göz kırptım ve ona dişlerimi gösterdim. “Beni ayartmaya çalışma, seni cadı!”

sticker,375x360

“Ben kütüphanede çok zaman harcarım. Kitaplarla. Demek istediğim benim ev hayatım huzurludur. Annemle babam kavga etmez. Maddi bakımdan ihtiyacımız olan her şeye sahibiz. Pek çok açıdan şanslıyım ve bunun farkındayım. Ama ben bir hayalperesttim ve bu sosyetik şeylerle pek ilgili değilim.” Güldüm. “Ben bir okuyucuyum, bir savaşçı değil.”

sticker,375x360

Yüzündeki dalgın ifadenin Ethan’ın marifeti olduğunu tahmin ediyordum. “Ah,” diye fısıldadım yürürken. “Sihre başvurmadan da insanları büyüleyebiliyorsun galiba.”

“Kıskandın mı?”

Kesinlikle hayır.”

sticker,375x360

“Bir Cadogan vampiri olmayacaktın.” Dedi keskin bir şekilde.

“Sen de benim bu ışıltılı kişiliğimden mahrum kalacaktın.”

sticker,375x360

“İşte köpek balıkları, saat iki yönünde.”

Ethan kaşlarını kaldırıp karşısındaki gruba bir bakış attı ve sonra bütün dişlerini göstererek güldü. “İnsanlar, saat iki yönünde,” diye düzeltti.

sticker,375x360

“Benim patronum,” dedim “eşek herifin teki.”

“Hangi patronunu kastediyorsun?” Catcher ocağın başında durmuş, tavada bir şeyler çeviriyordu. Bana baktı. “Şu aşağılık vampirin teki olan mı yoksa şu aşağılık büyücü mü?”

“Ah, sanırım bu isim, her ikisine de gayet iyi gidiyor.”

sticker,375x360

“Ve elbiseye dikkat et. Bir servet değerinde.”

Kaşlarımı çatıp elbiseye baktım. “Servet derken?”

“Neredeyse on iki falan.”

“On iki. Bin iki yüz dolar mı?” Cadogan servetinin, üç haneli rakamlarından sorumlu olacağım düşüncesiyle korkarak elbiseye baktım.

Helen kıkırdadı. “On iki bin dolar tatlım.” Bombayı patlatmış, dehşet dolu bakışlarımı görmeden, koridorda gözden kaybolmuştu.

sticker,375x360

“Ve benim için ne anlam ifade ettiğini biliyor musun?” dedim kapının koluna uzanırken.

Ellerini yeniden saçlarından geçirdi. “Ne?”

“Sen en favori şekil değiştirenimsin.”

Jeff gözlerini devirdi. “erkeksi cazibemi inkar ettiğimden söylemiyorum ama zaten tanıdığın tek şekil değiştiren benim.”

481078_10151509026752360_1011133331_n

 

Mekanik Melek – Cassandra Clare / İnceleme


Kitabın Adı : Mekanik Melek

Serinin Adı: Cehennem Makineleri

Seri Sırası : 1

Yazarın Adı : Cassandra Clare

Çevirmen : Zeynep Hezen Ateş

Yayınevi : ARTEMİS

Sayfa Sayısı : 532

Bir seriye tamamen bağlı ama kendine özgü de bir bağımsızlığa erişmiş bir serinin ilk kitabı ile karşı karşıyayız bu sefer. İlk kitapta baş kahramanlar Gölge Avcıları, vampirlerden ve insanlardan oluşurken, bu kitapta hatta bu seride baş kahramanlar Gölge Avcıları ve İblis Efendilerinden oluşuyor.

Oğlumuz hatta oğullarımız Will ve Jem Gölge Avcısı iken kızımız Tessa İblis Efendisi’dir. Ama Ölümcül Oyuncaklar da biliyorsunuz ki Clary ve Jace Gölge Avcısı, Simon ise insanken sonradan vampir olmuştur.

Kitabımız genel çerçeve de zaten Ölümcül Oyuncaklar’a benzemektedir. Alt yapı yani kurgusu aynıdır, sadece hikayemiz 1878 yıllarında geçmektedir ve tahminlerime/tahminlerimize göre Jace’in büyük büyük büyük akrabalarını anlatmaktadır ve Will ile aralarında kan bağı vardır. İlk kitapta tabii ki bu çözülemiyor ama ikinci kitaptan sonra zamanla çözülüyormuş, bu konuda kesin bir şey söyleyemiyorum çünkü alıntıların yalancısıyım bende (:

Ölümcül Oyuncaklar’da yer alan İblis Efendisi Magnus Bane ve vampirlerin kraliçesi sayılan Camille ile yine karşı karşıya geliyoruz. Tabii o zamanlar Magnus Bane fazla tanınan birisi değil ve Camille’de söz hakkına fazla sahip değil. O zamanlar Londra vampir klanının başında De Quency bulunmakta.

Enstitü ise yaklaşık 23 yaşlarında olan evli çift Charlotte ve Henry çifti yönetiyor. Enstitüde ise geçmişini sır gibi saklayan ama 12 yaşında her tarafı parçalanmış, ürkek bir çocuk olan ve Enstitü’nün kapısını çalan Will, Çin’de ki Enstitüyü yöneten anne-babasının bir gün iblislerin saldırısına uğraması sonucu Londra gelen Jem, kendilerini saygın zanneden ve Gölge Avcılığı yapmayıp onların oyunlarından uzak duran bir sahip olmasına rağmen bir gün ailesini kaybettikten sonra Enstitü’nün duvarlarına sığınan Jess, eski ev sahibinin oğlunun tacizine maruz kalıp evden kaçan ve sokakta paçavralar ile bir köşede ölümünü beklerken Charlotte tarafından bulunup Enstitü’ye getirilen Sophie, ailesinin silah ustalığı işini devam ettiren ve ailesi öldükten sonra onların konumunu alan Thomas ve aşçıları Agatha yaşamaktadır. Tabii bu Will, Tessa’yı bulana kadar.

Abisinin kumar borcu yüzünden iş bulmak için Londra’ya gelmesi ile bütün olaylar ip söküğü gibi devam ediyor. Önce Amerika’dan abisi gidiyor Tessa’nın sonra da ailesi 3 yaşındayken trafik kazasında öldükten sonra onlara bakan Harriet teyzenin hastalanıp ölmesi bu olayı devam ediyor. Ama bütün olaylar bunlarla değil abisinin Tessa’ya Londra geişi için gönderdiği transatlantik biletini göndermesi ve Tessa’nın az sayıda ki eşyalarını bavula koyup, Londra’ya doğru yola çıkması ile başlıyor. Transatlantikten indikten sonra onu abisi karşılayacağını düşünürken birden Kara Kardeşleri görüyor ve onların biz seni abine götüreceğiz demeleri ile olaylara start veriliyor. Bir de buradan şunu anlıyoruz ki Tessa hiç annesinin veya teyzesinin sözlerini dinleyen biz kız değil. Yavrucuğum hiç mi aklına gelmiyor görünüşü görünüşe benzemeyen kişilerin arabasına binmemen gerektiği. Hadi anan baban söylemedi sen niye düşünemiyorsun. Eh bindin arabaya, gidiyorsun Kara Kardeşlerin ne olduğu belirsiz pansiyonlarına, katlanacaksın bir zahmet işkencelerine artık. Ondan sonra vah abim suçlu vah bilmem ne suçlu demeyeceksin. Zaten Will’de olmasa kendisine Magister denen adama karısı olarak gidecektin.

Will ve Jem, Tessa’yı Karanlık Kardeşler’in pansiyonundan kurtarmaları ile oalylar devam ediyor. Ama bu olayları ne olduğunu yazarsam büyük spoiler vermiş olurum ama bunun yerine minik bir ipucu verebilirim. Bu sefer o yıllarda büyük bir başarı gibi görülen otomatlar yani günümüzde ki robotlar var. Bunlar ne bir Gölge Avcısı  ne de vampir, kurt adam veya iblis. İstedikleri yerlere girebiliyor, istedikleri yerden çıkabiliyor ve komut verilmiş her hangi birisini öldürebiliyor. Ve hedefleri Gölge Avcıları, Öyle bir yöntemler kullanıyorlar ki Enstitüye sadece Gölge Avcısının kanı ile girilmesine rağmen onlar ellerini kollarını sallaya sallaya girebildiler ve işte o an da savaş başladı.  Bence bu kadar ipucu yeter, neredeyse kitabın hepsini anlattım ((:

Kitabın kurgusuna ve diline gelecek olursak, ben tam bir Cassandra Clare hastasıyım ve elinden bir kelime bile çıksa okuyacak birisiyim. O yüzden bu kitaba da bayıldım ama  şunu söyleyebilirim ki Ölümcül Oyuncaklar Serisinden daha çok sevdiğim bir kitap/ seri benim için. Sanırım bunun en büyük etkisi eski zamanlar da geçmesi. Dili inanılmaz basit ve birbiri arkasına diğer sayfaları çevirmenizi sağlayacak derece de akıcı ve benden 5 üzerinden 5 yıldızı hak eden bir kitap ((:

385472_10151433582022360_1769049046_n

ALTI ÇİZİLENLER

    • Acı ve gözyaşlarıyla dolu bu mekanın ötesindeSadece gölgelerin dehşeti hüküm sürer. / William Ernest Henley
    • Sevgi, umut, korku, inanç – insanlığı insanlık yapan bunlardır;Bunlar onun işaretleri, göstergeleri ve karakteridir. / Robert Browning
    • Pulvis et umbra sumus / Hepimiz tozlardan ve küllerden ibaretiz. / Horatius
    • Rüyalar, var oldukları sürece gerçektir veBiz de zaten bir rüyada yaşamıyor muyuz? / Lord Alfred Tennyson
    • Will omuz silkti. “Zaafları sömürmek, katlanmak zorunda olduğum bir sorumluluktur.”
    • Amour verus nun quam moritur. / Gerçek aşk asla ölmez.
    • Kalbimi taşa çevir, yüzüm bir buz parçası olsun,Aldat ve aldatıl ve öl; Kim bilir?

      Küller küllere, toprak toprağa / Lord Alfred Tennyson

    • “Seçme şansım yoktu,” dedi Will. “Beni boğuyordu.”“Biliyorum,” dedi Jem. “Ama gerçekten Will,yine mi?”
    • “Olanları değiştirmek için yapılabilecek hiçbir şey yokken, gerekçelerin ne anlamı var?”
    • Bazen sevdiklerimiz tarafından kandırılmak,Bizleri kandırılmamaktan daha az mutsuz eder. / François La Rochefoucauld
    • Bir iki kere zar atmayaCentilmence oynamak denir.

      Ama günahla oynayan

      Kısa sürede utancın gizli evinde

      Asla kazanılmayacağını öğrenir. / Oscar Wilde

    • “Mizhap,” dedi Jem.Tessa şaşkın şaşkın oğlana baktı. “Ne?”

      “Veda etmeden veda etmenin bir yolu,” dedi Jem. “İncil’e bir gönderme.”

    • Adını haykır ve sonra bir ruhun daha kaybolduğunu kaydet.Reddedilen bir görev, gidilmeyen bir yol, şeytanın kazandığı

      bir zafer ve meleklerin çektiği acı. İnsan tarafından işlenen bir

      günah, Tanrı’ya bir hakaret daha. / Robert Browning

    • Her şeyi kaybettim, diye düşündü Will. Her şeyi kaybettim.
    • Herkes sevdiğini öldürür,Bu böyle biline, kimi kötü bir bakışla yapar

      Kimi iltifatkar kelimelerle.

      Korkak, bir öpücükle öldürür,

      Cesur olansa kılıcının darbesiyle. / Oscar Wilde, Reading Zindanı Baladı

Kayıp Ruhlar Sehri – Cassandra Clare / Inceleme


a8b5f519-677b-44f9-a49d-720ff27e8fd6

Kitabın Adı : Kayıp Ruhlar Şehri
Orijinal Adı : City of Lost Souls
Serinin Adı : Ölümcül Oyuncaklar Serisi
Seri Sırası : 5
Yazarın Adı : Cassandra Clare
Çevirmen : Uğur Mehter
Yayınevi : Artemis
Basım : 2013
Sayfa Sayısı : 636
Tür : Genç Yetişkin / Paranormal

Uzun bekleyişlerin ardından kavuştuğumuz serinin 5. kitabı yine aldı beni diyar diyar dolaştırdı, zirvelere çıkardı, bulutların üzerinden uçurdu ve yavaşça yere indirerek Ölümcül Oyuncaklar Cennet’imden uyandırdı. Tabi bu biraz sarsıcı oldu, kendime gelmem uzun sürdü ama yine de cennetimden çıktığımdan beri yüzümde oluşan o aptal sırıtma hala geçmedi. Sanırım son kitabı okuyana kadar da geçmeyecek. (:

Kitap yorumuma gelecek olursak eğer bu kitapta yan karakterin düşüncelerine daha çok önem veriyor ve bu sayede onların duygu ve düşüncelerini daha iyi anlamamız sağlanıyor. Simon ve Isabella arasında ki belirsiz olan ilişki, Maia ve Jordan arasında ki ilişkinin önceki hallerine ara verildikten sonra tam gaz devam etmesi, Alec ve Magnus arasında ki ilişkilerin sarsıntı da olması ve kırılma noktasına gelmesi, Clary-Jace-Sebastian üçlüsünün maceraları. O kadar dolu dolu bir kitap ki, son 100 sayfa da anlatılan savaş 600 sayfalık kitabın içinde kayboluyor.

Bu kitapta Simon’un kendine olan güvenin daha çok arttığının, vampir olmasını daha çok benimsediğini görüyoruz ve bunu da esprileri ile dile getiriyor ve bu yaptıkları esprileri ile  de Isabella’nın yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmasını sağlıyor ve aşık olmasını bir adım daha ileriye taşıyor. Ve tabii ki Jace başka bir gezegene ulaşsa da onunla uğraşmaktan vazgeçmiyor.

“Basia coquum” dedi Simon. “ Ya da sloganları her neyse işte.”

“Descensus Averno facilis est.” diye düzeltti onu Alec. “Cehenneme düşmek kolaydır. Sen az önce ‘Aşçıyı öp’ dedin”

“Lanet olsun” dedi Simon. “Jace’in benimle dalga geçtiğini bilmeliydim.”

Maia ve Jordan arasında ki ilişkinin arasında ki ilişkinin tekrar eskisi gibi olmasını sağlayan da çevrelerinde yaşanan olaylar sayesindedir. Jordan’ın Maia’ya kör kütük aşık olması ama onu görmezden gelmesi bir yere kadar devam etti.

“Eh” dedi Maia. “Arkadaşlarınla böyle öpüşmezsin, değil mi?”

“Doğru. Simon’a söylemem lazım. Cidden hayal kırıklığına uğrayacak.”

“Jordan” Maia hafifçe onun omzunu yumrukladı ama ikisinin de yüzünde aptalca bir sırıtış yayılmıştı.

Magnus ile Alec arasında ki ilişki ise yavaş yavaş sallantılara uğrayarak –özellikle Alec’in ihanetinin, aslında Alec’e göre gelecekte işe yarayacak bir planın Magnus tarafından öğrenilmesi- ve bunun etkileri sonuçta ilişkilerinin kırılmalara uğrayarak, her ikisinin de kalplerinin kırılmasını görüyoruz,her ne kadar Alec’in planını düşünürken Magnus’un Alec’e karşı düşüncelerinin deriliğinin artmasına karşın…

“Karanlığın kendisi kadar karanlık bir ülke ve ışığın karardığı bir düzende ölümün gölgesi. Alec olmasaydı buradan giderdim.”

Jace-Clary-Sebastian üçlüsü arasında ki olaylar, maceralar dur durak bilmeden devam etti kitapta. 4. kitabı okuyan herkes kitabın sonunu bilir ki, ortalık iyice karışmış ve Sebastian ile Jace ortadan kaybolmuştur. Bu kitapta neden beraber kaybolduklarını öğreniyoruz. Lillith’in birbirlerine bağlayan ölümcül bağı sayesinde biri nereye giderse diğeri oraya gidiyor, birisi yaralanırsa diğeri de yaralanıyor ve birisi ölürse diğeri de ölüyor. İşte bu işleri daha da sarpa sarıyor ve işin kötü tarafı onlar artık herkesin yaşadığı bir dünya da değil paralel bir evren de bir ev de yaşıyorlar ve bu ev tek bir kapı çizimi ile istedikleri ülkeye gitmelerini sağlıyor ve bunu çoğunlukla Sebastian’ın nerede işi varsa oraya gitmeleri ile devam ediyor. Sebebi ise bu bağ yüzünden aralarında oluşan hakim-itaatkar durumunun oluşmasıdır. Hakim Sebastian, itaatkar  Jace’tir. Ama zaman zaman aralarında ki bağ zayıflayıp Jace’i kendine getirterek, Sebastiana’a çıkmasını sağlamaktadır.

Sebastian tembel tembel ona baktı. “Ne?”

“Geçmiş yabancı bir ülke. Orada işler başka türlü yürüyor.” dedi Jace. “Doğrusu bu.”

Ve bu bağ sayesinde öyle kötü anlar oluyordu ki, bağın kopması için elinizden geleni yapmak istiyorsunuz. Jace’in Clary’e beslediği aşkın etkilerini Sebastian’ın da hissetmesi ve Clary’i iğrenç durumlara düşürmesi ama kuvvetli kızımızın bu durumların hepsinden kurtulması ve onunla savaşmasını bol bol okuyoruz.

Tabii ki bunların dışın da zaman zaman ağabey-kardeş aralarında ki ilişkilerin gerçekleştiğini de görüyoruz.

“İstersen bir tane daha kruvasan getirebilirler.” dedi Sebastian sandalyesine yaslanarak.

Ve zaman zaman ise bu kardeşlik bağı öyle bir kopuyordu ki düşman olsalar bu kadar canlarını acıtamaz. Bu düşmanlığın başını ise Sebastian’ın annelerini annesi olarak görmemesi ve başına gelen her şeyin onun yüzünden olması düşüncesini benimsemesi. Ve bu yüzden Lillith’i gerçek annesi olarak görmesidir. Ama yeri geliyor ki Sebastian Clary ile gerçekten kardeş olduklarını ailesinin özellikleri ile ispatlıyor.

 “Belli ki sen babamızdan çok annene benziyorsundur. Ama ne fark eder? Kemiklerin de gaddarlık, yüreğinde buz var, Clarissa. Bana aksini iddia etme sakın.”

Bu takım düşüncelerle, maceralarla devam eden kitap en son vuruşunu son 100 sayfa da yaparak, büyük savaş sahnesini okuyarak okuyucu zirveye taşıyor. Ha öldü, ha o ölecek, ha ben öldüm/öleceğim diyerek kitabın sonuna geliyorsunuz ve tadı damağınızda kalıyor.

Son olarak, Cassandra Clare’in o eşsiz dünyasında yine ve yeniden kayboluyor ve kitabı oluşturan zekasına hayran kalıyoruz. Serinin diğer kitaplarını okuduysanız hiç bekelmeyin hemen alın ve okuyun ama hiçbir kitabı okumadıysanız hemen şimdi koşun bir kitapçıya ve Ölümcül Oyuncaklar Cennetinde kaybolun (:

5

 

damy (1)

Çiftlik – Emily McKay / İnceleme


ÇİFTLİK – EMILY MCKAY

Kitap hakkında söylemem gereken ilk şey kapağına bakarak gerilim,korku veya polisiye olduğunu sakın düşünmeyin. Kapağı sayesinde kitap beni baya şaşırttı çünkü kitap kapağını hiç yansıtmayarak, bu zaman kadar hiç görmediğimiz bir ütopya ile kurulmuş bir vampir kitabı.

Kitapta iki tür vampir var. Bir geçmişten günümüze gelen vampir klanı bir de genetiği değiştirilmiş vampirler ve bu vampir türünün ismi de ‘Tik’tir. Daha doğrusu toplumun onlara koyduğu isim bu. Ve bu Tikler normal olan hiçbir şey  benzemiyor. Bu türü kitaptan küçük bir alıntı yaparak sizlerle tanıştırıyorum.

Yaşlarının böyle ortak görünmesine rağmen, diğer yönlerden bir hayli çeşitlilik gösteriyorlardı. Bir zamanlar ki insan bedenlerinden pek eser kalmamıştı. Sanki, usta bir sanatçı çamurdan normal bir insan kalıbı çıkarmış, ama haşarı bir çocuk gelip, rastgele darbelerle bozmuştu kalıbı. Gövdeleri çok hantal ve iriydi. Kolları uzundu. Ama en çok suratları içimi çalkalıyordu. Karman çorman uzamış kılların altından gözleri ateş saçar bir canlılıkla bakıyordu. Büyük bir çeneleri ve aslan dişi gibi kocaman, öne fırlamış dişleri vardı.

Kitabın konusuna gelecek olursak Lily ve Mel adında ikiz kız kardeşlerimiz vardır. İkizlerden Mel otistiktir ve klasik müzikte bir dehadır ama bunu dışarıya mırıltıları ile göstermektedir ve bu mırıldanmalarını da sadece ikizi Lily anlamaktadır ama Mel’e göre o da ne anlatmak istediğini anlamamaktadır. Çoğu olayı –Çiftlikten kaçmaları da buna dahil- Lily, Mel’e müzik yoluyla anlatmaktadır. Bu kitapta en çok hoşuma giden yerlerden birisi de bu olmuştu zaten. Otistik bir çocuğun yaşamının zorlukları, iletişimi sağlamak için nasıl bir yol seçtiğini ve diğerleri onu gerizekalı zannederken aslında o hepsinden daha zeki olduğunu anlıyoruz. Bir nevi bu kitapta bilim adamlarının otistik insanlar hakkında ki tezini anlatarak, bizi bilgilendiriyor.

Konuya dönecek olursak kız kardeşlerimiz diğer gençlerle beraber, 6 ay önce dünyayı alt üst etmiş Tikler felaketi ile Çiftlik’e taşınmış ve orada yaşamaya başlamışlardır. Burada bir takım sorumlulukları vardır. Örneğin; belirli aralıklarla kan vermeleri, günde 4 kez yemeğe çıkmaları veya 18 yaşına gelince hamile kalma zorunluluğu gibi. Çiftlikte üç tür kademe vardır. Çoğunluğun yer aldığı – Lily ve Mel’in de yer aldığı grup- Yeşiller ve gardiyan grup diyebileceğimiz İşbirlikçiler ve hamile kalan grup Besiciler.  Bir de müdür yerine geçen Dekan var ve du kişi en zor görevi üstlenmektedir. Sorumlu olduğu Çiftlik’i vampirlerden ve en önemlisi Tiklerden korumak zorundadır ve bu yüzden ok katı kurallar vardır. Mesela sorun çıkartan bir Yeşiller’in kazığa geçirilerek, Çiftlik’in çevresini saran elektrik tellerine asılır. Aslında bunun önemli bir sebebi vardır ve bunu kitabı okudukça zamanla öğreniyoruz.

6 aydan sonra artık kaçmaya planlayan Lily, tedarikçi Joe’nun yardımıyla kamp eşyalarını toplamıştır tabi bu arada ne yapacağını en yakın arkadaşı Joe’nun öğrenmesi ile. Gerçi Joe onu ve kardeşini sonuna kadar desteklemiştir ve kazıkların en büyüğünü atmıştır.

Lily her şey tamam derken nereden geldiğini bilmediği eski aşkı Carter’ı karşısında bulur. Çiftlikte ilk çarpışmalarından sonra olaylar ip söküğü gibi devam eder. Birbirleri ile ölümüne kavga etmeleri, birlikte Çiftlikten kaçmaları ama onun sayesinde vampir Sebestian ile tanışması, Mel’in kaçırılışı, ölümlerine beraber bir adım daha yaklaşmaları, Tikler ile ölümüne düello, Dekan’ın adiliği ve bambaşka bir yüzü ile tanışmaları ve ve ve aşk itirafları ile devam eden soluksuz olaylar dizisi.

Kitap genel çerçeve de kötünün iyisiydi ta ki son 100 sayfaya kadar. Eğer o da olmasaydı gerçekten bu kitaba kötü derdim çünkü yazar konuya hakim olamamış ve genel çerçevede istediklerini anlatamamış. Siz yazarın anlatmak istediğini kelimelerde saklı sırlarla çözüyorsunuz tabi hiç zevk almayarak. Sıra sıra bir konu bazen uzun uzun anlatılırken sıra sıra da konu hemen anlatılıp bitiriliyor hatta bir makas ile kesilip atılıyor. Ama bunların dışında kitabın dili ve yazarın kurduğu ütopya çok güzel. Ve sanırım kitap tek bir kitapla kalacağını zannetmiyorum çünkü en can alıcı yerinde kaldı ve okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaklar (: Ki kitabın devamı gelirse sırf merakımdan gidip alırım.

541461_10151433581812360_1092084213_n

Kitapta altını çizdiğim sözler ise şunlar :

  • Doğru olanı yapmak için süper güçlere ihtiyacın yoktur. Başarmak için ihtiyacın olan tek şey, isteğin ve azmindir.
  • Gün boyunca bitmemiş heyecanın, uykusuz gecelerin yorgunluğu. Sorumluluk. Yuk. Yine korku. Sırf bu dünya üzerinde var olmanın pahalı bedelleri.  Ama birden,artık ne yorgun ne de korkuluydum. Sadece hiddetliydim ve intikam istiyordum.
  • Hani yağmur diner, güneş açıp son damlaları kurutur, böyle son pürüzlerde aşılmış gibi olur ya, öyle kurtulalım istiyordum…

Bazı Kızlar Isırır – Chloe Neill / İnceleme


BAZI KIZLAR ISIRIR

CHLOE NEILL

2 yıl aradan sonra tekrar vampir kitabı okumak ve konusunu yüzeysel olarak bilip korka korka elime almam ama hiç düşündüğüm gibi çıkmayıp, korkmama gerek olmadığını, klasik vampir serisi olmadığını kitap bittikten sonra yüzümde oluşan gülümse ile anladım. Kitap, diğer vampir kitaplarından o kadar farklı ki saymakla bitiremem. Sanırım bu yüzden bu kitaba hatta bu seriye bağlandım ve devamını okumak için can atıyorum.

Kitabın farklılıklarını ve benim çok hoşuma giden farklılıklarını konusunu anlatırken içine sıkıştıracağım ve sanırım bu yüzden uzunnn bir yorum olacak ve tabi ki bol spoiler içerek (:

Bir akşam kitabımızın ana kahramanı, New York Üniversitesinde Edebiyat bölümünde yüksek lisans öğrencisi olan Merit’in kampus de dolaşırken bir serseri vampir tarafından ısırılıp ama tam ısıramadan kaçan vampirin ardında kalan, neredeyse ölmek üzere olan Merit’i, Cadogan Evi’nin hükümdarı olan Ethan Sullivan tarafından tam bir vampire dönüştürülmesi ile olaylar başlıyor.

Chicago da bulunan üç evden ( Navarre, Cadogan, Grey ) Cagodan Evi’nin hükümdarı tarafından vampire dönüştürüldüğü için Cadogan Evi’nin bir sakini olmak zorunda veya bir serseri vampir olarak toplumdan dışlanmış, diğer türleri arasında hor görülen bir topluluk olan serseri vampirlere katılmayı kabul etmek zorundadır. Merit için her iki seçenekte birbirinden kötüdür. Çünkü o kendi isteği ile vampir olmamış, zorla dönüştürülmüştür ve bunu Ethan’a karşı her dakika dile getirmekte ve onu çileden çıkartmaktadır (:

Ve bu tip davranışlar kızımızın ne ilk ne de sondur. Kızımız azıcık asi, azıcık başına buyruktur ve bunun en büyük sebeplerinden birisi de nüfuz sahibi, her gün zenginliğine zenginlik katmak için deliren sevgili ailesinden özellikle babasından dolayıdır.

Kızımızın vampirliği kabul etmemesinin, karşı çıkmasının bir diğer nedeni ise Chicago evlerinden birisi olan Navarre’nin hükümdarı olan Celina tarafından topluma kendilerinin ifşa etmesidir. Toplum onları artık biliyordur ve bunun getirileri olan herkesin onlar gibi olabilmek için yaptıkları çılgın hareketlerdir. Normalde evlere isteyerek girerken, Merit zorla vampir olmuştur. Gerçi onun vampir olması da bir seri cinayetin kilit noktası olmasıdır. Ve bence bu kilit nokta benim kitapta en çok hoşuma giden, kitabı diğerlerinden farklı kılmasını sağlayan bir özelliktir.

Kitapta en çok sevdiğim bir diğer nokta ise gençlerimizin en gencinin 28 yaşında olmasıdır ve artık bir kitapta ergenlik sivilcesi çekmek zorunda olmamam ve okumamam. Gençlerin vampir olması, olmak istemesi veya onlar arasında dönmesi beni o kadar sıktı ki bu kitabı okumak vampir kitaplarına olan düşüncemi değiştirdi.

Kitabımızın konusuna dönecek olursak kitabımız kızımızın vampire dönüşürken hiçbir hatırlamaması ve bunun normal olmaması –ki bana göre bu sır diğer kitaplarda çıkacak gibi-  eve elinde Kuzey Amerika Evleri Kanunları kitabı daha doğrusu ansiklopedisi ile geri dönmesi ve ev arkadaşı çılgın, mavi saçlı Mallory tarafından normal bir şekilde karşılanması çünkü Mal’in aslında vampirlere karşı olan aşkı yüzünü her zaman su üstünde tutması ve her zaman onlar hakkında araştırma yapmasıdır. Gerçi onun da pek normal olduğu söylenemez ama neyse (: Okuyun ve öğrenin derim, sır…

Bundan sonra kitabımız da Merit’in, hükümdarına karşı gelmesi ama ona yenik düşmesi ve Cadogan Evi’ne taşınmaya kadar şah mat olması, bu dünyada sadece insanların ve vampirlerin olmadığını öğrenmesi ki bunun da aslında burnunun dibinde ve en sevdiği kişinin yanında olmaları, hayatında sadece bale yapmasına karşı birden kılıç kullanmaya ve dövüş sanatlarını öğrenmesi, hükümdarının ve Cadogan Evi’nin uzun yıllardır sahip olmadığı Koruyucu olması ve diğer vampirlerin gözünde önemli tahta oturması, diğer evlerin vampirleri ile tanışması ve birisi ile yakınlaşması – acaba kim acaba kim (: – , hükümdarının değişik bir teklifi, büyükbabasının asıl mesleğinin ne olduğu ile bitmek bilmeyen ve yeter artık bu kadar değişik olay derken en son noktayı kitabın sonunda hiç beklemeyeceğiz birinin sürpriz yapması ile olaylar zincirine son noktayı koyuyor.

Ki koyuyor mu acaba? Bence koymuyor çünkü eminim ki bu kitapta olan olaylar ikinci ve serinin diğer kitaplarında devam edecek.

Bu türü seviyor ve farklı bir vampir serisi okumak istiyorsanız hiç durmayın ve gidin alın. Emin olun suratınızda büyük bir gülümseme ve bazen kahkahalar eşliğinde okuyacaksınız bu kitabı. İlk başta da söylediğim gibi bu kitabı çok beğendim ben. Yazarın o akıcı dili, gençlerimizin ince esprileri, hükümdarımızın yakışıklılığı ve bir Rus’a benzemesi <3, vampirlerin farklı türlerin kitapta yer almasından dolayı 5 puan üzerinden 5 veriyorum.

385472_10151433582022360_1769049046_n

Ve kapanışı kitabımızın ilk sayfalarında yer alan bir bölüm ile yapıyorum. Belki bu kitabı almanız için güzel bir etken olur (:


DİNMEYEN BİR SUSUZLUK

Vücudumu hızla saran ateş yüzünden neredeyse nefesim kesiliyordu, ayakta kalabilmek için ikili koltuğun sırtına tutunmak zorunda kaldım. Midem kasıldı, hissettiğim ağrı karnımda dalgalar hâlinde hareket ediyordu. Başım döndü ve dilimi köpek dişime değdirdiğimde dişimin uzayıp sivri bir hâl aldığını hissettim.

İçgüdüsel olarak yutkundum. Kana ihtiyacım vardı. Şimdi.

“Ethan.” Bunu söyleyen Luc’tu ve arka tarafımda bir hışırtı duydum.

Bir el kolumu sımsıkı tuttu ve başımı kaldırıp bakınca Ethan’ın hemen yanımda, yeşil gözleri kocaman açılmış hâlde dikildiğini gördüm. “İlk Açlık…” diye açıkladı.

Ama kelimeler bana hiçbir anlam ifade etmiyordu.

Başımı eğip kolumdaki uzun parmaklarına bakınca ateşin tekrar hücuma geçtiğini hissettim. Bu ateşle ayak parmaklarımı kıvırdım, bu sıcaklıktan zevk alıyordum.

Bunun bir anlamı vardı. Bu hislerin, bu ihtiyacın, bu susuzluğun… Başımı kaldırıp Ethan’a baktım, bakışlarım üst düğmeleri iliklenmemiş gömleğinin açıkta bıraktığı tenine, sonra boynuna, güçlü çenesine ve dudaklarının şehvetli kıvrımlarına kaydı.

Kan istiyordum ve bu kanı ondan almak istiyordum.